ISSN: 0041-4255
e-ISSN: 2791-6472

Ömer Turan

Anahtar Kelimeler: Bulgaristan, Türkler, 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı, Berlin Antlaşması, Osmanlı, Anadolu

1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'nın sonunda imzalanan Berlin Antlaşması ile Osmanlı Sultanına bağlı, Bulgaristan Prensliği ve Doğu Rumeli Vilayeti kuruldu. Prenslik yaklaşık olarak bugünkü Bulgaristan coğrafyasının Tuna nehri ile Balkan Dağları arasındaki kısmını. Vilayet ise Balkan Dağları'nın güneyinde kalan yerleri kapsıyordu[1]. Bulgaristan Türkleri için yeni bir dönem başlamıştı. Yüzyıllardır sahibi ve hakimi olarak üzerinde yaşadıkları topraklarda artık bir azınlık olarak varlıklarım sürdürmek durumundaydılar. Bu yeni statülerine hiç mi hiç hazırlıklı değillerdi. 1877-78 Harbi'nde öldürülenler ve canlarını kurtarmak için Anadolu'ya göçmek zorunda kalanlardan[2] dolayı nüfûsları yarı yarıya azalmıştı, idareciler, askerler, varlıklı kesim, aydınlar ve seçkin din adamları bu topraklardan kaçmak zorunda bırakılırken geriye fakir, cahil, hakkını aramasını bilmeyen, kendi tabirleri ile "başsız bir gövde" kalmıştı.

1878 yılında Berlin Antlaşmasıyla kurulmasından 1908 yılında bağımsızlığını elde etmesine kadar geçen 30 yıllık Bulgaristan Prensliği döneminde Türkler ve Müslümanlar, dini, siyasi, iktisadi ve kültürel bakımdan baskılar ve haksızlıklara maruz bırakılarak Bulgaristan'ı terketmeye zorlandılar. Böylece 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı esnasında gerçekleştirilmek istenen fakat tamamlanamayan Türkler ve Müslümanlardan arınmış bir Bulgaristan yaratma çalışmalarını sürdürdüler. Bu şartlarda Bulgaristan'da şeref ve namusuyla varlığını sürdürmekten umudunu kesen Türklerin Anadolu'ya göçleri devam etmiştir[3]. Resmî istatistiklere göre 1880 yılında Bulgaristan Prensliği'nde ve 1884 yılında Doğu Rumeli Vilayeti'nde yapılan sayımlarda -ki Harbten sonraki ilk sayımlardır, Doğu Rumeli Vilayeti 1885 yılında Bulgaristan Prensliği ile birleşmiştir -toplam 802.597 Müslüman tespit edilmiş iken, 1908 yılında Bulgaristan'ın bağımsızlığını kazanmasından sonra yapılan 1910 sayımında bu rakam 602.085'e düşmüştür. Bulgaristan resmî rakamlarına göre 1880/84 yıllarında Müslümanların nüfusu toplam nüfusun % 26.91'ini teşkil ederken, 1910 yılında bu nisbet % 13.18’dir. Ana batlarıyla ortaya koymaya çalıştığımız bu şartlarda, Bulgaristan Türklerinin Bulgaristan’ın iç politik hayatında ciddi bir varlık göstermelerinin beklenemeyeceği tabii olarak ortaya çıkar[4].

Bulgaristan'da Prensliğin kurulmasını müteakip, Berlin Antlaşması'nın bir gereği olarak, Anayasa'yı hazırlamak üzere Tırnova'da Şubat 1879'da teşkil edilecek 230 veya 231 üyeli Kurucu Meclis'in 89 üyesi için yapılan seçimlerde, çeşitli engellemelerle sadece bir tane Türk seçilebilmişti. Kurucu Meclis'teki diğer 12 Türk üyeden Vidin müftüsü din adamı olduğu için tabii olarak, 11 tanesi ise Türk adayların seçilmelerinin engellenmesi ve seçilenlerin de çeşitli bahanelerle reddedilmesi üzerine Türklerin de temsilini sağlamak maksadıyla Rus Genel Valisi Dondukov tarafından atanarak sözkonusu Meclis'e gelebilmişlerdi. Bu çerçevede Tırnova'daki Kurucu Meclis'te Türk üyelerin kayda değer bir varlıklarından söz edemiyoruz[5].

Bulgaristan'ın kuruluş yıllarında Anayasal rejimin yerleşmesi konusundaki çalışmaları ile tanınan Black'a göre, Prensliği'nin ilk yıllarında Müslümanların oyları Sofya'daki Osmanlı İmparatorluğu'nun komiseri Nihat Paşa'nın kontrolünde idi[6]. Ayrıca Müslümanlar, bulundukları bölgelerdeki inandıkları muteber kişilerin tercihleri istikametinde oylarını kullanıyorlardı. Meselâ, 1900 yılında Şumnu'dan İçişleri Bakanı Petrov'a yazılan bir mektup, burada yaşayan 80.000 Türkün Esat Efendi ve Kesimzâde isimli iki ileri gelen kişinin sözünü emir telakki ettiklerini ve bu iki kişinin sayesinde partilerinin Şumnu'dan 9 milletvekilini Sobranya'ya göndermeyi garantilediklerini bildiriyordu[7].

