Nejat Göyünç

Anahtar Kelimeler: Dicle Nehri, Fırat Nehri, Osmanlı, Nakliyat, Gemi, Tarih

Vefatının 25.yıldönümünde Prof.Dr.Cengiz ORHONLU'nun aziz hatırasına!

1963 senesinde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi[1] nde Cengiz Orhonlu ve Turgut Işıksal'ın aynı konuda bir makalesi yayıM- lanmıştı. Tam 25 sene önce, çok vakitsiz olarak, bir bilim adamı için çok er¬ken bir yaşta kaybettiğimiz C. Orhonlu ve T.Işıksal zengin Osmanlı Arşivi malzemesinden, bazı İngilizce seyahatnamelerden, Evliya Çelebi'nin Seya¬hatname adlı ünlü eserinden, Helmuth von Moltke'nin Türkiye Mektupları[2] gibi bazı kitaplardan faydalanmışlardı. Yayımlanmasından sonra hemen he¬men 40 yıllık süre geçmesine rağmen bu makale alanında örnek bir çalışma olarak kaldı. Bu uzun zaman içinde İstanbul'da Başbakanlık Osmanlı Arşivi Dairesi'nde yeni tasniflerin okuyucuya sunulması neticesinde, ortaya konu ile ilgili yeni belgeler çıkü. Vaktiyle gözden kaçmış görülememiş yayınlara da göz atmak imkânı oldu. Bu bakımdan aşağıda bu iki kıymedi araştırıcıyı an¬mak, verdikleri bilgiler kısmen tamamlanmak istenmektedir.

C. Orhonlu ve T.Işıksal önce Fırat nehri üzerinde Birecik'te gemi inşaatına temas ediyorlardı. Bunların sayısı XVI.yüzyıhn ikinci yansında 1560'ta 60, 1565'te 400 kadar olup, 150'si zahire, 250’si asker gemisi olarak niteleni¬yordu[3]. Birecik'te 1734'te 20 firkate ile 40 daha ufak nakliye aracının yapıl¬dığı[4], Hindistan'dan Basra'ya gelen bir kısım ticari malların nehir gemileri ile Birecik'e kadar nakl edildiği, oradan da gelen mallann deve kervanlan ile Halçp, İskenderun, Trablus ve diğer istikametlere sevk edildiği belirtili¬yordu[5].

XVI.yüzyılın ikinci yarısında bir kısım AvrupalIlar Birecik'ten Bağdad'ın yakınlarında Felluca'ya kadar seyahat etmişlerdir. Bunların Birecik'e kadar kervan ile yolculuk ettikleri, oradan da nehir gemisi veya kelek ile güneye indikleri bilinir. 1563'te Venedik'li tacir Cesare Federici, 1574'te Leonhard Rauwolf, 1581'de John Newberry, 1583'te Ralph Fitch Birecik'e gelmişlerdir. Bu son iki şahıs Birecik'ten Bağdad'a giderler. Halep'ten Bağdad'a o tarih¬lerde iki yol vardır. Birincisi kervan yoludur, yaklaşık 50 gün sürer, çölde çe¬şidi zahmeüere de kadanmayı gerektirir. Diğeri de nehir yoludur, seyahat şardara göre 15 ile 55 gün arasında devam eder. Verilen bilgilere göre, tüc¬carlar Birecik'te 40-50 Duka karşılığı satın aldıkları bir nehir aracını (kelek) Felluca'da parçalayarak tahta olarak satabilirler. Çünkü tersine gidiş müm¬kün değildir. Ellerine de ancak 7-8 Duka geçer[6].

Orhonlu-Işıksal[7] 1560’ta Birecik'ten yola çıkan 60 kadar geminin 27 günde Bağdad'a vardığını, XVI.yüzyıl sonlarında Sir Anthony Sherley'in aynı mesafeyi geceleri uygun iskele ve köylerde konaklayarak 29 günde kat etti¬ğini haber verirler. Yazın su seviyesi azaldığından Fırat nehri gemi ile seyr ü sefere müsait değildir. Askeri nakliyat da yine aynı yolu takip etmektedir. Özellikle İran ile muharebelerde hububat ve kale ihtiyaçlarının sağlanması için bu yol ve vasıta tercih olunmaktadır.

