İsmail Kaygusuz

Anahtar Kelimeler: Ilgaz, Olgassys, Yazıt, Stoa, Kalligrafi, Grekçe, Hera Tapınağı

Türk Tarih Kurumu’nun parasal desteğiyle 1979 yılında Çankırı iline bağlı İlgaz ilçesinde gerçekleştirdiğimiz araştırma ve inceleme gezisinde iki önemli yazıt saptamış bulunuyoruz. Bunlardan biri Stoa Binaları Yazıtı diğeri ise Hera Tapınağı Onarım Yazıtı Parça­larıdır. 4-5 yüzyıllık bir çağ farkıyla yazılmış bulunan bu iki yazıtın verileri ve keramik buluntuları, bu yerin 9-10 asırlık bir yerleşmeye sahne olduğunu bize göstermektedir. Gerek bu verilere ve gerekse bazı yazarların tanımlamalarına dayanarak bu antik alanla ilgili görüşlerimizi, yazıtları inceledikten sonra açıklamak istiyoruz.

1) STOA BİNALARI YAZITI                          Lev. I Res. 1, 2

İlgaz’a bağlı ve ilçenin kuzeydoğusuna düşen, İlgaz dağlarının güneyindeki Demirciler yaylasının eteklerinde kurulmuş Kurmalar köyündedir (Harita 1). Köyün kuzeybatısındaki yamaçta çok büyük bir alan kaplayan ören yerinden çıkarılmış. Tam üç yanı aşılması güç İlgaz silsilesinin sarp tepeleriyle çevrili bir boğazın içindeki köyün açık arazisini oluşturan bu yamaçtaki antik alanda bulunmuş stoa ve diğer bazı kent yapılarıyla ilgili bu çok önemli yazıtın yarısının kırılmış ve kayıp olması büyük talihsizliktir.

10 yılı aşkın bir zamandan beri köy ilkokulu bahçesinde korun­makta olan yazıt ince bir sütun (columella) biçimindedir. Üst tara­fındaki kurşun saplama deliği duruyorsa da altı kırıktır ve kireç- taşından kesilmiş. Yüks. 0,50 m. Çap. 0,35 m. Harf yüks. 0,02 m.’dir. Karakteristik ΑΑΘΚΡΜΣΩΩ harfleri I. ö. 3. 2. yüzyıl özellikleri taşı­maktadır L

Çevirisi: İyi talihle!

Büyük Tanrılara;

temelden itibaren tüm yapısal süslemeleriyle bu sto- ları, stoalara bitişik olan oikema ((Genelev) yı, oike- manın beriki tarafındaki yemekhaneleri ve (yine oikemaya ait?) diğer yapıları....

2.3. str. τοϊς μεγάλοις Θεοϊς (Büyük Tanrılar için): Yazıtta “Büyük Tanrılar”ın hangi tanrılar olduğuna dair bir ipucu yoktur, isimleri zikredilmemiş. Oysa bazı yazıtlarda isimleri verildiği gibi; bazılarında da simgeleyici süsleme veya kabartmalarıyla onları tanıma olanağı vardır. Hemen belirtilmesi gereken şey oi Μεγάλοι Θεοί kavramının sadece çok tanınmakta olan evrensel bazı tanrılar için kullanılmadığıdır. Her kent toplumu veya kişiler istedikleri tanrıları “Büyük” olarak nitelemektedir, örneğin Messenae’da bulunmuş t. ö. 92-91 yıllarına ait bir decretum’da “...τοϊς δέ μεγάλοις Θεοϊς Δάμαλιν (Διετή) σύν (“Ερμαν Κριόν) Άπόλλωνι, Κορπον, “Αγναι, Οΐν κ. τ. λ.2” belirtilen evrensel Apollon’la birlikte yerel tanrıların oluş­turduğu grup oi Μεγάλοι ΘεοίΒυτ. Buna karşın î. S. 3. yüzyıla ait bir

yazıtta “Apollonios oğlu Pasikrates, babasıyla birlikte Büyük Tan­rılara (Αυρ. Πασικράτη [ς] /Απολλώνιου σύν [τω]/πατρί αύτοϋ Θεοϊς / Μεγάλοις...)” bir sunak adayıp, bu tanrıları kabartmalarla simge İçmişlerdir. Baba oğul biri at üzerinde, diğeri yaya olarak ellerinde mızraklarıyle hazır bekleyen Dioskoroslar (Διόσκοροι = Δίοσκουροι, οΐ Lat. Gemini)ı ailelerinin koruyucu Büyük Tanrıları olarak seçmişler3. Fakat Side’de bulunmuş bir yazıtta4 rahibinin adı verilen Büyük Tanrıların (. . Στησίων Παίονος. .. ίερεύς Θεών Μεγάλ[ων διά βίου]. . .) kendi isimleri belirtilmemiş. G. Bean, bu tanrıların İris ile Serapis (.. . Εί'σιδος καί Σαράπιδος) olabileceğini, 128 No.lu yazıtta böyle bir ibarenin geçmesi dolayısıyla imada bulunuyor. Biz de aynı yöntemi izleyerek, yazıtımızdaki “Büyük Tannlar”dan birinin, bundan sonra işleyeceğimiz ve aynı yerde bulunmuş 1. S. 2.3. yüzyıllara ait bir yazıtta geçen ...Μ]εγάλη "Ηρα sözcüklerinden Tanrıça Hera oldu­ğunu düşünebiliriz.