Prensliğin ikinci döneminde Bulgaristan Türklerinin ileri gelenlerinin Sofya'daki Komiserlik yanlısı (Abdülhamid'çi)-Jön Türkler yani s gibi farklı siyasi kamplara bölünmeleri ve aralarındaki şabsi menfaat çekişmeleri gibi sebepler yüzünden Sofya'daki Komiserliğin eskisi kadar tesiri kalmazken zaman zaman Müslümanların oyları değişik partilere de dağılmıştır. Nitekim 1908 yılında yapılan seçimlerde Bulgaristan Parlamentosu'na giren on Türk milletvekilinin yedi tanesi Stanbulovist (Demokrat), bir tanesi Radostlovist, bir tanesi Çiftçi Partisi'nden ve bir tanesi de bağımsızdı[8]. Oylardaki bu dağılma tabii olarak Müslümanların çıkarabilecekleri milletvekilinden daha az sayıda milletvekili seçebilmeleri ile neticelenmiştir[9].

Prenslik döneminde Bulgaristan Müslümanları umumiyetle hükümetlerle iyi münasebetler kurmak istemişler, bu itibarla iktidarda olan parti lehine oylarım kullanmışlardır[10] . Dönemin önemli gazetelerinden Balkan'da çıkan bir yazı Bulgaristan Türklerinin politik tercihleri konusundaki tipik tavırlarını yansıtır: "Biz Müslümanız. Daima hükümetten yanayız. Yani Müslümanların hak ve hürriyetini koruyan her, hükümetin tebaasıyız[11]. Bu meyanda aşırı milliyetçi veya Rus yanlışı olmayan, Osmanlı imparatorluğu ile iyi ilişkiler içerisinde olmak isteyen ve Bulgaristan Türklerine de diğer partilere nazaran daha ılımlı yaklaşan Stambulovist (Demokratik) Parti'yi desteklemişlerdir[12].

Sobranya adı verilen Bulgaristan Prensliği Parlamentosu'nun ilk onbeş yılındaki Türk milletvekillerinin sayısı hakkında çok net rakamlar veremiyoruz. Doç. Dr. İbrahim Yalımov'un Meclis tutanaklarındaki yoklama listeleri üzerinde yaptığı incelemeye göre, 188O'de yapılan seçimlerde Türklerden 15, I882’de 13, I884'te 22, I887'de 25. 189O'da 15, I893'te 9, I894'te ise 8 veya 9 milletvekili seçilmiştir. Ancak bu rakamlar çok kesin değildir. Bulgar veya başka bir milletten olduğu halde soyadı Türk soyadına benzediği İçin bu listede Türk sayılmış milletvekilleri veya tam tersi olabilir, s. Baklacı ise, 1880 yılında teşkil edilen II. dönem Meclis'te 20 Türk milletvekilinin bulunduğunu iddia etmektedir[13].

Halbuki Sofya'daki Osmanlı imparatorluğu Komiserliğinin 1896yılında İstanbul'a göndermiş olduğu bir raporda, bir yıla kadar Sobranya adı verilen Bulgaristan Milli Meclisi'ne her genel seçimde ancak 5-6 Türk milletvekilinin engelleri aşarak seçilebildiği belirtilmektedir[14]. Aynı belgede, Sofya'daki Osmanlı imparatorluğu komiseri Niyazi Bey'in gayretleri ile 1896 Martı'nda yapılan dokuzuncu dönem Sobranya seçimlerinde ilk defa olarak 13 tane Türk milletvekili seçildiği ifade edilmektedir[15]. Nitekim dönemin Bulgaristan'da çıkan Türk gazetesi Emniyet'in haberine göre, Türklerin önceki yılların aksine bu kadar çok sayıda milletvekili çıkarabilmelerini bazı Bulgar gazeteleri çok yadırgamışlar ve "Sobranya'nın geleneksel açılış nutkunu Prens meşhur Bulgar siyasîlerine değil de Müslüman milletvekillerine karşı yapsın" şeklinde tenkid etmişlerdir[16]. Bu belgelerdeki ifadeler Yalimov ve Baklacı'nın verdikleri rakamları desteklememektedir. Herhalde mezkur zabıtların büyük bir dikkatle yeniden incelenmesi gerekmektedir. Bulgaristan resmi Parlamento istatistiklerine göre, 1899 Mayısı'nda yapılan seçimlerde 9, 1901 Şubat'ında 9, 19O2'de 12, 19O3'te 12, 19O8'de ise 10 Türk milletvekili seçilebilmiştir[17].

