Mustafa Alkan

Gazi Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi. Tarih Bölümü.

Anahtar Kelimeler: Uşak, Para Vakıfları, 1890-1923, Osmanlı

Giriş

Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıf Kayıtlar Arşivi (VGMA)’nde bulunan 2305 numaralı Uşak Vakfiye Fihristi Defteri’nde 192 vakıf kaydı bulunmaktadır. Bugün bu 192 vakıftan 61 tanesinin vakfiyesi[1] mevcuttur. Bu vakıfların kuruluş tarihleri, mevkûfatı ve mahalleri incelendiğinde öncelikle üç şey dikkati çekmektedir. Birincisi söz konusu vakıfların % 93,44’ünün 1890-1923 yılları arasında kurulmuş olması, İkincisi bu vakıfların % 89,47’sinin para vakfı oluşudur. Üçüncüsü ise vakıfların % 86,54’ünün Uşak şehir merkezinin dışında, yâni Uşak kır bölgelerinde kurulmasıdır. İşte bu üç husustan hareketle, 1890-1923 yıllarında (zaman) Uşak’ta (mekân) kurulan para vakıfları (konu) ayrıca incelemeye tâbi tutulmuştur.

Bilindiği gibi vakıf, "lisan-ı şer'îde bir ‘aynın, menfaati 'ibadullaha ait olmak üzere aslını müebbedcn haps etmektir”[2]. Yâni bir mal veya mülkün gelirinin veya kullanım haklarının insanların yararına tahsis edilmesidir. Müessese bağlamında vakıfların iki ana unsuru vardır. Bunlar, toplum tarafından doğrudan kullanılan (ayniyle intifa’ edilen) yol, köprü, câmi, medrese ve çeşme gibi, “müessesât-ı hayriye” (hayrât) ile gelirleri kullanılan (geliriyle intifa’ edilen) para, bağ, bahçe, han, dükkan ve ev gibi, menkûl ve gayrimenkûllerdir (akarât)[3]. Asırlarca İslâm ülkelerinin sosyal, kültürel ve İktisadî hayatında çok önemli roller oynamış vakıfların, bu ana unsurlarına geçmeden önce, Uşak’ta kurulan vakıfların mekânı, kronolojisi ve yoğunluğu ile bu vakıfların kurucuları ve idaresi hakkında bilgi vermek yerinde olacaktır.

Mekân, Kronoloji ve Yoğunluk

Araştırmada mekân olarak Uşak ili seçilmiştir[4]. Uşak, klasik Osmanlı İdarî taksimatında, Anadolu Eyâletinin Kütahya Sancağı’na bağlı kazâ statüsünde bir İdarî birim olarak düzenlenmiştir[5]. Uşak kazası, coğrafî olarak, bağlı bulunduğu Kütahya sancağının orta kesiminde yer almakta olup, kuzeyinde aynı sancağa tâbi Altıntaş, Gediz ve Simav, batısında Selendi ve Kula, güneyinde Lâzkıyye (Denizli) ve Honaz, güneybatısında Şeyhlü (Çivril) kazaları, doğusunda da Karahisâr-ı sahip sancağı yer almaktaydı. Bu mekân, o dönemde Kula kazası hudutları dâhilinde bulunan Eşme dışında, bugünkü ilin merkez, Banaz, Karahallı, Sivaslı ve Ulubey ilçelerinin kapladığı sahayı içine almaktaydı[6]. İncelenen dönemde ise, Uşak ili coğrafyası iki ayrı kaza olarak iki ayrı sancağa ve iki ayrı vilâyete bağlıydı. Bunlardan Uşak Kazası, Hüdavendigâr Vilâyetinin Kütahya Sancağına tâbi Banaz ve Karahallı nahiyeleri ile bağlı köylerden, Eşme Kazası ise, Aydın Vilâyetinin Saruhan Sancağına tâbi Güre ve Sirge nahiyeleri ile bağlı köylerden müteşekkildi (Tablo: 1). Uşak’ın 1953 yılında il yapılmasıyla, Eşme kazası bütün nahiye ve köyleriyle birlikte bu idari birime bağlanmıştır. Araştırmada, belirlenen dönemde tesis edilen vakıflar, Uşak ve Eşme kazalarındaki dağılımlarını görebilmek ve iki ayrı kazadaki gelişmeleri karşılaştırabilmek için birlikte incelemeye tâbi tutulmuştur.

Uşak bölgesinde ilk vakfı Germiyanoğulları kurmuş, ilk hayratı da Ger- miyanoğlu Alişiroğlu I. Yakup Bey yaptırmış olmalıdır. Yakup Bey 1321 (H.721) yılında Uşak yakınlarındaki Hacim Köyü’nde bir zaviye[7] yaptırarak etrafındaki araziyi bu zâviyeye vakfetmiştir[8]. I. Yakup Bey’den sonra yerine geçen oğlu Süleyman Şah (O. 1387)[9] ve onun oğlu II. Yakup Bey Kütahya, Uşak, Kula, Simav ve Banaz bölgesinde pek çok hayrât yaptırmışlardır[10]. Meselâ, II. Yakup Bey’in yaptırdığı Uşak Ulu Camii[11] ve Yakup Çeşmesi bu dönemden kalmadır. Osmanlı döneminde bunlara, Burmalı Camii, Çakaloz Camii, Şeyh Hacı Kemal Türbesi, Ali Ağa, Cimcim ve Cankış çeşmeleri başta olmak üzere pek çok hayrat daha eklenmiştir. 1671 (1082) yılında Uşak’a gelen Evliya Çelebi şehri “küçük amma gayet mâmur bir şehir"[12] diye tarif etmektedir. 1890 (H.1307) tarihli Hüdavendigâr Vilâyet Salnamesine göre şehirde; 17 câmi, 2 tekke, 2 kilise (l’i Rum Ortodoks, l’i Ermeni Gregoryan), 9 medrese, 2 hamam, 2 Kütüphane ve 45 Çeşme bulunmaktadır[13].

Vakıf Kayıtlar Arşivi’nde Uşak’ta kurulmuş 192 vakıf kayıtlıdır. Bu vakıflardan sadece 61 tanesinin vakfiyesi mevcuttur[14]. Vakfiyesi mevcut vakıfların 57 (% 93,44)’si 1890 yılından sonra, 5 (% 6,56)’i 1890’dan önce kurulmuştur[15]. 1890’dan önce kurulan vakıflar ise, bu beş vakıfı an ibaret değildir[16]. Meselâ, Kütahya Sancağı Evkaf Müdürü es-Seyyid Mehmed Emin Efendi’nin 5 Teşrinisani 1300/17 Kasım l884 tarihli vakıf defterinde Uşak kazasına ait 26 vakıf ismi ve gelirleri geçmektedir[17]. Bu vakıfların kayıtları VGMA’da bulunmamaktadır. Bölgede kurulan tüm vakıfların kesin tespiti için, Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Milli Kütüphane Eski Yazmalar Bölümü Şer’iye Sicilleri Fonu ve Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyûd-ı Kadîme Arşivi’nin, hatta VGMA’da bulunan tüm tasniflerin araştırmaya tâbi tutulması gerekmektedir. Vakfiyesi mevcut vakıfların % 85,25’i para vakfı, % 14,75’i gayrimenkûl vakfıdır. 1890’dan sonra kurulan vakıfların da, % 89,47’si para vakfı, % 10,53’ü de gayrimenkûl vakfıdır. 1890-1923 yılları arasında kurulan vakıflar büyük ölçüde Vakıf Kayıtlar Arşivi sicillerine kaydedilmiştir. Evkâf-ı Hümâyûn Nezâreti’nin kuruluşundan (H.1242/M.1826) sonra, eyâletlerde teşkilâtlanan evkaf müdürlüklerinin, yeni kurulan vakıfların kayda geçirilmesi ve vakfiyelerin birer sürelinin merkeze gönderilmesi konusunda titiz davrandıkları bilinmektedir[18]. 1890-1923 döneminde, Uşak coğrafyasında vakıfların % 66,67’si Uşak kazası, % 33,33’ü Eşme kazası sınırları dâhilinde kurulmuştur. Eşme kazasındaki vakıfların tamamı köylerde kurulmuşken, Uşak kazasında ise, kaza merkezi (8 adet), nahiyeler (2 adet) ve köylerde (28 adet) kurulmuştur.

1890-1923 döneminde, Eşme nin merkezinde kurulan yeni vakfa rast- laımıazken, Uşak’ta VGMA’da vakfiyesi bulunan 10 vakıftan sekizinin bu dönemde kurulması dikkat çekicidir. Bu durum, Uşak’ın büyümeye başlamasıyla birlikte, 1894 Yangını (31 Ağustos)’uda büyük ölçüde yanan şehrin yeniden kurulmasıyla ilgilidir. Bu yangından önce şehir 4000 hâne ve 13.000 kişiden oluşmaktaydı. 1894 yangınında; 1000 haneden 3300’ü, 18 camiden 16’sı, 11 medreseden 10’u, sekiz handan yedisi, iki iptidaî ve rüştiye okulu ile iki Rum ve Ermeni kilisesi tamamen yanmıştır. Mevcût dört hamamdan üçü ile bir türbe de büyük zarar görmüştür. Geriye, 600-700 hane ile bir hamam, üç cami ve bir han kalmıştır. Yangından sonra şehir yeniden kurulmuştur. Bu sırada câmi, medrese, okul ve hamam gibi sosyal kurumlar ya tamir edilmiş veya yeniden yapılmıştır. Bu imâr ve tamiratın giderleri, büyük ölçüde çevredeki vilâyetler ve İstanbul'dan toplanan yardımlar[19] ile vakıflar tarafından karşılamıştır.

Osmanlı Devleti’nin son elli yılında Uşak’ta vakıfların artmasının arkasında -merkezdeki söz konusu yangından sonra yapılan imâr çalışmaları dışında- hem merkezde hem de kır bölgelerinde uygulamaya konulan iskân siyasetinin ve göçlerle oluşan nüfus artışının etkili olduğu anlaşılmaktadır.

