Mürüvvet Kurhan

Hacettepe Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü

Anahtar Kelimeler: Amon, Ptah, Rê, İmparatorluk Tanrıları, Firavun, Mısır, Piramit, Nil Nehri

Tanrı Amon, Ptah ve Rê'den sonra imparatorluk tanrılarının üçüncüsü ve sonuncusudur. Amon, Eski imparatorluk devrinde ülke çapında fazla tanımayan bir tanrıydı. V. Hanedandan firavun Unas'm (M.o. 2550-2500) mezarındaki Piramit Metinleri'nde tanrı Amon veya Amen ve eşi tanrıça Amonet'in isimleri[1]. Başlangıç tanrıları olarak geçmekle birlikte, konumu itibariyle ikinci derecede oneme haiz bir tanrı görünümündedir. VI. Hanedan firavunlarından I. Pepi (M.ö. ]2292-22 0) detnde ise Amon "Teb senyorü [2] olarak anılmaktadır. Bununla beraber, Amon kültürün Teb'deki başlangıçı tam olarak net değildir, ve Teb şehrinin adi tanrı Amon'la veya ondan önce Uast, yani asa'nın şehri, kraliyet asası veya tanrı Amon'un diğer bölgesel tanrılardan üstünlüğünün bir sembolü olarak geçmektedir[3]. Eski imparatorluk devri sonunda yaşanan karışıklıklar devrinden sonra ilk geçiş döneminde (M.Ö. 2280-2080) Mısır pek çok prenslildere bölünmüş durumdayken ve başta Re olmak üzere tanrıların dünyânın düzenini sağlayamadıkları düşüncesi hakimken ve bir dini karmaşa yaşanırken, Uast (sceptre: yunanca skep tron, latince sceptmm) kökenli olan ve diğer bir bölgesel tanrı Montu veya Mentu'ya da tapan I. An tefle başlayan XI. Hanedan firavunlarının Teb'de[4] idareyi kurmalarıyla (M.ö. 2080) tanrı Amon, Yukan Mısır'da, Hanedan tanrısı pozisyonuna getirilmiştir: ama bunun İçin de bu hanedan firavunları, ilksafhada, güneyde siyasî ve dinî birliği kurmak[5], dolayısıyla iktidarlarını geniş¬letmek amacıyla tanrı Amon'u Yukarı Mısır'ın bölgesel tanrıları olan ve Teb'den önce Yukarı Mısır'ın başkenti Per Mentu (yunanca Hermontis)'da tapılan tanrı Montu[6] ve Koptos'un yerel tanrısı Min'le[7] özdeşleştirmişler ve Hermopolis'te tapılan tanrı Thot'la ilgili ve tanrı Amon'un da bir üyesi ol¬duğu ilahiyatı kabul etmişlerdir. Böylece tanrı Montu'nun başındaki iki de-vekuşu tüyünden oluşan uzun tacı ve yeryüzündeki kutsal hayvanı koç ile tanrı Min'in simgesi marul ve belirgin erkeklik organı, ayrıca Min'in gemiyle Nil'de yaptığı yıllık gezinti töreni tanrı Amon'a maledilmiştir[8]. XI. Hanedandan IV. Montuhotep'le tüm Mısır'da siyasî birlik kurulmuş ve Teb şehrinde tanrı Amon adına Karnak tapınağının inşası başlatılmıştır. Hanedanın son firavunu V. Montuhotep Mısır'ın sınırlarının genişlemesi si- yasetini gütmüştür. Bu firavunun baş veziri M.ö. 2OO٠'de firavunu idareden düşürerek kendini firavun ilan etmiş, esas adi Henu iken tanrı Amon'a bağlılığını ifade etmek İçin Hermopolis ilahiyatının resmi cümlesi “Amen-em-hat" (Amon öndedir, Amon rehberdir)'! kraliyet ismi olarak almış[9] ve XÜ. Hanedanı kurmuştur. I. Amenemhat, her ne kadar Het-Amon (Amon'un Şatosu) Niut-Amon (Amon'un §ehri)’ [10] olarak da adlandmlan Teb şehrini terkederek daha merkezi gördüğü, bugün Lişt adıyla bilinen iti-Taui'yi (iki ülkenin fatihi) başkent olarak seçmişse de Teb hem güney vilayetlerinin İdarî merkezi, hem de dini merkez olarak kalmıştır. XÜ. Hanedan'la tüm Mısır'da tam anlamıyla siyasi birlik sağlanmış, bu defa din adamlan, ülke çapında dini birliği de sağlamak ve tanrı Amon'u, milli bir tanrı haline getirmek, d ah asi evrenselleştirmek amacıyla Eski imparatorluk devrinde tanrı Re örneğinde de görüldüğü gibi, hâlâ Delta bölgesinde etkinliği süren Rê'nin bütün özelliklerini Amon'un benliğinde toplayarak tanrılarını Amon-Re adi altında İlân etmişlerdir. Bunun sonucu olarak ta Heliopolis ilahiyatım Amon'a maletmişlerdir[11]. Bu sayede, V. Hanedandan itibaren firavunların tanrı Rê'den geldikleri, onun oğlu olduklarının kabul edilmesi gibi, bundan böyle Amon-Re'nin de firavunların kutsal babası olduğu öne sürülmüş, tanrı Re yüce tanrı vâsfını yitirmiş, yerini Amon almıştır. Amon-Re olarak güneş tanrısının tüm özelliklerini alan Amon, bundan sonra. “Amon-Re nesu ne- tem” (Amon-Re tanrıların senyörü) pozisyonuna da yükselmiştir, [12]. Ayrıca Amon'un her şekle girebileceği, dolayısıyla tüm diğer tanrıların onun farklı görünümü oldukları da belirtilmiştir. Nasıl ki firavun Aşağı ve Yıkan Mısır'ın kralı ise o da “iki ülke Tahtlarının (Neus Taut) Senyörü” ilan edilmiş, [13], yani tanrı-kral olmuştur. Bu devirden itibaren, Amon İlâhî üstünlüğünün yanı- sıra, siyasî rolü olan bir tanrı olarak görülmüş ve merkeziyetçiliğin, büyük bir devlet kavramının ve yayılmacı siyasetin simgesi haline gelmiştir[14]. Tanrı Amon-Rê'nin dinî ve siyasî üstünlüğünü I. Amenemhat, bugün Karnak adıyla anılan ve daha önceleri başlatılmış olan İpet-sut[15] Amon tapınağını yaptıra¬rak vurgulamış, hatta burada pembe granitten diktirdiği dikili taşta oranın “Başlangıç tepesi” olduğunu, yani Amon'un evreni yarattığı yer olduğunu be¬lirtmiştir[16]. İlahiyat bakımından tanrı Amon'un yaraucı tanrı olarak adı Hermopolis Magna'nın yerel tanrısı Thot'un[17] Sekizli tanrılar (mısırca Hmenu, yunanca Ogdoa) kozmogonisine bağlı olarak geçmektedir. Bu kozmogoniye göre tanrısal zekâyı ve kutsal kelâmı temsil eden Thot, [18] varlık¬ları ve yaşayan herşeyi Sekizli tanrılar (Ogdoa) vasıtasıyla yaşama getirmiş¬tir[19]. Bu ilk sekiz tanrı, Başlangıç Ummanmda beliren bir tepe üzerinde bu¬lunuyorlardı. Her bir çifti bir dişi ve bir erkek unsurdan oluşan Sekizli tanrı¬lar grubu dört çift tanrıdan müteşekkildi. Bunlar, sonsuz mekânı kaplayan sıvı unsurun cisimlenmiş şekli Nun ve dişi öğesi Nunet, zamanın sonsuzluğunun sembolü Hehu ve dişi öğesi Hehet, kaostaki karanlıkları simgeleyen Keku ve Keket ve nihayet sıvı unsurun içerdiği gizli kutsal gücü benliklerinde taşıyan Amon ve Amonet'tir. İşte, sonsuz, ebedî karanlık olan bu görünüm canlanmaya başladığında, bu ilk sekiz tanrı ve tanrıça, bir gün, yaratma işlemine koyulmuşlar, bunun için bulundukları tepe (Tatenen) üzerinde bir yumurtayı biçimlendirmişler ve ışık saçan güneş (Rê) yumurtanın kabuğunu kırarak yükselmiştir[20]. Böylece, nurun var olmasıyla varlıklar ve onların ya¬şamı için gerekli herşey yaratılmış oldu. Tanrı Amon için ikinci derece bir pozisyonu kabul etmeyen Teb din adamları bu kozmogoniyi tanrılarına uyar¬lamışlar ve Teb kozmogonisini oluşturmuşlardır. Buna göre "Amon nilüfer¬den çıkan bir güneş gibi belirmiştir” [21]. Kanımızca, daha sonraları ise Kamak'ta tanrı Honsu tapınağının kabartma ve yazı darındaki[22] kuramları or¬taya koymuşlardır. Bu kuramlar bize Teb yaratıcılık versiyonu ile Hermopolis Ogdoa'sı hatta Memfis'in yaraücı tanrısı Ptah ile bağlanalı olduğunu gös¬termektedir:

“Amon-Rê tarafından söylenen sözler, tanrıların kralı, tanrıların şefi, yüce tanrı, yerin, göğün, öteki dünyanın, suların, dağların senyörü, Kematef yılanının ulu ruhu... yaşayan her şeyi vücuda getiren yumurtanın babası ve anası, tanrıları yaratan gizli (tanrı), spermiyle toprağı şekillendiren, Ceme'de kabristandaki mezar odasında Ogdoa’nın babalarının babası, tohumla dolu bu yeri Nun'da yaratan... İlk zamanın tohumu, ilk zamanların menşei... Dünya varoldu, gök, bir şahin yumurtası gibi bir yumurta bıraktı. Bu dünya.... yüzü gibiydi. Böylece ikinci yılan yaşama geldi.... [23].

Amon, Ptah olarak söylenen adıyla Nun'dan çıkan yumurtayı yarattı... Nenu tanrıçaları ve Heh tanrılarının Ptah'ı olarak (yaratıcısı gibi) yeri ve göğü yarattı. Onu (yumurta) Cenene'de (Ptah'ın Memfis'teki bir tapınağının yeri) yaratılan bu yerdeki gölde yaptı ve fışkırttı.... Onun altında, her zaman olduğu gibi “tohum tanesi” adıyla çıktı. (Amon) yumurtayı dölledi ve ondan Ogdoa bölgesinde (Hermopolis) Sekizler dünyaya geldiler... Honsu şekliyle Teb'e doğru seyretti (hns). Seldeki suda boğazını temizledi. Böylece, Teb'de tohumdaki muhteşem varlık, Teb'deki Yüce Honsu adıyla varoldu... Böylece “tohum tanesi”nin ortasında Nunet adıyla yüce Hathor yaşama geldi. O za¬man, (Amon) vücudunu onun üzerine koydu ve tanrıların babası Ptah gibi onu açtı (pth). Bu şekilde, her birine birer eş olmak üzere Dört erkekten oluşan Ogdoa yaşama geldi... Onlar Tanen'in[24] erkekleri ve hanımlarıdır” [25].

Tanrı Amon varolmaya devam ettiği müddetçe tanrının yaratıcılıkla ilgili bu kozmogonisi aynen sürdürülmüştür. Burada, tanrı Amon, Ogdoa tan¬rılarının babalarının babası olduğu kabul edildiği gibi Ptah ve Honsu da yüce tanrının birer parçası hatta kendisi olarak görülmüştür. Aynı şekilde Başlangıç Ummam'nın dişi bir öğesi olan Nunet, Hathor adıyla tanrı Amon tarafından yaraulmış ve Amon'un Hathor'la birlikteliğinden Sekizli tanrıla¬rın dünyaya gelmeleri sağlanmış olduğu ifade edilerek karmaşık bir yaratıcı¬lık şekli ortaya atılmış olmaktadır.

Amon isminin eski bir Libya kelimesi olan Aman (su) kelimesinden ge-lebileceği düşünülmekle beraber[26], tanrı Amon'un yalın olarak adı Amen (saklamak, gizlemek) fülinden gelmekte, rüzgarlar, esintiler tanrısı olarak gizli, görünmez, görülmeyen, görülemeyen anlamını taşımaktadır. Zaten başlangıçtan itibaren hareket halinde hava veya canlandıran nefestir[27]. Bu yüzden insanoğlu tarafından anlaşılması, tahayyül edilmesi zor bir tanrıdır. Zamanla firavun olacak çocuğa ve tanrıça İzis'in canlandırmak için, kötü kardeşi Seth tarafından öldürülen kocası Oziris'in cesedine hayati nefesi ve¬ren tanrı olmuştur[28]. O halde, din adamları, Amon'un sırasıyla rüzgar, ruh, can, evreni canlandıran hayatî nefes, hatta Başlangıç selülü olduğunu öne sürmüşler ١’e onun Başlangıç tanrılarını da yaşama getirdiğini ileri sürerek Başlangıç tanrısı olarak ilan etmişlerdir. Tanrı Amon'un yaratıcı tanrı olarak büyük tanrılar arasında yer almasıyla ve gittikçe öneminin artmasıyla, Amon, ilahilerinde de görülebileceği üzere varolan herşeyi yaratan gizli yaratıcı gücü temsil etmeye başlamış, bu yüzden “çocuklarına (insanlara) görünme¬yen” şeklinde veya “tanrılardan ve insanlardan gizli” olduğu ifade edilmişür. Aslında özelliklerini aldığı tanrı Rê gibi gözle görülebilen, tecellisi olmayan bir tanrıdır. Ptolemeler devirlerine doğru Amen isminin “Men” köküyle bağ- lanülı olduğu ve “sürekli” yani ebedî olduğu kabul edilmiştir[29].

Tanrı Amon'un yeryüzündeki kutsal hayvanları koç ve Nil kazıdır. Tanrı Montu'dan aldığı erkeklik ve kavgacı, hatta savaşçı özelliğe sahip olan koç, aynı zamanda, verimliliği temsil etmekteydi. Amon'un Nil'de yılda bir defa tur atüğı geminin burun kısmında koç bulunmaktaydı ve Karnak mabedine götüren yolun iki tarafında yapünlan koç başlı, aslan vücutlu sfenskler yüce tanrının cisimlenmiş şekliydi[30]. Tanrı Amon'un diğer bir simgesi Nil kazıdır. Din adamları Nil kazının Başlangıç yumurtasını yumurdadığını ve oradan da güneşin çıkıp yükseldiğini ileri sürmüşlerdir[31].

Başlangıçta, rüzgarlar ve esintiler tanrısı olan tanrı Amon, Montu, Min, Rê gibi tanrılarla özdeşleştirildikten sonra zaman içinde ilavelerle çeşitli isimleri taşıyan birtakım şekiller alunda gösterilmiştir: [32].

- Tanrı Amon'un en çok görülen şekli, başında güneş diskiyle birlikte uzun iki deve kuşu tüyünden oluşan taçlı, tanrılara has ucu kıvrık sakalı olan, sağ elinde hayat sembolü Anh'ı, sol elinde tanrı asası taşıyan firavun gibi gi¬yimli bir insanla temsil edilmesidir. -

Bazan sağ elinde Anh işareti yerine savaş palası Hepeş'i tutan bir in¬sanla temsil edilmiş, tanrının firavunlara, savaşlarda, zafer vadeden yönü vurgulanmış[33], tanrı Montu'nun savaşçı özellikleri bu şekilde Amon'a male- dilmiştir. -

Bir diğer Amon şekli Amon-Kematef tir. Eski bir yılan tanrıyla özdeş-leşmiş şeklidir ve adı “vaktini tamamlayan” anlamına gelmektedir. Bir yılanın derisini değiştirip yenilenmesi gibi, başka bir hayat devresinde kendini yeni¬leyen şeklinde yorumlanabilir; o halde bu şekliyle sonsuzluğu ifade etmekte¬dir[34]. Bir yılan tanrı olarak ortaya çıkan Amon-Kematef için Teb'de iki boy¬nuzlu bir çeşit kısa yılanın kutsal sayılıp, öldüğünde mumyalandığı ve tapı¬nağa gömüldüğü Herodot tarafından aktarılmışur[35]. Kanımızca Amon- Kematef, üzerinde yılanla çevrili bir güneş diski bulunan şahin başlı bir in¬sanla da veya Teb'deki Amon-Re-Atum olarak üç büyük tanrıyı ifade eden ve başında yılanla çevrili bir güneş diski bulunan insanla temsil edilmiştir. Bu şekliyle yaratıcı tanrı özelliği vurgulandığı gibi Heliopolis ve Teb'in tanrısı olduğu ifade edilmiştir[36]. -

Diğer taraftan pek çok kabartmalarda Amon-Re, “Teb'de oturan, ufukta beliren yüce tanrı”, “İki Ülke tahdarının senyörü” veya “Ta-Kenset'in (Nubya) idarecisi, İki Ülke tahdarının senyörü” olarak üzerinde kobra yıla¬nıyla çevrili diskle birlikte iki uzun tüylü taç bulunan koç başlı bir insan şek¬linde de gösterilmiş, bu şekliyle idareye gelecek firavunları tayin eden tanrı olduğu belirtilmiştir[37]. -

Tanrı Amon, tanrı Amsu veya Min'in belirgin erkeklik organını havi ,vücuduyla da temsil edilmiştir. Amon-Min'in ortak özelliğini ifade eden Amon'un bu şekli Amon-Kamutef[38] olarak adlandırılmıştır ve “Anasının öküzü” anlamına gelmektedir[39]. Bundan Amon'un kendi kendini yarattığı, hatta babasız dünyaya geldiği için Re'nin tanrıça Nut'u döllediği gibi onun da bir gök ineği olan annesi Nut'u döllediği ve bir sonraki günkü güneşin doğmasını sağladığı anlaşılmaktadır. Yeni imparatorluk XVÜI. Hanedandan Ü. Amenhotep devrinde (M.Ö. 1450-1425) yazılan Amon-Re ilahilerinde Min-Amon olarak yüce tanrının bütün tanrıların şefi olduğu gibi insanları, hayvanları ve onlara gerekli şeyleri de yaratanın o olduğu ve bu şekliyle Karnak'a başkanlık eden tanrı olduğu, hatta Min-Amon İkilisinin, benlikle¬rinde, tanrı Re nin zamanla ilgili özelliklerini de taşıdıkları ifade edilmiştir:

“Amon-Re'ye tapmak.

Bütün tanrıların şefi, Heliopolis'in merkezindeki öküz,

Bütün sürü hayvanlarına olduğu gibi aleve hayat veren, Sevilen ve mükemmel tanrı.

Selam sana, İki Ülke'nin tahtlarının senyörü Amon-Re,

Karnak'a başkanlık eden, tarlalarına hakim olan anasının öküzü.

Ennea'nm mükemmel öküzü ve bütün tamam başı,

insanlan şekillendiren, SÜIÜ hayvanlarının yaraucisi.

Varolan herşeyin efendisi ve hayati bitkilerin yaratıcısı.

Dikkatli ve başarılı ey! Min-Amon,

Ebedi zamanın efendisi, sonsuz zamanın yaratıcısı "[40]

- Tanrı Amon, güneş diski, tüyler ve boynuzlardan oluşan bir taş taşıyan timsah başlı bir insanla da gösterilmiştir. Bu şekliyle de “Re'nin hayaunm ve Atum'un yılarının düzenleyicisi" olarak geçmekte[41] ve böylece tanrı Amon'un milyonlarca yılın düzenleyicisi, idarecisi, d ah asi insanlann hayat sürelerinin belirleyicisi olduğu ifade edilmektedir. Ayrıca tanrı Amon, SobekRe olarak Re ile özdeşleşmiş olan timsah tanrı Sobek'in özelliklerini de yüklenmiş olmaktadır.

Görüldüğü üzere, I. Amenemhat’la başlayan XÜ. Hanedan devrinde tanrı Amon diğer tanrılarla özdeşleştirmelerle ülke çapında üstün bir pozis- yona getirilmiştir. Tanrı Amon, kült merkezi ipet-sut (Karnak)'tan itbaren tüm Mısır'a hakim durumdadır. Bundan böyle yapılan her şey , atılan her adim yüce tanrı adına yapılmıştı.

XÜI. Hanedanla birlikte Mısır tekrar bir karışıklık devri yaşamış, pek çok bölgesel krallıklara ayrılmış ve yabancı istilalara elverişli bir durum ar- zetmiştir. Bu yüzden Suriye (Haru) ve Kenan ülkesi (Kinakki) gibi Mısır'ın kuzey doğusundaki bölgelere de hakim olan ve M.Ö. 1750'den itibaren Delta bölgesine nüfuz etmeye başlayan, Mısırlıların Heka Hasut (Yabancı ülkelerin şefleri) olarak adlandırdıkları Hiksoslar[42] Mısır'ın en zengin bölgesi olan Aşağı Mısır'a yerleşerek Avaris'i başkent olarak seçmişlerdir. (M.Ö. 1730). Bununla birlikte, tüm Mısır'a hakim olup olmadıkları bilinmemekle beraber Yukarı Mısır'ı vergiye bağlamışlardı[43]. 150 yıl boyunca (M.Ö. 1730-1580) Mısır'da hakimiyetlerini sürdüren Hiksoslar Mısır halkını elde tutabilmek için Mısır'ın baş tanrılarından birini resmi tanrı olarak seçeceklerine, za¬manla kendi savaş tanrıları Teşub'a benzerliğiyle tanınan ve Mısır'a medeni¬yeti getiren tanrı Ozisris’i kadeden kötü tanrı Seth'i yüceltmişlerdi. Tanrı Seth, asırlar boyu Mısır'ın birliğini tehdit eden tanrı olarak görüldüğünden Hiksosların ülkeden çıkarılması dinî bir görev olarak kabul edilmiştir[44]. İşte bu şekilde, ilk önce XVÜ. Hanedan firavunları[45] bağımsızlık hareketini baş-latmışlardır ama, sonunda XVÜI. Hanedanın kurucusu ve Yeni İmparatorluk devrini başlatan I. Ahmozis, tanrı Amon'un önderliğinde, ondan aldığı güçle ve onun lütfuyla, Hiksosları bozguna uğraup ülkeden çıkarmayı başarmış ve yeniden İki Ülkenin (Aşağı ve Yukarı Mısır) birliğini sağlamış; tanrı Amon'un kült merkezinin bulunduğu Teb şehri tekrar başkent olmuştur. Firavun I. Ahmozis'le başlamak üzere XVÜI. Hanedan firavunlarından sıra¬sıyla I. Amenhotep, I. Tutmozis, Ü. Tutmozis, özellikle ÜI. Tutmozis ve Ü. Amenhotep devirlerinde yapılan seferlerle Mısır'ın sınırları, kuzey doğuda Fırat ve onun kolu Habur nehirleri arasında bulunan Naharina'ya kadar, güneyde ise tüm Nubya (Sudan) ülkesi dahi olmak üzere, önemli ölçüde ge¬nişlemiş[46], Mısır büyük bir imparatorluk kurmayı başarmışur. İşte firavunların bu başarılarının tanrı Amon'un önderliğinde, onun lütfuyla ve onun esinlediği strateji doğrultusunda gerçekleştiği[47], oğulları firavunlara bir im¬paratorluk kurma siyasetini buyurduğu kabul edilmiş “tanrı Amon'un zafer¬leri” [48] sayesinde savaş meydanında düşman tarafından terkedilen savaş gereç¬leri ve ganimetlerin mısırlılara geçtiği ve bölge halkının firavuna boyun eğdiği, dolayısıyla tanrı Amon'un üstünlüğünü ve yüceliğini kabul ettikleri ifade edilmiş, hatta HI. Tutmozis yendiği düşman kumandanlarının isimlerini bir deri üzerine yazdırarak Kamak'taki Amon tapmağına koymuştur[49]. Zaten bu devirde firavunun kılıcının gittiği yerler tanrı Amon'un mekânı olarak kabul edilmiş, yani Mısır'ın sınırlarının genişlemesiyle tanrı Amon'un etki alanının da genişlediği fikrini benimsemişlerdir. Bu yüzden Mısır'ın “her ülkenin efendisi” olduğu gibi "tanrıların senyorü" olan tanrı Amon'un da “imparatorluğun senyorü" olduğu belirtilmiştir[50].

ÜI. Tutmozis'in zaferleri İçin yazılan methiye Stela'smda tanrı Amon'un oğlu firavun'a “buyruğumla sana uzunlamasına ve genişlemesine dünyâyı verdim... Gücün ve kuvvetinle nehri (Fırat) aştın, Naharina çevresine ulaştın.... zaferlerinin bütün ülkelere ulaşmasını ve halkların (kavimlerin) vergileriyle gelip haşmetin önünde eğilmelerini sağladım[51] şeklinde seslenerek ve ÜI. Tutmozis'i “tam teçhizatli bir savaşı", “öldüren yıldız", “yenilmez öküz”, veya “timsah” gorünümlerinde göstererek düşmanı dehşete düşür- düğü belirtilerek hitabettiği açıklanmıştır. ÜI. Tutmozis'in HebSed (jübile) töreninin yapıldığı sütunlu kışımda Mısır'da bilinmeyen, Naharina'ya kadar olan bölgelere ait bitki ve hayvan sahnelerinin yapılmış olması tanrı Amon'un evrense, bir tanrı olduğunu hatırlatmak içindir ve tanrı Amon Kamak'ta “Ah-Menu'da (en kutsal yer) oturan göklerin senyorü” olarak gösterilmiş, bu şekilde sadece Mısır'ın değil, Mısır'ın idaresi altındaki ülkelerin de yüce tanrısi olduğu[52] vurgulanmıştır. Madem ki “Mısır tanrılarının sen- yürü" olan Amon sayesinde Mısır'ın sınırları “güneşin çizdiği dairenin uzandığı yerlere kadar uzağa” genişlemişti, o halde Amon Mısır'ın kurduğu bu imparatorluğun da senyorüydu[53].

Tabü ki firavunlar, özellikle III. Tutmozis, bu başarılar İ؟in tanrıya şük- ranlanm ifade etmek amacıyla savaşlardan elde ettikleri ganimetlerin ve Kıbrıs (Alasya), Girit, Ege adaları (Haunebu) gibi yerlerin Mısır'ın siyasi üs, tünlüğünü kabul ettiklerinin bir ifadesi olarak her yıl gönderdikleri hediye ve haraçların[54] büyük bir kısmını, idaresi Amon ruhban sınıfinın elinde olan Teb'deki Amon tapmağına bıraktıkları gibi, her firavun “Amon-Re'ye ebediyet anıtlarıİnşa ettim", “hiç bir kısıtlama yapmaksızın, ambarlarım buğdayla, arpayla doldurdum", “onun İçin kurban kesilen sunak yerini donattım", “[Onun adına yapılan] törenlerini arttırdım[55] “ şeklinde tanrı Amon'u hoş- nut etmek[56] İçin elinden geleni yaptığını açıklamıştır. Buna ilaveten Karnak'taki tanrı Amon'un kutsal evine (Hetep neter) yani tapmağa ve ona bağlı olan yerlere I. Tutmozis Yukan ve Aşağı Mısır'da araziler de bağışlamış, tir, hatta tanrımn evinde köylülerin yamsıra seferlerden elde edilen esirler de çalıştırılmıştır[57]’. Bunun sonucu olarak tanrı Amon din adamlarının bulunduğu yerlerde ve özellikle başkent Teb'de muazzam bir zenginlik birikimi olmuş, oraya gelen veya yerleşen yabancılar ve her türlü kültürel ilişkiler ve etkileşimler sayesinde Teb uluslararası bir başkent haline gelmiştir[58]. Tabü ki Mısır'ın idaresi altında bulunan Kenan ülkesi (Kinakki) ve Suriye'de (Hara) de tanrı Amon adına tapmaklar yapılmış, liatta fethedilen ülkelerin hüküm- darlarıyla Mısır firavunları arasında tanrı alışverişi de olmuştur. ÜI. Amenhotep hastalandığında Teb'e iyileştirme gücü olan tanrıça iştar'ın küçük bir heykelini getirtmiş, buna karşılık, dost hükümdarlara, firavunlar. Re, Amon ve Honsu gibi tanrıların mucize yaratıcı imajlarım veya heykellerini göndermişlerdir[59].

XVÜI. Hanedan firavunlarına her türlü başarıyı bahşeden tanrı Amon'un idareye gelecek veliaht! tayin ettiği, yani firavunların onun izniyle, lütfuyla idareye geldikleri, iktidarlarının ilham kaynağı olduğu, firavunları yönettiği kabul edilmiş, firavunlar tanrının yeryüzundeki Ka'sı (Benliği, görüntüsü) olarak görülmüş, dahası Deir El Bahari ve Luksor tapmaklarındaki ifadelere gore tanrı Amon'un idareye gelen firavunun gerçek babası olduğu da iddia edilmiştir. Bütün bunların sonucu olarak firavunların iktidarları süresince tanrı Amon barışta ve savaşta, her türlü siyasi ve sosyal sorunun çözümlenmesinde, bir suçlunun cezalandırılmasında veya yaran gorülen bir hizmetlinin ödüllendirilmesinde, yalanla gerçeğin bulunmasında, tüm kararlarda, her fırsatta firavunu yönlendiren yüce tanrı olarak görülmüştür[60]. Zaten firavun, tapmakta bir ayin sırasında, sorun ne ise tanrının bilgisine sunuyor ve tanrının heykelini tutan rahipler vasıtasıyla ya sesli olarak ya baş sallayarak veya tamamen başka bir işaretle tanrının iradesi belirtiliyordu[61].

Amon ruhban sınıfinın Hanedan işlerine müdahele etmesi I. Ahmozis ölünce yerine geçecek olan, ama kraliyet soyundan olmayan bir anneden olan oğlu I. Tutmozis'in (M.ö. 1530-1520) idareye gelmesi konusuyla başla- mıştır. Kraliyet geleneklerinin savunucusu, firavunların tanrıdan geldikleri- nin ve bütün firavun çocuklarının doğumunun şahidi olarak[62] Amon din adamlan olaya el koymuşlardır. I. Tutmozis'in, asil soydan bir anneden olan üvey kızkardeşi Aahmes ile evlenmesi halinde tahta çıkabileceğini kararlaş- tırmışlar ve ancak bu şekilde I. Tutmozis’in iktidarı meşru .sayılmıştı. Benzer bir durum Ü. Tutmozis ve Hatşepsut'la yaşanmıştır. I. Tutmozis'in Aâhmes'le evliliğinden küçük yaşta ölen iki oğlu ve bir de Hatşepsut isimli kızı, ve hareminden asil olmayan izis adil bir hanımdan da ileride Ü. Tutmozis olacak oğlu olmuştur[63] . o halde, babası I. Tutmozis'ten sonra asil anneden olan Hatşepsut’un idareye gelmesi söz konusu olmuştur. I. Tutmozis, tanrı Amon'un huzurunda, Amon rahipleri ve saray erkânı önünde, iki Ülke kral¬lığının taçlarını Hatşepsut'a devredip, kendisinden sonra onun idareye gele¬ceğini şu sözlerle ilan etmiştir: “Knumt-Amon Hatşepsut olarak yaşayan bu kızı yerime tayin ediyorum: tahtımda oturacak... Size rehberlik edecek O'dur. Sözlerini dinleyeceksiniz, emirlerini (yerine getirmek için) birleşiniz. Ona tapan, kuşkusuz yaşayacakur; yüceliğine karşı kin besleyip kötü şeyler söyleyecek olan kuşkusuz ölecektir... Zira, bu tanrıça bir tanrının (Amon) kı¬zıdır: kuşkusuz tanrılar onun için savaşırlar ve her gün, tanrıların kralı (Amon) babasının emri üzerine tanrılar onun arkasında nöbet tutarlar. Kraliyet asilleri duydular... ve secde ettiler...” [64].

Bununla birlikte, sarayda laik düşüncede olanlar, “meşruluk” geleneğine rağmen idareye bir erkek firavunun gelmesinde ısrar ediyorlardı, çünkü I. Tutmozis ordusunun başında Mısır'ın kuzey doğusunda Fırat'ın ötesine ka¬dar, güney de Nubya topraklarında Üçüncü Şelale'nin ötesine kadar ilerle¬mişti; bir kraliçe-firavun askeri başarıları sürdüremezdi. İşte bu gibi siyasî nedenlerle Ü. Tutmozis, üvey kızkardeşi Hatşepsut'la evlenmesi şarüyla ida¬reye getirilmiştir[65].

