Refik Duru

Anahtar Kelimeler: Bademağacı, Kazı, Höyük, Erken Neolitik Çağ, İlk Tunç Çağı, Arkeoloji

Bademağacı Höyüğü kazılarının 10. dönem çalışmaları 30 Temmuz / 20 Eylül 2002[1],11. dönem çalışmaları da 1 Ağustos / 8 Eylül 2003 tarihleri arasında sürdürüldü[2]. Her iki kazı döneminde, höyüğün kuzey yarısındaki ‘A Açması’nın kuzey ve güneydoğu kesimlerinde çalışılarak, Erken Neolitik Çağ (ENÇ) ve İlk Tunç Çağı (İTÇ) yerleşmeleri üzerindeki araştırmalar geliştirildi (Lev. 1/2)[3]. Bu çalışmaların yanı sıra, höyüğün ortalarındaki en yüksek kesimde bulunan 'Kilise’ ile A Açması birleştirilmiş, ayrıca kuzeybatıda oldukça geniş bir alanın karışık üst birikimi de kaldırılarak, ENÇ yerleşmelerinin düzlemine inilmiştir. A Açması 2003 sonunda, höyüğün kuzeydoğu kesimini tümüyle içine alacak şekilde -höyük yüzeyinin- 1/4'lük bölümü, yak. 4.000m2 genişlemiştir.

Tabakalaşma durumu ile ilgili gelişmeler

Bademağacı’nın tabakalaşma durumunun saptanması, bir başka anlatımla höyüğün oluşumunun açıklanması konusunda, kazının ilk yılından başlayarak önemli bazı sorunlarla karşılaşılmıştı. Bu nedenle, höyüğün kültürel sıradüzeni (stratigrafisi) hakkında ‘4. Kazı Dönemi’ sonuna kadar kesin konuşmaktan kaçınmış, hatta “höyüğün doğru ve değişmeyecek tabakalaşma tablosunun, ancak gelecekte çıkacağı söylenebilir” demiştik (Duru 1998:710 vdd). Aynı doğrultuda olmak üzere, ileride bu konuda bazı değişiklikler / düzeltmeler yapılmasının gündeme gelmesi halinde, fazla sıkıntıya düşmemek için, "... höyüklerin tabakalaşması için genellikle kabul gören, tüm höyük için, biribirini izleyen kültür dönemlerini ayırmadan yapılan sürekli bir numaralamaya, Bademağacı’nda gitmediğimizi", bunun yerine “... Erken Neolitik Çağ yerleşmelerinin, Geç Neolitik Çağ (GNÇ) - Erken Kalkolitik Çağ (EKÇ) yerleşmelerinden kalınca bir yıkıntı molozu ile ayrılmasından ve ayrıca ENÇ ile GNÇ-EKÇ arasında bir zaman boşluğu olduğunun anlaşılmasından ötürü, bu farklı dönemlerin yerleşme katlarını ayrı ayrı isimlendirdik. İTÇ yerleşmelerini de, yine kendi arasında isimlendirdik şeklinde bir açıklama yapmıştık (a.y.). 11. dönem sonunda, bugün de bu konularda çok kesin saptamalar yapabilecek durumda olmadığımızı itiraf ediyoruz; höyüğün oluşumu, mevcut olan yerleşmelerin karşılıklı konumlarındaki özellikler yüzünden, tabakalaşma ve kültürel sıralanma konularında halâ önemli bazı sorunlar ve karışıklıklar, bir oranda devam etmektedir.

Son dört kazı döneminde alınan sonuçlara göre, daha önceki raporlardaki tabakalaşma önerilerimizde önemli bazı değişikliklerin yapılması, hatta höyükte varlığı daha önce bilinmeyen yeni kültür evrelerinin, örneğin Hıristiyanlık Dönemi (HD) ile Orta Tunç Çağı’nın (OTÇ) stratigrafik sisteme eklenmesi gerekmişti. Zira 1999 yılında A Açması’nın güneyinde bir 'Kilise’ açığa çıkartılmış, bu yapı ile A Açması’nın güney kenarı arasındaki alanda yapılan kazılarda da, OTÇ’ye ait olduğu anlaşılan mimarî kalıntılar bulunmuştu (Duru 2003:562 vd.).

Bu gelişmelere paralel olarak, özellikle son yıllarda, tabakalaşma konusu ile değişik dönem yerleşmelerinin karşılıklı konumları hakkında da açıklanması son derecede güç olan bazı durumlarla karşılaşıldı. ‘İTÇ Mimarlığı’ kısmında da değinileceği üzere, kazılarda alınan sonuçlara göre, höyüğün kuzeybatı kesiminde İTÇ süresince hiç yerleşilmediği, Lev.35’te görülen ‘Megaronumsu’ planlı yapıların, yarleşmenin sadece doğu kenarı boyunca bulunduğu gibi bir durum ortaya çıktı. Buna ek olarak, daha önceki kazı dönemlerinde varlığı öğrenilen ‘Yamaç Taş Döşemesi’nin (glacis) de kuzeybatıda kazılan alanda olmadığı görüldü. Halbuki son yıllara kadar bizde oluşan kanı, İTÇ yerleşmesinin ve yamaçtaki taş döşemenin tüm höyüğü çepeçevre sardığı şeklinde idi. Bu durum karşısında, İTÇ kasabasının yerleşim planının geneli hakkında herhangi bir öneri yapmak, bugün artık pek kolay’ değildir. 'Yamaç Döşemesi’ ile İTÇ yapılarının batı yamaçta bulunmamasının nedeni, umuyoruz gelecekte bu kesimde geniş alanların kazılması ile açıklığa kavuşacaktır.

A Açması’nın güneydoğu kesiminde, C-D/IV plankarelerinde yapılan çalışmalarda karşılaşılan durum da bir hayli karışıktır. Bu kesimde ENÇ ile GNÇ - EKÇ ve İTÇ kültür kalıntılarının yer yer birbirine karıştığı ve İTÇ yerleşmelerinin başladığı zamanda, höyük topografyasının bugüne oranla bir hayli farklı olduğuna işaret eden bazı kanıtlar vardır (Lev.5). Örneğin ENÇ’nin 3. yapı katının 5 numaralı evinin güneyindeki yeni bir derinlik açmasında (2. Derinlik Açması - 2. DA - Lev.3/2), ENÇ’ye ait herhangi bir yapı veya taban izine rastlanmamış, hatta bu evin tabanından daha aşağıdaki derinliklerde, ENÇ’ye ait az sayıda çanak çömlek (çç) yanında, İTÇ’ye ait bir hayli çç ile, bazı maden eserler ele geçmiştir. 2. DA’nın kesitlerindeki yanık izleri, bu enlemdeki ENÇ yerleşmelerinin sert bir eğimle, doğu ve güneye doğru derinleştiğine işaret etmektedir. Başka bir anlatımla, bu kesimde ENÇ yerleşmelerinin erken evrelerinin güney sınırına gelinmiş, yani ‘Ana Toprak’ üzerinde oluşmaya başlamış olan ilk yerleşim yükseltisi -höyük-, burada bitmiştir. Bu en eski yerleşmelerin ilk beş yapı katı, 'Erken Neolitik Çağ I (ENÇ I)’ olarak isimlendirildi (ENÇ 1/9-5 yapı katları).

İlk yerleşim döneminin bitiminden kısa bir süre sonra, ENÇ yaşam süreminin daha ileri evrelerinde, höyükleşmenin başladığı alanın doğusunda, yeniden yerleşikliği ve bu görece geç dönemin evlerinin, ENÇ I’in yıkılmış yapılarının kalıntılarının üzerinden, kuzey ve batıya doğru ilerlemiş olduları anlaşılmaktadır. Yeni yerleşmelerde -Erken Neolitik Çağ II - (ENÇ II), eskisinden farklı olarak evlerin duvarlarının kerpiçle örüldüğü, bu arada bazen de taş temel uygulamasının başladığı görülmüştür (ENÇ II / 4 B - 1 yapı katları). Doğu yamaçta izlenen, tek sıra taşlarla yapılmış bazı temeller -Izgara Temeller- ve bunların çevresinde yer alan taş temelli diğer yapılar da ENÇ II’e aittir (Lev.8/l;10/l,2).

Höyükte ENÇ II’de başlayan yeni yerleşim sürecinin giderek değişik özellikler kazandığı, mimari uygulama olarak, yukarıda belirttiğimiz gibi, bazen evlerin taş temelli yapıldığı görülmektedir. Mimarlıktaki gelişmelere paralel olarak, keramik yapımında da bazı farklılaşmalar saptandığı için, kazıların başladığı ilk yıllardan itibaren, neolitik’in bu son yerleşmeleri 'Geç Neolitik’ olarak isimlendirilmişti. Genellikle höyüğün orta kısmında izlenen ve kaç yapı katı halinde olduğunu halâ kesin şekilde bilemediğimiz GNÇ yerleşmelerinin oldukça uzun sürdüğü ve Erken Kalkolitik Çağ’ın içlerine kadar gelişmelerin devam ettiği anlaşılmaktadır.