Çok büyük zorluklarla seçilen Müslüman milletvekillerinin önemli bir kısmının Müslümanların meselelerini Parlamentoya getirip orada savunabilecek kadar yol yordam ve Bulgarca bilmemeleri, dil noksanlığı sebebiyle oturumları dahi takip edememeleri büyük bir eksiklikti[18], ittifak gazetesinin "Biz resmi lisanı (Bulgarca) bilmeyen, orada (Sobranya) bir İş beceremeyecek İslâm mebuslar yerine İslamların mekteplerine iaire ve hal ü ahvallerini mümkün mertebe söyleyebilecek Bulgarların seçimi daha iyi olur.[19]yorumu çok dikkati çekicidir. Prenslik döneminde seçilen Türk milletvekillerinin tamamına yakını, diğer liberal ve Bulgar milliyetçisi partilere nazaran, İstanbul ile iyi ilişkiler içerisinde olmak yanlışı ve mevcut partiler içerisinde kendilerine en yakın buldukları mutedil Stambulovist Parti'yi desteklemişlerdir[20].

1900'lü yılların başlarından itibaren Bulgaristan Türkleri'nin İslâm okul- larında müfredat programlarının birleştirilmesi, öğretmenlerin birliğinin temini, muhtaçlara yardim, Müslümanlar arasında kardeşlik duygularını güçlendirerek birliklerini sağlama ve bir siyasi birlik teşkili gayesiyle cemiyetler kurma ve partileşme İmkânları aradıklarım görüyoruz. Bu çalışmalarda 1899-1904 yılları arasında Bulgaristan Komiseri olarak Sofya'da bulunan aktif ve çalışkan bir mizaca sahip Ali Ferruh Bey'in harekete geçirici olmak manasında katkıları oldu. Evvela eğitim birliğinin sağlanması İçin 1900 yılında "Terakki-i Maarifi İslamiye" adında cemiyetler kurulmaya başlandı[21] .

Bu meyanda ilk defa Müslüman milletvekillerinin bir grup halinde birlikte hareket etme teşebbüsüne geçtiklerini görüyoruz. 1901 Martı'nda Sofya'daki Osmanlı Komiserliğinde toplanan Türk milletvekilleri, Müslümanların haklarını korumak için çalışacaklarına ve bunun için takib edilecek yolun mevcut partiler içerisinde ehven-i şer olan Stambulovist güçlerle birlikte hareket etmek olduğuna dair hazırladıkları bir belgeyi imzalayarak Osmanlı Komiser'ine sunmuşlardır[22]. Her halde alman bu kararın bir uzantısı olarak, bütün Türk milletvekillerini bünyesine alamasa da, 1902 yılında Sobranya'da diğer partilerden bağımsız dört kişilik bir Türk grubunun varlığına şahid oluyoruz[23]. Bu grubun müessir ve uzun ömürlü olduklarına dair hiç bir İşaret yoktur. Bu başarısızlıkta herhalde grubun Türk milletvekillerinin tamamım kapsamamasının önemli bir rolü vardır. Nitekim ertesi yıl yapılan seçimlerde kazanan 12 milletvekilinin tamamının Stambulovist Parti'den olduklarını görüyoruz.

Karavelof'un Başbakanlığını yaptığı Demokratlar ve Liberallerin koalisyon hükümeti, Bulgaristan seçimlerinde her şeye rağmen önemli olan Türklerin rolünü azaltmak istiyorlardı. Doğrudan doğruya Türkleri bu Anayasal haktan mahrum etmenin kendilerini çok zor bir duruma sokacağını, netice alamayacaklarını anlayarak bu sefer Türk (Müslüman) Çingenelerin oy hakkını ellerinden aldılar. Müslüman milletvekilleri Ekim 19O3'te müftüler ve İslâm okulları ile ilgili şikayetlerini Bulgaristan Parlamentosu başkanına sunarlarken, Berlin Antlaşması'nın 5. maddesine aykırı olan bu durumun da düzeltilmesini istediler[24]. Bir netice alınamadı. Bunun üzerine Dr. Marko Markof ile gazeteci Mustafa Ragip "Türklerin bu seçim hakkından mâhrum olmaması için" bir kampanya başlattılar [25].

31 Aralık 1905 tarihinde bu iki şahsın öncülüğü ile Müslüman Çingenelerin oy haklarının geri verilmesi İçin Sofya'da Müslüman olan ve olmayan Çingenelerin delegelerinin iştirak ettiği bir kongre yapıldı[26]. Kongre adına Sobranya başkanlığına müracaat edildi. Yine bir netice almamaması üzerine yukarıda adı geçen şâhısların da iştirakiyle teşekkül ettirilen bir heyet Filibe. Haskoy, Varna, Ruscuk, Razgrad, Pazarcık gibi Müslüman Çingenelerin yoğun olarak bulundukları yerlerde toplantılar yaparak haklarını aradılar[27].

