Mustafa S. Kaçalin

Anahtar Kelimeler: Kırım Hanlığı, Macaristan, Osmanlı Türkleri, Tatarlar, Erdel, Eflak, Buğdan, Avusturya

MÂRİA IVANICS : A Krimi Kânsâg a tizenot eves haborııbaıı : Akademiai Kiado, Budapest, 1994. Korosi Csoma Kiskonyvtaı 22. 235 sf. [=İVANİÇ, Mât'ia : On beş yıllık savaşta Kırım Hanlığı: Akademi Yayını, Budapest, 1994. Kööröşlü Çoma Cep Kitaplığı 22. 235 sf.]

Meryem [؛Maria] IVANİCS bundan önce de Kırım konusundaki yayınlarıyla tanınmakta ve halen Seged [=Szegeddeki Jozsef Attila Tudomanyegyetem Altaisztikai Tanszek ٤=Attila YOJEF Üniversitesi Al tay Dilleri Anabilim Dalı, kısaltması: JATE] 'de çalışmaktadır. Başlıca yayınları tarih sırasıyla şunlardır:

"Formal and Linguistic Peculiarities of 17th Century Crimean Tatar Letters Adressed to Princes of Transylvania [=Erdel beylerine gönderilen 17'nci yüzyıl Kırım Tatar yarlıklarının yapı ve dil özellikleri], Acta Orientalia Academiae Scientiarum Hungaricae [=Macar Bilimler Akademisi Doğu Araştırmaları]: Budapest, 1975, Tomus XXIX (2), 213-224. sf.

"Ket krimi-tatar oklevel BETHLEN Gaborhoz [=Gabor BETHLEN'e iki Kırım-Tatar Yarlığı", Neprajz es Nyelvtudomany / Nyelveszeti dolgözatok [=Etnografya ve Dilbilimi / Dilcilik Çalışmaları] : Szeged, 1975-1976, 19-20. sy. 254-276. sf.

"Macaristan'daki Kırım Tatarlarına Ait Vesikalar", VIII. Türk Tarih Kongresi.• Ankara, 1981, II. c. 1049-103+423426. sf.

"A földtulajdon a Krimi Kânsâgban", Nomâd târsadalnıak es âllamalakulatok: (Tanulmânyok) Szerkesztette: TÖKEI Ferenc Akademiai Kiadö, Budapest, 1983, 237-253. sf. Körösi Csoma Kiskönyvtâr 18. [="Kırım Hanlığı'nda toprak mülkiyeti", Göçebe Topluluklar ve Devlet Yapıları: (Makaleler) Düzenleyen: Ferents TÖKEI. Akademi Yayını, Budapest, 1983. Kööröşlü Çoma Cep Kitaplığı 18. 237-253. sf.]

"Gazi Girâj kan es BÂTHORI Zsigmond szövetsegenek tene 1598-böI [=Gâzi Giray Han ve Jigmond BÂTHORI İttifakının Plânı 1598-den", Keletkutatâs [=Doğu Araştırmaları]: Budapest, 1989 ösz [=Güz], 27-59. sf.

"Acsâszâri felmentö sereg ûtja Kan iz sara egykorü âbrâzolâsok tükreben (1600 szeptember 16 - oktâber 13)", Nagykanizsa török alöli felszbadulâsânak 300. evfordulöjân tartott nemzetközi tudoınânyos konferencia elöadâsai (Nagykanizsa) 1990. 11. 30 - 12. 01. Zalai Müzeum 4. 1992. 45-53. sf. [=Dönemin tasvir aynasında çarın Kanije seferine çıkan ordusunun yolu (1600 Eylül 16 - Ekim 13). Büyükkanije'nin Türk hâkimiyetinden kurtuluşun 300. yıldönümü çerçevesinde milletlerarası bilim kurultayı bildirileri (Büyükkanije) 1990. 11. 30- 12. 01. Zala Müzesi 4. 1992. 45- 53. sf.]

"A tanığa töl a tuğra ig. Gondolatok a krimi tatar oklevelek hitelesitö jegyeröl [=Taınğa dan tuğra ya. Kırım Tatar varlıkları Onay Belgesinden]", Keletkutatâs [=Doğu Araştırmaları]: Budapest, 1992 ösz, 92-100. sf.

"Die Beglaubigunsmittel der Krimtatarischen Urkunden [=Kırım Tatar Yarlıklarının Onay Bilgisi]", Proceedings of the 35nd Meeting of tha Perınanent International Al ta i Stic Conference [؛Uluslararası Sürekli Altaycacılar Kurultayı'nın 35'inci Çalışması]: Taipei, September [=Eylül] 12-17, 1992. 175-182. sf.

"Friedensangebot oder kriegerische Erpressung? (Briefwechsel des kaisers Rudolfs II. mit dem Pasche von Ofen imjahre 1595.) [Barış elçisi mi savaş tehditçisi mi? (II. Rudolf Kayzer'in I595'te Buda Paşasıyla mektuplaşması.)]", Wiener Zeitschrift für die Kunde des Morgenlandes [=Wien Doğu Bilimleri Dergisi] : Wien, 1992, 82. c. 183-199. sf.

Török es tatar hoditok. A vilagtörtenelem nagy alakjai. Budapest 1993. KOSSUTH Konyvkiado. 80 sf. (Dzsingisz kan, Timur Lenk, Gazi Giraj) HEGYI Klâraval es FODOR Pallal kozosen. [=Türk ve Tatar Hâkimiyetleri. Dünya tarihinin ana çizgileri.Budapest 1993. KOŞŞUT Kitabevi. 80 sf. (Çinggis Han, Aksak Timur, Gazi Giray) Klara HEGYI ve Pal FODOR ile birlikte.]

"A zsitvatoroki bekehez vezeto ut. Az 1599. évi beketargyalasok", [Jitva boğazı -Zitvorok- barışına götüren yol. 1599. yılı barış görüşmeleri]", Torténehni Szemle Tarih Gözlemi] : Budapest, 1993, 35. sy. 3-4. sayı 297-311. sf.

