Mücteba İlgürel

Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Âyânlar, Türk, Karaosmanoğulları, Tarih

YUZO NAGATA, Tarihte Ayanlar. Karaosmanoğulları Üzerinde Bir İnceleme, Ankara 1997, Türk Tarih Kurumu Yayınları, VII. Dizi - Sa. 176, XXV + 329 + Harita.

Osmanlı Devleti tarihinde önemli bir yer işgal eden ayanlar konusu, Japon Prof. Yuzo Nagata'nın uzmanlık alanıdır. Yıllardır bu konuda emek sarfeden Prof. Nagata, çalışmalarını Karaosmanoğullarına teksif ederek Türk Tarih bilimine katkıda bulunmuştur. Eserin geniş Bibliyografyasının en dikkate değer kısmı arşiv kaynaklarının bolluğudur. Hiç şüphesiz bu da esere orijinallik kazandırmaktadır.

Prof. Nagata önsözünde âyân tabirine bir açıklık getirmeyi uygun görmüştür. Kısaca, bu müesseseyi, taşra idarecilerinin önüne geçerek hükümet ile bölge halkı arasında bir vasıta vazifesini gören sosyal zümre olduğu şeklinde özetlemiştir. Sayın Prof, ayanlar üzerinde yapılan araştırmaları başlıca iki nokta üzerinde toplamıştır. Bunlardan biri dünya ekonomisini. Akdeniz, Karadeniz ve Tuna üzerindeki artan etkisi ve bunun devamı olarak Osmanlı Devleti'nin siyasî, İçtimaî ve İktisadî alanlarda kazandığı gelişme veya değişmedir. Prof. Nagata bu özelliklerden hareket ederek ayanlar üzerindeki araştırmasını yönlendirmiştir. Ona göre, Karaosmanoğullarının Manisa bölgesinde hâkimiyet tesis etmiş olması, uygun bir jeopolitik mevkide ünlü bir âyân ailesinin gelişmesine zemin hazırlamıştır. Bu yüzden bölge, XVII. yüzyıldan sonra Osmanlı Devleti'nin kaydettiği gelişmeleri en iyi bir şekilde temsil etmiştir. Sayın Profesörün tayin ettiği ikinci nokta da dikkat çekicidir. Devlet XVII. yüzyılın sonlarına doğru ıslahat hareketlerine başladığı zaman, Anadolu ve Rumeli'nin birçok bölgesi âyânların hâkimiyeti altında bulunuyordu. Yani bu tutum devlet otoritesinin taşradaki nüfüzunun azalmış olduğunu gösteriyordu. Bu yüzden devlet taşradaki âyân hâkimiyetini kırmak zorunda idi. Böylece, merkez ile âyânlar arasında toprak ve halk üzerindeki nüfûz tesisi için mücadele başlamıştır.

Sayın Prof. Nagata'nın ifadesine göre, âyânlar üzerinde yapılacak araştırmalar, âyân hâkimiyeti alanda bulunan bölgelerin siyasi, sosyal, İktisadî ve kültürel çalışmalarıyla da tamamlanmalıdır. Bu yüzden değerli araştırmacı ilâve olarak Manisa bölgesinin coğrafî, jeopolitik ve demografik durumunu da gözler önüne sermeye çalışmıştır. Öte yandan eserde Tanzimat öncesi şartlar da gözönünde bulundurulmaya çalışılmıştır.

Prof. Nagata âyânlık müessesesinin ortaya çıkışında ve gerçekleşmesinde, Braudel'in tezine katılmamaktadır. Nitekim son zamanda yapılan diğer araştırmalarda "Braudel Tezi" ni reddeder istikamette gelişmiştir. Buna göre Osmanlı Devleti'ııde mîrî arazî sistemi öne çıkmaktadır. Bu yüzden Karaosmanoğlu Hacı Mustafa Ağa'nın servet ve kudret kaynağının, büyük çiftlikler yerine, iltizam, tefecilik ve Avrupa tüccarlarıyla yerli üreticinin arasını bulma gibi faaliyetlerden olduğu gösterilmiştir. Sayın Prof. Giriş'te Karaosmanoğulları ve Manisa bölgesi üzerinde yapılan araştırmalar ve başta Manisa Kazası'na ait Şeriyye Sicilleri ile diğer kaynaklara da yer vermiştir.

