Yılmaz Kurt

Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Osmanlıca Okutmanı.

Anahtar Kelimeler: Adana, 1572, Tarih, Türk, Erkek Şahıs Adları, Osmanlı, Mufassal Tahrir Defteri

Tarihte kullanılmış olan Türk şahıs adları üzerinde yapılacak çalışmalar tarih, dil, sosyoloji ve tarihi demografiyi ayrı ayrı ilgilendirmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Atalanmızın birinci Anayurt'tan Ebedi Anayurt' a gelinceye kadar geçirmiş olduğu bütün sosyal ve coğrafi çevrenin etkilerini onların almış olduğu şahıs adlannda izlememiz mümkündür.

Bugüne kadar yapılan bu konudaki çalışmaların çoğu Türkçe adları tanıtmak veya şahıs adlarının alfabetik bir listesini vermek şeklinde olmuştur [1]. Şahıs adlarının arşiv belgelerine dayanılarak bilimsel bir metotla incelenmesini Sayın Hocam Bahaeddin Yediyıldız'ın Ordu yöresindeki şahıs adları üzerine yapmış olduğu çalışmalarda görmekteyiz [2]. Şahıs adları üzerine yapılacak çalışmalarda birinci kaynak durumunda olan Osmanlı Tahrir defterlerinin -belki de yazısının siyakat türünden oluşu yüzünden - kullanılmayışı büyük bir eksiklik doğurmuştur. Şer'iyye Sicilleri de önemli bir kaynak olmasına rağmen onlardan da gerekli ölçüde yararlanılamamıştır [3].

Bu çalışma, Ankara Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Arşivi'nde bulunan r 14 numaralı ve 1572 M. (980 H.) tarihli Adana Mufassal Tahrir Defteri'ndeki şahıs adlannı konu almaktadır[4]. Defterde 21 binden fazla şahıs adı bulunmaktadır. Bunlardan toplam nüfusun °k 2'sini oluşturan Ermeni ve Rumlara ait isimler ayn olarak incelenmiştir. Deftere XVIII. yüzyılda eklendiğini tahmin ettiğimiz 2 cemaate ait gg isim de aynı şekilde değerlendirmeye alınmamıştır. Değerlendirmeye dahil edilen isim sayısı 2o.33o'dur[5]. Çalışma sırasında sadece şahıs adları dikkate alınmıştır. Baba adları üzerinde yapılacak bir çalışma bir nesil içindeki değişmeyi göstermesi bakımından önemli olup, ayrı bir çalışmanın konusu olacaktır.

Çalışmamız sırasında özel olarak bastırdığı= teksirlerden fişler hazırlanmış ve bu fişlere şahıs adı, baba adı, altına ise az kullanılan adlann klişesi ve varak numarası alınmıştır. Böylece az kullanılan adlann tam olarak tesbitine çalışılmıştır. Diğer bölgelere ait Tahrir Defterleri üzerinde de bu tür çalışmalann yapılması bölgeler arasında bir kıyaslama ve bundan birtakım sonuçlar çıkarabilme imkanı verecektir. örnek olarak Kansu ve S'ahkulu gibi adlann Izmir'de, Niğbolu'da ne oranda kullanıldığını bilmek ad vermede coğrafi çevre ve kültürel etkilerden daha açık bir şekilde söz edebilmemizi sağlayacaktır. Bu bakımdan bizim burada yapacağımız çalışma daha çok bir durum tesbiti şeklinde olacaktır

Sondaj metodunun kullanılmayışı 20 binden çok ad üzerinde çalışmak zorunluğunu ortaya çıkarmıştır[6]. Ancak bu yorucu çalışma en sağlıklı tesbitin yapılmasıyla amacına ulaşmıştır. Çünkü tesbit edilen ro8o ad içinde 557'si yalnızca bir defa, 128'i ise iki defa geçmektedir. Bu bakımdan her 5 veya ro sayfadan bir sayfa almak şeklindeki bir sondaj çalışmasında bu bir-iki defa kullanılan adlardan birçoğunu tesbit edemeyecektik. Nitekim biz de önce defterde bulunan 437 cemaat, 47 köy ve 43 mahallede kayıtlı ilk altı isim alarak çalışmayı bu şekilde yaklaşık 3.000 isim üzerinde yapmak istedik. Ancak tam bir tesbit yapabilmek için duyduğumuz istek zor olanı seçmeye bizi yöneltti.