"Entstehung und Quellenwert der krimtatarischen tiyiş defteis[=Kırım Tatar tiyiş defteri- nin ortaya çıkışı ve kaynak değeri]". Acta Orientalia Academiae Scientiarum Hungaricae: Budapest, 1994, Tomus XLVII (1-2), 105-112. sf.

"Hitharc vagy hadıvallalkozas? "Nem bücsuzom”, Din savaşı mı savunma ittifakı mı? "Helal etmiyorum'': Emlekkonyv BENDA Kalman tiszteletéreJUHASZ Gyula Tanarkepzo Foiskola Kalman BENDA’nin Saygısına Anma Kitabi. Gyula YUHAS Yüksek öğretmen Okulu]: Szeged, 1994, 29-23. sf.

"Hajdü [= Haydu]", Aera Orientalia Academie Scienturam Humgaricae: Budapest, 1995, XLVIII. c. 3. fasikül, 391-403. sf.

"Kırım tarihine ait kaynaklar: Mülknameler'', Lucarile Simpozionului International Originea Tatanlor Locul lor in Romania şi in lumea turca (Constanta, 17-20 noiembrie 1994): Bucureşti, 1997, 155-161. sf.

Şimdi elimizde genç araştırıcının yeni On beş yıllık savaşta Kırım Hanlığı adıl bir yayını var. Türk tarihçileri bu adı Osmanlı-Avusturya Savaşı (1593-1606) olarak kullanıyorlar. Buna göre kitabin adı "Osmanlı-Avusturya Savaşında Kırım Hanlığı (1593-1606)" ya da Kırım Hanlığı'nın Katılması diye çevrilebilir.

Kendileriyle ilgili olsun olmasın Macarlar [=Magyarlar] oteden beri Türk tarihiyle uğraşa- gelmişlerdir. Eserine, "Kırım Hanlığı'nı anlatan Macarca yazılmış kitap yoktu." yaKırımasıyla baş- layan tarihçi Maria IVANICS, kitabinin kapak içindeki sunuş yazışında şunları söylüyor.

"Bugün dahi bir İŞİ yapmaya zamanımız var da acele etmek gerekmez demek istiyorsak "Tatar kovalamıyor ya!" deriz. Gerçekten bir zamanlar Tatar adı ürküntü ve kaçışla eşleşmişti. Atalarımız Tatar akınları tehlikesinden az korkmamalardır. Çünkü onlar. Osmanlı Türklerinin 16-17. yüzyıllardaki Macaristan a kınlarında, müttefik olarak bulundular ve Erdel [=Erdély]'in yazgısının belirlenmesinde pek çok kez işe karıştılar...''

Yazan kitabinin, "Macaristan ve özellikle de Erdel'in yazgısını değiştiren 1593-1606 arasında on beş yıl süren Osmanlı Avusturya savaşlarında Tatarların üstlendikleri görevleri ele alıyor." vurgulamasıyla ana konusunu belirttikten sonra, sözünde de üç ana konuya açıklık getirmeye çabaladığını yazıyor.

  • Hangi iç ve dış sebepler Tatarları Türklerin yanında yer alıp savaşmaya itti?
  • Osmanlı Türkleri'nin Macaristan altlan sırasında Tatarlar'ın görevi, yeri ve ödevi, daha çok da askerlik bakımından değeri neydi?
  • Savaşlar sırasında, Osmanlı Devletine bağlı devletlerden Kırım Hanlığı, Erdel, Eflak Havasalföld] ve Buğdan [=Moldoâ]'nın birbirleri ve Osmanlı hükümeti [=Kapı]'yla ilişkileri nasıldı?

Soruların karşılığı doğrudan verilmeyip, önsöz de katılırsa otuz iki başlık altında yapılan kısa kısa incelemelerde açıklanmaya çalışılmaktadır ki bunların ilki Kırım Hanlığı Tarihiyle ilgili Çalışmalar adı altında yazılmıştır. Halka yönelik ilk eseri Fransız Kralının elçisiyken Baron da TOTT yazmış[1], bunu unlu HAMMER’in 1856'daki bilim ağırlıklı eseri izlemiştir.

Avrupa Kıyısında Göçebe Devlet ana başlığının altında, 15-16. yüzyılda Doğu-Avrupa'nın siyaset ve iktisat yapısı Özetleniyor. Altın Orda'nın en zengin kültür bölgesi Kırım yarımadasının zenginliği, büyük devletin güçsüzleşmeğe yüz tuttuğu anda, yarımadadaki bağlamsızlaşma eğilimleri, Karadeniz kıyışındaki çok uluslu, Cenevizlilere ait gemilik, sömürge kentleri, Türklerin İstanbul'u almasıyla sahiplerinin buraya ulaşmalarından ortaya çıkan yeni durum ve sorunlar ele almıyor.

GİRAY Hanedanı için açılan başlıktan sonra, ilk han HACI GİRAYı'ın CENGİZ [=ÎÇİNGGİS] soyundan gelme olduğu belirtilip bunun babası Lehistan'a sığınmışken maiyetindeki DEVLET GELDİ'nin tam da hac dönüşüne rastlayan süreçte doğan çocuğa ilk ad olarak HACI denildiğini[2], yine bu saygın kişinin soyu olan Kereit sözünün o zamana değin değişen biçimi olan (kereit > kireyح kerey > kerayح giray) değişiminden kaynaklarıan Giray, Türkbilimci Gyula NEMETH [1890-1976]'e göre eski bir Moğol ulus adından türemiş ve hanedanın adını oluşturmuştur[3]. [15. sf.]

