FEVZİYE TANSEL

Tanıtmağa çalışacağımız eser, Madame Berthe Georgcs-Gaulis’in, Paris’te 1921'de I.ibrairic Plon tararından yayımlanan Ij .Salionalisme Turc adlı eserinin tercemesidir. Kitabın başında Şevket Rado’nun kürluluş Savaşı sırasında Madame Berthe Georges-Gaulis, Bir Türk Dostu başlıklı yazısı bulunmaktadır. Bunda sırasıyla, Nâşid Hakkı Uluğ’un Milli Mücâdele’de Türk- Tiransız Münâsebetten makalesi ile. Prof. Dr. Feridun Ergin’in K. Atatürk adlı eserinden, Sa’dî Borak ın neşrettiği, "Milli da’vâmızın meşrû'luğunu isbât için pek yüksek fedâkârlıklarda bulunan,, Madame Gaulis’e bir teşekkür mektubu yazılması hakkında T.B. Millet Meclisi Reisliği nce verilen, ittifakla kabul edilen belgeden faydalanılmış, Berthe Georges-Gaulis’e yazılan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Başkumandan Mustafa Kemal unvân ve imzâh, 5 Eylül, 1921 tarihli mektubun Türkçe’ye terccmesinin tam metni de neşredilmiştir.

Şevket Rado’nun, eserin başında yer alan bu yazısında Berthe Georgcs-Gaulis’in İstanbul a ilk gelişi hakkında kısaca bilgi de verilmiştir: Parisli gazeteci Georges-Gaulis, Abdü'l- Hamid devrinde, 1896’da l.e Temfs gazetesinin temsilcisi olarak eşi Berthe ile İstanbul'a gelmiştir. Uydurma haberler vermeyen, mcmlcketimizce ciddî, çalışkan bir gazeteci olarak tanılan Georges-Gaulis, 1912’dc, Balkan Savaşı sırasında hastalanıp İstanbul'da ölmüştür. Onun ölümünden sonra eşi Berthe, kocasının işini devâm ettirmiş, ünlü gazeteciler arasında yer almış, Birinci Cihan Savaşı başlayınca siyâsî sebepler yüzünden İstanbul'da daha çok duramayarak memleketine dönmek zorunda kalmıştır (S.5-18).

Berthe Georges-Gaulis, Türk Milliyetçiliği adlı eserinin Girid’inde, “Bu küçük kitap, Türk milliyetçiliği üzerinde 1919 yılının Eylûl’ünden 1921 Ağustos’una kadar iki yıl süren incelemenin özetidir. Anadolu’ya yaptığım iki, İstanbul'a yaptığım üç seyahat bana, Mustafa Kemal Paşa ile değerli arkadaşlarının Ingiliz Emperyalizmine karşı sürdürdükleri çetin mücâdeleyi yakından görmek ve incelemek imkânım verdi,, diyor. “Daha sonra askerî hareket sona erdiği ve devletin yeniden kurulması söz konusu olduğu zamân, daha derin bir inceleme yapılarak bu millî hareketin asker, sivil ve belli-başlı şahsiyetlerinin ayrı-ayn değerlendirilmesi,, gerekli olduğu fikrindedir (S. 19). Eser, Bir Mülâreke'nin Sonuçları, Milliyetçi Hareket, Ankara olmak üzre başlıca üç bölüme ayrılmıştır.

I.

I —.Mütâreke nin Sonuçları adlı Birinci Bölüm'ün (S.21-69) üç kısımdan meydana geldiği görülür, loşlanmış Türkiye’nin Can Çekişmesi başlıklı ı'inci kısmı, Köstence’den kalkan yolcu gemisinin 21 Eylül, 1919’da Karadeniz-boğazı’na girişi [1]gemide, “deniz ve kara korsanları, Bolşevikler, kaçakçılar, Akdeniz limanlarının maceracı artıklan, ruble kaçıranlar, propagandacılar, ihtilâlci ajanlar ve bu arada dürüstlüğü çok şüphe götüren birtakım tüccar ve iş adamlarının,, bulunduğu, Kızkulesi yakınında duran gemiye yaklaşan motordaki bir Fıransız asteğmeni, bir Italyan jandarması ile bir Ingiliz asteğmeni tarafından sözde kontrol edilerek, şöhretli haydut ve kaçakcılann, altun ve rublelerini, gizli belgelerini kurtarmış olarak karaya ayak bastıklarının anlatılmasıyla, limanda demirlemiş bulunan, topları Türk kışlalarına doğru çevrilmiş ittifak Devletleri donanmasının tasviriyle başlar. 30 Ekim, ıgıS’de imzalanan Mondros Mütârekesi, “İngiliz parası almaktan mutluluk duyan ba’zı maceracılar bir yana bırakılırsa, Müslüman Türkiye'nin geriye kalan büyük çoğunluğu ve ordu açıkça milliyetçi,, olduğu, Yunanlılar'ın 15 Mayıs, 1919'da İzmir’i işgallerinin, İngilizler’in, “Anadolu-Bağdâd demiryolu hattını ellerinde tutmak bahânesiyle Türk milliyetçilerine karşı harekete,, geçmelerinin Fıransa’da şiddetli protestolara yol açtığı, Doğu'd^ Ingiltere-Fıransa mücâdelesi, Türk milliyetçilerine Fıransızlar’ın yakınlık duymağa başlamaları ve bunun sebepleri, İktisâdi hayâtın felce uğradığı, halkın kötümserliği, Rumlar’ın ise memnun, çok hareketli olduğu, İstanbul’da entrikaların sürüp-gittiği, ba’zı örnekler de gösterilerek anlatılmış, Fıransızlar’ın ve Türklcr’in İngiliz siyâseti aleyhinde fikirlerine de yer verilmiştir: Doğu milletlerinin, her şeye rağmen tercih edilir bir ülke saydıkları Fıransa’dır; bunun bir sebebi de, ingilizler’in İslâm sömürgelerinde halkı küçümseyen, kin ve nefret uyandırıcı siyâsetine karşılık, Mareşal Lyautcy’nin, başlangıçta kendisinin ön-ayak olduğu "idaresi altındaki milletlerin ilerileme ve siyâsi olgunlaşma hareketine karşı anlayış göstermek zorunda,, olduğuna Türk milliyetçilerinin inandığı öne sürülmüştür. Berthe Georges-Gaulis bu bahse, İngiliz sömürgecilerinin idârece hatâları yüzünden, “Bütün Asya milletleri İngiliz gururuna karşı ayaklanacaklardır,, cümlesiyle son vermiştir (S. 21-35).

11 Birinci Bölüm'ün İstanbul'da Tarihi Bir Gün Türkiye’de Ingiliz Politikası başlıklı 11 ’nci kısmında, 16 Mart, 1920'de İstanbul'un işgali üzerinde durulmuştur. Daha öncelere âit ba'zı siyâsi hâdiselere dayanılarak, İstanbul'un ingilizler'ce işgalinin nasıl başlatılıp yürütüldüğü, halkın nasıl hareket ettiği, belli-başlı mcb’usların sürgün edilmeleri, Anadolu ile İstanbul arasındaki köprülerin atılması, 16 Mart, 1920 Ingiliz kuvvet darbesinin ilk ve te'sirli belirtisi gibi göründüğü.,, Milli hükümetin Ankara'ya yerleşmesi, Mustafa Kemal'in bir bildiri yayımlayarak, “Hıristiyanlar'm bir kılına bile dokunanların ölüm cezâsma çarptırılmasını,, emrettiği hâdiselerinden bahsedilerek, Fıransa’nın i’tibârının zedelendiği anlatılmıştır: “İngiltere İzmir'i Yunanhlar'a işgal ettirmekle işledikleri hatâdan sonra, 16 Mart, 1920 olayı bardağı taşıran son damla oldu. Amma Ingiltere de yavaş-yavaş millî hareket üzerindeki kontrolünü kaybediyordu. zVtık Anadolu'da neler olup bittiğini öğrenmek için oralara, kendisine çok bahâhya mâl olacak, en seçkin ve tecrübeli haller alma elemanlarını göndermek zorunda kaldı. Bu suretle Mustafa Kemal de ülkesinde söz sâhibi tek şef oldu. Ancak, Anadolu'nun gıdâ maddeleri yardımından mahrum kalan İstanbul'da sıkıntılar başladı. Bir de, bütün dünyâ Müslümanlar'ı, Müttefik Devletler'in Mütâreke'yi kötü bir biçimde ihlâl etmeleri karşısında ayağa kalkacaktı. Bütün bunlar biz Fıransızlar’ın i’tibânnı sıfıra indirdi. Aslında ötedenberi, herkesin çekindiği İngiliz kuvvet ve kudretinden, Fıransa hiçbir şey kazanmamış, aksine kendinden ve başkalarından memnûn kalmayan insanlara özgü, ikinci ve kötü bir yük yüklenmişti.,, işte. Fıransa bu yüzden, istemeyerek, müttefikinin arkasından gitmiştir. İngiliz politikasını çok iyi anlattığı kaydiyle, Albay L....'in Londra'da, 1920 Haziran'ında söyledikleri, saldırılarının kötü sonuç vermesi üzerine hücuma uğradığı sıralarda karşısındakilere cevâbı nakledilmiştir: “Biz, dünyânın en önde gelen bir milletiyiz ve kimsenin yardımına ihtiyâcımız yoktur. Bu yüzden kendi başımıza hareket etmeği tercih ederiz. İşler kötüye giderse bu bizim için daha iyidir, zîrâ o zamân gerçek gücümüzü prtaya koymak fırsatı doğar,,; “Sizin için Doğu bir aksesuvar, bir fantezidir. Bizim için ise, bize sâdık kaldığı sürece hayâtımız, bizi istemediği zamân da ölümümüzdür.,, Bu cevapta siz denilen, İngiltere'nin, Afrika’da ağır bozguna uğrattığı Fıransa’dır. Birinci Dünyâ Savaşı bittikten sonra İngiltere, müttefiki Fıransa'ya, o savaşta, Almanya’ya karşı birleştiklerini. Doğu için bağımsız hareket etmek istediklerini söylemiş, 1920-2ı'deki Suriye, Kilikya mes’elelerinde de Fıransa'yı arkasından vurmuştur. Berthe Georges-Gaulis, İngiltere’nin Doğu hakkındaki siyâsî fikirlerini anlatırken öne sürdüğü, “Doğu ülkelerinin kapladığı sâhalar, buralardaki halkları eğitmeğe aday olan iki-üç, hattâ daha fazla devlete yetecek kadar geniş değil miydi?,, fikriyle, Fıransa’nın da müstemlekecilik, sömürücülük siyâsetini gizleyemeyip ortaya koymuş oluyor.

Berthe Georges-Gaulis, 1903 tarihine geri dönerek, Jön-Türkler’in Almanlar'a karşı Fıransa’nın, İngiltere'nin desteğini istediğini, İttihâdcılar'ın devirdiği Kâmil Paşa'nın İngiltere’nin te'siriyle Sadâret’e getirildiğini, buna karşı çıkan İttihâdcılar'ın Kâmil Paşa'yı devirdiğini, fakat İngiltere'nin aynı şahsı tekrar iktidâra getirdiğini ve bütün Jön-Türkler’le mücâdele ettiğini yazdıktan sonra şu yanlış, kesin hükme de varmıştır: “Böylece, ülkede ilk def a millî duygu oluşmağa ve olgunlaşmağa başladı,, diyor. Bu kısımda üzerinde durduğu başka mes’eleler, 1910'da Ingiltere'nin Itlihâdçılar’ı bölmeği başardığı. Albay Sâdık'ı elde ettiği, Hürriyet ve I’tilâf Cemiyeti'ni kuran bu şahsın, Jön-Türkler'in muhalifi eski din adamlarını bu kuruluşa alıp partisinin teşkilâtını genişlettiği, 1911’de ittihâd ve Terakki Hükümeti'ni devirdikleri, Kâmil Paşanın İngilizler’den yana olan Hürriyyet ve I’tilâf Partisi ni desteklediği, kurduğu Ingiliz Muhibleri Cemiyeti adlı dernekte kimlerin bulunduğu, Dâmâd Fcrid’in İngiliz himâyesini kabulü, rüşvet aldığı, onun "aracılığı ile İstanbul basınının dörtte-üçü,, satın alındığı, “bu gazetelerde Fıransa'ya karşı saldırgan yazılar sütunları,, doldurduğu v.b. siyâsi hâdiselerle ilgilidir. Bu kısmın son bahsi, İngilizler’in Doğu’da saldırgan siyâsetlerini 1920'dede sürdürdükleridir. “1920’de Türk milliyetçiliği, az. zamânda bütün Asya’ya yayılacak olan bağımsızlık hareketinin başına,, geçtiği, İngilizler’in sık-sık görülen vak’alara aldırış etmek istemedikleri öne sürülüyor; “Ingiltere, kendisine karşı biriken kinlerin derecesini idrâkte çok geç kaldı. Bu gün kendisine kaldırılmış olan kalkanlar ınüdhiş egoizmine karşı çıkmaktadır,, denilmektedir (S. 36-53).

III—Eserin yine Birinci Bolüm'iinün Yunanlılar İzmir’de başlıklı son kısmının içine aldığı başlıca vak'alar İzmir’in, Aydın'ın işgali, bu arada başgösteren Menemen hâdiseleridir. 14 Mayıs, 1919’da İzmir'in işgali için Yunanlılar'ın yıldırım taarruzu, 15 Mayıs’ta saat yedide zırhlıların, nakliye gemilerinin Izmir-limanfnda demirlendiği, saat onbirde Yunan birliklerinin İzmir’e çıkışı, hücumun hakaretlerle, kan dökerek, yakıp-yıkarak nasıl sürdürüldüğü, halkın bunlarla nasıl mücâdele ettiği yüksek rütbeli bir Fıransız subayının not defterinden alınarak nakledilmiştir. Aynı Fıransız subayının bir Türk gazetesinden aldığı, “İzmir olayları, Hadise[2] adındaki Türk gazetesine göre, Yunanistân'ın bir diğer ülkenin mandasını üzerine almak şöyle dursun, kendilerinin bizzât vesayet altına alınması gerekli olduğunu ortaya koymuştur,, notu, bu münâsebetle, “Durum, bundan daha güzel bir hiçimde anlatılamaz,, cümlesi, Fıransızlar’ın bu işgali pek benimsemediklerini de ortaya koyar.