1572 yılında Adana Sancağı, Bahçe, Kadirli, Kozan, Feke, Saimbeyli, Tufanbeyli ve Pozantı'nın bir bölümü hariç bugünkü Adana ili sınırlarını kapsamaktaydı. Bölgede yaşayan nüfusun °k 84'ü cemaat halinde yaşamaktadır. Bunlar eçok'ların rtiregir koluna mensup Oğuz Türkmenlerdir. XIII. yüzyılda Horasan taraflarından gelmişlerdir. Nitekim Hucendi adı bize Horasan'ın izlerini hatırlatan bir örnek olarak kalmış gibidir[7]. Buna rağmen bu 20 bin isim içerisinde riiregır adına raslamak mümkün olmamıştır. Yüregir 24 Oğuz boyundan birinin ismi olduğu gibi Ramazanoğulları Beyliği'nin kurucusu Ramazan Bey'in de babasının ismi olarak geçmektedir. Ancak buna bir daha şahıs adı olarak rastlanmayışı Ramazan Bey'in babasını değil de onun Yüregirlerden olduğunu göstermek için rüregir bin Ramazan denilmiş olabileceğini düşündürmektedir. Nitekim belgelerde Pir l Bey için de Ramazan oğlu Piri Bey denilmesi bu görüşü kuvvetlendirrnektedir. Bugün Yüregir bir ova adı olarak geçmektedir[8].

XIII. yüzyılda bölgeye gelen bu Türkmenler Memlüklerin de desteğiyle Çukurova'ya yerleşmişler ve bölgeye dağıyla taşıyla Türkleştirmişlerdir. Kullanılan coğrafya isimlerinin hemen tamamı Türkçe adlardır. Büyük çoğunluğu konar-göçer olan bu Türkmen topluluğu İslâmiyetin etkisiyle Arapça isimleri büyük ölçüde benimsemiştir. En çok kullanılan ad Mehmed'dir[9]. Mehmed (Muhammed) adı 1763 kişi tarafından kullanılmaktadır. Bu toplam nüftlsun % 8,57'sini teşkil etmektedir. İkinci sırayı Ali adı almaktadır. Ali adı 1449 defa geçmekte ve toplam nüfusun % 7,1 2'sini oluşturmaktadır. Bu şekilde loo ve daha fazla kişi tarafından kullanılan 33 isim bulunmakta, 14243 kişi bu 33 ismi kullanmaktadır. Bunun toplam nüfusa oranı % 7o.o5'dir. Bir başka deyişle nüfusun % 7o'i to8o ismin 33'ünü yani % 3.05'ini kullanmaktadır. Geri kalan 1047 ismi ise nüfusun % 3o'unu oluşturan 64387 kişi kullanmaktadır.

Bu en çok kullanılan 33 isim arasında sadece Durak, Durmuş ve Sevindik adlan Türkçe olarak görülmektedir. Bu adlan kullananlann toplamı 362 olup bunun 14243'e oranı % 2,54'dür. Bu sonuç Arapça kaynaklı adların ne kadar yaygın olarak kullanıldıklannı göstermesi bakımından önem taşımaktadır [10].

İncelediğimiz defterde ı oo ile 50 arasında kişiye ad olmuş 25 isim bulunmaktadı r. Bu adları kullanan 1771 kişi toplam nüfusun °k 8,7 ı 'ini teşkil etmektedir. Bu adlar arasında Murad, Hüdaverdi, Oğuzlu (Veya Uğurlu), Budak, Güvendik, Çalabverdi gibi Türkçe adları n 417 kişi tarafından kullanıldı kları görülmektedir. Bunun 1771'e oranı ise % 23,54 dür. Bu durum az kullanılan isimlere gidildikçe Türkçe adların daha çok kullanı ldığını göstermektedir.