Kırım Hanlığı'nda Osmanlı Nüfuzu incelemesinde, bölgedeki Osmanlı nüfuzu İstanbul'un alınışından hemen sonra, şehrin güvenliği için, donanmayı Karadeniz'e çıkarıp Ceneviz sömürgesi olan Kefe'yi kuşatınca Tatarlar da burayı arkadan sıkıştırdılar. İki yana da vergi vermesi karşılığı Kefe bir süre kurtulur; ama karşılıklı yarar esasında Osmanlı Kırım ilişkileri de başlamış olur. Hanlıktaki taht kavgalarında Sultanın MENGLİ GİRAYa yardım etmesi, 1475'te GEDİK AHMED PAŞA'nın Kefe’yi fethi iki ülke arasında bir iç içelik doğurdu. Tatarlar, Osmanlı Devleti'nin kuzey güvenliğini sağladılar. Kırım Hanları Osmanlı Devleti'nin Ruslar'la olan ilişkilerinin aracısı oldukları gibi, İç-Asya Türk devletleriyle olan siyasetlerini de yürütmeye yardımcı oldular. Böylece Orta-Asya'dan Hint Okyanusu'na değin gidip gelen ticaret ve hac kervanlarının güvenliğinin sağlanmasında dahi etkili olan Kırımlılar, yine de Osmanlıların Büyük Altın Orda'nın mirasına sahip çıkabileceği ve yardım bahanesiyle kendi ülkelerinin de sultanın topraklarına eklenebileceğinden korktular [24. sf.]

Kırını Hanlığının Devlet Düzeni incelenirken, üç yüz yıllık Osmanlı etkisine rağmen hanlık, yıkılışına dek Altın Orda geleneğine bağlı kaldığı. Tahta hep ÇİNGGİS HAN'ın büyük oğlundan gelen kişilerin oturabildikleri. Hanın seçiminde ve yerini korumasında Şirin ulusu beyinin etkisinin büyük olduğu belirtilmiştir. Ayrıca Şirin beyinin topladığı kurultayda seçilen yeni han, bir keçe halıya[4] oturtulup, uçlarını ileri gelen dört ulusun beyi tutarak divanda kurulu tahta eller üstünde taşındığı, İslâm inancına göre, cuma hutbesinde adı okunduğu ve sikke kestirildiği, hanlık Osmanlı nüfuzuna girince, sultan seçimi yerinde bulduğunu İstanbul'dan gönderilen tezhipli bir fermanla güçlendirdiği söylenmiştir. 16. yüzyılın üçüncü dördününe 'çeyreğine' değin İstanbul, Kırım ulus beylerinin seçimini tasvip ettiyse de yeni hanın oğullarından birini rehin olarak Osmanlı Hükümeti'ne göndermesi de gelenekleşti. Sultanın başkentinde eğitilen hanzadeler yurtta kalan kardeşlerine göre, seçilmede öncelik aldılarsa da bu yasal bir hak değildi. 17. yüzyılın ortalarına dek, Kırım hanı olacak kişilerin belirlenmesi hep, sultan ve Kırım ulus beyleri arasındaki bir tür uyuşma temelinde gerçekleşti. Ancak, Osmanlı sultanlarının, devlet yapısını oluşturan devlet çarkını denetleyerek elde tuttukları sınırsız hakimiyet gücüne. Kırım Hanları asla sahip olamadılar. Hâkimiyetin Altın Orda'daki uygulamasına benzeyen bölüşümüne, kağan ailesinin öteki üyeleri de katıldılar. Seçimden sonra, Han kardeşleri ya da bunların oğullarından en yaşlı birini "yönetim ortağı" olarak yanına aldı. Kalgay, Kalga denen bu kişi, savaşta ordunun sağ kanadını han savaşa gitmemişse tümünü yönetirdi. Öncekinin ölümünden sonra, hanın sıradaki yaşlı kardeşini değil, kendi oğlunu Kalgay alması görenek olmuştur. 1584'ten sonra, hanın en yaşlı oğluna da hâkimiyetten pay çıkarıp Nureddin sıfatıyla ordunun sol kanadının yönetimini verdiler. Aynı biçimde, Kalgay ve Nureddin için de sultan onaylayın ferman gönderirdi. Han yabancı ülkelere elçi gönderdiğinde yanında Kalga ve Nureddin'in temsilcileri de bulunurdu [28. sf.].

Kırım ulusları arasında Şirin, Barın, Argın ve Kıpçaklar önemliydiler. Başlarındaki beylere karaçı denirdi. Bu dört ulusun başkaraçısı Şirinlerin beyi han seçme kurultayını toplar, hana karşı kararlarda Kırım uluslarını sultan katında temsil ederdi. Yarımadanın Karasupazar ve Kerç arasındaki bölgelerinde yerleşmiş olan Şirinler, kağan ailesi üyeleriyle evlenebilme ayrıcalığını da ellerinde bulundurduklarına göre, bu onların öbürlerine üstünlüğünün kanıtıdır. Yarımadayı Şirinlerle paylaşan Barınlar, 16. yüzyılda Argınlar gibi sayı bakımından azalmaktaydılar. Barınlar Kırım'ın merkezî alanlarında yaşarken, Argınlar Eski Kırım'ın batısında göçebeydiler. Yine 15. yüzyıl sonunda, Kırım Tatarları'yla Ruslar arasındaki barışçı süreçte, yarımadanın kuzey kesiminde yaşamakta olan Kapçaklar, Tatarlar'ın öne çıkmasına yardım etmiş oldukları gibi, bir bakıma önemlerini oturdukları bölgenin uygunluğuna borçlu olarak, hanlık ile Moskova'nın baş beyliği arasındaki siyaset ilişkilerinde etkili oldular. 15. yüzyıl biterken Kırım'a yeni uluslar göç etti. Bunların en önemlisi "Siciutlar" olup başkanları beşinci "karaçı" olarak, önceki ulus beylerinin arasına alındı. Toprakları büyük hayvan varlığına bağlı göçebe yaşam sürdürmeye elverişli olmadığından Kırım ulusları tahıl tarımı, sebze ve meyve üretimiyle ilgilendiler. Kazan ve Astrahan'ın düşmesinden sonra Kafkas önlerindeki göçebe Nogaylar da Kırım'a yaklaşıp biraz yukarlardaki odu bozkırları ıssızlıktan çıkardılar. 18. yüzyıla erişildiğinde dahi göçebe yaşamlarını sürdürmekteydiler. Yerleşim yerlerinden sonra, kaynaklar onları Kuban, Yedişkul, Cambulak, Yedican ve Bucaklı Nogaylar’ı adlarıyla anımsatır [29. sf.].

