Hüseyin Memişoğlu

Anahtar Kelimeler: Bulgaristan Türkleri, Sosyo-Ekonomik Yapı, XIX. yüzyıl, Türkiye, Tuna, Edirne, Nüfus, Doğu Rumeli, Filibe, İslimye, Bulgar, Türk

Bulgaristan Türkleri, XIX. yüzyıl Türkiyesi'nin Tuna ve Edirne vilayetleri Türkleridir. Beşyüzyıl Türk toprağı olan bu iki önemli vilayette Türk nüfusu büyük bir yekün tutuyordu. 1876 yılı nda Tuna vilayetinin altı sancağında (Niş sancağı hariç) 1.130.000 Bulgar ve I .1 20.000 Türk vardı. Berlin Andlaşması'yla Doğu Rumeli adını alan Filibe ve İslimye sancaklarında ise, yine 1876'da 483 bin Bulgara karşılı k 681 bin Türk yaşıyordu [1]. Yani 1876 yı lında sözü geçen bu iki vilayette yaşayan nüfusun yüzde 52.7'sini Türkler teşkil ediyordu. İşlenebilen tarım topraklarının ve ormanların yüzde 60-70 kadarı da Türklerin elindeydi. Bulgar bilim adamları tarafından yapılan araştırmalara göre, 1874'te Kuzeydoğu Bulgaristan'da Türklerin toplam olarak toprak mülkiyeti içerisindeki durumları şöyle verilmektedir. Tablor : 1874'te Kuzeydoğu Bulgaristan'da Türklere ait toprak miktan ve oranı [2].

Buradaki verilere göre, Kuzeydoğu Bulgaristan'daki toprakların Straşi-mir Dimitrova göre yüzde 55'i, Slavka Draganova'ya göre yüzde 60'1 Türk nüfusuna ait olduğu görülmektedir. Yalnız tarımda değil, aynı zamanda-zanaatta ve ticarette Türkler üstün durumda idiler. Nikolay Todorov'un verdiği tahminlere göre, Tuna vilayetinde ticaretin yüzde 52.6'sı, zanaatçı esnafın yüzde 57'si Türklerin elinde bulunuyordu. Memur kısmının da yüzde 71.7'sini Türkler teşkil ediyordu. Ancak ücretli çalışan işçilerin yüzde 54.1'ni Bulgarlar, 42.7'sini ise Türkler oluşturuyordu[4]. Türklerin iktisaden üstünlüğü Kocabalkanın güneyinde bulunan Filibe ve islimye sancaklannda, Rodop ve Pirin Makedonyası bölgelerinde de görülmektedir. Buradaki çiftlik sahiplerinin çoğunluğunu yine Türkler oluşturuyordu. Hatta Petriç-Menlik bölgesinde toprağın yüzde 75'i Türklerindi[5]. 1877/ 1878 Osmanlı-Rus Savaşı bu durumu Türkler zaranna alt üst etti. Tuna cephesinde yedi ay süren bu savaşta 600 binden fazla Türk çok kanlı biçimde yerlerinden sökülüp göçe zorlandı, 350 binden fazla Türk ise katliamdan, açlıktan, soğuktan, salgın hastalıklardan kırıldı[6]. Bu savaş esnasında Türklerin tarlaları, bağları, bahçeleri, hayvanları, evleri, dükkanları ve öteki malları Bulgarlar tarafından geniş ölçüde yağma edildi. Aynı zamanda vakıflann emlâkı da Bulgar köylüleri ve kentlilerince zaptedildi. Bu maddi kaynaklara elkoyma hareketi 1878 yılında büyük bir yoğunluk kazandı[7]. Geçici Rus Askeri yönetimi Bulgarlarm Türk mülklerini ele geçirmelerine gözyumdular, hatta Bulgar köylülerinin daha fazla toprak zaptet-melerini teşvik edici hareketlerde bulundular. Bu amaçla 1878'de acele olarak her kazada yeni Bulgar mahkemeleri oluşturulmaya, toprak mülki-yet iddiaları ele alınmaya ve bu davalann seri mahkeme usulüyle kitlesel olarak hükme bağlanmasına başlandı. Davalar yerel gazetelerle ilan edilerek altı hafta içinde tarafların mahkemeye gelmeleri ve mülkiyet iddialarının bulunması güç olan kesin ve belirli kanıtlarla ispatlanması istendi ve gelmeyen Türklerin gıyabında aleyhte seri kararlar verildi. Zorunlu göçe tabii tutulan Türklerin Ayastefanos ve Berlin andlaşmalarında geri döne-bilmeleri konusunda olumlu hükümlerin bulunmasına rağmen, ayrıca dönmelerini güçleştiren uygulamalara ve gerçek dışı suçlamalara gidildi.