Evliya Çelebi XVII.yüzyıl ortalarında "Birecik'ten her sene nice tulum¬dan yaptıkları kelekler ile Memalik-i mahrusa tüccarları zi-kıymet eşyalarını akıp Ca'ber ve Rakka'ya yük boşaldup 3 günde Bağdad’ın taşrasındaki Mevişler kalesine gelirler, burası bender-i iskele olduğundan metalarını çıkarırlar " demektedir[8]. Aynı yazar Diyarbekir'den “Kelek cisri” denilen bir iskeleden Dicle üzerinden güneye Hasankeyf, Cizre ve Musul üzerinden Bağdad’a gi¬dildiğini bildirmektedir[9] .

Birecik'te gemi yapımı için gerekli malzemenin civar idari birimlerden temin edildiği görülmektedir. Maraş, Behisni, Ayıntap, Kahta, Andırın, Ka-dirli (Kars-ı Zülkadriye), Adıyaman (Hısn-ı Mansur) yöresinden kesilen ağaç¬lardan elde edilen kereste, Kiğı madeninden çıkarulan demirin Halep'e ge¬tirilerek orada işlenmesi ile imal edilen çivi bu aradadır. İşçi ve ustalar, reis¬ler (kaptan) İstanbul'dan veya İstanköy, Rodos gibi adalardan gönderilmek¬tedir[10].

Diyarbekir Beylerbeyiliği'nin merkezi Amid şehrinde 1629-1631 tarihle-rinde bir Kelekçiler Şeyhi vardı: Seyyid Behram. Sadrazam Husrev Paşa[11]'nın emri ile İran Seferi için askeri malzemenin Musul'a nakli maksadı ile kelek sipariş olunur. Malzeme olarak tulum ile araçları sevk ve idare edecek ke¬lekçi gereklidir. Bunların hepsi Diyarbekir Beylerbeyiliği'nin bazı kazaların¬dan temin edilir: Palu'dan 33, Siirt'ten 17, Eğil'den 12 kelekçi. Her kelekte 2 kelekçi bulunmaktadır. Bunların ücreti 25 esedi kuruştur, yani 2.000 akçe tutmaktadır. Her kelekçiye 1/2 esedi kuruş nafaka verilmektedir, bu da 40 akçe karşılığıdır[12]. Kelek yapımında ne kadar tulum kullanıldığı belli değil¬dir. Lakin, XIX.yüzyılda bölgeye gelen ve bindikleri kelekler hakkında bilgi veren seyyahlar bizi bu konuda aydınlatmaktadırlar. Orhonlu-Işıksal, Fırat nehri üzerinde bir seyahat yapan J.S.Buckingham'ın bu hususu verdiği ma¬lumatı bize nakl etmektedir: "Nakil aracı içi oyulmuş ve uzunluğuna kesilmiş bir su kabağına benzer. Uzunluğu 40, genişliği 10, yüksekliği kıçu 2, prova (aracın ön tarafı)'da 15 ayaktır. Alü düzdür, bu nedenle kumsala kolaylıkla çekilir, 2 ton yük, 8-10 yolcu, 3-4 merkep taşıyabilmektedir[13]''.

Vezirazam Husrev Paşa'nın ihtiyaç listesinde nar kabuğu ve kendir de vardır[14]. Kendirin halat yapımında kullanıldığı bilinmektedir. Nar kabuğu-nun da tulumların iç tarafının boyanması için gerekli olduğu Elazığ'da iki sene kadar önce bu işle uğraşanlardan öğrenilmiştir.