3.6. str. “τάς στοάς / έκ θεμελίων σύν / παντί τω των σ[τό]ων κόσμω (Temelden itibaren tüm yapısal süslemeleriyle bu stoaları...)”:

Στοά, ής, ή veya στοιά, ή (ίστημι : dikmek, kurmak, ayağa kaldırmak., fiilinden; Lat. Porticus)”, Sütunlu - direkli yapı, re­vak” anlamındadır. Gerek sosyal gereksinimleri karşılayarak ve gerekse güzelleştirici katkısıyla antik çağın kent yaşamında büyük rolü olan yapılardır. Stoa yapıları öz olarak Eski Yunanlıların açık hava koşulları, yani yakıcı güneş, yağmur ve fırtınadan kendilerini korumak zorunluğundan doğmuştur. Giderek anıtsal binaları, ta­pınakları ziyaret edenleri kötü hava koşullarından koruma görevini sürdürürken belli biçimler kazanmıştır5.

Kutsal alanların özelliklerini oluşturan ve aynı zamanda ago­ralar gibi genele ait yerlerin diğer bir yapı tipi olan, halkı kötü ha\ a koşullarından koruyan stoalar, düz biçimden L tipine geçilip, sonra da U tipinde planlanarak en görkemli görünüşler kazanmışlardır®.

İşte yazıtımız, tüm dekorları ve süslemeleriyle temelden itibaren kurulup ya da onarılıp büyük tanrılara sunulan bu tür yapılara aittir. Ayrıca stoalar içindeki diğer bazı kent yapılan (oikema, popina (aşevi) v.s.)mn da adak yazıtıdır. Elbetteki bu görkemli yapılann çevrelediği bir agora, meclis binalan, tapınaklar v.s. de gözden ırak tutulmamalıdır yazıtın bulunduğu alanda.

Antik çağda bir kentin stoa binalan, oranın baş servetinin büyük bölümünü oluştururdu, yani kentin varsıllığını gösteren en önemli yapılardı. Dahası kentin bozulan parasal durumuna, borç karşılığı rehin bırakılarak katkıda bulunabilirdi. Stoalann çok büyük ona- rımlan kentin varlıklı ailelerinin işiydi, onlara onur vermekteydi, özellikle İmparatorluk Çağında doğu Akdeniz çevresindeki çeşitli bölgelerde birçok stoalann onarım gördüğünü bildiren çok sayıda yazıtlar kalmıştır. Bunlarda yeni stoa binalannm yapılışından çok onarımlan gösteren “κατασκευάζω, έπισκευάζω, άνοικοδόμω, άποκαθίστημι, σκουτλω, στεγάζω” fiillerinin kullanıldığı görülmektedir. Olasıdır ki î. ö. i. yüzyılda varolan büyük güçlükler, birçok stoalann çok ciddi onaranlara ihtiyaç gösterecek durumlara düşmelerine neden ol­muştu 7.

Bu bilgiler ve yazıtımızın kalligrafik özelliği, Büyük Tannlara sunulan bu stoa binalannm î. ö. i. yüzyıldan öncesine ait olduğunu, dolayısıyla onanmın söz konusu olmaması gerektiğini düşündürüyor. Gerçekten Küçük Asia’nın bu çağdaki sıkıntılannın başlıca nedeni olan Mithridates Savaşları (1. ö. 88-64) nın dışında tutup, onanından çok, büyük olasıyla yeni yapılmış bir Stoa Yapılan Kompleksi olarak olarak görmek belki daha tutarlı olabilir. Çünkü 1. ö. 1. yüzyılda Küçük Asia kentleri Sulla (138-78)’nın zorla topladığı vergilere para yetiştirmek için, her türlü halk binalan talan edilmiş ya da rehin bırakılmış8 Demek ki bu yapılar yapıldığında, yazıtın bulunduğu yerleşim alanı ekonomik yönden üstün seviyede ve Olgassys (İl­gaz)’ün eteklerinde en güçlü dönemini yaşamaktaydı.

Stoa onanmlannın temelden itibaren yapılmış (...έν τη στο?

Λ.. 1 Α— /                   Α»·■ ί·*11#.»»·                       nlmocı γγα»τί

mümkünse de biz, bazı kişilerin kendi öz servetleriyle ıtoa ve başka yapılar yaptırıp, tanrılara adadıkları (Πε[ρικλής] Άγαθοκλέους/γ[υμνα] σιαρχήσας έκ των/ιδίων άνέθηκεν την στοάν καί την είσοδον καί τάς Θύρας Ερμή        10 [Ήρακλ]εϊ Παλαίμονι καί τή/πόλει Μελάντιχος Αρί/—

[σ]τωνος τον ναόν καί την/στοάν καί τά λοιπά πάντα/έκ των ιδίων άνέκηκ [εν]... 11 yazıtlara da benzetebiliriz. Şu halde bu kent yapılarını belki “Filan oğlu filan, temelden itibaren tüm yapısal süsleriyle bir­likte büyük tanrılara onarıp sunmuş veya kendi olanaklarıyla yeni yaptırmış (τοϊς Μεγάλοις Θεοϊς .. . έκ θεμελίων σύν παντ'ι τώ των. .. κόσμω            έπεσκεύασεν ό δείνα τοϋ δεϊνος ή έκ των ιδίων άνέθηκεν. ..)”

olabilir. Ancak ne varki yazıtın son kısmının kırık oluşu yüzünden gerçekliği kuşku götürmektedir. Ama herşeye rağmen bu stoa ve diğer yapıların yeni dikilmiş değil de onarım görmüş olması kesin­likle ileri sürülse bile, 1. ö. 3.2. yüzyıllardan daha sonraya tarih- lenmese gerektir.