Mesela Rus Askeri Yönetiminin 2 Ağustos 1878 tarihli kararnamesiyle "yağma ve yerli halk üzerinde çirkin olaylara kanşmış kaçan Türklerin dönmeleri durumunda hemen tutuklanacaklan ve askeri mahkemeye veri-lecekleri" ilan edildi[8]. Bu gibi tehditlerle Ruslar ve Bulgarlar savaş esnasında zorla göçe tuttukları yüzbinlerce Türkün geri dönmelerini engellediler. Yerlerinde kalan Türkler ise, nüfusca bir azınlık durumuna düşürüldükleri gibi, ekonomik bakımdan da yoksul ve zor durumda bırakıldılar. Sofya da yayınlanan "Rehber" gazetesi Türklerin 1930 yılı başlarına kadar ki dönemde iktisadi vaziyetini şöyle özetlemektedir: "Bulgaristanın geçirdiği yarım asırlık devresini gözden geçirecek olursak ilk teşkil devrelerinde bizim ticaret ve sanayi itibariyle kuvvetli olduğumuzu,... memleketin umum serveti olan arazi ve emlakının büyük bir kısmının elimizde bulunduğunu, az bir uyanıkla memleketin iktisadisinede hakim olmak ve saitine malik bulunduğumuzu görürüz. Aradan geçen elli sene gibi kısa bir müddet zarfında elimizdeki bu ana servet yıldırım sürati ile uçtu, eridi. Bugün, maalesef görüyoruz ki, şehirlerde ekseriyetle bir amele sınıfı teşkil ediyoruz. Arada kiraz beni gibi görünen tek tük esnaflanmız, nüfusumuza, kalabalığımıza nispetle hiç sayılacak kadar azdır. Köylerde arazi ve servetimizi elden çıkarmamış isekte bu sahada da vaziyetimiz memnuniyet ve iftihar verici değildir. Epeyce tetkik olunursa köylerde de servetimiz erimekte, iktisadi hakimiyet diğer unsurun eline geçmektedir[9]. Bu durum yıllarca sürüp gitti ve Bulgaristan Türkü bir daha ekonomik durumunu diriltemedi. Diriltmesine de imkan verilmedi. 1879-1945 yılları arasında Bulgaristan Türklerinin yaklaşık yüzde 90 kadarı küçük çiftçi olarak kaldı. 31 Aralık 1934 tarihinde yapılan sayımlara göre Bulgaristan Türk Çiftçi ailelerinin durumu şöyle açıklanmaktadır[10].

Tablo 2 : Sahip oldukları toprak miktanna göre Bulgaristan Türk çiftçi aileleri( 31.12.1934) [11].

Cetvelden görülüyorki, Türk asıllı çiftçi ailelerinin büyük çoğunluğu 50 dekara kadar toprağa sahiptiler. 10 dekara ve 10 dan 20 dekara kadar toprağa sahip çiftci aileleri en fakirdiler ve yoksul köylü kitlesini oluşturuyorlardı. 20 dekara kadar toprağa sahip köylü ailelerin büyük bir çoğunluğu ve 20 den 50 dekara kadar toprağı olanların da bir kısmı bu topraklardan geçimlerini tamamiyle sağlayamıyorlar ve giderek sanayi işlerine ve özellikle tütün ve diğer sanayi dallarında iş aramak zorunda kalıyorlardı. 1934 yılı sarmlanna göre bu fakir çiftci ailelerin sayısı Türk asıllı çiftçi aile sayısının yüzde 78.71'ini, yani 3/4'ünden fazlasını oluşturuyordu ve Türklere ait olan toprağın yüzde 48.71'ine, yani 1/2'inden daha azına sahiptiler.

5o'den ı oo dekara kadar toprağa sahip orta halli köylüler Türk ası llı çiftçi ailelerinin yüzde 17.02'sini, yani yaklaşık olarak 1/6'ini oluşturuyorlardı ve Türk çiftçi ailelerine ait olan tüm toprağın yüzde 33.52'sine, yani ı /3'ine sahiptiler. Genellikle bu kategorideki aileler kendi toprağı ile daha rahatça geçiniyorlardı. Hatta bu kategoriden 1/5 kadarını oluşturan ve toprağın 1/3 kadanna sahip bulunan 80 ve 100 dekarlı aileler, özellikle verimli tarım bölgelerinde, varlıklı çiftçiler düzeyine yakınlaşıyorlardı.