Bugün de yaygın olarak kullanılan bu Arapça kaynaklı isimlerin dışında, Ebu Hiireyre, Ebul-Beyt, Ebu'l-Ley1 gibi daha çok Araplarca kullanılan adlar da görülmektedir. Saruçam nahiyesinde 95 neferlik Sencerlü Cemaatinde Mustafa oğlu Ebu-l-Hindihin kardeşlerinin adlarının da Abdülvehhab, Abdülgaffar, Ebu'l-Ley1 gibi Türkçede pek kullanılmayan adlar olması cemaat içinde az sayıda da olsa Arap topluluğun bulunduğuna işaret sayılabilir[11]. Ancak bu şekildeki adları n toplam nüfus içindeki payı yüzde ile ifade edilemeyecek orandadı r: Ebu ile başlayan 14 adı n 9'u Ebubekir, lo'u Ebu'l-Kiiszm'dır. Bu adları taşıyanların toplamı ise 36'dı r.

Adanaya yerleşen bu Horasan Türkmenleri İran kültürünün etkisini gösteren isimler de almişlardır."Şah" kelimesi isimlerin başında bazan ikinci bir isim bazen de sıfat gibi kullanılmak suretiyle 21 isim meydana getirilmiştir. Bu şekilde, Şah Kulu, Şah Ali, Şah Bende gibi isimler taşıyan 166 kişi bulunmaktadır. Bazan de "şah" kelimesi isimlerin sonuna getirilerek, Cihan Şah, Eğlen Şah (şeh), Kalemşah gibi isimler teşkil edilmiştir. Sonu "şah" ile biten 12 isim ve bu isimleri kullanan 38 kişi bulunmaktadır. Ayrıca Cihangir, Cihansu, Kalemddr, Rüşen, Fırüz gibi Farsça isimlerden bir kısmı bugün de kullanılmaktadır.

Anadolu Selçuklu Sultanları tarafından kullanılan Keykdvus, Keyhusrev, Keykubad gibi adların defterde hiç geçmediğini de belirtmek gerekir. Bu durumu İran kültürünün Anadolu Selçuklu Sarayı üzerindeki etkisi ile açıklamak belki mümkündür. Sarayın, hanedan mensuplarının kullandığı bu adları halk benimsememiştir denilebilir. Ancak Selçuklu devletinin kurucusu Çağrı Beyin ve dedesi Selçuk'un adları da defterde hiç geçmemektedir. Alp Arslan bir defa, Melik Şah da yine bir defa kullanılmıştır. Bunun yorumunu Selçuklu tarihi araştırıcılarma bırakmak daha doğru olur sanırım.

Kansu, Şeyld, Hoşkadem gibi adlar ise Çukurova Türkmenleri üzerinde 300 yıla yakın süren Mısır Memluk hakimiyetinin zayıf izleri gibidir.

Karaman, Menteşe, İsfendiyar gibi Anadolu Beylikleri'nin etkisini gösteren isimler içinde Atçeken oğlu Karamanşah'ın ayrı bir yeri vardır. Bu şahıs büyük bir ihtimalle Konya Karamanoğulları'nın Atçeken aşiretine mensuptur.

24 Oğuz boyuna ait isimlerden Avşar (Afşar), Bayındır, Çebni, Kayı, Sa-/ur (Sa/ir). Eyrnür (İmir'in aslı olduğunu tahmin etmekteyim) şahıs adı olarak geçmektedir. Bayındır aynı zamanda Bahçe kazasında bir nahiye olarak da geçer. Kınık ve regir (Oregir) birer nahiye adı olarak geçmelerine rağmen şahıs adı olarak defterde geçmemektedir.