Ü. Tutmozis ve Hatşepsut'un ortaklaşa sürdürdükleri iktidar esnasında Hatşepsut gerçek idareye sahip olamadı. Ü. Tutmozis'ten sonra aynı durum yaşandı, çünkü Ü. Tutmozis'le Hatşepsut'un Neferurê isimli bir kızları oldu, ama Ü. Tutmozis'in hareminden yine asil olmayan bir hanımdan sonraları ÜI. Tutmozis olarak tahta çıkacak bir oğlu oldu. Bu durumda yine idareye en çok hakkı olan Hatşepsut görünmekle birlikte, Amon tapınağında dinî eği¬tim gören ve belki de dinî bir görev için yetiştirilen ve henüz çocuk yaşta olan ÜI. Tutmozis'in tahta çıkması konusunda, Amon rahipleri arasında ta¬raftarları bulunmaktaydı. Karnak'taki Amon tapınağında yapılan bir dinî ayin sırasında din adamları tanrı Amon'un heykelini her yönde dolaşurıp, daha önce tapınakta “firavunun yeri” olarak belirlenen yere yerleştirilen ÜI. Tutmozis'in önünde durdurmuşlar ve ÜI. Tutmozis'in firavun olmasına tanrı Amon'ın rıza gösterdiğini ilan etmişlerdir[66]. Daha sonraları, ÜI. Tutmozis tanrı Amon'un kendine kraliyeti bahşetmesi olayını ve tanrısal bir varlığa dönüştüğünü şu şekilde dile getirmiştir: “(tanrı Amon) benim için göğün kapıların açtı; benim için Rê'nin ufkunun kapılarını açtı. Kutsal bir şahin gibi gökte şeklini Amon-(Rê)'yi hayranlıkla seyrederek göğe doğru yüksel¬dim: yüce senyöre taptım, gögün esrarengiz yollarında ufkun tanrısının haşmetli şekillerini gördüm. Bizzat (Amon)-Rê beni firavun olarak (ilan etti), başındaki taçlarla takdis edildim, ve kobrası başıma kondu... bir tanrı¬nın saygınlığını elde ettim... ve benim için büyük kraliyet isimlerini düzen¬ledi” [67].

Tabü ki ÜI. Tutmozis'in iktidarının meşru olabilmesi için, Hatşepsut, bu defa yeğeni ve üvey oğlu ile evlenmek durumunda kalmışu. Başlangıçta Hatşepsut, küçük yaşta olan ÜI. Tutmozis'in adına, kendi siyaseti doğrultu¬sunda, naibelik görevini sürdürmüştür. Bu durum kraliyet mimarı İneni ta¬rafından şu şekilde nakledilmiştir:

“(Ü. Tutmozis'in veya tanrı Amon'un) oğlu tahta çıku; ama kızkardeşi, tanrının eşi Hatşepsut kendi düşüncesine göre dünya işlerini yürütüyordu. Mısır boyun eğerek tanrıdan (Amon) çıkan mükemmel tohum olan onun için çalışılıyordu... (O) emirler veren kusursuz şahsiyetti[68].

Çok geçmeden, kendini güçlü hisseden Hatşepsut, bu defa tek başına idareye gelen gerçek bir firavun gibi davranmaya ve kraliyet ünvanlarını al¬maya kalkışmış ve bunda başarılı olmuştur. Bir taraftan kraliçe olarak ken¬dine tanrı Rê'nin dişisi ,Râet”, tanrı Horus'un dişisi “Horet” gibi isimler[69]alırken, tanrı Amon'a da atfen Henemet Amon (Amon'la ahenk içinde) is¬mini almış[70], diğer taraftan erkeklere ait bir görev olmasına rağmen firavun olarak iktidarının geçerli olduğunu ispadamak ve yerini sağlamlaştırmak için Hatşepsut ismini bir erkek adı olan Hatşepsu (asillerin önde geleni)'ya çe¬virmiş ve kendini resmî anıtiarda bir firavun gibi kısa etekli kıyafet, tanrısal sakal ve çıplak erkek büstüyle temsil ettirmiştir[71].

Bütün resmi olaylarda ÜI. Tutmozis'i geri planda bırakan Hatşepsut fi-ravunluğunu elde etmede Amon din adamlarının desteğini görmüştür. İlk safhada, bu desteği tanrısal bir varlık, dahası tanrı Amon'un kızı olduğu ko¬nusunda elde eden Hatşepsut, din adamlarının geliştirdikleri kutsal do¬ğumla ilgili kuramlarla, tanrıların soyundan olan annesi kraliçe Aâhmes'le tanrı Amon'un kızları olduğunu ispatlamış ve bu şekilde iktidara gelmeye hakkı olduğunu, iktidarın kendisine tanrı tarafından verildiğini dile getir¬miştir. Bunu, Yukarı Mısır'da Deir El Bahari'de yaptırdığı ölümle ilgili tapı¬nağın bir duvarında, resimlerle aksettirmiş ve şöyle bir anlatım hazırlanmış- Ur:

Tanrılar ülkesinde, tanrıların kralı, insanların yaratıcısı Amon-Re, sara-yında, pek çok tanrı ve tanrıçayı toplayarak onlara Mısır'la beraber Suriye, Nubya (Sudan) ve Punt ülkelerini idare edecek, yani bütün ülkeleri kendi hakimiyetinde bulunduracak ünlü bir kraliçeyi dünyaya getireceğini bildirdi.

Yüce tanrı Amon-Re konuşurken, bir oktan daha hızlı uçan kelaynak şekilli tanrı Thot saraya geldi ve Amon-Re'yi dinledi ve tanrıya, bahsettiği “ünlü kraliçenin annesi olabilecek fevkalâde güzel bir kadının Mısır ülke¬sinde bulunduğunu” ifade etti. Bu güzel kadının Mısır firavunu I. Tutmozis'in eşi Aâhmes olduğunu belirttiğinde tanrı Amon diğer tanrılarla birlikte Mısır'a gitti[72].

“Tanrı Kuzey ve Güneyin kralı I. Tutmozis'in şeklini aldıktan sonra ihti-şamlı sarayında yatan kraliçeyi buldu. (Kraliçe) tanrının güzel kokusuyla uyandı, ona doğru ilerleyen tanrıyı görünce hayranlık içinde kaldı, tanrı ona sahiboldu, kalbini onun üzerine koydu ve ona tanrı şekliyle göründü. Ve ge¬lişinden hemen sonra güzellikleri karşısında kendinden geçti: Öğelerinde tanrının aşkı yayıldı ve tanrının kokusu ve nefesi Punt parfümleriyle do¬luydu.

Ve işte kralın eşi, kraliçe Aâhmes'in Amon'un önünde söylediği şey (şu oldu): “Ruhların ne kadar yücedir! Bütün güzelliğinle haşmetimle birleşti¬ğinde yüzünü görmek ne ulu şeydir! Usaren bütün öğelerimi kaplıyor”: “Amon'la birleşen, asillerin ilki”, senden olacak bu kızın adı böyle olacak... Bütün bu dünyada hayırlı bir kraliyet sürdürecek, şüphesiz iki ülkeyi idare etmesi, tüm yaşayanların Ka'lanna (bilinç) yol göstermesi için ruhum önün¬dür, kalbim onunladır, iradem onunladır, tacım ona aittir” [73].

Bundan sonra Amon-Re, insanların vücutlarını şekillendiren, yaratıcı tanrı Knum'a “Benim için kızımın vücudunu ve Ka'sını şekillendir, onu bü¬yük bir kraliçe yapacağım, şeref ve kuvvet hayattnın bütün günlerinde onun olacak” [74] diyerek onu görevlendirdi. Böylece, Knum, Amon-Rê'nin kızının vücudunu Ka'sıyla birlikte, çömlekçi çarkında, kille şekillendirdi. Her iki şe¬kil tam tamına aynıydı. Tanrıça Hekat ise kilden her iki şekle doğru hayat işareti Anh'ı tutarak ismi Hatşepsut olacak bebeğe hayat nefesi vererek can¬landırdı. Aylar geçip te bebeğin doğumu yaklaştığında, tanrı Knum ve tan¬rıça Hekat kraliçeyi doğum yapacağı yere götürdüler. Tanrıça Meskenet ebe¬lik, tanrıça Hathor ise sütanrıeliği yapular. Tabü ki bundan sonra tüm do¬ğumunu kutladılar[75].

Bundan sonra rahiplerin geliştirdiği kuramlarla tanrı Amon'un Hatşepsut'a kraliyeti verdiği ve iktidarının meşru olduğu da şu şekilde ifade edilmiştir:

‘‘Ona (Hatşepsut) bütün ovalık ülkeleri (Mısır) ve bütün dağlık ülkeleri (yabancı ülkeler) verdim. Bütün yaşayanları yönetecek. Onun için iki ülkeyi barış içinde birleştirdim. Konudarınızı yapuracak. Evlerinizi ulu kılacak... Sunak ekmeklerinizi devamlı kılacak. Sunak yerlerini zenginleştirecek. Tepesindeki gökten çiyi indirecek... Onun devrinde, onun için büyük Nil'lerin (Nil taşmaları) gelmesini sağlayın! Hayatta himayenizi ve onun etra¬fında istikran sağlayın” [76].

Bu yazıtta kraliçe Hatşepsut'un bir kadın firavun olarak kabul edilmesi için tanrı Amon'un ifadesiyle din adamları onun devrinin Mısırlılar için bol¬luk içinde olacağı kehanetinde bulunmakla birlikte sanki kendilerinin de bu iktidarın iyi geçmesinde rollerinin olacağını da ifade etmekten geri kalma¬mışlardır. Zaten Hatşepsut, din adamlarının, tam anlamıyla destek vermele¬rini sağlamak amacıyla önemli tavizlerde bulunarak onların daha da kuvvet¬lenmesine ve devlet işlerine, aktif bir şekilde kaulmalarına sebep olmuştur. Hatşepsut, Amon Başpeygamberi Hapuseneb'i siyasetine ortak etmiş, onu, ilk önce Amon tapınağı mallarının idarecisi, bütün güney ve kuzey Mısır tapı¬naklarındaki Başpeygamberlerin başı ilan etmekle yetinmeyip, güney vilayet¬lerinin idarecisi, Teb valisi ve vezir olarak ta görevlendirmiştir[77]. Bunun ya¬nında, Cehuti, Puyemrê ve özellikle Deir El Bahari'de Hatşepsut'un ölümle ilgili tapınağının mimarı Senenmut'un da Hatşepsut'un siyasetinde önemli rolleri olmuştur[78] . Firavun resmen ÜI. Tutmozis olmasına rağmen, Amon rahipleri sayesinde iktidanm meşru krlan ve 20 yıl boyunca (M.ö. 1504- 1484) tek başına idarede kalan kraliçe-firavun Hatşepsut, tanrı Amon'u hoş- nut etmek İ؟in kırmızı kuarzitten bir şapel yaptırmış ve I. Tutmozis'in Kamak'ta yaptırdığı bolmeye 30 m. yüksekliğinde dev dikilitaşlar diktirmiştir[79]. Bunlardan pembe granitten yapılmış olan bir tanesinin tepesinde, Ka İşared oluşturan iki elini, önünde diz çökmüş Hatşepsut'un başında tutan tanrı Amon'u gdnnek mümkündür. Bu şekilde tanrı Amon'un, bir taraftan erkek kıyafetinde olan kraliçefiravunu himayesi altına aldığı, onu kutsadığı, ona hayati gücü ilettiği ifade edilirken, diğer yandan, Hatşepsut'un tanrınm yeryuzundeki Ka'sı yani görüntüsü olduğu, vurgulanmışnr[80]. Genellikle barış İçinde geçen kraliçe-firavun Hatşepsut devrinde, babası tanrı Amon'un di- rektifleri doğrultusunda tapmaklarda kullanılan günlük ile firavun inciri ge- tirtmek üzere "iki çok yeşil kıyı” olarak adlandinlan Kizildeniz'in doğu yaka- smdaki Punt ülkesine ve Somali’ye kadar Afrika kiyilanna ticari seferler dü- zenlemiş, buralardan getirilen ağaçlar Deir El Bahari'deki bahçelere ekilmiştir[81].

Kraliçe-Firavun Hatşepsut, M.ö. 1484 yılında ölümüne kadar aktif ola- rak idarede kalmur. Ondan sonra, 30 yaşına varmış olan ÜI. Tutmozis ida- reye gelmiş ve Deir El Bahari’deki tapınağın dışında pek çok anıtı kırdırtmış ve resmi anıtlardan Hatşepsut'un ismini kazıtmıştır[82].

ÜI. Tutmozis, tahta çıkışından başlamak üzere, M.ö. 1484-1464 ara- Sinda, 20 yıl boyunca büyük imparatorluk kurma çabalarım sürdürmüş tanrı Amon'un rehberliğinde yaptığı 17 sefer sonucu ele geçirdiği bölgelerde Mısır'ın pozisyonunu güçlendirmiş, savaş ganimetleriyle ve yıllık ödenen ha- taçlarla, ülkesinin önemli ölçüde zenginleşmesini sağlamıştır. Elde edilen zenginliklerden büyük bir kısmının firavun tarafindan tanrı Amon tapma- ğına bırakılması dolayısıyla Amon din adamlan daha da zenginleşmiş ve et- kinlikleri artmıştır. Zengin bir Mısır etrafinda büyük bir imparatorluk kuran firavunu, Amon din adamları, tanrıların "Sar Kişşati” (evrenin kralı) olarak belirlediklerini ilan etmişlerdir. Din adamlan zenginliklerine paralel olai’ak siyasî görevleri ellerinde tutmaya devam etmişlerdir. Amon Başpeygamberi Menheperrê-Seneb bütün Mısır tanrılarının Baş Peygamberi olduğu gibi kra¬liyet hâzinesinin ve her türlü devlete ait inşaat işlerinin de idarecisi olmuş¬tur[83]. Buna karşılık kendisine vezirlik görevi verilmemiş, bu görev Rehmerê tarafından yürütülmüştür[84].

Amon din adamlarının siyasî ve dinî pozisyonları Ü. Amenhotep (M.Ö. 1405-1380) devrinde de devam etmiştir, ve Ü. Amenhotep devrinde yazdık¬ları ilahilerle tanrı Amon'u, tüm Mısır tanrılarının üstünde, yüce tanrı olarak ilan etmişlerdir. Bununla beraber, din adamları, herhangi bir dinî karma¬şaya, dolayısıyla bir sosyal çalkanuya sebebiyet vermemek için başta tanrı Rê olmak üzere diğer tanrıların da isimlerine değinerek ve her birini tanrı Amon'un birer sıfatıymış gibi göstererek, tedrici olarak, Amon'u tek tanrı, en büyük tanrı ilan etmek istemişlerdir. Bunun için, ilk safhada, Eski İmparatorluk devrinden iübaren en büyük tanrı olarak kabul edilen tanrı Rê'nin özelliklerini benliğinde sindirmesini sağlama yolunu tutmuşlardı. Buna bağlı olarak tanrı Amon'un, tanrı Rê'nin yarattığı güneş, yer, gök, hava, rutubet ve ölüm gibi evrenin temelini teşkil eden unsurları temsil eden ve insanların yaratılmasından önce insanlara has özelliklere sahip, bir yerde insanların varolacağının habercisi olan Dokuzlu tanrılar grubunu (Ennea) da varederek yaşamı başlatuğını ifade ederek evrenin ilk oluşumunun da Amon'a ait olduğu kabul edilmiştir. Buna ilaveten tanrı Amon'un, sadece ülke çapında yaratıcılığı kabul edilen tanrı Rê değil, aynı zamanda her biri kendi bölgesinde yaraücı olarak görülen diğer tanrıları da yaratan tanrı ol¬duğu ileri sürülerek ülke çapında üstünlüğünün kabul edilmesi gerektiği öne sürülmüş, bütün bölgesel tanrıların bu yüce tanrı karşısında önemlerini kaybettikleri ima edilmiştir. Tabü ki böylesine yüce bir tanrıya sadece insan¬ların değil, aynı zamanda, tanrıların da şükrederek önünde secde etmeleri gerektiği de belirtilmiştir. Zaten tanrının “gizli” anlamına gelen adının üze¬rinde durulması, onun yüceliğini, ölümlüler tarafından tahmin edilemezli¬ğini, kavranamazlığını göstermekte, işte bu yüzden yüce olduğunun bir ifa¬desi olmaktadır.

Tanrı Amon'un sadece varlıkları yaşama getirmekle kalmayıp evrende bir denge de sağlayan tanrı olduğu, yani varlıkların yaşamında evrelerin bu¬lunduğu ve bir sonla noktalandığı da ortaya konmuştur. Tabü ki bütün dü¬zenin tanrısal Gerçek ve Adalete (Maat) dayanmakta olduğu ve insanların tanrımn on gördüğü kaderlerine boyun eğmek zorunda oldukları da belir- tilmiştir. Diğer taraftan. Eski imparatorluk devrinde tanrı Rê'nin, esas olarak sadece firavunu, hayattayken himaye ettiği, ona iyilikler bahşettiği ve olu- münden sonra da firavunun tanrısmın kauna ulaşacağı kabul edilirken, tanrı Amon'un, sadece firavunları, zenginleri değil, ayni zamanda sade kullanm da konduğu, korkak, dertli, karabahtil kullanna yardim ettiği one sürülmüş, dahası sadece Misirlilann değil, renkleri farklı tüm insanlann da tanrısi olduğu ifade edilmiştir. Çünkü, her ne kadar Amon'un lütfiryla Mısır bir impa- ratorluk kutup yabancı ülkeleri idaresine kattıysa da bu ülke insanlarının, bir yerde zorla değil isteyerek tanrı Amon'un yüceliğini kabul ettiklerinden soz ederek tanrımn bütün İnsanlığın tanrısi olduğu gösterilmiştir. Bu ؟er؟e- vede, Mısır imparatorluğunun bir parçası olmasa da Punt ulkesininin (Arabistan) Mısırlılar İçin büyük bir onem taşımış olması ilginçtir. Belki de doğuda bulunan bir ülke o İması, dolayısıyla tanrımn bir tecellisi olan güne şin oradan yükselmesi, oranın tanrımn mekânı olarak kabul edilmesine yol açmış, bu yüzden de Punt “kutsal topraklar" olarak adlandmlm ur.

M.ö. 165O'de yazıcı Ani'nin “Bilgelik" adil yazışında da ortaya koyduğu “Tanrı gücünü binlerce şekle verebilir[85] “ sözünden de anlaşılacağı üzere di- ğer tanrılann tanrı Amon'un değişik tecellileri olduklan, firavunuyla, zengi- niyle, fakiriyle, mısırlısı ve yabancısıyla tüm İnsanlığın tanrısi olarak kabul edildiyse de, yine de henüz Mısır'da Monoteist dini bir yapıdan bahsetmek erken olacaktır, çünkü tanrı Amon İçin “O tektir”, “Ondan başkası yoktur” gibi sözler kullanılırken tanrı Amon'un “bütün tanrıların babası”, hatta en “kıdemlisi” olarak hepisini üstünde bir konumda bulunduğu, d ah asi Hatşepsut'un Kutsal doğumuyla ilgili teoride de görüldüğü gibi hepsinin tanrı Amon'un hizmetlileri olduklan vurgulanmakla birlikte, diğer tanrılann devam etmekte olduğunu goz önünde bulundurarak Henoteist bir yapıdan söz etmek yerinde olacaktır, belki de Mısır'da Politeist bir dini yapı İçinde tanrı Amon'a dayanan tek tanrıli bir din mevcuttu ve bu tanrı ancak salikle- rin hissedebilecekleri bir tanrıydi[86]. Bu dumm, M.ö. 1430 civannda yazılmış olan ve Kahire müzesinde muhafaza edilen aşağıdaki ilahilerde net bir şe- kilde gorülmektedir:

‘Amon-Re'ye tapmak.

Bütün Hayvanlara olduğu gibi tüm alevlere

Hayat veren mükemmel ve sevgili tanrı.

Selam sana, Amon-Re, İki Ülke tahtlarının Senyörü[87],

Kamak'a başkanlık eden...

Mecaiu'lann senyörü[88] ve Punt ülkesinin prensi Göğün büyük tanrısı, yeryüzünün kıdemlisi, Varolan (her) şeyin efendisi....

O tektir, tanrılar arasında ondan başkası (ona benzer) yoktur. Ennea'mn (Dokuzlar tanrılar) mükemmel boğası ve Bütün tanrıların başkanı,

Gerçeğin ve Adaletin senyörü, tanrıların babası, İnsanları şekillendiren ve küçükbaş hayvanların yaraücısı, Varolan her şeyin efendisi ve hayatî bitkilerin yaratıcısı, Sürüleri yaşatan odakların yaratıcısı.

Huzur içinde gökte dolaşüğmda,

Yeryüzünün olduğu gibi yeralu dünyasının yaraücısı,

İki Ülkeyi ışığıyla (nuruyla) aydınlatan,

İki dünyanın şefi, Yukarı ve Aşağı Mısır'ın âdil kralı Re[89]

Niyederi diğer tanrılarınkinden daha üstün olan, Bütün dünyayı yapan üstün varlık

Güzelliğinden dolayı tanrılar sevinç içindeler,

Punt'tan döndüğünde

Kokusunu severler,

Kutsal topraklardan dönen güzel yüzlü tanrı[90]

(Tanrılar) Onlar secde etmede acele ederler. Zira efendileri olarak yüceliğini kabul ettiler.

Büyük bir terör ilham eden korkunun senyörü,

İhtişamın büyüktür, yükselişlerin güçlüdür,

Sunakları “yeşillendiren” (arttıran) ve besinleri yaratansın Yeri iterek göğü kaldıran ve

Tanrıları yaratan sensin, senin için sevinilir.

Ebedî zamanın efendisi, sonsuz zamanın yaraücısı,

Selam sana ey Re, Gerçek ve Adaletin efendisi,

Şapeli gizli olan, ey! tanrıların senyörü,

Ey! Hepri, kutsal geminin ortasında Sarfettiği sözlerle tanrıları yaşama getiren,

Ey! Atum, insanların yaratıcısı[91]

Şekillerini (insanların) seçen ve onlara hayat veren.

Birinin cildini diğerinden farklı kılan.

Karabahtı olanın duasını dinleyen,

Ona yakaran için merhamedi kalb,

Korkağı cesurdan kurtaran,

Dertliyi felaketten uzaklaştıran,

Ağzında kelâm olan, her şeyi bilen.

Nil onun arzusuna göre akar.

Nurun muduluğunu yaşama getirendir.

Tanrılar onun güzelliğiyle mutlu olurlar

Ve kalbleri onu gördükleri zaman yaşar.

Bütün tanrıların efendisi, senyör,

Ufkun ortasında hayranlıkla seyredilebilen.

insanların şefi.

Amon ismi altında tecellilerinden daha çok

İsmi saklıdır.

Varolan her şeyi yaratan ey! Eşsiz (tek) şekil,

Varolan şeyi yapan Eşsizlerin Teki (senyörü),

İnsanlar gözlerinden (nuruyla) varoldular,

Tanrılar ağzından (kelâmıyla) yaşama geldiler[92].

Ey! hayvanları yaşatan otlakların yaratıcısı sen,

Ey! insanlara ayırdığın hayat bitkisinin yaratıcısı,

Gökte uçan kuşların olduğu gibi,

Nehirde balıkların hayatını sürdürensin,

Henüz yumurtada olana nefes verirsin,

Uçan varlıkları ve kuşları yaşatansın,

Yılanları ve böceklerin olduğu gibi

Deliklerinde farelerin ihtiyacını sağlarsın,

Her daldaki böceklere hayat verensin.

Selâm bütün bunu yapan sana,

Vaktini sürüsüne faydalı olabilecek şeyi aramakla geçiren,

Ey! pek çok kollu, Eşsizlerin Teki, bütün uyuyan

İnsanların üzerine uyumadan titreyen

Ey! Amon, her şeyi dengeleyen

Atum, Horakti

Övgüler sana zira bizim yüzümüzden yoruluyorsun!

Secdeler senin için, çünkü bizi yarattın!

Sürün seni selâmlıyor,

Göğün yüksekliklerine kadar ve boydan boya (tüm) dünyada

Ve Çok Yeşil'in (Akdeniz'in) derinliklerine kadar,

Her yabancı bölge sana bağlılığını ifade eder.

Yaratıcılanna şükrederek, Kendilerini yaşama getirene yaklaştıklarında mutlu olarak.

Tanrılar, İhtişamın karşısında, (önünde) secde ederler.

Ey! Büyük Ennea'ya başkanlık eden sen, benzeri olmayan Eşsizlerin

Teki,

Her gün Gerçek ve Adaletle yaşayan

Büyük Ennea'sımn başındaki Heliopolis'li,

Doğunun Horüs'ü, iki Ufkun tanrısı.

Sen iradenle çöl, gümüş, altin, gerçek lapisi yaratansın

Tanrılar arasında tek kralsın.

Sayısı bilinmeyen isimlerin çoktur.

Doğu ufkunda yükselen, bati ufkunda batan,

insanlık sana doğru dönüyor, insanların kalbi sana doğru yükseliyor [93]

Bununla beraber Memfis'te doğmuş olan ve enerjik, savaşçı karakterli'. [94] hatta zalim denilebilecek yapıdaki Ü. Amenhotep'le birlikte yüce tanrı Amon'a ve devlet İçinde devlet konumuna gelen kudretli ruhban sınıfına karşı tepkiler başlamış gibiydi. Çünkü Ü. Amenhotep, kraliyet ünvanlarmdan biri olarak “Heliopolis'in idarecisi tanrı” adını almıştı. Bu şekilde, tanrı Amon'a rakip olabilecek tanrı Rê'nin kült merkezi Heliopolis'e ilgisini belitmiş oluyordu. Hatta Heliopolis ve Memfis şehirlerini güzelleştirmek İçin çalışmaları başlatarak. [95].'’ başkent Teb'in dolayısıyla tanrı Amon'un müthiş gücünü dengelemeyi ve onun rulrban sınıfının etkinliğini azaltmayı amaçla- mıştı. Zaten Ortadoğu ülkelerine yapılan seferlerle, bir taraftan, tanrı Amon'ıın Teb'deki tapınağı ganimetlerle zenginleşirken diğer yandan, elde edilen bölgelerin yakinen takibedilmesi İçin firavunların Delta bölgesinde Memfis ve diğer bazı şehirlerde sik sik ikamet etmeleriyle tanrı Rê'ye dönüş kolaylaşmıştır[96] çünkü, genel olarak, Mısır'daki dini geleneklere gore kişiler liangi bolgede bulunuyorlarsa o bölgenin tanrısı veya tanrılarının himayesine girerlei'di. Belki de firavunlar seferlerden önce tanrı Rê'nin himayesi İçin tapmağına ziyaretlerde bulunmuşlardı.

Bunun yanında imparatorluğa bağlı Ortadoğu ülkeleriyle olan sıkı ilişki-lerle Mısırlılar, buralarda Şamaş adıyla anılan güneş tanrısının kraliyet tan¬rısı olarak baş tanrı olduğunu görmüşler, bundan etkilenmişler ve Mısır'la bu bölgeler arasındaki siyasi birliğin Re-Şamaş İkilisi ile dinî yönden de kuv- vedendirilebileceğini düşünmüşlerdir. Zaten bu bölge hükümdarları yazdık¬ları mektuplarında, Mısır firavunlarına “Şamaş'ımız”, “güneşimiz”, “ülkelerin güneşi” şeklinde hitabetmişlerdir[97]. II. Amenhotep'ten sonra yerine geçen oğlu IV. Tutmozis örneğinde olduğu gibi bazı şahsi olaylar da tanrı Re yö¬nünde aulacak adımlar için başlangıç teşkil etmiştir. Annesi kraliyet soyun¬dan olmayan IV. Tutmozis, prensken, mutad olduğu üzere, Gize piramideri civarında avlandıktan sonra yorgun düşmüş ve tanrı Re-Horakti’nin (güneşin tam tepede olduğu zamanki ismi) yeryüzündeki cisimlenmiş şekli olarak ka¬bul edilen ve yarıya kadar çölün kumlarında gömülü Sfenks'in gölgesinde dinlenmek istemiş ve uykuya dalmışür. Rüyasında tanrı Re ona, kendi görün¬tüsü olan Sfenks'in etrafındaki kumları temizletmesini söylemiş ve ona “uzunlamasına ve genişlemesine” dünyayı, yani büyük bir imparatorluğu va- detmiştir. IV. Tutmozis firavun olduktan sonra ilk iş olarak tanrı Re'nin buy¬ruğunu yerine getirmiş ve tanrısı Re-Horakti'nin kendisini firavun seçtiğini ilan etmiştir[98]. Tabü ki bu da firavunun, açıkça olmasa bile, ne denli tanrı Re'ye bağlı kalacağını göstermektedir. Zaten IV. Tutmozis “Heliopolis'i arın¬dıran ve Re'yi hoşnut eden” anlamına gelen kraliyet adlarından birini alarak Amon rahipleriyle arasına mesafe koymuştur. Onun zamanında Amon Baş؛>eygamberi tüm Mısır tanrılarının ruhban sınıflan üzerindeki iktidannı kaybetmiş, hatta vezirlik görevinden de uzaklaşunlmışür. Ama yine de IV. Tutmozis tanrı Amon'un Mısır'a askeri zaferler bahşettiğini ve ülkenin şanını arttırdığını[99] ifade ederek Amon rahipleriyle iyi geçinmeye çalışmışur. Diğer taraftan , IV. Tutmozis'le başlamak üzere Mısır firavunlan ve prensleri ile Mitanrıi krallarının kızlanyla, bir yerde Amon din adamlannm annesi asil soydan olmayan her prensin tahta çıkışında müdahelede bulunmalannı ön¬lemek, siyasi etkinliklerini saraydan da uzaklaşurmak amacıyla, yabancılarla evlilikler başlaulmışür. Bu şekilde IV. Tutmozis siyasî nedenlerle müttefiki olan Mitanrıi kralı Artatama'nın kızı Mutemuia (tanrıça Mut kutsal gemisin- dedir) ile evlenmiştir[100]. Bu evlilikten kendinden sonra firavun olacak oğlu ÜI. Amenhotep olmuştur.

ÜI. Amenhotep ise, Mitanrıi'de Zahi'den bir şeyhin (Heka) kızı olan Tiyi ile evlenerek, yabancı kızlarla evlenme geleneğini sürdürmüştür[101]. Onun devrinde tanrı Amon'u hoşnut etmek için kültüne görünürde önem veril¬meye devam edilmiş, hatta verimlilik tanrısı olarak Amon٠Min İkilisi adına İpet veya Opet Reset (güneyin haremi) adını taşıyan, bugünkü adıyla Luksor tapınağı inşa ettirilmiş ve bu tapınakta bir şapelin duvarlarına ÜI. Amenhotep'in kutsal doğumuyla ilgili temsili kabartmalar yapılarak[102] firavu¬nun tanrı Amon'la baba-oğul ilişkisi gösterilmeye devam edilmişti. Aslında ÜI. Amenhotep'in kutsal doğumu daha da yüceleştirilmiştir. Her ne kadar, genel olarak ÜI. Amenhotep tanrı Amon ve kraliçe Mutemuia'nın oğlu ola¬rak kabul ediliyorsa da kutsal doğumla ilgili diktirilen stela'da firavun'un doğrudan tanrı Amon ve tanrıça Mut'un oğlu olduğu ve tanrı Amon'un onu, sadece Mısır'da değil, Mısır'ın hakimiyetindeki tüm bölgelerde de haşmetli kıldığı tanrı Amon'un ağzından nakledilmiştir. Bu şekilde Amon'un firavun¬ların siyasî hayaunda etkili olduğu vurgulanmışür, şöyle ki:

“Tanrıların kralı Amon tarafından söylenen sözler:

Oğlum, bağrımdan (çıkan), sevdiğim sen

Mut'un benim için dünyaya getirdiği,

Şahsımın yarattığı canlı görünümüm.

Seni halkların hükümdarı olarak yükselttim;

Her defasında yetkinliğini gördüğümde,

Kalbim sonsuz bir sevinç içindedir.

Çünkü seni İki Kıyı nın güneşi yapüm.

Yüzümü güneye doğru çeviriyorum ve senin için başarılar sağlıyorum, Sırdannda bütün haraçlarını taşıyan,

Sefil Kuş'un[103] büyüklerini sana doğru yöneltiyorum.

Yüzümü batiya doğru çeviriyorum ve senin İçin başatlar sağlıyorum.

Hiçbiri kurtulmaksizin Tehenu'ları[104] ele geçirmeni sağlıyorum.

İyuntyu[105] prenslerinin çocuklarıyla donanmış.

Göğe erişen büyük bir duvarla çevrili,

Bu amtta, onlar, haşmetim İçin inşaatta çalışıyorlar.

Yüzümü doğuya çeviriyorum ve senin İçin başarılar sağlıyorum. Ülkelerinin bütün hoş kokulu bitkilerini taşıyan,

Opone bölgelerini'[106] (insanlarım) sana getiriyorum"[107].

Yine tanrı Amon'la ilgili olarak, kanımızca ÜI. Amenhotep devrinden başlamak üzere, Karnak ve Luksor tapmakları arasında cereyan eden, tanrı Amon adına, "Opet'in güzel bayramı" adını taşıyan Opet dini törenleri, her yıl. Nil sularının kabardığı Haziran ayı sonlarında düzenlenirdi[108]. Opet törenleri başta firavun ve kraliçe olmak üzere Amon din adamları ve hal kin katılımıyla yapılırdı.

“Userhat” adını taşıyan tanrı Amon'un kutsal gemisi, Karnak'taki şape- linde firavun tarafìndan kutsandıktan, tütsü, çiçekler, meyveler, her türlü yi- yecek, İçecek ve kokular sunulduktan sonra, toren İçin ozel olarak giyinmiş, bazilan omuzlarında panter derisi tayışan rahipler tarafìndan alınır, tanrıça Mut ve tanrı Honsu'nunkilerle birlikte, halkın sevinç gösterileri İçinde, müzisyenlerin çaldığı lut, zil ve zurna ile yapılan dini müzikle, tanrıça Mut İçin bulunan rahibelerin salladıkları sistnm ve el çırpanların temposuyla, ellerinde sopayla dans edenlerin eşliğinde. Nil nehrine götürülür, orada her birine ait gemilere yerleştirilirdi[109]. Firavun ise tanrı Amon'un kutsal gemisinin bulunduğu gemiye binerdi. Tabü ki, kutsal gemilerin taşınması sırasında

zaman zaman tanrı Amon'a dua edilir ve firavun için güzel dileklerde bulu-nulurdu. Nil'in kıyılarında toplanan halk, huşu içinde, teknelerin çok ya¬kında bulunan Luksor tapınağına doğru ilerlemesini seyrederdi. Bu esnada bir rahip şu ilahiyi söylerdi:

"Userhat gemisinde bulunduğunda,

Amon-Re, eşsiz güzelliğinle, ilerliyorsun.