15 Haziran, 1919'da, öğleden sonra, Menemen'in ileri gelen Kumlar’ımn kasabanın pazarında toplandıkları, bunların ardından yerli Rumlar'dan kurulu bir bandonun, daha arkadan da alı üzerinde Yunan kumandanı geldiği, yan taraflarında da yine Rumlar'ın, “Zito V cnizelos !„ diye bağınşıp nasıl gösteri yaptıkları, bunların Bergama’ya doğru ilcrilcdiklcri. ertesi günü Bergama’da Türk çeteleri tarafından püskürtülen Yunan Birliği’nin yaralılarıyla Menemen'e döndükleri, orada üç gün süren yağmacılık, kal'eye yerleştirilmiş makineli tüfcnklerlc kasabanın taranması yüzünden meydana gelen maddi zararlar, can kaybı, v.b. saldırmalar yüzünden şikâyetler Menemen tüccarlarından Çerkeş Sefer Efendi tarafından bu kasabaya gelen İngiltere ve Fıransa’nın temsilcilerine anlatılmıştır; Berthe Gcorges-Gaulis, bundan başka. Altıncı Dcıniryol Istihdâm Bölüğü’nün Menemen-istasyonu’nda vazifeli Fıransız Çavuşu Picot’nun 25 Haziran, 1919 tarihli, Yüzbaşı'sına yazdığı mektubundan da faydalanarak. Yunan zulmünün dayanılmaz üzüntülerini nakletmiştir; Çavuş Picot, yardımcısı da olmadığından hayâtın çekilmez, hâl aldığını, Gar’da bütün gün oraya-buraya koşarak, silâhlı, silâhsız, piyâde, allı gelen Yunanlılar’ı uzaklaştırmağa çalıştığını, gitmeyip kaışı Koyduklarını, ciddi uyarmalardan sonra ayrıldıklarını, görüp işittiklerinden nefret duyduğunu yazıyor. 24 Haziran'da Bergama'dan dönen Yunan askerlerinin Gar meydanında bir pazar kurup yağmaladıkları gümüş takımları, mücevherleri, giyim eşyası, başkaca şeyler sattıklarını, “İngiliz Hükûmeti’nin kendilerine, rastladıkları Türkler’i öldürmelerini emrettiğini, Fıransız askerlerinin de kendileri gibi olmasını isteyerek kafa-tuttuklannı yazmıştır. Bu mektubunu Yüzbaşı’sına, oradan aldırarak, "Yunanhlar’ın bulunmadığı bir yere ta’yin,, edilmesini recâ maksadıyle yazdığı anlaşılıyor.

Bir başka belge Rahibe Marie’nin raporudur; bunun 24, 28, 29 Haziran da Aydın'daki vak alarla ilgili ba'zı kısımları nakledilmiştir. 24 Haziran, Türkler’in Yunanlılar'a jTemmuz’a kadar Aydın'dan çıkıp gitmelerine dâir ültimatom verdikleri tarihtir; Yunanlılar aynı gün Emie-köyü'nü ateşe vermiş, yağmaladıklarım süngülerine takıp Aydın’a dönmüşler, 28 Haziran'da “Yunanlılar Yahudi-mahallesi'ndeki evlerin damlarına yerleştirdikleri makineli tüfenklerle Türk mahallelerine,, ateş etmişler, evleri yakıp yağmalamışlar, Türkler’i sokak ortalarında öldürmüşlerdir. 29 Haziran’da Türk mevzi'lerinin te’sirii topçu ateşine karşı koyamayıp çekilftıeğe başlamışlardır. Yunan askerlerinin ordu birliklerine katılmak üzre çekilirken ellerinden gelen zulmü yaptıkları, Türkler’in de haklı olarak misillemede bulundukları kaydedilmiştir. Türkler’in haklı olduğunu gösteren bir başka belge 1919’da Doğu’daki ordunun istatistik Servisi’nce tesbit edilen rakamlardır. Başlıca üç maddenin alındığı bu listede. Aydın Vilâyeti’nin Müslüman Türk, Rum nüfûsu; İzmir Vilâşeti’ndeki Türk, Rum mekteplerinin ve öğrenicilerin, câmi, Rum ve Ermeni kiliseleri ile; Aydın'daki büyük ve küçük câmilerlc medreselerin, Rum ve Ermeni kiliselerinin sayısı tesbit edilmiştir; Rum ve Enneniler’in bu bakımlardan o vilâyetlerde hiç de mühim bir yer tutmadıkları görülmektedir. Eserin Birinci Büliım'ünün bu 11 t’üncü kısmı. Yunanlılarla işlenilen böylesine cinâyetlerden, fecî' şeylerden sonra suçlulara ba’zı cezâlar verildiği, diğerleri sıkı kontrol altına alındığı, “Fıransız-lngiliz Karma Komisyonları duruma müdâhale ile her tarafı dolaşarak ba’zı soruşturmalara,, ve “silâhlı çatışma artık, oldukça kesin bir şekilde çizilmiş bir cephede cereyân etmeğe,, başladığı, Fıransızlar’ın o sıralardaki müttefıkları arasındaki tutumu hakkında verilen bilgiyle sona ermiştir (S. 54-69).

II.

Eserin. Milliyetçi Hareket başlıklı İkinci Bolumu de üç kısma ayrılmıştır !S. 70-116). Milliyetçiliğin Dnğuşu başlıklı ı’inri kısım. Millî Hareket in İstanbul'da da sâdık sanlıları bulunduğunun. Müslümanlık esâslarından ila lasdal.maıı. da saları suluna b.ış kusmuş bu fedailerin. “ülkelerine Fransa'dan seni gelmiş Fransızlarla ilişki kurmak semalara. şahını durumlarım ve ümitlerini bildirmek için.. ı.ın-aıtıkl.irinin, ülkenin iç kısımlarından kışaieı değiştirerek İstanbul'a gizlice gelen ledâ'îlerin anlatılmasıyla başlısın. Böşle leda i komiler ilerden biri de. kimse görmeden, gecenin geç saatindi Berthe Georges-Gaulis ile buluşup görüşen, milliyetçilerin başta gelenlerinden Dr. R .'dur Her türlü sorumluluk s e başarısızlığın ağırlığı onların omuzlarına süklendiği. haberlerin en kısa /..imânda ulaştırılmasının onlara bırakıldığı, “bir sasaşın seyâ bir müzâkerenin kaderi unların mahâıvı st ustalıklarına., bağlı bulunduğu, kendilerine düşen s .ezilenin, Milli Hareket le ilgili haber almak, belgi ler eldi çimek işinin zorluğu kaydedilmiştir; bu arada. Dr. R....*nün. "Bizim hareketimi/ tamâmışle vatanseverlik hareketidir. Bu kelime belki sizi şaşırtır; bunu Türkiye'de daha önce duymamışsınızdır. Vatanseverlik, Mütâreke’den sonra, bizim çektiğimiz ıztırâblardan doğmuştur,, dediği de nakledilmiştir[3].

Bu Ba)langi('tan sonra, “Bu, Berlin'in adamı Enver değil, onun rakibi, Anafartalar galibi, askerlerinin ve Müslüman milletlerin hayranı Mustafa Kemal,, üzerinde durulmuştur. “Bundan sonra o, Türkler’i harekete getirecek olan millî duyguyu şahsında toplayacaktır,, ; “Hem Avrupa’da, hem Asya'da ecnebi müdâhalesine karşı sürdürülecek savaşta gerçek şef o olacaktır,, deniliyor. Mustafa Kemal’in öğrenimi, Harb Okulu'nu bitirdikten sonra ta’yin edildiği yerlerdeki askerî başarıları, 1908'den Samsun'a çıkıncaya kadarki resmi hayâtı, üstlendiği gizli vazifeleri, Sivas Kongresi, Bâb-i Âli'nin tutumu hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Bu arada Mustafa Kemal'in şahsiyeti hakkında öne sürülen fikirlere de yer-yer rastlarız: 1908’de İstanbul'a geldiğinden bahisle, “Çok yetenekli ve becerikli arkadaşlarla birlikte çalışmış olduğundan, ihtilâlcilik san'atım bütün incelikleriyle öğrenmişti: Komiteler kurmak, propaganda yapmak, azar-azar nufûz ve hulul gibi.. Amma, bunlardan pek fazla zevk almıyordu; çünki her şeyden önce, komutanı Mahmud Şevket Paşa gibi, oda bir askerdi,, fikri öne sürülüyor. Uzağı gören bir şahsiyet olduğunu anlatmak için, Haleb’de vazifeli iken, 30 Eylül, 1918’de Tal’at ve Enver Paşalar’a gönderdiği rapordan epeyi kısımlar nakledilmiştir. 1910’da Fıransa’nın Picardie bölgesinde Fıransızlar'ca yapılan askeri manevralara Harbiye Nezâreti’nin temsilcisi olarak gönderilen Mustafa Kemal'in laktik (Ta’biye) bilgisine Fıransızlar’ın hayranlıkları, kendisine subaylarca yakın arkadaşlık gösterildiği kaydedilmiştir. "Da vâsini Paris ve iamdra da anlatmak çârelerini araştırırken, bu devletler onu her şeyden çok korktuğu: Enver, Turancılık, Rus İmparatorluğu ve Asya çılgınlığını desteklemekle suçluyorlardı,, denilerek,“onun milliyetçiliği ılımlı, sâdece Türk’tü. Türkler’in Türkiye’sini kurtarmak için de, dış yardımı lüzumlu,, gördüğü öne sürülüyor; bu münâsebetle eserde, Mustafa Kemal'in günümüzde de tâzeliğini kaybetmeyen şu fikirleri hatırlatılmıştır: “Her nevî' ecnebi işgâl ve müdâhalesi, bir Yunan, veyâ Ermeni devletinin kurulmasına doğru ilk adımdır. İşte bu yüzden, Doğu-Anadolu halkı bu bölgede kurulmak istenen devlete karşı ölünceye kadar mücâdele etmelidirler; zirâ sonraları büyük devletler bu durumdan yararlanacaklar, buraları sömüreceklerdir.,,

Eserin yayımlandığı sıralarda henüz çözümlenmeyen Türk-Rus ilişkisi mes’elesine de dokunulduğu görülür: “Türk-ingiliz mücâdelesinin ilk safhasında Ingilizler, büyük bir sonuç alamadan ciddî gayretler harcadılar; bunun sonucu olarak Mustafa Kemal Rusya’ya yaklaştı. Rusya’nın mâlî yardımını istemeye-istemeye kabul etti. Bu, Millî Hareket'in attığı ilk yanlış adımdır; amma bundan nasıl kaçınılabilirdi? öte yandan, güçlü komşusunun isteklerine cevap vermek lâzımdı, amma bu ne biçim bir cevap olacaktı? Ruslar’la Türklcr arasındaki ilişkilere zamân-zamân kin ve nefret hâkim olmuş, Ruslar Türkiye'yi kendi çıkarlarına göre kullanmak istemişlerdi, amma onun yardımı olmadan Türkiye bu işin içinden asıl çıkacatı?,,

Berthe Georges-Gaulis, İstanbul’un işgâl altında bulunduğu o heyecanlı günlerde, kendisine, "Gelin, öğrenmeğe başladığınız bu Millî Hareket'in mâhiyetini, haydut ve âsilerin kimler olduğunu yerinde inceleyip tanıyın,, denildiğini, “Savaş hâlinin devâmına ve günlük çarpışmalara rağmen, siz, bizim deli veyâ barbar olup olmadığımıza karâr vereceksiniz,, sözlerini tekrarlayanların sonunda onu ıknâ ettiklerini, ba’zı tereddütlerden, diplomatik işlerden sonra memleketin içlerine doğru yola çıktığını; “Gerçekten, bu çok büyük gayretin ma’nâsını yerinde ve hareket hâlinde görüp anlamak,, gerekli olduğunu yazarak, eserin İkinci Bolümü’nün bu ilk kısmına son vermiştir (S. 70-84).