6.7.8. str. 1ar.. το ot/κημα [το πα] ρακείμενον τ[οϊ]ς <rro/aîç(Stoalara bitişik - yanyana bulunan oikema binası..):

οίκέω-ώ (oturmak, yerleşmek, iskân etmek) fiilinden çıkmış olan οίκημα, ατος, τό, “Oturulan yer (Pindaros, Od. 2,16); oda, ambar, kiler, depo, bina-ev (Hdt. II, 148); yatak odası (Hdt. I, 9,10); tapınak Hdt. VIII, 144); hapishane (Thuk. 47, 3-48,1) ve Demosth. XXV, 65)” gibi anlamlarının dışında kullanılmaktadır. Bu yazıtta sözcüğün diğer iki anlamından birinin kullanıldığını tartışmak isti­yoruz. Yani “Bu stoayı ve içindeki tüm dükkânları Halikarnassoslu Proteus oğlu Leonidas yaptırdı. .. (Λεωνίδας Πρωτέου ‘Αλικαρνασσεϋς την στοάν καί τά οίκέματα τά έν στοαϊς πάντα άνέθηκεν...12” diye açıklanan Leonidas Stoası yazıtı ve Uluborlu’da bulunmuş olan, Artemon’un Olympiakhos oğlu Apollonios’un “mezar anıtı çevresin­deki stoaları (τάς στοάς τάς περί τον μνημεϊον)” yeniden onardığı ve “bahçeler, dükkânlar ve işyerleri (τούς κήπους και τά οικήματα καί έρ- γαστηρία)” yaptırdığını belirten yazıttaki13 gibi άποθηκή, ή (dükkân, mağaza) karşılığında kullanılmış olabilir. Ancak ne varki yazıtı­

mızda da bu anlama gelebilmesi için stoalarla yanyana uzanan, yani onlara bitişik bir dükkân değil birçok dükkânlar belirtilmesi gerekirdi. Bu nedenle değişik işlevi olan bir işyeri olarak almak gerekecek bu Oikema binasını.

Biz bu yapının Polluks’un “Ticarethane işleviyle hareket eden meyhane - eğlence yeri ve fahişelerin sanatlarını sürdürdükleri ev­lere Porneia veya Oikema deniliyordu (τοϋ ό έμπορίου μέρη καπητηλεία πορνεία ά καί οικήματα άν. τις είποι..tanımlamasına dayanarak “Genelev” olabileceğini düşünüyoruz. Yine antik yazarların bazıla­rında οίκημα nın πορνεϊον, τό ve έργαστηρίον sözcüklerinin yanısıra kullanıldığını (Demoth. LIX, 67; Alkiphron III, 27) biliyoruz. Hero- dotos’da ise iki Mısır kralının değişik amaçlarla kızlarını geneleve gönderdikleri (την θυγατέρα την έωυτοΰ κατίσαι.. .σαντα επ οικήματος... Hdt. II, 122 ve II, 126) uzun uzun anlatılır. Hitit ve Asur’larda Kutsal Fahişeler (Ιερόδουλαι, a'ı)in bir rahibeler sınıfı oluşturdukları ve kült görevleri olduğu bilinmektedir. Bunlar “küçük yaşta Tanrı Asur’un kucağına yerleştirilmiş kızlardı18”. Yunan dünyasında ise Tanrıça Aphrodite ile bu kutsallığın sürdüğü ve aynı Tanrıçanın sanatı olarak yaygınlaştığı bilinir. Abydos (Naraburnu)’daki Αφροδίτη Πόρνη (Fahişe Aphrodite) tapınağının bu görevde bulunduğu; Korinthos ve Komana’daki tanınmış genelevlerde fahişeler onun adına kut­sallık görünümü altında bu mesleği sürdürmüşlerdir18. Gerçekte ise vücutlarını satarak yaşayan bu kadınlar, yani fahişeler (εταιραί— πορναί, αΐ), genelev sahibi patronlar (πορνοβοσκοί, oi)a para kazan­dırmış ve onlar için bir sömürü aracı olmuşlardır. "Yukarıda açıklan­dığı gibi birçok yerlerde οίκημα adı altında “Genelev’in bir işyeri (έργαστηρίον, τό) gibi tanımlanması ve hatta bu isimle çağrılması (Platon, Kharmidas 163 B: έπ'έργαστηρίου; Demosth. LIX 22,49: έργαζέσθαι τω σώματι = (vücuduyla iş yapmak) bu düşüncemizi des- teklcse gerektir. Üstelik Strabon (XII, 559)» Pontus Komanasını anlatırken, çok ilginç şeyler söylemekte ve epeyce bu konuda aydın-

latıcı olmaktadır. Komana’da “çoğunluğu rahibe olan ve vücutlarım çalıştırarak geçim sağlıyan - yaşayan kadınlar bol bulunur (...και πλήθος γυμναικών των εργαζομένων άπό τοΰ σώματος ών αί πλείους εϊσιν ίεραι)” diye yazmaktadır diğer bilgilerin yanısıra.