Temo’nun ifadesine göre "Türk Çingeneleri o vakitler, Razgrad, Pazarcık gibi şehir ve kasabalarda oldukça okumuş ve ticareti elde etmiş, toplu bir halde bulunuyorlardı[28]. Mustafa Ragib. Pazarcık'ta düzenlenen mitingde çok alkış olduğu şu konuşmayı yapar: "Ey Çingene milletdaşlar ve sevgili kardeşler! Ben, eski Çingeneler Kral, hanedanına mensubum ve sizin prensinizim. Avrupa'da tahsilde bulundum, dünyâyı dolaştım. Sizin Bulgaristan'da uğradığınız haksızlığı ve Bulgar Hükümeti'nin sizi insan yerine koymadığını İşitip geldim. Sizin bu meşru hakkınızı iade ettirmeye çalışacağım. Biz yerli Balkan Çingeneleri bir kaç lisan biliriz, biz Garbın İngilizleri gibiyiz. Bugün sizden bu meşru hak alınırsa, Çingene olmayan Türklere de sıra gelecek ve bütün Bulgaristan'da bulunan Türkler bu haktan mahrum edilecek. Bu haksızlığı protesto etmek üzere dolaşıyoruz. Bu protestonameyi bütün Türkler imza etmeli ve sizi himaye eden bu gospodine (Markof) vermelisiniz. Yasasın dünya üzerindeki Çingeneler, yasasın doğruluk." Bu gösterilerden korkan Bulgar hükümeti, Mustafa Ragıb'ın çıkarmakta olduğu Efkâr-1 Umumiyye gazetesini kapatır ve O'nu çok kötü bir şekilde sınır dışı eder[29]. Başlatılan hareket bu şekilde maksadına ulaşamadan bastırılır.

1905'İ takib eden yıllarda Müslümanların haklarını koruyabilmek ve alabilmek için sosyal/siyasal maksatlı cemiyet ve parti arayışları sürmüştür. Bu cümleden olarak. Tuna gazetesinin bas yazıdan verdiği habere göre. Mart 19O6'da Ruscuk Türk gençleri bir Cemiyyet-i Hayriyye-i İslamiyye kurdular. Rusçuk'taki fakir Müslüman talebelere ve şehrin muhtaçlarına yardım maksadıyla daha sonra cemiyetin tüzüğünde değişiklikler yaparak hizmetlerini geliştirdiler[30]. 1906 Aralık'ında Cemiyet yararına bir tiyatro eseri sahneye kondu[31]. Rusçuk'tan ve Filibe'den kurban derileri toplandı. Bu şekilde sağlanan parayla fakir çocuklar giydirildi[32].

1906 baharından itibaren Bulgaristan'daki Müslüman öğretmenlerin birliğini ve Müslüman okullarının programlarını birleştirip geliştirmeyi temin maksadıyla bir "Muallimin-İ İslâmiyye" Kongresi'nin toplanması girişimlerine şahid oluyoruz[33]. Bir kaç aylık bir hazırlık devresinden sonra söz konusu kongre, ilk seferinde Bulgaristan'daki bütün Müslüman öğretmenleri bir araya getiremediyse de, Varna'dan Vidin'e kadar Kuzey Bulgaristan'daki 14 yerden 26 öğretmenin iştirakiyle Tahir Lütfı Efendi'nin başkanlığında Şumnu'da 31 Temmuz - 4 Ağustos 1906 tarihleri arasında toplandı. Kongre’de ilkokullarda rastgele olan eğitim programlarının birleştirilmesi, Rüştiyelerde gerekli reformların yapılması ve onların da eğitim programlarının mümkün olduğunca birleştirilmesi, gerekli ders kitaplarının hazırlatılması, köy öğretmenlerinin yaz kurslarında yetiştirilmesi tartışıldı. Yeni ders yılının kitapları seçildi. Kongre’de Muallimin-i İslâmiyye Cemiyeti'nin kurulması kararlaştırıldı. Tahir Lütfı Efendi Cemiyetin başkanı seçildi. Cemiyet, takib eden yıllarda yaptığı davetler ve verdiği ilanlarla üyelerinin sayısını daha da arttırdı. İlanlarda eğitimin önemi vurgulanıyor, Bulgarlardan sonra Bulgaristan'daki ikinci büyük grup olmalarına rağmen, eğitim başta olmak üzere yaşadıkları geriliğin ve fakirliğin sebebi olarak gerek nüfus çoğunluklarını ve gerekse kanunî haklarını kullanmamaları gösteriliyordu. Her yıl bir başka şehirde topladığı kongrelerle Müslüman öğretmenleri bir araya getirdi. Öğretmenler Türklerin eğitim meselelerini ve kendi problemlerini dile getirdiler. 1-4 Temmuz 1907'de Rusçuk'ta toplanan ikinci kongreye 43 kişi katılmıştı. Üçüncü kongre ise 6-9 Temmuz 1908 tarihleri arasında Varna’da toplandı. Başlangıçta cemiyetcilik faaliyetlerine şüphe ile bakan öğretmenler II. Abdülhamid karşıtı Genç Türklerin önderlik ettiği bu faaliyete kuşku ile baktılar ve uzak durdularsa da, zaman içinde Cemiyet ağırlıklı olarak varlığını hissettirdi. Cemiyet, öğretmenler cemiyeti olmakla birlikte, aynı zamanda Bulgaristan Türklerinin aydınlarının, eğitimcilerinin bir araya geldikleri, bir çatı altında toplandıkları bir yerdi[34].