100 dekarın üstünde toprağa sahip çiftçi aile kategorileri ise zengin tabakayı teşkil ediyorlardı. Sayılan itibariyle bu son iki kategori 1934 yılında Türk asıllı çiftçi ailelerin yüzde 4.27'sini, yani 1/25 kadar küçük bir azınlığın! oluşturuyorlar ve Türklere ait toprağın yüzde 17.77'sine sahiptiler.

Çiftçi ailesi için en önemlisi işlediği toprak olmakla beraber, ailelerin ekonomik durumlarını en doğru bir biçimde belirtmek için tek bir gösterge değildir. Çiftçi ailelerin ekonomik durumlarını daha tam olarak belirtmek için sahip oldukları hizmet(iş) hayvanı, makine ve taşı t araçlarını da dikkate almak lazımdır. Çünkü bu üretim araçları olmadan tarım üretimi gerçekleştirilemez. Fakat tüm Bulgaristan Türklerinin sahip olduğu üretim araçlarını gösteren istatistik veriler bulunmadığı için bu hususta ahalisi yüzde 95'i Türk asıllı olan Kırcaali, Mestanlı ve Koşukavak ilçelerine ait verilerden belirli bir fikir edinebiliriz.

Tablo 3 : Bu üç ilçede hizmet hayvanı ve taşıt araçlarından yoksun çiftçi aileleri (3 . 12.1 934) [12].

Veriler gösteriyor ki, !o dekara kadar toprağa sahip ailelerin yaklaşık yarısı nda hizmet hayvanı ve makine yoktu. Toprağın 38.48'ine sahip olan bu aileler üretim araçları olmadığından dolayı topraklarını başkalarına veriyorlardı. Bunlar başlı başına çiftçilikle geçinemedikleri için bir kısmı zengin çiftcilere ırgatlık, çobanlı k ederek, yani ücretli tarım işçisi olarak geçimlerini sağlıyorlardı. Diğer kısmı ücretli işçi olarak taş ocaklarında, maden ocaklarında, zanaatcı ve sanayi işletmelerinde çalışıyorlardı.10 dekara kadar toprağa sahip olan köylülerin ancak yüzde 10-12'S1 kendilerinde olmadığı veya yetersiz olduğu için üretim araçları ve toprak kiralıyorlardı [13].

Bu kategoriye yakın çiftçi aileleri 10-50 dekar toprağı olan çiftçilerdi ve bunların da kimisinde hizmet hayvanı, makine ve taşıt aracı yoktu. Tabloda anlaşılacağı üzere, gösterilen üç ilçede 1934 yılında bu kategorideki çiftçi ailelerinin yüzde 7.5o'sinde üretim aracı yoktu ve bunların yüzde 75'i 10-20 dekar toprağa sahiptiler. Ve yine ı o-5o dekara kadar toprağı olanların yüzde 10 kadarının da hizmet hayvanı yoktu ve bunların yüzde 75'i yine 10-20 dekar toprağa sahiptiler.Verilerden görüldüğüne göre 10 dekardan 50 dekara kadar toprağa sahip çiftçi ailelerinden çoğunun ekonomik durumu pek iyi değildi. Onun için bu kategoriden de çok sayıda köylü başka iş alanında veya büyük çiftlik sahiplerinde çalışmak zorunda idiler.

50-100 dekar topraklı ailelerin ancak az bir kısmında, yüzde üç kadarında, iş hayvanı yoktu ve yüzde 1.57'si makine ve taşıt aracından yoksundu, diğer kısmında, daha varlıklı, zenginlere yakın orta halli çiftçilerde ise fazla üretim aracı vardı ve bunları kiraya verirlerdi. Son kategorideki çiftçilerin az bir kısmında da hizmet hayvanı ve makine yoktu. Bu aileler toprağı hepsini veya birkısmını kiraya verirler, kalanını da başkalanndan kirayla üretim aracı alıp ücretli işçilerle işletirlerdi. Yani büyük toprak sa-hipleri çiftliklerinde bir hayli ücretli işçi çalıştırmak zorundaydılar. Gezgin zümre denilen bu geçici ücretli tarım işçilerinin bu yıllarda Bulgaristan Türklerinin sosyal yapısında önemli yeri vardı. Onların sayısı tarım dışında çalışan Türk işçi sayısından çok daha yüksekti. Mesela 31 Aralık 1934 yılı sayımlarına göre, Bulgaristan'da Türk asıllı 40459 işçi vardı. Bunlardan 24070 kişi, yani yüzde 6o kadarı tarımda çoban (3675) ve gündelikçi olarak (20395 kişi) geçimini sağlarlardı. Geri kalan 16389 kişi tütün sanayinde, inşaatta, ulaştırma, ticaret v.s, sektörlerde çalışırdı.