Anadolu’nun ıslahı programı çerçevesinde Anadolu’nun “sağ kol" müfettişliğine tayin edilen Ahmet Vefik Paşa (1863-1865) Hüdavendigar Vilâyetini dolaşarak bölgedeki konar-göçer nüfusu yerleşik hayata geçmeye zorlamıştır. Daha sonra Ahmet Vefik Paşa ıslahatlarını Bursa Valiliği yaptığı sırada sürdürmüştür[20]. Ahmet Vefik Paşa’nın zorunlu iskâna yönelik uygulamaları bölgede hâlâ konuşulmaktadır. “Şehidi Yörükleri” bu zorunlu iskân siyaseti ile Simav, Gediz, Uşak, Kula ve Demirci arasındaki bazı köylere yerleştirilmiştir.

19. yüzyılda yapılan Osmanlı-Rus savaşlarından (1808-12, 1828-29, 1853—56, 1877-78) sonra Kırım, Kafkasya ve Balkanlar’dan Anadolu’ya büyük göçler olmuştur. Balkanlar’dan Anadolu’ya göçler 93 Harbi, Balkan ve Birinci Dünya savaşları sürecinde hızlanmıştır. Aynı dönemde Uşak’a da göçler olmuştur. Nitekim 1864 yılı Haziran ayanda 2000 Çerkeş muhâcir Uşak’a gelmiştir. Bunlar önce hanlarda ve yerlilerin evlerinde barındırılmışlar, gerekli alt yapı hazırlandıktan sonra kentin kuzey doğusundaki köylere yerleştirilmiştir[21] 1877-91 yılları arasında Hüdavendigar Vilâyetine sevk edilen 189.028 muhacirin 9330’u Kütahya Sancağına, bunların da 62’si Uşak kazasına iskân edilmiştir[22]. 1902 yılında Girit muhacirleri ile bir kısım aşiretler Uşak’ın Sabah Mahallesine yerleştirilmişlerdi. Bu yeni iskânla Sabah Mahallesi 700 haneyi aşınca mahalle, II. Abdülhamid’in 14 Temmuz 1902 tarihli iradesiyle, ikiye bölünerek yeni mahalleye Mâmuretü’l-Hamidiye adı verilecektir[23]. 1917 yılında İstanbul halkına zarar veren Rum muhacirlerin 1500’ü, yarısı Kütahya’ya yansı da Uşak’a yerleştirilmek üzere bölgeye sevk edildi. Bu sırada bir kısım Medmeli muhacir de Uşak’a iskân edilmişlerdi[24]. İşte bu yeni iskânlarla Uşak’ın yerleşim alanları ile nüfusu artacaktır. Meselâ, Uşak kazasının 1880’li yıllarda 115 köyü[25] bulunuyorken, 1900’lü yıllarda bu sayı 154’e[26] yükselmiş, nüfusu da (Eşme dâhil) 1893 yılında 91.646 iken[27], 1914’te 116.137 kişiye[28] ulaşmıştır. İlerde bahsedileceği gibi bu nüfus artışı yeni vakıfların kuruluşuna ortam hazırlamıştır.

1890’lı yıllardan 1923 yılma uzanan süreçte Uşak’ta, -vakfiyesi mevcût olan- vakıfların kuruluş tarihleri incelendiğinde (Tablo: 8), Birinci Dünya Savaşı yıllarına kadar, her yıl birer ikişer vakfın kurulduğu, 1916’dan 1923’e kadar, yâni Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı (1918-1922) yıllarında yeni vakfın kurulamadığı görülecektir. Vakıfların tescil günlerinin dağılımı ise, Osmanlı mahkemelerinin her gün çalıştığını göstermektedir (Tablo: 2).

Vakıfların kurulduğu ayların dağılımı da tescil günlerinden farklı değildir. Tescil tarihleri hicri veya milâdî hemen her aya dağılmıştır. Milâdî aylarda hasat-vakıf ilişkisinin olmadığı, hatta Uşak’ta hasat ile ters orantılı bir yapının olduğu görülmüştür. Kurulan vakıfların para vakfı olması belki bu dağılımı etkilemiş olabilir. Hicrî aylarda da vakıf-kutsal ay münasebeti söz konusu değildir. Öyle ki, en az vakıf Rebiyülâhır ve Şevval aylarında (l’er vakıf), en fazla vakıf da Zilhicce ayında (11 vakıf) kurulmuştur. İncelemeye tâbi tutulan 33 yılın üç aylarında (Receb, Şaban ve Ramazan) kurulan vakıf sayısının sadece Zilhicce ayında kurutanlardan daha az olması, vakıfların kuruluş amacının vakıf-ihtiyaç ilişkisine dayandığını ortaya koymaktadır (Tablo: 3). Nitekim 1890-1923 döneminde Uşak’ta tesis edilen vakıfların tamamı hayrî amaçla kurulmuş olup, bunların her biri bir sosyal hayrat kuruntunun ihtiyaçlarını karşılamıştır. Vâkıflar vakıf kurmadaki amaçlarını, dünya ve âhıret tasvirlerine girmeden[29] kısaca; “...câmii için... atyab-ı malımdan ...guruşumu vakfettim"[30] şeklinde gayet kısa bir şekilde anlatmışlar, cemiyet yararına vakıf kuranları (vakıf-ihtiyaç ilişkisi) övmüşlerdir.

Vakıf Kurucuları (Vâkıflar)

Vakfiyelerin, duâ kısmından hemen sonra, genel olarak vâkıf; memleketi, lâkabı, adı, unvanı, cinsiyeti, baba ve dede adı ile tanıtılmaktadır[31]. Bu tanımlamalarda askeri zümre (berat sahibi) ile esnâf teşkilâtı mensuplarının mesleklerinin yazılması konusunda hassasiyet gösterildiği halde, sıradan insanların meslek ve zümrelerinin belirtilmesinde aynı hassasiyet gösterilmemiştir[32]. Bununla birlikte vâkıfların kullandıkları kimi lâkap ve unvanların, onların meslek ve zümrelerini işaret ettiği bilinmektedir. Buradan hareketle Tablo 4 genel olarak incelendiğinde, 1890-1923 yılları arasında Uşak’ta kurulan vakıfların; % 28,85’ini ilmiye mensupları, % 23,07’sini “ağa” ve “çavuş” unvanlı seyfıye mensupları, % 48,08’ini de meslekî unvanı kayıtlı olmayan vâkıflar kurmuştur. Ancak 19. yüzyılın sonunda kullanılan unvan ve lâkaplar, klasik dönemdeki gibi, kurucuların meslek ve zümrelerini verir mi? Meslekî unvanı bulunmayan bu kurucular kimlerdir? Bu sorular derinlemesine irdelendiğinde durum değişmektedir. Özellikle “ağa” unvanı bu açıdan yeniden değerlendirilmeye muhtaçtır.

“Efendi" unvanına sahip ilmiye mensubu 15 kurucunun alusı Uşak merkezde, sekizi köylerde, biri de Güre Nahiyesi’ndedir. Bunların dördü efendizâde (2’si hafız), biri kethüdâ-zâde, diğer kurucuların ise babalarının meslekî unvanı vakfiyelerde geçmemektedir. “Ağa” unvanlı kurucuların tamamı köylerdedir. Bunlardan biri “...efendi-zâde”, biri “...zade kerimesinin oğlu” şeklinde belirtilirken, diğer dokuzunun baba mesleği hakkında herhangi bir bilgi verilmemektedir. “Efendi” ve “ağa” unvanlı kuruculardan başka bir kurucu da “çavuş” unvanını (“...bey-oğlu”) taşımaktadır[33]. Tüm kurucuların % 48,08’i her hangi bir unvana sahip değildir. Bunların % 23,07’si (2’si Uşak merkezde 10'u köylerde 12 kurucu) “...zade”, “...beşe-oğlu”, “...bey-hafıdi” (=torunu), “...bey-oğlu”, “...imam-oğlu”, “...ağa-oğlu”, “...molla-oğlu”, “...kâhya-kerîmesi” gibi lâkaplar taşıyan askerî zümre yakınlarıdır. Ancak Osmanlı Devletinin son çeyrek asrında Uşak’taki kuruculardan, ilmiye mensupları ile birkaç askerî zümre mensubunun dışındakileri, yâni padişah beratı taşımayan, askerî zümre yakınları ile “serdengeçti/ağa, alemdâr/ağa, alaybeyi/ağa, dârüssaâde ağası/ağa, bostancıbaşı/ağa, çâşnigîr/ağa, baltacı/ağa, kilercibaşı/ağa, ocakağası/ağa... ”[34] gibi askerî meslek unvanı taşımayan vakıf kurucusu ağaları, askerî zümre mensubu kabul etme imkânı yoktur. Söz konusu süreçte, köylerde oturan ve çevresindeki diğer insanlardan daha fazla toprak ve hayvan sürülerinin sahibi olan ağalar ise, halktan kişilerdi. Meselâ, “Aydın Vilâyetinin Saruban Sancağına mülhak Eşme Kazasına tâbi Adana Karyesi ahâlisinden sâhibü’l-hayrât ve’l-hasenât Hacı Ömer-oğlu Ahmet Ağa bin Yusuf..,"[35] bunlardandır[36]. Netice itibariyle, 1890- 1923 döneminde Uşak merkezdeki vakıfların ekseriyetini ilmiye mensupları (“efendi” unvanlı) ve zadegan (“zade” lâkaplı vâkıflar), kırsaldaki vakıfların ekseriyetini de, köy ileri geleni olan ağalar ile maddi durumu iyi olan diğer köylülerin kurduğu anlaşılmaktadır (Tablo: 8).

Uşak’ta incelenen -vakfiyesi mevcut olan- 52 para vakfından sadece birini kadınların kurmuş olması, Tanzimat’tan som a uygulamaya konulan Osmanlı mülkiyet sistemi (mülk emniyeti), Evkaf-ı Hümâyûn Nezâreti’nin evlâtlık amaçla kurulan vakıfları engellemesi, daha çok mülk edinme veya ailevî amaçlarla vakıf kurduğu bilinen kadınların vakıf kuruculuğundaki oranlarını azaltmış olmalıdır[37].