Başlangıçta Mangıtlar, sonradan Mansurlar denilen Kırım ulusu, hanlık tarihinin 17-18. yüzyıldaki sürecinde yöneticilik görevini üstlendi. Kırım üst düzeyine karışmayan Nogay yöneticileri, bu tutumlarını sonuna dek sürdürdü. Bunlar Karaçı beylere aldırış etmeyince sık sık hanla ters düştüler. Hanlar, Nogaylar'a devlet etkisini oğullarından belirledikleri serasker aracılığıyla iletti.

Karaçı beyler, uluslarının elindeki toprakların gelirleriyle hüküm sürerlerdi. Bunların hanınki gibi maiyetleri vardı. Kalgay belirlemek yalnız Şirin ve Mangıtlar'da görülür. Ulus, beyi yönetiminde kendi bayrağı altında savaşa katılırdı. Beyliklerin iktisat, savunma gibi hukuk birimi de vardı ve heyetler yargılama işlerini de yürütürlerdi. Bu durumun istisnası yalnız Şirinlerde görülür; çünkü onlar bu iş için kadıasker görevlendirirlerdi. Kırım uluslarının başları hanlıktaki iktisadı yükümlülüklerine uygun olarak yönetimde söz sahibi idiler. Sürekli üyesi bulundukları hanlık divanından uygun görmedikleri bir karar çıkamazdı. Bir yarlıkta Şirinlerin damga ve basan yoksa o belge onaylı sayılmazdı. Yabancı hükümdarlarla yapılan barış antlaşmalarının yaşama geçmesi, handan başka dört Karaçı'nın birer ant içmiş olmasına bağlıydı.

Buraya değin sıralanan bilgilerle Kırım Hanlığı'nın gelişimini, 16. yüzyıla değinki Osmanlı Devleti’ninken ayrı tutmak gerektiğini söyleyebiliriz. Hanlıkta hükmünü yürüten dört ulusun oluşturduğu kurum, Altın Orda çağındakinden daha çok eski zamanlara uzandığı hâlde, toplum yapısı buna göre biçimlendi. Böyle sınırlı bir hakimiyetle yapılanın hanlık, sultanlığın sınırsız hâkimiyetinde gerçekleşen gelişmelere erişemedi [31. sf.].

Kırım Hanlığı' nın Gelirleri bölümünde üç kaynaktan söz edilmektedir ki bunların en önemlisi komşu devletlerin ödedikleri cizyedir. Önce Altın Orda'ya vergi veren Rus beylikleri ve Lehistan MENGLİ GİRAY zamanında Kırım Hanlığı'na ödeme yapmaya başladılar. Ancak bunun düzenli duruma gelmesi 1521'de MEHMED GİRAYa zamanında gerçekleşmiştir. Leh kralı bu vergiyi "Kırım askerleri Litvan topraklarına saldırmazsa" şartına bağlamıştı. Yılda 15 000 ile 30.000 Altın değerinde nakit para, iyi nitelikli kumaş, kürk ve Altın Lehistan’dan gelirdi. 1594'te GAZI GİRAYa kürk ve altın Lehistan’dan gelirdi. I594’te GAZI GİRAY, Rus çarıyla barışın yenilenmesi karşılığı 17 000 altına uyuştu. 1636'da Rusya'dan gönderilen vergi 10 000 rubleydi. Ayrıca, Eflak ve Buğdan da hana önemli ölçüde cizye ödemekteydi. Hanların sultana bağlı bu ülkelerden vergi alabilmeleri de ilgi çekicidir. 1699'dan sonra hem Lehistan kralı hem de Rus çarı Kırım hanına vergi vermediler [34-35. sf.].

Hanlığın önemli bir gelir kaynağı da tutsak ticaretiydi. 16. yüzyılda Kefe çok canlı bir tutsak pazarıydı. Savaşta ele geçirilen tutsaklar ya hemen satılır ya da tarım alanlarında çalıştırılırdı. Sonraları Leh ve Ruslarla tutsakların soyluluk derecelerine göre ödenen bir fidyede anlaşılmıştı. Ticarette geçerli paranın bir bölümü öteden beri Kırım'da kesilen sikke olmuştur.

Osmanlı parasıyla aynı adı taşıyan Kırım akçasının değeri aslının üçte biri değerindeydi. Osmanlı maddi desteği 1484’te Kefe gemiliği 'limanı' gelirinden yıldan yıla yapılan bir ödemeyle başlamıştır. 1588'de tahta çıkan GAZİ GİRAY'a gönderilen para 178 571 akçayken 1595'teki başarılı bir savaştan sonra 500.000 akça verilmiştir. Osmanlı Hükümeti'nden Kırım'ın öbür iki önemli yöneticisi Kalgay ve Nureddin için de yıldan yıla para gönderilmiştir... [38. sf.J.

Kırım Hanlığı'nın askeri gücü, içindeki uluslarının hafif adı birlikleriyle benzer nitelikteydi. Bozkırlardaki savaşlarda etkili vururcu güçleri vardı ve engelsiz arazilerde kolay geri çekilebiliyorlardı. Kazan ve Astrahan düştükten sonra, Tatar ordusunun da saldırı yönü değişti. Rusya içlerine yaptıkları altınlarda olduğu gibi, Osmanlıların batı ve güney yönlerine yaptıkları savaşlarda da büyük yankı uyandırdılar; ama artık karşılarında etkili tüfek ateşi kusan yayalar vardır ve Osmanlı ağırlığı da artıyordu. Bundan dolayı Tatar ordusunun oluşumu değişti, yayalar da oluşturuldu. Bu sınıfı fethedilen yerlerde itaat altına alınmış Çerkeşler oluşturdu. Nogaylar sayıca üstün olduklarından bunları divanda hanın belirlediği kazasker temsil ederdi [42. sf.].