İkinci Bölüm'ün Anadolu'da Kasım 19 adlı 1 ı'nci kısmına, Ingiliz kontrolundaki Haydar Paşa -gan'nda Anadolu’ya geçmek üzre olan yolcu kalabalığının tasviriyle başlanılmıştır. Berthe Georgcs-Gaulis'in bu yolculuğu sırasında dikkati ilk çeken şeyler demiryolunun her iki yanına kurulmuş İngiliz kampları, İstanbul’a doğru yol alan, Hindli askerlerle dolu tirenler, her sınıf halkın söz ve hareketleriyle açıkça ifâde ettikleri İngilizler’e karşı duyulan kin ve nefrettir. Gece yarısında, savaşın üç kilometre ötesinde bütün şiddetiyle sürdüğü Eskişehir’e gelmişler, kendilerini karşılayacaklardan kimseyi görmeksizin kötü bir otelde konaklamışlardır. Ertesi günü otele Eskişehir Valisi, Belediye Reisi, v.b. mc’murlar gelmişler, gerek bu sırada gerek Vâli'nin verdiği akşam yemeğinde, bu milliyetçilerle savaşla ilgili neler konuşulduğu anlatılmıştır. Bir atlı haberci aracılığıyle, Berthe G. Gaulis’c, Ankara’da Yirminci Kolordu Ordu Kumandan'ı Ali Fuad Paşa’nın, adı verilmeyen bir köyde görüşeceği bildirilmiş, ertesi sabah, kendisini götürecek askerlerle birlikte atlı bir arabaya binip, o köyün tek ahşap evindeki bir odaya gelen, “savaşla politik tartışmalara aynı derecede alışık diplomat bir subayla,, tanışmış oluyordu; “Arkadaşlarından birkaçı yanına yaklaşmak istediler, amma o, bunları uzaklaştırdı. Kurmay subayı bitişik odada beklemekte; Ali Fuad Paşa devâm ediyor: Fıransız-ingiliz ortak kontroluna hayır, Fıransa’nın konıroluna belki evet.. İngiltere’nin bizimle nasıl oyun oynadığını görüyorsunuz! Bu sözlerinden sonra içini döktü: İngiliz manevralarından, Hind ordusu subaylarının davranış ve tutumlarından uzun-uzadıya yakındı. Hakaretlerini sayıp döktü ve bizim onlarla işbirliği yapmamıza kızdığını söyledi. Kendisi, İngilizler’in bir ülkeye nasıl sızdıklarını çok iyi görebilecek bir durumda: En iyi subaylarından birini Eskişehir -garı'ndaki bir İngiliz Albayı, atının kuyruğuna bağlayarak sekiz kilometre sürüklemiş.. Yine kumandanlarından biri, bir Hindli nöbetçinin sorusuna cevap vermediği için öldürülmüş.. Paşa, bunlara karşı misilleme yapacağını kesin bir tavırla söyledi: Biz. bugüne kadar medeni bir savaş yaptık, amma karşımızdakiler bizi kendileri gibi harekete zorluyorlar! „ diyen Ali Fuad Paşa’nın, “Doğu Cebhesi'ndc Bolşevik yayılmasından, Almanlar'ın faâliyetlerinden,, bahsettiğini, her ikisinin, kendi görüşlerini muhâfaza ederek, oldukça sert tartıştıklarını yazan Berthe Georges-Gaulis, Ali Fuad Paşa’nın, aynı evde, Eskişehir’in ileri gelenlerinin de bulunduğu yemek sırasında artık eski öfkesinin kaybolduğunu, o sırada konuşulanları da yazmıştır[4].

İkinci Bölüm'ün bu II'nci kısmında ele alının diğer başlıca şeyler Eskişehir Belediye’sinin şehircilik bakımından büyük gayretler gösterdiği, Milli Hareket’in, İttihâd ve Terakki Hükûmeti’nin başlayıp bitiremediği şeyleri tamamlamağa çalıştığı, burada gördüğü eski eserler, bir gün önce İstanbul'dan oraya gelmiş olan, “Biri şâir, diğeri diplomat, üçüncüsü Sivas’a geçmek üzre buraya gelen filosof.. ve Dr. R....’nün bu gezi sırasında nelerden bahsettikleri, Konya’ya gelişleri, buraya pek çok milliyetçinin, Re’fet Paşa'nın da geldiği, onun tasviri, şahsiyeti, milliyetçilik bakımından fikirleri, Konya'daki eski eserler, Mevlevi tekyesi.. Bütün bunlar dolayısıyle epeyi bilgiye, tasvirlere yer verildiği görülür. Bu kısım, Konyalılar'ın, İngiltere aleyhinde, Fıransa lehinde fikirlerinin nakliyle,“Türk, Ermeni, Kürt, Suriyeli ve Arab mes’elesi diye mes’ele yoktur, var olan tek mes’ele: Doğu mes’elesidir,, hükmüyle kapatılmıştır (S. 85-106). ,

İkinci Bölüm’ün J.ıva Milliyetçiliği başlıklı ıı'nci kısmında. Doğu mes’elesi ele alınmıştır; üzerinde durulan siyâsi mes’eleler 1920 yılıylc ilgilidir: Batı'daki oyunların kaybedilişinin Ruslar da farkındadır. Asya'nın muhtelif sâhalarma dağılmış olan Müslümanların hepsi İngiliz boyunduruğundan kurtulmağa çalışmaktadırlar; hepsini birleştiren duygu, İngiltere'ye karşı kindir ve “Türkler, bütün İslâm dünyâsının umut kaynağı olmuştu, irân'dan. Hindistân’dan ve Çin’den Anadolu'ya gelen kervanları idâre edenlerin hepsi Türk’tü,.; böylccc İstanbul'dan haberler, Asya'nın kuzeyine kadar yayılmakta idi denilerek, Orta-Asya'da, Çin’den Akdeniz’e kadar Türk lehçelerini kullanan 50.000000’un aralarında pek güzel anlaştıkları, Kafkasya'da Ingiliz politikası çökerken, Dağıstân'da Ruslar’ın başarı kazandığı, İslâm Birliği cereyânının öncüsü Efgânh Cemâleddin’in öne sürdüğü fikirlerin Hindistân’a da sıçradığı, Irak'da ise Türk askerlerinin ingilizler’le çok sert çarpıştıkları kaydediliyor. 1920 Ağustos, Eylûl’ünde Bakû'dcki ikinci kongırede Lenin’in milliyetçilere epeyi yumuşama gösterdiği, bunun sebebi ise Kafkasya Müslümanlarının Sovyet komünizmine şiddetle karşı koymuş oldukları, Müslüman Devletler Federasyonu, Türkiye'nin daha çok Mütâreke’dcn sonra İslâm'ın ma’nevî merkezi olduğudur; Asya’nın uyanmasıylc ilgili epeyi tafsilât verilmiştir. Bu arada,"Kendini Asya milliyetçiliğine adamak, yavaş-yavaş Sovyctler'in önünde eğilmek demekti; hâlbuki Kemal'in politikası tam bir bağımsızlık esâsına dayanmakla idi Bu yüzden, İngiltere ile mücâdele çok fazla ileri gitmedi ve Enver’in yönetimindeki Müslüman askerlerin yardımını reddetti., deniliyor. Ba zı belgelere dayanarak. İngilizler’in. İmansızlar'- la savaşmaları için ba zı kabile şeflerine silâh ve cebhâne dağıttığını. 1920 Şubat nida Şam’da bulunduğu sırada gördüğünü yazan Berthe Georges-Gaulis, Irak ta bağımsızlık için sapılan mücâdeleyi Turklcr’in yönettiğini. İngilizler’in bunu anlamamakta inat ettiklerini. Ass.ılı- lar'ın İngiliz ve Fıransız siyâsetinden yana olmadıklarını; Fıransa’nın tulumu, mes’elesnIc ilgili çeşitli fikirler, Bolşevizm'in Asya için tehlikeli olduğunu one sürmüştür. Eserin İkinci bölümü'nün III'ncü kısmında bütün bu mes’eleler gözünüm- alınarak şu sonuçlara sarılmışın

"Fikirler şaşılacak bir hızla yayılmaktadır. Rus Bolşevizmi Nasyonalizim rengine bürünmüş, amma Asya mes’eleleri karşısında Oportünist olmuştur. Ortaya çıkan yeni formül şu : Asya, Asyalılar'ındır.

“Asya’dan kopup gelen bu dalgaya karşı yegâne sed, Türkler’in Türkiye’sidir. Çok güçlü ve mantıklı olan bu devlet ise, tngiliz-Yunarı saldırısı ile parçalanmak isteniyor.

“1920 yılının Aralık ayında Fas’taki ileri gelen resmi şahsiyetler, ‘Biz de bağımsız ve güçlü bir Türkiye istiyoruz’ diyorlardı[5],, (S. 107-116).

III.

Eserin Ankara başlıklı Üçüncü Bölüm'ü, önceki bölümler gibi üç kısma ayrılmıştır. Ingiliz. Çizmesi Altında İstanbul. Şubat, ıcjsı başlıklı i'inci kısım Berthe Georgcs-Gaulis’in o tarihte İstanbul'a gelişinden başlayarak, Anadolu’ya geçebilmek için 15 Mart’ta, Sicilıa adlı yolcu vapuruna binerek Mart’ın 16’smda İzmir’e, 19’unda Rodos’a, 20'sinde Antalya’ya vardığını anlatan seyâhat notlarını içine alır. İstanbul’un İngiliz zulmü altındaki hâli, halkın çektiği maddi sıkıntılar, burada bir İngiliz değil, bir Fıransız kolonisinin bulunduğu, halkın şikâyetleri dolayısıyle bu koloniye başvurdukları,’ harâbeye dönmüş İzmir’in hâli, savaş yüzünden ekim yapamayan halkın geçim sıkıntısı, Rodos’la Antalya arasında vapur seferlerinin muntazam olarak devâm ettiği, Anadolu’nun ihtiyaçları buradan te min edildiği, milliyetçi Türkiye’nin giriş kapısı sayılan Antalya’nın kapıcılığını Italyanlar'm yaptığı, “Ankara’nın izni olmadan buradan içeriye bir adım,, atmanın imkânsızlığı ve kendisinden başka vapurdan inen bulunmadığı anlatılmıştır ; bu arada Türklcr’le neler görüştüğü, “Pan- Islavizim, Pan-lslamizim, Pan-Turkizim, biribirlcrine kin gütmeksizin,, Jngilizlcr’c karşı aynı kini duyan halkı birlik hâline getirdiği, Türk esnafının işini yürütebilmek için İngiliz me’murlarına nekadar para yedirmek lâzım geldiğini öğrendikleri, İngiliz Muhiblen

Cemiyeti’ne a'zâ olmayanlardan alınan cezaların üç-dört kat daha yüksek olduğu, v.b. mes’clcler üzerinde, görülüp duyulanlara dayanılarak epeyi bilgi verilmiştir (S. 117-23).

Milliyetçi Türkiye başlıklı ıı'nci kısımdan, yoluna devam edebilmek için Ankara'dan verilecek emri beklediğinden Antalya'da bir süre kaldığı anlaşılan Berthe Gcorges-Gaulis’in, \ âli tarafından çok iyi karşılandığını, yeni bir hastahâne yaptıran, dispanseri de çok iyi çalışan Dr. Cemil Süleyman’ın evindeki da’vette neler görüşüldüğünü öğreniyoruz ; bu konuşmalarda, Fıransızlar'ın Türkiye ile anlaşmak istediği hâlde neden çekimser davrandığından, "Bütün konferansların sonucu işte bu: Yeni bir Yunan taarruzu! Kendisine bu kadar acımasızca davranılan bir ülke görülmemiştir,, denildiğinden bahsedilmiştir[6]. Ankara'dan emir gelince, haftalarca süren araba yolculuğu sonunda Burdur’a varabilmiş, Sandıklı’da iken, 26 Mart’ta İkinci İnönü Savaşı'nın başlaması yüzünden yolların kapandığı haberi verilince daha öteye gidemeyerek Antalya’ya geri dönmüştür. Ancak 1 Nisan da bu savaşı kazanmamız üzerine yoluna devâmla, 16 Nisan da Afyonkarahisan'na gelmiş, Eskişehir'de bir süre kaldıktan sonra yine Nisan da. oraya birkaç kilometre uzakta bulunan Gündüzbey savaş cebhesinde İsmet Paşa ile görüşmüş, Bilecik ve Pazarcık, Bursa üzerinden Ankara’ya varabilmiştir.

Burdur’da Kızılay teşkilâtı tarafından karşılandıklarını. İkinci İnönü Savaşı'nın sürüp kazanıldığı o günlerde, doktorların günde onbeş saat yaralıların ameliyâtı, pansımanı ile, onlara moral vermeğe uğraşarak çalıştıklarını yazan Berthe Georges-Gaulis, Afyon’da Müslüman âileleler tarafından misafir edilmiştir. Eserin bu kısmı, baştan sona, o savaş sahnelerinin canlandırıldığı tasvirleri, görüp konuştuklarının hâllerini, neler anlattıklarını içine alıyor: Afyonkarahisarı’nda, “Yunanlılar büyük bir hızla geri çekildiler. Arkalarında küçük bir tepe teşkil eden tüy yığınları bıraktılar; bunlar, bölgedeki bütün kanatlı kümes hayvanlarının tüyleridir. Bunların yanında yün yığınları var; bunlar da kesip yedikleri koyunların yünleri.. Bunlardan ayrı olarak yer-yer mermi çukurlan, kâğıt yığınları, konserse tenekeleri, hayvan leşleri görülüyor. Burası tam bir savaş alanı.,, ; toz-duman olmuş Istasyon’un, hatları kesik parçalar hâline gelmiş demiryolunun, uçurulan köprünün, yanan yerlerin sür'atle ta’mire çalışıldığını gören bu kadın gazeteci, Eskişehir’de Dr. Fuad Bey’in evinde kalmış, askeri hastahâneleri, yaralıları banndıran yerleri gezmiştir. Bir ağır yarah, Fıransızlar’ı da suçlandırarak içini dökmüştür: “Yakında öleceğim. Vatanım uğruna hayâtım fedâ olsun! Bu, bana sizinle açık konuşmak fırsatı verdi. Özür dilerim, burada çok kötü ve haksız şeyler göreceksiniz[7]. Bunlar sizin müttefıklarınız tarafından yapılmıştır ve biz, Fıransa’nın bunları protesto ettiğini duymadık. Yunanlılar’ın, bizim yarah askerlerimize, ölülerimize neler yaptıklarını gözlerinizle göreceksiniz. Sivil halkın da bunlardan neler çekmiş olduklarını, şehrin ileri gelenleri ve kadınlar size anlatacaklardır. Câmi’lerimizin kirletildiğini göreceksiniz. Eskişehir’deki İmamlar'ın ve Söğüd’dcki Ertuğrul Gazi Türbesi’ndeki sarıkların çöp yığınları arasından ve köpeklerin ağzından toplandığını göreceksiniz 7. Arkadaşlarım adına sizden şunu istiyorum: Gördüklerinizi ülkenize anlatınız. „ Berthe Georges-Gaulis'in, Gündüzbey savaş meydânından ayrılıp Bilecik’e doğru yolculukları sırasında, bu ağır yaralı kahramanın t bahsettiği Ertuğrul Gazi Türbesi'nin ne hâle getirildiğini de gördüğü anlaşılır: "Söğüd’den bir kilometre uzaktaki Ertuğrul Gâzî'nin Türbesi, Müslümanların en kutsal ziyâret yerlerinden biriydi. Çeşitli biçimde kirletilmiş ve tahrib edilmiş türbenin kapısı ile içindeki gıranit lahidin kapağı açılmış. Civardaki başka bir türbeye Yunanlılar yaralılarını ve ölülerini yerleştirmişler. Biz geldiğimizde burası temizlenmekteydi. Yaşlı t mâm, bize buralarını gezdirdi ve izâhât verdi. Söyledikleri benzeri vak alar arasında belki, en çok te’sir eden ve unutulmayacak iz bırakanlardı. Dinî duyguların kahredici hakaretlerle tahriki, millî duyguların yabancı entirikalarla şahlandırılması, tahrib, Müslüman ahâlînin öldürülmesi.. Yolumun üzerinde karşılaştığım işte hep bunlar.. „