Vakıfların Yönetimi

Evkâf-ı Hümâyûn Nezâreti’nin kuruluşuna kadar (H.1242/M.1826) vâkıflar kurdukları vakıfların yöneticilerini, nâzırlarını ve görevlilerini (hademe-i evkaf) vakfiyelere koydukları şartlar vasıtasıyla nesiller boyu sürebilecek şekilde kendileri tayin edebiliyorlardı[38]. Vakıfların devletle irtibatlarını gerekli hallerde kaza kadısı sağlıyordu[39]. Evkâf-ı Hümâyûn Nezâreti’nin kuruluşundan sonra, vâkıfların kurdukları vakfın yöneticilerini tayin etme haklarını -hukukî olarak engelleyici bir düzenleme olmamakla birlikte[40]- vakıfların nezâreti ile kaza kadısının tayin arzı yazma (hatt-ı harekât) görevlerini taşrada kutulan Evkâf-ı Hümâyûn Nezâreti ne bağlı evkâf müdürlükleri üstlenmiştir[41].

1890-1923 döneminde Uşak’ta kurulan vakıfların mütevellilerini, uygulana geldiği gibi, yine vâkıfların kendileri tayin etmişlerdir. Buna göre 52 vâkıftan 42’si kurdukları vakfın ilk mütevellisi olarak yaşadıkça kendini tayin emıiştir. Bunlardan 35’i kendi vefatından sonra nesilden nesle evlatlarının en “aslah, erşed ve ekber"ini, altısı erkek evladım, biri ile müstakim bir kişiyi mütevelli tayin etmiştir. İki vâkıf ilk mütevelli olarak vakfın hayrat görevlisini (hatip), sekiz vâkıf da tescil mütevellisini ilk mütevelli tâyin etmiştir. Bunlardan ikisi tescil mütevellilerinden sonra onların evlatlarını (biri erkek evladını), beşi köy muhtarını, biri de evkâf memurunu mütevelli tâyin etmiştir. Vâkıfların “evlâdiyet” üzere tayin ettikleri mütevellilerin soylarının bitmesinden sonra (“ba’de inkırâzi’n-nesl”) vakıfların yönetimi, genellikle köy muhtarlarına, haryât görevlilerine veya mütevellilik için ehil, müstakim bir kişiye bırakılmışür[42].

İncelemeye tâbi tutulan 52 vakıftan sadece biri mütevellisine ücret tahsis etmiş, diğerleri vakıflarının ücretsiz (hasbi) yönetilmesini istemiştir. Böylece vakıfların yönetimini ücretsiz olarak kendi soy halkasından oluşturan vâkıflar bununla hem vakfın “tebdil ve tağyirini, teksir ve tevfîrini" yâni vakfın şartlarını değiştirme ve çoğaltma haklarını daima ellerinde bulundurma şartı koşmuşlar[43] hem de kendi nesilleri ile hayrat kurumlan arasında bir bağ tesis etmişlerdir. Ayrıca vakfın amacını yerine getiremez duruma düşmesi halinde gallenin ribhinin mutlaka fakir Müslümanlara dağıtılmasını istemişlerdir[44].

Vakıfların İktisadî Yapısı ve İşletme Usulü

İslâm hukukunun ilk oluşum sürecinde menkûl mallar müstakil olarak vakfedilemiyordu. Menkûl malların ancak bir gayrimenkûle tâbi olarak veya hakkında dinî bir hüküm (nass) ya da teamül bulunması halinde vakfedilebileceğine dair farklı görüşler mevcuttu. Bu hukukî uygulama zamanla ortaya çıkan zaruretler sonucu yumuşatılmıştır. Osmanlı toplumunda özellikle pa-ranın vakfedilmesi konusunda Hanefî mezhebinin önde gelen fatihlerinden İmam Züfer’in görüşü tercih edilmiştir[45]. Osmanlı Devleti’nde para vakıflarının bilinen ilk örneklerine II. Murad ve Fatih döneminde rastlanmaktadır. Ancak para vakıflarının henüz sayı ve hacim itibariyle vakıf sistemi içinde önemli bir yer işgal etmemesi sebebiyle hukukî yönünün o dönemde tartışılmadığı anlaşılmaktadır. 16. yüzyıl ortalarına gelindiğinde vakıf sistemindeki genişlemeye bağlı olarak para vakıflarında da önemli gelişmeler olmuştur. Bu gelişmelerle birlikte para vakıflarının meşrûiyeti de gündeme gelmiş ve Osmanlı ulemâsı arasında tartışmalara yol açmıştır[46]. Bu tartışmalar sonunda paranın vakfedilebileceği neticesine ulaşılarak para vakıfları serbest bırakılmıştır[47].

Para vakıfları, söz konusu tartışmalarla, meşrûiyet kazandıktan sonra hızla artış göstermiştir. Bazı araştırmalar para vakıflarının, mekân olarak merkezden taşraya doğru yaygınlaştığını, zaman olarak da, 16. yüzyıldan 19. yüzyıla doğru artış gösterdiğini ortaya koymaktadır. Meselâ, Barkan ve Ayverdi’nin birlikte yaptıkları bir araştırmaya göre, 16. yüzyılın ilk yarısında İstanbul’da asl-ı mal (sermaye) ve akar birlikte ele alındığında vakıfların % 12,09’nun para vakfı olduğu anlaşılmıştır[48]. “Sondaj usulû”yle Türkiye geneli üzerinde yapılan araştırmalara göre vakıfların; 17. yüzyılda % 3,38’inin[49], 18. yüzyılda % 31,77’sinin[50] 19. yüzyılda da % 56,81’inin[51] para vakfı olduğu tespit edilmiştir. Bu vakıfların illere göre dağılımları da farklılık göstermektedir. 1555-1823 yılları arasında Bursa’da 2688 para vakfının kurulduğu, bunların 761’nin devamlılık gösterdiği[52], 1520-1923 yılları arasında Adana’da kurulan 710 vakıftan sâdece % 2,13’nün[53] para vakfı olduğu belirlenmiştir. Vakfiyesi mevcüt olan vakıflara göre, Yozgat’ta 1400-1920 yıllarına ait vakıfların % 72,61[54]’i, Uşak’taki incelenen vakıfların da % 85,25’i para vakfıdır.

Para vakıflarının İktisadî yapısı, kurucularının mal varlığı ve zümresiyle doğrudan alâkalıdır. Kurucu saray veya üst bürokrasi mensubu ise, vakfın İktisâdi boyutu da oldukça yüksek olabilmektedir. Meselâ, Bezm-i Alem Vâlide Sultan Vakfı’nın binlerce menkûl ve gayrimenkûl akarları[55] arasında 250.000 kuruş, 660 akça para da[56] vardır. Yozgat’ta Şeyh Ahmed Efendi Tekke ve Câmii için Sultan Abdulmecid’in hanımlarından Şevk-Efzâ Hanım Sultan 150.000 kuruş vakfetmiştir[57]. Uşak’ta kurulan para vakıfları, söz konusu saltanat vakıfları ile kıyaslanamayacak derecede mütevazı kurumlardır. Buradaki 52 para vakfının 500 ile 24.000 kuruş arasında değişen parasal değerinin toplamı 107.280 kuruştur (Tablo: 5). Vakfedilen paraların ekseriyetini (% 69,23) 1.000 ile 2.000 kuruş arasındaki miktarlar oluşturmaktadır. Sermayesi (asl-ı mal) 10.000 kuruşu aşan bir vakıf bulunmaktadır.

Vakıf paralar, yaygın geleneğe göre, mütevellileri eliyle “...onu on bir buçuk..." (% 15) nisbetinde bir gelir karşılığında ihtiyaç sahiplerine kredi olarak verilmek suretiyle işletilmişlerdir. Bu durum vakfiyelerde:

“Rehn-i kavi ve kefil-i meli yâhud ikisinden biri ile onu on bir buçuk hesabı ile mu'âmele-i şer’iyye ve murâbaha-i mer'iyye ile bâ-yed-i mütevelli beher sene 'alâ vechi'1-hâlàl istirbâh ve istiğlâl oluna”[58], şeklinde geçmektedir. Hemen bütün para vakıflarının vakfiyelerinde geçen bu hukukî hüküm biraz açılacak olunursa; “rehn-i kavi"; borcu karşılayabilecek bir rehin, teminât, “kefil-i meli”; borçlu ödeyemediği zaman borcu ödeyecek kadar zengin olan bir kefil[59], “onu on bir buçuk hesabı”; % 15 kâr/ribh[60], “istirbâh; kâr getirmek için paranın işletmeye verilmesi, istiğlâl; gelir getirme, işletme tarzına da “mu'âmele-i şer’iyye ve “murâbaha-i mer'iyye” veya sadece mu'âmele ve murabaha denilir. “Mu'âmele-i şer’iyye”, vakıf paraları işletme usulünün İslâm hukukundaki “bey'ü’l-îne” denilen satım akdi esas alınarak geliştirilmiş bir usûldür[61]. “Murâbaha-i mer'iyye” ise, ticaret muâmelesinde uyulması gereken veya devletin belirlediği kâr haddi için kullanılmıştır.

Vakıf paraların işleune oranı dönem ve bölgelere göre farklılık arz etmektedir. Hatta aynı bölge ve dönemdeki vakıflar arasında da farklılık görülebilmektedir. Vakıf paraların işletme oranı Ebûssuûd Efendi’nin bir fetvasına dayanılarak belirlenmiştir[62]. Genel olarak vakıf paralar Tanzimat devrine kadar, vakfiyelerine dayalı olarak %10[63] ile % 15 arasındaki oranlarla işletile gelmiştir. Tanzimat’tan sonra, diğer vakıf hizmet ve faaliyetlerinde olduğu gibi, Evkâf Nezareti para vakıflarına da nezâret etmeye başlamıştır. 23 Zilhicce 1263 (2.12.1847) tarihli bir lâyihaya göre, vakıf paralar “...devri şer 7 üzere onu onbir buçuk hesabiyle meclis nezareti altında (Mahallî Meclis), evkâf müdürü ve tayin olunacak sandık emini marifetiyle idare ve istirbâh olunacaktır. Gerek nükûd (anapara), gerek nemaları için ayrı birer defter tutulacak ve birbirine karıştırılmayacaktır. Hiçbir zaman nükûd-ı mevkûfe, sandıklara hapsedilmeyecek, mütevelli ve diğer yetkililerce bilinen emin kimselere veya ahâliden ihtiyaç sahibi olanlara, rehin ve kefil karşılığında, devri şer’î muamelesi ile istirbâh olunacaktır... ”[64] hükmü ile % 15’lik kâr haddi ülke genelinde resmileştirilmiştir.