Giindeş, Ku,stemür, Kulaguz (Kılavuz), Savcı, Ağayıllu gibi adları aynı zamanda cemaat adı olarak görmekteyiz. Bunun dışında adların sonuna "11" "lu" takısı getirilerek cemaat (kabile, aşiret) adları meydana getirilmiş ve yaygın olarak kullanılmıştır. Ahmedcelü, Paşalu, Kayalu gibi. Bazan da topluluk adları ismin başında bir sıfat gibi kullanılmaktadır: Farsak Durmuş, Varsak Mustafa, Kürd Hüseyin, Arap Kara gibi.

Ayas bugünkü Yumurtalı k ilçesinin eski adıdı r. Defterde Ayas, Nlaraş, Bayburd, Bayındı r, Çumra, Çorlu, Erdebi I gibi yer isimlerini aynı şekliyle şahıs adı olarak görmekteyiz. Bazan de yer isimlerinin sonuna Arapça mensubiyet "ye" si getirilerek Iraki, Hucendi şeklinde şahıs adları oluşturulduğu gibi sonuna Türkçe takı getirilerek Porlulu gibi şahıs adı da yapılmıştı r.

Şahıs adlarının başına sı fat veya ikinci ad olarak birtakı m ekler getirilmiştir. Bunları bir tablo halinde şöylece gösterebiliriz.

Ayrıca Abc/ü/adı nı alan to kişi, Abd(kul) kelimesiyle Arapça tamlama olarak yapılmış Abdullah, Abdıi katlar şeklinde 27 isimde ise 433 kişi bulunmaktadı r. Ebu ile başlayan 14 isimde 36 kişinin bulunduğunu daha önce belirtmiştik.

Şahıs adlarını sonları na getirilen ekler bazan tek başına ad olarak da kullanılmakta bazan de sıfat gibi adların başına getirilmektedir. Bunlardan başlıcaları şunlardır:


At Güden, At Süren, Atlu Bey, Atlu Han gibi isimler konar-göçer Türkmenlerin hayatında atın ne kadar önemli olduğunu gösteren örnekler gibidirler. Onlar babalarına duydukları saygının bir nişânesi olarak çocuklarına babalarının adlarını yaygı n bir şekilde verrnişlerdir. Bu gelenek bir cemaat içinde belli adların yoğunlaşması sonucunu doğurmuştur. Saru Hamzalu cemaatinde 14 nefer içinde adı Hamza olan bir kişi, baba adı Hamza olan 4 ayrı kişi bulunmaktadır. Ad vermede bazan ahenge de önem verildiğini görmekteyiz: Ahmedin iki oğlunun birisi Pir Dede, diğeri Er Dede adını taşımaktadı r [12]. Kara Pirinin oğullan ise Satılmış ve Yetilmiştir[13].

Evliya Çelebi, Adana için: "Ulemâsı çoktur, halkı ehl-i sünnettendir... Halkı çoğunlukla Bele'dir, yani Oğuz Tâifesidir" demektedir [14]. Bu bakımdan defterde geçen Şahkulu, Şah Bende, Şahruh, İmam Kulu gibi adların yorumlanmasında ihtiyatlı olmak gerektiği görüşündeyiz. Nitekim Dulkadir beylerinden ikisi de Şahbudak ve Şahruh adlarını taşımaktadırlar.

Adana'da bulunan Ermeniler şehrin 28 mahallesinden birisinde, Ayas'da bir köyde ve üç ayrı kalede sakindiler. Toplam nüfusun `)/0 2'sinı teşkil eden bu azınlıklar Türk kültürünü oldukça benimsemiş görünmektedirler. Burada yaşayan 451 Ermeni ve Rum'un 6 ı 'i Türk adları taşımaktadır. En çok kullandıkları ad ise Karagözdür. Balı, Budak, Kaplan Arslan, Tannverdi, Tannvermi,s, Durak, Karaca ve Karakoç da çok kullanılan adlardandır. Aydın, Tombul, Sarı, Kara, Arık, Gökçe, Elâgöz, Elvan, Şahtımur, Mu-rad, Dede, Ahlyar adlarının yanında Haydar, Fazıl, Sefer, Davud, İskender gibi adlar da görülür. Buna rağmen Ahmed, Mehmed, Mustafa gibi kullananın Müslümanlığın' gösterecek isimler kesinlikle geçmemektedir. Yukarıda sayılan adlar arasında görüldüğü gibi kullandıkları isimler daha çok İslâmiyet öncesi Türk isimlerindendir. Karagöz adı 20330 ad arasında sadece bir defa geçtiği halde burada 61 isim içerisinde 12 defa geçmektedir.