Bulgaristan Türlderinden küçük dükkan sahibi bir hayli zanaatçı da vardı. Bunların çoğu terzi, kunduracı, saraç demirci, berber v.s, idi ve 31 Aralık 1934'te bunların sayısı 4942 dolayında idi. Bu işyerlerinde 5695 kalfa ve çırak çalışıyordu. Türk asıllı memurların sayısı ise 1721 kişi idi.

Bulgaristan Türkleri arasında sanayici ve tüccar gibi işadamları da bulunmaktaydı, fakat onların sayısı ve nispi payı çok düşüktü. 1934 yılında Türk asıllı sanayicilerin sayısı tahminen 292 civanndadır. Bunlar tütün mazalan, deri, değirmen, tekstil v.s, küçük sanayi müesseselerin sahipleridir. 1934 yılında zahire tüccan, cambaz, tütün tüccan ve aracılan gibi büyük ve küçük tüccar Türklerin sayısı 2288 idi [14]. Görüldüğü gibi, 1877/1878 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra Bulgaris-tan Türklerinin sosyo-ekonomik yapısında sanayici, tüccar v.s, işadamı olabilen Türklerin sayısı çok azdır. Türklerin yüzde 9o'l köylerde yaşıyor-du ve çalışan kısmının da yüzde 90'1 tarımla uğraşıyordu [15]. Tarım da çalışan Türklerin de yüzde 90'1 küçük çiftçi sahipleriydi. Cedvelde de (Tablo 2) görüldüğü gibi, 50 dekara kadar toprağa sahip fakir köylülerle 50'den ı oo dekara kadar toprağı olan orta halli çifçiler köylü Türk ahalisinin yüzde 95.73'ünü oluşturuyordu. Onlar başlıca kendi ihtiyaçlarını karşılayan tarım ürünlerini kendi alın teriyle üretiyorlardı, devlete ve bankalara olan borçlarını ödeyebilmek için de ürettikleri ürünün pek az bir kısmını pazara çıkarıyorlardı. Yani küçük çiftçi zümresi kendi kendine yeter sayılabilecek bir durumda idi.

Komünist rejimde bu durum kökten değiştirildi. 1944 yılında komünistlerin iktidara gelmesiyle Bulgaristan özel mülkiyete dayalı ekonomik sistemden devletçi sosyalist ekonomik sisteme doğru yöneldi. Tabii 9 Eylül ı944'te iktidar değişikliği olur olmaz ve Vatan Cephesi Hükümeti kurulur kurulmaz bu değişiklik derhal olmadı, çünkü bu hükümetin içinde komünistler önemli bir ağırlığa sahip olmakla birlikte, burada diğer siyasi güçler de bulunmaktaydı.