Önceleri tamamen vakfiyelerde öngörülen oranlarda istirbâh yoluyla işletilen vakıf paralarının 1880’li yıllarda Murabaha Nizamnameleri[65] ile yıllık faiz oranları % 9 olarak belirlendi ise de halkın “faiz” tâbirine karşı isteksizliği sebebiyle, murabaha nizâmnâmelerine iltifat edilmeyerek, “muamele-i şer’iye” usulünde ısrar edilmiştir[66].

İşte vakıfların Evkâf-ı Hümâyûn Nezâreti’nin tamamen kontrol altına alındığı bir dönemde Uşak’ta kurulan 52 para vakfının tamamı, vakfiyelerine göre, mütevellileri eliyle “...onu on bir buçuk guruş hesabı ile...” yâni % 15 oranında bir kâr karşılığında, ihtiyaç sahiplerine kredi olarak verilmek sure-tiyle işletilmiştir. Bu durumda, 1890-1923 yılları arasında Uşak’ta vakıf para-lardan (107.280 kuruş) elde edilen gelir veya ribh (16.092 kuruş) mütevelli eliyle hayrât görevlilerine (imam, hatip ve müezzin gibi) veya vakıf harc-ı lâzımesine (tamir, termini, aydınlatma gibi zorunlu giderlere) tahsis edilmiştir[67].

Hayrât Kurumları ve Giderleri

Han, hamam, çeşme, câmi, mektep ve medrese gibi hayrât kurumlarından toplumun doğrudan istifade (ayniyle intifa’) ettiği yukarıda belirtilmişti. Tanzimat’a kadar Osmanlı Devleti’nin eğitim, kültür, sağlık, sosyal yardım ve imar işleri başta olmak üzere pek çok alanda sosyal yükümlülüklerini vakıflar yoluyla yürüttüğü bilinmektedir.

Vakfiyelere göre, Uşak merkezde; 27 câmi[68], dört mescid[69], beş medrese[70], iki tekke[71], bir türbe[72] merkez köylerinde, 60 câmi[73] ve 7 mescid[74] kurulmuştur. Bu cami ve mescidlerin merkezde 6’sı -1894 yangını sonrası-, köylerde 21 tanesi yeni yapılmıştır[75]. Uşak’a bağlı Banaz Nahiyesi’nde-, 14 câmi[76], beş mescid[77] toplamda 19 hayrat kayıtlı olup, bunların da yedisi yeni yapılmıştır. Banaz merkezde tarihî Yakup Bey Camii yer alırken, diğer hayrâüar bağlı köylerde bulunmaktadır. Karahallı Nahiyesi’nin merkezinde; Ali Bey Medresesi ve Camii ile Çemşalı Dede camileri, bağlı köylerden Buğdaylı’da bir mescid, Paşalar ve Has köylerinde de birer câmi kayıtlıdır. Ulubey Nahiyesi’nde üçü merkezde üçü köylerde olmak üzere altı câmi[78], Sivaslı Nahiyesi’nde iki câmi ve bir zaviye ve türbe[79] kurulduğu tespit edilmiştir. Eşme Kazası’nda; merkezde iki, köylerinde 19 câmi ve bir mescid, nahiyelerinden Güre ve bağlı köylerde beş câmi, bir mescid, Sirge’de üç câmi ve bir mescid, Karaca Ahmed Köyü’nde bir tekke (Sultan/Aziz) bulunmaktadır[80]. Eşmedeki hayrâtın da 22’si yeni yapılmıştır[81]. Netice itibariyle Vakıf Kayıtlar Arşivi’nde Uşak’a ait 148 câmi, 25 mescid, 6 medrese, 4 tekke ve zaviye ve 1 türbenin vakıf kaydı bulunmaktadır[82].

Bu araştırmada incelenen 52 para vakfı ise, 52 hayrâtın giderlerini karşılamıştır. Bu hayrâtın % 84,62’sini camiler, % 15,38’ni de mescidler oluşturmaktadır. Para vakıflarının gelir sağladığı câmi ve mescidler -tabloda görüldüğü gibi- Uşak merkez, merkez köy ve bağlı nahiyeler ile Eşme Kazasına dağılmış durumdadır. Hayrâtın % 13,46’sı Uşak şehir merkezinde, diğer % 86,54’ü ise kır bölgelerine dağılmıştır. Para vakıflarının % 67,31’i yeni bir hayrat için, % 25’i mevcût (kâin) bir hayrât için, % 5,77’si harâb bir hayratı tamir için ve % 1,92’si de mescide minber vaz’ olunmak yâni minber konularak mescidi câmiye çevirerek, cuma namazı kılınır hâle getirmek için kurulmuştur. Burada dikkat çeken nokta şehirde ve kırda müceddeden (yeni) câmi ve mescid yapımının yaygınlaşmasıdır. Yukarıda bahsedildiği gibi, bunun iki temel sebebi bulunmaktadır. Birincisi, şehirde yaşanan “1894 Yangını” sonrası şehrin fizikî yapısının % 82,5’inin yenilenmesidir[83]. Bu dönemde şehir merkezinde -1898-1912 yıllan arasında- beş yeni câmi[84] yapılarak görevlilerine vakıflar tahsis edilmiştir. İkincisi ise, Osmanlıı Devleti’nin uyguladığı zorunlu iskân (yerleştirme) politikaları ile meskûn yerlerde nüfusun artmasıdır. Bu dönemde Uşak coğrafyasında özellikle kır bölgelerinde yâni kasaba, köy ve mezraalarda zorunlu iskân ve dışardan alınan göçler ile yaşanılan hızlı nüfus artışı sonucu pek çok merkezde yeni ibadet ve eğitim kurumlan inşâ edilmiştir[85]. Birinci Meşrutiyet’ten sonra kurulan modern eğitim kuramlarının giderlerinin büyük ölçüde devlet tarafından karşılanması[86], vakıfların hizmet alanını daraltmıştır. Bu dönemde vakıflar, daha çok câmi ve mescid gibi ibâdet kuramlarının giderlerini karşılama amaçlı olarak kurulmuştur.

Yukarıda Tablo 5’te gösterilen vakıf paralarının gelirleri hayrât kurumlarının görevli ücretleri ile harc-ı lâzırne denilen tamirât ve aydınlatma giderlerine harcanmıştır.

Vakıfların İdarî görevlileri (mütevelliler) ile hayrat görevlisi olarak çalışan 134 kişinin vakıflar ile bağlantısı bulunmaktadır. İncelenen para vakıflarının giderlerini karşıladığı cami ve mescidlerde 64 imam ve hatip, 17 müezzin ve bir hatimhân görev yapmaktadır. Bu camilerden 36’sında imam ve hatiplik görevini aynı kişi yürütmüştür. 12 câmide hem imam hem de hatip, dört mescitte sadece imam, 17 câmide müezzin ve bir câmide de hatimhân bulunmaktadır. Vakıflar bu görevlilere, yıllık olarak hatip veya imamhatiplere 30 ile 300 kuruş arasında, imamlara 6,08 ile 200 kuruş arasında, müezzinlere de 12 ile 100 kuruş arasında değişen ücretler, bir köyün[87] câmi görevlileri arasında bulunan hatimhâna da 16 kuruş ücret ödemiştir (Tablo: 7).

Sonuç

Türkiye’de, Tanzimat’ın ilânından sonra mîrî arazilerin mülkleştirilmesi ve öşrün kaldırılmasıyla mîrî arâzi kaynaklı (irsâdi) vakıflar azalmıştır. Gider¬lerini karşılayamayan veya yeni kurulan hayrât kuramlarının ihtiyaçlarını hayır sahipleri, para vakıfları yoluyla karşılama yoluna gitmişlerdir. Vakıf kurma bilinci, zengin sınıftan halk tabanına yayılmışur. Bunun sonucu ola¬rak söz konusu yüzyılda para vakıflarında büyük bir artış yaşanmıştır. Bu artışı Uşak’taki mahallî özellikler, 1894 Uşak Yangını ve vakıf kurma geleneği etkilemiş olmalıdır.

Uşak’ta kurulan 52 para vakfının İktisâdi gücü çok sınırlıdır. Hatta bu vakıfların toplam parasal değeri, pek çok saraylı veya bürokratın kurduğu bir vakfın sermayesinden bile düşüktür. Buna rağmen söz konusu mütevazı vakıflar 52 hayrât kurumunun varlığını idâme ettirmesini sağlamıştır. İncelenen dönemde, eğitim hizmetlerini Maarif Nezâreti, sağlık ve sosyal yardım, belediye ve bayındırlık hizmetlerini de mahallî idareler üstlendiğinden vakıfların hizmet alanı dinî hizmetlerle sınırlı kalmıştır. Bundan dolayı, 1890-1923 döneminde Uşak’taki para vakıfları birkaç istisnası dışında câmi ve mescidler için kurulmuştur. Câmi ve mescidler, bu dönemde sadece, günde beş vakit ezanın okunduğu ve namazın kılındığı, ibâdet yer¬leri değildi. Söz konusu kurumlar, mâbet olmanın yanında ibtidaî okulun bulunmadığı yerlerde birer mektep, cuma günleri çevrede yaşayan insan¬ların bir araya geldiği ve bazı meselelerini çözüm buldukları birer merkez olmuşlardır. En önemlisi de bu kurumlar, örgün eğitim-öğretimin sınırlı nispette kaldığı Osmanlı toplumunda kültürel etkileşimin merkezi ola¬gelmişlerdir.

İncelemeye tâbi tutulan 1890-1923 yıları arasında Uşak’ta kurulan para vakıfları, ülkedeki diğer para vakıfları gibi Evkâf-ı Hümâyûn Nezâreti'nin denetiminde[88], 1851 yılında çıkarılan “Nükûd-ı Mevkûfenin İstirbâhı Hakkında Irâde-i Seniyye-yi Mübevyin İlân-ı Resmi"[89]si doğrultusunda yönetilmiştir. İkinci Meşrutiyet döneminde vakıf paralar, Evkâf-ı Hümâyûn Nezâreti bünyesinde oluşturulan Terekât ve Nükûd-ı Mevkûfe Müdürlüğü’ııde toplanmaya başlamıştır. 1920’li yıllarda hayratlarına “...nükûd-ı mezkûre nem'asnıdan şehri...guruş vazife ile..."[90] tâbiriyle yeni görevlilerin tayin edildiği Uşak’taki para vakıflarının âkıbetinin ne olduğu burada tespit edilememiştir. Evkâf-ı Hümâyûn Nezâreti veya daha sonra Vakıflar Umûm Müdürlüğü tarafından zaptedilen vakıfların işlemleri Esas Defterlerine kaydedildiği halde, bu vakıflarının akıbeti yazılmamıştır. Ancak vakıf paraların Vakıflar Bankası’nın kuruluşuna (1954) kadar, Vakıf Paralar Müdürlüğü tarafından yönetildiği ve Türkiye Vakıflar Bankası’nın ku¬ruluşunda sermayesinin bir kısmını oluşturduğu bilinmektedir.