Bu saptamalar sonucunda, önceki yıllık raporlarımızda İTÇ’in 4 ve İTÇ 5 yapı katları olarak tanımlanan yerleşmelerin (Duru 1998:716 vdd.;Duru 2000:195 vdd.;Duru 2001:587 vd.;Duru 2003:561 vd.), İTÇ'ye değil, daha erken dönemlere, GNÇ’ye ait olmalarının gerekeceği gündeme gelmiştir. Esasen başlangıçtan beri, söz konusu bu iki yapı katının tanımlanması ve isimlendirilmesi konusunda ciddî sıkıntılarımız vardı. İTÇ II / 3 yapı katının evlerinden birinin (1 numaralı yapı) ante temellerinin altında 4 ve 5 numaralı yapılarının temelleri devam ediyor ve megaton planlı bu yapının temelleri ile ilişkili gibi görünüyordu (Lev.10/2). Ancak sözü edilen iki yerleşmenin yapılarının duvarları, İTÇ II / 3’ün genellikle 30-40 cm. kalınlıktaki temellerinden çok daha kalındı -yak. 1 m.-. Bu kalın duvarlı yapıların planları ve kapılarında gözlemlenen bazı yapım özellikleri de, İTÇ II / 3 ve 2 yapı katları ile değil, Burdur Bölgesi’nin kuzey kesimlerindeki GNÇ yerleşmeleri yapıla-rındaki uygulamalarla benzerlikler gösteriyordu (bk. Bazı değerlendirmeler). Bütün bunlara paralel olarak, konu ettiğimiz yapıların taban düzlemlerinde, ‘kil sapan taneleri’ ve 'kemik spatülalar’ gibi, sadece Neolitik’e özgü buluntuların ele geçmesi, bu yapıların İTÇ’ye ait olamayacağını düşündürüyor, ancak diğer yandan bu iki yapının tabanlarının çok altında bile İTÇ’nin tipik çç’si ele geçiyordu. Bütün bu karışıklıkların ayırdında olmamıza karşın, özellikle temeller arasındaki ilişkiler ile yapıların tabanlarının çok altındaki düzlemlerde İTÇ buluntularının ele geçmesine dayanarak, meslektaşım G.Umurtak’la uzun tartışmalardan sonra, bu yerleşmelerin İTÇ’nin erken dönemlerine ait olması gerektiği, Neolitik buluntuların açıklanması zor şekilde, geç dönemlerin yıkıntısı içine karışmış olduğu kararına varılmıştı. Ancak bugün, özellikle 2. DA’daki gelişmeler, yani erken dönemlerde höyük topografyasında kapsamlı karışıklıkların olduğunun tespit edilmesiyle, İTÇ 4 ve İTÇ 5 olarak isimlendirdiğimiz yerleşmelerinin İTÇ’den bir hayli erken döneme, GNÇ’ye ait olması gerektiği sonucuna varıldı. Dolayısıyla bu iki mimari evre bundan sonra artık GNÇ’nin iki ayrı yerleşmesi, GNÇ 1 ve GNÇ 2 yapı katları olarak tanımlanacaktır (Lev.l0/l,2;51/l).

Yukarıda vurgulanan karmaşık oluşumların değerlendirilmesinden sonra, tabakalaşma ve kültürel sürecin sıralanmasının şöyle olduğunu düşünüyoruz: ENÇ yerleşmeleri, büyük olasılıkla ‘Ana Toprak’ üzerinde başlayan 9. kattan 1. kat’a kadar kesintisiz devam eden bir yerleşim süreci değildir. Tam tersine ilk beş yerleşme katındaki (ENÇ I/9-5) dayanıksız yapı malzemesi ağırlıklı basit kulübelerden, son yedi yapı katında (ENÇ II / 4 B, 4 A, 4, 3 A, 3 - 1) sağlam kerpiç duvarlı evlere geçilmiştir. Bu mimarî gelişmenin höyüğe gelen yeni bir halkla ilişkili olup olmadığı hakkında kesin konuşmak mümkün değildir.

GNÇ ve EKÇ yerleşmelerinin höyüğün orta ve doğu kesimlerinde yoğunlaştığı gibi bir görünüm vardır (Lev.10/1). Bu dönem yerleşmelerinin yukarıda yeniden değerlendiğini belirttiğimiz iki yapı katı ile (GNÇ 2 ve GNÇ 1), höyüğün ortalarında 1993 kazı döneminde saptanan bazı taş temelli yapıları dışında (Duru 1997 a:788 vd.;Duru 1997 b:151 vdd.;Lev.4/l,2), diğer yapılarını tanımadığımız için, GNÇ-EKÇ dönemlerinin kaç bağımsız mimari kat halinde olduğunu söyleyebilmek, 11. kazı dönemi sonunda bile mümkün olamamıştır.

GNÇ - EKÇ’nin yıkılışından, İTÇ ortalarına kadar da höyükte neler olduğu tam olarak bilinmemektedir. A Açması’nın güneydoğusunda, son yıllarda bazı Geç Kalkolitik çç’sinin ele geçtiğine bakılırsa, EKÇ ile İTÇ II arasındaki zaman içinde, gelip geçici olduğu söylenebilecek bazı yerleşmelerin var olduğu düşünülebilir.

MÖ yaklaşık 2300’lerde höyükte tekrar yerleşilmeye başlanırken, C-D/IV plankarelerinde derin bir çukurun olduğu ve buranın bir ‘çöp çukuru’ gibi kullanılarak doldurulduğu, bu nedenle ENÇ II / 3 yapılarının olduğu - 5.70 m. derinliklere kadar, geç dönemlerin malzemesinin indiği anlaşılmaktadır. Kazılar sırasında şaşırtıcı şekilde, GNÇ, hatta ENÇ evlerinin taban düzlemlerinin altında dahi İTÇ malzemesinin bulunmasının açıklaması ancak bu şekilde olmalıdır.

Bademağacı Höyüğü’nün Kültürel Sıradüzeni ve Tabakalaşma durumu

Kazıların bugün geldiği aşamada yapılan değerlendirmeler sonunda, Bademağacı’ndaki yerleşimlerin sıralaması / tabakalaşma durumunun düzeltilerek yeniden düzenlenmesi ile şöyle bir tablo ortaya çıkmaktadır:

Neolitik yerleşmeler Mimarlık

ENÇ’nin en eski yerleşme döneminin (ENÇ I) araştırıldığı C/5-III/5 plankaresindeki 1. Derinlik Açması (1. DA), kuzeye doğru 3 m. kadar uzatıldı (Lev.3/1). Bu açmada önceki yıllarda saptanan ENÇ I / 9 ve 8 yapı katlarının, biraz daha geniş alanlarda incelenmesine çalışıldı; ancak 9. yapı katına ait herhangi bir mimarlık kalıntısı ele geçmedi. Bu ilk yerleşme, sadece keramiği ile temsil edilmektedir.

Höyüğün gerçek anlamda en eski yerleşmesinin mimarlık kalıntılarının saptandığı ENÇ 1/8 yapı katındaki ‘kireç harçlı’ sert tabanın (Duru 2003:553;Lev.5/l ,2) kuzeye doğru nasıl geliştiğinin yeni açılan alanlarda iz-lenebileceği umulduğu halde, söz konusu tabanın kuzeye daha fazla devam etmediği anlaşıldı (Lev.4/1)[4]. Kireçli tabanın çevresinde yapılan ayrıntılı araştırmalara karşın, tabanın ait olması gereken yapının herhangi bir kalıntısına rastlanılmadı. Önceki raporlarda da belirtildiği gibi (Duru 2003:553), 8. yerleşmenin evlerinin duvarlarında ‘taş’, ya da ‘kerpiç’in kullanılmadığı kesin gibidir. Büyük olasılıkla bu yerleşmelerde 'wattle and daub’ yöntemiyle yapılmış kulübeler / evler söz konusudur ve bu nedenle mimarlığa ait kalıntı bulunmamış olmalıdır.

ENÇ 1/7-5 yerleşmelerinin mimarî durumları hakkında bilgi verecek kalıntılar, son iki senenin çalışmaları sırasında da ele geçmedi. Bu bakımdan bu üç yapı katının birbirinden ayrılması, ancak taban izleri ve çç. buluntularından yararlanılarak yapılabilmiştir.