İki Ülke bütünüyle seni selâmlıyor,

Ülkenin tamamı bayram içinde,

Gönlünü açan büyük oğlun,

Seni küreklerle Opet'e doğru ilerletiyor.

Ona İki Ülke'nin kralı olarak sonsuz bir zaman ver,

Yıllarca ebediyet (bahşet)

Onu hayatta, zamanda, istikrarda koru,

Onu yüce kıl...”

Luksor'da, rahiplerin omuzlarında gemiden indirilen kutsal gemiler ta-pınağa doğru götürülürken, tanrı Amon'un haremine gelişi münasebetiyle kurbanlar kesilip hazırlanan sunak yerlerine konuluyordu. Tanrı Amon'un kutsal gemisi tapınağa sokulduktan sonra halk kurban etinden yemeğe koyu¬lurdu. Tapınakta, tanrı Amon için, müzisyenlerin eşliğinde, genç kızlar İlahî danslar yaparlardı. Tapınağın en kutsal bölmelerine yerleştirilen tanrıların gemileri orada on gün boyunca kalır, sonra aynı yol ve törenle yine Karnak'taki şapellerine getirilip yerleştirilirdi[110].

Harem festivali olarak da adlandırılan bu bayram esnasında tanrı Amon'un, Amon-Min olarak, eşi tanrıça Mut'la beraberliği kutlanırdı[111].

Buna karşılık, ÜI. Amenhotep tanrı Amon ve din adamlarından uzak-laşmak için Malkata adını taşıyan sarayını, Teb'de değil de Nil'in Baü yaka¬sında inşa ettirmiş ve tanrı Re'nin tecellisi güneş diski Aton'a ithaf etmiş ve “firavunun malikânesi Aton'un parlaklığıdır” şeklinde adlandırıldığı gibi “akşamı uzaklaştıran” (karanlıkları uzaklaştıran) bir malikâne olduğu da ifade edilmiştir. Yine, ÜI. Amenhotep eşi kraliçe Tiyi'nin, sarayın yakınındaki göldeki gezintileri için yaptırdığı tekneye “Aton'un parlaklığı” veya “Aton parlıyor” ismini koyarak, bir şekilde tanrı Amon'la bağlan koparmaya çalış¬mıştır[112]. Buna ilaveten ÜI. Amenofıs Nubya'da Soleb'de yaptırdığı Luksor kadar önemli tapınakta Sed törenini[113] yaparak, bu törenden Amon rahiple¬rini uzak tutmuştur.

Diğer önemli bir olay ise ÜI. Amenhotep'in, hastalandığında, hastalık¬lara iyi geldiği düşünülen Ortadoğu'da çeşitli toplumlann tanrıçası olan İştar'ın heykelini getirtmiş olmasıdır ki, böyle bir şey de tanrı Amon'un oğlu olarak görülen ve şifa verici özelliğe de sahip tanrı Honsu için büyük bir kü¬fürdü[114].

Aslında, ÜI. Amenhotep, daha sonralan oğlu IV. Amenhotep tarafından geliştirilip bir ihtilalle ilan edilecek olan Aton dininin hazırlıklannı yapmış- ür. Kesin bir şekilde tanrı Amon'dan uzaklaşıp, Heliopolis din adamlannın görüşleri doğrultusunda tanrı Rê kültüne ayn bir önem verilmeye başlanmış¬tır. Evreni yöneten, varlıklan yaşatan Rê hem güneşin tam tepede olduğu zamanki adı Rê-Horakti olarak hem de güneş diski Aton adıyla anılarak Rê'nin yüceliği, asırlar sonra, bir kez daha ortaya atılmıştır. Hatta, ÜI. Amenhotep'in tanrı Amon'un tapınaktan ile ilgili görevlendirdiği mimar kardeşler, Suti ve Hor'un ölümle ilgili stelalannda, tanrı Amon'a hitaben yazdıktan metinde, tanrı Rê'yi, dolayısıyla güneş diski Aton'u yüceltmişlerdir. Tanrı Amon'un alün ışıklanyla Rê olduğu belirtilmiş, ama “Selam sana, gü¬nün diski (Aton), ölümlüleri yaratan ve yaşamlannı sağlayan, alacalı tüyleri olan büyük şahin (Rê-Horakti, yani Aton)... doğurulmadan kendi kendini yaratan,... yerdeki yarauklan kaynaşüran, insanlann Knum'u ve Amon'u O'dur, İki Ülke'yi fetheden, büyüğünden küçüğüne tanrılann ve insanlann yüce anası odur” [115] şeklinde bir ifade kullanılarak tanrı Amon'un da onun bir parçası olduğu vurgulanmışur.

Aslında, tanrı Rê'ye dönüş ile gerçekleşecek dini ihtilalin hazırhklannda kraliçe Tiyi’nin de rolü büyüktür, çünkü erkek kardeşi Aânen, bir taraftan, Heliopolis'te tanrı Rê'nin tapınağında “Büyük gözlemci” (Büyük Peygamber) [116] iken, diğer yandan, Teb'de tanrı Amon'un “İkinci Peygamberi” olarak görevlidir, böylece kraliçe her iki dinî merkezde olup bi¬tenlerden haberdar olmuştur ve Teb'deki Amon rahiplerinin imtiyazlarını dengelemek için Heliopolis ruhban teşkilatının desteklenmesinde ve güç¬lendirilmesinde etkili olmuştur[117].

İşte bu atmosferde yetişen, bir taraftan dayısının diğer taraftan, süt an-nelerinden birinin kocası olan ve rahipler sınıfında “Kutsal Baba” derecesine erişmiş Ay’ın[118] öğretileriyle yeni dine, tam olarak vâkıf hale gelen IV. Amenhotep de (M.Ö. 1370-1352/50) aile geleneğini sürdürerek babasının Mitanrıi'den haremine getirttiği Mısır'da adı Nefertiti (güzel geldi)'ye çevri¬len Tadukepa veya Taduhepa ile evlenmiş ve dinî ihtilalini gerçekleştirmesi fazla vakit almamıştır. Zaten Amon kültünden uzaklaştığını idareye gelir gelmez hissettirmiştir. Tahta çıkışını kutsama törenini Karnak'daki Amon tapınağında değil de Hermontis'deki Rê tapınağında yaptırmış[119], ve bu ta¬pınakta o zamana kadar hiç alışılmamış bir usulle “Rê-Horakti'nin Başpeygamberi” ümanını almıştır. Bu da onu, ÜI. Amenhotep'in son zaman¬larında vezir, Teb valisi, tüm güney ve kuzey peygamberlerinin yöneticisi de olarak tayin edilen, kraliyet idaresinin en güçlü şahsiyeti olan Amon Başpeygamberi Ptahmes ile, rakip olarak, karşı karşıya getirmiştir[120]. Bu şe¬kilde niyetini ortaya koyan IV. Amenhotep henüz tanrı “Amon'un sevgili kulu” olmakla beraber, dinî planını uygulamaya koymuştur. İlk safhada, tanrı Amon'u kraliyet tanrısı konumundan düşürmüş, tanrı Aton adına Karnak tapınağının içinde şapeller yapuracağına, tanrı Amon'a ait muazzam tapınağa dokunmaksızın, güneşin doğuş yönünde ve Rê'ye dayalı yeni bir di¬nin başladığını vurgulamak için, Karnak tapınağının doğusunda, tanrı Aton için Benben dikilitaşlarını havi güneş tapınaklarını yaptırmıştır. Bu tapınak¬larda tanrı Aton’un ifadesi güneş diski, tam tepede her biri bir elle biten ve tüm insanlığa yararlı şeyleri yaratan ve yaşatan ışınlarıyla, kabartmalar şek¬linde resmedilmiştir[121].

Tabü ki bu duruma karşı Amon rahiplerinin tepkileri büyük olmuştur. Her ne kadar Orta İmparatorluk XÜ. Hanedan devrinde tanrı Amon'un im¬paratorluk tanrısı ilan edilmesiyle tanrı Rê ikinci plana atılmışsa da, Amon din adamları, tanrı Rê'yi ve din adamlarını ve müminlerini hoşnut etmek, hatta onları tanrı Amon'a bağlamak için tanrı Amon'a Rê'nin ismini ilave etmişler ve ülke çapında başka bir tanrıya geçişi yumuşak bir şekilde hallet¬mişlerse de, bu devirde, sadece Amon değil, onun eşi ve oğlu konumlarında olan tanrıça Mut ve tanrı Honsu da reddedilmiş, tanrı Amon'un ismi tüm resmî ve özel anıtlardan kazınmışür. Zaten tanrı Aton öyle bir tanrıdır ki yeryüzünde, gökyüzünde, öteki dünyada herşeye kadirdir ve hiç bir şekilde, diğer tanrıların işlevlerine ihtiyacı yoktur[122]. O halde tanrı için “Aton uludur, ondan başka tanrı yoktur” şeklinde düşünülmüş, belki de dünyada, ilk ola-rak, tanrı Aton ile tek tanrılı bir din ortaya aulmış olmaktadır. Amon baş ra¬hibine ne yapıldığı bilinmemekle beraber, küçük derecede olanlar saraya hizmedi olarak alınmışlar, hiç bir şekilde Aton tapınaklarında çalışürılma- mışlardır. Amon tapınaklarına ait olan mallar ise devlet malı olarak vezire bağlanmışür[123]. Bu da bize reformun sadece dinî değil aynı zamanda siyasî ve ekonomik yönünün de olduğunu göstermektedir.

IV. Amenhotep, iktidarının başlangıcında aynı isimle kalmış ama daha sonra ismini tanrı Aton'a atfen Ahen-Aton (Aton'un ruhu, Aton'un parlak¬lığı) olarak değiştirmiştir. Tabü ki başta Nefertiti olmak üzere, ve daha son¬raları damadı olacak, çocuk yaştaki Tutankamon'un isimleri Aton'a göre ayarlamışür[124] Diğer taraftan, IV. Amenhotep, Merirê'yi Aton Baş rahibi ola¬rak tayin ettiyse de[125], Amon ruhban sınıfının etkinliğini de düşünerek, ken¬dini tanrı Aton'un peygamberi ilan edip, halkına yeni dinin esaslarını öğ¬retmeye koyulmuştur. Tanrı Aton'un, yazılan ilahilerle Amon gibi sadece

Mısırlıların tanrısı değil, ayrı zamanda yabancı ülkelerin (Hasetiu), Suriye'nin (Hanı), Nubya'nın (Sudan) da tanrısı olduğu ve bütün insanlan dilleriyle, şekilleriyle, derilerinin rengiyle farklı yarattığı[126] ortaya konmuştur.

IV. Amenhotep iktidannın dördüncü yılından itibaren, başkentini ta-mamen tanrısı Aton'a adanmış bir şehre taşımak istemiş ve bunun için de her hangi bir tanrının izini taşımayacak ve Teb’den uzakta, Orta Mısır’da bugünkü Tel el Amarna'da yepyeni bir başkent inşa ettirip adını Ahet-Aton (Aton'un ufku) koymuştur; firavun Aton dinini kabul etmiş, aralarında vezir Ramose'nin de bulunduğu, devrin devlet erkânıyla, ailesiyle, elitiyle birlikte Ahetaton'a yerleşmiştir[127].

Hatta Ahenaton Mısır'ın kuzeyinde ve Nubya'da bugünkü Sezebi'de Ahetaton şehrine paralel olarak tanrı Aton'a atfen Pagematon (Aton'u bu¬lan) adıyla anılan iki şehir daha kurdurmuştur[128]. Belki de Ahenaton, bun¬dan sonra, tanrı Aton'u evrensel kılmak için Mısır'ın hakimiyetindeki bölge¬lerde de aynı tip şehirleri kurmayı amaçlamış, Aton'un yaratuğı bölge insan¬larını, aynı dinin etrafında toplayarak, barışçı yolla elde tutmayı düşün¬müştü. Ama olaylar hiç de beklenildiği gibi gelişmemiştir. Çünkü Aton dini, esas olarak, Ahenaton'un yeni başkentte geçirdiği 15/20 yıl boyunca devam etmiştir. Bu devirde Mısır İmparatorluğu'nda görünürde bir barış devri yaşandıysa da Teb'de kalmış olan Amon din adamları, firavuna karşı entrikalar yapıp, yeni dinî durumdan memnun olmayanları kışkırtmışlardır[129]. Ayrıca imparatorluğun varlığı kral Suppiluliuma ile güçlenmeye başlayan Hitiderden dolayı tehlikeye düşmüştü. Ahenaton Hititlere karşı atalarının fethettikleri yerleri elde tutmada pek başarılı olamamış, beceriksiz davran¬masıyla Ortadoğu’da büyük karışıklıkların çıkmasında önemli rol oynamış¬tır[130]. Çare olarak Ahenaton Teb'deki geleneksel güçlere yaklaşmaya çalışmış[131], ama çok geçmeden ölünce yerine ilk önce Ahenaton'un bir damadı Semenkare, çok kısa bir zaman için geçtiyse de ondan sonra Ahenaton'un diğer bir damadı Tutankaton idareye gelmiştir (M.Ö. 1352/50-1343/41). Tutankaton Atonizmi Ahetaton şehrinde kaldığı bir-iki yıl boyunca sürdür¬müş, daha sonra eski başkent Teb'e yerleşmesiyle tanrı Amon'a dönmüş ve Amon geleneği sürdürülmeye başlanmış, ismini tanrı Amon'a atfen Tutankamon'a (Amon'un yaşayan görüntüsü) [132], eşininki ise Anhesenamon'a çevirmiştir. Tutankamon, iktidarının dördüncü yılında, bir kraliyet karan ile Amon’u yeniden ülke çapında, en büyük tanrı olarak, bütün tapınaklarda üs-tünlüğünü sağlamıştır. Bununla da kalmayan genç firavun, Karnak'taki dikili taşta da belirtildiği gibi “hem tanrı Amon'un hem de diğer tanrılann tapı-naklarına ait mallan iade etmiş”, hatta bunu yaparken "mallarını 3-4 misline çıkarmış, anıtları restore ettirmiş, heykeller, sunaklar koydurmuş ve tanrılan ve rahiplerinin kalbinde sevinci yeniden yaşatmıştır"[133]. Teb ve Heliopolis'teki Aton tapınakları tahribedilmiş ve yıkıntıları Amon anıtları için kullanılmışur. Tamamen terkedilen Ahetaton ölü bir şehir haline gel¬miştir. .

Bu devirde Ahenaton'un Mısır'a yaşattığı dinî ihtilalin tanrı Amon'a bir küfür olduğu, ne olursa olsun tanrının varlığını Teb'de sürdürmeye devam edeceği dinî bir ilahide şöyle dile getirilmiştir:

"Sana karşı suç işleyeni bulursun,

Sana saldıranın vay haline!

Zira şehrin (Teb) kalır,

Ama sana saldıran düştü.

Nerede olursa olsun, sana karşı suç işleyen yok olsun!

Bütün ülke aydınlık içindeyken,

Sana saldıranın yeri karanlıklardadır"[134].

Tabü ki Ahenaton’un dini hareketine bireysel tepkiler de olmuştur. Bu tepkilerin, devrin veziri Ramose'nin mezar yazıdarında, “Babam [Amon)- Rê'nin hayau üzerine... rahiplerin (sözleri) IV. yılda işittiğim şeylerden daha kötü... öyle ki babamın ve büyük babamın hiç bir zaman işitmedikleri şeyler¬den daha kötüdür” [135] şeklinde yansıması bize insanların henüz köktenci dinî bir değişikliğe hazır olmadıkların göstermektedir.

Tutankamon'dan sonra idareye vezir Ay gelmiş ve Tutankamon'un eşi Anhesenamon'la evlenerek idaresini meşrulaşürmış; ancak 1-2 yıl idarede ka-labilmiştir.

Firavun Ay'dan sonra Amon rahipleri, idareye gelmeye hakkı olmayan general Horemheb'in (M.Ö. 1340-1320), Karnak tapınağında düzenledikleri bir törenle, tanrı Amorfun heykeli vasıtasıyla, idareye gelmesini sağlamışlar¬dır. Ahenaton devrinde adı Paatonemheb olan Horemheb Amon'u içeren bir isim alarak ve Mutnezmet adlı bir prensesle evlenerek iktidarını meşru- laştırmışür[136]. Aton dinî ihtilalini Mısır tarihinden ve zihinlerden silmek için iktidarını ÜI. Amenhotep devrinin sonundan iübaren başlatmışur[137]. İlk saf¬hada, iç sorunlarla ilgilenmiş, Aton dininin yaratüğı karışıklıkları düzeltmeye ve eski düzeni yeniden tesis etmeye çalışmış ve Aton dininin merkezi Ahetaton'u tamamen unutturmak için yerle bir etmiş, ama Asya imparator¬luğunu tekrar elde etmeye kendini verememiştir[138].

Horemheb'ten sonra idareye gelen asker kökenli yaşlı veziri I. Ramses'le (M.Ö. 1320-1318) XIX. Hanedan devleti başlamıştır[139]. İki yıl kadar idarede kalan I. Ramses'ten sonra yerine oğlu I. Sethi tahta çıkmıştır (M.O. 1318- 1298). Daha önceleri olduğu gibi tanrı Amon'un önderliğinde Asyahlara (Hasetiu) karşı fetih hareketlerini yeniden başlatmış olan I. Sethi Suriye’nin güneyini elde etmiş[140] ama Kadeş (Kinza, Kaditis) önlerinde Hititlerle karşı¬laşmış ve onlarla bir anlaşma imzalamıştır. Diğer taraftan, Mısır'ı işgal etmek isteyen Libyalılarla (Libu) savaşmış ve onları yenmiştir. Onun zamanında da başta Amon tapınakları olmak üzere diğer tapınaklara da önem verilmiş[141] ve tanrı Amon-Re'nin yine güneşlemiş gücü ve yüceliği XVÜI. Hanedan devrin¬deki gibi artmaya devam etmiştir. Zaten, bu amaçla yazılan Hunefer papirü¬sünde tanrının en yüce tanrı olduğu, tek olduğu, görünmediği, tanrının var¬lığının sonsuz olduğu ve dünyada olan bitenden haberdar olduğu ifade edilmiştir.

“Saygılar sana, Maât'a dayanan, Ey! Amon-Re,

Göklerde seyrinde her yüz seni görür.

Yüce bir şekilde, haşmetinle yükseliyorsun, İlerliyorsun ve ışınların bütün yüzlerde. Bilinmeyensin ve hiç bir dilin benzerini söylemeye güçü yoktur; Yalnızca sen varsın.

Sen Teksin...

İnsanlar sana adınla şükrederler ve seninle yemin ederler,

Çünkü sen onların senyörüsün.

Dünyada milyonlarca yıl geçti ve

Senin geçtiklerinin sayısını söyleyemem.

Battığın zaman saadere bir son verirsin[142].

I. Sethi ölünce yerine oğlu Ü. Ramses geçmiştir (M.Ö. 1298-1232). Bu dönemde savaşların tanrı Amon'un rehberliğinde yapıldığı inancı XVÜI. Hanedan devrinde olduğundan daha da güçlü bir şekilde devam etmiştir. Zaten, çok geçmeden Suriye'de hareketli bir politika izleyen Hitit kralı Mutavalli[143] bir taktm bölge devletlerini Mısır'a karşı kışkırtarak birleşik bir ordu oluşturmuştu. Mısır imparatorluğunu muhafaza edebilmek İ؟in Ü. Ramses, iktidannm Beşinci yılında, ordusunun başında Suriye'ye hareket etmişti (17 Nisan 1296). Ü. Ramses, Hititlerin kumandası altmdak birleşik güçlerle Halep'te karşılaşacağını zannederken Kadeş'te 16 Mayıs I294’te٠[144]önüne çıkmışlar ve Ü. Ramses'in ordusunun büyük bir kısmını yok etmişler- dir. ؟ok az sayıda askeriyle Hitit savaş arabalarıyla çember İçine alman Ü. Ramses, hem şahsi cesaretiyle, hem de *'babası tanrı Amon'ıın lutfuyla” Hitit kralım yenmeyi başarmış, [145], hatta Hititlerdeki iktidar mücadelesinden yarar- lan arak Naharina'ya kadar ilerlemiştir, çok geçmeden de Hititlerin yeni krali ÜI. Hattuşil ile barış anlaşmasını imzalanmıştır[146]. Savaşın devreleri ve Ü. Ramses'in başarılan sadece Karnak, Luksor, Abidos, Abu Simbel gibi tapi- naklarda kabartmaların yanisira yazıtlarla da aksettirilmekle kalmayıp, ayni zamanda, bir papirüs üzerine y-azilan Pentaur destansal manzumesi[147],’ ile de anlatılmıştır. Manzumede Hititlerin müttefiki olarak Kadeş savaşma katılan krallıklar ve güçlü ordularının durumundan soz edildikten sonra Ü. Ramses'in Amon, Re, Ptah ve Seth gibi tanrılann ayn ayn adlannm verildiği bölüklerle savaşa katıldığı ama bölüklerden mahmm edilerek yanlizca Amon bölüğüyle savaştığı ve 2500 kadar Hitit savaş arabasının saldmsına mamz kaldığı[148], ama Ü. Ramses'in savaş tanrısi Montu’ya benzediği, kızdığında Baal gibi olduğu[149], "Teb'de zafer" adını taşıyan atıyla firavunun tek başına Hititlerin arasına cesurca atıldığını ama arkasına göz attığında bütün Hitit savaş arabalarıyla ؟evrili olduğunu gördüğü, ordusundan hi؟bir askerin im- dadına koşmadığı, hatta yaya askerlerinin ve süvarilerinin kaçtığı ifade edilmiş[150], dolayısıyla Ü. Ramses’in böyle kritik bir durumda tanrı Amon’un himayesini geciktirmesini büyük bir şaşkınlıkla karşılayarak onu imdadına çağırdığı, tanrının yardımını dilediği şu şekilde anlatılmıştır:

“Babam Amon, ne oluyor? Bir baba arnk (oğlunu) unutuyor mu? Sensiz hiç bir şey yaptım mı? Bir an emirlerini ihlâl etmeden hep senin emirlerin üzerine ilerlemedim mi? Durmadım mı? Zira, Mısır’ın güçlü senyörü Amon güçlüdür. Barbarların yoluna çıkmasına müsaade etmemek için çok güçlü- dür. Bu Asyalılar senin için nedir? Amon, (onlar) bu tanrıyı tanımayan sefil¬lerdir, ya ben sana sayısız anıt diktirmedim mi? Esirlerimle tapınağını dol¬durmadım mı? ... Sana sesleniyorum Ey! Babam Amon, tanımadığım sayısız barbarların ortasındayım. Bütün ülkeler bana karşı birleştiler ve ben tama¬men yanlızım, benimle kimse yok. Toplu halde askerlerim beni terkettiler ve süvarilerimden hiç biri gözünü bana doğru çevirmedi. Onları çağırsaydım bile hiç biri beni işitemezdi. Böylece sana sesleniyorum, çünkü Amon’un milyonlarca askerden daha değerli oluğunu biliyorum... Eğer buradaysam, bu ağzının emri (senin emrin) üzerinedir Amon ve senin iradelerine kusur etmedim”.

“İşte barbarların ülkelerinin sınırlarından sana dua ediyorum. Sesim Hermontis'e kadar ulaşıyor. Onu görüyorum, (işte) Amon. Çağırıma (duama) geldi. Elini bana uzatıyor, o benimledir. Beni sevinç kapılıyor: O benim arkamdadır.”

Ü. Ramses’in yakarışlarına cevap veren tanrı Amon ise oğlu firavuna şu sözlerle cesaret vermektedir:

“İleri, ileri, seninleyim, ben baban. Elim seninledir ve yüzbinlercesinden daha yararlıyım. Zafer senyörü benim ve cesareti severim.”

Tanrının sözleriyle cesaretlenen Ü. Ramses kendini insanüstü, tanrısal bir varlık gibi hissedip savaşın gidişatını değiştirecektir, şöyle ki:

“Tekrar cesaretime kavuşuyorum. Kalbim tekrar sevinçle doluyor. Giriştiğim her şey başarılı oluyor. İşte Montu’ya benzeyen benim. Sağıma ok¬lar atıyorum, solumda esirler alıyorum. İyi zamanındaki Baal gibi onların önündeyim...” [151]

Bu şekilde savaşı kazanan Ü. Ramses kendini savaş meydanında yalnız bırakan korkak asker ve süvarilerine de çatmaktan geri kalmamıştır.

Tabü ki firavun, zaferlerini yüce tanrı Amon’un lütfuyla kazandığnı dü-şünerek, elde ettiği ganimederin büyük bir kısmını, savurganca hediyelerle Amon tapınaklarına bağışlamıştır. Aslında bu denli aşırı davranışın sebebi¬nin Amon din adamlarının savaş ve barışı zorlayan, dolayısıyla Mısır’ın büyük bir imparatorluk kurmasında etkili unsurlar[152] olmalarından ileri geldiği ihtimal dahilindedir.

Bunun sonucu olarak, Ü. Ramses de١Tİnde tanrı Amon’un etkinliği daha da artmış ve Amon tapınaklarına önem verilmiş, Karnak ve Luksor tapınak¬ları yeni ilavelerle genişletilmiş, Abu Simbel tapınağı ve Ramasseum inşa edilmiştir. Tabü ki buna paralel olarak Amon din adamları tanrı Amon’la ilgili düşünceleri daha da ileri götürerek, tanrının ‘Tek” olduğu fikrini daha kati bir şekilde ١٦ırgulamışlardır. M.Ö. 1280’de yazılmış olan Amon ilahile¬rinde[153] de ifade edildiği gibi tanrı Amon’a rakip durumda olmaya devam eden ve her zaman Mısır çapında üstün bir pozisyona gelmesi söz konusu olan Re ve Ptah gibi tanrılar karşısında da üstünlüğü bir kez daha ortaya konmuş, her bir tanrının onun sıfatı olduğu, hatta onları yarattığı belirtilmiş, bir anlamda tek tanrılı bir dine de adım aülmış gibidir; şöyle ki:

“Kendi kendini şekillendiren senyörlerin senyörü,

Yaratıkların efendisi...

Ağaçlar onu gördüklerinde titrerler,

Yapraklan açılırken Tek’e doğru dönerler.

Bütün varlıklar, hepsini kapsayan, elinin üstündedir,

Haşmetli (Amon) olmaksızın hiç bir tanrı onlara var olma imkânını ve-remez,

Zira onsuz hiç bir şey yapılamaz,

Ennea’nın (Dokuzlu tanrılar) hayatı büyük tanrı[154] Şekilleri bilinmeyen, kendi kendini yaratan (Ey! tanrı), Görüntülerini yapan ve kendi kendini yaratan tanrı,

Benliğinde bir yumurta oluşturmak için

Dölünü vücudunda birleştiren.

Yeniden güzel canlanmalara sahip esrarengiz şekil[155].

Göksel diskin ışınlan senin yüzüne aittir

Dünya senin görüntün (insan) için düzenlendi

Jeb’in (yer tanrısı) arttırdığı yalnızca sana aittir[156]

İlk şeklin gibi Sekiz tanrı[157] yaşama geldiler,

Onlan tek başına sonuçlandırdın (yaratan).

Ey! Amon, taunların başındaki gizli,

İlk zamanında (varolduğunda) Başlangıç taunlarını dünyaya getirmek için, Tatenen (Ptah) şekline girdin.

Tüm Ennea taunları (Dokuzlu tanrılar) senin öğelerindir.

Vücuduna bağlı her tanrı senin görüntünü teşkil eder.

Sen ilk yükselensin (varolansın), başlangıcı başlayansın,

Tanrılarda ismini saklayan Ey! Amon,

Onlardan (tanrılar) farklı olan büyük kıdemli,

Ptah olmak için şeklini şekillendiren Tatenen[158]

Vücudunun parmakları sekizlerdir (Sekizli tanrılar).

Ondan önce hiç bir tanrı yoktu.

Onunla, şeklini söyleyebilecek hiç bir tanrı yoktu.

İsminin konması için annesi yoktu.

Onu dölleyen ve O benim diyen babası yoktu. 

Kendi kendine yumurtasını şekillendiren (tanrı),

Kendi kendine varolan yüce tanrı Varolmaya başlamasından sonra tanrılar belirdiler[159].

Vücuduyla birleşen Re’nin kendisidir, Heliopolis’te ikamet eden Büyüktür, Tatenen olarak ta adlandırılandır.

Nun’dan çıkan Amon,

İnsanlığa yol gösterendir.

Şekillerinden bir diğeri Ogdoa’dır (Sekizli tanrılar).

Ey! Başlangıç tanrılarını dünyaya getiren, Re’yi yaratan Ve öğelerinden biri olan Atum şekliyle kendini tamamladı, Evrenin efendisi, varolan (her) şeyin başlangıcıdır. Söylendiğine göre ruhu göğün en yüksek kaündadır. Yüzü doğuya dönük, yeraltı dünyasında olandır.

Ruhu gökte, vücudu Batıdadır[160].

Onlardan uzakta saklanan Amon l'ek’tir,

Ve varlığının tanınmaması için tanrılardan gizlenendir.

Göğün en yüksek kaüna kadar uzaklaştığında yeraltı dünyası ondan mahrumdur.

Hiç bir tanrı gerçek şeklini bilmez,

Görüntüsü yazılarda ifşa edilmemiştir,

Anlamaya çalışmak için çok büyüktür, onu tanımak için çok güçlüdür” [161].

Bundan sonra daha da ileri gidilerek Amon’un birer parçası olan Re ve Pah'ın kült merkezlerinin de tanrı Amon'a ait olduğu ve bütün emirlerin Amon'dan geldiği, tanrılann, insanların, bütün varlıkların hayat ve ölümü- nün ona bağlı olduğu imali bir şekilde belirtilmiştir.

“ Bütün ilahlar üçtür,

Amon, Re ve Pah eşsiz (tanrılar).

Amon olarak ismi gizlidir,

Yüzü Re’ninkidir, vücudu Ptah’ınkidir.

Yeryüzünde şehirleri ebedî zaman için kuruldu,

Teb, Heliopolis, Memfis, sonsuz zaman için.

Gökten bir mesaj gönderildiğinde Helipolis’te işitilir,

Güzel yüzlü tanrıya Memfis’te tekrarlanır,

Sonra, onların işleriyle yükümlü Amon’un şehri için,

Thot harfleriyle (Hieroglif) bir mektup hazırlanır,

Karşılık olarak Teb’den bir tavsiye gönderilir.

Bütün emirler Amon’dan gelir,

Onun sayesinde, emrettiği üzere tanrılar değişmezler,

Gönderdiği mesaj öldürülebilir veya tekrar hayat verebilir,

Hayat ve ölüm, bütün varlıklar için, ona bağlıdır

Onsuz (hiç bir şey yoktur), Re eşliğinde Amon,

(Ve Ptah) - Hepsi: üçtür[162].

Daha ileriki bir bölümde ise Amon’dan gerçek bir yüce tanrı olarak bahsedilmektedir.

“Kalbi marifettir. Dudakları kelâmdır. Ka’sı ve varolan her şey ağzında- dır... İki mağara ayaklarının altındadır ve Nil, sandallarının altındaki mağa¬radan fışkırır[163]. Ba’sı[164] Şu’dur, göğsü Tefnut’tur (Rutubet tanrıçası). (Göğün) en yüksek katındaki Horakti’dir (Re), sağ gözü gündüzdür, sol gözü gecedir. Bütün yollarda[165] rehberdir. Vücudu Nun’dur; herşeyi dölle¬yen, varolan şeyi yaratan ondaki Nil’dir[166]. Her buruna doğru esintileri üfle¬yendir. Bütün insanlar için kader ve Renenet[167] onun yanındadır... ilk ilah¬ları dünyaya getiren büyük tanrı... Bütün insanların yüzü ona doğru çevrili¬dir. İnsanlar ve tanrılar "Bilgi O’dur” [168] derler.

Diğer yandan tanrı Amon’un sadece bu dünyada değil, öteki dünyada da insanların acılarını dindiren, hastalıklarına derman veren, kaderlerini çi¬zen ve insanların dualarına cevap veren tanrı olduğu da ifade edilmişti:

“Kötülüklerden koruyan, acıları (sıkıntıları) uzaklaştıran,

Çaresiz göze görmeyi sağlayan tabib,

Gözleri açar ve hastalıkları uzaklaşünr,...

Öteki dünyaya kadar istediğinin yardımına koşan,

Arzusuna göre, istediğini kaderinden kurtarandır.

Onu seven için tüm yollan üzerinde

Göz ve kulaklara ve bir yüze maliktir.

Onu çağıranın dualarını işitir,

Hayatın müddetini (ömrü) uzatır veya kısaltır,

Ona tapana kısmetinden fazlasını verir.

