Abdülkadir Özcan

Anahtar Kelimeler: Kara Murad Paşa, Osmanlı Devleti, XVII. yüzyıl, Tarih

XVI. yüzyıl sonlan Osmanlı Devletinin başta merkez teşkilâtında olmak üzere hemen her alanda bozulmaya başladığı bir dönemdir. Doğuda ve batıda çok geniş sınırlara ulaşan Devlet-i Aliyye, merkezde ve taşrada başlayan isyanlarla sarsılırken, bunlara dur diyecek rical sıkıntısı içerisindeydi. XVII. yüzyıl başlarında alınan zecrî tedbirlerle geçici de olsa kısmî bir sükûnet sağlanmışsa da, geleneksel cülûs sisteminden ayrılma, daha işin başında olumsuz meyvelerini vermeye başlamıştı. Yeni usule göre tahta çıkan I. Mustafa ile başlayan ehliyetsiz padişahlar dönemi bu asrın ortalarında Sultan İbrahim'le devam etmiştir. Bu arada, çocuk yaşta hükümdar olan IV. Murad ve IV. Mehmed'in saltanatlarının yaklaşık ilk onar yılı yine kaht-ı ricalin had seviyede olduğu dönemler olmuştur.

Merkezdeki iktidar boşluğu saray kadınları ile bunların desteklediği saray ve ocak ağalarıyla doldurulmaya çalışılmış, böylece devlet İdarî, askerî ve malî bunalımlar içine düşmüş, dahilde ve hariçte itibar kaybetmiş İstanbul'da ve taşrada halk perişan olmuştur.

Bizim burada söz konusu etmek istediğimiz şahıs, Sultan İbrahim ve IV. Mehmed dönemlerinin ünlü ocak ağalarından Kara Murad Paşa'dır. Nüfuzu sayesinde yeniçeri ağalığından sadrazamlığa yükselen Murad Ağa Arnavut asıllı olup, babasının adı Mustafa'dır. Öldüğünde 60 yaşlarında bulunduğuna göre, 1595 yılı civarında doğmuş olabileceği seslenebilir. I. Ahmed döneminde (1603-1617) yeniçeri ocağına girdi ve Saksoncu ortasında yetişti[1]. Daha sonra odabaşılığa, çok geçmeden de bölük kumandanlığı olan yayabaşılığa geçti. Ardından saksoncubaşı olup, 1638'de Bağdat'ın geri alınması için İranlılar'la yapılan savaşa katıldı, bu sırada büyük kahramanlıklar gösterdi ve zağarcıbaşı unvanıyla bir süre orada kaldı. 1645 yılında kul kethüdası olan Murad Ağa, ocak dahilinde uzun süreden beri terkedilen usul ve âdetleri ihya etti. Çoktandır kallavi destar giymeyen odabaşıları uyardı ve ayrıca yine uzun süredir terkedilen, odabaşıların divan toplantıları dönüşlerinde kethüda beyi bir defa Arslanhane önünde, bir defa da Süleymaniye önünde selâmlamaları geleneğini tekrar başlattı[2]. Kara Murad Ağa bu şifada yeniçeri ağasına vekâleten bir kısım yeniçerilerle Girit'e giderek[3] Serdar Yusuf Paşa'nın maiyetinde Hanya'nın zaptında önemli rol oynadı[4]. Günlerce siperlerde kaldı, Venedikliler'in huruç hareketlerini tüfek ateşiyle püskürttü[5]; çarpışmalar sırasında yaralandı, serdarla birlikte Venedik gemilerinin üzerine gitti[6], fakat gemiler ortalıkta görülmedi. Çok geçmeden segbanbaşılığa getirilen Murad Ağa[7] bu şifada 1056 yılı başlarında (1646 Şubat) Girit'in kuzeybatı ucundaki koyun içinde bulunan Kisamo Kalesi'nin zaptıyla görevlendirildi ve kısa sürede burayı aldı, 200 kadar da esir getirdi[8]. Grambosa kalesinin zaptında önemli rol oynadı. Deli Hüseyin Paşa'nın emriyle Abokron'da Venedikliler’i mağlup etti, 150 kadar da esir aldı. Deli Hüseyin Paşa'nın Girit serdarı olması üzerine 1056 şaban ayı ortalarından (1646 Eylül sonları) 1058 başlarına (1648 Ocak sonları) kadar Hanya muhafızlığı yaptı[9] bu sırada seg- banbaşılıktan azledildi.

Daha sonra İstanbul'a dönen Murad Ağa Sultan İbrahim'in hal'i hadisesine karıştı. O sıralarda İstanbul, bu padişahın taşkınlıkları yüzünden kötü durumda idi. Sultan İbrahim'in aşırı samur merakı yüzünden Veziriâzam Hezarpâre Ahmed Paşa, devlet ricalinden ve bu arada ocak ağalarından da samur ve anber bedeli talebinde bulunmuştu. Sadece Murad Ağa'dan iki kürk ve 60 kese akçe istenmekteydi. Bunun üzerine ocak ağaları, Kara Murad Ağa'nın etrafında birleşerek bunları vermek istememişlerdir. Naîmâ, babası Serdar Mehmed Ağa'dan naklen, "vecîhü'l-kıyâfe, tavîlü'l-kâme, ocak ağalarının umdesi bir korkunç âdem olup, 500'den ziyâde yarar tevâbii bulunan, yeniçeri ocağının umûmu sözünü tutar biri" olarak nitelediği Murad Ağa, divan tezkiresi getiren başbakı kuluna, "var defterdâr efendiye söyle, ben Girit'ten geldim. İnce perdaht barut ve yağlı kurşundan gayrı nesnem yoktur. Samur ve anberin adını biz ilden işitiriz, görmemişiz. Akçe der isen, deyn ile alıp hare ediyoruz. Bizden selâm eyle, böyle söyle" demiş, başbâki kulunun cevap vermeye kalkışması üzerine ise "çık!" diye bağırarak onu kovmuştur[10].