Höyüğün ortalarındaki 1. DA’yı genişletmek zor olduğundan ve daha da önemlisi, hemen yakınlarında çok iyi durumda ortaya çıkartılmış olan ENÇ evlerini bozmamak için, derin tabakaları bir başka alanda daha araştırmak üzere, A Açması’nın güneyinde, D/3, 2 - IV/1 plankarelerinde 16 x 10 m. boyutundaki yeni bir açmada (2. DA) kazılara 2002 yılında başlandı ve 2003’de devam edildi (Lev.3/2;5). 5.70 m. derinliklerdeki ENÇ II / 3’ün 5 numaralı evinin tabanı düzleminden başlatılan bu yeni açmada - 7 m.’ye, yani 1. DA’daki ENÇ I / 7 yapı katının düzlemine kadar inildi. Çalışmalar sırasında, üst düzeylerde (-6.00/6.75 m. lerde) hiç beklenmeyecek şekilde, oldukça çok sayıda İTÇ II'nin tipik çç’si ile bir iki 'tunç iğne’ye ve bunlarla birlikle, ENÇ’nin çç ve kemik eşyasına rastlandı. Geniş bir alanda 2.50 m. kalınlığında bir birikimin kaldırılmasına rağmen, in situ durumda hiçbir mimarlık kalıntısına rastlanılmadı.

ENÇ II döneminde 'kerpiç’in yapı malzemesi olarak kullanılmasının başlanması nedeniyle, mimarî özellikler çok daha iyi anlaşılır duruma gelmiştir. Bu dönemin en erken yapı katı ENÇ II / 4 B’yi temsil eden bir ev (Lev.4/1), daha önceki çalışma mevsimlerinde kazılmıştı (Lev.4/1; a.y.:553;Lev.3). Açmanın bu kesiminde 4 B yerleşmesinin başka yapılarının ortaya çıkartılması için, 4 A evlerinin kaldırılması gerekeceği için, daha geniş alanlarda bu derinliklere inilmedi.

ENÇ II / 4 A yapı katının 1 numaralı evi daha önce açılmıştı (Lev.4/l;a.y.:554;Lev.3); 2002’de bu evrenin bir yapısı -2 numaralı ev- daha kazıldı (Lev.4/1,2;6/l). Sağlam durumdaki bu son yapı, 5.90 x 3.80 m. ölçülerinde, hafif yamuk dikdörtgen planlıdır. 30-35 cm.’lik boyutlarında kerpiçlerle örülü duvarları 30-40 cm yüksekliğe kadar korunmuş olan, tek odalı bu evin kapısı doğu uzun duvarın ortalarına açılmıştır. Kapının karşısındaki duvarın dibine de, bu dönemlerin alışılagelen uygulamasıyla, atnalı planlı bir ocak - fırın yerleştirilmiştir. Evin tabanı bastırılmış kildendir ve bazı el değirmenleri dışında, ev içinde herhangi bir eşya ele geçmemiştir. Bu evin dar bir geçitle ayrıldığı, aynı yerleşim evresinin diğer evi arasında, yapım yöntemleri ve plan açısından hiçbir fark olmamakla birlikte, kapılarının birbiri ile tam aksi yönde açılmış olması ilginçtir (Lev.4/1 ).

ENÇ II / 4 yerleşmesine ait iki yapı ile (1 ve 2 numaralı evler - Lev.4/1), ENÇ II / 3 A yerleşmesinin tek yapısı dışında (Lev.5), son iki kazı mevsiminde, her iki yarleşmeye ait başka bir yapı kazılmamıştır.

ENÇ II’nin, mimarîsi en iyi izlenen yerleşimi olan ENÇ II / 3 yapı katına ait, şimdiye kadar sekiz yapı bulunmuştur (Lev.5). Bunlardan l’den 6’ya kadar olan altı ev, daha eski kazı dönemlerinde açılmış ve tanıtılmıştı. Son iki yılda, höyüğün kuzey ucundaki genişlemeler sırasında, 7. ve 8. evler ortaya çıkartıldı (Lev.6/1). 7 numaralı yapı, daha önceki kazı dönemlerinde bir çoğu açılan, tipik bir ENÇ evidir (Lev.6/2). Kareye yaklaşan tek odalı evde (ölçüler 5.45 x 4.70 m.), uzun duvara açılmış dış kapı ve kapının karşısındaki duvar dibindeki fırın - ocakla, dönemin bilinen ev planı aynen tekrarlanmıştır. Güneye bakan kapının iki yan -söve- duvarları kalınlaştırılmış ve duvar içlerine yarıklar yapılmıştır. Kapılardaki bu uygulama da, daha önce kazılmış olan evlerde gözlenmişti (Duru 1998:715). Duvarlardaki bu yarıklara kapı kanadının yerleştirildiği, belki de kapı kanadının olduğu gibi yarık içine itilerek veya yatırılarak sokulduğu düşünülebilir.

Bu katın kazılmış olan 8 numaralı evi, plan bakımından bazı farklı özel-liklere sahiptir (Lev.5;6/1;7/1,2). Dıştan ölçüleri yak. 7 x 5 m. olan dikdörtgen planlı yapıda gözlenen en belirgin farklılık, iki odalı oluşudur. Kapı güney uzun duvara açılmıştır. Kapı kanadının iki yanda duvar içine girdiğine işaret eden yarıklar, bu evde de görülmektedir. Kapının açıldığı birinci odanın ölçüsü içten içe 3.60 x 3.20 m.’dir. Kapı karşısına gelen duvarın dibine bir fırın, kuzeybatı köşeye de bir seki yapılmış, sekinin önüne, kenarları kilden olan bir kutu yerleştirilmiştir. İkinci oda 2.40 x 2.20 m. ölçüsündedir ve birinci odadan, bir ara kapı ile girilmektedir. Daha küçük olan bu oda içinde taşınmaz eşya bulunmamıştır. Evin yapımında dikdörtgen biçimli 40-45 cm. boyunda kerpiçler kullanılmıştır; duvarlarının iç yüzlerinde kalın bir sıva tabakası vardır ve sıvanın bazı kısımlarının koyu kırmızı boyalı olduğu görülmüştür[5].

ENÇ II / 3’ün söz konusu 8. binası, büyük ihtimalle ani bir yangın sonucu yıkıldığı için, evde yaşayanlardan bir kısmının maalesef yangın sırasında öldüğü, odanın değişik yerlerinde, düzensiz durumda bulunmuş iki yetişkin, yedi tane de çocuk iskeletinden anlaşılmaktadır. Her iki odada, çok sayıda tüm kap, irili ufaklı taş keskiler, bir pişmiş topraktan mühür, kemik eşya ve yüzlerce boncuk tanesi ele geçmiştir (Lev. 11/1). Bu boncuk taneleri dizilerek kolye sıraları oluşturulmuştur (Lev.21/1-3).

Höyüğün güneydoğu eteklerinde, son üç yıldır araştırmalarına devam edilen, ENÇ II’ye ait olduğunu düşündüğümüz ‘Izgara Temeller’ ile, en dış halkada varlığı saptanan, yak. 1 m. kalınlığındaki uzun bir duvarın durumunu açıklamak için, son yıllarda kazılar güneye doğru geliştirildi (Lev. 5;8/l). Gerek kalın uzun duvar, gerekse 'Izgara Temeller’ güneye doğru bir süre izlenmekle birlikte, bu kesimdeki ENÇ mimarlığının anlam ve nitelikleri hakkında fazla bilgi edinilemedi. Duvarların gelişmesine ve höyükle olan konumuna bakılacak olursa, hem kalın duvar, hem de tek taşlı duvar sıraları, höyüğün dış çizgisine uygun doğrultuda gelişmektedir. Başka bir anlatımla, bu duvarlar höyüğün orta kesimlerinde kalan ENÇ II yerleşmelerinin etrafını çeviren, yerleşmenin en dış halkasındaki savunma amaçlı yapılmış duvarlar gibi görünmektedir.

A Açması’nın güneye doğru genişletilmesi sırasında, İTÇ II / 3’e ait 12. evin batısında sürdürülen çalışmalarda, GNÇ’nin kalın taş temelli yapı kalıntıları ile aynı düzlemde L şeklinde gelişen kalın bir taş temele rastlanıldı (Lev.5;36/1,2). Bu duvarın etrafında bazıları sağlam durumda ENÇ kapları (Lev.11/2 sağ üst köşe), obsidien ve çakmaktaşı çekirdekler (Lev.20/1,2) ile obsidien bir mızrak ucu (Lev.18/2;29/5) ele geçti. Bu duvar kuzey kesit altına girdiği için izlenemedi.