Onu anan kişinin (varlığın) yüzü huzurludur,

Anlaşmazlık (huzursuzluk) zamanında ismi yararlıdır (hayırlıdır).

Ona yakaran için hoş bir esintidir,

Bitkin insana yardım edendir,

İyi niyetli acıyan tanrı.

Zamanında (gerektiğinde) önünde secde eden insana aittir.

Kalbinde taşıyan için milyonlarcasından daha faydalıdır.

İsminden dolayı, tek bir insan yüzbinlercesinden daha güçlüdür. [169]

Zaten, bunun için Amon din adamları, Karnak’ta “duaları işiten Amon’un tapınağı” olarak adlandırılan küçük bir tapınak inşa ettirmişlerdir. Sade vatandaşlar tapınağın kapısına küçük bir taş bırakarak tanrı Amon’a di¬leklerini bildiriyorlardı[170]. Bunun için de bir takım usuller geliştirilmişti, ak¬rep tarafından sokulan bir kimsenin iyileşmesi için tanrıya seslenmesinin ye¬terli olduğu, bir timsahın yaralaması halinde bir timsah resminin üzerine konulan Amon’un resmine veya heykeline bakıp büyülü sözler söylenmesi yaralının iyileşmesi için kafiydi[171]. Bu şekilde insanların koruyucusu olarak tanrı Amon, Ramsesler devrinde, “zavallının veziri” olarak ta adlandırılmış¬tır. Genellikle bireysel yakarışlar şöyleydi:

“Amon kalbini bana ver,

Kulaklarını bana doğru eğ,

Gözlerini aç!

Her gün beni koru!

Yaşam zamanımı uzat! [172]

Tanrı Amon'un insanların imdadına yetiştiği konusunda da bir takım öyküler mevcuttur. Bunlardan birinde “Bau Teb’deki (bugünkü Deir El Medine) kraliyet mezarlarında çalışanlar arasında bulunan ressam Nebre’nin Nahtamon adındaki bir arkadaşının ağır bir şekilde hastalanması üzerine tanrı Amon’a dua edip tanrıdan arkadaşına merhamet dilediğinde, tanrı Amon’un, kuzey rüzgarı olarak belirerek, zavallının sesine geldiği ve arkadaşını ölümünden kurtardığı” [173] anlatılmak istenmiştir.

Bununla beraber, tanrı Amon’a karşı olanların onu kulluk etmede hata edenlerin şiddedi cezaya çarpurılacağı, Mısır’da korkulan şahin, arslan, boğa, timsah gibi hayvanların şiddederiyle allegorik bir şekilde ifade edilmiş¬tir:

“Ona saldıranın üzerine hücum eden ve bir anda yakalayan,

Ey! Kanadan açık kutsal şahin,

Pençeleri aluna düşeni sıkıca tutan,

Kuvvetü kükremeleri olan esrarengiz arslan.

Ona saldırana karşı kuyruğuyla (yeri) kamçılayan,

Şehrinin önünde boğa, kullannın önünde arslan,

Sesini yükselttiğinde yeryüzü titrer,

٦7e varolan her şey yüceliğinden ürker.

Sonsuz gücü olan (tanrı) ondan başka bir diğeri yoktur! [174]

Ona karşı ayaklananlar püskürtülürler ve yüzlerinin üstüne düşerler.

Hiç kimse ona erişemez.

Kızgın pençeli arslan.

Bir anda kendine saldıranın kanını ve kuvvetini yutar.

Düşmanlarının boynunda, göğüslerini parçaladığı zaman,

Sırtı sağlam, toynakları ağır boğa.

Ona dokunanı sıçrayarak yakalayan,

Ve kemiklerini etinden ayırmasını bilen timsah”

Bütün gücüyle savaş açuğında, öfkelendiğinde altında dağlar titrer; kız-dığında yer sallanır. Var olan her şey ilham ettiği korkuyu hisseder. Ona karşı gelenlerin her biri boynuzlarının darbesinden dolayı inler, çünkü boy¬nuzlan sayesinde etkilidir[175].

Haşmetinden ürkülen tanrı Amon sadece Mısır’da değil, Mısır’a bağlı yabancı ülkelerde de korkulan bir tanrıdır:

“Ama (asi ülkeler) şiddetini hissederler”.

Buna karşılık Punt ülkesinde (Arabistan) tanrı Amon’un büyük etkisinin olduğu, bir gerçektir:

“Punt insanları sana doğru ilerler,

Zira, ilham ettiğin aşkınla, senin için kutsal ülke yeşillenir;

Neşe saçan kokularıyla halkını sevindirmek için,

Günlük akıtan ağaçların çıkardığı,

Reçine yüklü gemiler sana doğru seyrederler.” [176]

Aslında Ü. Ramses devrinde, bu İlâhilerden de anlaşılacağı üzere, tüm tanrıların üstünde görülen tanrı Amon “Tek” tanrı olarak ilân edilerek Monoteizm tesis edilebilirdi, ama Mısır, hemen hemen 100 yıl önce diğer bütün tanrıları bir anda silen tanrı Aton’la yaşanan ve başarısızlıkla sona eren dinî bir ihtilâl yaşamışn, ve Mısırlıların henüz böyle bir dinî yapıya ha¬zır olmadıkları gözlenmişti. İşte bu yüzden Teb’deki Amon din adamları tek tanrılı bir dinî yapıyı geleneksel Politeizmi Amon’a uyarlayarak[177] geliştir¬meye çalışmışlardır. Böylece Amon, Rê ve Ptah’ın özelliklerini havi tek bir tanrının varlığını yine “gizli, görünmeyen, bilinmeyen” tanrı Amon’un adı¬nın etrafında oluşturmuşlardır. Sonuçta din adamları Amon’u Tek tanrı, en büyük tanrı ilân etmişler ve hiç kimsenin, hatta tanrıların bile “onun gerçek görüntüsü bilmediğini”, çünkü “onun çok büyük, çok güçlü ve anlaşılması güç” bir tanrı olduğunu ifade ederek, Ahenaton’un tanrı Aton için “Sen kal¬bimdesin” fikrini de tanrı Amon için kullanarak Amon'un “Kalblere hitap eden tanrı” [178] olduğunu belirterek onun, görsel yolla olduğu gibi düşünsel yolla da varlığının hissedilebileceği fikrine ulaşmışlardır.

Zaten, Ramsesler devrinde, sadece firavunların değil, aydın çevrelerde de Amon'la ilgili gerçek bir dindarlıktan sözetmek mümkündür. Bu, bazı gübre böceği şeklindeki heykelciklerin üzerindeki yazıtlarda görülmektedir, şöyle ki:

"Adaleti seven Rê'nin bir ermişidir.

Kalbim ancak Amon-Rê tapınağında sığınak bulur.

Mutluluğum Amon'u görmektir.

Amon arkamda olduğunda, hiç bir şeyden korkmam.

Amon-Rê sevgisi hayatımın koruyucusudur.

Amon'un kulu onun iradesini yerine getirendir.

Adaleti uygulayan (âdil olan) Tanrı'nın aziz kuludur.

Tanrı'nın aziz kulu ebedî olarak yaşayacakür[179].

Ayrıca halktan sade vatandaşların da tanrı Amon’u kalblerinin derinlik-lerinde hissetmeyi ve tanrıya yakın olmayı diledikleri görülmüştür[180]. Böylece siyasî ağırlığı da olan devletin dinine paralel olarak bireysel dindarlığın baş-lamasıyla büyük bir aşama kaydedilmiştir. Dindar bir kişi “insanlığın çobanı (rehberi) Amon, seni seviyorum, kalbimi seninle dolduruyorum” [181] diyerek tanrı Amon’a imanını belirtmeye çalışmıştır.

Yukardaki İlâhilerde de görülebileceği gibi ve aynı İlâhideki şu mısra- larda ifade edildiği üzere,

“Hiç sevmediği şeyin uyku olduğu ey! Tek nöbetçi,

İnsanlar uzanmışlardır (uyumuşlardır) ama senin gözlerin dikkadidir (uyanık kalır),

Güzel yüzünle milyonlarca varlig açan (aydınlatan, gozeten) sensin.

Yeryüzünde sensiz hiç bir yol yoktur. ”, [182]

Tanrı Amon'un gece ve gündüz insanlan gözettiği ve haksızlıklara karşı insanları koruduğu, her ؛eyin onun iradesine gore düzenlediği vurgulanmış- ur. İşte, boylesine insanların hayatına hakim olan tanrı Amon'un iradesini, tanrının oğlu firavunun yani Sira, onun dünyasındaki vekilleri olan rahipleri vasıtasıyla sürdürdüğü de one sürülmüş, ve bu yüzden rahipler dini gorevle- rine paralel olarak siyasi ve sosyal hayatta da daha fazla bir role sahip olmuş- lar, bu devirden itibaren adalet konusuna da el atmışlardır. Tapmaklarda, hatta mezarlıklarda yani her yerde varlığını hissettiren Amon rahipleri, tanrıdan aldıkları güçle, tanrı ve tanrının oğlu firavun adına adaleti yürütmeye başlamışlardır. Dini mahkemelerde rahipler, çeşidi konularda, davacı veya şikâyetçi olanların şikayetlerini ve suçluların savunmalarını dinlemişler ve mahkeme kararlarım tanrı Amon'un heykelini gezdirerek ve tanrının sesiyle belirterek[183] bir yerde, İlâhî adaleti yerine getirmişlerdir.

Ü. Ramses, Asya siyasetini daha yakından takip etmek, belki de Amon din adamlarının her konuda müdahalelerini de frenlemek ve onların fonksi- yonlannı sadece Teb'de geçerli kılmak İçin Delta'nm kuzeydoğusunda, Akdeniz'e yakın bir yerde Per- Ramses'[184]şehrini ikinci başkent olarak kur- durmuştu. Her ne kadar orada İkâmet etmeyi tercih etmiş, hatta tanrı Ptah'm himayesinde gerçekleşen iktidarının 30. yıl HebSed törenini orada kutlamışsa da'[185] onun devrinde yazılan ilahilerde yine de Teb şehrinin Mısır'ın en kutsal şehri olduğu bütün şehirlerin Teb'in birer görüntüsü olup onun denetimi altında bulundukları ve Teb'in hepsinin eendisi olduğu,

Mısır imparatorluğunun merkezi olduğu gibi dünyevî ve uhrevî hayatın merkezini teşkil ettiği ifade edilmiştir:

"Teb, hiç bir şehrin olmayacağı kadar kutsaldır. Su ve toprak orada var olmaya başladı[186]... (Bütün şehirler) onun gerçek ismine göre kuruldu; onlar onun adıyla "şehir” [187] olarak adlandırıldılar ve Re'nin gözü[188] olan Teb'in denetimi aluna konuldular.

Kötüler[189] Teb'den uzaklaştırıldılar. O, şehirlerin efendisidir, her birin¬den daha güçlüdür. Ülkeyi, yay ve mızrağı kullanarak (elde ettiği) zaferiyle tek bir Efendiye (firavun) verir. Yakınında çarpışılmaz, zira gücü çok büyük¬tür. Her şehir onun isminden gurur duyar; onlardan daha güçlü olduğu için onların efendisidir.

İşte (emir) (Amon)-Re'nin ağzından çıku. (Amon)-Re'nin düşmanı kül olup gitti, ve her şey Teb'e aittir: Aşağı ve Yukarı Mısır, kıyılan, sulan ve dağ¬larıyla yer, yeralü dünyası ve gök, Nil ve okyanusun taşıdıkları. Jeb (yer tan¬rısı) üzerinde var olan her şey onun için yetişir, güneşin seyrettiği her yerde, her şey barış içinde ona aittir. Her ülke vasal olarak ona haraç öder, zira, o Re'nin gözüdür, ona hiç kimse karşı koyamaz.

Adaletin sarayı, sükûnetin yeri Teb'e ölmeye gelenler mutludur... Caniler, adaletin yeri olan buraya asla giremezler... oraya ölmeye gelene ne mutlu! Kutsal bir ruh olacakür. [190]

Diğer yandan, aynı İlâhilerin bölümlerinin birinde tanrı Amon'un ezici bir gücü olduğu tekrarlanarak,

'Amon, ismin çok güçlüdür, ve iraden ezicidir; bronzdan dağlar iradene karşı koyamazlar... Sesini işittirdiği zaman yer titrer, ve bütün insanlar gü¬cünden korkarlar... Tarlaların ve mülklerin senyörüdür... İki dünyayı, tapı¬nakları, sunak yerlerini kurandır. Bütün şehir onun gölgesinde uyur (rahadar)... Her kutsal yerde onun adına ayin yapılır, ve her yer, daima, onun derin sevgisini taşır[191] denilmekle birlikte ve Ü. Ramses, her fırsatta, yüce tanrı Amon'a bağlılığını göstermişse de, pek çok yerde inşa ettirdiği ta¬pınaklarda Amon'la birlikte Rê ve Ptah’ı da yüceltmiştir. Bunlardan Yukarı Mısır'da Abu Simbel tapınağına, megaloman davranışının bir ifadesi olarak, tanrı Amon, Rê-Horakti ve Ptah'ın heykellerinin yanına kendininkini de koydurmuştur. Her yerde muazzam heykellerini koydurtan Ramses'in hey¬kellerinin her biri "Prenslerin Güneşi”, "Mısır'ın Güzeli”, "Her iki ülkedeki Montu”, "Amon tarafından sevilen Ramses” şeklinde adlandırlmış ve bu hey¬kellere askerler tarafından, tanrılar gibi, tapınıldığı ifade edilmiştir[192].

Ü. Ramses'ten sonra yerine On üçüncü oğlu Mineptah veya Merenptah geçmiştir (M.Ö. 1232-1224). Onun devrinde daha önceden de olduğu gibi Balkanlar ve Karadeniz'in kuzeyinden Yunanistan'a inmiş kavimlerle Deniz kavimleri[193] ve onların müttefiki olan Libyalılann (Libu) [194] ve Maşavaşalann, beraberlerinde Delta'nın baüsında yerleşik Tehenu ve Temhuları da savaşa sürükleyerek Marmarik kıyısından itibaren Memfis'e kadar Mısır'ın kuzeyba- Usını tehdit etmeye başlamışlardır. İktidarının Beşinci yılında (M.Ö. 1227) Avrupah kavimlerle ve müttefikleriyle savaşan Merenptah, Per-İrt'te 6 saat içinde büyük bir zafer elde etmiş ve 9 bin savaş esiri almıştır[195]. Aynı şekilde, Merenptah Mısır'ı doğusundan da tehdit eden deniz kadimlerine karşı sefere ؟ıkmı؛, onlarla birlikte Kenan (Kanana) halkım da yenilgiye uğratmıştır (M.ö. 1227) [196].

Merenptah devrinde, Ü. Ramses'in devrinden başlamak üzere Teb'de Amon Başpeygamberleri gerçek firavun olarak siyasî iktidara el atma konu- sunda kararlı da'^anmaya başlamışadır, [197]. Ü. Ramses de١Tİnde rahip olarak ya١’a؛ yava؛ bütün kademeleri atlayarak Başpeygamber olan Rome-Roy, Merenptali'tan daha fazla imtiyaz elde ederek Güney ve Kuzeydeki bütün tanrıların peygamberlerinin başı olarak İlân edilmi؛ ve Karnak'ta "firavunun işlerinin idarecisi" ünvaıııyla Merenptalr'n sağ kolu olmuştu. Karnak'taki bü- yük rahiplerin sarayım büyüttürmüş ve orada kendini sanki tanrı Amon'un oğlu firavunmuş gibi tanrının önünde tapınır bir ؛ekilde oğluyla birlikte temsil ettirmiştir’[198].

Merenptah'tan sonra Mısır'da bir karışıklık devri yaşanmış ve M.ö. 1200 yılına kadar sırasıyla Amenmeses (Amon'un çocuğu), Ü. Merenptah Siptali, Ü. Sethi ve Ramses Siptah olmak üzere 4 firavun idareye gelmişlerdir. Mısır'ın bu karışık dummundan yararlanan ve Delta bölgesindeki yeni ikinci başkent Per-Ramses (Tanis)'te siyasi bir görevi olan Suriye asıllı bir prens olan iarsu idareye gelmi؛ ve “Muzaffer Seth" anlamına gelen ve tanrı Seth'e atfen Sethnalrt kraliyet ismini alarak’[199] XX. Hanedanı kurmuştur (M.ö. 1200-1198) [200]. Sethnaht iktidarım meşru kılmak İ؟in bil taraftan Tanis (Per- Ramses) kökenli olduğunu ve Sedü ve Ramseslerden geldiğini belirtmiş, diger taraftan Hiksoslar devrinden itibaren ?ehrin tanrtsj olarak görülen Seth ve Teb'deki Amon Ruhban sınıfının desteğini elde etmiştir[201]

Sethnaht'tan sonra yerine oğlu ÜI. Ram ses idareye gelmiştir (M.ö. 1198- 1168/66). Babasının zamanında fülen iktidara katrlan ÜI. Ramses'in idaresi- nin başlangıcında Mısır, Deniz kavimleri ve Asyalilann tehditleri altında bu- lunuyordu. Belki firavun Merenptah'tan sonra 40 yıla kadar yakın bir zaman. Deniz kavimleri ve diğerleriyle herhangi bir savaş yaşanmamıştı, ama tehlike hâlâ devam etmekteydi. Çünkü kuzeyden gelen kavimlerle Deniz kavimleri tüm Anadolu’ya yayılmışlar, Truva’dan başlamak üzere Hitit (Heta), Kilikya (Kodi), Kargemiş, Arad ve Alasya’yr (Kibns) yerle bir etmişler, daha da gü- neye inerek Amurru ülkesine yerleşmişler ve ülkeyi talan etmişlerdi. Bundan sonra Sira Mısır’a gelmişti. Bunu goz önünde bulunduran ÜI. Ramses hazır- lıklarını yapmış sadece kara ordusunu değil Delta'nm kollanna ve Akdeniz kıyısına gemilerini yerleştirmişti. ÜI. Ramses'in iktidarının Beşinci yılında (M.O. 1194), Doğu Akdeniz'den Filistinliler (Pulesetiu veya Pilisitu ) ve yine ayni bolgede yerleşik Zakallar (Zakara) tarafından püskürtülen Deniz kavim- leri, bu defa Delta'mn batisından itibaren Mısır'ı tehdit etmeye başlamışlar ve Libyahlar ve Maşavaşalan da Mısır'a karşı savaşa sürüklemişlerdir. ÜI. Ramses, babası tanrı Amon'un önderliğinde ve ondan aldığı güçle. Mısırlı askerlerinin yani sira Filistinli, Zakal, Turşa ve zencilerden oluşan milis kuv- vetleri ve paralı askerlerle birlikte ordusunun başında karşı koymuş ve büyük bir zafer elde etmiş, 12500 kişiyi yi katletmiştir[202], özetle, “karadan saldıran- lar Amon tarafìndan yok edilmişler, Nil'in ağızlarından girenler ağa yaka- lanmış kuş gibiydiler”¡ [203].

III. Ramses’in iktidarının Sekizinci yılında (M.ö. 1191) Mısır bu defa Amurru'da askeri kamplarım kurmuş olan Deniz karimlerinin, karadan ve denizden, saldırılarına maruz kalmıştır. Deniz kavimleri Filistinlileri, D ananeleri. Şakalaş al arı, Zakallan ve Uaşaşalan (Halikamas yakrnlarmdan uaşlar) savaşa sürüklemişlerdir [204] İşte bu kalabalık kuwedere karşı III.Ramses, yine tanrı Amon’un himayesi altında büyük bir zafer elde etmiştir. Tabiî ki elde ettiği savaş esirlerinin bir kısmı kalelere yerleştirilirken, diğer¬leri başta Amon’unki olmak üzere tanrıların tapınaklarına dağıtılmışlardır.

III. Ramses bu zaferiyle de kalmamış, Deniz kavimler! yüzünden siyasî yapısı değişen Asyalılara karşı seferler düzenleyip Kenan ülkesi veZahi dahil olmak üzere Fırat’a kadar ilerlemiş ve Pa-Kanâna, Şabtuna ve Kadeş civarını ele geçirerek[205] bu bölgeleri Mısır’a bağlamışur (M.Ö. 1189).

Bundan sonra ÜI. Ramses, iktidarının On birinci yılında (M.Ö. 1188) Delta bölgesinin batısındaki Tehenu’dan itibaren “hayatları pahasına (Mısır’a) yerleşmek isteyen Libyahlara ve Maşavaşlara karşı savaş açmış, 2000 kişiyi katlettiği gibi 2000 kişiyi de esir almıştır.” Daha önceki savaşlardan sonra yapuğı gibi, bu defa da elde ettiği esirlerden bir kısımını ve yendiği kavimlerin sürülerini Amon tapınağına bağışlamıştır; bu konuda firavun "... hayvanları, benim tarafımdan Amon’un evine (tapınağına) yerleştirilmiştir, ebediyen onun (Amon) sürüleri arasında olacaklardır[206] diyerek kendini koruyan tanrısını hoşnut ettiğinin rahadığı içindedir.

Görüldüğü üzere, babası Sethnaht gibi ÜI. Rarnses’in idareye gelmesi, güçlü Deniz kavimleri ve Asyalı kavimlere karşı savaşta başarılı olması, yeni¬den Mısır imparatorluğunu kurması, tanrı Amon’un izniyle gerçekleşmiştir. Bu yüzden, daha önce de ifade edildiği gibi, birçok ganimet ve savaş esirle¬rini Amon tapınaklarına, dolayısıyla Amon rahiplerine bağışlamışür. Bunun sonucu Amon tapınakları müthiş bir şekilde zenginleşmiştir, halbuki Re ve Ptah gibi diğer önemli tanrıların mallan ve gelirleri Amon’unkinin yanında sönük kalmışür. Bunun bu devirde yazılan ve Amon tapınaklannın menkul ve gayri menkul mallannın, aldığı vergilerin bir envanterini aksettiren Harris papirüsünde görmek mümkündür: 

Tapmakların Mallari[207]
Teb (Amon) Helipolis (Re) Memfis (Ptah)
İnsanlar (esirler- çalışanlar) 81’322 12’963 3’070
Hayvanlar (sürü) 421’362 45’544 10'047
Bahçeler 433 64 5
Araziler 2’393 km2 441 km2 28 km2
Gemiler 83 3 2
Şantiyeler 46 5,5 2
Köyler 65 103 1
Vergi Olarak ödenen ürünler
Altın 51,883 kg
Gümüş 997,805 kg 53,351 kg 9,359 kg
Bakır 2’395,120 kg 114,660 kg -
Kıyafet (kumaş) 3'722 parça 1'019 parça 113,5 parça
İplik 345,345 kg - -
Tütsü, bal, yağ 1'047 çömlek 482 çömlek -
Şarap ve şıra 25’405 çömlek 2'383 çömlek 390
Şatışından gelir getiren 328, 155 kg 177,350 kg 12,858 kg gümüş
Tahıllar 309'950 çuval 77'100 çuval 137'400 çuval
Sebzeler 24'650 deste 4’800 deste 600 deste
Keten 64'000 deste 4'000 deste -
Avlanan kuşlar 289’500 37'465 -
Sığır 866 98 15,5
Vergi olarak kaz 744 540,5 135
Ahşap tekneler 82 8 -

Bu tablo bize tanrı Amon’un üstünlüğünü, Amon tapınaklarının, buna bağlı olarak din adamlarının, özelllikle Başpeygamberlerin ne denli zengin olduklarını ve en azından Teb’den itibaren tüm Yukarı Mısır’daki siyasî gö¬revleri dolayısiyle de, XVÜI. Hanedan devrindeki gibi, devlet içinde devlet konumlarını muhafaza ettiklerini göstermekte ve firavunun üzerindeki etki¬lerini tanımlamaktadır[208] Buna rağmen ÜI. Ramses’in askerî zaferleri onun güçlü bir firavun olduğunu ispadamış, geçici de olsa, din adamlarının ida¬reye gelme konusundaki tutkularını ffenlemiştir[209].

Bununla beraber, IV. Ramses’le başlamak üzere 45 yıl boyunca iktidara gelen firavunların zayıf ve beceriksiz olmaları, din adamlarının kraliyet üze¬rindeki otoritelerinin daha da artmasına ve Teb halkından zorla vergi top¬lamalarına ve şehrin bazı gelirlerini kendi kuramlarına aktarmalarına sebep olmuştur[210] Teb’de Amon Ruhban sınıfı, Amon Başpeygamberi Ramsesnaht ve oğulları sayesinde gittikçe etkin bir duruma gelmişti. Hatta Ramsesnaht’ın oğullarından biri Amenhotep, Karnak’taki önemli yapıdara firavununkinin yerine kendi adını yazdırmış ve dahası, Amon tapınakları mallarının idaresi için malî özerklik elde etmişti[211]. Malî bağımsızlığa kavuşan Amon Başpeygamberleri, bundan sonra aktif olarak siyasî idareye de el atma fırsa¬tını kollamaya başlamışlardır. Bu fırsat IX. Ramses’in zamanında bir an¬lamda yaratılmış gibiydi, çünkü Amon Başpeygamberi olan Herihor, vezirlik, Nubya’da kral naipliği ve Güney ve Kuzey Mısır askerî kuvvederinde general¬lik görevlerini elde ederek güçlü bir pozisyona gelmişti. Herihor, IX. Ramses’in iktidarının Beşinci yılında ise Teb senyörü de olmuştu ve vezir olarak gerçek bir kral gibi IX. Ramses adına ülkeyi idare ediyordu. Buna kar¬şılık Delta bölgesinde başkent Tanis’te Smendes (Nesubanebzed)’te bir sen- yör gibi davranmaya başlamıştı[212].

Dış siyaseti yönünden IX. Ramses devrinde Mısır’ın Asya’daki bölgeleri birer birer imparatorluktan ayrılırken, güneyde Kuş ülkesi (Nubya ve Etyopya) diniyle, kültürüyle daha Mısırlaşmış olduğu için Mısır’ın bir parçası olmaya devam etmiştir. Yine bu dönemde, sosyal yönden Mısır müthiş karı¬şıklıklarla çalkalanmış, hatta pek çok firavunun mezarı açılıp talan edilmiş, Manethon’a göre gerçek bir sivil savaş yaşanmıştı. Çünkü Delta bölgesindeki tanrı Seth ve Teb’deki tanrı Amon taraftarları arasında cereyan eden müca¬delelerin sonunda Seth taraftarları yenilgiye uğratıldıysa da, bu olaylar ül¬kenin zayıflamasına yol açmıştır. İşte bu olaylar sırasında Herihor IX. Ramses’in yerine Güneyi bir firavun gibi idare etmeye başlamıştır[213]. M.Ö. 1085’te fira١٢unun ölümüyle Mısır da doğal olarak ikiye bölünmüştür. “Ramses kraliyet çocukları” olarak anılan, Ramses’in soyundan prenslerden biri olan Smendes, meşru olarak, Kuzeyde Tanis’te XXI. Hanedanı kurmuş, buna karşılık, zaten Teb senyörü olan Herihor da Güneyde kendi haneda¬nını kurmuştur. Böylece Güneyde Rahip-firavunlar devri başlamıştır. Bunu ١٦ırgulamak için Herihor, firavunlara mahsus kraliyet isim fişeğini Karnak tapınağı duvarlarına yazdırmıştır[214]. Tabiî ki bu siyasî durum Mısır’ın diğer ülkeler karşısındaki pozisyonunun zayıflamasına yol açmış ve Mısır’ın kuzey¬doğudaki bölgelerden tedricî olarak çekilmesine sebebiyet vermiştir.

Herihor ölünce, Smendes kendini tüm Mısır’ın firavunu ilân etmiştir, hatta yerine geçen oğlu I. Psunnes (Pasebhennut) tek kral gibi davrandıysa da, Teb’de Herihor’un yerine Pianki Rahip-firavun olarak ve daha sonra da onun oğlu I. Pinecem[215] (Panezem ve Neferheres) idareye gelmiştir. I. Pinecem Tanis’teki I. Psunnes’in kızı Makarê ile evlenerek iki krallığın ya¬kınlaşmasını, hatta birleşmesini sağlamış ve daha sonraları I. Psunnes’in ye¬rine idareye gelmiştir[216]. Ondan itibaren Mısır krallığına onun soyundan olanlar gelmişlerdir. Bununla beraber, I. Pinecem Aşağı Mısır’da idaresini sürdürürken, oğlu Mahasarte’yi Teb’e Başpeygamber olarak tayin etmiş, ve Menheperrê ile başlamak üzere onun çocukları da bu görevi sürdürmüşler¬dir. Böylece I. Pinecem’le Siut’tan Kuş ülkesindeki Napata’ya kadar uzanan Yukarı Mısır, siyasî, malî ve askerî yönden Amon Başpeygamberlerine bağ¬lanmıştır[217].

Bu devirde de, yine her zaman olduğu gibi, tanrı Amon’un üstünlüğü devam etmiş, önemli kararlar, dinî ayinlerle, tanrı Amon’un muvafakatine sunulmuş ve rahipler vasıtasıyla tanrının onayı alınmıştır. Rahip-fıravunların siyasî yükümlülüklerinin yanında dinî görevlerinin de olması, onların ikti¬darlarını normal bir firavununkinden daha kutsal bir havaya büründürmüş¬tür.

Bu Hanedan devrinde, bir yenilik olarak, firavunlar, kızkardeşlerinden veya kızlarından birini Neter Hemt (tanrının eşi) veya Neter Duat (tanrıya tapanlar) olarak Teb’e göndererek tanrı Amon’a adama geleneğini başlat-mışlardır[218]. Bu prenseslerin diğer bir lakabı “tanrının eli”ydi, bunlar ya tanrı Amon'un kızları, ya da kutsal eşleri olarak görülüyorlardı, dolayısiyle genç kızların bakire olma zorunluluğu vardı[219]. Bir ölümlü ile evlenmeleri ya¬saktı[220], tamamen tanrı Amon’a adanmışlardı. Bu şekilde, belki de Başpeygamberin siyasî ve dinî üstünlüğünü dengeleme, hatta engelleme amacı güdülmüştü. Çünkü Amon’a adanan bu prenseslerin büyük çapta mülkleri ve emirlerinde çalışan görevlileri bulunuyordu, iktidardaki firavu¬nun temsilcisi olarak bir firavun gibi davranıyorlardı.

XXI. Hanedanın son firavunu Ü. Psunnes (M.Ö. 959-945) Güney’e gön-derilen prenseslerle aynı soydan olduğunu ileri sürerek kendini Başpeygamber ilan etmiş ve Aşağı ve Yukarı Mısır’ı tek bir idare alunda top¬lamıştır[221].

Rahip-firavunlarla birlikte tanrı Amon’la ilgili dogmalar daha mutlak ve daha net bir şekilde belirmiştir. Rahip Ü. Pinecem’in mumyasının üzerinde bulunan papirüste tanrı için “Amon-Rê, Maât’la yaşayan büyük tanrı, görün¬tüleri bilinmeyen, kendi kendini yaratan en yüce tanrı (Neter neter) [222] gibi bir ifadenin kullanılmış olması, tanrının en büyük tanrı olduğu, sadece bu dünyada değil, öteki dünyada da insanların yazgılarını belirlediği, çünkü ha¬yattayken tanrının buyruklarını yerine getirenlerin, yani Maât’la yaşayanların tanrısal bir varlık olacakları, aksine davrananların cezalandırılacakları ima edilmiştir.

Rahip-firavunlardan birinin kızı olan Nesu-Hensu için yazılan tanrı Amon-Re ile ilgili papirüste ise tanrının yüce tanrı olarak tanrıların senyörü, İki Ülke tahtlarının ve Teb’in senyörü olduğu, Maât’la yaşayan yüce tanrı olup, onun vasıtasıyla her tanrının yaşama geldiği, Başlangıç zamanlarında dünyayı yaratmasından itibaren her şeyi yaşama getirdiği, onun zuhurları¬nın gizli olduğu, evrimlerinin çeşitli olduğu, kaynaklarının bilinmediği ve güneş tanrısını benliğinde taşıdığı ortaya konmuş, yüceliği, bir kez daha, Başlangıç Ummanını temsil eden tanrı Nun ve bir diğer yaraucı tanrı Knum gibi tanrıları da benliğinde taşıdığı, böylece bütün tanrıların şekillerinde ol¬duğu şu şekilde vurgulanmışur:

Haşmedinin en haşmedisi, kudredinin en kudredısı,

Tanrılardan daha kudredi senyör,

Kutsal bir yaşlı, bütün tanrıların

Şekillerinde yaşamını sürdüren kutsal şekil,

Tanrı Nun, çömlekçi çarkında[223] meydana getirdiğini,

Canlandırmak için saatinde ilerleyen prens.