Prof. Nagata I. Bölüm'de bölgenin jeopolitik mevkii, coğrafî ve ekolojik yapısı, demografik durumu ve İdarî durumu üzerinde durmaktadır. Burada XVII. yüzyılın ortalarından itibaren İzmir'in Doğu-Batı ticaretinde bir transit limanı olarak gelişmeye başlamasıyla Manisa'nın da önem kazandığı anlatılmaktadır. Bundan sonra Manisa bölgesinden hububat, pamuk ve üzüm gibi ziraî ürünler ile hah, kilim, keçe ve sahtiyan gibi mamül maddeler ihraç edilmeye başlanmıştır. Ayrıca, İstanbul'un ihtiyacı olan zahire, hayvan ve sınaî mamüllerini gönderen bölgelerden biri de olmuştur. Bundan başka Rumeli vilâyetlerindeki çeşitli huzursuzluklar yüzünden

Manisa bölgesi önem kazanmış. Ayrıca. Osmanlı - Rus ve Avusturya Sarışları sürerken artan ihtiyaçların buradan sağlanması bölgeye canlılık getirmişti. Eserde bölgenin cografik ve ekolojik yapısı da incelendikten sonra demografik duruma temas edilmiştir. Burada Prof. F. Emecen'in eserinden (XVI. Asada Manisa Kaıası ) geniş şekilde istifode eden Prof. Nagata, XVI. yüzyılda çifçi - köylü, konar- göçer ve şehirli miktarım ortaya koyduktan sonra XVII. asırda Manisa Kazasi'nın avarızhane durumuna yer vermiştir. Eserde devamla XVII. ve XIX. yüzyılların avanz- hane durumu hakkında şeriyye sicillerinden bilgiler verilmiştir. Bu arada Bati Anadolu'ya olan Türkmen göçlerine ve bu vesileyle nakliyatçılık ve deve yetiştiriciliğine de temas edilmiştir. Manisa'nın Şehzade Sancağı oluşuna da İşaret eden Prof. Nagata, sancağın 1627 yılından itibaren " ber-vech-i arpalık " statüsüne ve nihayet 1743 yılında yerli mutegallibelerden Karaosmanoglu Hacı Mustafa Ağa'nın Saruhan Mütesellimi tayin edildiğini belirtmiştir. Bu tayin Saruhan'da önemli hadiselerin başlangıcıdır. Hacı Hüseyin Ağa'nın ölüm tarihi I816'ya kadar sürecektir.

Prof. Nagata II. Bölüm'de Karaosmanoğulları ailesinin tarihçesi ile birlikte ailenin hükümet merkezi ile olan, münasebetlerinden bahsetmektedir. Burada önce ailenin menşei araştırılmış ve Kara Osman'ın I666’da III. Murat Camii evkafı mukataasından Bahadırlı mukataası emini olduğu tespit edilmiştir. Kara Osman’ın I687'de İzmir ve Aydın'daki haric ez-defter Rumların cizyelerini tesbite memur olmuştur. Böylece, ayanlar arasına girmeye muvaffak olan Kara Osman'ın dört oğlu bulunuyordu. Bunlardan büyük oğul Hacı Mustafa Ağa babasının görevlerini devam ettirdiği gibi 1724'teır itibaren Iran Savaşlarına katılmıştır. Bu arada hükümet tarafından eşkıya ilan edilen bölgedeki rakiplerinin tenkilinde başarı gösterince bölgede rakipsiz kalmıştı. 1743’ten sonra Saruhan Mütesellimliği'ne tayin edilerek 1755 senesine kadar baş ayan durumuna gelmiştir. Onun bu mütesellimliği halkın şikayeti üzerine son bulmuştur. Yerine Yeğen Ali Paşa'nın kapıcılar kethüdası El hac İbrahim Ağa tayin edilmiştir. Mustafa Ağa'nın mallarının müsaderesi büyük sıkıntılar yaratmıştır. Ancak, Hacı Mustafa Ağa'nın bölgede hakim olduğu dönemde ailenin elinde büyük bir servet biriktiği ve oğullanın servet sahibi oldukları an- laşılmaktadır.

Sayın Profesörün ifadesine göre aile bundan sonra yıllarca merkezden alaka görmedi. Ancak 1768, 1774 ve 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşlarındaki askeri katkılarından dolayı Karaosmanoğulları bölgede yeniden hakimiyet kurmaya başladılar. Aileden Hacı Ahmed Ağa, I787'de Sanıhan Mütesellimi bizzat askerleriyle Ruslara karşı savaşmıştır. Savaşlarda yararlılığı görülen Hacı Ahmed Ağa. padişah tarafından " samur kürk" ile taltif de edilmiştir.