"Dilde, fikirde ve işte birlik" şeklinde formüle ettiği düşünceleriyle bütün Türklerin birliğini savunan büyük fikir ve aksiyon adamı İsmail Gaspıralı 1906 baharında Bulgaristan'a gelir. Rusçuk Cemiyyet-i Hayriyye-i İslamiyye'sini ziyaret ederek önemli bir miktarda bağışta bulunur[35]. Tuna gazetesinde çıkan yazısında o günlerde Bulgaristan Türkleri arasındaki Türk- Tatar ihtilafını tenkid ederek aradaki farkın sadece şive farkı olduğunu, Bulgaristan Türkleri'nin birbirleriyle uğraşacakları yerde birliklerini güçlendirerek ilerlemeleri gerektiğini savunur. Bunun için her şehirde bir "Cemiyyet-i İslâmiyye" kurulmalı, her şehirdeki bu cemiyetlerin başkan veya

başkan yardımcıları bir araya gelerek "Meclis-i Umumî" teşkil etmeli, burada tüm Bulgaristan Türklerinin meseleleri görüşülüp kararlar alınmalı, sonra her cemiyet bu kararları kendi bölgesinde uygulamalı, nihayet Bulgaristan'da bir Müslüman partisi kurulmalıdır. Bulgaristan'da mevduat buna uygundur. Böylece Bulgaristan'da Müslümanların uyuşup kalmış olan kuvvetleri harekete geçer. Bulgaristan'da Müslümanlar başkalarının partilerinin partizanı olacaklarına kendi milletlerinin partisinin partizanı olurlar. İçlerinden bir bakan çıkar. Bakkallık, kahvecilik gibi küçük şeylerle tatmin olacaklarına büyük şeyler düşünürler, isterler...[36]

Gaspıralı'nın bu görüş ve telkinlerinin Bulgaristan Türkleri arasında 1906 baharında başlayan dernekleşme ve partileşme teşebbüslerinde herhalde önemli bir rolü olmuştur.

5 Temmuz 1906 tarihli Balkan gazetesinde "Ecnebi İdaresindeki Müslümanların Tutacağı Yol" başlıklı bir yazı yayınlandı. Bu yazıda maddeler halinde aşağıda sıralanan görüşlere yer veriliyordu:

  1. Müslümanlar birlik olup memleketin mevcut partilerinden ayrı bir parti yapmalıdırlar.
  2. Partinin amacı hakim milletin sahip olduğu haklan Müslümanlara da sağlamak olmalıdır.
  3. Mevcut partilerin kendi aralarındaki mücadelelerine karışılmamalıdır.
  4. Kendilerini alâkadar etmeyen meseleler için hükümetle bozuşulma- malı, kendi hakları ise açıkça istenmelidir.
  5. Müslümanlar, müftü seçimi, İslâm vakıflarının idaresi, İslâm okullarına öğretmen tayini ve seçimi, nikah yapılması, İslâm meclisine üye seçilmesi gibi kendilerine bırakılmış meselelerde ihtilaflarını hükümetin müdahalesini gerekli kılacak noktaya getirmemelidirler.
  6. Seçimlerde İslâm partisi diğer partilerin oyununa gelerek kendi haklarını kendi çiğnememelidir.
  7. Müslümanlar iktidara yahut iktidara yakın partiye yakın olmalıdır.
  8. Müslümanlar Meclislere sadece zenginlerini değil, her iki dili bilen ve hak arayabilecek insanları seçmelidir.
  9. Müslümanların bir sürü Cemiyyet-i Hayriyyeleri ve olanı biteni millete anlatacak iki dilli gazeteleri olmalıdır[37].

Bu beyannamede, diğer partilerin bünyesinde Bulgaristan Müslümanlarının haklarını savunmanın mümkün olmadığı, bunun için diğer partilerden ayrı olarak Müslümanların kendi partilerini kurmaları; kendilerini ilgilendirmeyen konular için diğer partilerin iç meselelerine karışmamaları ve onların bu çekişmelerine alet olmamaları, kendilerine tanınan hakların kullanılması esnasında ortaya çıkacak ihtilafları kendi aralarında halletmeleri, dışarıdan bir müdahaleye meydan bırakmayacak şekilde kendi haklarını tam olarak kullanabilmeleri, Müslüman milletvekillerinin muktedir ve Bulgarca'yı da bilen kişiler arasından seçilmesi, Müslümanların zayıflarının haklarını koruyacak ve onları birlik halinde tutacak kurumlan ve Türkçe/Bulgarca çıkacak gazetelerinin olması savunuluyordu.