Kırım ordusu han ailesi ve yakınları, Karaçılar yönetiminde ulusların donattığı birlikler, hanın kendi çevresinde toplanan askerlerden (sekban] oluşmaktaydı. Hanı destekleyip korumak üzere Osmanlı Hükümeti tarafından belirlenen sekbanlar Türk'tü. Ücretlerini Osmanlı Hükümetinin ödediği bu askerler, hanın güvenliğini sağlamanın dışında, siyaset ve yönetim görevlerinde de bulunurlardı. İlkin 1532'de SAHİB GİRAYa destek için KANUNİ'nin gönderdiği bu askerler 60 topçu 300 tüfekçi, 40 müteferrika, 30 çavuş, 60 şarhlu (?), 1000 sekbanken zamanla ihtiyaca göre değişen sayılarda tutuldular [42. sf.].

On beş yıllık Osmanlı-Avusturya savaşma, Çerkeş ve Tatarlar'dan seçilen tüfekçi sayısı 500 kişi olup ücretlerini han öderdi. Han kulu da denen yedi ile on bin kişi arasındaki hafif atlılar hükümdar ailesinden kişilerle bunların maiyetlerindeki atlılardan oluşurdu. Bu savaş öncesinde İstanbul'dan gönderilen mektupta handan 50-60 000 asker istenmiştir [42. sf.]. Fakat gerçekte en çok 20-25.000 asker gönderildi. Savaşın sonlarına doğru 3-5.000 Tatar askeri daha savaşa katılmıştır [176-177. sf.].

Sultanın buyruğu ulaşınca han akına gidileceği duyurusunu yaptırır, gerekirse her on beş yaşını bitirmiş erkek, asker olmaya mecbur tutulurdu. Bir asker için en önemli donanım at olup, azık ve sataş gereçleri üç dört haftada hazırlanırdı. Savaştan önce arpayla (!) şişmanlatılan adardan her asker, saldırırken, kaçarken gerektikçe değiştirebilmek için, 2-4 haytanla sataşa gittiğinden, Tatar ordusu olduğundan daha çok ve korkutucu görünürdü. Yiyeceklerini karların altında bile eşeleyip bulabilen dayanıklı Tatar adarının nala ve örtüye ihtiyaçları yoktu. Sataşa giderken düzeni bozmadan ilerlerler, ırmakları yüzerek güvenle geçerlerdi. Su geçişlerinde eşyalarını deri bir torbaya yerleştirilen savaşçı, atının kuyruğuna yapışarak karşı kıyıya kolayca ulaşırdı. Zenginler, dört ucu, dört ata bağlanmış manda derisinden bir gerecin üstünde karşıya geçirilirdi. Amaca uygun, yahu. rahat, eyer ve koşum takımları Tatar yapımı olup zenginlerinki süslenirdi de [49. sf.].

Ok ve yayla silahlı askerin mızrağının ucunda düşmanını atından düşürmek için çengel de bulundururdu. Varlıklılar kösele ya da hafif metal tulga ve zırh da kuşanırlardı. Yiyecekleri en başta güneşte kurutulmuş et, kavrulmuş dan idi. Darıyı el değirmeniyle(!) çekip sulandırarak [boza yaparak] da içerlerdi. Kımız ise üst tabakanın ve varlıklı kesimin içeceğiydi (51. sf.).

Tatar ordusunun yöne genellikle Lehistan ve Rusya içlerine yönelikti. Bozkırda yaya askerleri için, beş tüfekçi oturttukları arabalardan da yararlanarak yaptıkları alanlarda, yedek güç alacaklarsa. Akkirman'daki Osmanlı gemilerinden yararlanarak özü [=Borysthennes, Dnyeper] ırmağı boyunca taşıtırlardı. Macaristan yönüne gidilecekse, Eflak ve Buğdan sınırından geçip Belgrad’da Osmanlı ordusuyla birleştirildi [51. sf.].

On beş yıllık Osmanlı-Avusturya savaşı öncesinde Osmanlı-Tatar ilişkileri daha sıklaşmaya yüz tutmuştur. Çünkü, devlette gerilemenin ilk belirtileri başlamış, artık savaşlarda eskisi gibi çabuk sonuç almamama baş göstermiştir. On iki yıl süren İran savaşları kazançtan çok kayba yol açmıştır. Daha önceleri yabancı asker gücüne pek bağlı olmadıkları halde, on beş yıllık Osmanlı- Avusturya savaşında Kırım ordusu vazgeçilmez bir yedek güç derecesine yükseldi [57. sf.].

16. yüzyılın son dördüne dek, GİRAY hanedanının özel gayreti Türk harbiyesinin isteklerini karşılamaya yetti. 1578'deki İran akınında ise Osmanlı Hükümeti, hanlığın bozkırlardaki görev ve sorumluluklarım göz önünde bulundurmadan. Tatar askeri varlığını yalnız kendi istekleri doğrultusunda kullanmak istedi. Savaş uzayınca Türk askeri yetkilileri. Kırım ordusunu yabancı topraklarda kışlatmayı denediler. Kırım hani II. MEHMED GİRAY (ŞİŞMAN MEHMED GİRAY) 1579 kışını Silvan'da geçirdi; ama I583'te yurduna izinsiz dönünce. ÖZMEMİROĞLU OSMAN PASA akının başarısızlığını Tatarlar'a yükledi. Bunun üzerine III. MURAD HAN, MEHMED GİRAY'ın azlini ve yerine kardeşi ALP GİRAY'ın oturtulmasını istedi. Durumu erken öğrenen MEHMED GİRAY, "Adına hutbe okunan, sikke kesilen müstakil hükümdarı kim azledebilir?" diyerek baş kaldırıp Kefe'yi kuşattıysa da Tatarlar'ın kale fethindeki geleneksizlikleri. içerdekilerin direnmesi. OSMAN PASA'nın yetişmesi sonucu kaçmak zorunda kaldı, sonra da öldürüldü [54. sf.].