"Kara" sıfatının Türkçede ayrı bir yeri vardır. Kara renk bildirdiği gibi ayıp, eksiklik de bildirir. Kara aynı zamanda tâbilik bildirir. Kara Er, kötü adam demektir. Kara halk, avam anlamına gelir [15]. Kara, korku ve saygı bildirdiği gibi bir de savaşta yenik düşenlerin isimlerinin başına getirilirdi [16]. Defterde adı Kara olan 5 kişi olmasına rağmen isminin başında "Kara" yı bir sıfat gibi taşıyan 45 isimde 58 kişi bulunmaktadır. Bunlardan çoğunun bunu bir lakap olarak renginin karalığından dolayı almış olduğunu düşünebiliriz. Adana gibi sıcak bir bölgede bu gayet normaldir. Ancak "Mübarek" ismi önündeki "kara"nın daha ayrı bir anlama geldiğini tahmin etmekteyiz. Nitekim Kara Mübarek ismini altı kişi taşımaktadır. Bunlardan 5'inin babası Abdullah'tır. Buna bağlı olarak Mübarek adını taşıyanları incelediğimizde bu ismi taşıyan 78 kişiden 75'inin baba adlarının Abdullah olduğunu görmekteyiz. Buradan da Mübarek, Kara Mübarek ve Abdullah adları arasında bir bağ kurmamız mümkün gözükmektedir. Abdullah adını taşıyan 123 kişinin 43'ünün babalarının adları da Abdullah'dır. Abdullah adı üzerinde yoğunlaşan bu durum daha az oranda da olsa diğer isimlerde de görülür. Yaptığımız genel bir incelemede baba adı ile aynı adı taşıyan, diğer isimlerde 53 kişi sayılmıştır.

Burada baba adlarına dayalı bir çalışma yapmadığımızdan konuyu dağıtmaktan kaçındığımız için şunları belirtmekle yetinmek istiyoruz:

Türk kültürünün etkisi altında kalmış ve aldıkları şahıs adları ile Türklüğü benimsemiş olan gayrımüslimlerin bir kısmının kendi istekleri ile islamiyeti kabul ettikleri bilinmektedir. Bunlara Müslüman adları verilmiş ve baba adları da Abdullah olarak Tahrir Defterlerine kayıt edilmiştir. Ancak bütün baba adları Abdullah olanların dönme olduklarını da düşünemeyiz. Çünkü İslam peygamberi'nin de babasının adı Abdullah'tır ve Abdullah bugün de aynı şekilde yaygın bir Müslüman-Türk adı olarak kullanılmaktadır. Uç Eri cemaatinden Varsak Mustafa'rlın da baba adı Abdullah'tır. Vaısak (Farsak) lakabı O'nun Türklüğünü açık olarak göstermektedir. Bu sebepten böyle bir genellemeye gitmek tarihi gerçekleri saptırmak olur.

Alfabetik sıralamada şahıs adlarının kaçar defa kullanıldığını aşağıdaki tablodan açık olarak görmekteyiz. I-2 defa kullanılan adlar genellikle Türkçe'dir. Yaygın olarak kullanılan isimlerde ise daha çok Arapça kaynakli Müslüman-Türk isimleri kullanılmaktadır.