A Açması’nın güneyindeki ‘Izgara Temeller’in izlenmesi sırasında, İTÇ’nin evlerinin altındaki moloz birikiminde bir hayli çok sayıda olmak üzere, değişik türde çç’ye rastlandı (Lev. 22/2). Bu tür çç, daha önceki dönemlerde de bu kesimdeki mimarlığa bağlı olmayan bir malzeme olarak bulunmuş ve bunların ENÇ II çç’si ile ilgisiz, geç dönemlere ait olmaları gerektiği vurgulanmıştı (Duru 2001:587). Sözü edilen değişik çç malzeme, GNÇ / EKÇ’den de geç bir döneme, olasılıkla GKÇ’ye ait gibi görünmektedir (bk. Çömlekçilik).

Höyüğün güneydoğusundaki karışık görünüm ve bu kesimde son yıllarda açılan taş temellerle, önceki kazı dönemlerinde açılmış olan taş temelli yapılar ve bütün bu yapılarla aynı dönemlere ait kerpiç duvarlı evler arasında gözlenen ilişkileri ve bazı farklılıkları açıklamak, itiraf edelim ki şimdilik pek kolay değildir.

Mezarlar

ENÇ 1/6 ve 5 yapı katlarının yıkıntısı içinde, ‘hocker’ konumunda yatırılmış yetişkin insanlara ait, iki basit, toprağa gömü bulundu (Lev.8/2). ENÇ II / 3’ün 8. evi içinde de, yanmış durumda dokuz iskelete rastlandı. Aynı evin kapısının hemen dışında, hocker durumunda yatırılmış bir iskelet daha ele geçti. ENÇ’nin bu geç yerleşim evrelerine ait bazı başka bebek veya çocuk gömülerine de rastlanmış olmakla birlikte, çok bozuk durumdaki bu mezarlarda, ölenlerin toprağa verilme pozisyonlarını anlamak mümkün olamamıştır.

Çömlekçilik

ENÇ I / 9 ve 8. yapı katlarında, son iki yılda nispeten daha geniş alanlar araştırıldığı halde, çç buluntularında çok fazla artış olmadı. Ele geçen çç’nin hemen hepsi, kapların karın kısımlarına ait parçalar olduğundan, Bademağacı’nın bu en erken yerleşmelerinde oturmuş olan insanların kullandıkları kapların biçimleri hakkında hemen hiç bilgi edinilemedi. Ancak genelde koyu gri hamurlu, ince kenarlı, iyi pişirilmiş ve yüzeyleri oldukça iyi şekilde düzeltilmiş -kısmen açkılanmış da denebilir- parçaların, geniş karınlı küçük / orta boy çömleklere ait olduğu anlaşılmaktadır (Duru 2003:558).

ENÇ 1/7-5 yapı katlarının çç'si, bu yerleşmelerin daha önceki yıllarda bulunmuş malzemesinden farklı değildir (Duru 2000:193 vd.; Duru 2001:586). Ele geçen çç içinde, dudak üstü düz biten bir hayli parça vardır. 7. katta bulunan bir sepet kulp parçası ile (Lev.27/2), ENÇ I / 5’den gelen, açılan düz kenarlı sığ bir çanak (Lev. 12/3;23/2), bu yerleşmenin keramik yapım tekniklerinin ve biçim repertuvarlarının bir hayli gelişkin düzeyde olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

ENÇ II / 4 B’de pek az çç ele geçti. Parçalar genelde önceki kazı mev-simlerinde bulunan ENÇ’nin daha yeni katlarının özgün çç’sinden farklı değildir (Duru 2000:194).

ENÇ II / 3 katında, daha önceki kazı mevsimlerinde olduğu gibi, çok sayıda tüm kap bulundu (Lev.11/2;12/2,4,5;13/1,2;14/1,2;15/1;23/1,3-5;24/l-3;25/l,2;26/l,2;27/l). Bu yerleşmenin keramiği genel olarak, oldukça gelişmiş bir yapım tekniği ile belli biçimlerin ağırlıkta olduğu, monoton bir çizgi izlemektedir. Kaplar çoğu kez kırmızı, soluk kırmızı ve bej’e kaçan kırmızımsı hamurludur; çoğunlukla elde başarılı şekilde biçimlendirilmişlerdir. Kap kenarları ince ve yüzeyler düzgündür. Açkılama genellikle iyidir ve sert pişirilmişlerdir. En çok rastlanan kaplar, düz dudaklı kâselerle, sığ ve derin çanaklardır. Ayrıca kapanan küresel karınlı, boynu hafif belirtilmiş, oval gövdeli çömleklerle, geniş pervaz ağızlı çanaklar da vardır. Bütün bu kaplara çoğu kez tek veya karşılıklı iki parmak tutamak yerleştirilmiştir. Oval gövdeli derin bir çömlekte, ikişer tutamak, altta ve üstte ikişer kez yapılmıştır (Lev.l 4/2;25/2). Son yılların en değişik biçimli kabı, 7 numaralı evde bulunmuş olan üç kalın ayaklı çanaktır (Lev.l5/2;28)[6]. Bu kabın bulunmasıyla, şimdiye kadar Bademağacı’nda (Kuruçay ve Höyücek’te de) ele geçmiş olan, iri, kalın, içi boş silindirik ayakların, bu tür kaplara ait olduğu kesinlik kazanmış oldu.

ENÇ keramiğinde bezeme enderdir. Son iki kazı mevsimi buluntuları arasında boya bezekli parça olmamasına karşılık, boğa başı şeklinde tutamakları olan bir kap ele geçmiştir (Lev.l3/1;24/2).

A Açması’nın güneyinde, ENÇ’nin ‘Izgara Temelleri’nin üzerindeki yıkıntı içinde, mimarîye bağlanamayan, farklı nitelikte çç türlerine ait bir hayli parçaya rastlanıldı. Bunlardan bir bölümü, hamurunda beyaz parçacıklar olan, yapım ve biçim açısından ENÇ kaplarından kolaylıkla ayrılan, daha ziyade Neolitik’in daha geç dönemlerine, GNÇ hatta EKÇ’ye ait mallardı (Lev. 12/1). Eski kazı dönemlerinde de, bu basit çç grubundan tüm kaplar bulunmuştu (Duru 2003;Lev.l9).

Aynı alandaki ikinci çç türü, bazı örnekleri daha önceki kazı dönemlerinde de bulunmuş olan (Duru 2003:559;20,29), koyu gri, koyu kahverengi hamurlu, kalın kenarlı, açklı bir maldır. ENÇ çömlekçiliğinden çok farklı nitelikte olan, tabak yahut derince çanak formundaki kaplara ait olan bu parçaların ortak özellikleri, ağızlarının dışa devrik olmasıdır. 2002/03 yıllarında bu gruptan yeni parçalar ele geçti (Lev.33).

2003 yılında, aynı kesimde bir başka mal türüne daha rastlandı; bu yeni grup çç, siyaha yakın koyu gri renkte hamurlu, kalın kenarlı ve açkılı bir türdür. Bunların bir önce sözü edilen kaplardan en önemli farkı, hafif açılarak düz gelişen dudakların üstünde sivri memeciklerin bulunmasıdır (Lev.22/2;34). Bu mal türü, şimdiye kadar ENÇ katmanlarında bulunmaması ve ele geçtikleri yer itibariyle değerlendirildiğinde, GNÇ-EKÇ’den daha geç dönemlere ait olarak kabul edilebilir. Bu keramik, giriş kısmında öngörüldüğü gibi, höyüğümüzdeki gelip geçici bir GKÇ yerleşmesinin kanıtları olabilir[7].

Küçük Buluntular

Mühürler: ENÇ II / 3 yapı katında iki tane kilden yapılmış mühür bu-lunmuştur. 8 numaralı evde ele geçen sivri tutamaklı birinci mühürün yuvarlak baskı alanına iç içe daireler yapılmış, merkezdeki daire dolu, onun dışındaki halkaya yan-yana yuvarlak çukurluklar açılmış, en dış halka ise boş bırakılmıştır (Lev.l6/2;29/2). Çok başarılı biçimde yapılmış olan mühür sağlam durumdadır. 'Izgara Temelleri’n bulunduğu yerde ele geçen ikinci mühürün zamanında kırıldığı, daha sonra onarılarak kullanılmaya devam edildiği anlaşılmaktadır (Lev.l6/1;29/1), Mühürün baskı yüzünde iç içe daireler yapılmış, en dıştaki dairenin bir tarafı kırılıp bozulunca, dış halka kesilerek aulmıştır.

Kil plakalar: ENÇ II / 3’te biri üçgen (Lev.l6/3;29/3), diğeri yuvarlak biçimli iki kil plaka bulunmuştur (Lev.l6/4;29/4). Üçgen biçimli olan eserin uçlarına delik açılmadığı için, muska olmadığı söylenebilir. Bu nesnenin "pubis modeli’ olarak yapılmış olması da muhtemeldir (krş. Höyücek - R.Duru; “Höyücek Kazıları - 1991/1992", Belleten LIX (1995):466; Lev.52/7; 55/7). Yuvarlak olan disk’in bir tarafında, sıralar halinde tırnak izleri bu-lunmaktadır. Bu disk’in, hesaplama (çetele) işlevli bir eşya olması muhtemeldir.