EK 2b: Musacıkoğlu Hacı ibrahim bin Süleyman’ın Vakfiyesi’nin Transkripti:

VGMA, Mücedded Anadolu: 602, sayfa 151 sıra: 252

Hulâsa-i Vakfiye: 2201 Esas: 194, sayfa: 178, sıra: 797

İşbu vakfiye Mahkeme-i Evkafın 28 Safer 1327 tarihli 'ilâmı üzerine 28 Muharrem 330 tarihinde sudûr iden irâde-i 'aliyye mûcebince kaydolunmuştur. Uşak Naibi Mustafa Asım

Elhamdülillâhillezî e’azze havassi ibâdihî bi-sarfi emvâlihim ilâ envâi’l- hayrât ve e’ânehüm ‘alâ iktisâbi esnâfi’l-mehâmid ve’l-müberrât ve’s-selâtü ve’s-selâmü ‘alâ resûlihî ve nebiyyihî Muhammedin hayri’l-beriyyât ve ‘alâ âlihî ve eshâbihî ilâ yevmin yestazi’li’l-mer’ tahte’s-sadakât. Emınâ ba’d işbu vakfiye-i celîli’ş-şân ve cerîde-i bedi’i’l-unvanın tahrîr ve inşâsına ve tastîr ve imlâsına bâdi oldur ki, Hüdavendigâr Vilâyeti çelilesi dâhilinde Kütahya Sancağına tâbi Uşak kasabasının Aybek Mahallesi ahâlisinden sâhibü’l-hayrât ve’l-hasenât Musacık oğlu Hacı İbrahim bin Süleyman meclis-i şer’i şerifi en- verde vakf-ı âti’li’l-beyâna li-ecli’t-tescîl mütevelli nasb ve ta’yin eylediği mahalle-i merkûmeden Muhacir Mehmet Ağa ibn Sâlim mahzârında ikrâr-ı sahihi şer’i ve itirâf-ı sarîh-i mer’î edüb atyab-ı mal ve enfes-i menâfimden nakden bin guruş bi’l-ifrâz hasbete’n-lillâhî ta’âlâ vakf-ı sahîh-i ınüebbed ve habs-i sarih nıuhalled ile vakf ve habs edüb şöyle şart ve ta’yin eyledim ki, ıneblağ-ı mezkûr ale’t-teâkub ve’t-tevâli bâ-yed-i mütevelli onu onbir buçuk guruş hesâbı ile rehn-i kavi ve kefil-i meli ile ba- devr-i şer’i irbâh olunup senevi hâsıl olan ribh ve nemâsından salifü’z-zikr Aybek Mahallesi’nde ve hükümet konağı civarında kâin Mamüretü’l-Hamidiye Câmi-i Şerifi’nde hatib olan efendiye şehriyye beş guruş verile ve ribh-i mezkûrdan her ne bâkî kakır ise ba-ma’rifet-i mütevelli hıfz olunub câmi-i şerîf-i mezkûrun tamir ve terinim ve rûgan-ı zeyt ve kanâdil ve masârif-i zarûriye-i sâiresine hare ve sarf oluna ve ben lâbis-i libâs-ı hayat oldukça vakf-ı mezbûrun tevliyeti ber vech-i hasbî bana ve vefatımdan sonra akrabamın evlâd -ı evlâd ve evlâdının as- lahına ve ba'de’l-inkırâz akrabamdan tevliyete ehil olan kimesneye ber vech-i hasbi mütevelli ola ve vakf-ı mezbûrun tebdil ve tağyiri ve teksir ve tevfiri her kene yedimde ola deyu ta’yin-i şurût ve tebyîn-i kuyûd birle meblağ-ı mezbûru fârigan ani’ş-şevâgil mütevelli-i hâzır-ı merkûme teslim ol dahî vak- fiyyet üzere kabz ve tesellüm ve kabul ve tasarruf eyledi dedikde gıbbe’t-tas- diki’ş-şer’î vâkıf-ı mezbûr budân-ı vakf-ı nükûda ve zımnında olan kuyûda ba’dehû kavl-i adem i lüzûmu teşebbüs edüb mütevelli-i nıezbûr dahî sıhhat ve lüzümuna zâhib olan eimme-i din kaviller ile mukabele birle hükm taleb edicek fî zamâninâ beyne’1-ulemâi’l- izam câri olan vech-i muhtar üzre âlimen bi’l-hilâfı’l-câri beyne’l-eimmeti’l-eşrâf vakf-ı mezbûrun sıhhat ve lüzümuna hükm-i şer’î lâhik olmağın inin ba’ad nakız ve tahvîl-i muhâl ve tebdil ve tağyiri müınteniü’l-ihtimal oldu. “Femen beddelehû ba’demâ se- miahû feinnenıâ ismihû ale’llezîne yübeddilûnehû innallâhe semîun alîm" ve “ecrü vâkıfı ma’a’l-hayyi’l-cevâdi’l-kerîm” cerâ zâlike ve hurrire fı’l-yevmi’l- hâmis min Cemâziye’l-ewel li-sene hamse ve işrîne ve selâse mie ve eli.

EK 3b: Mamüretü’l Hamid Câmii’ne Hitabet Tevcihi, VGMA, Esas: 194, sayfa: 178, sıra: 797

Aded-i Umûm: 797

Nev-i Cihât: Hitabet

Vezâif ve Muhessesât: Nükûd-ı mezkûrenin hâsıl olan nemasından fî
şehrî 5 guruş

Esâmi-i Mutasarrıfât: Ba-hatt-ı hümâyûnla müceddedetı kayd ile Hafız
İsmail Efendi ibni Ömer’e tevcih olunmuştur

Tevcih Tarihi: Gurre-i Safer 1330, Arz: 734

Vâkıfı ismiyle hâyrât ve müberrâtın mahal ve mevâkı'ı: Kütahya Sancağı dâhilinde Uşak Kazasının Aybek (İpek) Mahallesinde hükümet civarında kâin Mamüretü’l Hamid Câmi-i Şerifi içün Mahalle-i mezkûre ahâlisinden ve eshâb-ı hayrâtdan (Musacıkoğlu) Hacı İbrahim Ağa ibni Süleyman’ın 1000 Guruş Nükûdı Vakfı

Atîk Esas Defteri: Mücedded

Şart-ı Vâkıf: Vakfiyesi Sâdis Aşar, Mücedded Anadolu, aded: 251, 14 Usûl-i Cedîd: 5359, Hulâsa: 2201, İrâde-i ‘Aliyye Tarihi: 28 Muharrem 1330

Vukûât: ...

Münâkale Defterinin İsmi ve Numarası: ...

Mülâhazat:...