Bu nedenle, ekonominin kamulaştırılması için komünistlerin iktidarda mutlak egemenliklerini sağlamaları gerekmekteydi. Bu da 1946 seçimleriyle gerçekleştirildi. Seçimlerden sonra ekonominin kamulaştırılmasına hız verildi. Kamulaşma, sanayide, ticarette ve bankacılıkta çok daha kısa sürede gerçekleştirildi, tarımda ise nispeten biraz daha uzun sürdü. Bu farklılık iki kesimin özelliklerinden dolayı böyle gelişti. Fakat Bulgar ekonomi-sindeki kamulaştırma hareketi öteki sosyalist ülkelere loyasla daha hızlı gelişerek kısa sürede tamamlandı. Bu olayda 1947 yılında Bulgar parlamentosu tarafından sanayi müesseselerin ve bankaların millileştirilmesi ile ilgili kabul edilen yasanın büyük rolü oldu. Yasanın kabul edilmesi ile sanayi işletmeleri, onların yanı sıra bir çok zanaat işletmeleri ve bankalar millileştirildi. Bunların arkasından iç ve dış ticareti ve ulaştırma devletin eline geçti. özel dış alım ve dış satım kuruluşları ortadan kaldırıldı ve özel kesimin toptan ticaretine son verilerek kamulaşma işi tamamlanmış oldu. 1949 yılı sonunda ve 1950 yılının başında özel kesimin perakende ticaret yapma hakkı da kaldırıldı, bu işleri devlet işletmeleri ve tüketim kooperatifleri üstlendiler. Böylece endüstri ve ticaret alanında sosyalist sektör egemen duruma sokuldu ve 1956'da artık sanayi üretiminin yüzde 97.7'si, perakende ticarette de yüzde 99.5'i burada topladı. Tarımda da örgütlenmeye gidildi. Bu örgütlenmenin ağırlık payları farklı olmakla birlikte birinci aşamada kolektif tarım işletmeleri olan Emek Kooperatif Tarım işletmeleri (TKZS) ve Devlet Tarım işletmeleri (DZS), ikinci aşamada ise (ı 970)'lerden sonra) Tarım Sanayi Kompleksleri (APK) oluşturuldu. Emek Kooperatif Tarım işletmelerin kurulması düşüncesi daha 1945'te ortaya konuldu ve uygulama sınırlı çevrelerde rağbet gördü. Köylünün büyük kısmı küçük işletmelerinde güç durumda da olsa bu uygulamaya hiç de sempati duymadılar. Bu durum bir kaç yıl böyle sürdü. Komünist Partisinin Beşinci Kongresi (1948) kararları doğrultusunda bun-dan sadece 2-3 yıl sonra kaba güç kullanılarak kooperatifleştirmede "kitleleştirme” hareketi başlatıldı ve bunun neticesinde 1959 yılında toprağın yüzde 96'sı kooperatifleştirildi.

Kooperatifleştirme politikası en çok Bulgaristan Türklerini etkiledi, çünkü onun yüzde 90'1 tarımla uğraşıyordu. Türklerin özel mülkiyeti kol-lektifleştirilince onlar kendi tarlalarından, bağlarından, bahçelerinden, şe-hirdeki Türkler ise kendi özel dükkanlarından, atölyelerinden, işletme yer-lerinden yoksun kaldılar. Artık Türklerle Bulgarlar aynı kooperatiflerin üyesi ve işçisi oldular. Tarım ve meslek kooperatiflerinden artakalan Türk nüfusu, özellikle gençler, başka bölgelere, başka sektörlere yöneltildi. Buda kırsal alanlardan kentlere doğru, Türk bölgelerinden başka bölgelere doğru sürekli bir göç (migrasyon) akımına neden oldu. 1956-1965 döneminde migrasyon akımı 108.828 Bulgaristan Türkünü kapsadı. Bunlardan l0.71 8'i kentlerden, 98.110'u köylerden başka yere göç ettiler.

1965-1975 döneminde ise 13, 277'si kentlerden, 96,422'si köylerden olmak üzere yeni 109,699 Türk biryerden başka yere göçettiler. Dolayısıyla 1956-1975 yılları arasında Bulgaristan'da toplam 218,527 Türk yer değiştirdi. Bunlardan 14.4.431'i bulunduğu ilin hudutlan içindeki kentlere ve köylere, 74,096'sı ise değişik illerin köy ve kentlerine göç ettiler[16]. Yaşananbu iç göçü sonucu pek çok Bulgaristan Türkü sanayi, ulaştırma, inşaat ve diğer sektörlerde çalışmaya başladı, fakat bu kitlenin de belirli yerlerdeki nüfus yoğunluğu bir ölçüde kırıldı. 1956-1975 döneminde çalışan Türk nüfusu sektörlere göre şöyle bir gelişme gösterdi.

Tablo 4 : Sektörlere göre aktif (çalışan) Türk nüfusu [17].

Verilerden görüldüğü gibi, bu migrasyon akımı tarım sektöründe çalışan Türk nüfusunda bir azalma durumu ortaya çı kardı. 1956-1975 döneminde bu sektörde istihdam edilen Türklerin aktif nüfusunda üçtebirlik bir düşüş belirdi ki, bu nispi payın yüzde 84.3'den yüzde 56.1'e düşmesi sonucunu doğurdu. Aynı zamanda sanayi sektöründe istihdam edilen işçilerin hem mutlak sayısında, hem de nispi payında artış oldu. 1956'da sanayi sektöründe Türk işçi yüzdesi 6.8 iken 1975'te 3 kat artarak yüzde 20.9'a yükseldi.