Sonsuzluğun yolcusu, kendini genç yapan ihtiyar adam,

İcraatini kimse mahvedemez[224]

Sevincin tanrısı, ismi sevilen ve güzeldir,

Gün ağarırken insanlık ona yakarır,

Zafer sahibi Kudredi, iki misli kuvvete sahip Kudredi,

Onun planlarıyla yeryüzü yaşama geldi;

Bilinmeyen kutsal varlık, İdare edecek kralları yapan senyör,

Bilinmeyen tanrı Hepri[225], (diğer) tanrılardan daha gizlidir,

Vekili kutsal Disk’tir[226],

Kendinden dünyaya gelenlerden kendini gizleyen,

Kudretli parlaklığıyla nurun ışınlarını gönderen ale١'dir[227],

Gün ağarırken insanlık ona yalvarır;

Tanrılar topluluğu arasında yükselişleri kristaldir,

Tanrı Nun kuzey rüzgârı ile gizli olan bu tanrıda meydana geldi,

Milyonlarca çift kere milyonlarca yıl için kararlan alandır,

(Kurduğu) düzenler tespit edildi ve tahrip edilmedi,

Ömrü verendir ve dilediklerinin yıllarını arturandır,

Kalbinde yeri olanı iyilikle koruyandır,

Ebediyeti ve sonsuzluğu kurandır,

Amon-Re, tanrıların kralı, yerin ve göğün, ve derinliklerin, ve şeklinde yeryüzünün var olmaya başladığı iki dağın senyörüdür.

O en kudretlisidir, en baştaki ve birinci bütün tanrılar grubundan en mükemmelidir” [228]

Görüldüğü üzere, bu İlâhide tanrı Amon tanrıların en kıdemlisi, en haşmedisi, tanrıların şekillerinin onun birer şekli olduğu ve yaşlı adam ifa¬desi kullanılmış olmakla beraber her gün yenilendiği, “nur”un kaynağı ol¬duğu, Başlangıç Ummanı tanrısı Nun’un yine Amon’da meydana geldiği, kurduğu düzenin milyonlarca yıl, sonsuz bir şekilde devam edeceği ifade edilmiş, insanların gün ağarırken ona yalvardıkları ve iyi olan ve kalbinde tanrıyı taşıyan insanların tanrının kaunda yerinin büyük olacağı ima edilmiş¬ tir. Her ne kadar tek tanrı olduğu intibast yaratılmak istenmişse de, diğer tanrılardan söz edilmiş olmasıyla bu intiba yok olmaktadır.

Rahip-firavunlar, belki de zengin tapmaklara sahip olmalarından dolayı başlangıçta başarılı oldularsa da, zamanla , savaşçı olmamalarından dolayı da gittikçe zayrf duruma düşmeye başlamışlardır, çünkü ar tik gelirleri de tü- kenmeye yüz tutmuştur. Zaten, Ramsesler devrinde Mısır'ın idaresi altında olan bölgeleri vergi veya haraç ödemeye zorlama İmkânları da kalmamıştı. Buna paralel olarak, Teb halkmm gittikçe fakirleşmesiyle halk, hiç bir şe- kilde, Amon tapmaklarına bağışta bulunamamış, aksine bu devirde pek çok papirüste ifade edildiği gibi, bazı kimseler hayatlarım sürdürebilmek İçin Teb'deki Krallar Vadisindeki kraliyet mezarlarım yağmalama yolunu tutmuş- lar, hatta bazı hallerde pek çok üst seviyedeki görevlilerin olaya goz yumduk- lan görülmüştür. Belki de bundan maddi yarar goren de olmuştur[229]

XXI. Hanedan devrinde siyasi yonden Mısır'da ikinci bir güç ortaya çıkmıştır. Mısır ordusunda paralı askerler olarak yer almış olan Libyah savaşçılar ÜI. Ramses tarafìndan çeşidi bölgelere yerleştirilmişler ve bazı koloniler oluşturmalarına Mısır idarecileri goz yummuşlardır. Bu koloniler “Mâ'nın büyük şefleri[230]اolarak adlandırılan prensler tarafından idare edilmiştir. Zamanla güçlenen bu prensler Tanis krallığının zayıf durumundan yararlanarak kendilerini bölgelerinde bağımsız İlân etmişlerdir[231]. İşte bunlardan Herakleopolis kokenli olup da Delta bölgesinde Bubastis'te yerleşik olan I. Şeşonk (M.ö. 950-929) Ü. Psunnes'ten sonra idareyi ele geçirmiş ve XXV. Hanedanı kurmuştur. Bu hanedana Libyah Hanedan denildiği gibi, firavunların başkent olarak Bubastis'i seçmeleri dolayisryle Bubastis Hanedanı olarak da anılmıştır[232].

I. Şeşonk dışarda Mısır’ın prestijini yeniden sağlamaya çalışmış ve bu devirde İsrailoğulları devletinin İsrail krallığı ve Yahuda krallığı olarak ikiye ayrılmış olmasından yararlanarak, bölgeye seferler düzenlemiş, Kudüs ve Kenan ülkesini yağmalamış ve bu sayede devlet hâzinesini doldurmaya ça¬lışmıştır. Hatta Karnak’ta bir kabartmada Yahuda krallığından, Rehob, Gibeon, Taanak gibi şehirlerden haraç gönderildiği gösterilmiştir. Kenan ülkesinden elde edilen ganimederle I. Şeşonk ülkenin her tarafında tanrı¬lara tapınaklar, heykeller yapurarak, eskileri restore ettirerek din adamlarını idaresine bağlamayı amaçlamıştır. Tabiî ki Karnak Amon tapınağına ilâveler yaptırmayı ihmal etmemiştir[233]. Bununla da kalmayıp, Tanis’te tanrı Amon adına anıtsal bir kapı yapurıp tanrı Amon’u Delta bölgesinde de yüceltmiş ve oğlu Yuput’u Teb’e Başpeygamber olarak gönderdiği gibi[234], eşi Karamâ da Teb’de “tanrının eşi” olarak dinî ve siyasî naibelik görevlerini sürdürmüş¬tür[235].

Bu hanedan devrinde de tanrı Amon’la ilgili doğmaların geliştirilmesi devam etmiştir. Bir Amon rahibi, tabutuna yazdırdığı bir yazıtta Ogdoa ve Ennea kozmogonilerini tanrı Amon’a bağlayarak, birleştirme amacını güt¬müştür. Bu yazıtta rahip kendini yaraücı tanrı Amon’la özdeşleştirerek şöyle demiştir: “iki olan Birim, Dört olan ikiyim, Sekiz olan Dördüm, Bütün bunu (Sekiz) koruyan Birim” [236]. Bu şekilde Sekizli tanrıların (Ogdoa) başında Amon’un olduğu, Amon’la birlikte Dokuzlu tanrılar (Ennea) grubunun oluştuğu, ifade edilmiştir. Aynı zamanda yine her bir tanrının Amon oldu¬ğunun ifadesi gözden kaçmamakta ve Tek tanrı fikrine ulaşılmaktadır.

Yine bu devirde, tanrıya maddesel sunakların adanması geleneği öne¬mini kaybetmeye başlamış, gürültülü bir şekilde tanrıya yakarışlar tamamen kalkmışur. Bu konuda Bilge Ani, müminleri şu şekilde uyarmışur: “Sözlerle (vaktini) geçirmesin, arzusuna ancak sessizlik içinde erişecektir. Tanrının nefreti haykırmadır. Her türlü (fazladan) sözü reddeden, seven kalbinle dua et. Tanrı dualarını işitecek ve sunağını alacakür...”. Bu şekilde davranan doğru insan “tanrısına sığınarak düşmanlarını yenecektir”. Sessiz düşünce¬lerle ve meditasyonla doğru insan tanrının lütfuna erişecek ve kendini “tanrının elinde hissedecektir” [237].

I. Takelot, ülkede siyasî birliği sağlama edişesiyle, eşi Karamama’yı Teb’e “tanrının eşi” olarak göndermeyi uygun görmüş, I. ١’e Ü. Osorkon devrile¬rinde Bubastis’te (M.Ö. 929-842) muazzam tapınaklar yapılmış ve bunun için 3 ton kadar kıymedi metalleri (alun ve gümüş) hediye olarak almışlar¬dır. Ü. Osorkon (M.Ö. 865-842), Tanis’teki heykelinin üzerindeki yazıtta, “çocuklarının Teb Başrahibi ile ve Büyük Mâ şefleriyle uyum içinde olmaları” dileğinde bulunmuştur; böylece Ü. Osorkon iktidarları için iki tehlikeden bi¬rinin Teb’deki Amon din adamları olduğunu ifade etmiştir. Zaten bunu dü¬şünerek oğlunu Teb şehrine Başpeygamber olarak göndermiştir. Ayrıca Ü. Osorkon, “sonsuz bir şekilde dokunulmazlığa sahip olan Teb’in kral görevli¬lerine yasak olduğunu” [238] belirterek Teb’in siyasî ve dinî ayrıcalığını ١٦ırgu- lamışur. II.

Takelot devrinde ise Teb yine siyasî hayaün merkezi haline gelmiştir, çünkü Ü. Osorkon’un oğlu 44 yıl boyunca Teb’de Başpeygamber olarak kalmışür. Kanımızca Ü. Osorkon’un oğlu siyasî bağımsızlığını ilân etmek için birtakım ayaklanmaların çıkmasına sebebiyet vermiştir. Çünkü bu dö¬nemde “Mısır’ın kuzeyinde ve güneyinde savaşlar olduğu, Teb’de ise ayak¬lanmaların vuku bulduğu, ama tanrı Amon’un (Teb’deki) asilere karşı bağış¬layıcı davrandığı[239] ifade edilmiştir.

III. Takelot M.Ö. 840’tan itibaren Mâ şefleri üzerindeki otoritesini kay-betmiştir. Zaten M.Ö. 750’ye doğru ÜI. Şeşonk idaredeyken Mısır’ın idaresi ikiye bölünmüş, bir taraftan Bubastis Hanedanı devam ederken, yine aynı hanedandan Pedubastis Tanis’te XXÜI. Hanedanı kurmuştur[240]. Bu ikili idare yarım yüzyıldan fazla paralel bir şekilde sürmüştür.

XXÜI. Hanedandan ÜI. Osorkon Teb’i elde tutmak için kızı I. Şapenupet’i “tanrı Amon’un eşi” ve “tanrıya tapan” olarak Teb’e gönder¬miştir. I. Şapenupet vasıtasıyla ÜI. Osorkon kadın Ruhban sınıfını kurdur¬muş, bu şekilde Karnak tapınağının gelirlerinden yararlanma imkânı elde ettiği gibi[241], oğlu Yevelot’u Teb’e Başpeygamber olarak göndererek, bölgeyi siyasî yönden de kendine bağlamıştır[242].

XXÜ. Hanedandan ÜI. Şeşonk, XXÜI. Hanedandan Pedubastis idare- deyken, M.ö. 750'ye doğru Mısır'ın en güneyinde başkent Napata olmak üzere Kuş ülkesinde (Sudan ve Etyopya) yeni bir krallık ortaya çıkmıştır. Bu krallık, Ramsesler devrinde Kuş ülkesine yerleşmelerine izin verilen ve gittikçe güçlenen Temhu kökenli LibyalI savaşçıların Napata'da idareyi ellerine geçirmeleriyle belirmiş, ve bu savaşçılardan biri olan Kaşta (M.ö. 750-746) Etyopyali Hanedan, Nubya Hanedanı olarak amlan XXV. Hanedanı kurmuştur[243]. Kaşta'nın idareye gelmesi Napata’daki Amon rahipleri sayesinde olmuş, ve idare teokratik bir yapıya bürünmüştür, çünkü Kaşta, ayni zamanda Amon Baş peygamberi olarak, dini görevi de yüklenmiştir. Aslında, Kuş ülkesindeki idare eski firavun idaresinin sağlam kadrolarına dayalı olmasıyla çok güçlüydü ve altin maden ocakları ve Sudan ticaretiyle ekonomik yönden zenginleşmişti[244].

Kaşta'nın yerine çıkan oğlu Pianki (M.ö. 746716) idaredeyken Delta bölgesinde Bubastis ve Tanis'te hükmeden XXÜ. ve XXÜI. Hanedanların yanında Sais şehrinde bağımsızlığını İlân ederek XXIV. Hanedanı kuran Tefnaht'a (M.ö. 730-720) paralel olarak Orta Mısır'da LibyalI Mâ şeflerin- den Pefnefdubast Hermopolis'te, Nemrod (Nemart) ise Herakleopolis'te bağımsız prenslikler kurmuşlar ve mücadelelere başlamışlardır. Tefnaht kendi sınırlarını genişletmek İçin Heliopolis, Memfis, Daşurve Hermopolis'¡ fethedip, esas memleketi olan Herakleopolis’i tekrar ele geçirmeye hazırla- niyordu[245]. Bu yüzden Libyah prensler, Pianki'nin Sais kralı Tefnaht'a karşı müdahalesini talep etmişlerdi; böylece Mısır yeni bir anarşi devri yaşamaya başlamıştı. Mısır’ın bütünlüğünün koruyucusu tanrı Amon'un himayesini ve lütfunu kazanmak İ؟in tanrıya dua ettikten sonra, tanrının izniyle؛[246] sefere ؟ikan Pianki, Herakleopolis'e kadar Nil vadisindeki bütün şehirleri eline ge- ؟İrdiği gibi. Delta bölgesini de hâkimiyeti altına almıştır (M.ö. 722). Tefnaht'm dışında Bubastis Hanedanından Paimi, Tanis Hanedanından ÜI. Osorkon ve diğer prenslikler, Pianki'nin iktidarım kabul etmişlerdir[247]. Napata krallığına bağlı kalmalan şartıyla Pianki bu krallara tahtlarını muha- faza etme iznini vermiş ve Delta bölgesinde önemli bir şehri başkent se؟ece- ğine, tekrar Napata'ya dönmüştür[248], ؟ok geçmeden ÜI. Osorkon Teb'i tek- rar ele geçirmiş, Tefnaht’m oğlu Bokoris (M.ö. 720-715) ise XXIV. Hanedanı daha da güçlendirmiş, hatta Delta bölgesi İ؟in bir tehdit unsuru olmaya devam etmiştir. Pianki'den sonra yerine geçen oğlu Şabaka (M.ö. 71&703) Delta bölgesine hareketle tüm Mısır'ı ele geçirmiş ve Bokoris'i tanrı Amon'un düşmanı İlân ederek yakılmak suretiyle ölüme mahkûm etmiş ve tekrar tüm Mısır'ı Etyopya Hanedanına bağlam ur [249].

XXV. Hanedan devrinde Napata'da tanrı Amon'un dini etkinliğinin ya- ninda siyasi ve sosyal hayattaki rolü daha da vurgulanmişur. Aslında Kaşta, tali tını tanrı Amon'un geleneksel ve dini otoritesini sürdürmek isteyen Napata'da yerleşik Teb'li Amon din adamlarına borçluydu[250]. Eskiden beri Teb din adamları Kuş ülkesini kendilerine bağlı bir bölge olarak kabul etmişlerdir. Zaten XXI. Hanedan devrinden itibaren de Teb Başpeygamberleri, ayni zamanda “Kuş krallığının oğlu", “Güneş ülkesinin idarecisi" ünvamyla bölgenin idaresini sürdürmüşlerdir. Bu yüzden Napata Amon Ruhban sınıfı ile Teb'iııki arasında sıkı bağlar oluşturulmuştur[251]. Dolayisiyle Kuş Hanedanı için tanrı Amon'un üstünlüğü tartışılamazdı. Napata'da, tanrı Amon'un “arınmış dağ"(Du Uab) olarak adlandırılan bugünkü Gebel Barkal'm eteklerinde Mısır stilinde tapınağı bulunmaktaydı[252].

Kuş Hanedanında firavunların idareye gelmeleri veraset usulüyle doğ- I’üdan babadan oğula geçecek şekilde değil de tanrı Amon'un adaylardan birini seçmesiyle gerçekleştirilmiştir. Bunun için firavunluğa aday olan, “kraliyet kardeşleri” olarak adlandırılan prensler, tapınakta tanrının eklem yerleri oynak heykelinin önünden geçirilir, ve bu geçit sırasında tanrının heykelinin kolları adaylardan birini tutardı, böylece Amon din adamlarının vasıtasıyla tanrının iradesi belirtilmiş olurdu, ve seçilen kişi yine Amon’un huzurunda yapılan törenlerle tahta çıkardı[253].

Mısır fira١unları için düzenlenen kutsal doğumla ilgili teoriler XXV. Kuş Hanedan firavunları için de geliştirildi. Onların da babalarının tanrı Amon olduğu, tanrı Knum tarafından biçimlendirildikleri, ve yepyeni bir kuram olarak, tanrı Ptah tarafından şekillerinin belirlendiği ifade edilerek, tanrısal birer varlıklar oldukları öne sürülmüştür[254].

Bu hanedan firavunları da bütün kararları için tanrı Amon’a baş vur-muşlardır; Delta bölgesine yapılacak seferler, dine aykırı davranan rahiplerin tapınaktan ihraç edilmesi, firavunun rüyasının yorumu için tanrının fikri alınmıştır[255]. Bundan başka “tanrıya tapanlar”, “tanrının eşi” olarak adlandı-rılan ve Teb’e dinî görevler için gönderilen prensesler konusunda da yenilik¬ler getirilmiştir. Kaşta, XXÜI. Tanis Hanedanından firavun ÜI. Osorkon’un kızı Şapenupet’in imtiyazlı pozisyonunu daha da güçlendirerek, ona, ken¬dine bir varis seçmesi şartıyla Teb bölgesinin idaresini vermiştir. ‘Tanrının eşi” olarak bakire olmaları gereken bu prensesler, bu şekilde, Amon Ruhban sınıfının da muvafakatiyle kendilerine birer varis seçmişler, ve böylece siyasî yükümlülükleri de başlamıştır. I. Şapenupet kendine Kaşta'nın kızı Amenardis'i varis olarak seçmiştir. Yine aynı şekilde Amenardis, firavun Taharka’nın kızı Ü. Şapenupet’i seçmiştir. Artık Teb’de gerçek iktidar Amon Başpeygamberi tarafından değil, “tanrının eşi” tarafından temsil edilmiş, ama idare, ona sadık, daha alt seviyedeki bir rahip tarafından sürdürülmüş¬tür. I. Şapenupet, tanrı Amon’un dördüncü peygamberi, Montuemhat’ı gö¬revlendirmiştir. Böylece Teb’den Kuş ülkesi sınırlarına kadar olan bölge tanrı Amon’un hâkimiyetinde kalmıştır, çünkü Napata’da tanrının seçtiği oğlu firavun idarede olduğu gibi, Teb’de de tanrının “dünyevî eşi” tanrı Amon adına idareyi sürdürecekti[256]. Bir anlamda I. Şapenupet ve varisleri, firavunlarla eşit haklara sahip olmuş ve birer Rahibe-fifavun gibi davranmışlardır[257].

Kuş Hanedanı firavunları elde ettikleri ganimetlerle başta Teb olmak üzere Napata'daki Amon tapmaklarım, dolayrsıyle Ruhban sınıfinı zengin- leştirmişlerdir.Zaten, Napata Amon din adamları savaşçı kavimlerden ve zencilerden oluşan kuvveleriyle Teb Amon hâzinesini koruma altına almıştir[258]. Firavun Taharka ise tanrı Amon'un kült merkezi Karnak'ta adına bir kemeraltr İnşa ettirmiştir[259] .

Bundan başka, ilk olarak net bir şekilde bu devirde tanrı Amon, Oziris, Re gibi oteki dünyayla ilgili onemli tanrıların yanında, ölülerin kendine yo neldikleri tanrı olarak da gorülmeye başlamıştır, “ölüler Kitabi" denilen, ama “ölüler ilahisi” de diyebileceğimiz, tanrı Amon'a yazılan dualarda, yer- yüzünde zor durumda zavallı insanların yardımına koşan, onların seslerine kulak veren yüce tanrımn oteki dünyadaki ölülerin de yalvarmalarına cevap vereceği, onlan kötü akibetlerden kurtaracağı ümidi aksettirilmiştir:

"Selam, tanrı-aslan, güçlü Senyor,

Tacını süsleyen çift tüylü

Ve buyruk işareti korkunç kırbaçlı!

Sen, güçlü erkek, parlaklığın

Göğün derinliklerinde yayılır.

Pek çok şekillerin ve değişimlerin

Doğumunda gizlendi

Güneş gözünde.

Sana yakarılır, ey! büyük adımlı güçlü koşucu.

Ve sen yardımını dileyene doğru koşarsın:

Zavallıyı onu ezene karşı korursun.

O halde felaket çiğliğimi dinle!

Yardımıma gel!

O halde, ey! Senyör duamın sesini dinle:

Heliopolis Re’sinin başının alandan,

Hayat ateşini çıkaracağın zaman,

Tanrım göksel kapının (cennet) önünde ölü (kulunu) koruma lütfunda bulun,

Yeryüzünde oturanlar gibi olması için!

Aslında o, tanımadığın ruhundur.

Başının alandan hayat ateşini çıkar,

Zira, ben, bir tanrının cansız sonsuz vücudunun

Yaşayan ruhuyum.

Ey! Tanrı, o halde gel, beni kutsal sarayında bir ruh yap!

Zira, aslında, ben Sen’im[260].

Ey! Tanrıların prensi! Ey Prens!

Ey Amon! Amon!

Ey tanrı, göğün doğusundaki tanrıların Prensi!

Ey! Görüntüsü örtülü

Ve pek çok şekilleri esrarengiz Sen,

İki !boynuzun seynörü, tanrça Nut’un (oğlu)!

O halde yalvarışımı dinle ey Amon!

Kutsal ismini

Ve pek çok şekillerinin isimlerini bilmiyormuyum!

Benim olan bu ağızda yaşamıyorlar mı?

Esrarengiz görüntün gözlerime görünmedi mi? Bak! işte sana doğru varıyorum,

Kutsal görüntüne göre ١'arolan tahtının varisi

Ben, Oziris!

Duat’ta (öteki dünyada) bana sonsuz yaşam bahşet,

Öğelerime mükemmel huzur ver (ki)

٦'ücudum bir tanrının vücudu olabilsin!

Şeytanların ölüleri hapsettikleri ve işkence yaptıkları

Bölgelerden kurtulabilsin!

Amon, sözlerime kulak ver!

İşte senin esrarengiz ismine yakarıyorum...

Bedensel şeklimi (etten kemikten) yarattın;

Bana Kelâmın anlamını açtın;

İşte gökte bulunan tanrının ruhu

Sesini duyurdu:

“Gerçekten, gerçekten himaye edeceğim:

Vücudunu bozulmamış olarak muhafaza edeceksin[261].

XXV. Kuş Hanedanı de١Tİnde yazılan ölümle ilgili bu İlâhilerde tanrı Amon’a birtakım isimler de verilmiştir. Bu isimler tamamen Kuş ülkesine (Sudan ve Etyopya) ait isimlerdir[262]. Ani papirüsünde görüldüğü kadarıyla bu isimler şöyledir:

-HAKAHAKER -

AURAUA-HAKERSA, ANK-REBATİ -

HERSERAU -

HARS AT A -

RÊ-iUKASA -

AMON-NATHEKERTİ-AMON -

NA-İRİK, KA-İRİK, KASAİKA -

ARTHİKASATHİKA, AMEN-NA-EN-KA-ENTEK-ŞAR -

TEKŞAR-AMER-RERTHI -

AMON-RTA-ŞAŞAKA -

İRKAİ, MARKATHİ, RERİ-NASAKBUBU -

TH1NASA-THİNASA -

-ŞARŞATHİKATHİ[263] -

HES-ÇEFEÇ -

ŞAPU-NETERARIKA -

BEHENNU[264]

Ayrıca bu döneme gelininceye kadar tanrı Amon için asırlar boyu, Teb’deki merkez tapınağına paralel olarak, pek çok yerde tapınaklar yapıl- mışur. Bu tapınaklar sadece Mısır’da Nil vadisinde değil, bazı vahalarda, hatta Mısır’ın hâkimiyeti alunda olan Suriye, Kuş ülkesi (Sudan ve Etyopya) gibi yerlerde inşa edilmiştir:

Yukarı Mısır’da Teb, Hermontis, Koptos, Panopolis, Kusae, Hermopolis Magna, Herakleopolis Magna; Aşağı Mısır’da Memfıs, Heliopolis, Sais, Ksois, Metelis, Babilon, Mendes, Tmuis, Diospolis (Sceptre), Butos, Hemmis adası; Libya çölünde Kenemet vahası, Sivah vahası, Jupiter-Amon vahası; Kuş ülke¬sinde vadi Sabua, Abu Simbel, Napata, Meroe; Suriye’de ise başta Tunip ol¬mak üzere pek çok yerde yapılmış ve Yunanlılar tarafından Diospolis (tanrının şehri) olarak adlandırılmışür[265].

XXV. Kuş Hanedanı devrinde Mısır, tüm Ortadoğu’da siyasî dengeyi bozan Asur gibi yeni bir güçlü devletle karşı karşıya kalmıştır. Başlangıçta Asurlular Mitanrıilerin vasalleri durumundayken, Hititlerin Mısır için bir tehlike teşkil ettikleri zamanlarda Mitanrıileri hâkimiyetleri aluna almışlar¬dır; bu defa hem Hitit, hem de Mısır için büyük bir tehlike oluşturmuşlardır. Zaten Ü. Ramses devrinde yapılan Kadeş antlaşması, bir anlamda, Asurhılara karşı Mısır-Hitit İttifakı olmuştur.

Asur tehlikesi Mısır’da, esas olarak, Delta’da yerleşik XXIV. Hanedandan Tefnaht ve Bokoris devrinde hissedilmiştir. Bu hanedanın va- sali bulunduğu XXV . Kuş Hanedanı, güçlü olmakla birlikte, firavunları Delta bölgesini hâkimiyetleri altına aldıktan sonra başkent Napata’dan itiba¬ren tüm Mısır’ı idare edebileceklerini düşünmüşlerdir. Bu bakımdan Mısır’da, ilk safhada, Asurlularla karşı karşıya kalan Tefnaht ve oğlu Bokoris, Asurlulara karşı Suriye prensleriyle ittifak kurmuşlardır. Bokoris Asur kralı Ü. Sargon’la yapüğı savaşta Rafia’da yenilgiye uğramıştır[266]. Bundan sonra Asurlulara karşı XXV. Hanedandan Şabaka’nın yerine gelen Şabakata (M.O. 703-689) müdahalede bulunmuştur. Şabakata Asurlulann güçünü kırmak ve Mısır’a saldırılarını önlemek amacıyla Taharka kumandasındaki bir orduyu Suriye taraflarına göndermiştir. Taharka, Sennaşerib kumandasındaki Asur ordusuyla karşılaşacığnı düşünürken, Asur ordusunda başlayan salgın hasta¬lıklar dolayısıyle, tehlike geçici olarak adaülmışür. Taharka idareye gelmek için Şabakata’yı öldürmüş ve Amon din adamlarının desteğini görmüştür[267]. Onun de١Tİnde (M.Ö. 689-663) Asur kralı Asarhaddon Delta bölgesini ele geçirmiş, hatta Teb’e kadar ilerlemiş ve Aşağı Mısır’ı bir Asur eyaleti olarak ilân etmiştir (M.Ö. 671). Aralarında Sais kralı Bokoris’in oğlu Neşao’nun da bulunduğu Delta bölgesi hanedan ve prenslerinin bölgelerinde idareci ola¬rak kalmalarını kabul etmekle birlikte, başlarına bir genel vali tayin etmiş-tir[268]. Bölgeyi ikiye bölerek Baü bölgesinin başına, kendine sadık gördüğü Sais kralı Neşao’yu ve Doğu bölgesinin başına da Per-seped kralı Pakruru’yu getirmiştir. Asarhaddon’un saldırıları sırasında Yukarı Mısır’a çekilen Taharka, bundan sonra M.Ö. 669’dan itibaren Memfıs’i tekrar ele geçirince, M.Ö. 666’da, yeni Asur kralı Asurbanipal Mısır’a güçlü bir ordu göndererek Taharka’yı yenilgiye uğratmış, ve Taharka yine Yukarı Mısır’a çekilmek zo¬runda kalmışür. Asurbanipal’in kendisi de Delta bölgesine gelerek İdarî dü¬zenlemeler yapmışur. Bu defa Neşao’yu Sais ve Memfıs krallığına, Şeşonk’u Buziris krallığına, Asurhı Şaruludari’yi ise Tanis krallığına getirmiş, ve yüklü ganimetle Niniv’e dönmüştür. Bundan sonra Neşao, Şeşonk ve hatta Şaruludari, Asur ordusu karşısında durumlarından endişe ederek Taharka’ya Mısır’ı İdarî yönden paylaşmak şaruyla ittifak teklif ettilerse de, durumun Asurlular tarafından anlaşılması üzerine Neşao ve diğerleri yaka¬lanarak Niniv’e gönderilmişlerdir. Ama çok geçmeden Asurbanipal Niniv’de mahpus krallarla anlaşma yoluna giderek Neşao’ya birtakım hediyeler ver¬diği gibi, ona Sais ve Memfis krallığını hediye etmiş, hatta oğhı Psammetik’in Delta’da Atribis kralı olmasını kabul etmiştir[269].

M.Ö. 663’te Taharka’nın yerine yeğeni Tanutamon Napata’daki Amon rahiplerinin desteğiyle tahta çıkmıştır. Bundan sonra Amon’un himayesi al¬tında sefere çıkan Tanutamon Delta bölgesine gelerek Asurlulara sadık ka¬lan prenslerle savaşmış, Memfıs’i Neşao’dan alarak onu öldürmüştür; elde ettiği ganimederi, bir şükran ifadesi olarak, tanrı Amon tapınağına gönder¬miştir[270]. Bunun üzerine Asurbanipal’in kumandasındaki ordu tekrar Mısır’a saldırmıştır. Asurbanipal’in karşısında fazla dayanamayacağını anlayan Tanutamon, Teb’e doğru, oradan da Napata’ya çekilmiştir. Asurbanipal, onu takiben ulaştığı Teb’i bir daha toparlanamaycak bir şekilde yağmalatmış (M.Ö. 663), “altın, gümüş, kıymetli taşlar, saraylardaki kıymetli eşyalar, pa¬halı kumaşlar, saraydaki kadın ve erkek görevlileri, atlar, dikilitaşlar, tapmak¬ların kapıları” [271] gibi ne bulduysa başkenti Niniv’e taşıtmışür. Bin yıllık şaşa¬alı bir geçmişle, koskoca Mısır imparatorluğunun dinî ve siyasî merkezi, tanrı Amon’un bahşettiği tüm zaferlerden elde edilen ganimetlerle, firavunların ve halkın bağışlarıyla müthiş bir zenginliğe erişen Teb’in Asurlular tarafın¬dan yağmalanması, büyük bir yankı uyandırmıştır. 50 yıl kadar bir zaman sonra M.Ö. 612’de Kaideliler, Medler ve İskitlerin saldırıları sonucunda Niniv’in talan edilmesi ve sakinlerinin katledilmesi dolayısiyle Yahudi pey¬gamberi Nahum, Asurluların Teb’de ve diğer ülkelerde yapaklarının karşılı¬ğını kendi başkentlerinde gördüklerini ifade etmiş ve şöyle demiştir:

“Nehrin kenarında hükmeden

No-Amon’dan (Teb) daha mı güçlüsün?

Kale olarak denizi,

Sur olarak suları vardı.

Gücü Mısır ve Etyopya idi.

Sınırı yoktu (uçsuz bucaksızdı)

Bütün yol kavşaklarında Küçük çocukları da ezildi. Asilleri kur’a ile çekildiler

Ve bütün büyükleri zincire vuruldular. [272]

Bundan sonra, “tanrının eşi”nin adına Teb’i idare eden Dördüncü Peygamber Mentuemhat, Astır idaresine boyun eğdiği için Asurhılar tarafın¬dan Teb kralı ilân edilmiştir. Savaşlar bittiğinde, Mentuemhat yabancıların saldırısına uğrayan tapınakları temizletmiş, tanrı Amon’un kutsal gemisini yeniden yaptırmış, Karnak’taki tapınakları restore ettirmiş ve Asurluların be¬raberlerinde götürdükleri tanrıların heykellerinin yerine yenilerini yaptır¬mıştır[273]. Buna karşılık başkent Napata’ya çekilen ٢٢anutamon’un iktidarı ise sadece Kuş ülkesinde geçerli kalmışur.

Sais ١’e Memfis kralı Neşao’nun XXV. Hanedanın son firavunu Tanutamon tarafından öldürülmesinden sonra Asurluların yardımıyla baba¬sının yerine Sais ve Memfis kralı olan I. Psammeük’le, XX٦٦. Hanedan baş¬lamıştır[274]. Yarım asırdan fazla idarede kalan I. Psammeük, Asurluların Babil ve Elam’daki mücadelelerinden yararlanarak, onları Mısır’dan çıkarmak ve Mısır’ın bağımsızlığını elde edebilmek için çareler aramıştır. İlk safhada Lidya kralı Giges’ten askerî yardım alarak ve bazı bölgelerden Yunan paralı askerleri getirterek[275] askerî güçünü arttırmıştır. Filistin taraflarına seferler düzenlediği gibi, Delta bölgesinde hâkimiyetini kurmuş, hatta Yukarı Mısır’ı da idaresi altına almayı amaçlamıştır. Bunu, kızı Nitokris’i “tanrı Amon’un eşi” olarak Teb’de bulunan Ü. Şapenupet’e varis olarak kabul ettirerek sağ¬lamıştır. Tanrı Amon'un Dördüncü Peygamberi Mentuemhat da I. Psammetik’in Teb üzerindeki otoritesini kabul etmiştir. Böylece I. Psammetik tüm ülkede siyasî birliği kurmuştur.