Helmuth von Moltke 15 Nisan 1838'de arkadaşı Von Mülbach ile bir-likte, yanlarında 2 silâhlı muhafız, 1 tercüman ve hizmetkarları ile Diyarba-kır'dan Cizre'ye kelek ile seyahat etmiştir. Bu vesile ile kelek yapımını anlatır:"hayvanların derileri göğüslerinden mümkün olduğu kadar az yarılır, sonra dikilir, ayaklan bağlanır. Meydana gelen tulum şişirilir. 40-60 kadar tu¬lum ağaç dallarından yapılmış bir sathın alüna 4-5 sıra halinde bağlanır. Ön tarafta 8, arkada 18 tulum eninde olur. Üzerine biraz yapraklı dal, sonra ha¬sır, onun üzerine de halı yayılır. Kürekler elde edilen aracı idare etmek için kullanılır[15]"

Aralık 1853'te Petermann Musul'dan Bağdad'a kelekle gider. Yanında bir Fransız, bir Macar doktor, bir Rum operatör, bir Türk subayı, Paşa'nın hizmetkarı bir Sırp, iki de kelekçi vardır. Toplam 8 kişidirler. Diyarbakır- Bağdad yolculuğu 8 gün sürer. Üzerinde bir de kulübe bulunan kelek 100 tulumdan yapılmışur[16].

Müller-Simonis (Aralık 1888) Diyarbakır’dan Musul'a belirli zamanlarda, Musul ili Bagdad arasında ise hemen her zaman kelek bulunduğunu bildirir. Onun keleği 162 tulumluktur. Üzerinde 2.75m x 2.40m boyutlarında, 1.80m yüksekliğinde bir kulübe vardır. Tabanı tahta, yanları kilim kaplıdır[17]. Aynı yazar Bağdad’ta "küfe" denilen bir nehir taşıtından da bahs eder. Palmiye kabuklarından yapılmış, yuvarlak bir sepet biçiminde bir vasıtadır. Ahşap kısmı zift ile kaplıdır. Bu taşıt aracını Herodot’un da zikr ettiğini, Asurluların da kelek kullandıklarını belirtir[18].

M.Simonis Siirt'ten Cizre'ye giderken, Bohtan suyu üzerinde köprü ol-madığı için hayvanları ile birlikte büyük bir nehir nakliye aracına binerek karşı yakaya geçmişür. Onun resmini sunduğu araç Langenegger’in 1095'te kullandığının aynısıdır[19].

Hasan Bahar "Fırat Bölgesi Tarihçesi ve Nehir Ulaşımı" adlı makale-sinde[20], Lagaş Kralı Gudea (M.Ö.XXI.yüzyıl)'nın Anadolu'dan kesilen sedir ağaçlarını Fırat'ın taşıma gücünden faydalanarak ülkesine getirttiğini, Asur kabartmalarında tasvir edilen kayığın da kelek benzeri olduğunu, Herodot'un yapımını tarif ettiği bir nehir aracını tanıtır. Bu yuvarlak bir araçür, kal¬kan şeklindedir. İçine saman yayılmış, üzerine eşya konulmuştur. Teknenin ağaç kısımları da deri ile kaplanmıştır. Bu tanım "küfe" denilen nehir aracını hatırlatmaktadır.

1897-1901 arasında Harput'taki Amerikan Koleji'nde görevli jeolog ve kâşif Ellsworth Huntington (1876-1947)'un çektiği kelek yapımına ait bir fo-toğrafı Carl Friedrich Lehmann-Haupt[21] yayımlamıştır.

Böylelikle kelek yapımı için çok sayıda tuluma ihtiyaç duyulması doğal-dır. Bir defa bu tulumlar taşıt aracının suyun üzerinde durmasını ve batma-masını sağlamaktadır. Bazen de etrafa çarparak patiamakta, bu sebeple hem yapım için, hem tamir için tuluma ihtiyaç fazladır. 1631'de ücretleri Diyarbekir Hazine Defterdarı tarafından ödenmek kaydı ile, Diyarbekir kazalarına her biri 5 akçeden 20.500 adet tulum sipariş edilmiştir. Bunların karşılığı da adı geçen defterdar tarafından verilmiştir. Bu listeye göre, Diyarbekir kazala¬rından Çapakçur ve Savur'dan 400'er, Siverek ve Kulp'tan 500'er, Cüngüş'ten 600, Tercil, Atak ve Hani'den 800'er, Ergani, Çermik ve Çemişkezek'ten 1.000'er, Palu'dan 2.000, Amid'ten 2.500, Sağman-Pertek ve Mazgirt’ten top¬lamı 3.000, Harput ve Hizo'dan 3.000'er tulum alınmışür. Amid'te bir Tulum Emini (Arslan Beşe) ve bir Kelekçiler Kâtibi (Osman) vardır[22].