Dipnotlar

  1. Bu vakfiyelerin 11’i sondajlama usulüyle (her beş vakfiyeden biri alınıp) tahlil edilerek "21. Yüzyılın Eşiğinde Uşak" sempozyumda, vakıf müessesesi bağlamında değerlendirilmiştir. Bkz. Mustafa Alkan, "İhtimali Sondaj Metoduna Dayalı Bir Araştırma: Uşak Vakıfları", 21. Yüzyılın Eşiğinde Uşak Sempozyumu, I. Umut Matbaası, İstanbul 2001, s. 399-412.
  2. Vakıf terim ve ıstılâhları için bkz. Elmalılı M. Hamdi Yazır, Ahkâmu'l-Evkâf, (Elmalı Hamdi Gözüyle Vakıflar” adı ile yayına hazırlayan: Nazif Öztürk), TDV Yayım, Ankara 1995, s. 49-53.
  3. M. Hamdi Yazır. a.g.e. s. 157-163.
  4. Uşak, Türk hâkimiyetine. Malazgirt Muharebesi'nden hemen sonra, 1076 yılında geçmişse de bölgede kesin hâkimiyet Germiyanoğulları Beyliği döneminde (1300-1429) gerçekleşmiştir. Germiyanoğlu hanedanının 1429’da sona ermesiyle bölge. Osmanlı idaresine girmiştir, Bkz. İ. Hakkı Uzunçarşılıoğlu, Kütahya Şehri, İstanbul 1932, s. 10459; M. Çetin Varlık. Germiyanoğulları Tarihi (1300-1429), Ankara 1974, s. 69-80.
  5. M. Çetin Varlık. "XVI Yüzyılda Kütahya Sancağı’nda Yerleşme ve Vergi Nüfusu", Belleten LII/202 (Nisan 1988), s. 144-148; “XVI. Yüzyıl Osmanlı İdarî Teşkilâtında Kütahya”, Türklük Araştırmaları Dergisi, 2, (İstanbul 1986). s. 201-239.
  6. Besim Darkot, “Uşak”, İA„ XIII, s. 73-75; Bölgenin tarihi coğrafyası için bkz. Kâtip Çelebi, Cihannümâ, İstanbul 1145, s. 633-34; Evliya Çelebi, Seyahatname, Anadolu, Suriye. Hicaz (1671- 72), IX, İstanbul 1935, s. 37-40; Şemseddin Sami, Kâmusü'l-Â'Iâm, IV. İstanbul 1306, s. 3155.
  7. Suraiya Faroqhi, Anadolu’da Bektaşilik, (Çeviren: Nasuh Barın), Simurg Kitapçılık, Yayıncılık ve Dağıtım Ltd. Şti., İstanbul 2003. s. 39. 63, 209.
  8. Germiyanoğlu Yakup Bey ibn Mehmed Bey Vakfiyesi. VGMA, 721/1321, M A 592, s. 139- 116
  9. Süleyman Şah. Germiyanoğulları’nın ikinci merkezi olan Kula’da yaptırdığı Gürhane Medresesi'nde medfundur.
  10. Mustafa Çetin Varlık. “Germiyanoğulları", Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, VIII, Zafer Matbaası, İstanbul 1987. s. 508-518.
  11. Kitabesinde ‘Melikü’l-'Azâm Yakub ibn Süleyman Şah Emir”, geçmektedir. Bkz. Mahmut Akok, “Uşak Ulu Camii",, Vakıflar Dergisi, Sayı: III, Ankara. 1956, s. 69
  12. Evliya Çelebi. Seyahatnâme, IX, s. 38.
  13. Ayrıca şehirde; 11 mahalle, 12.684 kişi, 12 han, 1 ecza hâne, 1 hastahâne, 1 salhane vs. bulunmaktadır. Bkz. 1307 tarihli Hüdâvendigar Vilâyet Salnamesi, s 214; 1310 tarihli Hüdâvendigar Vilâyet Salnamesi, s. 367; “Uşak", Yurt Ansk., X, s. 7473.
  14. Uşak Vakfiye Fihristi Defteri (UVFD)’nde geçen vakıflardan birisinin (Uşak. Kırkyaran Köyü. Bakkal Mehmet Ağa Camii Vakfı) Uşak Kazası sınırları dahilinde olmadığı anlaşılmıştır. İlgili vakfın vakıfnamesini incelediğimizde bu vakfın Kütahya Sancağına tâbi Gediz Kazasına bağlı bir köyde (Kırkyaran köyü) olduğu (VGMA, Mücedded Anadolu Defteri (MA): 601, s. 25) görülmüştür.
  15. VGMA. UVFD: 2305, s. 1-23
  16. 530’lu yıllara kadar kurulan vakıflar üzerine yapılan bir araştırma için bkz. İsmail Çifıçioğlu. “438 Numaralı Tahrir Defterine Göre XVI. Yüzyılın İlk Yansında Uşak Kazasındaki Vakıflar”, 21. Yüzyılın Eşiğinde Uşak Sempozyumu, I, s. 113 -419.
  17. Bunlar; Uşak Kazasında; Kurtbaba Vakfı, Geliri (G): 1036 kuruş (kr), 20 para (p), Abı Baba Vakfi, G: 940 kr, 04 p; Sarıdede Vakfı, G: 330 kr, 08 p; Bulgaz Köyünde Safâdrde Vakfı, G: 480 kr. 10 p; Akkilise Karyesi (K.) Ziyaretçi Vakfı, G: 2191 kr. 20 p; Çarık K. Yaktıp Çiftliği. G: 511 kr, 16 p; Karabasan K. Sevdi Çiftliği, G: 1004 kr; Halife K. Şeydi Vakfı, G: 921 kr, 30 p; Hocalar K. Şeyh haz Vakfı, G: 300 kr, 33 p; Bulgaz K. Şeyh Bâyezid Vakfı, G: 846 kr. 26 p; Susuz K. Hayrancık Vakfı, G: 243 kr. 10 p; Turaklı K. Camii Vakfı, G: 917 kr, 12 p; Banaz Nahiyesinde: Gökler K Ayvacık Vakfı, G: 1493 kr, 20 p; Derbend K. Şeyh Harda Vakfı, G: 5905 kr. 30 p; Bahadırlar K. Gökbeği/Gökkaya Vakfı, G: 527 kr. 03 p; Ökser K. Hatun Tekke Vakfı, G: 486 kr; Gömle K. Veliyüddin Vakfı, 731 kr; Banaz K. Balım Mezra 'ası Vakfı, G: 509 kr; Ahad K. Kendivan Vakfı, G: 1614 kr. 30 p; Ermez K Şeyh Hamza Vakfı, G: 1125 kr, 30 p; Kızılcasöğüt K. Şeyh Koca Vakfı, G: 1483 kr; Kızılcasöğüt K. Şeyh Muallim Vakfı, G: 740 kr. 20 p; Kızılcasöğüt K. Koçakdede Vakfı, G: 886 kr; İslâm ve Hasanlar K. Gedik Ahmed Paşa Vakfı, G: 28.709 kr. 30 p. Bkz. Mehmed Emin Efendi’nin 5 Teşrîn-i Sânil 1300/17 Kasım 1882 tarihli Defteri. Cevdet Dadaş, Atilla Batur, İsmail Yucedağ. Osmanlı Arşiv Belgelerinde Kütahya Vakıfları II/1. Ekspres Matbaası, Kütahya 2000. s. 347-48
  18. VGMA. 1256/1840, Ahkâm Defteri (AD): 966. s. 319; Adana Şer’iye Sicili (AŞS): 10, Belge: 118-120; İbnülemin M. Kemal İnal-Hüseyin Hüsameddin, Evkâf-ı Hümâyûn Nezâreti’nin Tarihçe-i Teşkilâtı ve Nuzzârın Terâcim-i Ahvâli, İstanbul. 1335. s. 11-37.
  19. Günver Güneş. “1894 Uşak Yangını", 21. Yüzyılın Eşiğinde Uşak Sempozyumu. I. s. 274- 278; Yardımlar için bkz. BOA, İ.DH. 1312 S/35.
  20. “Ahmet Vefık Paşa". Abdurrahman Şeref Efendi. Tarih Musahabeleri. (Sadeleştiren: Enver Koray). Başbakanlık Basımevi, Ankara 1985, s. 179-186.
  21. Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün. (Çeviren: Bilge Umar), İnkılap, 3 Baskı, İstanbul 1998, s. 43.
  22. Nedim İpek, Rumeli'den Anadolu'ya Türk Göçleri (1877-1790). TTK Yayınları, Ankara 1994, s. 185-186.
  23. BOA İrade Dâhiliye, 1320 R./13; Mamüratü'l-Hamidiye Mahallesinde Nakibü'l-Eşrâf Câmii'nin Hafız Mehmed Efendi'nin 8000 Guruş Nükud Vakfı. 1324/1906. VGMA, MA. 598/204-157
  24. BOA, DH. ŞRF. (Şifre Kalemi): 82/102; Ayrıca bkz. Sadiye Tutsak. “Osmanlı Devleti'nin Son Devirlerinde Uşak Kazası”. Tarih İncelemeleri nergisi. XVI, İzmir 2001, Ege Üniversitesi Basımevi, s. 180-82.
  25. Hüdavendigar Vilâyeti Salnamesi. H. 1302/M. 1884. s. 454
  26. Hüdavendigar Vilâyeti Salnamesi. H. 1324/M. 1906, s. 425.
  27. 893 yılı Eşme Kazası; Müslümanları 17.927 kişi; Uşak Kazası; Müslümanları 71.605 kişi. Rumları 1432 kişi. Ermeniler: 660 kişi. Yabancılar: 22 kişi. Bkz. Kemal H. Karpat, Osmanlı Nüfusu (1830-1914). -Demografik ve Sosyal Özellikleri-, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2003. s. 162, 172.
  28. 914 yılı Eşme Kazası; Müslümanları 23.415 kişi. Rumları 33 kişi. Yabancı Uyruklar: 7 kişi. Uşak Kazası; Müslümanları 88.626 kişi. Rumları 2957 kişi. Ermeniler: 1099 kişi. Bkz. Karpat. a.g.e, s. 212. 224.
  29. Meselâ, Germiyanoğlu Yakup Bey bin Mehmed Bey’e göre; “deni dünya ünmiye yalağıdır, belâ durağıdır, firar evidir, karar evi değildir. Sefası yoktur, zahmeti çoktur, baharda bulutların geçtiği gibi geçer, serabı andırır. Onda hiç bir peygamber peygamberliğinden dolayı muhallet kalmamış, hiçbir ânid-i cebbar da kuvvetinden ötürü ebedi duramamıştır. O öyle bir devir ki, gidişi harâbdır, ticareti ziyandadır. âkil odur ki. vakitlerini Allah 'a hamd ile takva üzere geçirir, hâli hayatta iken zamanlarını laad ne vaid gününde hazırlık yapmak, azık kayırmak yolunda sarf eder. İşte aklını iyi kullanan kimse amellerini sâlih işlere sarf eder, malını hayra verir, hayrâtın en devamlısını seçer, en güzelini yapar". Germiyanoğlu Yakub Bey İbn Mehmed Bey Vakfiyesi. VGMA, M. 29 05 1321, MA 592, s. 139, Sıra: 116). Vâkıfların vakıf kurma amaçlarının geniş bir değerlendirilmesi için bkz. Bahaeddin Yediyıldtz, XVIII. Yüzyılda Türkiye'de Vakıf Müessesesi -Bir Sosyal Tarih İncelemesi-, TTK Yayınları, Ankara 2003. s. 12-13.