Fira١٦ın Neşao (M.Ö. 609-594) ise iktidarının ikinci yılında Yunan asker-leriyle birlikte Babillilere karşı savaşan Astır kralı Asur-Uballit’in yardımına koşmuş görünmekle beraber, eski Mısır imparatorluğunu yeniden tesis ede¬ceğini düşünmüş, ama Babil kralı Nabupolassar’ın oğlu Nabukodonozor’a Kargemiş’te yenilerek geri çekilmek zorunda kalmıştır. Babil ordusu Mısır kuvvetlerini takiben Sina yarımadasına gelmişken, kral Nabupolassar’ın ölümü Nabukodonozor’un ülkesine geri dönmesine sebep olmuş, bu şekilde Delta bölgesi muhtemel bir tehlikeden kurtulmuştur.

Neşao, ticareti geliştirmek ve siyasî yönden güçlü olmak için denizciliğe önem vermiş, Akdeniz ve Kızıldeniz’de seferlerde bulunacak, teknik bakım¬dan ileri seviyede gemileri Korentlilere yaptırmıştır. Ayrıca, her iki denizi birbirine bağlamak için Ü. Ramses de١Tİnde yaptırılan Delta’da Nil’in bir ko¬luyla Kızıldeniz arasında irtibatı sağlayan kanalı temizletmiştir. Diğer yan¬dan Afrika ile ticarî ilişkileri geliştirmek amacıyla Fenikeli denizcilerin yar¬dımıyla, ilk defa, sahilleri takiben tüm Afrika kıtası çevresinin keşfini gerçek¬leştirmiştir[276].

Ü. Psammetik devrinde (M.Ö. 594-588) ise Güney Mısır’ın ötesinde Kuş Ülkesine seferler düzenlenmiş ve XXV. Kuş Hanedanı firavunlarının isimleri anıtlardan kazınmıştır. Ayrıca, firavun, Asya’daki durumu incelemek için, Fenike ve Suriye’ye ziyarette bulunmuştur[277].

Apries (M.Ö. 558-568) zamanında ise Babil kralı Nabukodonozor tara-fından alınmış olan Kudüs’te ayaklanmalar olduğu gibi, Tir ve Sidon’da Babillilere karşı sa٦٦ınmaya geçilmiştir. Apries, donanmasıyla Tir ve Sidon’a yardım göndermekle kalmayıp, Yahuda krallığını da kurtarmak için Kudüs’e doğru hareket etmiştir, ama Mısır’ın bölgedeki tüm müdahaleleri başarısız¬lıkla sona ermiştir. Bundan sonra Apries Kudüs’ten kaçan Yahudilerin Mısır’a yerleşmelerini sağlamıştır[278]. Apries’in, özellikle Yunan paralı askerlerine önem vermesi, çoğunluğunu Libyalı askerlerin oluşturduğu Mısır or¬dusunun ayaklanmasına sebep olmuştur. Apries bu ayaklanmaları basürmak için ١’eziri Amazis’i göndermişse de, asi Mısır askerleri Amazis’i firavun ilân etmişlerdir. Bu da Amazis’in Apries’e karşı dönmesine sebep olmuştur; so¬nuçta isyan eden askerlerin başına geçen Amazis, Apries’i ve Yunan km'vetle- rini yenilgiye uğratarak esir almış, ve Apries boğularak öldürülmüştür[279].

Apries’ten sonra tahta çıkan Amazis (M.Ö. 568-525), yerli Mısır ordusu tarafından fira١٦m ilân edilmekle beraber, yabancı düşmanlığına rağmen Mısır’ın Yunanlıların aktif ticaretinden önemli kazançlar elde ettiğini düşü¬nerek, onların Delta’nın batısındaki Nokratis şehrinde toplu halde yaşamla¬rını sürdürmelerini sağlamış, diğer yandan Ortadoğu’da Babil kralı Nabukodonozor’un haleflerinin zayıflığına rağmen Pers tehlikesinin ortaya çıkmasıyla, Yunan paralı askerlerinden vazgeçemeyeceğini göz önünde bu¬lundurarak, Delta’nın kuzeydoğusundaki kamplarını Memfıs’e taşıtmışur.

Amazis’in devri genellikle barış içinde geçmiş, Kıbrıs adası (Alasya) Mısır’a bağlanmıştır[280]. Perslerin Mısır’ı tehditleri, ancak iktidarının sonuna doğru belirmeye başlamıştır.

Amazis’ten sonra firavun olan ÜI. Psammetik (M.Ö. 525), sadece birkaç ay idarede kalmışür. Çünkü Mısır, Ü. Keyhüsre٦■ ile muazzam bir imparator¬luk olan Perslerin istilâsına uğramıştır. Firavun Amazis’in Yunan kuvvetlerinde general olan Halikarnaslı Fares’in Mısır’a ihanet edip Pers kralı Kambiz’in saflarına geçmesi ve Mısır’ın savunma planlarını açıklaması, Perslerin harekâtını kolaylaştırmıştır. ÜI. Psammetik tüm kuvvetleriyle Persleri Delta’nın doğusundaki Pelusa’da durdurmaya çahşuysa da, yenilerek Memfıs’e sığınmış, ama çok geçmeden Memfıs de Persler tarafından alınmıştır. Kambiz, ÜI. Psammetik’e iyi davrandıysa da, daha sonraları Psammetik’in Kambiz’e hazırladığı komplonun ortaya çıkmasıyla intihar et¬mesi sonucu XXVI. Sais Hanedanı son bulmuştur[281].

XXVI. Hanedanın son zamanlarında ülkede yaşanan barış havası ile Mısır önemli ölçüde ekonomik gelişmeler kaydetmiştir. Her ne kadar bölge¬sel prensler, bir yerde, bağımsız bir şekilde hareket etmişlerse de, aralarında mücadele etmeyip, bölgelerinde düzeni sağlamakla refahı getirmişlerdir; çe¬şitli mesleklerden oluşan halk kidesi bu refahtan önemli ölçüde yararlanmış- ur. Herodot’a göre Sais devrinin sonunda Mısır’ın refahı sınırsızdı. Düzen ve adaletin[282] sonucu olarak elde edilen zenginlikle lüzumsuz israf etme zevki belirmişti. Firavunun büyük işlerini idare etme imkânını tekrar elde eden Etyopyahlar, Karnak ve Napata’da şahane anıdar yapurmışlardır[283]. Tabiî ki Teb ve Napata Amon rahipleri de birtakım avantajlar elde etmişlerdir. Zaten bu hanedan devrinde de din, devletin temelini teşkil etmeye devam etmiştir. I. Psammetik’ten başlamak üzere Teb’i idarelerine bağlayan firavunlar, Amon ruhban sınıfının başı ve Teb bölgesinin idarecisi olan “tanrının eşi” prenseslerin görevlerini kendi çıkarları için koruma yoluna gitmişlerdir[284].

Yukarıda da değinildiği gibi I. Psammetik, “Amon’un eşi” olarak Teb’de bulunan Kuş Hanedanından firavun Taharka’nın kızı Ü. Şapenupet’e kendi kızı Nitokris’i varis olarak seçmesini kabul ettirmiştir. Karnak’ta bulunan Nitokris Stelasında I. Psammetik’in, bu konuda, tanrı Amon’a hitabı şu şe¬kildedir:

“Senin oğlunum, kalbini rahaüatmak için kendisi (Amon) için döllediği, tanrılara sunaklar sunan, tanrıların babasının lütfuna erişen ilkim. Burada, benden önce olanlarınkinden daha fazla, fira١٦ın için tanrının himayesi di¬leğinde bulunabilmesi için, (tanrının) dualarından hoşnut olup ülkeyi ko¬ruması için kızımı, tanrının eşi olsun diye, ona verdim (adadım).... Firavun Taharka’nın bir kızının (Ü. Şapenupet) burada olduğunu duydum.... Ama ben bir varisi yerinden kovacak değilim, çünkü adalen seven bir kralım. Ben, mirasını Jeb’den (yer tanrısı) alan, babasının (Oziris) intikamını alan (Horus) [285], İki kısmı (Aşağı ve Yukarı Mısır) birleştiren bir oğulum. Bunun içindir ki bunu (Nitokris) Ona (Ü. Şapenupet) “büyük kız” olarak (varis ola¬rak) verdim” [286].

Bu yazıtta asırlardan beri süregelen dinî ve siyasî geleneğe uygun olarak I. Psammetik’in de tanrı Amon’un oğlu olduğunu bir kez daha vurgulandığı gibi, Delta bölgesinde başkenti Sais’te ikamet eden firavunun, her ne kadar İki Ülkenin kralı olduğu ifade ediliyorsa da, en azından kızı Nitokris saye¬sinde Teb’den itibaren Güney Mısır’ı idaresi alünda tutabileceği, dolayısiyle Mısır’ın birliğinin ancak tanrı Amon’un himayesinde veya tanrının adına korunabileceği düşüncesinin hâlâ firavunlar tarafından kabul edildiği gö¬rülmektedir.

Ü. Şapenupet’ten sonra “tanrının eşi” olan Nitokris onun sadece ünva- nını almakla kalmayıp, aynı zamanda ona ait malların da adına geçirilmesiyle maddî yönden de güçlü bir şekilde görevine başlamışür. Nitokris devrinde Başpeygamber Horheb’in hiç bir siyasî iktidarı olmamıştır; buna karşılık Teb’li bir prens[287] olan Mentuemhat, Dördüncü peygamber olmasına rağmen bölgenin idaresini Rahibe-firavun Nitokris adına sürdürmüş, ayrıca Güney ve Kuzeyin bütün peygamberlerinin şefi olmuştur[288].

XXVI. Hanedanın sonuna doğru ÜI. Psammetik’in “tanrının eşi” göre¬vini yüklenen kızı Anhnesneferibrê, Amon peygamberlerinden birinin yar¬dımına ihtiyacı olmadığı ve gerçek bir firavun gibi ülkesini idare edebileceği düşüncesiyle, bir kraliyet ünvanı olan Horet (dişi Horus) [289] ünvanını almış, gerçek anlamda bir firavun gibi siyasî ve bir Başpeygamber gibi de dinî ikti¬darı tek başına yürütmeye başlamıştır. Anhnesneferibrê’nin tanrı Amon’un eşi ilân edilmesi törenini yansıtan aşağıdaki metinde, tüm Amon din adam¬larının onun emrinde olduğu ve bir firavun gibi taç giydiği, ama yine de ik¬tidarının sadece bölgesinde geçerli olduğu, ÜI. Psammetik’ten “İki Ülkenin senyörü” olarak söz edilmesinden anlaşılmaktadır:

“Tanrıların kralı Amon-Rê’nin tapınağına geliyor: Amon tapınağının peygamberleri, kutsal babaları, rahipleri (Uâb), ayin rahipleri ve laik rahip¬leri onun önünde ilerliyorlardı. Tapınakta tanrının yazıcısı ve evinin (tapınağının) 9 rahibi (Uabu) ile "tanrıya tapan”m (tahta) çıkış törenleri yapıldı. Tanrı Amon'a tapan ve tanrının eşi olarak bütün nişanlan ve süsleri takındı, onu güneşin seyrettiği yerlerin kraliçesi (hemt) yapmak İçin (Rahibe-firavun İlân etmek İçin) çift tüylü tacı taklidi ve protokolü belir- lendi: iki ülke senyorü ÜI. Psammetik'in kraliyet kızı, çok sevimli, en gözde, çekiciliği olan yüce kadın, aşkta güzel, bütün kadınların kraliçesi, tanrının eşi, tanrıya tapan, tanrınm eli, hayatla donatılmış prenses” [290].

Unvanlan bu şekilde belirlenen Rahibe-firavun Anhnesneferbe bir tan- rıça gibi yüceltildiği gibi, dini ayinlerde rahiplerin başında yer aldığı, ülkeyi idare ettiği, ayni zamanda tanrınm eşi olarak tanrıyr hoşnut ettiği de şu satir- larla belirtilmiştir:

"ilk defe (tanrıça) Tefnut [291] yapıldığı gibi onun İçin bütün ayinler ve törenler yapıldıktan sonra, - yükselişini (güneş gibi doğuşunu) kutlamak İçin her defasında tanrı Amon'un evine (tapmağına) gidişinde bütün peygam- berler, kutsal babalar, tapmak rahipleri ona geldiler (onun etrafinda idiler) - o, çok sevimli, çok sevilen, tüm Aton'ıın (güneş diski) çevrelediği (yerlerin) idarecisi prenses, kutsal elleri sistrum tutan, Amon'u sesiyle hoşnut eden tanrının eşi"[292].

Perslerin Mısır'ı M.ö. 525'te hakimiyederi altına almalarıyla bağımsız XXVI. Hanedanla birlikte "Amon'un eşi” rolünü üstlenen, kendilerine ait sa- rayları, mallan olan ve öldüklerinde firavunlar gibi Teb yakınlarındaki Medinet Habu'da törenle gömülen[293] prenseslerin de Güney Mısır'daki ida- releri son bulmuştur. Aslında sanki onlarla birlikte tanrı Amon'un impara- torluk tanrısı olarak haşmetli etkinliği de noktalanmış bulunmaktadır.

M.Ö. 558'de İran'da idareye gelen ve M.ö. 539'a kadar batida Anadolu ve Ortadoğu olmak üzere, doğuda ise indus nehrine kadar koskoca bir im- paratorluğu kuran Ü. Keyhüsrev'in yerine geçen oğlu Ü. Kambiz'in M.ö. 525'te Mısır'ı fethetmesiyle Mısır'ın bir Pers eyaleti İlân edilmesini takiben ve Kambiz'le başlamak üzere Pers imparatoru olan I. Darius, I. Kserkses, I. Artakserkses ve Ü. Darius, XXVÜ. Mısır Hanedanım oluşturmuşlardır (M.ö. 525404).

Ü. Kambiz, Mısır'ın Pers imparatorluğu bünyesindeki önemini bildiği için, ilk önce Memfis’te, daha sonra da Teb'de otoritesini güçlendirmek ve hatta imparatorluğun sınırlarını Afrika'ya doğru genişletmek amacıyla Mısır'da 6 yıl geçirmiştir. Teb'den itibaren 50 bin kişilik orduyu Büyük Vahayı işgal etmek, orada bulunan ve Perslere karşı millî bir hareketi yön¬lendirebilecek Amon din adamlarını cezalandırmak için gönderirken, ken¬disi de Nubya (Sudan) tarafını fethetmek üzere sefere çıkmışür, ama yiyecek ve su sıkınüsı çeken her iki ordu başarısızlıkla Teb'e dönmek zorunda kal- mışur[294]. Bu başarısızlıklardan müthiş bir şekilde öfkelenen ve bunu ihanete bağlayan Ü. Kambiz, Mısır tanrılarına düşman kesilerek, acımasızca, çılgın davranışlarda bulunmuştur. Memfıs'in kutsal öküzünü bıçakladığı gibi tanrı¬ların heykellerini kırdırtmış, hatta firavun Amozis'in mumyasını da yakur- mışür. Herodot'a göre Ü. Kambiz, "kutsal hastalık” diye adlandırdığı epilep¬siden muzdaripti[295].

Ü. Darius'tan sonra Mısır'da tekrar yerli hanedanların kurulması çabası¬nın başladığı görülmektedir. Bölgesel prenslerden Amirte (M.Ô. 404-398) kısa bir zaman için XXVÜI. Hanedanı kurarak Mısır'ın bağımsızlığını sağla¬maya çalışmışur. Ondan sonra Delta bölgesindeki Mendes (Sedet) şehri prensi I. Neferites (M.Ö. 398-392) XXIX. Hanedanı kurmuş, onu takiben Akoris (M.Ö. 392-380), Psammutis ve Ü. Neferites ise ancak 20 yıl kadar Mısır'ın bağımsızlığı için Perslerle mücadele etmişlerdir. Bu mücadelele¬rinde İspartahların ve Kıbrıs kralı Evagoras’ın desteğini almakla birlikte, fazla başarılı olamamışlardır.

XXIX. Hanedandan sonra, bu defa yine Delta bölgesinde, Sebennitos (Cebat Neter = tanrının tapınağı) prensi Nektanebo (Naht-Hor-ehbet) Mısır'ı kendi idaresi alunda toplamak için I. Nektanebo (M.Ö. 378-360) adı alunda XXX. Hanedanı kurmuştur. I. Nektanebo, Nil nehrinin taşması saye¬sinde Perslerin saldırılarından kurtulmuştur. Tanrı Amon'dan ziyade Sais'te tanrıça Neit'in Ruhban sınıfına imtiyazlar tanımış, Buziris, Bubastis, Memfis, Abidos, Koptos, Edfu, Filae'de diğer tanrı ve tanrıçalar adına tapınakların yapımını başlatmıştır. Karnak Amon tapınağında ise bir takım ilâveler ya¬pılmış olmakla beraber, artık tanrı Amon'un ülke çapında üstünlüğü pek fazla kalmamışür[296].

I. Nektanebo'dan sonra yerine Oglu Teos (M.o. 360-359) geçmiştir. Teos Filistin'i Perslerden almak üzere sefere çıktıysa da, Mısır'da bıraktığı karde- ؛inin ihanet ederek Teos'un kumandasındaki orduda bulunan oğlunu geri çağırması, onun da Yunanlı askerleri kendisiyle geri çekilmeye razı etmesi üzerine Teos, Pers kralına sığınmak zorunda kalmıştır. Boylece idareye ye- geni Ü. Nektanebo (M.o. 359-341) geçmiştir. Ü. Nektanebo, I. Nektanebo'nun başlattığı eserlerin yapımını sürdürmüştür. Ama M.ö. 343'te Pers krali ÜI. Artakserkses Okos'un Mısır'a saldırısı üzerine Yukan Mısır'a SI- ğınmak zorunda kaimi؛ ve M.ö. 341'de iktidarı son bulmuştur. ÜI. Artakserkses Okos ve halefleri Arses ve ÜI. Darius, XXXI. Hanedanı olu؛- tutmuşlardır. Bu hanedanla Mısır, Büyük İskender'in Mısır'ın fethine kadar, ikinci kez, kısa bir müddet Pers hâkimiyetinde kalmıştır^.

M.Ö. 322'de Mısır'ı fetheden Makedonya kralı Büyük İskender, M.ö. 525'ten beri süren ve Mısırlıların nefretini kazanan Pers hâkimiyetine son vererek, kendi hâkimiyetini kurmuştur, ilk safhada. Büyük İskender İçin en onemli ؛ey, Mısır'daki iktidarım meşru kılmaktı, bunu ancak din adamlarının elde tutulmasıyla gerçekleştirebileceğini ve Mısır halkının dini hassasiyetine de sayg! göstermenin yararlı olacağını düşünerek, Mısır'a gelişinden 3 ay kadar sonra Libya taraflarındaki Sivah Amon tapmağına ziyarette bulunmu؛- tur. Amon Rahipleri tarafından tanrı Amon'un oğlu, iki ülkenin meşru kralı olarak karşılanmış ve Mısır firavunlarına ait İlâhi bir imtiyaz olarak tapmakta tanrı Amon'un huzuruna kabul edilmiştir. Bu ؛ekilde Büyük İskender ve daha sonra oğlu, resmen ve dinen Mısır'ın meşru kralları olarak görülmüş- ler, ve bundan boyle Büyük İskender'den başlamak üzere. Roma imparatorluğu hâkimiyetine kadar süren Ptolemeler devrinde (M.ö. 322- 30/29) kralların heykelleri tapmaklara konduğu gibi, kutsal doğumla ilgili kuramlar onlar İçin de geliştirilmiş, tanrıların kültü de onlann adına sürdürülmüştür. Hatta paraların üzerine tanrı Amon'un simgesi koç boynuzlarıyla Büyük İskender'in kabartması yapılmıştır[297]. Bu şekilde Büyük İskender'in tanrı Amon'un yeryüzündeki görüntüsü olduğu ifade edilmiştir. Tüm bun- lara rağmen Ptolemeler geleneksel tanrıfiravun imajına sahip olamamışlar- dır. Bununla beraber, yine de Ptolemeler, Mısır toplumunda dini ve siyasi rolü büyük olan Ruhban sınıfinın merkezi idareye ideolojik desteği vermede tek güç olduğunu kabul ederek, genellikle din adamlarına hoşgörülü, liatta cömertçe davranmışlar ve Mısır tanrılan İçin pek çok tapmak İnşa edilmiştir.Buna rağmen arazi ve gelirleriyle ekonomik yönden güçlü olan bazr tapmaklardaki din adamlannm bir tehlike teşkil edebilecekleri de düşünülerek, ta- pmak arazilerinin idaresi kraliyet görevlilerinin kontrolü altrnda tutularak. Ruhban srmhmn ekonomik bağımsızlığı azalulmrşur.

M.ö. ÜI. yüzyrhn sonunda, Yukart Mısır'da Ptolemelerin idaresine karşr ayaklanmalarm başlaması, bu ayaklanmalarda Teb Ruhban sınıfının rolünün olması, özellikle de M.ö. 205'te Teb'in siyasi yonden kraliyetten ayrrlmasi ve idarenin 20 yıl boyunca Nubya kökenli idarecilerin elinde kalması sonucu, V. Ptoleme bu karışıklığa son vermeye ؟alışmıştır. Bundan sonra tapmaklar, vermekle yükümlü oldukları vergileri zaman zaman ödemediklerinde, herhangi bir şekilde zorlanmamış, aksine VÜI. Ptoleme'nin (M.ö. 121-118) kararları doğrultusunda, birikmiş vergilerden muaf tutulmuşlar, hatta rahip- lere "kutsal arazileri” idare etme ve gelirlerini toplama hakkt verilmiştir. Bu şekilde din adamları idari ve mali olmak üzere tüm imtiyazlarım elde etmişlerdir[298].

Ptolemeler devrinde Yunan ve MakedonyalI göçmenlerin gelişiyle, İskenderiye'den itibaren yepyeni bir idari sistemden ve yabancı bir hane- dandan dolayı yeni bir toplum hayati yaşanmış olmasına rağmen, yine de Mısırlıların dini gelenekleri sürdürülmüş, hatta birtakım etkileşimler de ger- ؟ekleş miştir. Yunan tanrrlari ile Mısır tanrıları arasında benzerlikler gorille- rek tanıılaı arası özdeşleştirme yapılmış, boylece tanrıların kralı Amon, Zeus'un eşiti olarak kabul edilmiş[299] ve Zeus-Ammon olarak adandırılmıştır [300] Belki de bu yüzden Yunaıılılaı, Teb vilayetini, Amon tapmağından do- layı Diospolis (tanrının şehri) olarak adlandırılmışlardır.

Bu derde tanrı Amon'un yaratıcrlığı, sayfa 5 ve 6'daki Honsu kozmo- gonisiyle ortaya konulduğu gibi, tanrının önemli tanrrlai'dan Ptah, Nun ve Honsu yu benliğinde taşıdığı, bu şekilde tanrıların senyorü olduğu, bir kez daha ortaya konmuştur. Aynca tanrı Amon'a ilahiler söylenmeye devam edilmiştir, şöyle ki:

"Tanrılardan solucanlara kadar

Eserin her şeye hayat vermektir. Varlığının tiksindiği,

Yüceliğinin nefret ettiği,

Yaşayan her gözü öldürmektir[301].

Bundan başka, yine bu devirde tanrı Amon'un bütün tanrısal özellikle¬rinin yansıtıldığı ve bütün eski Mısır tanrılarının kendi benliğinde olduğu¬nun kanıtı olarak bronzdan heykelleri yapılmıştır. Bu heykellerde tanrı Amon, yüzü güneş diskini ifade eden, başının üzerinde iki koç boynuzu olan sakallı bir insan başlı, şahin kanatlı (Horus) bir böcek vücutlu[302], insan ba¬caklı, aslan vücutlu, dört elli ve bacaklı, bir elinde tanrı asası, hayat işareti Anh ve Oziris'in hayat enerjisini ve hayatî dengeyi temsil eden Ced, diğer elinde de tanrıların kralı olduğunu ifade eden kırbaçla (neheh=korumak) temsil edilmiştir[303]. Bu heykellerle, tanrı Amon'un Re, Horus, Hepri, Oziris gibi tanrıların tümünün özelliklerini taşıdığı anlatılmak istenmiştir.

M.Ö. 29'da Oktavianus (Augustus) tarafından fethedilen Mısır, Roma imparatorluğunun bir eyaleti haline gelmiştir. Hiç bir şekilde tanrıların var¬lığına dokunulmamış, ama tapınaklarla ilgili uygulamalarda yeni bir dönem başlamıştır. Genellikle Yunan azınlığa dayanarak tek bir lejyonla hâkimiyet¬lerini sürdüren Romalılar farklı bir idare tarzı tatbik etmişlerdir. İlk önlem olarak M.Ö. 20'de tapınakların arazilerinin büyük bir kısmını müsadere ede¬rek devlete bağlamışlarsa da, tapınakların mülk edinmeleri veya bağış alma¬ları yasaklanmamış, ama hem arazilerden, hem de kültle ilgili zanaatsal ça¬lışmalarla, sunaklara yönelik ve kutsal hayvanlar üzerinden vergi alma yoluna gidilmiştir. Hatta rahiplerin göreve başlamaları bile vergiye bağlanmış, bazı hallerde bu görevler hazine yararına saüşa çıkarılmıştır. Tabiî ki bunun için bir sivil görevli, başta İskenderiye'dekiler olmak üzere, tüm Mısır tapınakla¬rının Başrahibi ünvanıyla, tapınakların yıllık gelirlerini kontrol etmek üzere tayin edilmişti.

Diğer yandan, din adamlarının dinî görevlerinin dışında tüm yükümlü-lükleri de yasaklanmışür. Ruhban sınıfının bir üyesi olmak için bu sınıftan bir aileden gelinmesi şaru konmuş, din adamları kurulunun toplanması da yasaklanmıştır. Sunak hayvanları, kutsal hayvanların beslenmesi ve gömül¬mesi konusunda da birtakım kısıtlamalar getirilmiş, uyulmaması halinde para cezası tatbik edilmiştir.

Ruhban sınıfının bu kadar denetim altında tutulmasının siyasî tarafı da bulunmaktaydı. Romalılar, din adamlarının millî hareketlerdeki rollerinin önemini göz önünde bulundurarak, halk ile Ruhban sınıfı arasındaki sıkı bağları bozmayı da amaçlamışlardı.

Bütün bu uygulamalara rağmen ruhban sınıfı, özellikle üst seviyedeki üyeleri, toplumda imtiyazlı azınlığı teşkil etmiştir; çünkü 14 yaşın üzerindeki tüm Mısırlıların ödemekle yükümlü oldukları kelle vergisinden ve angarya¬dan muaf tutuldukları gibi, hastalık nedeniyle görevlerinden uzaklaşmış ol¬maları halinde bile onlara belli bir gelir tahsis edilmiştir. Din adamları, ay¬rıca sunaklardan, hiyerarşik sıraya göre, paylarını alma haklarını da muha¬faza etmişlerdir. Bu şekilde sade vatandaşlara nazaran yaşam seviyeleri çok yüksek olan din adamlarından küçük tapınaklardakilerin bile evlere, küçük çapta arazilere, sürü hayvanlarına, hatta kölelere sahip oldukları, mülk alıp satmaya hakları olduğu, borç para alıp verdikleri papirüslerde zikredilmiştir.

Belki de imtiyazlı sayılabilecek statülerinin olması, Marcus Aurelius (M.S. 161-180) de١Tİnde yaşanan tedirginlik, hatta Delta'nın doğusunda din adamlarının merkezî idareye karşı ayaklanmalarına rağmen, genel olarak din adamlarının Roma imparatorluğuna karşı sert bir tepki göstermemele¬rini sağlamışu.

Her şeye rağmen bu devirde de kutsal doğumla ilgili kuramlar Roma imparatorları için geliştirilmeye devam edilmiştir. Din adamlarının dünyevî düzenin sağlanmasında, ülkenin refahı ve selâmetinde büyük rollerinin ol¬duğu kabul edilmiş, tapınaklar dinî ve kültürel geleneklerin canlı tutulduğu kurumlar olmaya devam etmişlerdir[304].

Asırlar boyu işle١ini sürdüren Teb'deki Karnak Amon tapmağı, Roma hâkimiyetinde de ilâveler yapılarak genişletilmiş, ihtimam görmüştür; ama M.S. IV. asırdan itibaren tapınak, din adamları tarafından terk edilmiştir[305]. Zaten Hıristiyan dini Roma imparatoru Septimius Severus devrinde (193- 211) Mısır'a nüfuz ettiği gibi, önem kazanmaya da başlamıştır[306].

* * *

Eski İmparatorluk devrinde fazla tanınmayan bir tanrı iken Orta İmparatoluk XI. Hanedanla ilk önce Teb bölgesi ve Yukarı Mısır tanrısı po-zisyonuna getirilen tanrı Amon, daha sonra Mısır'ın birliğini kuran XÜ. Hanedan firavunları devrinde ülke çapında hâlâ hâkimiyeti devam eden tanrı Re ile özdeşleştirilerek yüceltilmiş, kraliyet tanrısı, hatta millî tanrı ilân edilmiştir. Bununla da kahnmayıp, asırlar ilerledikçe, özellikle Yeni İmparatorluk devrinde Mısır'ın büyük bir imparatorluk kurmasıyla, tanrı Amon'a İmparatorluk tanrısı vasfı kazandırılmıştır, bu şekilde sadece Mısırlıların değil, Mısır'ın hâkimiyetindeki tüm yabancı ülkelerin de tanrısı olduğu belirtilmiştir.

Firavunların siyasî başarılarına paralel olarak, din adamlarının geliştir-dikleri kuramlarla tanrı Amon'un, firavunların doğumundan tahta çıkmala¬rına, siyasederinin gidişauna, yapuklan savaşlara, elde ettiklere zaferlere ka¬dar tüm hayatlarına hâkim olduğu, onları koruduğu ifade edilerek, firavun¬ların vazgeçemeyecekleri, bir anlamda iktidarlarının kefili bir tanrı olmuştur. Tabiî ki bunun sonucu, firavunlar tanrı Amon'u "hoşnut etmek” için sa¬vaşlardan elde ettikleri ganimetlerin ve gelirlerinin büyük bir kısmını tapı¬naklarına bağışlamışlar, dolayısiyle din adamlarının önemli ölçüde zengin¬leşmelerini sağlamışlardır. Bunun yanında din adamları, tanrı Amon adına tüm siyasî hayata el atmaya başlamışlar ve her konuda kesin bir etkinliğe sa¬hip oldukları gibi, devlet içinde devlet konumuna gelmişlerdir; teokratik idarenin bir parçası olarak baskı unsuru teşkil etmişlerdir. Amon din adam¬larının bu etkinliklerine ٢V. Amenhotep devrinde 20 yıl kadar kısa bir zaman için set çekilmiş olmakla beraber, ondan sonra yine aynı noktadan hareketle Pers İmparatorluğu hâkimiyetine kadar ülkenin kaderini firavunla paylaşmış¬lardır. İdareye gelen her firavunun, şeklen de olsa, iktidarını meşru kılmak için tanrı Amon'la onun Ruhban sınıfının lütfiınu kazanması dinî bir gele¬nek haline gelmiştir.

Diğer yandan Amon din adamları, çok tanrılı dinî bir yapıda siyasî ko-numundan dolayı millî özellik kazandırılan tanrı Amon için hazırladıkları İlâhilerle diğer tanrıların ikinci derecede tanrılar olduklarını, bu tanrıların en önemli niteliklerini, hatta kült merkezlerini tanrı Amon'a mal ederek tanrının yüceliğini ifade etmek suretiyle, onu tanrıların kralı ilân etmişlerdir. Bununla da yetinmeyip, teorilerini daha da geliştirerek tek tanrı olduğunu, monoteist yapıya uygun biçimde zaten "gizli”, "görünmeyen” anlamına gelen ismiyle, insanlar hatta tanrılar tarfindan anlaşılması güç olan tanrı için, -

Kendi kendine var olan -

Başlangıcı başlatan -

Evrenin senyörü, var olan her şeyin başlangıcıdır -

Anlamaya çalışmak için çok büyüktür -

Gönderdiği mesajlar öldürebilir veya tekrar hayat verebilir -

Hayat ve ölüm, bütün varlıklar için ona bağlıdır -

O tektir, tanrılar arasında ondan başkası yoktur

٠ Ebedî zamanın efendisi, sonsuz zamanın yaratıcısı -

Eşsizlerin (tanrıların) teki, bütün uyuyan insanların üzerinde uyuma¬dan titreyen

sözleriyle ve daha niceleriyle tanrı Amon'u tek tanrı olarak ilân etmelerinden dolayı onun gerçekten tek tanrı olduğu algılanmakla beraber, tanrı Amon'un yüceliğini belirtmek için diğer tanrılardan bahsedilmiş veya bütün diğer "tanrıların senyörü” olduğuna değinilmiş olması, monoteist bir dinî yapının tesis edilemediğini de göstermektedir. Sanki siyasete bağlı olarak bir Monoteizm geliştirmiştir, çünkü nasıl firavunun insanların kralı olarak tanrı¬sal bir varlık olduğu kabul edildiyse, firavunun babası Amon'un da tanrıların üstünde İlâhî bir kuvvet olduğu, en büyük tanrı olduğu ispadanmaya çalışılmıştır. Zaten Monoteizmin tesis edilmesi söz konusu olsaydı veya başarılı olacağı düşünülmüş olsaydı, Ahenaton örneğinde kısmen görüldüğü gibi, tüm diğer tanrılar ya inkâr edilir, ya da onlardan söz edilmezdi.