Ailenin diğer bir ferdi Hacı Pulad Mehmed Ağa Menemen ve Turgutlu Voyvodalıklarında bulunmuş, çok zengin olmuştu. Birçok hayrat bırakan Mehmed Ağa öldüğü zaman (1806) muhallefatının tespiti ve zabtı İşine hükümet el attı. Yapılan yazışmalar ve görüşmelerden ayanların servetinin ne derecede artabildiği, devletin de buna göz diktiği görülmektedir. Ayni tarihte vefat eden Gelembe Voyvodası Hacı Ahmed Ağa da ailenin zengin bir üyesi idi. Kara Mütessellim Hacı Mehmed Ağa'nın kardeşi Ömer Ağa ile birlikte Osmanlı - Rus Savaşı'na katıldığı ve hizmetleri karşılığı padişah tarafından "samur kürk " ile taltif edildiği anlaşılmıştır. Prof. Nagata'Nın tespitlerine göre ailenin diger bir üyesi olan Hacı Ömer Aga, Bergama Voyvodası olarak nüfû- zunu genişletmiş, hatta Karesi Mütesellimligi'ni de ele geçirmiştir. Çavdarlı ve Bandırma iskelelerinin mübayaacılıgını da yapan Ömer Aga I787'de Rus Seferi'nde büyük yararlık gösterdi ve ” samur kürk " ile taltif edildi. Bir müddet sonra İskenderiye'deki karışıklıkları yatıştırmak üzere Mısır'a gönderildi. Ömer Ağa İstanbul'da yapılan Sened-i ittifak toplantısına katildi. Prof. Nagata Ömer Ağa'nın ölümünden sonra devletin onun muhallefatının zabtı İçin aldığı tedbirleri orijinal belgelerle ortaya koymuştur. Bu sûrede II. Mahmud'un mevcut şartlar altında ayanlara karşı olan tutumu da ortaya çıkmaktadır.

Sayın Prof, bundan sonra ailenin diğer bir üyesi Küçük Hüseyin Ağa'ya yer vermiştir. Burada yabancılarla temaslar yer almaktadır. Hükümetin ve yabancıların Karaosmanoğullarına güvenmeleri ise dikkat çekicidir. Savaş yıllarında Hükümetin Karaosmanoğulları ailesinden zaman zaman yardım istediği de tespit edilmiştir. Karaosmanoğullarının en parlak devrini Hacı Hüseyin Ağa'nın Aydın muhassıllığına tesadüf eder. Manisa'da bir kütüphane de tesis ettiği anlaşılan Hüseyin Ağa'ya İzmir'deki yabancı temsilciler de itibar ediyorlardı. Bu devirdeki salaşlarda, hükümetin Karaosmanoğlu ailesinden birçok hususta yararlandığı anlaşılmaktadır. Bu katkılarından dolayı aile en parlak devrini yaşamıştır. Buraya kadar ailenin önemli şahsiyetlerine yer veren Prof. Nagata, devletin Hüseyin Ağa'dan istifade yollarını da maddeler halinde sıralamıştır (48 - 50). Ayrıca âyânların yardımlarına şiddetle ihtiyaç duyan devletin, nüfûzlarının artmasına göz yummak zorunda kalışına da işaret olunmuştur.

Ayanlık müessesesinin zamanla etkisinin azaldığı bilinmektedir. Özellikle Sened-i İttifak'ın yürürlüğe girmesinden sonra Karaosmanoğulları ailesinin üyelerinin birer devlet memuru sıfatını almaya başladığı görülmektedir. Tabiatiyle bu durum " ayanlar devri" nin kapanmaya başladığını ifade eder. Bu yönden Prof. Nagata. ailenin Tanzimat öncesi tarihçesini 5 devreye ayırmıştır (57- 58 ٠.

Prof. Nagata III. Bölüm'de Karaosmanoğulları ailesi ile iltizam haklan arasındaki münasebetleri incelemiştir. Buna göre 1743 yılından itibaren 10 yıl içinde ailenin bölgedeki timar, zeamet ve mukataayı iltizam ettiği, senet ve kudret kazandığı ortaya konmuştur. Hacı Mustafa Ağa'dan sonra, Koru-yi Cebel-i Manisa mukataası ile etrafındaki timar ve zeametler için açılan davalar, onun toprakları nasıl elde ettiği örnekleriyle gösterilmiştir. Sonunda devlet ayanlık iddiasında bulunanları mütegallibe olarak vasıflandırıp peşpeşe ferman ve adaletnâme ısdar etmiştir. Bundan başka burada malikâne sisteminin uygulanması orijinal belgelerle anlatılmıştır.