“Söğüd’den sonra, yine yakılmış ve terkedilmiş köylerden geçtik. Ba'zan harâbelerde bir tek kedi bekçi gibi kalmış, ba’zan küller üzerinde perişân bir âile çadır kurmuş.. Yıkılmış bir köprü, tamâmıyle harâb olmuş bir tiren istasyonu: Bilecik-gan.. Onsekiz ay önce buralardan geçerken gördüğüm güzel Bilecik şehri şimdi harâbc hâlinde.. Küçük kafilemize yeni bir dost katıldı: Suad Bey.. Bilgin, ince, nüktedân, hâzır-cevâb eski bir Osmanh Efendisi.. Amma bu vasıflara ilâveten şimdi yeni Türkiye’nin milliyetçi hamlesini ve rûhunu da eklersek, o zamân kendisini daha iyi tanımış oluruz. Bize şöyle diyor: ‘Ba’zan ağlamamak için gülmek lâzım! ’ Böylece gülüşünün altında gizlenen ateşli fikir ve düşüncelerini ne güzel bir biçimde anlatıyor! „ denilmiştir [8].

Pazarcık’ta, evinde misafir edildikleri İbrahim Bey, Yunan Kumandanı Papulas ile Kurmay Hey’eti’ni, bir haftadan çok burada kalan, yakıp-yıkmağa vakit bulamadan çekilip giden bu Yunan askerlerini evinde barındırmağa mecbur edilmesi yüzünden kendisini bir türlü teselli edemiyormuş.. Bıraktıkları bir sürü evrakı da göstermiş; Berthe Georges-Gaulis'in gördüğü evraktan biri de, İngiliz subayı Storr’un, tercemânı Sava tarafından, konforluca bir odanın hazırlanmasını emrettiği mektubudur. İbrahim Bey in evindeki aynı misafir odasında iki gün önce Mustafa Kemal ve ismet Paşalar’ın yattıklarını yazan bu kadın gazeteci, Pazarcık’ta me'murların anlattığı taptaze hâtıralarını dinlemiş, manevra yapan süvarilerin, piyâde Topçu Bataryalılan’mn geçtiği, makineli tüfenk seslerinin işitildiği kafilelerinde asker ve subayların da bulunduğu, sekiz saat süren yolculuğu sonunda Ankara-gan'na gelebilmiştir (S. 124-39) [9]•

Pjünci Bölüm ün 11 ı’üncü kısmı Ankara başlıklıdır. Ankara’nın eski yeni kısımlarının evlerini, tepelerde kurulan çadırları, geniş ve boş yerleri kaplayan sebze ve meyve bahçelerini, kafasını, önceleri Gar Şefi’nin, o sıralarda ise Mustafa Kemal'in oturduğu evi, giyinişleri ve tavırlanyle muhtelif sınıfa mcnsûp insanlarını, Hükûmet'in kendisini misafir etmek üzre, “şehrin eski bölümündeki büyük mahallede,, hazırlattığı evi v.b. şeyleri tasvir eden Berthe Georges-Gaulis, Mustafa Kemal ve karakteri hakkında şunlan not etmiştir [10]:

“Ankara âdeta, Asyalılar’ın isteklerini çeken, birleştiren bir mıknatıs.. Bütün ipleri elinde tutan Paşa büyük bir gücü temsil ediyor. Teşkilâtı, ilk kurulduğundaki çizgileri muhâfaza ediyor. Bu, İslâm'a çok uygun gelen demokratik bir formüldür ve kendisinin başında bulunduğu bir Oligarşi’ye dayanıyor. En azılı düşmanlan bile bu konuda ona hak veriyorlar ; ‘Bugün ve nihâ’i zafere kadar ondan vaz geçemeyiz ; o, bizim büyük gücümüzü harekete geçirmiş ve rûhu olmuştur [11]. Bütün bunlar karşısında şahsî kinlerimizin hiçbir yeri olamaz. ’

“En katı insanlann bakışını tatlılaştırmak ve uyuşmaz insanları yumuşatmak için'onun adını anmak yetiyor. Ankara’ya mahsûs olan alaycı hava, bu büyük, sevimli ve mağrur şahsiyet karşısında dağılıp gitmekledir. Tabiatındaki anî değişiklikleri ve anî öfkeleri de herkesçe hoş görülmekte, adı saygı ve korku ile anılmaktadır. O, her şeyi kurtarmağa muktedir ve mecbur bir insan..

“İngiliz entirikasına karşı olan büyük kini belki de. İngilizler’in onu öldürmek için sonsuz çaba harcalamalanndan ileri gelmiştir ; amma onun hiç kimseden korkusu yok.. Sabır ve inadı ise çok ileri derecede.. Bütün Anadolu’ya yayılmış çok mükemmel bir polis örgütü bulunmasına rağmen, gün geçmiyor ki Ankara'da bir İngiliz ajanı keşfedilmesin. Suç-üstü yakalanmış Ingiliz subaylarının, Doğu-illeri'ne gidinceye kadar şehrin caddelerinde âvâre dolaştıklarını gördüm.,,

Ankara halkından duyduktan hakkında, Yunan taarruzlarının "büyük ölçüde politik oyunlarla desteklenmiş,, örneklerinden biri de. Delibaş adındaki bir eşkıyanın, “Konya’da Şeyh Zeyne’l-Âbidin ile kardeşi ve ba'zı gizli dernek a’zâlanyla isyan,, çıkartması, “İngiliz lirası harcanarak tertiplenen müdhiş bir bozgunculuk,, tur. Bu münâsebetle, “İngiliz politikası kısmen Ortodoks azınlığının, Rum ve Ermeniler’in dinî şeflerine de dayanmaktadır. Saldırılar gittikçe daha sık ve şiddetli olmakta.. Bu defa, bunların arkasında kimler olduğu meydâna çıktı ve maskeler düştü,, fikri öne sürülmüştür. Eserin bu son kısmında üzerinde en çok durulan Mustafa Şağir mes’elesidir.

' Hind Müslümanları'ndan, Benaresli tanılmış bir âilcnin ismini gizlemek için Mustafa Şağir iğreti adım kullanan bu İngiliz ajanının İstiklâl Mahkemcsi’ndeki bir duruşmasını dinleyen Berthe Georges-Gaulis, onun, Hâkim’in somlarına Türkçe olarak cevap verdiğini, “İngilizler’in Yunan oyununu sevk ve idare ettiğini inkâr,, ettiğini, nasıl çalıştığını, neler yaptığım, Millî Hareket’in, onun başındaki şefin yok edilmesi maksadıyle İngiliz propaganda progıramı pilanımn kimler tarafından hâzırlandığını, v.b. şeyleri açıkça anlatmıştır. Berthe G. G., sanık tarafından Kipling’e yakışan bir üslûbla yazılan savunmayı da okumuştur ; bundan naklen, 6 Mart, 1921’dc not ettiği şeyler, Mustafa Şağîr’in hayâtı, öğrenimi, nasıl Ingiliz ajanı olduğu hakkındadır. Daha sonra, dinlediği bu duruşmaya dâir fikirlerini soran Mustafa Kemal'in “Ben gerçek İngiltere ile, bana karşı büyük bir kin besleyen Emperyalist Parti Ingiltere’si arasındaki farkı çok iyi anlıyorum; hattâ İngiliz komuoyunun birkısmmın da bizimle berâber olduğunu biliyorum. Acabâ, kamuoyunun bütünleşmesi mümkün olabilecek mi, yoksa iki yıldanberi bizi mahvetmek için çalışan bu birkaç kişi için acımasızca ve aralıksız mücâdeleye mecbûr mı kalacağız? Bütün mes’ele burada! „ dediği kaydedilmiştir [12]. Eserde bundan sonra, idâri ve askeri faâliyet. Büyük Millet Mcclisi’nin nasıl çalıştığı, bu yeni teşkilât hakkında öğrendiklerini anlatan Berthe Georges-Gaulis’in, Meclis’in bir toplantısında Mustafa

Kemal’in bir konuşmasını dinlediği de anlaşılıyor. Bunlarla ilgili olarak, onun şahsiyeti, ba’zı fikirleri aydınlatılmağa çalışılmıştır:

“Yeni bir ruh vermiş olduğu Ankara’da Paşa her yerde hâzır ve nâzır.. Onsekiz aydır' telgıraflar her dakika teşkilâtın en ufak bir soluğunu, en önemsiz bir düşüncesini kendisine ulaştırmakta; o, artık teşkilâtıyle birlikte bir bütündür.

“Görüşmelerimiz esnâsında onun Avrupalı gibi hissettiğini, söyledikleri hakkında tam bir bilgi sâhibi olduğunu, Londra, Paris ve Berlin’de çok iyi tanındığım öğrendim. Ne kuvvetli irâde, bakışlarında ne canlı bir parıltı var; son derecede medeni olan şahsiyetinde nekadar çok titizlik var. Karşısındaki ile konuşurken ona düşüncesini tamamlamak fırsatım vermekle berâber, her şeyi de göstermekte.. Uzun ve ince silueti, zarif yürüyüşü ile emir vermeğe alışık bir kumandan olduğunu tahmin etmek pek güç.. Hoşa gitmesini ve hoşlanmasını çok iyi biliyor. Her şeyi pek çabuk kavrıyor ve her şeyden duygulanıyor. Eserine bağlılığı yüzünden devâmh çaba harcamakta.. Görevini bir ân olsun hâtırından çıkarmadığı çok iyi anlaşılıyor. O, aynı çalışma temposu ile idâri ve askeri görevlerine, hiç aralıksız devâm ediyor. „

“İşte, idâri ve siyâsî bakımdan Mustafa Kemal tarafından arzu edilen idâre şekli: Bağımsız Anadolu'yu yeni baştan kuvvetli bir idâreye kavuşturmak.. Askerî hareket bunun için bir vâsıtadır. Mustafa Kemal Paşa çalışmalarının daha ilk günlerinde, kuracağı binâ için sağlam bir temel aradı ve bunu, halkı idâreye iştirâk ettirmekte buldu ; halka en uygun gelecek müesseseler! buldu: Demokratik kuruluşlar.... ,,

“Etrâfımda neler görüyordum. Bolşeviklik'in tamâmen aksi bir tez olan an'ane üzerine kurulu, mülkiyete, âile bağlarına ve vatanseverliğe dayalı ve bütün güçleri kullanan bir teşkilât..,, ;"Onun gerçek formülü: Rakib güçler arasında dengeyi korumak, hiçbiri tarafından yutulmamak..,. Eserde, Berthe Georgcs-Gaulis’in, bu gibi fikir ve bilgilere dayanarak şu sonuca vardığı görülür:

“Bununla berâber Anglo-Saksonlar, düzenledikleri Haçlı Scferi’ni, Yunanlılar’, aralıksız hucûma teşvik ederek sürdürüyorlar. Ankara'yı yazılarımı tamamlayamadan, savaşın en kızgın ânında terk etmeğe hâzırlanıyorum. Bununla berâber, ülkeye, onun ihtiyâç ve isteklerine tamâmen uyan bu kadar mükemmel bir teşkilâtın kolayca yok olamayacağı hususunda çok şeyler öğrenmiş bulunmaktayım. Bu yüzden, onun nihâ’î zafere ulaşacağından hiç şüphe etmemek,, gerekli olduğu kanâatine varmıştır (S. 140-52) [13].

Eserin Üçüncü Bölüm'unc eklenen .S’onıif'tan Berthe Georges-Gaulis’in Ankara’dan 10 Mayıs, 1921'de ayrıldığı anlaşılır ; ayrılışı, bu eserini basımevine yolladığı sıralara rastlar. Sonuç’ta, Ağustos sonuna kadarki, Paris’te yazdığı savaşla ilgili fikir ve hâdiselere yer vermiştir. Ankara'dan dönüşünde Fıransa’da “Türkler'in da'vâsına karşı büyük bir sempati, düşmanlara karşı da büyük bir öfke,, bulduğunu, Fıransızlar’ın tslâmlar'la uyuşma hâlinde olduklarım, fikirlerinin değişmeyeceğini, “kuvvetli, modem, fakat geleneklerine sâdık,, müstakil bir Türkiye istediklerini, “İngiltere ile İslâm dünyâsı arasında barış ancak, hâlen İngiliz İmparatorluğu'nu yönetenlerin yerlerini, bambaşka bir görüşteki kimseler aldığı zamân,, gerçekleşebileceğini, yüksek bir ideale dayanan Türk Milli Harcketi’nin düşmanı mutlaka yeneceğini, bu hareketi idâre edenlerin şahsî menfaatlerini unuttuklarını, onlarda büyük bir rûh ve imân bulunduğunu yazmıştır (S. 153-56) [14].