A harfi ile başlayan ıo6 ayrı isim bulunmaktadır. Bu ıo6 isimden 53 tanesi I defa, 15 tanesi iki defa, 7 tanesi üç defa kullanılmaktadır. ı ı ve daha fazla kullanılan isim sayısı ise 16'dır. A ile başlayan 1 o6 adı taşıyan toplam 3105 kişi bulunmaktadır. Sonuçta ise 1 o8o ayrı isim bulunduğu, bu ı o8o isimden 577'sinin ı defa, 128'inin 2 defa 7o'inin 3 defa geçtiği görülmektedir. 1-10 defa geçen 916 adı 194o kişi kullanmaktadır (2, 1 kişiye bir ad). Geriye kalan 18390 kişi ise 164 tür ad kullanmaktadır (112, I kişiye bir ad).

SONUÇ

Büyük tarih hazinemiz olan Tahrir Defterlerine dayalı olarak Türk şahıs adları üzerinde yapılacak olan çalışmalar Tarih, Dil ve Tarihi Demografi gibi bilim dallarında önemli gelişmelere hizmet edecektir.

Adana Mufassal Tahrir Defteri'nde geçen şahıs adları üzerinde yaptığımız bu çalışmada islâmiyete geçişle birlikte Müslüman Arap kaynaklı isimlerin yaygın olarak kullanıldığını, Türkçe adların ise çeşit bakımından çok daha fazla olmakla birlikte bu adları kullananlarm sayısının XVI. yüzyılda iyice azalmış olduğunu gördük. Değerlendirmeye alınan 20.330 kişi sıfat ve lakabları ile birlikte ı o8o ayrı ad kullanmaktadırlar. Burada 50 ve daha fazla kullanılan 58 adı taşıyan 16.014 (°/0 70, 70) kişi bulunmaktadır. Bu 58 adın sadece 9'u Türkçe'dir. Bu 9 adı taşıyan 779 kişi'nin 161314'e oranı 4, o6'dır. Halbuki daha az kullanılan adlarda Türkçe oranı artmaktadır. Bir-iki defa geçen adların ise tamamına yakını Türkçe adlardır. Farsça'nın etkisi ise Arapça'ya göre daha az görünmektedir. Aynı bölgede baba adları esas alınarak yapılacak çalışmalar ile daha eski tarihli Tahrir Defterleri üzerinde yapılacak araştırmalar Türk Şahıs adlarının zaman içindeki değişim sürecinin matematik oranlar halinde açıkca gösterecektir. Anadolu'nun ayrı bölgelerinde yapılacak bu tür çalışmalar ise bölgeler arasında bir karşılaştırma yapma imkânı sağlayacaktır.

XVI. yüzyılda Adana bölgesinde kullanılan şahıs adları konusunda yaptığımız bu tesbit ile Türk şahıs adları sözlüğüne ve Türk bilimine ufacık bir katkıda bulunabilmişsek kendimizi mutlu sayacağız.

BİBLİYOGRAFYA

ATALAY BESİM, Türk Büyükleri veya Türk Adları, TBMM Hükümeti Maarif Vekaleti Neşriyatı, Matbaa-1 Amire, İstanbul 1339 (1923).

EVLİYA ÇELEBİ , Seyahatnâme, c. IX-X, Üçdal Neşriyat, İstanbul 1984 GENÇ REŞAT, Karahanh Devlet Teşkilatı, İstanbul 1981.

GENÇOSMAN, KEMAL ZEKİ, Ansiklopedik Türk İsimkri Sözliığü, Hürriyet Yayınları, İstanbul 1975.

GüZELBEY, CEMİL CAHier, "Gaziantep Şer'i Mahkeme Sicillerinde Türkçe Kişi Adları", Türk Kültürü, XII/252 (Nisan 1984), s. 246-249.

KUTLU, SEMSETTİN, Türkçe Kadın ve Erkek Adları, Türk Dil Kurumu yayınları, Ankara 1969.

PAR ARIF HİKMET, A 'dan Z'ye Ansiklopedik Türk Adları ve Soyadları Süzlüğü, Serhat Dağıtım-Yayınevi, İstanbul 1981. (Isimlerin anlamları da açı klanmış ve bazıları hakkında ansiklopedik bilgi verilmiş, ancak pek çok şahıs adı bu kitaba alınmamıştır).