XVÜI. ve XIX. Hanedan devirlerinde olduğu gibi, Re, Ptah, Seth gibi tanrıların adlarından bahsedilmesi, hatta firavunların bu isimleri içeren kra¬liyet isimlerini almaları, savaşlarda zafer bahşeden tanrı Amon’a rağmen bir¬liklere sadece Amon’un ismi değil de diğerlerininkinin de konulması, Monoteizmden henüz uzak olunduğu fikrini güçlendirmektedir.

Bununla beraber İlâhiler incelendiğinde, Mısır'da monoteist bir yapının olduğu inübaı da edinilmektedir; belki de tüm tanrılardan söz edilerek tanrı Amon'un yüceliği güçlendirilmiş oluyordu, ya da tanrılardan her biri tanrı Amon'un bir sıfaunı, bir özelliğini teşkil ediyordu ve bu yüzden her İlâhide, ısrarlı bir şekilde, diğer tanrıların isimleri tekrarlanıyordu; çünkü firavunlar için "sen Re'sin” denilmesi ile firavunun gerçekten tanrı Re olması gerekmi¬yordu, haşmetli bir şahsiyetinin olduğu ifade edilmiş olabilirdi. İşte bu dü¬şüncelerle Mısır'daki dinî yapı konusunda Politeizm ve Monteizm arasında tereddüt edilmektedir. Ama yine de kesin olan şey, Politeizmin tanrı Amon'a rağmen devam etmesiydi.

Tabiî ki tüm bölgesel tanrılar işlevlerini sürdürdükleri gibi, asırlar boyu, hemen hemen milâdî yıllara kadar, din adamları tanrı Amon'un üstünlü¬ğünü vurgulamak endişesiyle dinî teorilerinde tanrı Amon'u diğer tanrılarla özdeşleştirmede ısrar etmişlerdir.

