Bahaeddin Yediyıldız

Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Vakıf, Siroz Vakıfları, İslâmiyet Dönemi, Tarih

EVANGELIA BALTA, Les vakifs de Serrés ét de sa région (XVè et XVè s.) -un premier inventaire- (Traduit par Edith Karagiannis), Athènes 1995, 442 s.

İslâmiyet dönemi Türk medeniyetinin eğitim-öğretimden mimariye, sosyal dayanışmadan şehirciliğe kadar her alana damgasını vurmuş olan temel müesseselerinden birisi, hiç şüphesiz vakıf müessesesidir. I984'te Vakıflar Genel Müdürlüğünün Vakıflar Haftası münasebetiyle düzenlemiş olduğu sempozyuma sunmuş olduğum 'Vakıf incelemelerinde metod araştırmaları" adli bildirimde [!.Vakıf Haftası (3-9 Aralık 1984) Konuşmalar ve Tebliğler, Ankara, 1985. s.l& 18] , bu müesesenin asil mâhiyetini anlayabilmemiz İçin vakıf araşmalarında denenebilecek birkaç yaklaşım tarzı ileri sürmüştüm. Bunlardan biri de. Osmanlı coğrafyası üzerinde bu coğrafyanın değişik bölgelerini temsil edebilecek biçimde seçilmiş on onbeş dar mıntıkadan her birinde kurulmuş bütün vakıfları o mıntıkanın kültür bütünlüğü içinde ve ilk kuruluşlarından günümüze kadar geçirdikleri tarihi süreç çerçevesinde tahlil ederek anlamaya çalışmayı amaç edinen bir yaklaşım tarzıydı. E. Balta'nın yukarıda künyesi verilmiş olan çalışması, ilenim tasarladığım tarzdaki bir araştırmaya yönelik önemli bir adim sayılabilir. E.Balta'nın Atina'da ilmi Araştırma Milli Vakfı Neo-Helleniques Araştırmalar Merkezi(Centre de Recherches Neo- Helleniques Fondation Nationale de la Recherche Scientifique) tarafından yayınlanan eserinin konusu. XV. ve XVI. yüzyıllarda Sirozne bölgesinin vakıfları'dır. Siroz vakıflarının ikiyüz yıllık envanterini veren ve bunların muhtelif açılardan değerlendirmesini yapan bu çalışma kaldığı noktadan günümüze doğru geliştirildiğinde ve tahlil açısından biraz daha derinleştirildiğinde, şüphesiz Vakıf olgusunu anlamada çok daha ileri bir seviyeye ulaşılacaktır.

Balta'nın kitabinin önsöz'ünden anlaşıldığı üzere, yazar daha önce "Arkaik toplumdan Bizans-sonrası topluma Siroz ve bölgesi" adil bir çalışma yapmıştır. Bu araştırması sırasında bölgenin yer adlarının Türk vakıflarıyla alâkalı olduğunu, bunların Türk vakıf kurucularının veya bu vakıflarla ilgili müesseselerin adından geldiğini tespit etmiştir. Dolayısıyle bölgenin ve bölge halkının tarihini daha iyi anlamak için bu çalışmayı yapmayı kararlaştırmıştır.

Eserin Birinci Kısmı (s.26vd). Siroz vakıflarından hareketle adını taşıyor. Bu kısım üç bölümden oluşuyor. Birinci Bölüm'de Siroz'un Türkler tarafından fethi ve ilk İskânları anlatılıyor. Burada kaynak olarak kullanılan 1454-55 tarihli Tahrir Deflerinden hareketle Siroz'a yeni gelenler tanıtılıyor. Bunların İstanbul'un fethinden sonra gelmiş olmaları gerektiği vurgulanıyor[Fatih devrine âit olan bu defter (TD 3, 1454-55 Tarihli) 1978 tarihinde A.Stojanovski tarafından yayınlanmıştır].

Siroz Vâkıflarının İnşa süreçleri ve kurucular adını taşıyan Il.Bölüm'de, yukarıda adi geçen defterden hareketle gösterildiği üzere, Siroz'daki Türk vakıfları buraya ilk gelen gaziler ve Çandarlı Halil Paşa tarafından kurulmuştur. En eskisi Molla Bahaeddin Paşa'nınkidir (1388). Ayni devirde, yani I.Murad devrinde, sınır bölgelerindeki vâkıfların tevliyeti ve Evrenos Bey’in silahla fethedilmiş topraklarının mülkiyeti Çandarlı Kara Halil Paşa'ya verilmiştir . Gazi Tura han Bey'in vâkfının kuruluşu II.Murad devrine rastlar (s.35).