Ayrıca yazıtımızdan anlaşıldığına göre Oikema’nın her iki tarafında aşevleri - yemekhaneler (τα έκατέρωθεν τοΰ οικήματος μαγειρεία) yapılarak, müşterilerin aç kalmamaları ve rahat ettirilmeleri sağlan­mıştı. Μαγειρεύω (yemek pişirmek, aşçılık yapmak) fiilinden çıkan μαγειρεΐον, τό (Lat. popina), δεινηπτήριον, τό (yemek odasın)dan farklı olarak “yemek pişirilip satılan aşevi, lokanta veya bir kuruma ait yemekhane anlamınadır. Şu halde oikema, stoalar arasındaki aşevleri ve diğer (tamamlayıcı) yapılar (τα άλλα τοΰ [οΐκήματο]ς OT) ile tecim- sel (ticarî) bir bütünlük içinde görev yapan bir antik kent halk yapısıdır.

Bu yazıt yarısının kırık olmasına karşın, açıklamaya çalıştığımız içeriğiyle bile Kurmalar köyü çevresinde bir Hellenistik kentin var­lığını kanıtlayan bir belge olarak karşımıza çıkmaktadır.

2) HERA TAPINAĞI ONARIMLARIYLA İLGİLİ YAZIT PARÇALARI

Aynt antik alandan çıkarılmış ve köy ilkokulunda korunmakta­dır. Mermerden kesilmiş, silmeli ve profilli ancak sadece üst köşe profili ile üst tabandaki kurşun saplama deliği bozulmamış durum­dadır. Bu prizmatik mermer parçasının birbirine komşu iki yüzünde, az bir zaman farkıyla yazılmış iki yazıt görülmekteyse de her ikisi­nin de ancak dörtte birinden daha azı kalmıştır.

Bu iki yazıt parçasının içerik bakımından benzerlik göstermesi, bizi ikisini birarada incelemeye yöneltti. Böylelikle soldan sağa doğru i. ve 2. yüzdeki yazıtların harf özellikleri gözlemlenecek ve benzer sözcükleri karşılaştırmak daha kolay olacaktır, ölçüleri: Yüks. 0,30 (0,40) m. Genş. 0,47 (0,52) m. Dern. 0,50 (0,52) m. dir. Harf yükseklikleri ise 0,03-0,04 (0,035) m· arasında değişmektedir, hafif apiceslidir.

1. Yüz

Lev. II Res. 3

[καρ]ίδει τή[ς]

[π]ύλης τής

τοϋ ναού κ[αί] ταχ' εϊσθαι ο[.] [.η]νοι μετ[α] [           ]

Çevirisi: Dikkatle bakınız!

Tapınağın giriş kapısını (veya kapı kanadını) da ....larla birlikte O.. .­NE liler süratle kurmayı....

2. Yüz

Lev. II Res. 4

[Θεά Μ]εγάλη "Ηρα [τά] θυρώματα [τοϋ] ναοϋ ταχά δ'Ε[..·4] και τδ Γ[οα. 7*8] [          ]

Çevirisi: Büyük Tanrıça Hera için;

tapınağın thyromaları (kapı yerleri, pencere, tablo v. s.) ve.. .sının derhal onarılması...

2. Yüzdeki yazıtın daha eski olduğunu kabul ederek, her iki­sini de 1. S. 2. yüzyılın başlarından 3. yüzyılın başlarına değin geçen bir yüz)i'Iık devre içine sokmak düşüncesini benimsiyoruz17. Yazıt parçalarının içeriğiyle ilgili kesin yargıya varmak mümkün olma­makla birlikte, aynı tapınağın ayrı bölümlerinin onarımı, yenileş­tirilmesine ilişkin olduğu kesindir. Bu tapınak bir Heraion (Ήραίον, τό) olmalıdır. Çünkü taşın 2. yüzündeki yazıtın ilk satırı sonunda "Ηρα yı okuyabiliyoruz ve muhtemel kırık sayısına dayanarak satırı “[Θε£ Μ]εγάλη” "Ηρα (Büyük Tanrıça’ Hera’ya ya da Hera için)” biçiminde tamamlamak mümkün olabiliyor. Böylece daha önce

17 Kullanılan harflerin benzerleri için bkz. G. E. Bean - T. Mittford, journeys in Rough Cilicia in 1962 and 1963, VVien-1965, s. 41, 42; Yzt. No. 44 ve 46 (î. S. 2. yüzyılın ilk yarısına tarihlennıektedir). 1. yüzdeki yazıtın harfleri için karş. MAMA IV. s. 78; Yzt. No. 212 ve Yzt. No. 164 ve 166 (2. yüzyılın sonu 3. yüz­yılın başları) Ayrıca bkz. Z. Taşlıklıoğlu, Trakya’da Epigrafya Araştırmaları II, s. 124.

incelediğimiz ve î. ö. 3.2. yüzyıla tarihlenebilen yazıtta geçen “Bü­yük Tanrılar için (τοϊς Μεγάλοις Θεοϊς)” ithaf geleneğinin halâ sürdüğünü ve yerleşmenin Büyük Tanrılarından birinin Hera ol­duğunu anlamış oluyoruz.