II. MEHMED GİRAY'dan sonra, İstanbul han adına cuma hutbesi okunmasını kaldırdı, yalnız sikke kesmesine dokunulmadı. Bundan sonra hanlar Osmanlı isteklerine uymaya daha çok özen gösterdiler. Söz gelişi GAZİ GİRAY bir ay aksama dışında, (1588.1608) arasında on beş yıllık Osmanlı-Avusturya savaşlarında hep bulunmuştur. Kazan'ın kaybedildiği yıllarda doğan DEVLET GİRAY'ın oğlu GAZİ GİRAY Türkçe. Arapça, Farsça bilen, şiir yazan, bilim adamlarıyla (ulema) tartışalı Çerkesler’den Beslen oymağında askerlik eğitimi görmüş, İran savaşlarında bulunmuş, I571'de İranlılara tutsak düşüp beş yıl Kahkaha kalesine kapatılmış, buladan bin bir güçlükle de olsa Erzurum'a kaçmış. Kırım hanlık ailesinin oturduğu Yanbolu'ya vardığında da Kırım'da olaylar çabuk gelişmiş, hanlık sırası kendisine gelmiştir. Küçük kardeşi FETH GİRAY1 Kalgay, İran savaşları sırasında şehit olan kardeşinin oğlu BAHT GİRAY'ı Nureddin seçen GAZI GİRAY, I571'de başarısız bir Moskova'yı alma denemesine dahi girişmiştir. Değerini yalnız Türk ve Tatar kaynakları değil. Macarlar da doğrular [55. sf.].

16. yüzyılın sonunda Kırım'ın Hıristiyan komşular yeni savunma hatları kurdular. Ruslar Tatarlar'ın akın yoluna Ten [=Don] Kozakları'nı yerleştirdiler. 1590'daki Rusya akınından bizzat hanın kendisi dahi yaralı döndü. I592'de Lehliler'le barış imzalandı. Bir yıl sonra da Ruslarla anlaşarak ülkenin kuzeyi güvene alındı. Yine bu sırada İsveç'le ittifak edildi. Artık sultanin desteğine gidilebilir ve yeni doyumluklar 'ganimetler' elde edilebilirdi [57-58. sf.].

Var GİRAY gaziyan din-i gazaya

Seni ısmarladım hıfz-1 Huda'ya

beytinin Macarca çevirisinin de yapıldığı. Tatarlar Osmanlı Yayılmacılığının Hizmetinde adı altında. Osmanlı-Avusturya ilişkilerinin 1574, 1583, 1591 antlaşmalarıyla ulaştığı boyut incelenmektedir. Artık savaş teknikleri gelişmiş, silahlan daha iyi olan Hıristiyan orduları karşısında Türklerin zafer kazanmaları güçleşmişse de Osmanlı uç kalelerindeki deneyimli paşalar biraz da merkezden gönderilen yardımlarla kuşatmalara direnebilmektedirler; ama Kırım Hanlığı'nın yedek asker gücüne daha çok gereksinme vardır ve 1594 yılındaki Macaristan akınına sultan mektubuyla GAZI GIRAYHAN çağrılır[59-62. sf.].

Kırım ordusunun Macaristan'a gideceği öğrenilen Hıristiyan topraklarında onla- rın geçişini önlemek İçin dağlardan yollara kayalar yuvarlamak, ormanlar dolusu ağaç- lar kesip döşemek gibi önlemler alınırsa da Türk yani Lehlilerle anlaşarak, han ordu- sunun gecikmesiz olarak o sırada Yanık [=Györ] kalesini kuşatmış olan SİNAN PAŞA'yla buluşmasını sağlar. Daha önceki Macaristan akınlarının hiçbirinde hanin bulunması görenek olmadığından GAZI GİRAY Macaristan'a giden ilk Kırım hanı olarak özel törenle karşılanır. Kendisine sunulan pek çok armağan arasında sultanın gönderdiği beş bin altın dahi vardır [75. sf.].

SINAN PAŞA Yamk fethinin şerefi kendisinin olsun diye. GAZI GİRAY1 askerinin bir kesimiyle Papa kalesinin kuşatmasına gönderir. Han kaledeki savunmacılara MALKOOĞLU'nu gönderip Yanık'ın düştüğünü bildirince, korumalar korkudan bir gecede Papa kalesini bırakıp kaçarlar. Papa'nın fethi Tatarlar'ın kendi savaş güçleriyle elde ettikleri bu tür başarıların seyrek örneklerinden biridir. Daha sonra GAZI GİRAY bu kaleyi Rumeli beylerbeyi HASAN PAŞA'ya teslim etmiştir [80. sf.].

1594 kışım Macaristan'da geçirmesi için GAZİ GİRAY'a sultandan buyruk ulaştırılırsa da o, bunu tehlikeli bulduğundan askerinin büyük bölümüyle yurduna döner. Kırım ordusunun gelişi gibi dönüşü de geçtiği toprakların yağma ve talanı demek olduğundan yine yollarını değiştirmek için engeller çıkarılır. Onlardan yalnız Hıristiyanlar değil, bağlı beyliklerdeki Türkler de korkar, bulundukları yerin uzağından geçmeleri için rüşvet dahi verirlerdi [82. sf.].