Çok genel ifadeler kullanılsa da burada söz konusu edilen "ecnebi idaresi"nin Bulgaristan yönetimi, "Müslümanların" ise Bulgaristan Müslümanları olduğu anlaşılıyordu. Beyanname'yi kaleme alanların böyle kapalı bir üslubu kullanmak mecburiyetinde kalmaları, bu fikirleri değil icraya dökmek açıkça dile getirmenin bile çok kolay olmadığını gösteriyordu. Bir çağrı mahiyetindeki bu beyanname Müslümanların partileşmesi ihtiyacını ve arzusunu ortaya koyup bu konuya dikkatleri çekmiş ise de iki yıl daha bu konuda müşahhas bir gelişmeye rastlamıyoruz.

1908 Şubat'ında aynı Balkan gazetesinde arka arkaya yayınlanan iki yazıda, Bulgaristan'daki 600.000 Müslümanı temsil eden bir hizip, bir fırka ve bir lider olmadığından şikayet edildi. Yazılarda bu eksikliğin en önemli sebebi olarak Müslümanlar arasındaki cehalet ve bağnazlık gösteriliyor, Bulgaristan Müslümanlarını temsil edenlerin, onların şeriatını öğretenler ve gösterenler olduğu vurgulanarak, onların içine partizanlık katılmaması ve onlara partizanca baskılar yapılmaması isteniliyordu[38].

Aynı yılın Nisan ayında Sofya'da Avukat Hafız Sıtkı'nın etrafında toplanan bir grup Türk bir beyanname yayınlayarak şu görüşleri savundular:

Meşruti bil ülke olan Bulgaristan'da helkesin milli ve dini haklarını korumak ve geliştirmek hakkı vardır. Bunun yolu da Müslümanların cemiyetler kurmalarıdır. Son otuz yıl içerisinde Bulgaristan'da Müslümanlardan çok daha az sayıda olan halklar cemiyetler kurdular, ilerlediler. Müslümanlar böyle yapmadıkları İçin ilerlemediler, geri kaldılar. Müslümanlar okullarını, camilerini, evlerini, vakıflarını ve tarlalarını koruyup geliştirebilmek İçin birlik olmalılar. Partizanlık yapmamalılar. Komşularının yaptıkları gibi cemiyetler kurmalılar. Bu cemiyetlere seçilenlerin Sofya'da bir merkezi olmalı, hükümet nezdinde Müslümanları temsil etmeli ve yapılan haksızlıkları önlemeliler. Bu cemiyetler bir tüzük yapılıp yayınlanana kadar biri başkan, biri yardımcısı ve gerisi de üye olmak üzere beşer kişiden teşekkül etmelidir. Bu cemiyetler Sofya'da daimi bir merkez seçmek ve Anayasa çerçevesinde Bulgaristan Müslümanlarının haklarım savunabilmek hususlarındaki görüşlerini ve alacakları kararlarını, şimdilik Sofya'da teşekkül eden geçici Merkez Cemiyete bildirmeleri millet namına rica olunur [39].

Bu beyannameyi müteakip Avukat Hafız Sıtkı ve arkadaşları, dönemin Balkan gazetesinde haber verildiğine göre, Bulgaristan Müslümanlarının 30 senedir kaybolan haklarını taleb ve takip İçin tüm köy ve kasabalarda Müdafaa-İ Hukuk cemiyetleri kurmak maksadıyla Nisan ayında Eski Cuma (Tugovişte), Osman Pazarı (Omurtag) ve Şumnu'ya geldiler, üç gün boyunca pek çok köyü gezdiler. Sumnu Müslümanlarını üç gruba bölerek kurulacak bu cemiyetlerin kendilerine sağlayacağı faydaları anlattılar. Ahaliden büyük alaka gördüler. Sokaklar doldu[40]. Aynı günlerde Müslümanlara yapılan haksızlıkları önlemek ve haklarını korumak maksadıyla Varna'da Müftü Efendi'nin başkanlığında bir Cemiyyet-i Hayriyye-i İslamiyye kuruldu. Her mahalleden birer temsilci seçildi[41]. Sofya’da kurulan İslâm Cemiyyet-i Hayriyye'si son senelerde kapanan İslâm mektebinin İhyası İçin faaliyetlere girişti[42]. Ancak 1908 yazında Türkiye'de II. Meşrutiyetin ilânım takip eden günlerde Bulgaristan bağımsızlığını ilan ederek krallık oldu. Bulgaristan Türkleri için yeni bir dönem açıldı.