Grek Mythologiasında Tanrılar Kraliçesi olarak bilinen Hera, Kronos ile Rhea’nın kızı; Zeus’in kızkardeşi ve karısıdır. Kıskanç­lığı ve acımasızlığı ile ün yapmış ve savaş tanrısı Ares’in annesi olarak bilinen Hera öfkeli bir tanrıçadır, ölümlülerin evlilik tören­lerinde bulunur ve evlilik yatağında karı kocanın yardımcısıdır. Bu yönüyle bir cinsellik tanrıçası olan Aphrodite’nin görev alanını üst­lenmektedir. Kaldıki zaten onun Hera Aphrodite (“Ηρα Άφρόδιτη) epitheton (sıfat)u bilinmektedir18. I. ö. 3.2 yüzyıllarda bu yerleşim yerinin stoaları arasında bir Genelev (oikema - οίκημα = πορνεϊον, τό)ϊη bulunuşu, Ahprodite kültünün varlığını ve muhtemelen Pontus Komanasınm etkilerini açıkladığı gibi;. bu tapınağın da Hera Aphro- dite’ye ait olabileceğini düşündürebilir. Ama daha önemlisi bazı bölgelerde tanrıça Hera, kentin büyümesi ve gelişmesi ile ilgili olarak Şehir Tanrıçası tapıncı görmüş ve heykelleri dikilmiştir. Buna Argos ve Samos’daki Hera kültleri örnek verilebilirıe.

i. yüzdeki yazıtın ilk satırını tamamlamayı denemek kesin bir sonuca götürmemekle birlikte παροράω (dikkat etmek, bakmak, işa­ret vermek, çevreyi gözlemek...) fiilinin 2. Aoristumu παρεϊδον un Emir kipi [παρ]ίδει olarak görmek istiyoruz. Ancak eğer böyle ise “dikkat edilmesi, gözlenmesi veya yakından bakılması” istenilen iş, bir eylem olmalıdır. Çünkü fiili izleyen Dişil Articulus’tan da yararlanıp, 2. satırdaki ilk harf izini Üpsilon (Y) bacağı parçası kabul ederek [π]ύλης e tamamladık. “Şehir veya kale kapısı, genel giriş kapısı” anlamlarındaki bu sözcük “Ev kapıları yani θύραι, αΐ (Sophokles, Oidipos Tau. 1244; δωμάτων πυλαΐ .... ) veya giriş kapısı ve çift kanatlı kapılardan her kanadı (Hdt. III, 156: έτέρην πύλην παρακλίνας ...)” yerine de kullanılabilirdi. Genetivus (in Hali) Halindeki sözcük ή πύλη ή τοϋ ναοΰ (Tapınağın giriş kapısı) tertibinde - diğer yazılışı ή τοϋ ναοϋ πύλη biçimindedir. - kullanıl­

mış ve ταχά (süratle, hızla, derhal,) Zarfıyla güçlendirilmiş είσθαι (ίήμι = bir şey üzerine kurmak, yerleştirmek... fiilinin Orta Çatı Geçmiş Zaman Mastarı) fiilinin Tümleci durumundadır. Demek ki burada onarılıp yerine yerleştirilen tapınağın kapısıdır.

2. yüzde ise tapınağın başka kısımları yapılmış ve tanrıça He- ra’ya sunulduğunun yazıldığı anlaşılıyor. Bu bize i. yüzdeki yazıttan daha önce yazıldığını gösterdiği gibi, aynı zamanda tapınağın ta­nımını getirdiğinden önemini de vurguluyor. İkinci satırın başındaki küçük eğri çizgiyi Theta (0)nın parçası olduğundan hareket eder­sek [τά] θυρώματα τοϋ/ναοϋ ibaresi ortaya çıkar, θύρωμα, ατος, ό sözcüğü, θυρόω-ώ (kapı yapmak, kapı kurmak, donatmak..) fiilin­den gelmekte ve binaları, özellikle giriş kısımlarını ilgilendirmek­tedir. Sözcük genel olarak üç anlamda kullanılmaktadır.: i) Kapı girişi örtme, sundurma, oda, 2) kapı (θύρα yerine), alt ve üst eşik­leri ve tüm çerçevesi - kasasıyla kapı veya pencere 3) panel, levha, tahta tablo, dekor... Herodotos (Hdt. II, 169) hem “kapı” hem de kapıların içine açıldığı “mezar odası (έν δέ τοϊσι θυρώμασι ή θήκη έστί.)” yerine kullanmış. Thukydidcs, tarihinin bir yerinde (III, 68) “Thebai’hlar, yenmiş oldukları Plateialıların tüm binalarını yıkarak onlardan çıkan malzemeler ve yıkık evlerin çatı ve kapıla­rıyla (καί όροφοίς καί θυρώμασι) temelden itibaren bir Heraoin ve ek olarak da çevresi odalar ve dükkânlarla çevrili bir han yapmışlardır, εκ θεμελίων ώκοδομήσαν πρός τω Ήραίω . . . καταγώγιον πανταχή κύκλω οικήματα) diye anlatılmaktadır. Ayrıca bu tapınağı yapanlar” demir ve bakır yatak yerleri hazırlayarak Hera’ya sunmuşlardır (χαλκός καί σίδηρον κλίνας κατασκεύασαντες, άνέθησαν τη "Ήρα) 20”. Bu ifade­lerden anlaşılıyor ki bir Hcraion, çevresindeki amaçlarla yapılmış, kullanıma açık yapılarla kompleks bir kurumdur. Yine ayrıca Thyromalar tapınağa ulaşan ilk geçidin kapıları ve pencereleri (τα θυρώματα . . . προτερον ούσης είς τον ΐέρον εισόδου 21) olabilir. Bazan yazıtlarda büyük bir Thyromanın yapımı veya dışındaki duvarın onaranından (έκ τοϋ/[μεγάλο]υ θυρώματος τον τοιχο[ν] άνε [λεΐν].... το μεγα θύρωμα ένοικ [οδομή]σαι . . . ,22) sözcdilmektedir.