  30. Dayıoğlu İsmail ibn Emin Vakfiyesi. VGMA, 1314/1897, MA 603, s. 90; İsa Kahya Kerimesi Fatma binti İsa Vakfiyesi, VGMA, 1324/1907, MA. 607, s. 203.
  31. Meselâ. Voyvoda es-Seyyid Ahmed Ağa ibn es-Seyyid İbrahim Ağa (Vakfiyesi. VGMA. 1205/ 1791, AB. 585, s. 32-38); İbrahim Kethüda-zâde İbrahim Hakkı b. Mehmet b. Hacı Ömer Ağa (VGMA. 1316/1898. MA. 600, s. 19-24) gibi.
  32. Meselâ. Hanyeri Karyesi ahâlisinden Lafçı Hacı Mustafa Efendi (VGMA. 1341/1923. MA. 609. s. 199-240) gibi.
  33. Nuri Çavuş b. Ahmet Bey Vakfiyesi, Güre. 16 02 1904. VGMA. MA. 603. s. 150/261
  34. Hasan Yüksel. Osmanlı Sosyal ve Ekonomik Hayatında Vakıfları Rolü (1585-1683). Dilek Matbaası, Sivas 1998, s. 217
  35. Hacı Ömer-oğlu Ahmet Ağa b. Yusuf Vakfiyesi. 18 02 1895, VGMA, MA 596, s. 50/41
  36. Adana'da vakıf kurucuların tarihî süreç içindeki değişimi üzerine geniş bir değerlendirme için bkz Mustafa Alkan. Adana'nın Bütüncül Tarihi Çerçevesinde Adana Vakıflarının Analizi -TÜSOKTAR Veri Tabanına Dayalı Bir Araştırma- Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi. Ankara 2004, s. 62-89.
  37. Meselâ. 1520-1923 yılları arasında Adana'da kurucusu bilinen 639 vakıftan % 36,46 (233 vakıf)'sini kadınlar kurmuştur. Bu vakıfların % 2,58'i 16 yüzyılda; % 1,72'si 17. yüzyılda; % 82.40'1 18. yüzyılda (% 78,24’ü aile ile irtibatlı); % 12,02’si 19. yüzyılda; % 1,29'u da 20. yüzyılın başında kurulmuştur. Adana'da 1890-1923 yılları arasında ise, söz konusu 233 vakfın sadece % 3'ü (7 vakıf) kurulmuştur. Bkz. Alkan, Adana Vakıflarının Analizi, s. 66. Tablo: 18; Bir araştırmada yenileşme döneminde kadın vâkıfların oranı % 6.67 olarak tespit edilmiştir. Bkz Nazif Öztürk. Türk Yenileşme Tarihi Çerçevesinde Vakıf Müessesi, TDV Yayını. Ankara 1995. s. 50, Tablo: II.
  38. Germiyanoğlu Yakub Bey ibn Mehmed Bey Vakfiyesi, Uşak. 721/1321. VGMA. MA. 592, s. 139/116; Voyvoda es-Seyyid Ahmed Ağa ibn es-Seyyid İbrahim .Ağa Vakfiyesi, Uşak, 205/1791, VGMA. AB. 585, s. 32/38
  39. M. Hamdi Yazır, a.g.e, s. 166; Ebû’l-Ulâ Mardin, "Kadı”, İ.A.. s. 42-46.
  40. Abdulkadir Ağa ibn Zeyneddin bin Sünnet Vakfiyesi, Ceyhan, 1886. VGMA, MA. 591, s. 197
  41. VGMA, Ahkâm-ı Evkâf Nizam: 968. s. 114; VGMA. 1278, Ahkâm-r Evkâf-ı Nizamât. 971, s. 125-127; VGMA, 1280, Ahkâm-ı Evkâf Nizamı: 972. s. 63-64; VGMA, Nizamât Teşkilat Memurîn:974. s. 56-57; Düstur I/II 1289: s. 146-169.
  42. Birkaç misâl için bkz. Çallı Ömer Efendi-zâde Ahmet Tahir Efendi ibn Ömer Efendi Vakfiyesi, 1325/1908, VGMA, MA. 605, s. 263/346; İmamoğlu Halil ibn Mustafa Vakfiyesi, VGMA, 1315/1898. MA: 602, s. 96.
  43. Çallı Ömer Efendi-zâde Ahmet Tahir Efendi ibn Ömer Efendi Vakfiyesi. VGMA. 1325/1908, MA 605, s. 263
  44. Abbasoğlu Molla Mahmud Bey hafidi Halil b. İbrahim Vakfiyesi, VGMA. 1315/1898, MA. 602, s. 144.
  45. Hamdi Döndüren. Günümüzde Vakıf Meseleleri, Erkam Yayınları. İstanbul 1998, s. 4042.
  46. Bu sırada bir dizi risale ve mektup yazılmıştır. İbn Kemal’in risalesini (Tahsin Özcan. "İbn Kemal’in Para Vakıflarına Dâir Risalesi", İslam Araştırmaları Dergisi, Sayı: 4 (2000), 31-41), Ebûssuüd Efendi'nin risalesi (Risale 11 vakfi'l-menkül) takip etmiştir (Mehmed Birgivî, Cilâu'l- kulûb içinde İstanbul 1280. s. 162-181). Çivizâde. Ebûsuüd Efendi’nin risalesine yazdığı reddiyeyi padişaha takdim ederek para vakıflarının yasaklanmasını sağlamıştır (bkz. Çivizâde. Reddiye. Süleymaniye Ktp.. Reşid Efendi, nr. 1177, vr. 158b-161a). Sofyalı Bâlî Efendi ise Kanünî’ye, Çivizâde’ye ve Şah Çelebi’ye yazdığı mektuplarda para vakıflarının yasaklanmasının anlamsızlığını ve vakıf sistemi üzerinde telâfisi imkânsız tahribata yol açacağına dikkat çekmiştir (bkz. Tahsin Özcan. “Sofyalı Bâlî Efendi’nin Para Vakıflarıyla İlgili Mektupları", İslâm Araştırmaları Dergisi, Sayı: 3. [1999], s. 125-155). Tartışmaların sürmesi üzerine oluşturulan heyet tarafından konu görüşülmüş ve para vakıfları serbest bırakılmıştır (bkz. Tahsin Özcan, "Para Vakıflarıyla İlgili Önemli Bir Belge”, İLAM Araştırmaları Dergisi. III, sy. 2 [Temmuz-Aralık 1998), s. 107-112). Ancak tartışmalar bitmeyecektir. Bu konuda geniş bir değerlendirme için bkz. Tahsin Özcan, Osmanlı Para Vakıfları -Kanuni Dönemi Üsküdar Örneği. TTK Yayınları, Ankara 2003, s. 28-47; Ahmet Akgündüz, İslâm Hukukunda ve Osmanlı Tatbikatında Vakıf Müessesesi, 2. Baskı, OSAV, İstanbul 1996, s. 204-229; Osman Keskioğlu, "Bulgaristan’da Türk Vakıfları ve Bali Efendi'nin Vakıf Paralar Hakkında Bir Mektubu”, Vakıflar Dergisi. IX. (1971), s. 92-3; İsmail Kurt. Para Vakıfları. Nazariyat ve Tatbikat. Kerem Matbaası, İstanbul 1996, s. 6-36.
  47. M. Hamdi Yazır, age. s. 77
  48. Ömer L. Barkan-Ekrem H. Ayverdi, İstanbul Vakit Tahrir Defteri 953 (1546) Tarihli. İstanbul Fetih Cemiyeti İstanbul Enstitüsü, İstanbul 1970, s. VIII. 1 nolu cetvel.
  49. H. Yüksel, a.g.e, s. 118.
  50. Yediyıldız, a.g.e. s. 97.
  51. Öztürk. Vakıf Mûessesesi, s. 52.
  52. Murat Çizakça, "Cash Waqfs of Bursa. 1555-1823". JESHO. XXXVIII (Ağustos 1985) 3. s. 318-319; Çizakça'nın, konuyla ilgili değerlendirmeleri için bkz. Risk Sermayesi Özel Finans Kurumları ve Para Vakıfları. İlmî Neşriyat, İstanbul 1993; A Comparative Evolution of Business Partnerships The Islamic World and Europe, with Specific Reference to the Ottoman Archives. E.J. Brill. Leiden 1996, s. 131-134; A History of Philanthropic Foundations, The Islamic World From the Seventh Century to the Present, Boğaziçi University Press, İstanbul 2000, s. 27-52.
  53. Toplam 29 para vakfının 14’ü 16. yüzyılda. 7’si 18. yüzyılda, 8’i de 19. yüzyılda kurulmuştur. 17. yüzyılda ise para vakfı kurulmamıştır. Bkz. Alkan, .. Adana Vakıflarının Analizi..., s. 130. Tablo; 36.
  54. Araştırmadaki vakıf türlerinin oranlarını biz çıkardık. Araştırmacı câmi ve mescidlerin giderlerinin 112 vakıf tarafından karşılandığını, bu vakıfların % 78,57‘sinin para vakfı olduğunu belirtmektedir. Bkz. Hamza Keleş, Vakfiyelerine Göre Yozgat Vakıfları (1400-1920), Gazi Üniversitesi. Sosyal Bilimler Ensütüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara 1996, s. 113.
  55. Öztürk, Vakıf Mûessesesi. s. 207, Tablo: XXXVIII
  56. VGMA. 1255-67/1840-52, Haremeyn (HRM): 634, s. 83/126.
  57. Şevk-Efzâ Hanım Sultan Vakfiyesi, 30 B 1277/11.2.1861. Yozgat Şer'iye Sicili 30, s. 47- 48’den naklen. H. Keleş, a.g.t, s. 121.
  58. Mısırlıoğlu Ali ibn Mıırad Vakfiyesi. VGMA. 1315/1898, MA 603/93; Hacı Mehmedoğlıı Hasan Ağa ibn Hacı Mehmed b. Abdullah Vakfiyesi, VGMA. 1318/1901, MA 602/34.
  59. el-Hac İsmail Efendi ibn Hüseyin Vakfiyesi. 1309/1892, VGMA. MA. 591, s. 50/44; Akgündüz. a.g.e. s. 229; Ozcan. Osmanlı Para Vakıfları, s. 307; İ. Kurt, a.g.e. s. 64.
  60. Ribh, kâr anlamına gelir. Ticari bir muamelede zarar bulunmadığı zaman, ana paranın üzerindeki fazlalığı ifade eder. Zarar çıkarsa, kârdan (ribh) söz edilemez, "İlzâm-ı ribh" kârı gerekli kılmak demektir. Vakıftan nakit para verirken, karz (ödünç) olarak mı yoksa elde edilecek kârı paylaşmak amacıyla mı verildiği bu terimle belirlenir. Akgündüz, a.g.e, s. 224-25.