Minyatür masalar / kutular: ENÇ II / 3’te üç minyatür masaya ait parçalar bulundu. İkisi restoratör arkadaşlarımız tarafından tamamlanan masalar dörtgen biçimlidir. Dik kenarlı derin yalağı olan birinci masanın dış tarafı çizgi ile süslenmiş (Lev.I7/l;30/l), diğeri ise, basitçe biçimlendirilmekle yetinilmiştir (Lev.l7/2;30/2).

Üçüncü parçanın nasıl bir eşyaya ait olduğu tam olarak anlaşılamamıştır (Lev. 17/3;30/3). Bir masa (!) yahut bir kutuya ait olabilecek parçanın ağız kısmında geniş yatay bir pervaz dolaşmaktadır. Eldeki küçük kenar parçası dik olarak geliştiğinden, masanın tablasının -veya kutunun- bir hayli derin olduğu söylenebilir. Kenarın dış tarafında bir insan yüzü (!) kabartması yapılmış, gözler ise 90 derece dönerek gelişen yatay pervaz üzerine alınmış, göz bebekleri obsidien parçaları ile vurgulanmıştır. Bu ‘yüz’ün alt yan tarafında ikinci bir insan yüzü (belki çocuk) daha vardır (Kabartmalar diğer kenarlarda da tekrarlanmış olabilir).

Taş Eserler: Taş buluntular arasında, basitçe biçimlendirilmiş bir insan tasviri (Lev.l8/l;31/l), çok sayıda değişik boyda keski ve baltalar (Lev. 11/l;19/l-5;31/2,3), zarif bir topuz başı (L.ev.31/6), iki yüzü bombeli, kenarları inceltilmiş bir disk (Lev,19/6;31/5) ve birkaç bileme taşı vardır (Lev.I9/7;31/4). ‘Asa Başı’na benzeyen, ancak işlevi konusunda fikir yürütmenin zor olduğu yumurta biçimli bir taş nesnenin, ortasına doğru bir delik açılmıştır (Lev.31/7). Bu deliğe cıvata gibi, burulmak suretiyle bir tahta çubuğun sokulacağı düşünülebilir.

ENÇ’nin en alt katlarından başlayarak ENÇ II / 3’e kadar bütün yerleş-melerde, genellikle gömülerin yakınlarından olmak üzere, çok sayıda taş boncuk toplanmıştır (Lev.21/1-3).

Çakmaktaşı ve Obsidien buluntular: Her kazı mevsiminde olduğu gibi son kazı dönemlerinde de, çakmaktaşı ve obsidienden çok sayıda dilgi bulunmuştur. 2003 yılında, ‘Izgara Temeller’in batısındaki ‘L’ planlı kalın taş temel yakınlarında pek çok çakmaktaşı ve obsidien, konik dilgi çekirdeği ele geçti (Lev.20/1,2). 1 m2’lik bir alana yayılmış halde, ancak bir mimarîye bağlı olmayan bu çekirdeklerle beraber bir de ok / mızrak ucu vardır (Lev.l8/2;29/5). Çok ince olan uç, baskı yöntemi ile olağanüstü zarif şekil-lendirilmiştir.

Kemik Buluntular: Bademağacı ENÇ buluntuları arasında sayı bakımından önemli bir yer tutan kemik spatüla ve dilgilerden, bu yıl da bir hayli ör-nek ele geçti (Lev.32/1-5). Kemik eserlerden İkisinin keskin kenarlarında, düzenli aralıklarla çentikler yapılması dolayısıyla, bunların testere gibi kullanılmış oldukları tahmin edilebilir (Lev. 18/4). Yassı kemikten, hayvan -at- başı biçimli bir parça ile (Lev.32/7), ENÇ II / 3’ün 8 numaralı evi içinde bulunmuş, üç yuvarlak delikli ‘Kemer Tokası’ (Lev. 18/3; 32/8), diğer kemik eserler arasındadır.

Bitki Kalıntıları: Son yıllarda ENÇ II / 4 A yerleşmesinde bol miktarda bulunmuş olan kömürleşmiş yabanî armutlardan -ahlat- (Lev.22/1), bu yıl da kilolarca toplandı.

İlk Tunç Çağı yerleşmeleri Mimarlık

İTÇ yerleşmelerinin gelişmesini anlamak amacıyla, höyüğün kuzeyinde yapılan genişleme kazılarında, yukarıda belirttiğimiz gibi, beklenmeyen durumlarla karşılaşıldı. Tepenin kuzey ucundan batıya dönüldüğünde (Lev.35), uzun yıllar varlığı çok açık biçimde izlenmiş olan İTÇ’nin, "Yamaç Taş Döşemesi’nin, höyüğün en kuzey noktasından sonra batıda devam etmediği, yani bu noktadan itibaren taş döşemenin olmadığı anlaşıldı (Lev.5). Buna ek olarak, höyüğün doğu yamacı boyunca sıralandığı saptanan İTÇ yapılarının da, kuzey ve kuzeybatıda bulunmadığını görüldü; bu kesimde İTÇ dönemine ait hiçbir mimari kalıntı yoktur. Bu ilginç durumların nasıl açıklanması gerektiği sorusunun cevapları, gelecek dönemlerde aranacaktır.

Doğu yamaçta geçen yıllarda bir bölümü açılmış olan İTÇ II / 3’ün 12 evinin kazılmamış kısımlarının ve bu binanın etrafındaki diğer İTÇ yapılarının ortaya çıkması için, kazılar höyüğün ortalarına doğru geliştirildi (Lev.35). Yak. 20 x 20 m.’lik bir alanın kazılması sonucunda. Kilise ile A Açması arasında kalan ve 2001 yılında bir bölümü açılan OTÇ yerleşmesinin yüzeye çok yakın olan taş temelleri ile bu yeni açma birleştirilmiş ve höyüğün bu kesiminde, İTÇ ile OTÇ yerleşmeleri arasındaki sınırın, aşağı yukarı D 2 enleminden geçtiği saptanmış oldu. Bu yeni alanda, İTÇ’nin en eski yerleşim evresi olan İTÇ II / 3’e kadar derinleşildi ve birçok yerde, İTÇ’nin bütün ara yapı katlarına ait, oldukça iyi durumda duvar temellerine rastlandı. İTÇ’nin en geç yerleşim evresi olan İTÇ II / 1 yapı katı, höyüğün merkezine yakın yerlerde, çok kalın ve kaba taşlarla örülmüş duvarlarla temsil edilmektedir (Lev.36/2;38/1 - Ön plandaki iri taşlı duvar). Küçük bir kısmı kazılan bu temeller OTÇ yapılarının altına doğru gelişmekte olduğu için izlenemedi ve bu nedenle İTÇ II / 1 yerleşmesi yapılarının plan özellikleri hakkında fazla bilgi edinilemedi. 1. yapı katının ilk kazı dönemlerinde de bazı kalın taş temelleri açılmış, ancak bunların da mimarlık nitelikleri konusunda her hangi bir açıklayıcı durum saptanamamıştı (Duru 1997 a:787 vdd.Duru 1997 b:153 vd.;Duru 2000:201). Durum bu sene de değişmedi.

İTÇ II / 2 evresi anlaşılır şekilde plan veren yapılarla temsil edilmektedir. Bu katta, yak. 30-35 cm. kalınlıkta orta boy ocak taşları ile örülmüş duvarları olan üç yapı ortaya çıkartılmıştır (Lev.35;36/1,2;38/1). Yapılar plan açısından ‘Megaronumsu’ olarak tanımlanabilecek özellikler göstermektedir. Bu yapılardan birinin ortasında çok iri bir çömlek ve ona bitişik olarak konulmuş bir kantaros bulundu (Lev.38/2). İTÇ 2 yerleşmelerinin, kuzeydoğu yamaçta da görüldüğü şekilde, güneye doğru devam ettiği anlaşılmaktadır (Lev.35). İTÇ II / 3 ve 2’nin 15 ve 17 numaralı evleri alışılagelen planda olmakla birlikte, bu iki yapı arasında kalan dar aralık -16-, dikine duvarlarla geçişe kapatılmış ve kuzeydoğu mahallesindeki yapı gruplaşmasına benzer bir görünüm ortaya çıkmıştır.