Sanayi sektöründe en fazla Türk işçisi makina imal ve metal işletme sektöründe istihdam edilmektedir. Bu işçilerin 1956 yılında sayıları 3162 iken 1975'te 5.5 kat artarak 17423'e çıktı. Gıda sanayinde çalışanların sayısı 1956'da 4594 iken 1975'te 3 misli artış göstererek 13284'e yükseldi, tekstil sanayinde rakamlar 1929 iken 5.5 misli artışla 10541 oldu, kimya sanayinde ı99'dan 314.7'ye yükseldi, metalurjide 1785'den 1.5 kat artarak 2368'e ulaştı.

Binlerce Bulgaristan Türk kadını da erkeklerle birlikte sanayi sektöründe çalışmaya başladı. 1975'te sayıları 1956'ya göre 10 kat 1965'e göre 3 kat arttı. 1975'te tekstil sanayiinde 8481, gıda sanayiinde 7384, makina imalatı ve metal işleme sanayiinde 3588, kimya sanayiinde 1538 v.s. Türk kadını çalışıyordu. 1975'te sanayide istihdam edilen Türk işçilerinin 33019'u, yani yaklaşık yüzde 44.'ü Türk kadınlarından oluşmaktaydı.

Kimya sanayinin gelişmesi, kimyasal maddelerin tarımda yaygın bi-çimde kullanılması, kimya, kauçuk ve petrol sanayiinde çalışan Türk işçilerinin sayısının artmasına neden oldu. 1965-1975 döneminde bu sektörlerde istihdam edilen Türk işçilerin sayısı 5 kat arttı. Hafif sanayi sektöründe çalışan Türklerin sayısı da artış eğilimi gösterdi. Tekstil dalında 1965'te 2262 kişi çalışırken 1975'te 3.5 misli bir artışla 7974 kişiye ulaştı. Terziler de artış 5 misli, ayakkabıcılarda 2 misli, gıda sanayiinde 1.5 misli artış oldu. Diğer hafif sanayi dallarında istihdam edilen Türk işçilerin sayısı da benzer şekilde artış eğilimi gösterdi.

inşaat sektöründeki Türk işçilerin sayısında da bir hayli artış oldu. 1975'te bu sektördeki Türk işçilerin sayısı 1956'ya oranla 7 kat ve 1965'e oranla 1.5 kat arttı. Bilhassa armaturistci (demir-beton inşaatı mütehassısı), sıvacı, betoncu (beton işleriyle uğraşan kimse), mozaik işçisi, boyacı, marangoz v.s, işçilerin sayısı çok arttı. 1956'da bu gibi inşaat işçilerin toplamı birkaç bini aşmaz iken 1965'te onların sayısı 21545'e, 1975'te 26731 kişiye ulaştı.

Değişik sektörlerdeki olumlu gelişmeler ulaştırma sektöründe de görüldü. Kara ve demiryolu taşımacılığında çalışanların sayısı 1956'da 173 iken 1965'te 29o3'e 1975'te 11431'e yükseldi. Sadece şoför sayısı 1956'da yüz civarında iken 1965'te 2526'ya, 1975'te 998o'e ulaştı. Deniz ulaşımında çalışanların sayısı da az değildir. Ticaret ve hizmet sektöründe çalışanların sayısında da artış oldu. 1965 yılında bu sektörde istihdam edilen Türklerin sayısı 4.407 iken 1975 yılında iki kat artarak 9297'ye ulaştı. Bulgaristan Türklerinin yaşadığı yörelerdeki sosyo-ekonomik değişiklikler, tarım sektöründe çalışanların sayısında ve dağılımında da bazı değişikliklere neden oldu.

Tablo 5: Tarım sektöründe istihdam edilen Türk aktif nüfusunun uğraş türlerine göre dağılımı [19].

Veriler 1975'te tarım sektöründe istihdam edilen Bulgaristan Türklerinin sayısının yüzde 56.1 olduğunu ortaya koymaktadır.

Yani Bulgaristan Türklerinin yine büyük çoğunluğu tarımla uğraşmaktadır. Tabi 1975 yılında 1956 yılına kıyasla bu sektörde çalışan Türklerin yüzde 31 oranında azaldığı da görülmektedir. Bu azalma son yıllarda makinalaşmanın hızlı olduğu bitli ve hayvan yetiştirme dallarını kapsamaktadır. Bulgaristan Türklerinin yaşadığı köylerde de makinalaşmanın etkili olması, işlerin bölünmesini ve daha gelişmiş mesleki yapının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu da tarım sektöründe çalışanların uzmanlaşması sonucunu doğurmuştur.