Bizim yazıtımızda da thyromalar tapınak yapısının kısımlarını oluşturmakta ve ona ait bulunmaktadır. Ve büyük olasıyla “kapı yerleri veya pencereler”! ifade etmektedir. 3. satırdaki son harf izle­rini Delta (Δ) ve Epsilon (E) kabul edersek, 4 veya 5 harflik kırık yeri “süratle diktiler (ταχά δ' έ [στήσαν]) süratle inşa ettiler, kurdu­lar (ταχά δ'έ [στάθη] veya δ'έ [δεμε]) veya süratle yaptılar” ifa­delerden birine tümleyebiliriz. 4. satırdaki harf izlerinden anlaşıl­dığına göre thyromalar dışında tapınağın bir başka bölümü veya ona bir ek yapı daha kurduğunu”, “καί” Bağlacından sonra gelen Cinssiz Articulus τό Γ[--]η izleyen kırık kısım düşündürebilir.

Her iki yüzdeki yazıtın da çok azı kalması nedeniyle yeterli bir çözüme, daha doğrusu kesin sonuca varmak olanaksızdır. Bu önemli yazıt parçalarının, Stoa binaları yazıtının verilerine ek olarak getirdikleri, Hellenistik yerleşmenin Roma çağında da yüksek düze­yini koruduğunu göstermesidir. Bu arada taşın 1. yüzündeki son satırda görülen bazı harf ve harf izlerinin, 4. satırın sonundaki Omikron (O)la başlıyan bir toponymikon (yer adı) oluşturduğunu düşünmek denenebilir: o/[.. η]νοι μετ[ά ..]. (.. .larla birlikte Filan yerliler...).

3) YAZITLARIN KÎMÎATENE İÇİN DÜŞÜNDÜRDÜK­LERİ

Tarihini 1. ö. 3. yüzyıla değin indirebildiğimiz Stao binaları yazıtı ile t. S. 2. yüzyıl içerisinde hazırlanmış olan “Büyük Hera” tapınağı ek yapılarının onarımlarıyla ilgili yazıt parçalarının aynı antik alanda bulunması, insanı ister istemez sürekli bir yerleşme karşısında bulunduğunu düşündürüyor. Hele bu alanda Arkhaik Çağ keramiğine rastlayışımız; bol miktarda Hellenistik, Terra Si- gillata ve Roma keramiklerinin görülmesi (Lev. III Res. 5, 6, 7) de buna katılırsa kesintisiz 9 yüz veya bin yıllık bir yerleşme elbette kendisinden uzun uzun sözettirmek ister. Ayrıca bu veriler ilk kez ortaya konuyorsa kendiliğinden yorumlara açık demektir.

Yazıt incelenirken belirtildiği gibi stoa binaları, antik kent­lerin başlıca servetinin en büyük bölümünü oluştururdu; yani şeh­rin zenginliğini gösteren en önemli yapılardı. Ne kadar görkemli olursa kenti o kadar varlıklı gösteren, halkın çeşitli gereksinimlerini karşılayan stoa binalarına sahip olan bu yerleşim yeri; oikema (Ge­

nelev, aşkevi) ve iki yanındaki lokantalar ve diğer tamamlayıcı yapılar ve t. S. 2. yüzyılda birkaç onarım görmüş Heraion’uyla bir kent olabileceği kanısını uyandırıyor.

Antik yerleşim alanı İlgaz ilçesinin 13 km. kuzeydoğusuna düş­mektedir. Kastamonu asfaltının izlediği, Devrez (Amnias)’in bir kolu olan Gökçay ve Demirciler Yaylasından inen derenin kesiştiği yerden itibaren başlıyarak Kurmalar ve Yuvademirciler köylerinin batısı ve Satılar köyünün kuzeyindeki tüm yamacı kaplamaktadır. Bu çevre İlgaz dağlarının en yüksek tepesi olan Hacettepesinin ilk basamağı gibi görünen ve küçük bir gölün bulunduğu Demirciler Yaylasının eteklerini oluşturmaktadır. Güneydoğu tarafında sarp kayalar ve orman, doğusunda ise yüksek, oldukça sivri bir tepe bu­lunmakta. Çok geniş bir yamacı ve üç-dört sırtı kapsayan ve yazıt­ların çıkarılmış olduğu antik alan, tüm Gökçay vadisi ve Ilgaz- Cendere, giderek Devrez vadisine egemen durumdadır (Lev. IV, V Res. 8, 9, 10, 11, 12) Ancak Kurmalar köyünün arazisi içerisindeki bu antik yerleşmenin genişliğine karşın, ayakta kalmış herhangi bir yapı yoktur. Arkhaik çağdan Roma imparatorluk (belki Bizans?) devirlerine kadar 9-10 yüzyıllık sürekli yerleşmeye sahne olmuş bu yer; Hellenistik dönemde yapılmış ve kentin büyük tanrılarına adanmış stoa binaları, oikema ve popinayı bünyesinde toplayan bir agorayı ve Hera tapınağını bir sır gibi derinliklerinde saklamak­tadır. Alabildiğine geniş olan alanın büyük bir kısmı tarım arazisi, bir kısmı çam ormanıdır.