XVI.yüzyılda Diyarbakır'dan Dicle, Birecik'ten Fırat nehri vasıtası ile Musul, Bağdad ve Basra'ya hububat ve harp malzemesi nakliyatı belgelere dayandırılarak oldukça iyi bir şekilde tasvir olunmuştu[23]. XVII.yüzyılın ikinci yarısında bu yol işlerliğini kayb etmiş olmalıdır ki, XVIII.yüzyıl başlarında "Fırat üzerindeki ulaşürmayı yeniden açmak üzere, Birecik'te çeşitli boylarda 120 parça geminin yaptırılması faydalı görüldü. Bu ince donanmanın baş- buğluğuna deniz işlerinden becerikli kaptan Aşçı-oğlu Mehmet Paşa geti¬rildi[24]".

Musul yakınlarında Nimrud ve Koyuncuk'ta 1845 ve 1847 arasında kazı-lar yapan Austen Henry Layard (1817-1894) hiyeroglif yazılı iki Mısır obelis-kini ve çok miktarda çivi yazılı mermer levhayı ve arslan heykellerini kelek-lerle Bağdad’a, oradan da aynı vasıtalarla Basra'ya sevk etmiştir. Bu eserler, yine aynı araçlarla sonradan İngiltere’ye nakl edildi ve Londra'da British Mu- seum'u zenginleştirdi[25].

1775’te kurulan Ma'adin-i Humayun Emaneti'na dahil Keban ve Ergani madenlerinin işletilmesi için gerekli kömür ve kütüklerin de civardan su yolu ile nakl edildiği görülmektedir. Meselâ, kömür, Palu kazası ve Çarsancak voyvodalığı[26] dağlarından elde edilir, katırlarla iskelelere taşınır, kelekçi adı verilen nakliyeciler bunları Fırat ve onun kollarından Keban iskelesine ulaştırırdı[27]. Beher kelek ile 25 yük kömür taşınabiliyordu. Doğu Anadolu'da bir hayvan yükü 162 kg. kadar olduğuna göre[28], yaklaşık 4 ton kadar eder. Kömürlerin biriktirildiği yer de Kömürhan idi[29]. Bu han ne yazıkki bugün Karakaya Barajı suları alünda kalmıştır.

1 Ekim 1915'te Birecik'ten Zor'a şahtur ilel.200 kişi sevk olunmuştur[30].

Suriye'de ve çevresinde nehir ve kara taşımacılığının daima tehlikeli ol-duğu da görülmektedir[31].

1980-1987 yıllarında Karakaya Barajı inşaatı öncesi Malatya yakınlarında İmikuşağı kazılarına katılan Hasan Bahar keleklerin 1 veya 2 kişi taşıyan su taşıt araçları olduğunu, 100-150 söğüt veya kavak dalının bağlanması ile oluş¬tuğunu yazmaktadır. Artık bunların altında tulum değil, traktör iç lastiği vardır[32].

Sonuç: Dicle ve Fırat nehirlerinde Sümerler ve Asurlar zamanında bile nakliyat yapıldığına işaret eden Avrupahların verdikleri bilgiler yanında, Horsabad ve Koyuncuk'ta bulunan Asur röliyeflerinden de faydalanarak bunların şekillerinin de bizlere tanıtıldığına tanık olunmaktadır. Böylelikle, Osmanlı Devleti zamanında bu iki nehir ve kollarındaki su taşımacılığı, İlk-çağlardaki buluş ve geleneklerin bir devamıdır, denilebilir.

Birinci Dünya Harbi sırasında da Diyarbakır ile Musul arasında askeri amaçlı olarak nehirlerden faydalanılmış olmalıdır. Günümüzde eski kelekle¬rin yerini Feribot'un aldığını Hasan Bahar belirtmektedir. Bir zamanlar Ka¬radeniz limanları arasında vapur seferleri, insanların seyahatlerdeki aceleci¬liği nedeni ile, ancak turistik amaçlı seferlere dönüşmüş, bunların yerini kara taşımacılığı, diğer bir deyimle şehirlerarası otobüsler almıştır.