Bulgaristan Türkleri üretim alanı yanısıra sosyal hizmetler alanında da yer almıştır. Fakat bu pay onların sosyo-ekonomik yapısında çok düşük nispeti teşkil etmektedir. Verilere göre 1956-1965 döneminde Türk aktif nüfusunun yüzde 96'sı üretim alanında istihdam edilirken 1975'te bu oran yüzde 93.7'e düşmüştür. Sosyal hizmetler alanında ise bu kitlenin aktif nüfusunun payı yüzde 4'den sadece yüzde 6.3'e yükselebilmiştir. Ülke ortalamasına göre bu pay çok düşük olmakla birlikte onun gelişmesi için özen gösterilmemiştir. Genel olarak bugün Bulgaristan Türklerinin sosyo-ekonomik yapısı işçi ve kooperatif üyesi köylüler şeklinde iki grupta yoğunlaşmaktadı r. Bu iki grup çalışan toplam Türk nüfusun yüzde 94'ünü oluşturmaktadır. Bu da Türklerin Bulgaristan için büyük bir işgücü teşkil etttiğini kanıtlamaktadır. Bulgaristan Türklerinin sosyal yapısındaki değişiklikler aşağıdaki tabloda daha açı k bir şekilde görülmektedir.

Tablo 6: Bulgaristan Türk aktif nüfusunun sosyal gruplara göre dağılımı [20].

Verilere göre aktif nüfus arasında işçi sosyal grubuna dahil olanların sayısı daimi bir artış göstermiştir. 1956'da sayılan yüzde 14.6 iken 1975'te yüzde 64.4'e çıkmıştır. Bu aşırı artışın nedeni son sayımda Tarım-Sanayi Kompleksi (APK) şeklinde örgütlenmiş birliklere üye olanların da işçi grubuna dahil edilmesinden kaynaklanmaktadır. Buna rağmen Türklerin aktif nüfusu içinde işçi sosyal grubunun nispi payı artmaktadır. Diğer sosyal grupların gelişmesi ise farklı eğilim göstermektedir. Onların mutlak sayısı ve nispi payı daimi olarak azalma göstermektedir. Mesela Türk kooperatif üyesi köylülerin nispi payı 1965'te 68. 1'den 1975'te 29'a düşmüştür. Bu da Bulgaristan'ın sosyo-ekonomik gelişmesinden kaynaklanan tabii ve kaçınılmaz eğilimdir.

1956-1975 döneminde Bulgaristan Türkleri arasında aydınlar grubunda da çok az bir gelişme kaydedilmiştir. Buna kanıt olarak aktif Türk nüfus içinde memur sayısındaki gelişmeyi gösterebiliriz. Bilindiği gibi, me-murların tamamı aydınlara dahil edilemez, fakat buna rağmen aydın sayısının biraz arttığını ve Bulgaristan Türklerinin sosyo-ekonomik yapısında önemli yeri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bulgaristan Türklerinin sosyo-ekonomik yapısındaki bütün bu geliş-meler, onların sosyal yaşamında da büyük değişmelere neden olmuştur. Eskiden Türkler Bulgarlardan her bakımdan ayrı ve uzak, kendi içine kapalı bir topluluktu. İki halk arasındaki ilişkiler asgari düzeydeydi. Türkler, çoğunlukla ayrı bölgelerde, ayrı köylerde, ayrı mahallelerde yaşıyordu.Türklerle Bulgarların karışık olduğu yerlerde de Türklerin iş yerleri, eğlenme-dinlenme yerleri, eğitim-öğretim kurumları Bulgarlarınkinden aynıydı. Türkler kendi yaşayış biçimini titizlikle korudukları gibi, Bulgarlardan uzak durmak konusunda da pek duyarlıydılar. Ancak kentlerde Türklerle Bulgarlar arasında bir ölçüde iş ilişkisi vardı. Fakat komünist rejimi Bulgaristan Türklerinin bu içe dönük, kapalı yaşamını da alt üst etti. Ekonomik kaynaştırma veya eritme yoluyla, karşılıklı sosyal ilişkiler en ıssız köylere kadar genişletilip derinleştirildi. Kentlerde bulunan zanaat ve meslek sahipleri kooperatifler içinde kaynaştırıldı. Tarım ve meslek kooperatifleri içinde kaynaştırılmadan artakalan Türk nüfusu ise başka bölgele-re, başka sektörlere kaydırılarak Bulgar çoğunluğu içine serpiştirildi. Bu politika 198o'li yılların sonuna kadar devam etti. 1989 yılının son aylarından itibaren Bulgaristan hızlı bir siyasi değişim süreci yaşamaya başladı. Bu değişim 10 Kasım 1989'da diktatör Jivkov rejimine son verilmesi ve iktidarın reformcu güçler tarafından ele geçirilmesi ile mümkün oldu. O günden bu yana Bulgaristanın sosyo-ekonomik ve siyasi hayatında birçok değişiklikler oldu. İlk önce Komünist Partisinin iktidar tekeline son verildi ve çoğulcu parti sistemine geçildi. Bununla birlikte ülkenin içinde bulunduğu ağır ekonomik durumdan kurtarılması için sosyalist ekonomik sisteminden, serbest piyasa ekonomik sistemine, kamulaştırrnadan özelleştirmeye geçiş yolları araştırılmaya başlandı. Bütün bu gelişmeler Bulgaristanın ve Bulgaristan Türklerinin sosyo-ekonomik yapısında yeni bir yapı-laşma döneminin başlangıcını ortaya koydu.