PüsKüLLüoöLu ALİ, Seçilmiş Çocuk Adları SbZliiğii, Maya Matbaacılık, Ankara 1981. (Sözlüklerden ve PTT rehberinden yararlanılarak '000 kadın, 3000 kadar erkek adı derlenmiştir. Bunların bir bölümü de yeni türetilen adlardır).

Süldür Fahrettin, Türk Ad: Albihnii, Ajans-Türk Matbaacılık, Ankara 1972.

TUNCAY SELMA-AYSAN ADVİYE, Türk Adları Kılavuzu, Dilimizde Kadın ve Erkek Adlar:, Bilgi Yayı nevi, Ankara 1981. (Dipnotta açıklama yapıldı).

URAZ MURAD, Türk Adları, Bozkurt Matbaası, (Ankara? 1935. (Adların kısa açı klamaları ve bir kısmı hakkında ansiklopedik bilgi verilmiş. Dili, o dönemin aşı rı özleştirme çabalarının öncülüğünü yaparcasına yaşayan Türkçe'den uzak bir eser).

YEDİVILDIZ BAHAEDDİN-İZGİ OZKAN, "1455 Yı lında Ordu ve Yöresinde Kullanılan Şahıs Adları "Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Armağan Dizisi 1 (Şükrü Ekin 'e Armağan), Ankara 1 9 8s3. ,3 61 -368.

AÇIKLAMA

1. Şahıs adlarının yazılışında transkribe kurallarına Ebu'l-beyt gibi az kullanılan isimlerin dışında gerek görülmemiştir.

Birleşik isimlerin yazılışında kelimenin daha açık görülebilmesi için iki kelimeyi ayrı yazmak tercih edilmiştir. Şadiyâr, Kalemdâr, Kalemşah gibi adlar ise birleşik yazılmıştır. Aynı şekilde "verdi" "geldi" gibi fülerle yapılan şahıs adları da birleşik yazılmıştır.

Şahıs adlarından sonra varak numaraları verilmiştir. Az kullanılan kimi adlann kolayca bulunabilmesi için o varakta kaçıncı ad olarak geçtiği varak numarasından sonra parantez içerisinde gösterilmiştir. Daha sonra o adın defterde kaç defa kullanıldığı ve daha sonra da 50 ve daha çok kulla-nılan isimlerin yüzde oranları verilmiştir. örnek:

Arık Ali, 65a5' 1, denildiğinde, Arık adı 65a nurmaralı varakta 51. isim olarak geçmekte ve sadece ı defa kullanılmaktadır.