Dipnotlar

  1. E. A. Wallis Budge, The Gods of the Egyptians, yol. Il, New York, 1969, s. 1.
  2. François Daumas, La Cirilisation de l'Egypte pharaonique, Paris, 1965, s. 307.
  3. Alexandre Moret, Le Nil et la Civilisation gyptienne, Paris, 1929, s. 283. Teb şehrinin esas adını n Apt olduğu ve bu adın şehrin koruyucu tannçası Apt'ten geldiği, daha sonralan dişi özelliğini belirtmek için T artikelinin ilavesiyle Kı pti şekli Tap veya Teb olduğu ifade edilmektedir. E. A. Wallis Budge, a.g.e., ol, Il., s. 3.
  4. Barbara Watterson, The Gods of ancient Egypt, London, 1984, s. 138.
  5. XI. Hanedan, Teb'den itibaren Yukarı Mısır'da siyasi birliği kurma girişimlerini yine güneyde IX ve X. Hanedanının başkenti Herakleopolis'e karşı sürdürdüğü savaşlar veya bölgedeki Hermopolis ve Koptos gibi bazı vilayetlerle yaptığı ittifaklar sayesinde gerçekleştirmiştir. (Alexandre Moret, Histoire anclenne, tome I, Paris, 1929, s. 436-438).
  6. A. Eggebrecht, LEgypte ancienne, Paris, 1988, s. 256. Montu (Mentu): Esas kilit merkezi Yukarı Mısır'da Per Mentu (yunanca Hermontis)clur ve Mentu'nun malikânesi anlamına gelmektedir. Per Mentu, Giineyin Heliopolis'i anlamına da gelen ve tanrı Re'nin güneydeki kült merkezi olarak sayılan Annu Rest olarak da geçmektedir. Bundan başka Montu'nun, Teb, Kuzeyin Annu'su (Heliopolis), Cerjet (Edin), Dendera ve Libya dağlarında da kilit merkezleri bulunmaktaydı. Bazı yerlerde "Kudretli Boğa" olarak anılan Montu, Hanedan öncesi devirlerden itibaren cliişmanla savaşan, kuvveti ve kudretinin ifadesini kızgın boğada bulan tanrıdır, savaş tannsıchr. Şahin şeklinde de temsil edilen tann Montu'nun ilk olarak belirmesi VI. Hanedan devri sonuna (I. Pepi, M.Ö. 2292-2260) rastlamaktadır. XI. Hanedan Teb'de idaresini kurduğunda Montu diğer tannların üstünde bir pozisyona sahipti (Erik Hornung, Les Diewc de l'Egypte, Paris, 1986, s. 61-62). Kammızca, iktidarlannı sağlamlaşun- nada Montu'nun himayesine ihtiyacı olan XI. Hanedan firavunlannın pek çoğu Montuhotep (Mentuhotep=Montu hoşnuttur) kraliyet adım alnuşlardır. Tann Montu bu dönemde veya daha önceleri hali geçerliliği devam eden tanrı Re ile özdeşleştirilmiş, Montu-Re olarak adlandı rılmış, böylece güneş tanrısının düşmanlanna karşı savaşan güneşin tahribedici ateşini temsil ettiği gibi tanrı Re'nin bir görüntüsü olarak da kabul edilmiştir (E. A. Wallis Budge, a.g.e., s. 24). Dolayısıyla Montu-Re ile özdeşleştirilen ve henüz Amon-Re ilan edilmeyen tanrı Amon'a Montıı'da bulunan Re'nin özellikleri de mal edilmiş bulunmaktadır. Tanrı Montu, başında güneş diski ve kobra ile birlikte iki uzun tılylü bir taç olan, sağ elinde hayat işareti Anh, sol elinde tanrı asası bulunan şahin başh bir insanla temsil edilmiştir.
  7. Min veya Amsu: Yukarı Mısır'da Gebtiyu (yunanca Koptos) ve Apu (yunanca Panopolis)'nun yerel tannsıdır. Verimlilik, fırtı na ve çiy ile ilgili bir tanrı olarak yağmurlarla çöle bile verimlilik veren bir tanrı olduğuna inamhyordu. Yukarı Mısır'da Nil'in doğusundaki çöllerde yolların koruyucusudur. Simgesi yıldırım, kutsal hayvanı öküz ve gözde bitkisi maruldur. Ayrıca doğurganlıkla ilgili bir tanrı olduğu için erkeklik organı belirgin bir insan şeklinde gösterilmiştir. Yunan tanrısı Pan ile benzerlilderi görüldüğü için Apu, Yunanlılar tarafından Panopolis olarak adlandınlnuştır. XI. Hanedan devrinde tanrı Re ile özdeşleştirilmiş ve Min-Re olarak adlandırılmıştır (Guy et M.F, Rachet, Dicdonnaire de la civillsation e'gyptienne, Paris 1968, s. 162).
  8. Alexandre Moret, a.g.e., tome I, s. 438.
  9. Alexandre Moret, a.g.e., tome I, s. 438.
  10. Guy et M.E. Rachet, a.g.e., s. 245
  11. Aslında tanrı Re'nin özelliğinde hiç bir değişiklik yapılmamış, bölgesel tann özelliği devam etmiştir, sadece imparatorluk tarım' sıfatını kaybetmiştir (A. Eggebrecht, a.g.e., s. 256). Bunun yanında, Orta imparatorluk devrine ait olan "İki Yolun Kitabı" adlı dini yazıtta büyüsel bir forrnülle güneş tanrım Re'nin ölebileceği ifade edilmiş (Leonard H. Lesko, The Ancient Egyptian Book of Two Ways, Berkeley, 1972, s. 109), belki de bu şekilde Amon'un imparatorluk tarım' olarak kabullenilmesi gerektiği vurgulanmışur.
  12. Bu ünvan ilk olarak XII. Hanedandan I. Amenemhat'ın oğlu I. Sezostris devrinde (M.(5. 1970) ilk şeklini alan Karnak'ta geçmektedir (George Hart, A Dictionnaty of Egyptian Gods and Godesses, London, 1986, s. 6).
  13. Alexandre Moret, Le Nill s. 282.
  14. A. Eggebrecht, a.g.e, s. 256.
  15. İpet-sut veya ipet-esut olarak geçen Amon tapınağının adı "en seçkin yer" (Barbara Watterson, a,g.e., s. 139) anlamına geldiği ifade edildiği gibi "yerleri belirleyen" yani "onları listesinde teyideden"anlamında olduğu ve tanrı Amon-Rk'ye ait tapınağın tümünü belirlediği, tapınak için ipet-sut kelimesinin kullanılmasının I. Sezostris (M.Ö. 1970-1938/28) devrine kadar çıktığı da belirtilmektedir (Paul Barguet, Le Temple d'Amon-W Karnak, Le Caire, 1962, s. 1- 2). Yine Barguet'ye göre III. Tutmozis'in yaptırdığı Ah-Mennu (en kutsal yer) bölümünde bulunan odalardan biri "Ataların odası" olarak adlandırılmış ve burada ilk isim olarak Eski imparatorluk IV. Hanedanının kurucusu Snefru'dan söz edilmiştir. O halde tanrı Amon, Eski imparatorluk devrinde, belki de daha önceleri tapılan bir tannydı ve onunla birlikte tanrı Montu'ya da tapılmaktaydı. Zaten, ilk bakışta Karnak'ta merkezde Amon-I, kuzeyde Amon-R6- Montu, güneyde tannça Mut'a ait tapınak ve şapelleri içeren kompleksler olmak üzere üç merkezi bölme görmek mümkündür (Paul Barguet, a.g.e., s. 2-3).
  16. Alexandre Moret, Le Nil..., s. 443.
  17. Thot: Çok eski devirlerden beri tapından ve Hermopolis Magna'nın yerel tannsı olan Thot ay tanrısıdır, kelaynak kuşuyla veya bu kuş başlı insanla temsil edilmiştir. Diğer bölgesel tanrılar gibi tanrı Thot'un da yaratıcı bir tanrı olduğu öne sürülmüş ve Ogdoa (Sekizli tanrılar) kozmogonisi Thot din adamlan tarafından ortaya konmuştur. Yaratıcı tanrı olarak Thot bir şebek şeklinde de temsil edilmiştir. Yazının tanrıçası $esat'ın eşi olarak ta gösterilen Thot yazının tanrım, yazıcıların senyörü, tannlann müşaviri, hatta tanrılar arası anlaşmazlıldarda arabuluculuk yapan tanrı olarak kabul edilmiştir. Ay tanrısı olarak takvimin yaratıcısıdır. Thot'un kült merkezi Yukarı Mısır'daki Hermopolis'in mısırca adı, ilahiyatında geçen sekiz tannya (Hmenu) atfen "Hemnu" (Sekizlerin Şehri) olarak geçmektedir (Guy et M.F. Rachet, a.g.e., s. 124, 247, 248; François Daumas, a.g.e, 642).
  18. Alexandre Moret, Le Nill s. 443.
  19. François Daumas, a.g.e., s. 303.
  20. Aslında Thot'un yaratıcılıglyla ilgili bu kozmogoni çok eski devirlerden beri varolmakla birlikte bugüne kadar gelebileni geç dönemlerdelci Ptolemeler devrine aittir (Claire Lalouette, Textes sacr6 et textes profanes de l'ancienne Egypte. Paris, 1987, s. 35-36).
  21. Christian Jacq, Pauvoir et Sagesse selon l'Egypte ancienne, Paris, 1981, s. 77-78
  22. Tann Honsu kozmogonisiyle ilgili Karnak'ta Honsu tapınagı ndaki kabartma ve yazı tlar Ptolomeler devrine ait olmakla birlikte çok eski devirlerdeki dini düşünceleri yansıtması balunundan önemlidir.
  23. Tanrı Amon için Ogdoa'da ikinci sıra bir konumu kabul etmeyen Teb din adamları Amon'un bir şekli olarak, "zamanını tamamlayan" şeklinde tanımlanan yılan Kematefi tahayyül etmişler ve bu yılanın Amon'un bir diğer şekli olup ta Ogdoa'yı yaratacak olan yılan İ rta'yı dölledikten sonra öldüğünü öne siirmüşlerdir. O halde yılan Kematef, Başlangıç tanrım Karnak Amon'unu temsil etmiş, İ rta ise Luksor'daki erkeklik organı belirgin Amon'u ifade etmiştir. Bu şekilde, din adamları Teb'i Ogdoa (Sekizli tanrılar) nı n merkezi olarak görmüşlerdir. Sekizli tanrı ları n yaratma işlemini gerçekleştirmek üzere Hermopolis'e gittikleri ve oradan tanrı Amon'un ilk olarak varoldugu Medinet Habu'dalti Ceme tepesinin üzerinde ölmek için Teb'e döndilkleri fikrini geliştirmişlerdir (Guy et M. F. Rachet, a.g.e., s. 185).
  24. Tatenen olarak adlandı rılan bir yer tanrısıdır ve Yeni imparatorluk devrinden itibaren Ptah'Ia özdeslestirilmistir.
  25. Leonard H. Lesko, Ancient Egyptian Cosmogonies and Cosmology, Religion in ancient Egypt, ed. Byron E. Shafer, New York, 1991, s. 105-106.
  26. George Hart, a.g.e., s. 5.
  27. Erik Hornung a.g.e., s. 67.
  28. François Daumas, a.g.e., s. 300.
  29. E. A. Walfis Budge, a.g.e., vol. II, s. 2.
  30. Koç başlı aslan vücutlu sfensklerin herbirinin ön ayaklarının arasında yüce tanrının yeryüzündeki görüntüsü sayılan firavıınların heykelleri bulunmaktadır. Büyük bir ihtimalle Yeni imparatorluk XVIII. Hanedandan IV. Tutmozis devrinde başlatılan bu tip sfenskler III. Amenhotep devrinde yaygınlaşmıştır. Bu sfenskler Gize piramitlerinin yanıbaşında bulunan ve tanrı Ire-Horakti'yi temsil eden büyük sfenskle tanrı Amon'u temsil eden koç başının bir kanşımıdır (Connaissance des Arta, İlİ., Amenofis, numöro hors sörie, Paris, 1993, s. 38) ve tanrı Amon ve Rö özdeşleşınişliğinin en güzel kanı tıdır.
  31. A. Eggebrecht, a.g.e., s. 256.
  32. Tanrı Amon, bir taraftan, başlangıçta yukarıda adı geçen tannlarla özdeşleşirken, diğer yandan Orta imparatorluk devrinde tanrı Rö ile özdeşletirilen Oziris, Sobek, Knum gibi tannlann da Rö dolayısıyla özelliklerini almış oluyordu. Sanki bütün tanrılar onun bir parçası olmuş oluyordu. Hatta öyle ki, tanrı Rö'ye eş olarak gösterilen Hathor da diğer tanrıçalarla özdeşleşmiş (Alexandre Moret, a.g.e., tome I., s. 442) ve Amonla bağlantısı olan bir tanrıça olmuştur.
  33. E. A. Wallis Budge, a.g.e., vol. II., s. 16.
  34. George Hart, a.g.e., s. 15.
  35. Herodotos, Herodot Tarihi, çev. Müntekim Ökmen, İstanbul, 1973, s. 123.
  36. E. A. Wallis Budge, a.g.e., yol. II., s. 17.
  37. E. A. Wallis Budge, a.g.e., vol. II., s. 17.
  38. Orta imparatorluk XII. Hanedandan I. Sezostris devrinde Karnak tapınağının hemen yanındaki küçük Beyaz şapel Amon-Kamutef adı na yapurılmış ve tanrı Arnon tanrı Min görüntüsüyle aksettirilmiştir (François Daumas, a.g.e., resim 148, s. 440).
  39. George Hart, a.g.e., s. 16.
  40. daire Laloutte, a.g.e., s. 120-121.
  41. E. A. Wallis Budge, a.g.e., yol. II., s. 18.
  42. Guy et M. F. Rachet, a.g.e., s. 129.
  43. Luksor'un güneyinde Gebelayn'da, İ tyan ve Apofis gibi Hiksos krallannın adına kazı nmış taşların bulunması en azından bazılarının tüm Mısır'a hakimiyetlerini genişlettikleri intibaım da yaratmaktadır. (François Daumas, a.g.e., s. 83).
  44. Leonard H. Lesko, a.g.e., s. 104.
  45. XVII. Hanedandan Sekenenr Ta6 (Büyük Sekenenr), Sekenenr Tâker (Cesur Tekenenr) ve Kamozis Hiksoslara karşı müthiş bir mücadeleye girmişlerdir. Güneyde Nubyalılarla da ittifaka girişen Hiksoslara karşı Kamozis önemli basanlar elde etmekle beraber genç yaşta ölünce yerine geçen oğlu I. Ahmozis (M.Ö. 1580-1558) XVIII. Hanedanı kurmuş ve Hiksoslara karşı mücadeleye devam etmiştir (François Daumas, a.g.e., s. 83-84).
  46. I. Ahmozis, Mısır'ın bozulan idaresini ve ekonomisini düzeltmeye, Hiksoslar devrinde ve bağımsızlı k savaşları esnası nda ihmal edilen tapı nakları restore etmeye başladığı gibi (G. Maspero. Histoire ancienne des peuples d'Orient, Paris, 1921, s. 245-251), Mısır'ın kuzey dokusunu emniyete almak maksadıyla halen Hiksosların güçlü bir şekilde yerleşik oldukları Filistin ve daha ötesinde Fenike'ye seferler dılzenlemiş ve Mısır'ın güneyindeki Nubya'yı (Sudan) İkinci Şelale'ye kadar yeniden ele geçirmiştir. Yerine geçen oğlu I. Amenhotep (M.Ö. 1558-1530) ülkesini bir imparatorluk yapma çabasıyla güneyde ve kuzey doğuda seferlere çıkmış ve hatta bugünkü Ürdün'e kadar ulaşmıştır. I. Amenhotep'ten sonra I. Tutmozis (M.Ö. 1530-1520) Mısır'ın sınırlarını Suriye'delti (Hani) Retenu'yu (Fırat) aşıp Mitannileri (Maiteni) yenerek Fırat ve Habur arasındaki, Arapçada İki Nehir anlamına gelen. Naharina bölgesini fethetmiş, güneyde ise, Nubya'nın tümünü Mısır topraklarına katınıştır. II. Tutmozis (M.(5. 1520-1504) genellikle babasının elde ettiği yerlere baskı karakterli seferler dilzenlemiş, Mısır'ın idaresindeki bölgelerde varlığını hissettirıniştir. Bundan sonra resmen ve dinen idareye III. Tutmozis gelmekle birlikte küçük yaşta olduğu için kraliçe-firavun Hat.şepsut'un (M.<5. 15041484) naibelik devrinde seferlere ara verilmiş ve barışçı bir dönem yaşanmışnr. Hatşepsut'un ölümüyle başa geçen III. Tutmozis (M.Ö. 1484-1450) halası Hatşepsut devrinde dağdmaya yüz tutan ve sınırları Fırat'tan beriye gerileyen Mısır İmparatorluğu'nun Asya topraklannı tekrar ele geçirmeye karar verip M.Ö. 1484-1464 arasında 20 yıl boyunca bölgeye 17 sefer düzenlendş Kadeş prensi ve müttefiklerini Meciddo'da yendiği gibi sekizinci seferinde Fırat nehrine hatta Kargemiş'e kadar uzanmış ve büyük ganimetlerle ülkesine dönmüştür. Mısır'ın gücünden endişe duyan komşu ülkelerden Hititler, Asurlar, Babilliler III. Tutmozis'e kıymetli hediyeler göndermişlerdir. Biblos, Simira, Ugarit gibi Fenike şehirleri Mısır'ın parlak şehirleri haline gelmiştir. Ama yine de III. Tutınozis bölgeyi elde tutmak için gövde gösterisinde bulunmak üzere zaman zaman seferlerine devam etmiştir. III. Tutmozis'ten sonra idareye gelen oğlu II. Amenhotep (M.Cı. 1450-1425) babasının dış siyasetini sürdürmiiş, Mısır'a bağlı bölgelerdeki ayaklanmaları zalimce bastırmış ve Mısır'a büyük sayıda savaş esiri getirmiştir. Bunlardan ibrani oldukları da öne sürülen ve Habirularla yalunlikları ihtimal dahilinde olan 3600 Apiru önemli bir sayı teşkil etmiştir. Bu dönemde, Mısır, Mitanni topraklarının bir parçasına sahip olmasına rağmen Mitanni kralı Mısır'a karşı düşmanca bir siyaset güdeceğine hemen yanıbaşında güçlü Hitit devletinin kralı büyük fatih Şuppiluliuma'nın oğlu III. Tudhaliya'ya karşı müttefik elde etmek amacıyla Mısır'a kıymetli hediyelerle birlikte elçiler göndermiştir. Bu şekilde başlayan Mısır-Mitanni ilişkileri IV. Tutmozis (M.05. 1425-1405) devrinde diplomatik bir evlenmeyle sonuçlanmış ve IV Tutmozis Mitanni kralı Artatama'nın luzlarından biriyle evlenmiştir. III. Amenhotep'in annesi olacak bu prenses Mutemuia (tanrıça Mut kutsal gemisindedir) mısırca adıyla amlmaktadır. IV. Tutmozis devrinde Mısır Orta Doğuda bir denge unsuru teşkil etmiş ve imparatorluğun her tarafında sakin bir dönem yaşanmıştır. III. Amenhotep (M.05 1405-1380) ise Mitannilerle evlilik siyasetini sürdürmilştür ve Mitanni krah Sutema'nın kızı Kilugepa'yla evlenmiş, ayın şekilde bir Babil prensesini harernine getirtmiştir ve hayatının sonunda Sutarna'nın yerine gelen Mitanni kralimn kızı Tadugepa'yı evlenmek üzere Mısır'a getirtmiştir. Mısırcada '`güzel geldi" anlamını taşıyan Nefertiti adım alan bu prenses III. Amenhotep'in oğlu IV. Amenhoteple evlenmiştir. (Frarıçois Daumas, a.g.e., s. 83439; Guy et M.F. Rachet, a.g.e., s. 27, 28, 248).
  47. George Hart, a.g.e., s. 8-9.
  48. Alexandre Moret, a.g.e., tome II, s. 517.
  49. George Hart, a.g.e., s. 9-10.
  50. Alexandre Moret, a.g.e., tome II. s. 517.
  51. Alexandre Moret, a.g.e., tome II, s. 521.
  52. George Hart, a.g.e., s. 10-11.
  53. Alexandre Moret, a.g.e., tome II, s. 517.
  54. Alexandre Moret, a.g.e., tome II, s. 521.
  55. Alexandre Moret, a.g.e.,tome II, s. 515-517.
  56. Genellikle bu devir firavunlan tanrı Arnon'u hoşnut etmek için kendilerine bir taraftan "Anton'un neşesi", "Amon tarafından sevilen" gibi sıfatlar aldı kları gibi (George Hart, a.g.e., s. 6- 7), yine tanrı Amon'a atfen "Amon hoşnuttur" anlamına gelen Aınenhotep ismini, diğer taraftan "Onu yaşama getiren Thot'tur" veya "Thot'un çocuğu" anlamı nda olan ve tanrı Thot'u da yuceltmeyi amaçlayan Tutmozis (Thot-ms-s) kraliyet ismini almışlardır (Alexandre Moret, Le Nil..., 5. 15). Tabii ki Amon din adamları tanrı Thot'u tanrı Amon'a bağlı lulmak için bazı kuramlar ortaya koymuşlar ve tanrı Anton'un eşi olarak tanrıça Mut'u, her ikisinin oğlu olarak ta, tanrı Thot'un bazı özelliklerini benliğinde toplayan tanrı Honsu'yu ortaya çı karnuşlar ve üçünün tannsal aileyi teşkil ettiklerini öne sfırmuşlerdir. Mut: Yeni imparatorluk devrinde tanrı Anton'un eşi olarak anılan tanrıça Mut'un adının anlamı "anne" dir ve varolan her şeyi doğuran "dünyanın anası' olarak kabul edilmiştir. "Teb Ölüler Kitabı "ndaki Hu-nefer papirüsünde tanrıları doğuran bir ana olarak ta geçmektedir. Doğuran tanrıça olmakla beraber kimse tarafından doğurulmamışur. Tanrı Nun ile Başlangıç zamanında varolduğu düşünülmcıştür. Kült merkezi Teb'deki Amon tapınağının yamndadı r. Orada bulunan Aşer kutsal goleti tanrıça Mut'a aittir (E. A. Wallis Budge, a.g.e., vol. Il., s. 28- 33). Honsu: Tanrı Aınon ve tanrıça Mut'un oğlu olarak geçen tanrı Honsu'nun adını n, yolculuk yapmak, hareket etmek, koşmak anlamı na gelen "Hens" kelimesinden tfirediği sanılmaktadır. Ay tanrım Thot'un bir şekli olarak kabul edilmiş ve gökteki hareketine bağlı olarak "seyyah" olarak adlandı rılmıştır. Honsu-Pahart adı altında ayın hilal şekli ile kadınları n bebek beklemelerini, hayvanların doğurganlığını, yumurtadaki hücrenin gelişmesini, bitkilerin büyümesini, meyvelerin olgunlaşmasım sağlayan tanrıdı r. Diğer yandan yere, göğe, denize zarar veren, insana acılar, ağnlar, hastalıklar çektiren, ölümüne sebep olan kötü ruhlara karşı savaşan tanndır. Kült merkezi Teb'dedir (E. A. Wallis Budge, a.g.e., vol. II., s. 33-37).
  57. Alexandre Moret, a.g.e., tome I, s. 353.
  58. Alexandre Moret, a.g.e., tome Il, s. 515.
  59. Mısırlılar Ortadoğu'daki bölgeleri idare etmek için, özellikle, diplomatik bir dil olan Akad diline önem vermişlerdir (François Daumas, a.g.e., s. 88).
  60. Alexandre Moret, a.g.e., tome II, s. 517.
  61. G. Lefebvre, Histoire des grands pr&res d'Amon, Paris, 1917, s. 70.
  62. Aleıcandre Moret, a.g.e., tome I, s. 355-56; tome II, s. 518. Mısır'da tannıun kızı olarak ta kabul edilen lu-aliçeler vasıtasıyla Hanedanın sürekliliği sağlamyordu.
  63. G. Maspero, a.g.e., s. 250-51.
  64. Alexandre Moret, Le Nil..., s. 361.
  65. Alexandre Moret, a.g.e., tome I, s. 355-58; tome II, s. 519.
  66. Alexandre Moret, a.g.e., tome I, s. 358; tome II, s. 519.
  67. J. H. Breasted, A New Chapter in the Life of Thutınose 111, tome II, New York, 1900.
  68. Alexandre Moret, a.g.e., tome II, s. 520.
  69. Alexandre Moret, a.g.e., tome I, s. 359.
  70. George Hart, a.g.e., s. 6.
  71. Alexandre Moret, a.g.e., tome I, s. 359.
  72. Lewis Spence, Ancient Egyptian Myths and Legends, New York, 1991, s. 246-48.
  73. Alexandre Moret, Le Nill s. 360.
  74. Lewis Spence, a.g.e., s. 48.
  75. Pierre Montet, L'Egypte L•tenıelle, Paris, 1970, s. 48.
  76. François Daumas, a.g.e., s. 134-135.
  77. Alexandre Moret, a.g.e., tome II, s. 520.
  78. François Daumas, a.g.e., s. 86
  79. 79François Daumas, a.g.e., s. 86
  80. Wolfhardt Westendorf, L'Egypte ancienne, Lausanne, 1970, s. 100-101.
  81. Pierre Montet, a.g.e., s. 134.
  82. Alexandre Moret, a.g.e., tome II, s. 499.
  83. A1exandre Moret, a.g.e., tome II, s. 500.
  84. Guy et M.F. Rachet, a.g.e., s. 248.
  85. Claire Lalouette, Textes sacre's et textes profanes de l'ancienne Egypte. Paris, 1987, s. 126.
  86. Erik Hornung, a.g.e., s. 7-23; Françoise Dunand-Christiane Zivie-Coche, Dieux et hommes en Egypte, Paris, 1991, s. 5-11.
  87. İ ki Ülke tahtları Aşağı ve Yukarı Mısır'a atfen kullanılmıştır. Zaten firavunlann taç giyme merasininde her iki bölgenin ayrı ayrı tacını talunalan tüm Mısır'a hakim olduklarının kanı tlych.
  88. Mısır ordusunda ve teşkilaunda görev alan Nubya stepleri kavimlerinden biri (Claire Lalouette, a.g.e., dipnot 4, s. 285.
  89. Burada iki Dünya ile hem bu dünya hem de öteki dünya kastedilmektedir.
  90. Punt ülkesi (Arabistan) ve Kutsal topraklar varlıklara yiicelik özelliği veren kokulu tiltsimiln yetiştiği yerdir. (Claire Lalouette, a.g.e., dipnot 6, s. 285) Ayrıca Etyopya ve Somali olarak da geçmektedir.
  91. Görüldüğü gibi We'nin isimleri olan Atum ve Hepri Amon'a maledilmiştir. Hepri olarak, kelâmıyla tanrılan yarattığı ve Atum olarak insanlan yarattığı ifade edilmiştir.
  92. Burada tann Amon'un tann Re' ve Ptah'ın yaramılıkla ilgili usullerine sahibolduğu ifade edilmektedir.
  93. Claire Lalouette, a.g.e.,s. 120-125; Grelaaut, Hymme Amon-Re, Paris, 1874.
  94. Guy et M.F. Rachet, a.g.e., s. 27.
  95. Christian Jacq, Nefertiti et Akhenaton, Paris, 1990, s. 40.
  96. Alexandre Moret, a.g.e., tome I, s. 368.
  97. Alexandre Moret, a.g.e., tome II, s. 516.
  98. Alexandre Moret, a.g.e., tome I, s. 369.
  99. Christian Jacq, a.g.e., s. 40.
  100. Alexandre Moret, a.g.e., tome II, s. 503-504.
  101. Kraliçe Tiyi'nin yabancı kökenli olduğu öne slirlilmekle birlikte O'nun "Kutsal Baba" ünvanını taşıyan tanrı Min'in rahibi ve aynı zamanda askeri görevi olan Ytıya ile "Miıs'in hareminde Baş Rahibe", "Amon harerninde Baş Rahibe" olan Tuytı'nun kızları olduğu, yani Mısır'h bir aileden olup ta asil olmadığı ifade edilmiştir. Ayrıca babası Yuya'dan Mısır'da yetiştirilmiş bir prens olarak da söz edilmiştir (Christian Jacq, a.g.e., s. 32-33.)
  102. Pieırre Montet, a.g.e., s. 48.
  103. Güney Sudan ve Etyopya.
  104. Tehenu, Yukarı Mısır'da Nil'in batısında yerleşik kavimlerdendir. Genellikle Mısırlılara büyük ve küçük baş hayvanları, keçileri ve eşekleri sağlayan topluluktur (Pierre Montet, a.g.e., s. 137-139).
  105. Iyuntyu, Yukarı Mısır'da Teb'in güneyinde yerleşik kavim.
  106. Punt Ülkesi de olabilir, çünkü Kızı ldeniz'in iki kıyısından hoş kokulu bitkiler getirtilrniştir.
  107. François Daumas, a.g.e., s. 136-137.
  108. Guy et M.F. Rachet, a.g.e., s. 146-147. Nil sularının taşma mevsimininin ikinci ayında (Temmuz veya Ağustos) yapıldığı söylenmektedir (Barbara Watterson, a.g.e., s. 143).
  109. Tanrı Amon'un kutsal gemisinin konduğu Nil gemisinin ön ve arka kısmında süs olarak koç başı bulunurdu. Tanrıça Mut ve tanrı Honsu'nunkilerinin bulunduğu gemiler ise tanrı ve tannça heykelleriyle süslüydü.
  110. François Datunas, a.g.e., s. 368-370.
  111. Barbara Watterson, a.g.e., s. 142; Hristiyanlığın Mısır'a nüfuzundan sonra aziz George için ve İslamiyetle birlikte Ebu'l Haggag'a atfen benzeri şenliklerin her yıl yapıldığı da ifade edilmektedir (François Daumas, a.g.e., s. 368).
  112. Christian Jacq, a.g.e., s. 45-47.
  113. Heb-Sed töreni, yaşlanmaYa başlayan firavunlan kuvvetli ve uzun ömörlii kılmak için yapılan törenlere denilmiştir. Tanrı Ptah'Ia ilgili bir törendir.
  114. Alexandre Moret a.g.e., tome II, s. 523-524.
  115. British Museum'dalci 826 no.lu dikili taştalci yazıt, alıan Aleıcandre Moret, a.g.e.. tome I, s. 370.
  116. Kraliçe Tiyi'nin kardeşinin adının İneni olduğu ve güneyin Heliopolis'i olarak ta adlandırılan Hermontis'te Baş rahip olduğu da ifade edilmektedir (Alexandre Moret, a.g.e., tome II, s. 500-503).
  117. Christian Jack, a.g.e., s. 35-36.
  118. Alexandre Moret, a.g.e., tome II, s. 500-503.
  119. Alexandre Moret, a.g.e., tome II, s. 524.
  120. Alexandre Moret, a.g.e., tome I, s. 371-372.
  121. Christian Jacq, a.g.e., s. 50-57.
  122. Kraliyet tanrısı Ptah, ölüler tanrısı Oziris gibi vazgeçilmez tanrılara dokunulmamakla birlikte adlarından hiç bir şekilde bahsedilmemiştir (Alexandre Moret, a.g.e., tome II, s. 526).
  123. IV. Amenhotep, iktidarının dördüncü yılında, Amon Başpeygamberi May'ı , belki de Teb'den uzaklaşurmak için, Vadi Hamamat'a, firavunun heykelinin yapımı için kayalardan bloklarm çıkarılmasına nezaret etmesi göreviyle göndermiştir (Christian Jacq, a.g.e., s. 58).
  124. Ahen-Aton =Ihun-Aton, Aton'un ünü veya Aton'un sevinci olarak ta geçmektedir (Alexandre Moret, a.g.e., tome I, s. 373-374).
  125. François Daumas, a.g.e., s. 91.
  126. Alexandre Moret, a.g.e., tome II, s. 530.
  127. François Daumas, a.g.e., s. 91, 326.
  128. François Daumas, a.g.e., s. 92.
  129. François Daumas, a.g.e., s. 326. Ahenaton devrinde diğer tannlara karşı sürdürülen siyaset ülkenin bazı bölgelerinde ayaklanmalara sebebiyet vermişti, bunu Alıenaton'un Nubya'h muhafizlarımn (Mazoi) şefi olan, Mısırh ve yabancı esirleri Alıenaton'un huzuruna getiren Mahu'nun mezar duvarlarında.ki resimlerde görmek mümkündür.
  130. Mısır'a rakip olarak M.Ö. 1350'ye doğru Ortadoğu'daki siyasi dengeyi bozabilecek Suppililuma idaresinde güçlü bir Hitit devleti belinneye ve bölgede Mısır'ın yerini almaya başlarmşu. Hitider, ilk safhada Mısır'ın müttefiki Mitannileri kendilerine bağlanuşlar. Suriye ve Fenike'de ayaklanmalar çıkarmışlar, Halep ve Kuzey Suriyeyi ele geçirmişlerdi. Diğer taraftan Şam kralı Aziru entrikalarla, kuvvet kullanarak Sidon ve Ugarit arasındaki Amurru (Amor) kral lığnu ele geçirmeye çalışıyordu. Daha güneyde ise Suppililiuma'nın temsilcileri Mısır'a sadık kalan Biblos'un kralı Ftibaddi. Tunip cumhuriyetini ve Kudüs lu-alını Mısır'dan ayırmaya çalışularsa da bunda başarıh olamamışlardı. Hatta Biblos kralı Ribaddi düşmanı Azirıfya karşı boşuna firavundan yardım istemişti, yardımın gelmeyişinden yararlanan Azim, Biblos'u fethedip Ribaddi'yi öldürmii.ştıl. Ayni şekilde Habiru ve Sutular Mısır'ın vasali olan Kudüs'ü ele geçirip Kenan ülkesinde Mısır'ın hakimiyetini kırmışlardı. Işte bu şekilde Mısır Asya'daki topraklarını kaybetmiş oldu (Guy at M.F. Rachet, age s. 22-23; François Daumas, a.g.e., s. 91-92.)
  131. François Daumas, a.g.e., s. 92.
  132. Firavunun isminin, esas olarak, "Tut-Anh-Amon" şeklinde olması gerekmektedir, çünkü “Anh" hecesi yaşayan, canlı, hayat anlamına gelmektedir.
  133. Karnak dikili taşı, W. yıl, T.R., XXIX, s. 160; anan Alexandre Moret, a.g.e., tome II, s. 536.
  134. François Daumas, a.g.e., s. 327.
  135. Alexandre Moret, a.g.e., tome I, s. 374.
  136. Horemheb, Ahenaton, Semenkare, Tutankamon ve Ay devirlerinde "Mısır ordularıııııı başkomutanı" ve "Kraliyet işlerinin başı" olarak görev yapmıştır ama hepsinin siyasetlerinin zayıflığı n' bilmesine rağmen temkinli davranıp geri planda kalmayı tercih etmiştir (Alexandre Moret, a.g.e., tome II, s. 536-537).
  137. Guy et M.F. Rachet, a.g.e., s. 128.
  138. François Daumas, a.g.e., s. 92.
  139. XIX. Hanedan firavunlarından bir kısmı "Re onu dünyaya getirdi" veya "Re'nin çocuğu" anlamına gelen, tanrı Amon-Re'ye atfen Ra-ms-ss (Ramses) adını (Alexandre Moret, Le Ni)..., s. 15) ve ikisi ise Deha bölgesinde Tanis'te (Canet) tapı lan tanrı Seth'e atfen "Seth'in adamı" anlamı na gelen Sethi ismini almışlardır. Bununla bu hanedanın Tanis'ten geldiğini ifade etmek istemişlerdir. Ayrıca, tanrı Seth'in "tanrı Amon-Re ile barış yaptığı" ifade edilerek savaş tanrısı Seth'in Deha bölgesinde, tanrı Amon'un ise Yukarı Mısır'da önemli oldukları belirtilmek istenmiştir (Alexandre Moret, a.g.e., tome II, s. 543; Guy et M.F. Rachet, a.g.e., s. 237- 247). Diğer yandan II. Ramses'ten sonra tahta çıkan Onüçüncü oğlu ise tanrı Ptah'a atfen Merenptah veya Mineptah kraliyet ismini almıştır. Zaten Horemheb'ten itibaren 12"e' ve Ptah'a tekrar önem verilmeye başlanmışur.
  140. François Daumas, a.g.e., s. 93.
  141. Guy et M.F. Rachet, a.g.e., s. 237.
  142. Hu-Nefer papirüsü, British Museum, No 9, 901 (E.A. 'Wallis Budge, a.g.e., vol. II, s. 5-6).
  143. Mısırhlar Hitit devletini "Heta" olarak adlandınlnuşlardır (Guy et M.F. Rachet, a.g.e., s. 128).
  144. Bu tarihler kesin olarak verilmiştir (Mexandre Moret, a.g.e., tome. II, s. 550).
  145. Hitit kralı Mutavalli de Kadeş savaşını kendi zaferi olarak göstermiştir.
  146. François Daumas, a.g.e., s. 93.
  147. Alexander Moret savaşın destansal tarafının sadece Pentaur manzumesinde anlauldıgım yazarken (a.g.e., tome II, s. 550), François Daumas ayrıca Kadeş manzumesinden de sözetrniştir (a.g.e., s. 408).
  148. Guy et M.F. Rachet, a.g.e., s. 140.
  149. Baal : Fenikelilerde gök, şimşek ve fırtınalar tannudır. Baal kültü Ugarit'ten itibaren Suriye'ye oradan da XVIII. Hanedan devrinde Mısır'a nüfuz etmiştir. Baal ismi "tanrı" veya "senyör" anlamına gelmektedir. Uçları hileli saçlı, ucu kıvrık sakallı, bir elinde sedir ağacı dalı, diğer elinde sopa bulunan ve sıfau "bulutların üzerinde olan" Baal'in gökyilzündeki sesinin (görültiisüniin) dağları titrettigi ifade edilmiştir. II. Ramses'in, Kadeş savaşındaki , savaş naralan da göklerdeki Baal'inki gibidir (George Hart, a.g.e., s. 50).
  150. François Daumas, a.g.e, s. 408-409.
  151. François Daumas, a.g.e, s. 408-410.
  152. E.A. Wallis Budge. a.g.e., yol. II., s. 12.
  153. Papirüs üzerine yazılmış bu ilahiler Hollanda'nın Leiden şehri mfızesinde muhafaza edildiğinden "Leiden papirüsü" olarak da anılmaktadır. Metnin tercinnesi J. Zandee, De Hymnen aan Amon Yan Papyrus Leiden I., Leiden, 1948.
  154. Claire Lalouette, a.g.e., Böl. 9 s. 130. Tanrı Rö'nin yarattığı Dokuzlu tanrılar grubu.
  155. Claire Lalouette, a.g.e., Böl. 40, s. 131.
  156. Claire Lalouette, a.g.e., Böl. 50, s. 131-132.
  157. Hermopolis kozmogonisindeki Sekiz tanrı.
  158. Tatenen çok eski bir yer tanrısıdır. Yeni imparatorluk devrinde Ptahla iSzdeşleştirilmiştir. Burada tanrı Amon'un Tatenen gibi çok eski bir tanrı olduğu, hatta Tatenen olduğu gösterilmektedir.
  159. Claire Lalouette, a.g.e., Bül. 80, s. 133-135.
  160. Yeraltı dünyası kastedilmektedir.
  161. İnsanın aklı= eremiyecegi kadar ylicedir; (Claire Lalouette, a.g.e., Bül. 200, s. 135- 136).
  162. Claire Ialouette, a.g.e.„ s. Böl. 300, s. 136.
  163. Nirin kaynağı olarak düşünülen Yukarı Mısır'daki başta Elefantin'de olmak üzere diğer mağaralar.
  164. Ba'sımn (ruhunun) hava tannsı Şu olduğu belirtilmektedir. Çünkü hava, ruh gibi gözle görülmeyen bir kavramchr
  165. Bu yollar yeryüzündeki sorunlara çare bulma yolları olabileceği gibi öteki dünyada da ölünün karşısına çıkabilecek engelleri olmasında kolaylıklar sağlayan tanrı olarak yorumlanabilir.
  166. Nasıl Nil'in bir kaynağı yana, yaşam kaynağı Amon'dur şeklinde kabul edilebilir.
  167. Ürün ve Hasat tannçası Renenet burada kısmeti ifade etmektedir.
  168. Her şeye kadir anlamındadır.
  169. Qaire Lalouette, a.g.e., B61. 70, s. 133.
  170. Barbara Watterson, a.g.e., s. 142.
  171. George Hart, a.g.e., s. 16-17.
  172. François Daumas, a.g.e., s. 339.
  173. George Hart, a.g.e., s. 17.
  174. çı jte Lalouette, a.g.e., 13451. 50, s. 132.
  175. Claire Lalouette, a.g.e., Böl. 500, s. 137.
  176. Claire LaleUette, a.g.e., Böl. 6, s. 129, Punt ülkesinin (Arabistan) Mısı r'la dini bağlarının olduğu hissini yaratmaktadır; kutsal olarak alınması, böyle bir düşünceye sevketmekdir.
  177. Alexandre Moret, a.g.e., tome Il., s. 567.
  178. Alexancire Moret, a.g.e., tome II., s. 568.
  179. François Daumas, a.g.e., s. 340.
  180. Alexandre Moret, a.g.e., tome IL, s. 568.
  181. Alexandre Moret, a.g.e., tome II., s. 568
  182. Claire Lalouette, a.g.e., Böl. 20, s. 130.
  183. Alexandre Morct, Un jugement de dieu sous Ramses II., Paris, 1917, s. 157.
  184. Per-Ramses (Pi-Ramses): Asyahların, özellikle Hitiderin Mısır imparatorluğunu tehdit etmeleri üzerine Suriye ve Kenan ülkesine seferlerini daha kolay bir şekilde gerçekleştirmek amacını gfıden Il. Ramses tarafından Mısır'ın Deha bölgesinin kuzeydoğuda Akdeniz'e yakın bir yerde kurulmuştur. "Ramses'in evi" veya "Ramses'in sarayı" anlamına gelen Per-Ramses, belki de Ramses'in zaferlerinden dolayı "zafer bakımından büyük" olarak da adlandırılmıştır. israiloğullarının Mısırdan göçü ile ilgili anlauma göre ibraniler yeni şehrin inşası için gerekli hazırlıkları yapmaya zorlanmışlardır (Guy et M.F. Rachet, a.g.e., s. 200.). Aslında Orta imparatorluk devrinin sonunda Hiksoslarm Kuzey Mısır'ı hakimiyederi altına aldıklarında başkent olarak seçtikleri Avaris'in yerinde kurulan Per-Ftamses'in (Guy et M.F. Rachet a.g.e., s. 242) daha sonraları başkent Tanis (Mısırca "Gaflet)" olarak geçtiği ve Tanis'in Per-Ramses'in kahnulan üzerine kurulduğu ifade edilmiştir (Pierre Montet, a.g.e., s. 272).
  185. Pierre Montet, a.g.e., s. 244.
  186. Teb esTende ilk oluşan yer olarak kabul edilmiştir.
  187. Teb'in diğer ismi "şehir" anlamına gelen "Niut" olarak geçmektedir. O halde Niut ismi insanların toplu olarak yaşadıkları tüm büyük yerleşim yerlerine verilmiştir (Guy et M.F. Rachet a.g.e., s. 180).
  188. We'nin gözü (Ucat), dolayısıyla, Amon-We olarak tanrı Arnon'un gözü olmaktadır. Tann We'nin üstünlüğünün kabul edildiği devirlerde tanrıya karşı gelenlerin üzerine gönderdiği, tanrica Hathor'un temsil ettiği vurucu kuvveti ifade etmektedir.
  189. Tann Aton'a tapanlar.
  190. Adolf Erman, Die Literatur der Aegypter, Berlin, 1923, s. 365-373.
  191. Adolf Erman, a.g.e., s. 365-373.
  192. Pierre Montet, a.g.e., s. 272.
  193. Deniz Kavimleri: Mısırlilarda "Büyük Yeşil'in (deniz) ortasında olan adalar" sakinleri olarak andmıştır, diğer bir şekilde "Akaivaşalar" olarak da adlandınlan (Alexandre Moret, a.g.e., tome II., s. 580) bu kavimler Ege adalarında oturuyorlardı; bunlar Ege lurlanm ve Girit'i içine alan geniş bir bölgeye yayılmış Miken kültüründen kavimlerdir. IV. Amenhotep devrinde Mısır'a haraç veren bu kavimlerden, II. Ramses devrinden itibaren "Mısır'ın düşmanları" olarak söz edilmiştir (Guy et M.F. Rachet, a.g.e., s. 197).
  194. Libyahlar (Libu): Çok eski devirlerden itibaren Mısır'ın Deha bölgesinin batısında hayvanahlda uğraşan ve ağaç diken kavimler bulunmaktaydı; bunlar Mısırldar tarafından "Tehenu" ve "Temhu" olarak adlandınlmışlardır. Zamanla siyah saçh Tehenularla birlikte yaşayan sarışın ve mavi gözlü insanların da varliğn gönilmii.ştür. Kuzey Afrika'da yerleşik Berberilerden olabilecekleri düşünülen bu kavimlerin Hint-Avrupa kökenli olmaları ihtimal dahilindedir. Tinit devrinde Mısır'ın birliğini kurmasıyla birlikte tüm bu kavimler Mısır fıravunlarına haraç ödemişlerdir. Hatta firavunlar, zaman zaman bu bölgeye seferler düzenleyerek savaş esirleri ve hayvan sürüleri ele geçirmişlerdir. Firavun I. Sethi devrinden itibaren daha çok görülen bu Hint-Avrupa kökenli kavimler yavaş yavaş tahlike teşkil etmeye başlamışlar ve Merenptah ve III. Rarnses devirlerinde yenilgiye uğratılımşlardır. İşte bu kavimlerden biri Libular, bir diğeri ise Maşavaşalardır. Zengin Mısır'a savaşla nüfuz edemeyen Libyahlar Ramsesler devrinde paralı askerler olarak Mısır ordusuna girmişler, ama çok geçmeden, özellikle Maşavaşalar, Mısır ordusunun çoğunluğunu oluşturmuşlardır. Daha sonraları ise idareyi ele geçirerek XXII. ve XXIII. Hanedanı kurmuşlardır (Guy et M.F. Rachet, a.g.e., s. 143-144).
  195. II. Ramses'in aksine Merenptah, tanrı Ptah'ın savaşta kendisine görünmesiyle savaşı kazanmıştır (Alexandre Moret, a.g.e., tome II. s. 580) Zaten tanrı Ptah'a atfen Merenptah kraliyet adım almıştır.
  196. Alexander Moret, a.g.e., tome II. s. 586.
  197. G. Lefebvre, a.g.e., Paris, s. 157.
  198. Alexandre Moret, a.g.e., tome II., s. 662.
  199. III. Ramses devrinde yazılan Harris papirüsünde Sethnaht'ın iktidara gelmesi şu şekilde anlaulmaktadır: "Uzun yıllar boyunca Mısır ülkesi balumsızdı ve şef yoktu. Mısır, şehirlerde birbirlerini öldüren büyüklerin (vali) ve kral naiplerinin idaresindeydi. (Kralsız) boş yıllar oldu, (o zaman) Suriye'de (Haru) İarsu prenslik yapıyordu. Bütün ülkeyi tek başına idaresi altında bulunduruyordu, taraftarlarını birlik içinde tutuyordu ve diğerlerinin malını mülkünü kırıp geçiriyordu. Tanrılar insanlarla aynı durumdaydı. Tapı naklarda artı k sunaklar sunulmuyordu, o zaman tannlar Mısı r'ı barışa kavuşturmaya ve kanuna dayalı bir düzene sokmaya karar verdiler. Bütün ülke için şef olarak kendi etinden (canından) doğan bir oğlu, kral Sethnaht'ı seçtiler" (Harris papirüsü, anan Alexandre Moret, a.g.e., tome Il., s. 581).
  200. XX. Hanedan firavıınları sırasıyla, -Sethnaht (M.Ö. 1200-1198 III.Ramses (M.Ö. 1198-1168-66) IV. Ramses'le birlikte IX. Ramses de dahil olmak üzere Ramses isimli 8 firavun idarede bulunmuştur (M.Ö. 1168-1085). 201 Alexandre Moret, a.g.e., tome II., s. 582.
  201. Eski Mısır'da savaşta öldürülenlerin penisleri ve elleri kesilerek ne kadar kişinin katledildiği hesap ediliyordu. Zaten bu organlar toplu halde fıravıınun önüne, kanıt olarak, seriliyordu. Bunun tapınaklardaki duvar kabartmalarında görmek mümkündür.
  202. Aleıcandre Moret, a.g.e., tome II., s. 584.
  203. Bu konuyla ilgil III. Ramses'in anlatımı şöyledir: "...Amurru ülkesinde bir kampta (yerleşıiler) ve ülkeleri ve sakinlerini mahvettiler, sonra önlerinde ateşi iterek, Mısır'a karşı ilerlediler. Başlıca destekleri Filistinliler (Pulesetiu), Zakallar, Şaklaşalar, Dananeler, Uaşaşalardı. Bu kavimler birleşmişler ve dünya çemberi (çerçevesi) kadar uzak ülkelere yayılmak için ellerini birleştirmişlerdir (ittifak yapmışlardır). Kalbleri giivenliydi ve projelerle doluydu". (Alexandre Moret, a.g.e., tome Il., s. 583).
  204. III. Ramses, Teb'in güneyinde, Nil'in batı yakasında inşa ettirdiği ölümle ilgili Medinet Habu tapınağının dış duvarlanna, tarihte en eski deniz savaşı olarak geçen Deniz kavimleriyle yaptığı savaşı kabartmalarla resmettirdiği (Guy et M.F. Rachet, a.g.e., s. 218) gibi, Asya seferlerindeld zaferlerini, farklı fiziki özellikleriyle Hitit, Amurru, Zakal, Şardan, Şasu, Turşa ve Filistin şeflerinin kendi önünde saygılarını sunmalarım da kabartmalarla aksettirerek, belirtmek istemiştir (Alexandre Moret, a.g.e., tome II., s. 586). Belki de bu şekilde III. Ramses, Fırat'a kadar Mısır imparatoluğunu yeniden kurduğunu ifade etmek istemiştir.
  205. Alexandre Moret, a.g.e., tome II., s. 587.
  206. Guy et M.F. Rachet, a.g.e., s. 74. Alexandre Moret'ye göre, - Amon tapınaklarma ait esirlerin sayısı 107 binden fazlaydı, - Mısır'da ekikbilir arazilerin %15'i Amon tapınaklarma aitti, - Amon tapınaklarının 88 gemisi ve 53 gemi şantiyesi vardı, - Her yıl Kuş ülkesinden (Sudan ve Etyopya) Amon tapınalına önemli miktarda altın gelmekteydi, hatta bu yüzden Kuş ülkesi "Amon'un akınının ülkesi" olarak amhyordu. - Ayrıca Amon şenlikleri XVIII. Hanedan devrinde 11 gün sürerken, III. Ramses bunu 27 güne çıkartmıştır (Alexandre Moret, a.g.e., tome II., s. 589-590).
  207. E.A. Wallis Budge, a.g.e., yol. II., s. 662.
  208. Alexandre Moret, a.g.e., tome II., s. 662.
  209. E.A. Wallis Budge, a.g.e., vol. II., s. 181-197.
  210. G. Lefebvre, a.g.e., s. 181-197.
  211. Alexandre Moret, a.g.e., s. tome II., s. 662.
  212. François Daumas, a.g.e., s. 99.
  213. Alexandre Moret, a.g.e., tome II., s. 662.
  214. Bu hanedanın firayunları I. Pinecem'den itibaren Amenopet. Siamon ve II. Psunnes'tir.
  215. François Daumas, a.g.e., s. 100.
  216. Alexandre Moret, a.g.e., tome II., s. 663.
  217. 218Guy et M.F. Rachet, a.g.e., s. 31 II. Ramses'ten itibaren Ramsesierin Teb'de değil de Deha bölgesindeki yeni başkent Per- Ramses'te sürekli bir şekilde kalmalarımn sonucu, nasıl Amon Başpeygamberi, firavunun bulunmayışı halinde, dini törenleri firavunun adına sürdürilyorsa, Başpeygamberlerin eşi veya kızlan da kutsal dogumdan dolayı Neter Hemt (tanrının eşi) olarak kabul edilen kraliçelerin yerini almaya başlarnışlardır. İşte bu yüzden, bu devirden itibaren kraliçeleri temsilen Teb'e prensesler gönderilmeye başlanmışur (G. Lefebvre, a.g.e., s. 36).
  218. Barbara Watterson, a.g.e., s. 144.
  219. Alexandre Moret, Le Nil..., s. 407.
  220. Guy et M.F. Rachet, a.g.e., s. 3.
  221. Alexandre Moret, Histoire ancienne..., tome II., s. 664.
  222. Çömlekçi çarkmdan insanlığı şekillendiren tanrı Knum'dur. Burada Amon'un hem tanrı Nun hem de Knum olduğu belirtilmiştir.
  223. Mısırlılarda da, insanlığın zaman zaman bahsettiği kıyametten söz ediliyor kanısındayız, belki de tanrı Aton'la yaşanan dini karmaşa göz önünde bulundurulmuştur.
  224. Tanrı Re'nin kendi kendini yaratuğı ve yeni bir güne başlarken gece karanlığından çıkarken yenilendiği anki adı Re-Hepri'dir ve tanrı Amon'un kendini her gün anlaşılmayacak bir şekilde yenilediği anlatılmak istenmiştir.
  225. Firavun IV. Amenhotep'in (Ahenaton) ortaya koyduğu tek tanrı Aton 'un da Amon'un altında yer aldığı ifade edilmiştir, çünkü Aton kelimesi "Güneş diski" anlamına gelmekte ve Amon'un bir tecellisi olarak görülmektedir.
  226. Güneşin ötesinde bir nur olduğu, evrende, güneş de dahil, her şeyin kaynağının Aman olduğu belirtilmişdir.
  227. E.A. Wallis Budge, a.g.e., yol. II., s. 14-16.
  228. E.A. Wallis Budge, a.g.e., yol. II., s. 12-13.
  229. Ma', Maşavaşa kabilesinin adının lusaltılmış şeklidir.
  230. Alexandre Moret, a.g.e., tome II., s. 665.
  231. Guy et M.F. Rachet, a.g.e., s. 144. Bu Hanedan devrinde idarede kalan firavunlar sırasıyla -I. Şeşonk - I. Osorkon -I.Takelot -ııOsorkon - II. Şeşonk - II. Takelot - III. Şeşonk - Paimi - IV. Şeşonk
  232. Mexandre Moret, a.g.e., tome II., s. 668.
  233. François Daumas, a.g.e., s. 102.
  234. Mexandre Moret, a.g.e., tome II., s. 668.
  235. Mexandre Moret. Le Ni!.., s. 443.
  236. Alexandre Noret, Histoire ancienne..., tome II., s. 568.
  237. Alexandre Moret, a.g.e., tome II., s. 668-669.
  238. Akxandre Moret, a.g.e., tome II., s. 668-669.
  239. XXIII. Hanedanın fıravunları sırasıyla - Pedubastis -III. Osorkon - Psammus - Zet -IV. Osorkon
  240. Guy et M.F. Rachet a.g.e., s. 144.
  241. Alexandre Moret, a.g.e., tome II., s. 669.
  242. XX'V. Hanedammn firavunlan sırasıyla - Kaşta (M.Ö. 750-746) - Pianld (M.05. 746716) - Şabaka (M.Ö. 716-703) - Şabakata (M.45. 703-689) - Taharka (M.Ö. 689-663) - Tanutamon (M.05. 663)
  243. Alexandre Moret, a.g.e., tome II., s. 670.
  244. Akxandre Moret, a.g.e., tome II., s. 671.
  245. Alexandre Moret, a.g.e., tome IL, s. 672.
  246. Alexandre Moret, Le s. 386-400.
  247. François Daumas, a.g.e., s. 102-103.
  248. Alexandre Moret, Le Ni1., s. 401.
  249. Alexandre Moret, Le Nil..., s. 398-400.
  250. Alexandre Moret, Histoire ancienne..., tome II., s. 669-670.
  251. Alexandre Moret, Le Nil..., s. 397.
  252. Alexandre Moret, LeNill s. 400.
  253. François Daumas, a.g.e., s. 142.
  254. Alexandre Moret, Le Nill s. 400.
  255. Alexandre Moret, a.g.e., tome II., s. 671
  256. François Daumas, a.g.e., s. 102-104.
  257. Alexandre Moret, a.g.e., tome II. s. 671.
  258. François Daumas, a.g.e., s. 104.
  259. ölünün boynuna altın yaldızdan yapılmış kutsal bir ineğin resmi konulup, başının altına da kullanılmamış bir papirüsiin üzerine tılsımlı yazılar yazthp konduktan sonra bu dualar ()kumar ve "Ey Amonl Amon! Göğün yükseklerinden yeryüzüne doğru bakan sen" denilerek tanrı Amon'un inayeti clilenirdi. Bu şekilde ölünün sanki hayattaymış gibi bütün vilcudunda büyük bir sıcaklık hissedeceğine ve Duat (yeraltı) kapılarının hiç birinin önünden geri çevrilmeyecek kadar bedeninin yücelmiş, hatta tannlaşmış olacağına inanıhrdı (Gregoire Holpaktchy, Livre de s Morts des Anciens Egyptiens, Paris, 1991, s. 78-79).
  260. Bu kısım kolları göğe doğru yükselen ve başında tüyler olan, lapis lazuli tozlanyla boyanmış bir tanrı heykelciği üzerine okunurdu. aynı şekilde kolları yukarı doğru uzanmış, sağ ve sol omuzlarında tanrı Amon'un simgesi koç başı bulunan bir insan figürü üzerine de okunur, ölünün öteki dünyada gökteki yıldızlardan biri gibi parlaması ve kaynaklardan su içebilmesi sağlanmış olurdu (Grgoire Kolpaktchy, a.g.e., s. 285-286).
  261. E.A. Wallis Budge, a.g.e., yol. II., s. 21.
  262. Gregoire Kolpaktchy, a.g.e., s. 279, 285-286.
  263. E.A. Wallis Budge, a.g,e., yol. II., s. 19-20.
  264. E.A. Wallis Budge, a.g.e., yol. II., s. 22.
  265. Alexandre Moret, a.g.e., tome II., s. 688.
  266. Alexandre Moret, a.g.e., tome II., s. 691.
  267. Alexandre Moret, Le Nil..., s. 402.
  268. Alexandre Moret, Histoire ancienne..., tome II., s. 693-695.
  269. Alexandre Moret, a.g.e., tome II., s. 697.
  270. Alexandre Moret, a.g.e., tome II., s. 698.
  271. François Daumas, a.g.e., s. 104-105.
  272. Mexandre Moret, a.g.e., tome II., s. 696.
  273. Bu hanedanın firavunlan sırasıyla - Neşao (M.Ö. 609-594) -II Psammetik (M.Ö. 594-588) - Apries (Uhaibre) (M.Ö. 588-568) - Amazis (Ahmes) (M.Ö. 568-525) -III Psammetik (M.Ö. 525)
  274. I. Psammetik'ten başlamak üzere, ilk olarak bu hanedan devrinde Yunan paralı askerlerinden yararlanılmıştır. I. Psammetik, Deha bölgesinin savunmasını sağlamak üzere kuzeydoğuda karargah kurmalannı sağlamıştır. Tabii ki Yunan askerlerini takiben Mısır'a Yunan tüccarları yerleşmeye başlamışlardır. Hatta sadece Sais, Bubastis ve Memfis gibi Delta bölgesi şehirlerine yerleşmekle kalmayı p, Yukarı Mısır'da Abidos'a kadar çeşitli şehirlerde, kendilerine ait sokaklarda, ticari faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Öyle ki, sayılarının 200 bine ulaştığı ifade edilmiştir. Yunan paralı askerleri ve tüccarlarının Miletli, İyonyalı, Kaı-yalı , Eolyalı ve Dorlar oldukları bilinmekle birlikte, Demotik metinlerde "Uyn", yani iyonyalı olarak geçrnişlerdir. Hatta Atina ve İsparta'da Mısır'a yardımcı kuvvetler göndermişlerdir. Firavun Amazis, tüm Mısır'a dağılmış Yunanhlann Delta'nın batısındaki Nokratis'e yerleşmelerine izin vermiştir (Guy et M.F. Rachet, a.g.e., s. 119-120; Alexandre Moret, LeNİll s. 402-403; François Daumas, a.g.e., s. 109.)
  275. Guy et M.F. Rachet, a.g.e., s. 211-212, 175-176; François Daumas, a.g.e., s. 107.
  276. François Daumas, a.g.e., s. 107-108.
  277. François Daumas, a.g.e., s. 108.
  278. Guy et M.F. Rachet, a.g.e., s. 37.
  279. François Daumas, a.g.e., s. 109; Guy et M.F. Rachet, a.g.e., s. 25.
  280. Alexandre Moret, a.g.e., tome II., s. 754-755.
  281. XXII. Bubastis Hanedanı devrinde çıkanlan ve fıravun Bokoris ve XXVI. Hanedandan Amazis devirlerinde geliştirilen birtakım demokratik kanunlarla kişilerin, firavunun müdahalesi gerekmeksizin, vergi ödemeleri şaruyle, mallarını istedikleri gibi kullanma özgürlükleri getirilmiş, hatta arazilerinden bir kısmını rahatça tapınaklara bağışlayabilmişlerdir (Mexandre Moret, LeNill s. 404-405).
  282. 283Herodote, Histoires, tome II., Paris, 1930, s. 177.
  283. Alexandre Moret, Le Nill s. 406-407.
  284. Gök tanrısı Horus, en eski devirlerden itibaren, başlangıçta Aşağı Mısır Krallığım ve daha sonraları tüm Mısı r'ı tek bir idarede toplayan firavunlarm kendisinden geldikleri kabul edilen tanndır. Efsanelere göre yeryüzünün ilk kralı Jeb'dir; ondan sonra oğlu Oziris Mısır ülkesini idare etmiş, insanlığa medeniyeti getirmiştir. Ama Oziris'in, kıskanç kardeşi, Yukarı Mısır krallığımn tanrısı Seth tarafından öldürülmesi üzerine mirası oğlu Horus'a kalmıştır; dolayısiyle idareye gelen fıravunlar, yeryüzünde Horus'un temsilcileri sayılmışlardır.
  285. Alexandre Moret, Le NiLL!..., s. 408.
  286. Alexandre Moret, Le dipnot 3. s. 408.
  287. Alexandre Moret, Histoire ancienne..., tome II., s. 696.
  288. Kraliçe-firavun Hatşepsut'un da aldığı "Horet" ünvam ile kadınların da eski kraliyet tanrım Horus'un yeryüzündeki temsilcileri olabilecekleri kabul edilmiştir.
  289. Alexandre Moret, Le Nill s. 409.
  290. Tanrıça Tefnut rutubet tanrıçasıdır. Tanrı It'enin yarattığı Doktalu tannlar (Ennea) grubunun ilk dişi unsurudur. Hava tanrım Şu ise ilk erkek unsuru temsil etmiştir.
  291. Alexandre Moret, Le Nil..., s. 409.
  292. Barbara Watterson, a.g.e., s. 144.
  293. 294Alexandre Moret, Histoire ancienne..., tome II., s. 755.
  294. Wrodote, a.g.e., tome III., s. 16-37.
  295. François Dumas, a.g.e., s. 110-112; Guy et M.F. Rachet, a.g.e., s. 197.
  296. Barbara Watterson, a.g.e., s. 145.
  297. Françoise Dunand - Christiane Zivie-Coche, Dieux et hommes en Egypte, Paris, 1991, s. 199-208.
  298. Pierre Montet, a.g.e., s. 289.
  299. Barbara Watterson, a.g.e., s. 145.
  300. François Dumas, a.g.e., s. 327.
  301. R&Hepri'yi ifade eden gübre böceği olabilir.
  302. E.A. Wallis Budge, a.g.e., yol. II., s. 18-19.
  303. Françoise Dunand - Christiane Zivie-Coche, a.g.e., s. 210-213.
  304. Barbara Watterson, a.g.e., s. 139.
  305. Françoise Dumas, a.g.e., s. 568.