Bu sırada Habsburglar, Osmanlılara bağlı beyliklerden Erdel, Eflak ve Buğdan'ı Türklere karşı bağlamsızlık ayaklanmalarına yöneltme denemesine girişti. İstanbul'da III. MURAD ölmüş, III. MEHMED han olmuştur. Yeni han SİNAN PAŞA'nın yerine savaş karşıtı FERHAD PAŞA'yı getirirse de bir süre sonra mührü yine ona geri verir. SINAN PAŞA hemen yola çıkar. Erdel beyi şahsen uyarır. Eflak üzerine Osmanlı ordusu, Bugdan'a Tatarlar gönderildi ise de GAZİ GİRAY Yanık dolayısıyla SİNAN PAŞA'ya kırgın olduğundan intikali gecikt ve sultandan Eflak ve Bugdan tahtlarını kardeşlerine istedi. I596'da SİNAN PAŞA öldüğünden, bu sırada geçici de olsa Estergon [=Esztergom] ve Vışegıad [=Visegrad] kaleleri de yitirdiği için,1566'dan beri görülmeyen bir olay gerçekleşti ve III. MEHMED HAN ordusunun başında akma çıktı. 1596 Ekim'inde Mezookeresteş [=Mezokeresztes] savaşı giderek şiddetlendi ve Ekim 2526'daki çarpışmalar Avusturyalılara büyük kayıp Türklere kesin zaferi getirdi. Türkler bu zaferi Çaldıran ve Mohâç [=Mohacs] zaferi gibi önemli bulurlar [91. sf.].

Kırım Hanlığı'nda Taht Kavgaları başlığını yine bir beyit izlemektedir:

"Kan ile kanun eyleme

ayan ilehun eyleme"

(Nuruosmaniye Ktp. 4292. sy. 13b yr.)

Beyit

"Kan eyle kanun eyleme

âyin ile hun eyleme"

[=Kan dök töre koyma.

Tören ile kan akıtma.]

biçiminde okunmalıydı.

  1. MeVlânâcılıkta tarikat töresine yeni bir töre eklemenin aleyhine söylenmiş bir sözdür. Öldüren bile bağışlanır, ancak töreye aykırı bir daVranışta bulunan, üstelik bir töre koymaya kalkışan, öldürenden daha suçludur, bağışlanmaz anlamına gelir[5]. Nitekim bunu destekler mahiyette beyitler bulunduğu gibi,
  2. Sonraları 'kılıç zoruyla yasayı korumak' anlamına da gelmiş,
  3. Hatta kanun'u 'çalgı aleti' olarak anlayıp söz oyunu da yapmışlardır.

Her üç anlamı da içeren kullanışlar tarih sırasıyla şimdilik şunlardır:

Kamımı dök itme nâlân hecr ile kânûn gibi

Çün ıneseldür didiler kan eyle kânûn eyleme

[=Kanımı dök, kanun gibi ayrılıkla inleme.

Atasözüdür derler, kan dök kanun koyma.]

Karamanlı NİZÂMI[6]

Didüm iy dil-ber çü kânûn eyledün kan eyleme

Didi kim 'âdet durur kan ide kânûn eyleyen

[=A güzel, madem yasayı uyguladın bari kan dökme, dedim.

Görenektir, yasayı uygulayan kan döker, dedi.]

SULTÂN CEM[7]

Can ise maksûdun al cânâ cefâ resmin götür

Nev-cuvânsın dostum kan ile kâuûn eyleme

[=Ey sesgili, maksadın can ise al da cefa töresini kaldır.

Yeni yetmesin, dostum, kan dökerek kanun uygulama.]

AHMED PÂŞÂ[8]

Niçe AMRİ niçe anun gibiler mağbûn olur

Hay efnedim hay begüm kan eyle kân—un eyleme

[=Pek çok AMRÎ ve onun gibileri şaşkına dönerler, ah beyim

kan eyle kanun eyleme]

AMRİ[9]

Çeng-i ışkuna düşen canı halâs eyleyemez

Ne iki kendüne kan itmeği kânûn itdün

[=Aşk savaşına düşen canı kurtaramaz.

Niye ki kendine kan dökmeği kanun ettin.]

HAYRETİ[10]

Kâmetüm çeng oldı tap yak ’ûd-Veş ey Zöhre-ruh

Çal öldür kıl kerem kan eyle kânûn eyleme

[=Ey Çolpan yıldızı gibi parlak yanaklı, boyum çeng gibi iki büklüm oldu, öd gibi iyice yak.

Vur öldür, kerem et, kan dök kanun koyma.]

ZÂTİ[11]

Alma âhım ra hin kıl yazukdur ey şahım benim

NeV-cuVânsın dostum kan ile kânûn eyleme

[=Ey şahım, benim ahimi alma, acı, yazıktır.

Yeni yetmesin, dostum, kan dökerek kanun uygulama.]

ŞÂHİ [ö. 1559]

Tek rakibe Virme yüz 'idiyye kurbân it beni

Ey şeh-i mûlk-i Vefâ kan eyle kânûn eyleme

[=Beni bayram kurbanı et yalnız rakibe yüz verme.

Ey Vefa mülkünün şahı, kan dök yeni töre getirme ]

GIYÂS

Firkat âdet olmasın kan eyle kânûn eyleme.

ŞEYH GÂLİB[12]

Eyü itdûn ser-i kûyunda öldürdün beni

Kan dökmek resmini ey şâh kânûn eyledün

[=Sizin yolun başında beni öldürdün ne iyi ettin.

Ey şah, kan dökmek göreneğini töreleştirdin]

DÂNİŞ [ö. 1829]

Hakk-ı insaf ile kan itmeden itdin kânûn

Oldı bâtıl işi cellâd-ı leîmin battal

Öyle kânûn-ı müeyyed ki virûr ez-ser-i neV

DeVlet ü milke bekâ saltanata istiklâl

[-İnsaf ölçüsü ile kan dökmeden kanunu uyguladın

alçak cellâdın seVimsiz işine gerek kalmadı.