Buraya kadar, malzeme bakımından epeyi zengin olan Türk Milliyetçiliğenin içine aldığı Bir Mütâreke’nin Sonuçlan, Milliyetçi Hareket, Ankara adlı başlıca üç bölümünde, her bölümün ayrıldığı kısımları da gözönünc alarak nelerden bahsedildiğini anlatmağa çalıştık. Eser, 21 Eylül, 1919'dan 1921 Ağustos’u sonuna kadar, Türkiye’nin İngiliz Emperyalizmi’yle mücâdelesini içine almaktadır; fakat Berthe G. G., bu iki yılda, bu eserinden, başka kaynaklardan anlaşıldığı üzre zamân-zamân Türkiye’den ayrılmıştır: 1920 Şubat'ında Şam’a gitmiş, bu yılın 16 Mart’ında İstanbul'a gelmiş, Arahk’ta Fas'ta bulunuyor idi[15].

Türk Milliyetçiliğinde, İstiklâl Savaşı’mızm İzmir’in, İstanbul'un işgâlinden başlayarak, Anadolu'nun muhtelif vilâyetlerine yayılan safhaları incelenmiştir, bu savaşa yol açan siyâsi mes’ele ve hâdiselerin de ele alındığı görülüyor. Kitabın Birinci Bölüm'ündeki, İngilizler’in 1903'den başlayarak Jön Türkler, Ittihâdcılar aleyhinde çalışmaları, 1908 den sonraki hükümet değişmelerinde te’sirleri, l’tilâf Devletleri’nin Orta-Doğu ile münâsebetleri, Ingiliz sömürgeciliği, 30 Ekim, 1918 Mütârekesi'nin yol açtığı siyâsi mes’eleler, v.b. hususunda öne sürülen fikirler bir bakıma İstiklâl Savaşı’yle ilgili olduğu için tamâmıyle yersiz sayılamaz ; ancak, bunlar, o yıllardan bu yana, oldukça geniş ölçüde incelenip aydınlatılmış olduğundan günümüzde pek kıymet ifade etmez. Bunlar gibi, İkinci Bölüm'ün Asya Milliyetçiliği kısmında yer alan Baku Kongresi ve Doğu'da Bolşevigim, Müslüman Devletleri Konfederasyonu, Türkiye ve Fıransa’nın Islâm ülkeleriyle ilişkileri, Asya’nın uyunışı ile alâkalı bahisleri, Mustafa Kemal’in öğrenimi, İstiklâl Savaşı’na kadarki hayâtı, askerî başarılan, Üçüncü Bölümde Ankara’daki askerî teşkilât hakkında verilen bilgilerin de, günümüzde, bu esere kıymet kazandıracak ölçüde mühim olmadığım söyleyebiliriz. Esere kıymet kazandıran, müellifin Türkiye’de bulunduğu 21 Eylül, 1919— 10 Mayıs, 1921 tarihleri arasında İstiklâl Savaşı’mızla ilgili notlandır.

Berthe G.G.'in Türkiye’ye gelişi, 15 Mayıs, 1919'da İzmir'in Yunanhlar’ca işgâlinden yaklaşık dört ay sonraya rastlar ; İstanbul'a gelirken buranın, Anakara’ya yolculuğu sırasında da, aynı yılın 25, 27 Mayıs’ında Yunanhlar’ın eline geçen Manisa ile Aydın’ın ne hâlde olduğunu görmüştür. Bu vilâyetlerimizin nasıl yakılıp-yıkıldığını, halka yapılan zulmü yalnız gördüklerine, konuştuğu kimselerden işittiklerine değil, Fıransız askeri makamlarınca ele geçirilen belgelerden de faydalanarak anlatıp tasvir etmiştir: Menemen tüccarlarından Çerkeş Sefer Efendi'nin, bura demiryolu bekçisi Fıransız Çavuş Picot’nun şikâyetleri, Râhibe Marie’nin Aydın’ın işgâli vak’alanyle ilgili raporu ile. Doğudaki İstatistik Servisi'nce tesbit edilen.

Aydın ve İzmir’deki Türk, Rum nüfûsunu, İslâm ve Hıristiyan din, kültür müesseselerini rakamlarla gösteren belgelerden nakiller de yapılmıştır. 9 Kasım, 1919’da Konya’nın Keskin -köyü’nde Ali Fuad Cebesoy, Tevfık Rüşdü (Araş), Eskişehir’in Vâlisi ve ileri gelen me’murlarıyle, Konya’da Re’fet Paşa ile görüşmüştür. Bir-ara Türkiye’den ayrılan B.G. Gaulis, 6 Şubat, 1921’de Paris’ten hareketle, 11 Şubat’ta İstanbul'a gelmiş, 15 Mart'ta Sicillin vapuruyle İzmir, Rodos üzerinden, Ankara'ya geçmek üzre Antalya'ya varmıştır. Ankara yolculuğu, 31 Mart—I Nisan arasında sürüp-gidcn İkinci İnönü Savaşı yüzünden aksamış, zaferden sonra yoluna devâmla ancak 30 Nisan'da Ankara’ya varabilmiştir. Burdur, Sandıklı, 16 Nisan, 1921’de Afyonkarahisarı, Eskişehir, buraya birkaç kilometre ötedeki Gündüzbey Savaş Cebhesi’nde ismet Paşa ile görüşmesi, Söğüd, Bilecik, Pazarcık hakkındaki o günlen türlü yönleriyle yaşatan notlan, eserin en mühim, en ilgi çekici kısımlanndan birini teşkil eder; Aynı husûsiyetler bakımından, Mustafa Kemal ile birkaç defa görüşmelerinde onun neler söylediğini, dış görünüşünü, ma'nevî varlığını, karakterini canlandıran tasvirleri içine alan Üçüncü Bölüm'ün son kısmı da eserin kıymetini artırmaktadır.

Türk Milliyetçiliği'nin içindekileri aydınlatırken, onu kıymetlendiren bu yönleri üzerinde etraflıca durmuş bulunuyoruz. Eserin daha iyi anlaşılması için, açıkça kaydedilmeyen şahıs, yer adlarıyle kimin, neyin anlatılmak istenildiğini, v.b. ba zı mes’eleleri verdiğimiz dip-notlarla aydınlatmağa çalıştık. Berthe Geogcs-Gaulis’in bu eserini yazdıktan sonra da memleketimizle ilgisi kesilmiş değildir. Bu eserini daha iyi ma’nâlandırabilmemiz, kıymetlendirebilmemiz için daha sonraki çalışmaları üzerinde kısaca bilgi vermeği faydalı buluyoruz:

Ankara'da on gün kaldıktan sonra Türkiye'den ayrılan Berthe G.G., Madame Lyautey’ye Paris’ten gönderdiği 27 Mayıs, 1921 tarihli mektubunda, diplomat Philippc Bcrthelot ve Başvekil ile görüşmeğe henüz imkân bulamadığını, “söyleyeceklerinin beklemeğe tahammülü olmadığını, Türk-Fıransız andlaşması derhâl gerçekleşmediği takdirde bütün fırsatların kaçırılmış olacağını,, ,Fas sarsılacak olursa her şeyin çökeceğini yazmış, Mustafa Kemal ile görüşmelerinden de bahsetmiştir:

“Mustafa Kemal diyor ki, sizin tek büyük adamınız olan bu adam yâ bizden yana, yâhut bizim aleyhimizde olacak... Eğer bizim aleyhimizde ise, son haddine kadar saldıracağız; çünki her şeyden önce en tehlikeli düşmanla işimizi bitirmek isteriz. İslâm yolu ile, Almanlar’la, Ruslar’la hücûm edeceğiz,, ;“Ankara, dünyânın mihveri olmuştur. Her şeyi orada anlamak mümkündür. Kemal, hârıku’l-âde bir adam.. Konuşmalarımız esnâsında dedim ki, ‘Sizi gerçekten yalnız ben anlayabilirim. Dikkate şâyân bir tarzda gerek vücût, yüz, gerek fikir ve düşünce bakımından en çok takdir ettiğim insana benziyorsunuz.’ O, belirsiz tebessümüyle şu cevâbı verdi: ‘Evet, bunu söyleyeceğinizi biliyordum!,,[16]

Berthe G.G.’in Ankara’dan Paris’e döndükten sonra Mustafa Kemal’e mektup yolladığını biliyoruz [17]. Mustafa Kemal’in ona gönderdiği 5 Eylül, 1921 tarihli mektubundaki,

"Aramıza, kızınız Madmazcl Gaulis ile beraber gelmek arzusunda olduğunuzu bana bildirdiler, Böyle yorucu ve zor bir seyahati bir daha göze aldığınız takdirde, sizin ve Madmazel'in de en büyük memnuniyetle karşılanacağınıza emin olabilirsiniz,, ifâdesinden, Berthe G.G.’in Türkiye’ye gelebilmek için gerekli resmi makama başvurduğu anlaşılır. Mustafa Kemal bu mektubunda,".,, her şeyden önce, hakkımızı korumak, cesur ve talihsiz milletimin, hiçbir vicdan azabı duymayan ve insanlık duygusundan yoksun kimseler tarafından yapılan vahşice tecâvüz yüzünden katlandığı müdhiş acılan bütün dünyâya tanıtmak için sarfettiğiniz enerji karşısında minnet-dâr kaldığımı bildirmek isterim,, diyor ; Temmuz ayının yarısında Yunanhlar’ın ilerileme kaydettiklerinden, "Ağustos’un ikinci haftasındanberi kesin olarak yenmek ümidiyle, yeni bir taarruza geçen Yunanlılar’la savaştığından, kendisinin Genel Karârgâh’ında bulunduğudan, askerlerimizin kahramanlık ve sadâkatinden, düşmanı memleketimizden koğacağını kuvvetle umduğundan bahsetmiştir [18]. Sakarya Savaşı 23 Ağustos — 13 Eylül, 1921’de sürüp-gittiğine göre, mektubun o zaferden bir hafta önce yazıldığı anlaşılır.

Celâleddin Arif ve Dr. Es’ad Paşa ile birlikte 5 Kasım, 1921’de İstanbul'a gelmiş olan Berthe G.G.’e, Van Millet Vekili Haydar (Vaner) Bey ile dört arkadaşının T.B.M. Meclisi Riyâseti’ne, “Millî da’vâmızın meşrü’luğunu isbât için pek yüksek fedâkârlıklarda bulunan Muhterem Madame Gaulis Cenâbları’na Meclis’imizce teşekkür edilmesini teklif eyleriz,, takriri üzerine. T.B.M. Mcclisi’nce 22 Kasım, 1921’de teşekkür mektubu yazılmış, 23 Aralık’ta Price Clair ve Madame Gaulis şerefine, Anadolu basını tarafından öğle yemeği verilmiştir[19].

Bir gazeteden öğrendiğimize göre, 28 Aralık’ta Mersin’den hareketle[20], 1 Ocak, 1922’de Adana’ya varmış, bu ayın altısında oradan ayrılmıştır [21].

Berthe G.G’in Parist'ten General Lyantey’ye gönderdiği 26 Eylül[22], 21 Aralık, 1922 tarihli mektuplarından Ankara’ya gideceği, siyâsî çalışmalarını Lozan Konferansı sırasında da sürdürdüğü anlaşılır: “Şimdi Ankara’dan ba’zı mesajlar aldım. Bunları ancak yüz-yüze gelince söyleyebilirim. 2 veyâ 3 Ocak tarihine doğru Rabat yolculuğuna çıkmağı düşünüyorum. Bundan önce Lozan'da İsmet Paşa ile görüşmüş bulunacağım. Bütün bunlar büyük bir sır perdesi içinde geçecek ve burada kimse n’için Lozan'a gittiğimi ve neden Fas’a gideceğimi bilmeyecektir. Pierre’in yanınızda bulunması bu yolculuğu izâha yetecektir,, bilgisini vermiştir. Açıkça yazmadığı, yanılmıyorsak Rabat'la ilgili bir mes’eledc de aracılığı istenilmiştir: “Beni, çeşitli mes’eleler arasında belki de en nâzik olanı için aracı seçtiler. Her husûsta kendilerinden açık bilgi istedim. Ne yazık ki Rabat'ta pek az kalacağım ve Paris'e döner-dönmez tekrar Ankara yolculuğuna koyulacağım,, diyor[23]. Onun Ankara'ya o sıralarda, daha sonraları ne zaman geldiği hakkında, Berthe G.G.’in muhtelif eserlerinin, başkaca kaynaklann incelenmesiyle bilgi edinmek mümkündür; fakat bu yolda da henüz etraflı bir inceleme yapılmış değildir.

Berthe G.G.’in, üzerinde durduğumuz Le Salıonalıtme Türe, neşir tarihi bakımından ilk eseridir ; bundan sonra dört eseri daha yayımlanmıştır: Angora, Coslantinople, Londres (Paris, 1922, Librairic Armand), İM.\'ouvrlla Turquu (Paris, 1924, Librairie Armand Colin ,282 + 1 s.), La Qjustion Turque (Paris, 1931, Ed. Berger-Lavrault, 373 s.), Lyauley in Time (Paris, 1937, Ed. Berger-Lavrault). Türkiye ile yakından ilgili bu eserlerden kısmen faydalanılmış ise de, ilki dışındakiler Türkçe’ye çevrilmemiş bulunuyor.