Balkanların fethi sırasında gözlenen önemli bir husus. Siroz örneğinde olduğu gibi, büyük toprak mülkiyetlerinin sınır bölgelerinde yer almaşıdır. Bu uygulama fethi teşrik gayesi güdüyordu (s.35). Mesele sadece askeri değildi. Fetih öncesinde veya sonrasında bölge, kültürel ve ideolojik açıdan Osmanlı sistemi ile bütünleşmeye hazır hale getiriliyordu. Sitil aristokrasiye ve mahalli dini zümrelere de imtiyazlar tanınıyordu. Ve Küçük Asya'dan sürgünle nüfus aktarılıyordu (s.35-36). Bunlar arasında denişler, şeyhler, babalar, ahiler vardı. Bunlar bölgenin muhtelif yerlerine, özellikle stratejik noktalarına zaviyelerini kuruyorlardı. Siroz'da ilk zaviye Molla Bahaeddin Paşa'nınkidir. Sofu Ali Bey, Deniş Mustafa Çelebi, Mecnun Baba ve diğerlerininkiler birbirini takip etmişlerdir. Bu kuruluşlar, yeni vakıflarla destekleniyordu. Fethin tahkiminde vakfın rolü önde geliyordu (s.36 vd.). Vakıf yerli halkın İslamlaşmasında da rol oynamıştı (s.37).

Siroz'da Çalalı Kara Halil Paşa, oğlu Ali Paşa ve torununun oğlu İbrahim Paşa vakıflar kurmuşlardı. Bu vakıflarla gerçekleştirilen kasaba ve şehirler, bölgenin gerçek iktisadi merkezleri haline geliyordu. Siroz'da Ali Paşa Kervansaray, İbrahim Paşa Bezezten yaptırttı. Bu kuruluşlar vakıf gelirleriyle işletiliyorlardı (s.38). İbrahim Paşa’nın kız kardeşi Eslime Hatun da Siroz'da bir mescid yaptırttı ve servetinin bir kimini ataları tarafından yaptırılmış vakıfların bakımına tahsis etti (s.35).

lll.Bölüm'de yazar, fetihten sonra Türklerin, daha önce Kilise'nin elinde bulunan malların yine Kilise yararına işletilen vakıflar haline dönüştürülmesi olgusunu Margarid Manastın Vakfı ve Siroz metropoliti vakfı örneği çerçevesinde tahlil etmektedir (s.39). Gerçekten, Osmanlı fethi sırasında, fethedilen bölgelerdeki insanlar ve emlak tahrir edilirken, kilise malları mülk, vakıf ve nadiren de tımar olarak yazılmıştır. Bu kayıtlar arasında genellikle rastlanan "vakıf terimidir (s.39). Baz, manastır malları vakfa dönüştürülmüştür. Manastırlar bu vakıf malların mülkiyetine değil, tasarruf hakkına sahip idiler (s.41). Osmanlı kaynaklarında, manastır mallarının kah vakıf kah mülk olarak tavsif edilmiş olması, Osmanlı fatihlerinin, kesinlikle daha fetih sırasında manastırların mallan üzerindeki mülkiyet hakkını tanıdıklarını göstermektedir (s.42).

1454-55 Tahririnde Margarid manastırı timar olarak yazılmıştır ama, keşişler Timar beyi olarak görevlendirilmişlerdir.O halde manastırın malları miri mail olarak telakki edilmiş ve hizmetleri karşılığında keşişlere bu malların geliri timar olarak verilmiştir. Demek ki, bu uygulama Manastırlara imtiyaz tanımanın bir formülü olarak kullanılmıştır.

Sonradan bu imtiyaz kaldırılıyor. Bu topraklar başkalarına timar olarak veriliyor. Manastırların elinde sadece öz mülkleri kalıyor. Diğer bir ifadeyle geçimlerini sağlayacak kadar işleyecekleri arazilerin mülkiyeti. Daha geniş alanlar gayri sahih mülk ya da gayri sahih vakıf telakki edildiğinden ellerinden alınmıştır (s.43). Bu uygulamaya Trabzon'da da rastlanmaktadır. Bu dönüşümler Fatih'in toprak reformu sırasında gerçekleştirilmiştir.