İTÇ II / 3 yapıları, yamacın en dış halkasında, yanyana sıralanmış üç ya-pıyla temsil edilmektedir (Lev.35). Daha önce açılmış olan İTÇ II / 3’e ait 12. eve güneyden bitişik olan 13 ve daha güneydeki 14. evlerin planları tamamiyle ortaya çıkartılamamış olmakla birlikte, bunların da ‘Megaronumsu’ planda oldukları ve kuzey doğu yamaçtaki İTÇ II/3 yapılarına benzediklerini söyleyebiliriz. Açmanın kuzey kenarına doğru olan kesimde kazılmış olan duvarlar birbirine çok yakın oldukları için, bunların bağımsız evler olup olmadıkları hakkında öneriler yapmak mümkün değildir.

İTÇ yerleşmesinin bu alandaki görünümü, biraz kuzeyde daha eski kazı dönemlerinde kazılmış olan kesimdeki duruma hemen aynen uymaktadır. İTÇ yerleşmelerinin höyüğün güney yarısında da devam ettiğini, B Açması’ndan biliyoruz (Duru 1997 a:787 vdd.;Lev.5/l,2;7/l-4).

Çömlekçilik

Son iki yılda ele geçmiş çç içindeki bir grup, daha önceki kazı dönemlerinde bulduğumuz malların benzerleridir (Lev.39/1). Gaga ağızlı testiler (Lev.40/2;45/l-4), iki kulplu testiler (Lev.40/l;46/2), testicikler (Lev.44/4-6) ve basit çanaklar (Lev.44/1,2,4), bu grubun tüm olarak bulunmuş kaplarındandır. Yine bu mallar arasındaki üç ayaklı küçük boy çömlek (Lev.46/3) ile üç tutamaklı irice testi (Lev.39/2; 16/1), şimdiye kadar Bademağacı’nda görülmemiş formlardır.

Küçük buluntular

Pişmiş toprak eserler: İTÇ II / 2 molozunda biri tüm, ikisi başsız üç idol ele geçmiştir (Lev. 41/l,2;47/l-3). Göğüslerinde çapraz bandları olan idoller, gerek Bademağacı’nda (Duru 2003:Lev.46/l-3;47/l,2), gerek bölgede bu çağda çok bilinen ve tekrarlanan idol geleneğini temsil etmektedirler.

İTÇ birikimi buluntuları içinde, tabakası belli olmayan, pişmiş topraktan minyatür bir masa parçası vardır (Lev.41/3;47/4). Masa yuvarlak tablalı ve üç ayaklıdır ve tablasının üzeri ile ayaklarının dışa bakan taraflarında çizgi süsleme yapılmıştır.

Üzeri çizi bezeli ağırşaklar (Lev.42/4;48/5-7), minyatür bir kap (Lev. 42/5;44/2) ve işlevi belirsiz iki nesne (Lev.41 /4;42/6;48/8), İTÇ’nin değişik derinliklerinde ele geçen diğer pişmiş toprak buluntularıdır.

Mühürler: İTÇ II /3 ve 2 katlarında, pişmiş topraktan dört damga mühür bulunmuştur. Bunlardan üçü (Lev.42/l-3;48/l-3), şimdiye kadar Bademağacı’nda bilinenlerden farklı olmayan, yuvarlak veya dörtgen baskı ala-nına simetrik şekilde düzenlenmiş, çizi simge veya noktalar doldurulmuş mühürlerdir.

Kil mühürlerden sonuncusu, küt konik tutamağı ile, şekil olarak şimdiye kadar bulunmuş mühürlerden farksızdır (Lev.43/1,2,4). Ancak İTÇ II / 2 yıkıntısı içinde ele geçen bu mühürün baskı alanı çok değişik şekildeki çizgiler / işaretlerle doldurulmuştur (Lev.43/3). Fotoğraf ve çizimlerden görüleceği üzere, baskı alanına yapılmış olan işaretler, ilk bakışta ilkel yazı işaretleri gibi algılanmaktadır. Mühürün baskısının, değişik yönden ışık verilerek pek çok fotoğrafının alınmasından ve deseninin çıkartılmasından sonra, bizde ve meslektaşımız Prof. Umurtak’ta oluşan kanı ise, mevcut işaretlerin, çok büyük olasılıkla ideografık veya fonetik değerler taşıyan yazı işaretleri olmadığı yönündedir. Diğer meslektaşlarımız ve özellikle Prof. Ali Dinçol’un görüşü de aynı doğrultudadır. Ancak desenden de görüleceği gibi, işaretlerin istiflenmesinde bir düzen vardır; yuvarlak damga alanı belli zonlara ayrılmış ve bunların içleri, birbirini değişik açılarla kesen kısa çizgilerle doldurulmuştur.

Maden eserler: 2002 yılında, 2. DA’da ENÇ yerleşmelerinin taban düzleminin altındaki İTÇ II dönemi çç’si ile birlikte karışık buluntu veren biri-kimde, iki tane tunç (!) iğne ortaya çıkartılmıştır (Lev. 42/7,8;47/5,6). Aynı ilanda, biraz daha yüksek düzeylerde, 2001 kazı döneminde de bu iğnelere benzeyen tunç iğneler bulunmuş ve yayınlanmıştı (Duru 2003:564;Lev.48/l- 9;50/l-9;G.Umurtak; “A Study of a Group of Pottery Finds from the MBA Deposits at Bademağacı Höyük", Anatolia Antiqua, XI (2003):59 vdd.; Res.9).

Orta Tunç Çağı yerleşmeleri

A Açması ile Kilise arasındaki alanda 2001 yılında başlanan kazıların, 2002’de kuzeye doğru genişletilmesi sırasında, yer yer 1 m. kadar derinliklerde, iki evreli, zayıf ve özensiz yapılmış duvar temelleri ortaya çıktı (Lev.49;50/l). Bu mimarlık kalıntılarıyla ilgili buluntular arasında, bazı İTÇ kapları olmakla birlikte, OTÇ’ye ait olması gereken çç de ele geçti. Bademağacı’nda daha önceki yıllarda da, karışık buluntu niteliğinde olan bazı OTÇ çç’si ele geçmiş -örneğin ‘Red Cross Bowl’-, hatta bunların ait oldukları tahmin edilen bazı temeller de ele geçmişti (Duru 2003:562 vdd.;Lev,39,40,43-45;G.Umurtak;a.e.). Bu kez ortaya çıkartılan söz konusu temellerle, höyükte OTÇ yerleşmelerinin varlığı kesinlik kazanmış oldu.

OTÇ yerleşmesinin toprak yüzeyinin hemen altındaki temeller, olasılıkla höyükte uzun zamandır süregelen makinalı tarım nedeniyle büyük ölçüde bozulmuştu. Bununla beraber, Bademağacı’ndaki OTÇ yerleşmesinin, Kilise’nin olduğu zirve kesiminin etrafında çok dar bir alana yayılmış olduğunu düşünüyoruz. 1998 yılında açılan, savunma amaçlı gibi görünen kalın taş temelin de OTÇ yerleşmesiyle ilgili olmasında, sanırız kuşku yoktur (Duru 2001:588;Lev.8; 11/1).

Küçük buluntu bakımından çok zayıf olan OTÇ yerleşmesinde birkaç gaga ağızlı tüm testicik ile 16 tanesi sağlam, bir çoğu da kırık olan, hafif pişirilmiş topraktan tezgâh ağırlığı bulundu (Lev.41/5;50/2).

Kilise çalışmaları

Höyüğün en yüksek kesiminde yer alan Kilise’de 2002/03 yıllarında sadece temizlik, duvar onarımları ve düzenleme çalışmaları yapıldı (Lev.53). ‘Orta Nefte bulunan ve bir süre önce maalesef yakılan anıtsal 'Sakız’ ağacının kökleri de çıkartıldı.

Bazı değerlendirmeler

- 2002/03 kazıları, Bademağacı’ndaki ENÇ ve sonrası yerleşmeler konu-sunda bazı yeni saptamalara olanak sağlamıştır. Bunlardan birincisi, Bademağacı ENÇ sivil mimarlığının çok monoton bir çizgi içinde olmadığının, ENÇ II / 3 yerleşmesinin 8 numaralı yapısı ile anlaşılmış olmasıdır. ENÇ II'de evler her zaman tek odalı değildir; bazı yapılar çok odalıdır. Ayrıca sözü edilen yapının geçirdiği yangın sırasında içindeki eşyanın boşaltıl-a- maması nedeniyle, dönemin evlerinin iç döşemlerindeki bazı ayrıntıların öğrenilmesi de mümkün olmuştur.