Biz burasının, Strabon’un “Olgassys dağlık arazisinin etekle­rinde kurulmuş, sağlam bir kale olan Kimiata’nın içinde bulun­duğu Kimiatene (ήν δέ τις Κιμιατηνή έν η τά Κιμίατα φρούριον έρυμνόν υποκείμενον τη του Όλγάσσυς ορεινή Strab. XII, 562-41) diye tanımla­dığı Hyparkhia (= Eyalet alt bölünmesi, il, vilâyet23) nın merkezi, belki Kimiata olabileceğini düşünüyoruz.

1. ö. 302-1 yıllarında Kimiata’yı hareket üssü olarak kullanan Kurucu Mithridates, Pontus devletinin temelini burada atmış (ω χρη- σάμενος όρμητηρίω Μίθριδατης ό κτίστης προσαγορευθεΐς κατέστη του Πόντου κύριος. .. Strab. XII, 562-41) ve î. ö. 281 e doğru güçlü bir krallık olarak ortaya çıkmıştı. Kimiata, yine Strabon’un anlat­tığına göre Mithridates Ktistes’in torunlarından olan Mithridates

Eupator, yani Mithridates VI (1. ö. 120-63) ya kadar önemini koru­muştur (καί οί άπ'αύτοΰ την διοόοχήν έφύλαξαν μέχρι τοϋ Εύπάτορος. ..). Bir ara Gangra (Çankırı) prensi Morzeos’un eline geçtiğini (I. ö. 180 de) biliyoruz. Ancak Pontus kralı Pharnakes (î. ö. 185-169) tarafından aynı yıllarda şiddetle cezalandırıldı, tüm hazînesini topla­dığı Gangra kalesini ele geçirdi. Morzeos, Roma baskısıyla Phar- nakes’in barışa zorlanması sayesinde î. ö. 179 yılında kurtulabildi24.

Büyük olasıyla Kimiata, 24 yıllık Mithridates savaşları (1. ö. 88-64) boyunca da önemini korumuştur stratejik uygunluğu dola­yısıyla. Bu savaşlara son veren Romah Konsül Pompeius (î. ö. 67-63), Roma senatosundan çıkartabildiği Lex Pompeia (Pompeius Yasası) ile Bithynia - Pontus Çifte Eyaletini kurdu. Ancak bu bölgenin Senatosunun göndereceği bir yıllık valilerle yönetilemeyeceği güç­lüğünü anlamış ve yerel yönetimi, yerli otoritelere teslim etmek fakat eğer böyle biri yoksa yaratmak gerektiği yargısına varmıştır25. Pontus ve Paphlagoniahların içişlerinde serbest kalmaları gerektiği Roma Cumhuriyeti Senatosu tarafından kabul edilince Pompeius, bölgenin eyalet düzenlemesini gerçekleştirdi. Başkenti Gangra (Çan­kırı) olan bir krallık veya prenslik kurarak eski Gangra prensi Pylai- menes (î. ö. i22-88)’in torunlarından Attalos’a verdi (î. ö. 64). Yine Pontus krallığı kuruluş yöntemi üzerinden sağlamlaştırdığı bu prensliği, Strabon (XII, 562-41)^3 adları geçen Potamia, Ti- monitis, Marmolitis, Sanisene, Gaizatorigos ve KtMÎATENE gibi hyparkhia (ΰπυρχία, ή) lara böldü26.

Biz bu araştırmamızı işte bu hykparhia’ya yöneltmiş bulunuyo­ruz. Ancak yazıtlarımızdan ilki Pompeius düzenlemesinden çok öncesine aittir. Stoa, oikema ve diğer yapıların kurulduğu ve kanı­mızca kentin en üst düzeyde olduğu devre, Mithridates III (1. ö. 22o-ı8o)’ün uzun saltanat dönemi içine girebilir. Ya da Hellenizme geniş sevgi ve hayranlık besleyen Delos’daki Apollon tapınağına bağışlarda bulunmuş; Atina gymnasionunun yapılışında parasal katkısı olmuş ve bu sayede onlardan Euergetes (Εύεργήτης = iyilik

yapan, hayırsever) unvanını alan Mithridates V (t. ö. 150-120) 27 zamanında yaptırılmış veya yenileştirilmiştir bu yapılar.