Prof. Nagata Hüseyin Ağa'nın bölge halkına sağladığı malî yardımlara ( zimem-i nâs) da temas etmiştir. Burada mukataaların nasıl verildiği ve devletin denetimi altındaki mukataalardan başka, taşradaki siyasi çekişmelerin iltizam haklarının kazanılmasında etkili oluşu da incelenmiştir. Manisa bölgesinin ziraî mahsulleri ile hayvani mamüllerinin toplandığı bir merkez oluşunun Karaosmanoğulları ailesinin sosyal ve iktisadi faaliyetlerine yön verişi de keza burada gösterilmiştir. Ayrıca, Karaosmanoğullarının sarraflarla olan ilişkileri de belgelerle ortaya konmuştur.

Eserin IV. Bölümü Karaosmanoğulları çiftliklerinin işletilmesine ayrılmışür. Ailenin mirî arazi prensibine rağmen tarlaları tasarruf edişi örnekleriyle gösterilmiştir. Buna göre Karaosmanoğulları bölgenin en münbit topraklarına sahip olmuşlardır. Ailenin bu arazi edinmeleri 4 ana esas üzerinde mütalaa edilmiştir (94-105). Bundan başka çiftliklerin hudutları, toprağın aile içindeki intikali, tarla, mer'a ve çiftliğin hukukî durumu hakkında da araştırma yapılmıştır. Böylece, çiftliklerdeki ortakçılık ve hizmetkârlık ve buna mümasil olarak işletmecilik, beylik tarlaları ve icareye verilen tarlalar konusunda orijinal bilgiler verilmiştir. Bundan sonra çiftliklerde üretim, gelir ve pazarlama bahsinde ziraî sektör ile hayvancılık sektörü yer almaktadır.

Prof. Nagata V. Bölüm'de âilenin vakıflarına yer vermiştir. Burada vakfiyelerin listesiyle beraber mahiyetleri de açıklanmıştır. Vakıf konusunda oldukça cömert davrandığı anlaşılan âilenin, bölgenin kültür hayatına önemli katkısının olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim çok sayıda tesis bir tablo ile gösterilmiştir (148). Bu vakıfların bölgenin kalkınmasındaki rolüne de temas edilmiştir. Ayrıca gayr-i menkullerin cinslerine ve şehirlerine göre dağılımı tablolarda gösterilmiştir (152-153).

Sayın Prof. VI. Bölüm’de Karaosmanoğulları âilesinin cemiyet hayatı ile âyânlığın sona ermesi hakkında bilgiler vermektedir. Devamla Türk âile yapısı hakkında yapılan yayınlara işaret edildikten sonra ailenin şeceresi (Ek VIII), muhallefat tespiti ile mirasının taksimi ve zengin bir ailenin oturduğu konağın tavsifi ve buradaki hayat tarzı anlatılmıştır. Ayrıca, Pulad Mehmed Ağa'ya ait eşyanın dökümü hem etnografya hem de piyasa ekonomisi üzerinde çalışanlara fikir verecektir. Servetin yapısı adlı bahiste, şeriyye sicilleri ve muhallefat defterlerinden bilgiler aktarılarak ailenin şehirdeki esnaf, bakkal, tüccar ve sarraflarla olan münasebetleri, iş imkânlarının sağlanması gibi konular işlenmiştir. Sayın Prof, özellikle Avrupa ekonomisinin geliştiği devirde hububat olsun, pamuk veya kök boya gibi sınaî bitkiler olsun tarımın artık para ekonomisine dahil edildiğini açıklayarak, Karaosmanoğlu çiftliklerinin bundan zarar gördüğünü açıklamıştır.

Prof. Nagata sonuç olarak ailenin Manisa kazasındaki nüfuzunun, siyasî olmakla beraber, özellikle çiftlik işletmeciliği ile vakıf faaliyetlerine dayandığını ifade etmiştir. II. Mahmud'un tedbirlerine rağmen ayanların nüfuzunun Manisa Ovası'nda bir müddet daha devam ettiği anlaşılmaktadır.

Prof. Nagata eserinde âyânlık konusunu çok iyi kavramış ve konunun her yönünü ortaya koymuştur. Tablolarla yapılan açıklamalar esere değer kazandırmıştır. Ekler ise birçok araştırıcı için önemli bir mehazdır. Bir yabancının konuya bu kadar vâkıf olabilmesi takdire şayandır.

MÛCTEBA İLGÜREL