- Bir başka olgu, yukarıda ayrıntılarıyla açıklandığı üzere, son kazı dö-nemlerine kadar İTÇ’ye ait olduğu önerilen iki yapı katının, GNÇ’ye ait olduğunun öğrenilmesidir. Bu sayede Bademağacı’ndaki GNÇ yerleşmeleri daha iyi şekilde anlaşılır hale geldiği gibi, bazı yeni tespitlere de olanak sağlamıştır. Bu konuda önemli bir yeni saptama şudur: Bademağacı GNÇ mimarlığında yapıların kalın taş temelli olması ve kapılara tek sıra taş eşik yapılması, Kuruçay’da hemen aynen tekrarlanmaktadır. Kuruçay 12 ve Kuruçay 11 yerleşmelerindeki yapıların duvar temelleri de yak. 1 m. kalınlığında ve taştan yapılmıştır; ve daha önemlisi, Kuruçay 11 katta da kapı eşiklerine bir taş sırası konmaktadır (R.Duru; Kuruçay Höyük I; Ankara, 1994:11 vdd.; Lev. 15,16,18/1 ). Mimarlık konusundaki bu anlamlı paralellikler, GNÇ’de Bademağacı ile Burdur Bölgesi’nin kuzey kesimi arasında yakın, hatta doğrudan ilişkilerin olduğunun kanıtları sayılabilir.

- Bademağacı mühürleri ile Çatal Höyük’ün damga mühürleri arasındaki çok yakın benzerlikler, daha önceki kazı mevsimlerinden biliniyordu ve vurgulanmıştı (Duru 2003:569 vd.). Bu benzerliklere son yıllarda yenileri eklenmiştir. Benzerliklerin çoğalması, sadece Bademağacı ile Çatal Höyük’ün belli yerleşme evrelerinin çağdaşlığını kanıtlamak ve kesinleştirmekle kalmamakta, aynı zamanda ENÇ’de Burdur Bölgesi ile doğu komşusu Konya Ovası’nın kültürel ilişkileri konusunda yeni saptamalar yapılmasına da olanak sağlamaktadır. Bu arada iki yıl önce İzmir’in yakınlarındaki Ulucak Höyük’te bulunmuş bir damga mühür ile (Z.Derin ve bşk.; “Ulucak Höyük Kazısı 2002”,25. KST I:242;Çizim 8), Torbalı Ovası’ndaki Dedecik - Heybelitepe Höyüğü’nde yapılan kazılarda ele geçen aynı türde bir diğer mührün (DAI İstanbul 1924-2004, İstanbul -2004-:22, alt sağ resim), Bademağacı’nda 2003’te bulunmuş damga mühür ile (Lev.l6/1;29/1 ) tam paralellik içinde olması önemlidir. Ege kıyı kesimindeki Neolitik yerleşme buluntularının, yukarıda vurgulanan Bademağacı - Çatal Höyük mühür benzerlikleri dizisine katılması, Konya Ovası’ndan, Burdur’a, oradan da Ege sahillerine kadar, Anadolu’nun tüm batı yarısının Neolitik kültürleri arasındaki yakın ilişkilerin daha cesaretle gündeme getirilmesine olanak sağlamaktadır.

- Bademağacı ENÇ I / 8 yapı katının kireç harçlı tabanı üzerinde ve ENÇ II / 4 A ile ENÇ 3 yerleşmelerinde ele geçen ağaç kömürü parçalarından yapılan C 14 ölçümlerinin raporu gelmiştir: [8]

ENÇ I/8 katının düzeltilmiş tarihinin üst sınırının, yukarıdaki sonuçlara göre MÖ 8. binyılının son yüzyılına kadar geri gitmesi, bu yerleşmeyi Burdur Göller Bölgesi ENÇ’sinin en eski tarihli yerleşmesi durumuna sokmaktadır. Bademağacı’nda 8. katın altında en az bir yerleşme katı daha olduğu için, höyüğümüzdeki ilk yerleşmenin biraz daha geriye gitmesi gerekecektir. Ana Toprak üzerindeki ilk yerleşmenin (ENÇ. 1/9) tarihi MÖ 7100/7150’ler gibi kabul edilirse, bu, Anadolu’daki Keramikli Neolitik için, şimdiye kadar tespit edilmiş en erken tarih olmaktadır. Hatta daha da ileriye gidip bir ölçüde spekülasyona girişilirse şöyle bir senaryo ortaya çıkmaktadır: ENÇ II / 9’un pek de ilkel olmayan çç’sinin öncüllerinin olması gerektiği, bunların daha eskilerden gelen bir yapını pratiğinin ürünleri olduğu kabul edilirse, o zaman keramik üretiminin öğrenilişinin birkaç yüzyıl daha gerilere taşınması çok zorlama olmayacaktır. Böylece MÖ 8. binyılının ilk çeyreğinin başları -en geç-, Burdur Bölgesi’nde ‘Keramik Yapımının’ başladığı en geç tarih olmaktadır. Daha önceki yazılarımızda ileri sürdüğümüz, “Bademağacı’nda ve Burdur Bölgesi genelinde, Akeramik Neolitik hiç ya-şanmamış olabilir; Neolitik yaşam ile keramik üretimi arasında bir tarih farkı olmayabilir" önerimizi yineleyebiliriz (R.Duru; “The Neolithic of the Lake District”, The Neolithic in Turkey, İstanbul, 1999:187 vdd.; Duru 2003:565).

Batı Anadolu’nun bu kesiminde Neolitik’in başlaması sürecinin tarihinin saptanması konusu da, bu yeni C 14 tarihi ile kanımızca yeniden ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Sürekli yerleşme, yapay kapalı mekân yaratma -konut üretimi / mimarî‘işi’nin Bademağacı ENÇ I / 8’de çok ileri bir safhada olduğu, kireç harçlı taban yapma pratiğinin biliniyor olmasıyla kesin şekilde anlaşılmaktadır. Çömlekçiliğin de -yukarıda söylediğimize paralel olarak- aynı mantıkla, öncüllerinin mutlaka varolduğu kabul edilebilir. Her ne kadar 9’dan 5. tabakaya kadar kadar, Bademağacı’nda kalıcı mimarlığa ait duvar vb. kanıtlar el geçmiş değilse de, bu uzun süreç içinde duvarları ağaç dikme, saz-kamış örgü ve çamur sıvama - wattle and daub- gibi yöntemlerle üretilmiş mekânlarda oturulduğunda kuşku yoktur. Bu hafif duvarlı dayanıklı olmayan konutların içlerinin, beton kadar sağlam yapılmış kireç katkılı bir tabaka ile sıvalı olması doğrusu gariptir, ama kanımızca çok uzun bir gözlemin ve mimarlık geleneğinin sonuçları olarak kabul edilmelidir. Eğer bu söylediklerimiz doğru ise, o zaman Burdur Bölgesi ve yakın çenesinde Neolitik’in başlama tarihini 8. binyıh ortalarından daha da geriye götürmek, çok büyük bir spekülasyon veya abartı olmayacaktır.

- ENÇ II / 4 A ve ENÇ 3 yerleşmelerinin yeni alınmış tarihleri daha önceki -kalibre edilmiş- tarihlere uymaktadır (Duru 2001:597 vd.; Duru 2003:565).

- MÖ 3. binyılı’nın son çeyreğine (İTÇ II) ait İTÇ II / 2 yapı katı molozu içinde bulunan damga mühür (Lev.43) kanımızca çok önemli bir belgedir. Yukarıda belirttiğimiz gibi, baskı alanındaki işaretler yazı işaretlerine benzemekle birlikte, büyük ihtimalle yazı/hece/harf değeri ve anlamı yoktur[9].

Sözkonusu damga mührü, mühür şeklinde yapılmış bir sihir / büyü objesi (amulet / muska) olarak değerlendirmek belki daha doğru olacaktır. Gerçek ne olursa olsun, mührün, Anadolu’da şimdiye kadar bulunmuş bu türden objelerden çok farklı bir baskı yüzeyi dolgusuna sahip olduğunda kuşku yoktur.

Onarım ve çevre düzenleme çalışmaları

Bademağacı Höyüğü kazılarının 10. ve 11. çalışma dönemlerinde açığa çıkartılan mimarî belgelerin, olanaklar ölçüsünde uzun bir süre hem mes-lektaşlarımız tarafından görülebilmesi için, hem de ‘Kültür Turizm’i açısından anlaşılır durumda korunması yararlı olacağından, gerekli önlemlerin alınması konusunda, daha eski çalışma mevsimlerinde başlanmış olanlara ek olarak, bazı yeni girişimler yapıldı. Bu doğrultuda, kalıcı bir koruma projesi hazırlanıp, bu projenin gerçekleşmesi için gerekli kaynakların sağlanmasına kadar, kazı alanındaki taşınmaz eserlerin olabildiğince iyi durumda tutulabilmesi için bazı önlemler alındı. Bu kapsamda, son üç yıldır, A Açması’nın etrafı kafes teli ile sağlam şekilde çevrildiği için, kazı alanlarına kontrolsüz hayvan sürülerinin girmesinin önüne geçilmişti. 2002 kazı sezonunda, Antalya Valiliği İl Özel İdare Müdürlüğü’nün sağladığı ödenekle, hemen tüm yapı kalıntıları ile her kış yağmur ve diğer doğal koşullarla büyük ölçüde yıkılmakta olan kazı alanının yer yer 8 m. derine inen kenarları, naylon örtülerle kapatıldı (Lev.52/1).