R. Kipert28 ve Leonhard29 tarafından Kimiata geçici olarak, İlgaz ilçesinin güneydoğusundaki Devrez (Amnias) vadisinin Cendere köyüne bakan yamacında gösterilir. D. Magie de Cendere köyü arazisini de kaplamak üzere, aynı görüşü adı geçen yazarlardan alıntılar vererek benimsemektedir30. Bu görüşe karşın, A. H. M. Jones’in “The Cities of Eastern Roman Provinces (Doğu Roma Eyaletlerindeki Kentler)” isimli yapıtının gözden geçirilmiş ve yeni eklentiler yapılmış 1971 baskısındaki VI. Bölüm sayfa 418 de bulu­nan Notlar (Notes on Bithynia in Pontus)ın 4. maddesinde “Zeus Kimistenos” adak yazıtına31 atfen Kimiatene hyparkhia’sının, dolayısıyla Kimiata’nın Eskipazar (Hadrianopolis) çevresinde ol­duğu David VVilson tarafından ileri sürülmektedir32. Bu iddia ke­sinlikle yanlıştır. Çünkü Kimistene (Κιμιστηνή) ayrı bir yerleşim birimidir. Sigma (Σ) harfini yanlış yazılmış gibi görüp, Kimiatene ile eşleştirmek çok hatalı bir davranış ve tutarsız bir peşin yargı! Burada tarafımızdan bulunan 14 ve daha önce görülüp yayınlanmış 3 adet yazıt okunarak yorumlanmış; I. S. 2. 3. yüzyıllar da en yüksek düzeyini yaşayan Kimistene’nin Halk ve Yaşlılar Meclisleri (ό δήμος και ot γέρα ιοί. των Κιμιστηνών) ne sahip olduğu (büyük olasıyla Şehir

Meclisi = ή βούλη de vardı!); bir phyle (φυλή — kabile)si ve bir köyü (κώμη, ή)nün isimleri saptanmış ve yazıtlar değerlendirilirken görülmüştür ki bu yerleşim biriminde, yani Kimistene’de Roma, Halikarnassos (Bodrum), Amastris (Amasra) ve Dalmatia kıyılarından gelen insanlar yaşamıştır33. Böylelikle Kimistene’nin bir başka yerle­şim birimi, büyük olasıyla Roma eyalet kentlerinden biri (?) oldu­ğunu incelemiş olduğumuz yazıtlar göstermektedir. Kaldı ki Eski­pazar ile İlgaz arasında kuşuçumu 100-120 km. uzaklık bulunmak­tadır.

Birinci görüş Strabon’un tanımlamalarına dayanılarak ileri sürülmüştür. Gösterilen yer Çankırı - İlgaz - Tosya yollarının kesiş­tiği üçyol ağzındadır. İlgaz’ın İnköy ve Cendere köylerinin arazisi içindedir. Devrez’in güneyinde kayalık yüksekçe bir tepedir. Tepenin doğu yamacında çok sayıda el yapısı mağaralar; kaya mezarları, değişik yapıda kaya kiliseleri (?) ve işlevini tam saptayamadığımız oyuklar bulunmaktadır (Lev. VI, VII Res. 13, 14, I5> *6) Burası Büyük olasıyla Olgassys kutsal alanlarından biri olmalıdır; yani Strabon’un sözünü ettiği” yüksek Olgassys dağlarının her tarafında bulunan kaya tapınakları (Strab. XII, 562-40: έστινδ o Ολγασσυς ορος σφό'ρα υψηλόν καί δύσβατον και ιερά τοϋ ορού τουτου πανταχου.. .) nın herhalde sonraki çağlarda işlev değiştirirek günümüze dek ge­len kalıntılarıdır. Burasının gerçekten Kimiata olduğunu göstere­cek açık kanıt yoktur, kesinlik bir yana. Ancak Davit VVilson ın önerisi kadar da tutarsız değil. Buna karşın Cendere de henüz açılmamış bir höyüğün varlığı ile înköy’deki tepeyi akropolis gibi görüp (Lev. VII. Res. 13), Kimiata’yı lokalize etmek de kesin olamaz. Oysa Cendere köyüne 10 km. uzaklıktaki Kurmalar antik alanının, keramik buluntuları34 ve yukarıda incelediğimiz stoa yapıları yazıtı ve Heraion onarım yazıtlarından iki parça sayesinde

bin yıla yakın kesintisiz yerleşmeye sahne olduğu anlaşılmaktadır. Stoalar, oikema, popinalar ve hatta Hcra tapmağı bir agoranın var­lığını ve dolayısıyla bir kenti belirleyen kanıtlar olarak ileri sürüle­bilir. Doğruluğundan daha az kuşku duyulur.

öyle anlaşılıyor ki Mithridates Ktistes (t. ö. 336-266) Kios (Gemlik)’da babasının uğradığı acı sondan Antigonos (İ. ö. 382-302)’- un oğlu, arkadaşı Demetrios’un yardımıyla kurtularak, gelip bu bölgeye sığındığında basit bir köy yerleşmesiyle karşılaşmamıştı. 1. ö. 302-1 de krallığın temellerini atarken, hazır ve uygun bir yerleşim birimini kendisine hareket üssü olarak seçmiş ve krallığına merkez yapmış oluyordu35. İşte biz bu merkezin Kurmalar köyünün topraklarında; yüksek İlgaz dağlarının eteklerini oluşturan Demir­ciler yaylasının çıkılması güç, uçurumlu tepeleri arasında olması gerektiğini öneriyoruz.