Ertuğrul Düzdağ’ın incelemesinde La Souvella Tuquıe (Teni Türkiye)ile, La Qjuslion Turque (Türk Mes'elesi)'ün içindekiler kaydedildiği gibi, mühim görülen kısımlarından nakiller de yapılmıştır: Madame Gaulis’in 1922 Ekim’inde İzmir’de, Bursa’da Mustafa Kemal ile, İstanbul’da İngiliz Elçilik Müsteşarı Ncvil Henderson’la, Lozan Sulh Konferansı hakkında ; Re’fet Paşa ; Paris’e dönünce Mösyö Puankare; Lozan'da ismet Paşa, Ankara’da Mustafa Kemal Paşa ve latife Hanım, İstanbul'da Halife Abdü’l-Mecid Efendi ile görüştüğü anlaşılır. Eserde, 5 Haziran, 1923’de beşinci def a Lozan’a gittiği, Rizâ Nur'la da görüştüğü [24], 22 Mayıs, 1923 tarihli ilen gazetesinde epeyi kısımları sansür edilen makalesinin tam metninin bulunduğu da kaydedilmiş, Lozan Sulhu dolayısıylc epeyi bilgi de naklonulmuştur[25]. La Question

Turgue'ûn, 15 Eylül, 1915’de Mustafa Kemal’in VI. Mehrned ile neler konuştuğundan başlayarak, Türk-Fıransız ilişkileri, Lyautcy'nin Saltanat ve Hilâfet hakkında düşünceleri ve Lozan'da Türk diplomatlarının tecrübesizliği, Mustafa Kemal’e muhâlefet, yeni idâre, isyanlar, şapka devrimi, dejenere me’murlar, v.b. mes’eleleri içine aldığı görülür. Türkiye aleyhinde fikirlere de epeyi yer verilen eser, 1927 Nisan’ında Ankara, Bugünkı Durum (192S-31) başlıklı 10 ve 1 ı’inci bahisler ile neticelenmiştir[26] .

Türkiye hakkındaki eser ve makaleleriyle dış basında da oldukça şöhret kazanan Berthe G.G.’in ba’zı incelemeleri kaynak olarak da kullanılmıştır:

“Avrupa’da ve bilhassa Fıransa ve İtalya’da, Türkiye’nin hemen-hemen yalnızlığa terkedildiği bir zamânda, Rumiar ile Ermeniler’in müteaddid propaganda yazılarına karşı,, çalışmalarının, hizmetlerinin te’siri küçümsenmeyecekler arasında Berthe G.G.’in de adı geçer[27]. İnönü Ccbhesi’nde gördüklerini anlattığı ll’hal I Saw on the Eronl Commanded by Marshal İsmet Pasha — Eye Witness Account of Anglo-Greek Excesses Near Eski-shahr başlıklı yazısı, Londra'da çıkan Islanır News (İslâm Haberleri) dergisinin 16 Haziran, 1921 tarihli 33’üncü sayısında yayımlanmıştır[28]. Paris’te çıkan Zz Malın gazetesinin 2 Ocak, 1923 tarihli sayısındaki Angora adlı baş-makâle ile[29], Pierre Benoit’nun Paris’te basılan Le JournaTın 5 ve 6 Mart, 1923 de Angora sous la nege [Kar Altındaki Ankara) ve L’Avenir d’Angora, capılal de la Nouvella Turguie (Teni Türkiye’nin Başkenti Ankara’nın Geleceği) makalelerinde de, Berthe G.G.’in yazdıklarından faydalamlmıştır [30].

Berthe Georges-Gaulis’in Türk Milliyetçiliği adlı eserinde istiklâl Savaşı’mız, Ingiliz Emperyalizmi'ne karşı Türkler’in mücâdelesi olarak ma’nâlandırılmıştır; çünki müttefiki Fıransızlar’ı arkadan vuran, Yunan taarruzunu sevk ve idâre eden İngilizler’dir. Bu yüzden ingilizler’e karşı duyulan kini, Türk-Fıransız dostluğunu kuvvetlendirici fikirlere çok yer verilmiştir.

Berthe G.G.’in gittiği memleketlerin tarihine, o günlerde ne hâlde bulunduğuna dâir, işleyeceği konuyu hazırlayıcı bilgiye sâhip olarak ele alan iyi bir gazeteci, kullanacağı malzemeyi seçme bakımından çok başarıl) olduğu görülür. İstiklâl Savaşı nın ilk iki yılında görüp işittiklerini çok defa günü-gününe not etmiş, bu hususta başkalarının yazdığı mektup, rapor, v.b. belgelerden faydalanmış, o savaş yıllarını hemen-hemen her yönü ile, çekici ve duygulandırıcı üslûbuyle anlatıp canlandırmıştır. Mülakat bakımından en yetkili, en elverişli kimseleri seçmek yönünden de ustadır ; bu yüzden, Türkiye'nin o savaş yıllarındaki siyâsi vaz’iyeti, hattâ geleceği, milliyet anlayışı hakkındaki fikir ve hükümlerinin çoğu yerinde ve isâbetlidir. Türk Milliyetçiliği adlı eserinin dilimize çevrilmiş olmasını şükrânla karşılamaktayız. Berthe Georges-Gaulis'in başka eserlerinin, siyâsi bakımdan mühim şahsiyetlere gönderdiği el yazısıyle mektuplarının, o devirler üzerinde çalışanlarca incelenmesinin, ba'zı mes'eleleri aydınlatma bakımından faydalı olacağı kanâatine varmış bulunduğumuzu da söyleyelim.