Sonuç olarak, Bulgaristan Türkleri, kendileri için tam bir felaket olan 1877-78 Osmanlı-Türk Savaşı'ndan sonra ilk defa olarak azınlık statüsüne düştükleri Bulgaristan Prensliği’nde 1900'lü yıllara kadar belli sayılarda milletvekilleri çıkarabilmiş iseler de, bir manâda canlarını ve mallanın koruyup kurtarabilme ve ayakta kalma mücadelesi verdiler. Savaşta ve savaşı takip eden günlerde yaratılan terör havasıyla Türkler önemli bir ölçüde göç etmek zorunda bırakılmış, kalanlar ise sindirilmişti. Bu dönemde Sofya'daki Osmanlı Komiserliği Bulgaristan Türkleri'nin haklarını arayan ve onlara sahip çıkan yegâne yer idi. Ancak 1900 yılından sonradır ki Türkler kendi kendilerine bir şeyler yapma, cemiyetleşme ve partileşme çalışmaları içerisine girebildiler. Prenslik döneminde Bulgaristan Türkleri arasındaki Abdülhamitçi-İttihatçı çekişmesi bir yandan halk arasında cemiyetleşmeye ve siyasete ilgiyi arttırırken, aynı zamanda onların birliğini ve birlikte hareketini önleyen bir faktör oldu. Bulgaristan Türklerinin, bir parti kurabilmeleri ancak çok sonraları gerçekleşebildi.