GNÇ yerleşmelerinin kalın taş temelleri, uzun zamandır yüzeyde kaldık-larından dolaya büyük oranda bozulmuşlardı. Bu duvarların dış taraflarında 50 cm. kadar bir toprak payı -şeridi- bırakıldıktan sonra, gerekli yükseklikte dayanak -istinat- duvarları yapıldı (Lev.l0/2;51/l,2). Böylece çamur harçla örülmüş duvarın taşlarının düşmesi ve duvarların bozulmasının önüne geçildi. Aynı işlem, 2003’te İTÇ temelleri için de yapılmaya başlandı ve ilk olarak İTÇ II / 3’ün 1 numaralı evinin -megatonunun- duvarları sağlamlaştırıldı, dış duvarlara dayanak duvarları yapıldı. Bu yöntemle, diğer İTÇ evlerinin duvarları da önümüzdeki yallarda sağlamlaştırılacaktır.

Kilise’nin kazılarla ortaya çıkartılmış olan duvarları, doğal nedenlerle büyük oranda bozulmuş durumda idi (Lev.52/2). Bu duvarların en üstteki taş sıraları, kireç-çimento harçla, fazla belli olmayacak şekilde yeniden elden geçirildi ve gerekli yerlerde en üst sıraya aynı yöntemle bir taş sırası daha eklendi (Lev.53/1,2). Yapılan küçük ölçekli bu onarımdan sonra, Kilise oldukça iyi bir duruma getirildi ve duvarlarda bozulma, uzunca bir süre için ertelendi.









































































Dipnotlar

  1. Başkanlığını yaptığımız kazı kurulu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Anabilinı Dalı öğretim üyesi Prof.Dr.Gülsün Umurtak (Başkan Yardımcısı) ile öğrencilerimiz Sinem Üstün. Güldağ Bingöl Hacıbeyoğlu, Tuğba Güngör. Ferda Karahan, Tolga Ölmezses, Tolga Öztan ve Serkan Sönmez den oluşuyordu (Lev.2/1). Kültür Bakanlığı Temsilcisi. İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nden Pınar Bursa idi. Kazının harcamaları Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü. DÖSİM Müdürlüğü ve Türk Tarih Kurumu tarafından karşılandı. Antalya İl Özel İdaresi, kazı alanının etrafının telörgü ile çevrilmesi, kazılmış olan yapıların yağmur-kar vb. doğal etkenlerden korunması için plastik (naylon) örtülerle kapatılması ve kazılarda kullanılacak bazı araç-gerecin satın alınması gibi önemli harcamalara olanak sağladı. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB). kazıevimizin bazı ihtiyaçlarını temin etti. ULUSOY Otobüs İşletmesi, kazıya katılan öğrencilerin Antalya-İstanbul gidiş-dönüş otobüs biletlerini, Petrol Ofısi’de kazı araçlarımızın benzin ihtiyaçlarının bir bölümünü karşıladı.
  2. Bizim ve Prof. Dr. Gülsün Umurtak'ın yönetimindeki kazı kurulu, Arkeolog Sinem Üstün, öğrencilerimiz Tuğba Güngör, Nihal Akıllı, Işık Ayçin, Aynur Kara. Tolga Öztan, Oğuzhan Bozkurt, Emek Uğurlar ve Ömer Faruk Attila ile Koruma ve Onarım Bölümü öğrencisi Derya Metin'den oluşuyordu (Lev.2/2). Kültür ve Turizm Bakanlığı Temsilcisi, Nevşehir Müzesi Araştırmacılarından Meral Özdemir idi. Kazının harcamaları, önceki kazı dönemlerinde olduğu gibi. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü. İ.Ü. Rektörlüğü Araştırma Fonu Başkanlığı (Proje no.5/27082002), DÖSİM Merkez Müdürlüğü ve Türk Tarih Kurumu Başkanlığı’nın sağladığı ödeneklerden yapıldı. ULUSOY Otobüs İşletmesi kazıya katılan öğrencilerin kazıya gidiş- dönüş otobüs biletlerini temin etti; Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanlığı’nın ayırdığı ödenekle kazı araçlarımızın benzin ihtiyaçlarının bir bölümü karşılandı.<br>Kazıya katılan ve özveriyle görev yapan öğrencilerimize, kazı resimlerini çeken Selâhattin Dereli’ye, Kazı sonrası İstanbul'da küçük buluntularla mimari çizimleri yapan Arkeolog Sinem Üstün’e, ayırdıkları ödeneklerle kazıların gerçekleşmesini sağlayan kuramların değerli yöneticilerine teşekkürler borçluyuz. Bu arada kazımıza yakın ilgi gösteren ve önemli ödenek tahsisini sağlayan, Antalya Valisi Sayın Ertuğrul Dokuzoğlu'na ve kazının atık toprağının uzaklaştırılması işi için her iki kazı mevsiminde de Belediye araçlarını kullanmamıza olanak sağlayan Bademağacı Beldesi Belediye Başkanı Sayın Mustafa Yıldız’a ve belediyesinin İtfaiye aracı ile kazı yerinin havadan fotoğraflarının çekilmesine izin veren, komşumuz Dağbeli Beldesi Belediye Başkanı Sayın Ali Gökay’a, kazı ekibi olarak içten teşekkürlerimizi sunarız.
  3. Bademağacı kazılarının şimdiye kadar yayınlanmış yıllık önraporları şunlardır:<br> R.Duru,"Bademağacı Höyüğü (Kızılkaya) Kazıları. 1993 Yılı Çalışma Raporu”, Belleten LX (1997)1783-800 (Duru 1997 a)<br>-----."Bademağacı Kazıları. 1994 Yılı Çalışma Raporu", Belleten LXI (1997)1149-159 (Duru 1997 b)<br>-----."Bademağacı Kazılan. 1995 ve 1996 Yılları Çalışma Raporu". Belleten LXI1 (1998):709-730(Duru 1998)<br>-----."Bademağacı Kazıları. 1997 ve 1998 Yılları Çalışma Raporu", Belleten LXIV (2000)1187-212 (Duru 2000)<br>-----."Bademağacı Kazıları. 1999 Yılı Çalışma Raporu". Belleten LXIV (2001)1583-598 (Duru 2001)<br>-----."Bademağacı Kazıları. 2000 ve 2001 Yılları Çalışma Raporu". Belleten LXVI (2003)1449-594. Duru 2003)
  4. Bu raporda verilen planların son çizimleri. Arkeolog Sinem Üstün tarafından yapılmıştır. Kendisine teşekkür ederim.
  5. 2001 kazı sezonunda bir ENÇ 2 evinin yıkıntısı arasında bulunan boyalı sıva parçası (Duru 2003:555 vd.;Lev. 10/2), Antalya Müzesi Uzmanlarından, meslektaşımız Azize Yener tarafından temizlenmiş ve çok bozuk durumda olmasına rağmen, sıvanın üzerinde koyu kırmızı boya ile yapılmış üçgen sıralarının varlığı ortaya çıkmıştır (Bk.Lev.9/1.2). Çok büyük sabır ve ustalık isteyen bu işi başarı ile tamamlayan Sayın Yener’e teşekkürlerimi sunuyorum.
  6. Bir kısım eksik olan üç ayaklı bu kap, Antalya Müzesi araştırmacılarından, öğrencim şimdi meslektaşım Mustafa Samur tarafından onarılmıştır. Başarılı çalışmasından dolayı Mustafa Samur'a teşekkürlerimi sunuyorum.
  7. Prof.G.Umurtak bu malzeme hakkında bir araştırma hazırlamaktadır.
  8. C14 ölçümleri, her zaman olduğu gibi bu yıl da Prof. M.Korfmann'ın aracılığı ile. Heilderberg Üniversitesi Laboratuvarlannda Prof. B.Kromer tarafından yapılmıştır. Her iki meslektaşıma teşekkürlerimi sunuyorum.
  9. Bu tarihlerde değişik şekillerde ‘ilkel yazı’ sistemleri Önasya ülkelerinde keşfedilmişti. Ege Dünyası’nda ise yazı, en erken MÖ 2. binyılının ilk çeyreğinde görülmektedir. Bu bakımdan Bademağacı mührü, 'Ege Dünyası’nın ilk yazı sistemleri olan ‘Linear A’ ve ‘Linear B' yazıtlarından bir hayli yüzyıl erken bir döneme aittir (Lev.43/3’teki çizim, değişik yönlerden verilen ışıklarla çekilmiş birçok resme dayanarak yapılmıştır).

Şekil ve Tablolar