Dipnotlar

  1. Şahıs adları üzerinde yapılan çalışmalardan görebildiklerimiz içerisinde en eskisi Besim Atalay'a aittir. Kıymetli dilci B. Atalay Türk Büyükleri veya Türk Adları isimli eserinde 600 kadar kadın ve erkek adına yer vermiş, bu adların bir kısmı hakkında ansiklopedik kısa bilgi vermiştir. 1339 (1923) yı lında TBMM Hükümeti Maarif VeUleti tarafından İstanbul'da bastırılan bu eserde 15 kadar basılı eserden yararlanılmış, arşiv belgeleri ihmal edilmiştir. Bu konuda görebildiğimiz diğer çalışmalar da da aynı şekilde Tahrir Defterlerinden yararlanılmadığından önemli eksiklikler vardır. Mesela S. Tuncay ve A. Aysan tarafından hazırlanan Türk Adları Kılavuzu !000() civarında erkek adına yer verildiği halde, yaptığımız karşılaştırmada 56 defa geçen Şah Kulu, 54 defa geçen Güvendik, 47 defa geçen Bulgar adları başta olmak üzere 163 adın bu kıtapta yer almadığını gördük. Bu konuda çalışacaklar için bibliyografyaya bu tür kitapları n listesini dahil ettik.
  2. Bahaeddin Yediyıldız-Özkan İzgi, "1455 yılında Ordu ve yöresinde kullanılan şahıs adları, H.Ü. Edebiyat Fakültesi Armağan, Ankara 1983.
  3. Bu konuda yapılmış bir çalışma için bkz.: Cemil Cahit Güzelbey, "Gaziantep Şer'i Mahkeme Sicillerinde Türkçe Kişi Adları", Tiirk Kültürü, XX11/252 (Nisan 1984), S. 246- 249.
  4. Tahrir Defterleri her viUyetin vergi mükellefierinin yerleşim bölgelerine göre tek tek, adlarıyla birlikte kaydedildiği vergi yazım defterleridir. Bu bakımdan bu Defterler Türk şa-his adları konusunda en önemli arşiv hazinesi durumundadır. Ancak burada vergi verme-dikleri için kadınlar ve çocuklar kayıtlı değildir.
  5. Defterdeki kayıtlara göre yapmış olduğumuz toplamada defterde 21.115 kişinin ka-yıtlı olduğunu hesaplamıştık (bkz. Yılmaz Kurt, Adana Sancağ: Mufassal Tahnr Defteri, Anka-ra 1985, basılmamış yüksek lisans tezi). Arada 235 fark bulunmaktadır. Bu fark 20 binden fazla isim için neticeyi etkileyecek ölçüde görülmemiştir.
  6. Yapılacak bu tür çalışmalarda en doğru ve pratik sonuçları alabilmek için bilgisayar kullanılması artık kaçınılmaz olmuştur.
  7. Varak 96a, 75. isim. Ayrıca bu Horasan Türkleri Seyhun ve Ceyhun'un hatıralannı Cukurova'da yaşatmak istercesine Ceyhan'a Ceyhun adını vermişlerdir. Büyük bir ihtimalle Seyhan'a de Seyhun demişler bu isim daha sonra Kızılırmak veya Büyükırmak diye anılır olmuştur.
  8. Adana merkezinde kurulan iki kaymakamlıktan birisine Yüregir adının verilmesi ta-rihe bağlılık açısından bizleri sevindiren örnek bir davranış olmuştur.
  9. Mehmed adı defterde baştan sona şeddesiz olarak yazılmıştır. Bu bakımdan hepsi de Mehmed olarak okunmuştur. Ancak Mehmed adını aslında Muhammed olduğu bilin-mektedir. Türkler, Peygamberlerine duydukları sevgiyi en çok bu adı vererek gösterdikleri gibi, O'na duydukları saygıdan dolayı da zaman zaman kızdıklan oğullanna Muhammed değil Mehmed demeyi tercih etmişlerdir.
  10. Türkler tarafından Arapça isimlerin yaygın olarak kullanılışında çocuklara Kur'an-ı Kerim'den ad vermek çabasının büyük payı vardır. Halk arasında yanlış bir inanç yerleşmiştir: "Çoğun adı Kur'an'da geçen bir isim olmazsa öbür dünyada çağınlmayacaktır". Halbuki Kur'an'da sadece ı -2 kadın adının geçmesi bu düşüncenin ne kadar yanlış olduğunu açıkca göstermektedir. Peygamberin hadis'inde Müslümanlardan istenilen çocuklara utanacaklan çirkin adlann konulmamasıdır.
  11. Adana Mufassal Tahrir Defteri (TD.ı ı 4.), varak 55a.
  12. TD. 114, varak ı 2ob, Çemaat-i Yardımşahlu.
  13. TD. 114, varak 21a, Cemaat-i Nefs-i Gurbetkı.
  14. Evliya Çelebi, Seyahatname, c. IX-X, İstanbul 1984, S. 139.
  15. Reşat Genç, Karahan!, Devlet Teşkildet, İstanbul 1981, S. 135-136; Tarama Solüğii, c. IV, Ankara 1969.
  16. Murad Uraz, Türk Ad/arz, Ankara, 1935, s. 16.

Şekil ve Tablolar