Hıristiyanlara ait asil vakıflar için, müslüman vakıflarında olduğu gibi Vakfıyeler tanzim edilmiş (Müslüman ve Hıristiyan Vakfıyelerinde hemen hemen ayni ifadeler kullanılmıştır) ve bu sayede manastırın malları vakıf olarak Osmanlı devrinin sonuna kadar dokunulmaz bir biçimde muhafaza edilmiştir. Bu uygulamalar. Osmanlıların farklı dinler ve kültürler karşısındaki toleransını göstermektedir.

Birinci Kısmın II.Bölümü, Kir ya da şehir Vakfı.- bil- ?ehil- İŞİ (s.49 -88) adını taşıyor. Bu bö- lümün alt birimlerinde, vâkıfın mülkiyetin patronajı v-e yüce bil- formu olduğu belirtildikten sonra. Siroz şehrinde ve çevresinde 46 miislüman vâkfının mev-cut olduğu, bunların Hayri ya da asil vakıflar v-e Ehli ya da adi vakıflar diye iki kategoriye ayrıldığı: hayri vakıfların dilli dürtüler ya da Islamlaştırma v-e fetliin sağlamlaştırılması amacıyla ortaya çıktığı; gerçekten kolonizator gazi ve dervişlerle yüksek devlet adamlarının vâkıflarının bu sebeplerle varlık bulduğu ve yaygınlaştığı temaları üzerinde durulmakta ve konu bu açılardan talılil edildikten sonra şöyle denilmektedir:

Türkler, fetihten hemen sonra, bu siyaseti İslamın şefkat emriyle de birleştirerek., sosyal aksiyon lehine "yüce duyguları" geliştirdiler. Hâkim sınıfın İktisadî durumunu garanti altına almak için Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkan şehirlerinin kalkınmasına katkıda bulundular. Hemen fetih sonrasında, mimarî ve fonksiyonel açıdan önemli binaları ele geçirdiler ve onları fethetmiş olan toplumun kültürel mührü olarak bu yapılara İslâmî bir veçhe kazandırdılar (s.50-51).

Siroz'a , fetihden hemen iki yıl sonra (1383), Kara Halil Hayreddin Paşa, bir cami yaptırıyor (Evliya Çelebi'nin bahsettiği Eski ya da Büyük Cami). 1388'de de Bahaeddin Paşa bir zaviye kuruyor. Onu vakıflarla donatıyor. Kendisine ait köylerin (meselâ Makeşi) ve şehirdeki bazı dükkanların gelirlerini bu zaviyeye vakfediyor. Bahaeddin Paşa'nın babası ilk fatihlerle birlikte Makedonya'ya Tokat’tan gelmiştir (s.51).

Bu kısmın diğer bir bölümü Siroz'daki toprak vakıflarına ayrılmıştır. Burada Siroz vakıflarına ait köy, mezrea ve çiftliklerin listesi veriliyor. Kimin vakfına ait oldukları da belli: Meselâ Ali Bey, Selçuk Hatun, Kamer Hatun, II.Bayezid, Koca Kadı, Bahaeddin Paşa, Eslime Hatun ( s.55-

XVI. asil tahrirlerine göre. Siroz'da 133 köyden ellisi vakıf. Bu da Osmanlı arazîsinin üçte birinin vakıf olduğu görüşünü doğruluyor (s.57-58).

Bölgede iki büyük vakıf dikkat çekiyor: II. Bayezid ve Çandarlı vakıfları. II.Bayezid'in Siroz'daki arazi vakıfları İstanbul'daki imâretine vakfedilmiş. Çandarlının vakfına 18 köy ve mahalle (varoş) bağlı. Çandarlı vâkfının gelirlerinin toplamı, 1334 dirlik ediyor. Geliri: 194.054 akçe. II. Bayezid'inki. on köy ve üç yörük cemaatından müteşekkil. Toplam 1295 hâne, gelir ise, 104 876 akçe. XVI. asır ortalarına ait verilere göre, bu iki vakıf Siroz’un arazî vâkıflarının % 50'sini temsil ediyor.