Öylesine sağlam kanun ki yeni baştan

deslete ١e ülkeye beka, saltanata istiklal ١erir.]

ŞİNÂSİ [ö. 1871]

Macarca çevirisi başa yazılan bu şiirin HOCA SADEDDİN’in GAZİ GİRAY HAN'a gönderdiği mektupta bulunduğuna değiniliyor. III. MEHMED HAN savaşa kendisi gelmeyip Kalga kardeşini gönderen GAZİ GİRAY'ın yerine FETH GİRAY'ı han olarak belirledi. Kırım tahtının mirası geleneğinde, hanı ister ulusları belirlesin isterse sultan önersin ölene dek yerini koruması alışkanlığı yerleşmişti. Bunun tek istisnası II. MEHMED GİRAY'ın sultanın buyruğunu dinlememeşinden başka bil de Kefe'yi kuşatmış olması dolayısıyla öldürülmesi olmuştu. GAZI GİRAY'ın ise böyle bil suçu yoktu, O sultan çağrısına kardeşini gönderirken kendisi de Silistre'de Buğdan voyvodasını itaate ikna etmekle uğraşıyordu. Buna rağmen Osmanlı Hükümeti kendisini gözden çıkarmak istiyordu. GAZİ GİRAY halkı ve ordusu nezdinde duruma hakim olarak kardeşine yerini bırakmaz. İstanbul'dan gönderilen buyrultuların biri kendisini, öbürü kardeşini han olarak belirlerken çıkan anlaşmazlıklardan sonra duruma hakim olarak kardeşi FETH GİRAY ve yakınlarını öldürtür. Yukarıdaki beyit böyle kanlı olayların olmaması temennisiyle yazılmıştır. [92-100 sf.].

Anadolu'da Celali Ayaklanmalarıyla da uğraşalı Türk ordusunun Kırım askerleriyle takviyesini önlemek isteyen Avusturya çeşitli oyunlar çevirir. Buna Kırım tahtı üzerinde oynanan yanlış oyunlar da eklenince bizzat GAZI GİRAY, Erdel-Tatar ittifakı için girişimde bulunul. Ancak, Orta Avrupa'da çok çabuk değişen siyaset dengeleri dolayısıyla hem bu girişim hem de Avusturyalıların çabaları istenen sonucu vermez. Ancak, çoğu kez Osmanlıların Kının hanından bekledikleri yardim geciktirilir. Bunda düşman tarafının hana ödediği gizli rüşvetlerin etkisi büyüktür [115. sf.].

Özellikle 1603’ten sonra gücünü İran cephesinde harcayan Osmanlı Hükümeti, yeterince para ve asker gönderemeyence on beş yıllık Osmanlı-Avusturya savaşının bütün girişimi Temeşvar Temesvar] paşasıyla savaşma gücü düşük Kırım askerinin eline geçti. Bu süreçte Macaristan’da iki kez kışlamış olan GAZİ GİRAY HAN, hem asker hem de devlet adamı olarak şartlan kendi lehine kullanmayı iyi bildi. Başlangıçta armağan olarak yararlanmaya başladığı Eflak ve Buğdan gibi Osmanlılara bağlı beylikleri, sonradan düzenli vergiye bağladı. Kırım hanları bu vergiyi 18. yüzyılda bile almışlardır [202. sf.].

Sonuç olarak. Kırım Hanlığı’nın on beş yıllık Osmanlı-Avusturya savaşındaki yeri ve öneminden söz etmek gerekirse: Yazara göre Tatarlar için bu savaş yalnız savaşmak. Türklere yardim etmek, doyum almak için değil, daha çok"Avrupa’ya giriş'te sonuçlandı. Savaş boyunca Osmanlı-Habsburg barış görüşmeleri arasında Macaristan’da kışlayalı Tatar Ham aracılık yaparken Habsburglar'la diplomatik ilişkiler kurdu. Bu ilişkiler I682’ye değin sürdü. Tatar elçileri 17. yüzyılda İsveç, Danya, Avusturya, Lehistan yoluyla gidip gelirken Avrupa ülkeleriyle sürekli ilişkide bulunurlardı. Böylece, Kırım Hanlarının değeri arttı, gerektiği zaman onlarla ittifak ettiler (sözün gelişi I657’de Lehistan'ı basan İsveç kralı ile Erde, hakimi aleyhine Avusturya ve Danya ile ittifak eden Tatarlar Lehlerin yanında sataştılar). Kırım Hanlığı’nın Avrupa ülkeleriyle kurduğu diplomatik ilişkiler ayni zamanda Osmanlı Hükümeti’ne karşı büsbütün değilse de Kırım'ın bir mertebe bağımsızlığını gösteriyor. 16. yüzyıl sonunda bozkırlardaki rolü, Karlofça Anlaşmasıyla (1699) Orta ve Doğu Avrupa’daki önemini yitirip tecrit edilmiş duruma gelen Kırım Hanlığı 18. yüzyılda kendisi de hasta olan Osmanlı Devleti'nden başka hiç kimseden yardım be bekleyemediği için ister istemez Rusların eline düştü.

Eserin sonunda Belgrad Antlaşmasına Değin Tatar Hanları [207-211. sf.], Onbeş yıllık savaşta Osmanlı sadr-1 azamların [212. sf.], Onbeş yıllık saray boyunca Huda'daki Osmanlı paşaları [213. sf.], Tatar elçileri [214-215. sf.], Tarar tarihleri [216217. sf.] listeleri bu el kitabinin belki en önemli sayfalandır.

Macarca böyle bir kitap yazılmış olduğunu bilmek biz Türkleri sevindirse de içeriğinden aktarılan bölümlerden anlaşılacağı gibi bunu Türkçe’ye kazandırmanın da yararlı olacağı inancındayız. Resimli, haritalı kitap, alanında önemli bir boşlıığu dolduracak nitelikte titiz ve yansız bir çalışmanın ürünüdür.

MUSTAFA S. KAÇALİN