Dipnotlar

  1. 877-78 Osmanlı-Rus Harbi'nin Bulgaristan Türklerine tesiri, Bulgaristan Prensliği'ılin kuruluşu ve bu dönemde Bulgaristan Türklerinin çeşidi açılardan durumu için bk. Ömer Turan, The Turkish Minority in Bulgaria, 1878-1908, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1998. 1885 yılı nda Bulgaristan Prensliği ile birleşen Doğu Rumeli Vılayeti'llin kuruluşu, teşkilatı, söz konusu vilayette Türklerin durumu ye Vilayet'in Bulgaristan Prensliği ile birleşmesi ile ilgili olarak bk. Mahir Aydın, şarki Rumeli Vilayeti, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1992.
  2. 877-78 Osmanlı-Rus Savaşı esnası nda canları nı ve namusları m koruyabilmek için Türklerin Rumeli'den Anadolu'ya güçleri için bk. Nedim İpek, Rumeli'den Anadolu'ya Türk Güçleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1994, s. 11-130.
  3. 879-90 dönemi güçleri için bk.İpek, s. 130-154.
  4. Bulgaristan Prensligi'nde Türklerin nüfusu için bk. Turan, s. 98418.
  5. Turan, age, s. 215-217.
  6. C.E. Black, Tlıe Establishınent of Constinıtional Government in Bulgaria, Princeton University Press, 1943, s. 207.
  7. Hoover Institution Archives (H1A), The Collection of Racho Petrov, Dosya 1, No. 68/p.
  8. Balkan. S. 511, 20 Temmuz 1324.
  9. Balkan. S. 9, 22 Temmuz 1322.
  10. Public Record Office (PRO), Foreign Office (F0) 78, No. 4662, s. 285-292.
  11. Balkan, S. 348, 12 Kanun-i Saııi 1323.
  12. Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Rab-1 Ali Evrak Odası MCımtaze Kalemi Bulgaristan Evralu Tasnifı (A. MTZ. 04), No. 97/8, 106/10.
  13. Güven. 19 Ekim 1994, S. 4142, s. 2.
  14. BOA, A. MTZ. 04, No. 40/64,
  15. BOA, A. MTZ. 04, No. 40/64; Aynı rakamı Bulgaristan Prensi Ferdinand'ın evrakı arasında bulunan milletvekilleri listesinden de tespit edebiliyoruz: Bk. H1A, The Collection of Ferdinand 1. Dosya No. 6; Ayrıca Ingiliz konsolosluk raporlarındaki bu rakamın teyidi için bk. PRO. FO 78, No. 4755, s. 293.
  16. Emniyet, S. 44, 25 Teşrin-i Sani 1312.
  17. Bulgaristan Prensliginde yapılan Parlamento seçimlerinde seçilen Türk milletvekillerinin isimleri için bk. Turan, s. 222-226.
  18. Baklacı'nın tesbitlerine göre Bulgaristan Parlamentosu'nun II. Dönem milletvekillerinden Hüseyin Hacı Ahmet, 12 Nisan 1880 tarihinde, diğer Türk milletvekilleri adına, Bulgarca bilmediklerinden resmi evrakı Türkçe imzalayabilmek için izin istemiştir. Aynı şekilde Sobranya'nın 3 Ekim 1884 tarihli oturumunda milletvekili Toma Kırcıev, "Bulgarca yazmayı bilmeyen seçmenlerin Türkçe bültenleri geçerli sayılsııı" teklifinde bulunmuştur." Bk. Güven (Sofya), S. 41-42, 19 Ekim 1994, s. 2.
  19. ittifak, S. 170, 24 Ağustos 1324.
  20. BOA, A. MTZ. 04, No. 69/62. Stambulovistler de Müslüman milletvekillerinin kendilerini destekleyeceklerine garanti gözüyle bakıyorlardı. Nitekim Stambulovistlerin Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Danef, Sofya'da görüştüğü İ ngiltere temsilcisine Müslüman milletvekillerinin hükümetlerini destekleyeceğinden emin olduğunu bildirir. PRO, FO 78, No. 5217, s. 53-54.
  21. Gayret, S. 253, 12 Temmuz 1316.
  22. BOA, A. MTZ. 04, No. 69/62.
  23. PRO, FO 78, No. 5217, s. 53-54.
  24. Tamamı 28 maddelik bu layiha için bk. 130A, A. MTZ. 04, No. 107/79.
  25. Dr. Marko Markof, Türkler tarafından sevilen ve oy verilen Bulgar politikacılarından eski bir bakandır. İbrahim Temo'nun hauraunda "bizim karaoğlan" diye bahsettiği ve "Kartan' Çingene", "koca Çingene" lakablarını aldığını bildirdiği Mustafa Ragı p ise bir Jön Türk'tür. Askeri Tıbbiye talebesi iken Temo'nun istibdad aleyhine bir şiirinin üzerinde bulunması üzerine tutuklanmıştır. Haydarpaşa Askeri Hastahanesi Eczacısı Mustafa Efendi'nin yeğenidir. Mustafa Ragıp daha sonra Türkiye'den kaçarak Bulgaristan'a gelir. Ruscuk'ta İskender ve Ahmed Beylerin çı karmakta oldukları Tuna gazetesinde çalışmaya başlar. Temo ile birlikte buradan Bilkreş'e geçerler. Orada Temo ile birlikte II. Abdülhamid aleyhtarı Hareket isimli broşürü basurarak yabancı postalarla Türkiye'ye yollarlar. Temo daha sonra Mustafa Ftagı b'ı Romanya'dan Berlide gönderir. Berlin'de Ittihat ve Terakki'nin bir şubesinin açılması faaliyetlerine katılır. Bk. Ibrahim TemoMın Ittihat ve Terakki Anıları, Arba Yayınları, İstanbul, 1987, s. 34-38, 57-58, 103-104, 168, 189.
  26. BOA, A. MTZ. 04, No. 137/60.
  27. Turan, age., s. 226-228; Temo, s. 168.
  28. Temo, s. 168-169.
  29. Mustafa Ragıb Romanya'nın Köstence şehrinde doktorluk yapmakta olan İbrahim Temo'ya sığınır. Orada öğretmenlik yapar. Temo ile birlikte istitıdad aleyhtarı faaliyetleri yürütür. Bk. Temo, s. 168-169.
  30. Tuna, S. 178, 4 Nisan 1322.
  31. Tuna, S. 387, 18 Kanun-i Evvel 1322.
  32. Tuna, S. 399, 8 Kanun-i Sani 1322; S. 403. 16 Kanun-i Sani 1322; S. 405, 18 Kanun-i Sani 1322.
  33. Tuna S. 203, 4 Nisan 1322.
  34. Bulgaristan'da Türklerin eğitiminde ve Türk öğretmenler' birliğinde çok önemli bir yer tutan bu cemiyetin maliyeti, faaliyetleri ve kongreler için bk. Turan, s. 209-212; Osman Keskioğlu , Bulgaristan'da Türkler, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları , Ankara, 1985, s. 99- 108.
  35. Tuna, S. 191, 20 Nisan 1322; S. 194, 24 Nisan 1322.
  36. Tuna S. 227, 2 Haziran 1322.
  37. Balkan, S. 10, 23 Temmuz 1322.
  38. Balkan, S. 350, 15 Kanun-i Sani 1323; S. 351, 16 Kanun-i Sani 1323.
  39. Balkan, S. 407, 21 Mart 1324.
  40. Balkan, S. 433, 20 Nisan 1324.
  41. Balkan S. 461, 23 Mayıs 1324.
  42. Bu mimasebetle verilen haberden ögrendigimize göre Sofya'da 200 civarında Müslüman aile kalmıştır. Eskiden duzensiz de olsa devam eden okul kapanmışur. Dolayısıyla camiye devam edecek cemaat de yetişmemektedir. İstanbul hükümeti Sofya'daki yegâne açık cami olaıı Batıya Başı Camisi'nin tamamen harap olmaması için imamlar ve hademelere verilmek üzere bir miktar para göndermektedir. Ancak cami yine yeterince temiz değildir. Sofya'daki Osmanlı Komiseri Kamil Bey parasını cebinden ödeyerek camiyi temizletmiş, pencerelerini düzene sokmuştur. Bk. Balkan, S. 464, 27 Mayıs 1324.