Çandarlı Kara Halil'in vakıfları muhtemelen Makedonya'nın fethi sırasında I.Murad tarafından Çandarlı'ya tahsis edilen yerlerden ibarettir. Kendisine fetihdeki başarılarından dolayı mülk olarak verilmiş ve daha sonra Çandarlı tarafından vakfedilmiştir. II Bayezid'inkiler ise XV. asır ortasında mülk veya timar arazilerdi. Buralar verimli topraklardı. II.Bayezid'in kızları Selçuk ve Kamer Hatunların vakıfları orta halli vakıflardı. Siroz ve komşu kazalardan köyler ihtiva ediyorlardı (s.58-59).

Bu kısımda, toprak vakıflarındaki nüfus ve gelir hareketleri üzerinde de duruluyor. Burada dikkat çekici bir tespit mevcut: bir köy vakıf statüsüne geçince nüfusu artıyor (s.60). Bunun sebebi, vakıf köylerdeki halkın Timar beylerinin keyfi hareketlerinden kurtulmaları; olağanüstü vergi ödememeleri; ayrıca vakıf kurucularının bu köylere başka yerlerden nüfus transfer etmeleridir.

Burada bir diğer bölüm de Şehir Vakıfları (s.71 vd)'na ayrılmıştır: Dükkanlar, atelyeler, evler, arsalar, vs... Osmanlılar, şehirlerin ekonomik açıdan geliştirilmesine önem verdikleri için, Küçük Asya'dan köylüleri değil esnafı getirmişler ve Balkan şehirlerine yerleştirmişlerdi (s.71). Siroz şehrindeki vergilerin % 55,6 'SI vakıflara aitti. Bu durum Osmanlı şehir ekonomisinde vakfın ehemmiyetini gösteriyor (s.76). Yazar şehir vakıfları konusunda şu sonuca varıyor:

Şehirler Osmanlılar için önemli idi. idari, iktisadi ve demografik açıdan şehre hâkim olmak zorundalardı. Bu süreçde vakıflar önemli bir rol oynadı. Vakıf fetih mekanizmasıyla gerçekleştirilen kolonizasyonun ve sürgünlerin âleti oldu. Şehrin ve şehir şebekesinin gerektirdiği kamu çalışmalarının müteşebbisi ve restoratörü oldu. Nihayet hâkini tonlumun kültür kimliğini tesbit eden ve sembolize eden müessese olarak görev yaptı.

Vakfın genel problemleri ve vakfın Balkanlarda Ve özellikle de Siroz'da oynamış olduğu rol konusunda genel değerlendirmelerini tamamlayan yazar, eserinin ikinci kısmında Siroz vakıflarının ilk envanterini yapmayı deniyor . Ve her vakıf hakkında da arşivlerden derleyebildiği bütün bilgileri vermeye çalışıyor. Yazarın yaptığı tasnife göre. bu vakıfların listesini açıklamalara girmeksizin şöylece verebiliriz:

A. Siroz şehrinde hayrat binalarının bakımına tahsis edilmiş Siroz vakıfları (S.92 vd.)
  1. Bölüm: Camiler (s.92..)
    1. .Eski Cami (l.Murad'ın camiinin vakıfları)
    2. Siroz'da İbrahim Paşa Camii Vakıfları (s.94). Bu vakfın Bezesten'i hala şehrin Arkeoloji Müzesi'dir.
  2. Bölüm : Mescidler (s.97-l 12):
    1. Debbag Tanrıvermiş Mescidi Vakfı
    2. Bedreddin Bey Mescidi Vakfı
    3. Hacı Kurd Mescidi Vakfı
    4. Hazinedar Hacı Hayreddin Mescidi ve Muallimhane Vakfı
    5. Debbag Murad Mescidi Vakfı
    6. Bacdar Hayreddin Mescidi Vakfı
    7. Çaşnigir ilyas Mescidi Vakfı
    8. Hacı Ali Mescidi Vakfı
    9. Küçük Haraççı Muhiddin Mescidi Vakfı
    10. Siyah Hamza Mescidi Vakfı
    11. .Süleyman Bey Mescidi Vakfı
    12. İsmail Bey Mescidi Vakfı
    13. Tatar Hatun Mescidi Vakfı
    14. Debbagan Mescidi Vakfı
    15. Koyun Yusuf Mescidi Vakfı
    16. Eslime Hatun Mescidi Vakfı
    17. Ayşe Hatun Mescidi Vakfı
    18. Bacdâr Hayreddin oğlu Musa Celebi Mescidi Vakfı
    19. Salih Fakih Mahallesi Mescidi Vakfı
    20. Şeyh Kara Hasan Vakfı
    21. Kullak Kasım Çelebi Mescidi Vakfı
    22. Emir Hasan Mescidi Vakfı.
  3. Bolum : Zaviyeler (s.113-123)
    1. Bahaeddin Paşa Zaviyesi Vakfı
    2. Alİ Paşa Zaviyesi Evkafı
    3. Şeyh Bedreddin Zariyesi Vakfı
    4. Koca Kadı Zaviyesi Vakfı
    5. Ali Bey Zaviyesi ve Hamza Bey Muallimhanesi Vakfı ö.
    6. Tabbah Mahmud Zayiyesi Vakfı
    7. Yahşi Bey oğlu Deniş Mustafa Zaviyesi Vakfı
    8. Siroz'da Mecnun Baba Zaviyesi Vakfı
    9. Siroz'da Hatibeddin Zaviyesi Vakfı
  4. Bölüm : Medreseler (s.125-134)
    1. 1.Selçuk Hatun Mülkleri
    2. Cami-i Kebir civarındaki Medrese Vakfı
  5. Bölüm : Muallimhane
    1. Çakeri Sinan Bey Muallimhanesi Vakfı
  6. Bölüm : İmaret
    1. Evrenos Bey İmareti Evkafı
B. Yararlananı bilinmeyen vakıflar (s.145-148).
    1. Darphane'nin Köhne Emini Kemâl Vakfı
    2. Hacı Mehemmed Kızı Nuri Hatun Vakfı
    3. Eynedil Kızı Hundi Hatun Vakfı
    4. Hayreddin Paşa Çocukları Vakfı
C. Diğer bölgelerdeki vakıfları desteklemek üzere kurulmuş Siroz vakıfları (s.149-170)
    1. Saruca Paşa İmareti Vakfı (Gelibolu'da)
    2. Kamer Hatun Mülkü
    3. Turhan Bey Vakfı (Malkara'da Medreseye ve Kırk Kavak'da Zaviyeye)
    4. Turahan Bey oğlu Ömer Bey Camii vakfı (Malkara'da Camiye) ö.
    5. Sultan Bayezid Han İmareti Evkafı (İstanbul'da Bayezid Camiine)
  1. Evladık vakıflar (s.171-183)
    1. Hayreddin Paşa Evladı Vakıfları
  2. Manastır vakıfları (s.185-211)
    1. Margarid Manastırı Vakıfları
    2. Metropolid Manastırı Vakfı
    3. Kudumus Manastırı Çiftliği
Balta'nın bu araştırması, dokümanların edisyonu ve tıpkıbasımları. Sözlük, Bibliyografya ve Genel İndeks (s.215-435) ile son bulmaktadır.

Sonuç olarak diyebilirim ki, Evangelia Balta'nın bu araştırması, bir Balkan şehrindeki Türk sakıtları üzerine yapılmış, bizzat Osmanlı arşivlerine dayalı son derece ciddî ve bilimsel bir araştırmadır. Siroz Türk kültür tarihinin araştırılmasına önemli bir katkıdır. Tabii bu tarih aynı zaman da Yunanistan’ın tarihidir. Tarih araştırmasında önemli olan, olanı olduğu gibi anlamaya çalışmaktır. Baha'nın yaptığı da budur. Eserin tercüme edilerek Türkçeye kazandırılması yerinde olacaktır. Bir şehir sakıtları üzerinde gerçekleştirilen bu monografi, yukarıda belirttiğim tarzda tamamlanmalı ve seçilecek diğer Balkan ve Anadolu şehirleri vakıfları için de aynı yaklaşım tarzıyla araştırmalar yapılmalıdır. Bu tür araştırmalar sonucunda müslüman Türk dünyasında hâlâ izleri mevcut olan sakıt olgusunun aslı ve bütün insanlığın iyiliği için eylem düşüncesine dayanan Türk kültürünün özü. eminim daha iyi anlaşılacaktır.

BAHAEDDİN YEDİYILDIZ