Dipnotlar

  1. Osmanlı devrinde nehir nakliyatı hakkında araştırmalar, Dicle ve Fırat nehirlerinde nakliyat", TD (Tarih Dergisi). XIII/1963, s.77-102.
  2. Türkçe çeviri: Hayrullah Örs, Istanbul 1969.
  3. C.Orhonlu – T. Işıksal, agm., s.83, BOA, 5 Numarah Mühimme Defteri, (973/1565-1566, Ankara 1994, s.315, BOA, Maliyeden Müdevver Defter, no.2775, s.179.
  4. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti'nin Merkez ve Bahriye Teşkilatı, Ankara 1948, s.405'e dayanarak C.Orhonlu - T.Işıksal, agm.,s.79.
  5. C.Orhonlu -T.Işıksal, agm ,s.78.
  6. Karl Danenfeld, Leonhard Rauwolf, Sixteenth-Century Physician, Botanist and Traveler, Cambridge, Masa., 1968, s.81.
  7. agm s. 78 ve 89.
  8. Evliya Çelebi, Seyahatname ,İstanbul 1314, III, s.147.
  9. Evliya Çelebi, age , IV. s.43.
  10. C.Orhonlu - T.Işıksal, agm , s.82-83.
  11. Halil İnalcık, "Husrev Paşa" maddesi, İA , V/1, s.606-609.
  12. BOA, Kamil Kepeci tasnifi (kısaltma:KK). Defter no.1925, s.15.
  13. C.Orhonlu-T.Işıksal, agm., s.85.
  14. BOA. KK . Defter no.1925, s.14 (Belge 16.12.1629 tarihlidir) .
  15. H.von Moltke, age., s.165-166.
  16. H.Petermann, Reisen im Orient. Leipzig 1861, II, s.52-54.
  17. Müller-Simonis, Vom Kaukasus zum Persichen Meertmsen. Durch Armenien, Kurdistan und Mesopotamien, Mainz 1897, s. 254-263.
  18. Aynı yazar, age„ s. 311.
  19. Felix Langenenger, Durch verlorene Land., Von Bagdad nach Damascus. Berlin 1911, s.157.
  20. Tarih ve Toplum, Nisan1997, sayı 160. s.38-44.
  21. C. F. Lehmann Haupt, Armenien einst und jetzt , Berlin 1910, I, s. 321.
  22. BOA, KK, Defter no.1925, s. 204 ve 210.
  23. C.Orhunlu-T.Işıksal, agm , S.90-96. S.94'teki levhada XVIII.yüzyılın ilk yarısına ait veriler de vardır.
  24. Silâhdar Fındıklılı Mehmet Ağa, Nusretname, Sadeleştiren:İsmet Parmaksızoğlu, İstanbul 1966, Kültür Bakanlığı yayınlarından, II/1, s.53 ve 54.
  25. A.H.Layard, Nineveh and its Remains, A Narrative of an Expedition to Assyria during the Years 1845; 1846 and 1847, London 1873, 2.baslu, s.304 vdd.
  26. Çarsancak kelimesindeki ilk hece Farsça'daki Cihar'dan gelmekte olup 4 demektir. Çarsancak voyvodalığı da Çemişkezek, Sağman, Pertek ve Mazgirt kazalarından olusmakta idi,
  27. Fahrettin Tızlak, Osmanlı döneminde Keban -Ergani yöresinde madencilik (1775-1850), Ankara 1997, Türk Tarih Kurumu yayını, s.173-178.
  28. Walter Hinz, Islamische Masse und Gewichte, Handbuch der Orientalistik, Ergaenzungsband, Leiden, Brill 1955, s.44.
  29. Hasan Yüksel (Hazırlayan), Osmanlı döneminde Keloan-Ergani madenleri. 1776-1794 tarihli Maden Emini Defteri, Sivas 1997, s.33.
  30. Nejat Göyünç, "Ermeni tehciri ve soykırımı iddiaları", Yeni Türkiye, sayı 37 (Ocak-Şubat 2001), s. 293-301.
  31. C.Orhonlu T. Işıksal, agm, s.91'den naklen bk.BOA, Mühimme Defteri, no.123, s.102.
  32. Hasan Bahar, agm, s.44.

Şekil ve Tablolar