  61. Buna göre, bir malın veresiye olarak satılıp, alıcıya teslim edildikten sonra, yine alıcıdan peşin, ama daha az bir bedelle satın alınmasıdır. Bu uygulama ile kişi veresiye alıp, peşin satarak ödünç para bulmak ve para sahibine de bir miktar para kazandırmaktadır. Geniş bir değerlendirme için bkz. Akgündüz, a.g.e, s. 225.
  62. Ebûsuûd Efendi’nin fetvası: “Zeyd 12'ye (%20). 13'e (% 30) daha ziyade ile mu'âmele eylese. zamanımızda emr-i Sultani ve Şeyhülislâm Hazretlerinin fetvâsı, onbir buçuktan (% 15) ziyâde verilmeye deyü tenbih olunduktan sonra kulak asmayıp ısrar öyleseler tazir ve hapsedilirler. Alınan kâr ise anlaşmaları şartı ile geri alınmaz deyu memurlardır" Ebûssuûd. Ma'ruzât, vrk: 5’ten naklen bkz. Akgündüz, a.g.e. s. 228.
  63. % 10'luk kâr uygulamaları için bkz. Adana Evkaf Defteri, (Yayma Haz.: Yılmaz Kurt. M. Akif Erdoğru), TTK Yayınları, Ankara 2000, s. 12a-16b /Tıpkıbasım, 24-34; % 10-15 uygulamaları için bkz. Özcan, Osmanlı Para Vakıfları, s. 296-299.
  64. VGMA, Ahkâm Defteri: 967, 1263/1847, s. 274-276; Bu lâyiha üzerine geniş bir değerlendirme için bkz. Öztürk. Vakıf Aftîessesesi, s. 139-140
  65. BOA/MD 1303/1885, 78/891-899.
  66. VGMA, Tafsil-i Nizâmât: 949, 1332/1913, s. 187-188; Öztürk. Vakıf Müessesesi. s. 140.
  67. Misâl olarak. Mısırlıoğlu Ali ibn Mıırad Vakfiyesi. VGMA, 1315/1898, MA 603, s. 93.
  68. Cami-i Kebir, İslice Mah.: Tuzpazan'nda Kara Ali Ağa Camii. Hacı Murat Camii, Aybek Mah.; Astarcı-zâde Halil Ağa Camii. Seyyid Alimét Camii, Mâmuretü'l-Hamid Camii, Hacı Hasan Mah.; Bodur zade Hacı Halil Camii, Yılancı Camii ve Zincirli Camii. Mahmut Paşa Camii, el-Hac Hafız Ahmet Camii, Karaağaç Mah.: Mehmet Dede Camii, Karaağaç Camii. Burhan Fakih Afalı.,Hacı Mustafa Ağa Camii, Kamer Mah., Hacı Yusuf Ağa Camii. Hacı Hızır Mah.; el-Hac Ali Camii, Seyyid Ömer Çelebi Camii. Hocalar Mahallesi; Mahalle Camii, Nebi Camii, Kargacı Camii, Ali Ağa Camii. Çakaloz Camii. Yamanlar Camii, Hacı Efe Musacık Camii. Mâmuretü‘l-Ha midiye Mah., Nakibn’l-Eşraf Camii, Sabah Mah., Çallıoğlu Camii, Seyyid Ahmet Ağa Camii. Seyyid Ömer Efendi Medresesi Camii. Bkz. Uşak Vakfiye Fihrist Defteri: 2305, s. 1-14; Tablo 8
  69. Aybek Mah.: Hacı Mustafa Mescidi, Mustafa Asım Efendi Mescidi, Sümbüllü zade Mescidi, Hacı Hızır Mah., Hacı İbrahim Mescidi. Bkz. VGMA, UVFD; 2305, s. 1-14; Tablo 8.
  70. Sabah Mah., es-Seyyid Alimét Efendi Medresesi, Ómer Efendi Medresesi, Cami-i Kebir Medresesi, Aybek Mah., el-Hac Veli Medresesi, Hacı Hasan Mah., Mustafa Asını Efendi Medresesi. Ancak medreseler bu 5 adetten ibaret değildir. H. 1321/M. 1903 yılına kadar Uşak merkezde 14 medrese (Hacı Hasan Mah'de: Bodur zâde. Çengelli. Akarcalı-zâde, Hüseyin Efendi. Hacı İbrahim Efendi. Halil Efendi. İsmail Efendi medreseleri; Burhan Fakih Mah.'de: Cafer Efendi Medresesi; Karaağaç Mah.: Hacı Hasan, Ali Efendi medreseleri; Hacı Hakkı Mah.: Hacı Ahmed Efendi. Hacı Mustafa Efendi medreseleri; Aybek (=İpek ?) Mah.: Hacı Ahmed Efendi. Debbağân Mah.: Debbağân Medresesi) ve bağlı nahiye ve köylerde 18 adet olmak üzere 32 medrese daha bulunmaktadır. Salname-i Nezâreti Maarif, İstanbul 1321/1903, Asır Matbaası, s. 491.
  71. Halvetiye Tekkesi. VGMA. Esas 187, s. 126; Şarlık Köyü Şeyh Hasan Zaviyesi, VGMA. Esas: 418, s. 293.
  72. Hacı Kamil Türbesi, VGMA. Esas: 196, s. 55
  73. Yozgat Köyü .Aşağı Camii, Doğancık. Dağyenice, Yapığılar, Karahisar, Çardak. Uluköy. Bulgaz, Eldeniz. Eyice, Dağtimurlar, Kureyş. Pazarcık, Yayalar, Dönik, Bölme. Kalfa. Hasköy, Gedikler, Duraklı, .Akarca, Hacım, Karahasan, Eskisaray. Kabaklar, Zeb (Bozköy), Selmanlar, Kırkyalak, Azizler. Kılcan, Susuzviran. Köseler. Göl, Elmacık, Budaklı, Kayalısağır, Kuyucak, Paçacılar (Karaçayır), Öksüz, Oturakkabir, Konakardı, Derbend, Akse, Çallıömer, Bozkuş, Süleymanlı, Pınarbaşı, Kırka, Bağbaşı, Avgan. Kırkyaran, Kalınkenise, Eskisaray. Ortaköy, Sorkun, Taıar, Kökez, Ali Fakihler, Hanyeri. Kürt köyleri. VGMA, UVFD. 2305, s. 1-14; Tablo 8.
  74. Yozgat Köyü Yukarı Mah. Mescidi, Karaağaç, Münkarip (Çayova), Nadara (Gökçedal), Göğem, Selvioğlu, Kediyûnü köyleri. VGMA, UVFD 2305, s. 1-14.
  75. VGMA, UVFD: 2305, s. 1-14; Tablo 8.
  76. Merkezde: Yakup Bey Camii, câmi olan köyler, İmrez (Ayvacık), Susuz, Taşahat, Corum, Duınlupınar. Karaköselü. İslâm Köyü. Düzlüce, Hallaçlar, Hanoğlu , Düzlüce, Ulupınar, ve Gümle, VGMA, UVFD: 2305, s. 1-14; Tablo 8.
  77. Kayıtlı, Kızılcaören, Yenice, Kızılsöğüt, Filos, VGMA, UVFD. 2305, s. 1-14; Tablo 8.
  78. Ulubey merkezde: Çarşı Camii, Ulu Camii, Ulubey Camii, köylerde: Arif, Selçukdeğer, Uluköy köyleri camileri, Gölbaşı Mah. Camii, ayrıca mekanlarını tespit edemediğimiz; Dilaver zade el-Hac Mustafa Camii, Hacı Ömeroğlu Camii, Keteler Camii, VGMA, UVFD: 2305, s. 1-14; Tablo 8.
  79. Bali Bey Camii ve Abdullah Usta'nın Yaptığı Câmi, VGMA. UVFD: 2305, s. 1-14; Tablo 8; Hacim Köyü Zaviyesi ve Türbesi. VGMA. MA. 592. s. 139/116
  80. Uşak Fihristi’nde Eşme Kazasında olduğu kayıtlı olan “Karaca Ahmed Sultan Tekkesi Vakfiyesi" gerçekte İstanbul’daki başka bir vakfa aittir (Harameyn Anadolu ve Rumeli Mukataa Defteri, 730. s. 92). Eşme’nin Karaca Ahmed Sultan Tekkesi Köyü’nde de bir tekke kaydı vardır. Bu köyde. Sarıoğlu Mustafa b. Hasan b. İsmail bir câmi vakfı (Vakfiyesi: VGMA. MA 604. s. 122/155) kurmuştur.
  81. Eşme merkezde, Mezarlıkbaşı Mah. Camii. Merkez Camii. Köylerde; Karacaören. Fakihli. Karacaömerli. Saracık, Karacaahmet. Kamer, İnay, Ulucak, Kayalı, Denişler, Güney, Çakallı, Urküden (Armutlu), Tavala, Elvanlar, Cevizli köylerinde câmi, Ulucak'ta mescid. Karacaahmet köyünde tekke. Eşme'ye bağlı Kûre-Güre nahiyesinde; Yenişehir, Selviler, Halil Efendi Çiftliği. Hopuş (Akbulak), Karakuyulu köyünde câmi. Aktaş’da mescid. Eşme’ye bağlı Sirge (Alanyurt) Nahiyesinde; Dere, Fecir-zâde, İlyash köylerinde câmi. Adana köyünde mescid. VGMA. UVFD; 2305, s. 17-23; Tablo 8.
  82. VGMA. UVFD: 2305, s. 1-23
  83. Güneş, a.g.m. s. 274-78,
  84. Aybek. Hacıhasan. Karaağaç. Sabah. Burhanfakih, Mâmuretü’l-Hamidiye Mahallelerinde camiler yapıldığı gibi. Mamuretû’l-Hamidiye mahallesi başkentte toplanan yardımlar ile inşa edilmiştir. Bkz. Hafız Ahmed Efendi ibn el-Hac Musa Efendi ibn el-Hac Hafız Mehmed Efendi Vakfiyesi, VGMA. 1324/1906. MA. 598, s. 204-157; İbrahim Kethüda-zâde İbrahim Hakkı b. Mehmed b. Hacı Ömer Ağa Vakfiyesi. VGMA. 1316/1896, MA 600. 19/24; Çallı Ömer Efendi- zâde Ahmed Tahir Efendi İbn Ömer Efendi Vakfiyesi. VGMA. 1325/1908, MA, 605, s. 263/346; Musacıkoğlu Hacı İbrahim b. Süleyman Vakfiyesi, VGMA. 1325/1908, MA. 602, s. 151/252; İsaoğlu Ali Efendi b. Halil Vakfiyesi, VGMA. 1331/1913, MA. 604, s. 75/92.
  85. Zorunlu iskân, köylerdeki nüfus artışı buna bağlı olarak câmi ve okulların yaygınlaşması aynı dönemdedir.
  86. Salnâme-i Nezâret-i Maarif-i Umumiye, IV, (Darü'l-Aliyye 1319/1901), s. 372-74
  87. el-Hac İsmail Ağa ibn el-Hac Şerif Vakfiyesi, VGMA. 1313/1913. MA 605. s. 132.
  88. VGMA. 1258/1842. AD 966: s. 400-402; Adana'daki uygulama için bkz. BOA, Evkâf. 18843/33b-34a, 84b-85c, 85b-86a. 87b-88a, ilh.
  89. Takvim-i Vekâyi 1268/1851. s. 466.
  90. Esas 188, sıra: 1798; Esas 190, sıra: 1379; Esas 190. sıra: 2347

Şekil ve Tablolar