Ankara—31 Mayıs, 1982

Fevzİye Tansee

Dipnotlar

  1. Fuad Pekin'in Atatürk ve Lyautey adlı makalesinden, Berthe Georges-Gaulis hakkında epeyi bilgi edinebiliyoruz: Nancy’ye kırk kilometre kadar uzaklıktaki Vezelise nahiyesine bağlı Thorey-Lyautey köyü şatosunun kütüphanesinde, ayrıca Tunus, Cezayir gibi, ahâlisinin çoğunu Müslümanların teşkil ettiği Fıransız sömürgelerinin Genel Valisi olan Mareşal Lyatuey’nin yeğeni M. Pierre I.yatuey’nin Paris'teki apartımanında mevcut mühim belgeler arasında Atatürk’ün Mareşal Lyatuey’ye yolladığı bir mektubu ile Berthe G.G.'in mektupları da bulunmaktadır. Fuad Pekin, bu belgelerden faydalanarak önce Türk Dili dergisinde Atatürk’ün Bilinmeyen Mektupları başlıklı makalesini (Kasım, 1956) neşretmiştir. Atatürk ve Lyautey adlı incelemesinde (Belleten, c. xx., nu. 80, Ekim, 1956), Berthe G.G. tarafından kendisine yazılan epeyi mektup bulunmaktadır. Fıransa’dan Lyautey’ye yolladığı 23 Ağustos, 1919 tarihli, ba’zı kısımları yayımlanan mektubundaki, “Fas'a dönmeği şiddetle arzulamaktayım, amma daha önce, ingilizler seyahatime mâni olmak şerefini benden esirgerlerse. Doğu yolculuğuna çıkmak niyetindeyim „ cümlesinden, o sıralarda memleketimize de gelmeğe karâr vermiş olduğu anlaşılır. İstanbul’a gelişinden on gün sonra, yine Lyautey’ye yolladığı 1 Ekim, 1919 tarihli mektubundaki, “Burada her şey ilgimi kamçılıyor. Tâlihimiz varmış... İnsan tâlih kuşunu yakalamağa niyet etmesin, o kendiliğinden kucağımıza atılıverir. Hepsini sıra ile görüyorum. Ba’zılan dikkate değer kimseler.. Eğer burada olsanız, sizi herkesten ayırdeden bütün vasıflarınızla, kalben ve ruhen Fıransızlar’a bağlı yaşayacak bir Türkiye yaratırdık. Zâten Türkiye de başka birşey istemiyor. Bu muazzam trajediyada küçücük rolümü büyük bir düşkünlükle yerine getiriyorum ve yakında isyân bölgesindeki insanlarla konuşmağa gide¬ceğim,, cümleleri, Türkiye’nin o işgal günlerinde Fıransa’ya yakınlık göstermesini sağlamak için çalıştığını ifâde eder (S. 648 v. d.).Nâşid Uluğ’un Milli Mücâdele’de Türk — Fıransız Münâsebetleri başlıklı makâlesinde, her iki mektubun bahsettiğimiz kısımları, terceme bakımından ba’zı farklarla neşredilmiştir; belki tertip yanlışı olarak, Berthe G.G.’in İstanbul'a geliş tarihi 21 Eylül, 1919 değil, 14 Eylül, 1919 şeklinde kaydedilmiştir (Hayat Tarih Mecmuası, tıl-8, e. 11., nu. 9, 1 Ekim, 1972, s. 13).
  2. Bahsedilen bu gazetenin doğru adı Hâdı\dl't\r. Eserin trreemesinde tcıtip yanlışı olarak Hâdise şeklinde basılmış olabilir S. 59); belki, göremediğimiz Fıransızca aslında yanlış kaydedilmiştir.
  3. Eserde adı verilmeyen Dr. R..„ Dr. Tevfik Rüşdü Araş tır (Aşağı bk„ not —4). Onun tarafından söylenildiği kaydedilen, “Vatanperverlik Mütâreke'den sonra, bizim çektiğimiz ıztırâblardan doğmuştur ,, fikri, üzerinde durulmağa, münâkaşa edilmeğe değmeyecek ölçüde gerçeklere aykırı bir hüküm olduğuna dikkati çekmeği faydasız bulmuyoruz.
  4. S. 90-94. Bir önceki nottan anlaşılacağı üzre, adı gizli tutulan köy, Keskin’dir. Keskin, Eskişehir merkez ilçesi kucaklarındandır (Türkiye Mülki /dâre Bölümleri ve Bunlara Bağlı Köyler, Belediyeler (1 Haziran, 1970 durumu); T.C. İç İşleri Bakanlığı İller idaresi Genel Müdürlüğü, Seri: 2, Sayı: 4, Ankara, 1971,5. 359). Ali Fuad Cebesoy, Mustafa Kemal—Milli Lider başlıklı yazısında Yirminci Kolordu dolayısıyle şu bilgiyi vermiştir: Mustafa Kemal, “Adana'dan İstanbul'a döndükten Samsun’a geldiği güne kadar (1918’dcn, 19.V. 1919'a kadar). Yirminci ve Onikinci Kolordular’la, Garbi Anadolu’da kurulmağa başlamış olan milli guruplarla ilgisini ve onlarla olan muhaberesini kesmemiş ve bi’l-akis bunlara rehber ve ma’nevi iştinâdgâh olmağa çalışmıştı. Nihayet ileride Millî Mücâdele ve hareketlere merkez olabileceğini isâbetle tahmin etmiş olduğu Ankara'ya, Garbi Anadolu'daki Kolordular’ın en kuvvetlisi bulunan Yirminci Kolordu'nun nakline, düşmanların birçok müşkiiât çıkarmış olmalarına rağmen İstanbul'da bi’l-vâsıta çalışmış ve muvaffak da olmuştu. „ (Belleten, aynı cilt ve sayı, s. 550 v.d.).<br>Ali Fuad Cebesoy, bu görüşme hakkında aydınlatıcı bilgi vermiştir: 9 Ekim. 1919 akşamı Kaikanlı-kcnu ndeki Karargâh ı mı kaldırmış ve bütün gere devam eden bir yolculuktan *onra maıyyetimle beraber Keskiıı-köyü’nr gelmiştim. Aynı gun Eskişehir'e gelerek benimle görüşmek isteyen Fıransız mııharrirclcrinden MadameGaulis’i öğle yemeğine da’vet etmiştim. Madame Gaulis bu da'vctime beraberinde Doktor Tevfik Rüşdü (Araş' Bey olduğu hâlde icâlıet etmişti. Konuşmalarımız pek samîmi geçmiş ve saatlerce sürmüştü. Madame Gaulis, I ürk milliyetperverliğinden hayranlıkla bahsetmiş ve üzerimizde iyi bir intiba* bırakmıştı., (Milli Mücâdele Hâtıraları, İst., 1953, latan Neşriyatı, s. 240).
  5. Nâşid L’luğ. Berthe G.G.'in 1920 Aralık’ında. “İstanbul'dan sonra Konya yoluyla Şam’a uğrayıp doğrudan-doğruya Fas’a „ gittiğini, orada şerefine tertiplenen kabûl resminde, “seyahat inlibâ'larmı öğrenmek için ba zı ,, mühim şahısların bu da setle bulunduğunu, bu toplantıda Anadolu hakkında anlattıklarını da kaydetmiştir: "Günün en ateşli konusunu ele alacaktık: Anadolu... Türk milliyetçiliğinin savaş alanı; ben oradan gelmekteydim. Bu defa karşımdaki kişiler Konya ve Eskişehir’in durmadan dalgalarına hedel oldukları .Anadolu savaşları hakkında doğruyu öğrenmek için artık hcyccânlarını gizlemeden, doymayan bir İsrarla soruyorlardı. Oralarda neler görmüştüm? Memleketin gerçek durumu ne idi? Millet bu kadar felâkete nasıl göğüs geriyordu? Bunları öğrenmek isterken de Türk'ün canına kasdeden. fakat yakın zaferini idrâk ettikleri bu mücâdeleden, ya’ni Birinci Cihan Savaşı sonrasında I ııgiltere ve Yunanistan'ın, içinde yaşanılan günlerdeki hareketlerini doğrudan-doğruya bahis konusu etmekten incelikle kaçınıyorlardı... N. Uluğ, “Mareşal Lyautey nin Berthe G.Gaulis in Fas'taki tcmâsları sırasında, Fıransa Başvekili M. Leygues'e Rabat'tan gönderdiği 21 Aralık, 1920 tarihli,, , “Bugün. Doğu’daki olayları ve özellikle Türkiye’deki durumu aksettirmek bakımından ilginizi uyandıracak değerde olduğuna inandığını belgeler elde eltim,, cümlesini de içine alan raporunun epevi kısımlarını da yayımlamıştır. Bu kısımlarda, Türk mes elesı, İstanbul’daki Pâdişahhk ve Halifelik, Hicaz Arab Kıratlığı, Fas, kısacası İslâm Alemi hakkında siyâsi mes’eleler üzerinde durulduğu görülür (A.y., s. 15-17). Aynı raporun daha çok kısımları Fuad Pekin tarafından da yayımlanmıştır (Belleten, a.y., s. 650-54).
  6. Cemil Süleyman doğumu: 1896;, Fecr-i Aticilerdendir; küçük, büyük hikâyeleriyle tanınmıştır. Hâtırat, seyahat nev’inde eserleri de vardır. Hikâyelerinin çoğu Resimli Kitap mecmuası ile Tanin’dede yayımlanmıştır. Küçük hikâyelerini içine alan Timsâl-i Aşk (Fccr-i Atî Kütüphanesi, İst., Kânûmevvel, 1325/1909, Uhuvvet Matbaası), Siyah Gözler adlı büyük hikâyesi (İst., 21 Mart, 1327/3 Nisan, 1911, Tanın Matbaası), yine küçük hikâyelerden meydana gelen *Vkde (İst., 1328/1912, Resimli Kitap Matbaası) üzerinde durulmağa değer. Mehmed Behçet Y azar'ın b.debiyâtçılarımız ve Türk b'.debıyâlı adlı eserinde hayât çizgisi, eserleri hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Bu Bahriyeli doktor Cemil Süleyman’ın, 6 Millî Mücâdele Harbi’nde Antalya’da fi rengi mücâdelesi yapıyordum. Aynı zamânda Karantine işlerini ve Istihbârât Burosu'nu idare ediyordum „ ifâdesinden, Berthe G.G. ile görüştüğü sıralarda bu vazifelerde çalıştığı anlaşılır. 1927'de, Deniz Yolları'nm Güneysu vapuru doktoru bulunmakta idi (İst., 1938, Kanâat Kitabevi, s. 108 v.d.).
  7. Bu cümle, eserin tcrccmesindc bu şekilde, eksiktir (S. 131); herhalde tertip yanlışı olarak, bir kelime veya birkısmın atlanıldığı anlaşılıyor.
  8. Bahsedilen Suad Bey, şâir Hüseyin Suad Yalçın (H. 1284/1867 — 2t Mart, 1942) dır. Hüseyin Suad'in resmî hayât çizgisinde, yanılmıyorsak a’zâsı bulunduğu Sıhhiye Büyük Meclisi’nin tasfiyesi üzerine açıkta kaldığı sıralarda, Millî Kuvvetler'e katılmak için İstanbul’dan kaçtığı anlaşılır. Efzâyiş Suad'in Hüseyin Suad Valfın ve Şiirleri adlı eserinden (İst., 1943, Halk Basımevi, s. 25), onun hangi ruhî sebeplerle İstanbul'dan kaçmak istediği, kıyâfet değiştirip asker elbisesi giyerek bu işi nasıl başardığı, gittiği yerlerde doktorluğu dolayısıyle li’lcn nasıl çalıştığı hakkında kısaca bilgi edinebiliyoruz: “H.Suad, Türk askerine karşı, en yüksek rütbeli generalinden en küçük neferine kadar ruhunda hüzünle karışık bir mahabbet beslerdi. Al sancağımıza bakarken heyecândan yüzü kızarır, asker geçerken gözleri dolardı. Ne yazık ki asker olamamıştı; fakat İstiklâl Savaşı'nda, memleketi düşmandan kurtaran bu askere, hiç olmazsa ilk esvabını İstanbul’dan binbir müşkilâtla te’min etmekle bir nevi' vatan borcunu ödemiş olduğuna kanâat getiriyor. .Anadolu’yu baştan-başa dolaşırken köylerde, hanlarda, bütün o gezdiği yerlerde doktorluğundan istifâde ederek hastalara bakıyor, reçeteler, raporlar yazıyor,, denilmektedir, K'ubbealtı Akademi Afecmuorı’ndaki Kurtuluş Savaşı Hâtıralarından Dr. Hüseyin Suad Valfın'ın Üf Şiiri başlıklı incelememizde onun hayât çizgisinden, eserlerinden kısaca bahsetmiş, o savaş günlerinde tanık olduğu vak’alara dayanarak yazdığı, böyle hikâyelerin en güzel örneklerinden sayabileceğimiz üç şiirini de yayımlamıştık (Yıl- r t, nu. 2, Nisan, 1982, s. 44-59)-
  9. Eserin Üşüntü Bölüm'isnün bu ikinci kısmının Eskişehir, İsmet Paşa Cebhesi’nde: Nisan 21, Bilecik, Pazarcık adlı bahisleri (S. 128-39), ^smtl Paşa Cebhesi’nde—Madame Gaulis’in Maka¬lelerinden , Paris: Opinıon Gazetesi Müdürü Jean Boulanger’yc başlığıyle, Eskişehir’de yayımlanan İstiklâl gazetesinden alındığı bildirilerek Tercemân-ı Hakikat'te neşredilmiştir (1 Haziran, 1337/ 1921, nu. 14429). Berthe G.G.’in resmine de yer verilen bu basımında ba’zı kısımların sansür edildiği görülür.
  10. Madame Gaulis’in 30 Nisan. 1921’de Ankara'ya geldiğini, o gün kendisiyle yapılmış olan mülakattan öğreniyoruz (Madame Gaulis Ankara'da—Muharririmizin Muhterem Fıransız Muharrir esi ile Mülâkâtı, Hâkimiyyet-i Milliyye gzt., 1 Mayıs, 1337/1921). Onsekiz ay önce Eskişehir'de Ali Fuad, Konya'da Re’fet Paşa ile görüştüğünden bahsedilen Berthe G.G., Millî Hareket üzerindeki çalışmalarını, seyahati sırasında Yunan zulmü yüzünden halkın neler çektiğine dâir duyup gördüklerini, Gündüzbey Karârgâhı’nda, Pazarçık'ta dûrbinle baktığı savaş hatlarını, Türklcr'in muzaffer olacağına emin olduğunu anlatmıştır. Bu konuşmalar dolayısıyle, 11 Şubat, 1921’de İstanbul’a geldiğini bildiğimiz Berthe G.G.'nin, Paris’ten 5 Şubat'ta hareket ettiğini de öğrenmiş oluyoruz. Bu röportaj, İstiklâl Savaşı’mız sırasında Bir Türk Dostu—Berthe Georges-Gaulis ve Bir Mülâkât başlıklı incelememizde neşredilmiştir (Tarih ve Edebiyat Mecmuası, Yıl-18,1 Mart, 1982, nu. 3, s. 18-22). Bu incelemede, Ankara'ya gelişi tertip yanlışı olarak 30 Nisan, 1931 şeklindedir, düzeltiriz.
  11. Eserde bu cümle, belki tertip yanlışı olarak bu şekildedir (S. 141).
  12. Mustafa Kemal'in bu sözleri, Berthe G.G. ile ilk değil, daha sonraki görüşmeleriyle ilgilidir. N. Uluğ’un incelemesinde, Çankaya'daki ilk görüşmelerine dâir, onun tarafından anlatılanlara dayanılarak bilgi verilmiştir: “Paşa’nın evinin birinci katında iç-avluyu andırır bir yerde, üniformalı kalabalık bir subay gurupu, aralarında teklifsizce konuşmakta idiler. İçeri girdiğim zaman hepsi susarak bana baktı. Hiçbir resminin kendine benzememesine rağmen, aralarında Paşa’yı seçebildim. Bu, kendine hâs, bu tavır ve bu fevka’l-âde bakışla, Paşa’nın tâ kendisi idi; yüzünde belirsiz bir tebessüm vardı. Nezâketle selâm vererek bu ilk görüşmemiz için yalnız kalacağımız bürosuna beni da’vet ederek. 'Soruların derinliğine girmeyeceğiz, birazdan gidiyorum. Üç-dört gün sonra döneceğim; bu da sizce Ankara’yı tedkik etmeniz için vakit kazandıracaktır. Eğer tedkiklerinizi not edip, sizi ilgilendiren hususları bana bildirirseniz, döndüğüm zamân uzun-uzun konuşuruz. Kısaca şunları söyleyeyim ki efkâr-ı umûmiyyeniz ve hükümetiniz iki ayn dil konuşuyor. Esâs konuyu, ya’ni Ingilizler’in bize karşı Anadolu’da açtıkları savaşı daha sonra ele alacağız. Şimdi, ingilizler'in en kuvvetli ajanlarından biri olan Mustafa Şağır'in da'vâsını izlemek fırsatını bulacaksınız. Burada her gün Ingiliz ajanlarını tevkif ediyoruz. Ankara'ya kadar sızabiliyorlar; hâlbuki bunun kolay olmadığını siz de görebildiniz. Mustafa Kemal'in esrarlı tebessümü yine belirmişti, soruyordu: 'Ankara'dan, evinizden memnun mısınız? Etrafınıza iyice bakın, burada çok sevdiğiniz araştırmalarınız için ilgi çekici şeyler öğreneceksiniz (A. y., yk. bk., not — t, s. 17). Makalede bu hâtıraların Berthe G.G.'in hangi eserinden alındığı kaydedilmiş değildir. N. Uluğ’un notundan, Mustafa Şağır’in İstiklâl Mahkemesi karârıyle, 24 Mayıs, 1921'de Ankara'da asılmış olduğu anlaşılmaktadır.