Dipnotlar

  1. Biffi N. Şimşir, Bulgaristan Türkleri, Ankara, 1986, s. 18.
  2. 00 Godini Bılgarska İkonomika (Yüz yıl Bulgar ekonomisi) Sofiya, 1978, s. 29, Fbl. 5).
  3. Tatar ve Çerkez köylerinin dahil olduğu belirtiliyor.
  4. Nikolay Todorov, Balkanskiyat grad XV-XIX vek (XV-XIX. asırda Balkan şehri), Sofiya, 1972, S. 376-377.
  5. Istoriya na Bılgariya (Bulgaristan'ın Tarihi), Sofiya, 1987, Cilt 6, s. 41-42, 48.
  6. Tevfik Bıyıklıoğlu, Trakya'da Milli Mücadele, Ankara, 1987, Cilt 1, s. 28.
  7. Stopanska Istoriya na Bılgariya (Bulgaristan'ın Iktisadi Tarihi) Sofiya, 1981, S. 220, istoriya na Bılgariya, 1987, Cilt 6, S. 454-455.
  8. Stopanska istoriya na Bılgariya,... s. 222.
  9. Rehber, s. 55.3.0 I . 93o.
  10. Tablodaki rakamlara Güney Dobrucada'ki Türkler ve toprakları dahil değildir. On-lar 1940 yılına kadar Romanya sınırları içindeydi.
  11. Müellif tabloyu 31.12.1934. sayım sonuçlanna göre düzenlemiştir. (SDİA, fond 453, opis 3, a.e. 174).
  12. Tablo 31.12.1934 sayım sonuçlanna göre düzenlenmiştir. SDİA, fond. 453, opis. 3, a.e. 1113, 1114.
  13. SDİA na RB, fond. 2 ıo, opis. İ, a.e.2193.
  14. SDİA (Merkezi Devlet Tarih Arşivi), fond. 453, opis 2,a.e. 225, S. 1-17.
  15. 934 sayın-damla göre Bulgaristan Türklerinin nüfusu (Güney Dobruca hariç) 618.268 kişi olarak gösterilmektedir. Bu rakama Müslüman Romak Türkleri, Müslüman Çingeneler, Tatarlar, v.s, dahil değildir. (SDIA, fond. 453, °pis 2, a.e.2 25, S. I -17).
  16. Veriler Bulgaristan'da 1.12.1965 ve 2.12.'975'te yapılan nüfus sayım' sonuçlanndan alınmıştır.
  17. Tablo 1.12.1956, 1.12.1965, ve 2.12.1975 nüfus sayımı sonuçları na göre düzenlenmiştir.
  18. Resmi Bulgar sayın-damla göre, Bulgaristan Türk nüfusu 1956'da 656025, 1965'te 780928, 1975'te 730728 kişi olarak gösterilmektedir. Bu nüfusun ı 956'da 33518o'i, 1965'te 384.004'ü ve 1975'te 36o6o7'si çalışan (aktif) Türk nüfusu olarak verilmektedir.
  19. Tablo, yazar tarafından, 1.12.1965 ve 2.12.1975 nüfus sayımı sonuçlarına göre düzenlenmiştir.
  20. Tablo ı .1 2. 1956. 1965.1975. nüfus sayı m' sonuçlarına göre düzenlenmiştir.

Şekil ve Tablolar