  13. Eserin Oçüncü Bölüm'ünün III'üncü kısmında yer alan, Berthe G.G. 'in 30 Nisan, 1921’de Ankara'ya gelişinden, 10 Mayıs'ta buradan ayrılışına kadar ki hâtıraları Tevhtd-i Efkâr gazetesinde de yayımlanmıştır (Seyâhal Tefrikası — Ankara’da On Gün, Muharriresi: Madame Berthe Georges-Gaulis, 11 Ağustos, 1337/1921,00.3092 — 20 Ağustos, 1921). Ankara dönüşü İstanbul'a giderken, 12 Mayıs, 1921’de Kastamonu'da Gençler Kulubü'nün çay ziyafetindeki konuşmasında,"... Türkler hakkında son derece iyi duygularla memleketime dönüyorum. Fıransız umûmi efkârım tenvir edeceğim. Çok mühim ellerle idâre edilen millî hareket mutlak kazanacaktır. Yunanlılar koğulacaktır „ demiştir (Utkan Kocatürk'ün 1973’de Türk İnkılâb Tarihi Enstitüsü’nce basılan Atatürk ve Türk Devrimi Kronolojisi"nden naklen: Ertuğrul Düzdağ, Dünden Varına, İst-, 1978, Fâtih Yayınevi, s. 310).
  14. Ilhan Bardakçı’nın Olaylar ve Belgeler başlıklı incelemesinde, Madame Gaulis'in 1920¬22 yıllan arasında Anadolu’da röportaj ve araştırmalar yaptığı, bunları Le rdveil de l’Anatolıe ve Sair de Marseille gazetesinin 10 Nisan, 1924 tarihli sayısında yayımladığı kaydedilmiştir. Üzerinde durduğumuz Türk Milliyetçiliği ile yakından ilgili olan bir başka yazısı ise “lllustratıon dergisinin 10 Mayıs, 1921 tarihli özel Napolyon sayısının ilâvesi ,,nde neşredilmiştir. Ilhan Bardakçı'mn bu hâtıralardan naklettikleri, Berthe G.G.’in, Sakarya Zaferi nden hemen sonra, savaş cebhesinden dönen Mustafa Kemal ile görüşmelerinden birini aydınlatma bakımından üzerinde durulmağa değer: Mustafa Kemal Paşa, "Düşman üzerine atılan ve hayâtını kaybeden her erle bir kerre ölen Kumandan’dır. Emrindeki asker, Kumandan'ının bu duygulanışım bildiği içindir ki, Gazi Paşa kendisine ‘öl!‘ deyince, vatanının ölmeyeceğini farkeder. Kendisine bu fikrimi açıklarken, Paşa'ya bir asker-imparator ilişkisinin yaşanmış hikâyesini anlattım. Söylcdikilerim bittiği zamân baktım, Mustafa Kemal Paşa'nın gözlerinden iki damla yaş süzülüyordu,, (Ilhan Bardakçı, bu münâsebetle şu dip-notu vermiştir: Madame Gaulis'in bu cümlesini, ifâdesindeki güzelliğini belirtmek için kendi dilinde kullandığı biçimde aynen yazmakta yarar buluyoruz: Les Poils de ma chair se sont hirissis qu andje l'ai recontrejusle apris la bata ille de Sakarya.). Madame Gaulis bu yazısında Mustafa Kemal’i ağlatan hikâyeyi de kaydetmiştir: Hikâyenin başlıca vak'alan, Napolyon ile Muhâfız Alayı Çavuşlarından Noisot’nun biribirlerine bağlılıklarını isbâtlar: Çavuş Noisot. Napolyoh'un muhtelif savaş¬larına katılmış, Elbe-adası’na sürülmesinde ondan ayrılmamış, Hclens-adası’na sürülmesinde onunla birlikte gitmesine izin verilmediği gibi, rütbesi de alınmış, "devir değişmiş; Üçüncü Napolyon,, iktidâra gelince bu eski Çavuş’a aylık bağlanılıp rütbesi iâdc edilmiş, Dijon’un Fixin kasabasında zengin bir kadınla evlenip orada meydana getirdiği Napolyon adlı korulukta, günün birinde hayâta döneceğine inandığı Kumandan') için heykeltraş Rudc'ye 1844 de apul yon'm Uyanışı adlı heykeli yaptırmış, bunun yanına da kendisi için bir mezar hazırlatmıştır. Ömrünü o parkta, o heykelin önünde geçiren Noisot 1861’de öleceği günlerde Belediye Meclisi a'zâlarını evine çağırtır; işte, Mustafa Kemal’i ağlatan, onun bu son sözleridir: Mezarımı daha evvel hâzır lallım. Beni oraya üzerimde merasim üniformam ve elimde silâhımla ayakla gömeceksiniz. Ayakla gömeceksiniz ki, İmparator'um uyandığı ân, ben kendisine selâm vazifemi gecikmeden yerine getirebilmeliyim'. Belediye a'zâları. Noisot’nun mezârına. ta’rif ettiği şekilde heykelini dikme yoluna giderek, bu vasiyetini yerine getirmişlerdir. Bu incelemede, her iki heykelin fotogarafı da vardır (Tercüman gzl-, 28 Şubat, 1982. — Bu incelemede, imlâ bakımından tertip yanlışlarını düzeltmeğe çalıştığımız üç dip-not vardır; üçüncü notun yeri ise, makale metninde işâret edilmemiştir. Bu hususların, müellifi tarafından ileride gözden geçirilip düzeltilmesi faydalı olacağı ümidindeyiz).
  15. S. 113, 116. Fuad Pekin, Berthe G.G.'in, “Mersin’den Split gemisiyle ayrılırken General I.yautey’ye yazdığı 9 Mart, 1920 tarihli,, mektubundan da faydalanarak, “.Lyautey, Fas Müslümanları’nın hassaslıkla üzerinde durduğu, Türkiye'nin uğradığı korkunç felâketi, Rumlar'ın vahşice saldırılarını ve tahriblerini bilmemezlik, görmemezlik edemezdi. Madame Gaulis Fıransa ile Türkiye, Fas ve Paris ile Lozan arasında mekik dokuyor; Şark Mes elesi ni yerinde inceliyor; Türkler’in ıztırâbına, mücâdelelerine, kahramanlıklarına şâhid oluyor; gördüklerini ve konuştuklarını ccsâretle yazıyordu. Gouraud da, Madame Gaulis'in Mustafa Kemal nezdinde aracı olmasını istememiş mi idi? Madame Gaulis mektuplarında Lyatuey'yı gâh Suriye’ye gâh Türkiye’ye çağırıyor, Müsiümanlar’ı müdâfa’a etmesini, Türk-Fıransız dostluğunu diriltmesini, âdetâ bütün dertlere deva bulmasını istiyordu „ bilgisini vermiştir (A.y., s. 637-38).
  16. Fuad Pekin, a.y., s. 649; mektubun bütünü değil ba’zı kısımları yayımlanmıştır.
  17. Gotthard Jaeschke, Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi—Mondros'tan Mudanya’ya kadar (30 Ekim, ıgı8—// Ekim. Z9227,Ankara, 1970, Türk Tarih Kurumu Basımevi, s. 156; 7 Temmuz, 1921 "Babalık, Gaulis’in M.K.’e mektubu. „
  18. Mektubun tam metni için bk., Echo de T İslam, s. 40-41, s. 1 1 (G.Jaeschke, a.e., s. 160). Türkçe’sinin tam metni, N. Uluğ, aynı makâle, s. 18 v.d. Bundan alınarak. Şevket Rado, Türk Milliyetçiliği, s. 14 v.d. Berthe G.G., 1931’de basılan La Que\tıon Turgue adlı eserinde, İsmet Paşa'dan da, 5 Eylül, 1921’de uzun bir mektup aldığını yazmış, bunun metnini de neşretmiştir: S. 165-66 (Ertuğrul Düzdağ, a.e., s. 336).
  19. G.Jaeschke, a.e., s. 167, 170. Şevket Rado, Türk Milliyetçiliği, s. 16: Teşekkür edilmesini teklif edenler. Takrir metni dolayısıyle, “Sa'dî Borak tarafından T.B.M.M. Ihabil Ceridesi, cilt 14, Ankara, 1958, s. 226,, dip-notu verilmiştir. Sekiz imzalı Takrir metninin yeni hallere çevrilmiş fotokopisi için bk., Ertuğrul Düzdağ, a.e.,s. 345. F. Pekin, Berthe G.G’in bu seyahatinde, 1921 Aralık’ında Çankaya’da Latife Hanım ve Mustafa Kemal ile neler konuştuklarının birkısmını, onun bir eserinden naklen kaydetmiştir (A.y., s. 641). Fas, Tunus, Cezayir gibi, ahâlisinin çoğunu Müslümanların teşkil ettiği Fıransız sömürgelerinin Genel Vâlisi olan Mareşal Lyautes’nin yeğeni M. Pierre Lyautey’nin Paris'teki apartımanında mevcut belgeler arasında, Atatürk’ün Mareşal Lyatuey’ye yolladığı 23 Aralık, 1921 tarihli bir mektubu da bulunmaktadır. Daktilo edilmiş, Moustapha Kemal imzâlı bu mektubun Fıransızca aslının, Türkçe’ye tercemesinin tam metinleri Fuad Pekin tarafından yayımlan¬mıştır (A.e., s. 643, v.d. 654). Mektubun ilk paragırafı olan, “Madame Berthe Georges-Gaulis, recâm üzerine, bu birkaç satır yazının size ulaştırılmasını kabûl etmekle, şimdiye kadar gösterdiği sayısız dostluk delillerine yeni bir tânesini ilâve etmek nezâketinde bulundu „ cümlesinden, onun aracıhğıyle iletildiği, şerefine Anadolu basınınca öğle yemeğinin verildiği günün tarihini taşıdığı anlaşılır.<br>înebolu Kaymakamlığı ndan Kastamonu Vâliliği'ne yazılan 9 Kasım, 1921 tarih, 948 numaralı, “Madame Gaulis ve Celâleddin Arif Bey bugün İtalya vapuru ile geldi. Yarın sabah otomobil ile Ankara’ya hareket edeceklerdir,, cümlelerini içine alan şifreden, Ankara'ya Kastamonu yoluyle gittiği anlaşılır (Nureddin Peker, 1918-1923 istiklâl Savaşanın inebolu ve Kastamonu Havâlisi, İst., 1955, Gün Basımevi, s. 386).
  20. Madame Gaulis başlıklı, "Madame Gaulis’in yarın Mersin'den hareket edeceği haber alınmıştır lAkaşam. 27 Aralık, 1921/1337).
  21. G. Jaeschke, a.e., s. 171; Gaulis’in 13, 19 Ocak, 3 Şubat tarihli İkdamda, "Yunan zulümlerine dâir demeci „ ve Yeni Adana gazetesi muhabirine, "Türk ordusu her zamânkinden daha kuvvetlidir demeci,, Fjjaro’dan naklen, “Sakarya Savaşı yeni bir devir açtı ,, dediği de kaydedilmiştir (S. 172, v.d.).
  22. Bu mektubun, “Sayın Mareşal, yakında Ankara'ya dönüş hediyesi olmak üzre yanımda küçük bir bavul kitap götüreceğim; çünki orada tehâlükle aranan şey budur. Paşa’yı en çok memnûn edecek, ithâl'edilmiş mektuplarınız olacaktır. Ne dersiniz?.. ,, cümleleri Fuad Pekin tarafından yayımlanmıştır. Müellif, “ithâf edilmiş mektuplarınız „ ifâdesi dolayısıyie, dip-not olarak, Lyautey’nin 1901-1921 yılı arasında yayımlanan üç eserinin bibliyografya künyelerini de kaydetmiş bulunuyor (A.e., s. 638). Ahmed Emin Yalman’ın hâtıralarına bakılırsa, Berthe G.G. Ankara’ya daha önceki gelişinde de Mustafa Kemal'e ba’zı kitaplar getirmiştir. Ahmed Emin Yalman sürgün edilmiş olduğu Malta-adası’dan 3 Kasım , 1921/ 1337’de İstanbul’a döndükten sonra Gazi ile mülâkât için Ankara’ya gitmiştir. "Ankara’da bulunan Fıransız yazarı Bayan Gaulis ve Amerikan yazan Mr. Price şerefine Gazeteciler Cemiyeti tarafından verilen ziyâfet esnâsında Adnan Bey kulağıma şöyle fısıldadı: Yarın sabah onbirde, köşkte... Suallerini hazırla..,, ifâdesinden,bu ziyâfet 23 Aralık, 192ı’de olduğuna göre (y. bk.. not 19), Mustafa Kemal'in Çankaya’daki yazı odasını, Gaulis’in getirdiği kitapları da bu sıralarda görmüştür. “Mustafa Kemal Paşa'ya âit özelliği, dıvarlarda ve odanın diğer taraflarında bulunan hâtıra ve hediye nev’inden eşyâ ve kitaplardı. Yazı masasının arkasında Şeyh Sinûsi hediyesi olan meşhur kılıç asılı bulunuyordu. Dıvarlarda hâtıra kabilinden birkaç silâh ile. Paşa için yazılmış ve eski usûlde süslenmiş, yaldızlı bir kaside vardı. Masa üzerinde, Sakarya Zaferi için Paşa'nm yabancı memleketlerdeki hayrânları tarafından gönderilen ve yazı masasına âit eşyâdan ibâret bulunan türlü-türlü hediyeler göze çarpıyordu. Masa üzerinde duran Fıransızca kitaplar Madame Gaulis’in özenerek seçip getirdiği hediyelerdi. Yandaki küçük rafların üzerine, memleketimize dâir Fıransız yazarları tarafından yazılmış eserlerin birkaçı, siyâsi kongrelere dâir birtakım Fıransızca ve Türkçe kitaplar yığılmıştı. Diğer bir küçük masa üzerinde Şeyh Sinüs sî'nin hediye ettiği iki Kur'ân duruyordu ,, (Takın Tarihlerde Gördüklerim ve Getirdiklerim, c. 11,1918-1922, İst-, 1970, Yenilik Basımevi, s. 228, 25'-52)-
  23. Fuad Pekin, a.y, s. 650; Gaulis'in el yazısıyle fotokopisi, s. 556-57. F. Pekin, Pierre adı dolayısıyle, “Madamc Gaulis'in oğludur,, notunu vermiştir; yanılmıyorsak bu, Mareşal I.yauley'nin yeğeni, ba’zı eserleri de bulunan Pierre Lyatuey'dir. F. Pekin, mektubun fotokopisinin yukarısındaki kayde dayanarak, Rabat seyahatinin 6-7 Ocak’ta yapılmış olması ihtimâlini öne sürmüştür. 6 Ocak’ta Adana'dan ayrıldığına göre (Y.bk., not —at), Rabat'a o günlerde gittiğini söyleyebilir. F. Pekin'in makalesinde, bir münâsebetle, aynı mektuptan alındığı kaydedilen, “.. tki Lozan seyahatim sırasında Mustafa Kemal'in şifahi mesajlarını, i'timâd ettiği bir kimse, bana Paris'te bildirmişti „ cümlesi (S. 640), mektubun ne fotokopisinde, ne terccmesinde vardır. Bunun, bir başka belegeden alındığını sanmaktayız.
  24. Dünden Varına, İst., 1978, Fâtih Matbaası, s. 331. Eserde, Rizâ Nur’un Hayâlce Hatıratım adlı kitabına dayanılarak nelerden bahsettikleri, Madame Gaulis hakkında, '*.. gayet iyi zan ve tahmin ediyorum ki Fıransa Hâriciye Nezârcti'nin câsuslarındandır „ düşüncesinde olduğu da kaydedilmiştir.<br> Tevfik Bıyıkoğlu, 17 Ekim, 1920’de Dâmad Ferid Kabinesi'nin düşmesi üzerine, "l’tilâf Devletlcri'nin, İstanbul'da iş başına gelen Tevfik Paşa kanalıyle Ankara ile tamâs,, aradıklarından, bu münâsebetle Ankara'ya gönderilen hey’et ve şahıslardan, “Tanınmış yazarlardan ve Fıransız Genel Kurmayı'nın yakınlarından Bayan Berthe Georges-Gaulis’i (11 Şubat, 1921 — 30 Nisan, 1921) Atatürk'ün nezdinc göndermelerinden bahsetmiş, bunun, “Türk da'vâsınm zafere doğru yürüdüğünü ve Yunanhlar'a karşı ilk zamânlarda gösterilen güvenin sarsıldığını açıkça,, gösterdiğini yazmıştır (Tırakya’da Milli Mücâdele, c. I., Ankara, 1955, Türk Tarih Kurumu Basımevi, s. 409 v.d.). Bu kayıddcn, Berthe G.G.’in Türkiye’ye resmen gönderildiği anlaşılır.
  25. A.e., s. 325-35. Üçüncü Çehre—Berthe Georget-Gaulis, Ertuğrul Düzdağ'ın eserinin son bölümünü teşkil ettiğini de söyleyelim (S. 301-344). Bu bahiste. Mareşal Lyautey, Hilâfet hakkında fikirleri, onun ve Pierre Lyatucy'nin eserleri, Türkiye ile münâsebetleri hakkında, Madame Gaulis’le ilişkileri sebebiyle bilgi verilmiştir. Bu yazımızda faydalandığımız kaynaklardan çoğunun görüldüğü, ehemmiyetsiz bulduğumuz için zikretmediğimiz başkaca kaynaklardan da faydalanıldığı anlaşılmaktadır. Gaulis’in eserlerinden nakledilen ba’zı kısımların, Atatürk’le ilgili bibliyografyalardaki ba’zı eksikleri tamamlayıcı olduğu da kayde değer.
  26. A.e., s. 335-42.
  27. Gotthard Jacschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili Ingiliz Belgeleri, Türkçe’ye Çeviren: Cemal Köprülü, Ankara, 1971, Türk Tarih Kurumu Basımevi, s. 166.
  28. Bilâl N. Şimşir, Ingiliz Belgelerinde Atatürk (1919 — 1938), Ankara, 1979, Türk Tarih Kurumu Basımevi, s. 403-405, cvıı. Türkçe olarak çok kısa hulâsası da verilmiştir (S. cıx, nu 9). Bu yazıda anlatılanların, üzerinde durduğumuz Türk Millijıetfiliği adlı eserin Eskişehir ve İsmet l’aşa’nm Cebhesi'nde: .Msan 21 başlıklı bölümlerinde daha geniş olarak anlatıldığı, ba’zı kısımlarının aynen bulunduğu görülmektedir (S. 129 v.d.).
  29. Bilâl N. Şimşir, Dış Basında Atatürk Devrimi U922-2Ş} c. 1., Ankara 1981, Türk Tarih Kurumu Basımevi, nu. 69, s. 187, xxx.
  30. Bilâl N. Şimşir, a.e., nu. 90 ve 91, s. 230-235, xxxı 1