Hezarpâre Ahmed Paşa'nın ocak ileri gelenlerini düğüne davet edip burada topluca öldürtmek istediğini duyunca[11] Murad Ağa kükreyip, "biz âsânlıkla ölmeyüz, gayrı bizden suç gitti" deyip dağıldılar. Daha sonra Kara Murad Ağanın evinde toplanan ağalar, topluca Orta Cami'ye giderek burada yaptıkları toplantıda Hezarpâre'nin ortadan kaldırılmasını kararlaştırdılar. Murad Ağa'yı şeyhülislâma gönderip, onu da oraya getirdiler. Şeyhülislâmın, can ve mal güvenliğinin kalmadığını söylemesi üzerine Kara Murad Ağa: "Behey efendi, bu işler cümle sizin sükûtunuz ve adem-i ittifakınız ile bu mertebeye gelmişdir. Yoksa bunun çaresi görülmek emr-i sehldir. Hemen siz ulemâyı cem' ve Sultan Mehmed Camii'ne buyurun. Bu gâile bertaraf olmadıkça cem'iyyetimiz münhal olmak muhâldir" deyip gitti. Bunun üzerine şeyhülislâm ve ulema Fatih Camii'nde toplanmaya başladılar. Bir süre sonra ocak ağaları ve oda zabideri de oraya geldiler. Murad Ağa burada da bir konuşma yapıp, "bu bâbda sipâh tâifesine muhtâc değilüz. Anları karışdırmasak dahi olur" dedi. Fakat bazı ağaların itirazı üzerine sipahiler de çağrıldı. Vezirâzam Hezarpâre Ahmed Paşa da davet edildiyse de, âkıbetini tahmin ettiğinden o kaçmıştı. Bu defa padişahtan istendi. Sultan İbrahim ise, "sadâretden azlettim, dâmâdımdır, nice vereyim" dedi. Sonunda yakalanan Ahmed Paşa parçalanarak öldürüldü, ardından Sultan İbrahim tahttan indirildi, bir süre sonra öldürüldü ve yedi yaşındaki IV. Mehmed cülûs ettirildi.

Karışıklıklar esnasında Rumeli Kazaskeri Mülakkab Mustafa Efendi'nin öldürülmesine kızan Murad Ağa, "ulemâ paralandığına rızâmız yokdur ve bizden olmamışdır" diyerek tepkisini göstermiştir[12]. IV. Mehmed’in cülûsunu müteakip 17 Aralık 1648’de yeniçeri ağalığına yükseltildi[13], çok geçmeden vezir yapıldı ve paşa unvanını aldı. Sultan İbrahim taraftarlarının sipahileri kışkırtarak ayaklandırmaları üzerine, hal' olayına karışanlar yeniçerileri onların üzerine sevketmek zorunda kaldılar. Sultan İbrahim'in öldürülmesinde rolü bulunan Murad Paşa, Veziriâzam Sofu Mehmed Paşa’nın ocak ağalarından Sarı Hüseyin Kethüda’yı öldürtmesi üzerine veziriâzama kin bağlamıştı. Bu kinin asıl sebebi ise, Sofu Mehmed Paşa'nın sık sık işlerine müdahale eden Büyük Vâlide Kösem Sultan'ı öldürtmek istemesiydi. Gelişmelerden Kösem Sultan’ı haberdar eden Murad Paşa, valideyi himayesi karşılığında ondan sadrazamlık sözü almıştı.

İLK SADARE

Ağalarla arası iyice açılan Sofu Mehmed Paşa, birer bahane ile onları İstanbul'dan uzaklaştırmanın yollarını arıyordu. O sıralarda patlak veren Gürcü Nebi ayaklanmasını ancak Yeniçeri Ağası Murad Paşa'nın bastırabile- ceğini söyleyerek, onun hemen İstanbul'dan çıkıp gitmesini emretti. Bu konuda kendisini ulema da destekliyordu[14]. Ancak, o esnada Kaptanıderya Voynuk Ahmed Paşa'nın kumandasındaki Osmanlı donanmasının Foça önlerinde Venedikliler'e yenilmesi, gevşekliğine hamledilen veziriâzamın görevinden alınmasına sebep oldu. Küçük padişah 23 Mayıs 1649 tarihinde veziriâzamlık mührünü, daha önce Girit'te başarılı hizmetlerde bulunmuş olan Kara Murad Paşa'ya verdi[15]. Bu tayinde Büyük Valide Kösem Sultanın önemli rolü olmuştu[16]. Yeni veziriâzam, kazaskerlere ve ulemaya hitap ile: "Efendiler, ulemâ içinde nice cühela yüksek mertebelere çıkmışlar, nice âlim ve müstehıklar metrûk ve bî-i'tibar kalmışlar. Ba'de'l-yevm bunlara ilm ü fazllarına göre tevcîh-i merâtib olunsun" diyerek, işe önce ilmiye sınıfından başladı. Ancak konağı olmadığından, hükümet işlerini bir süre Ağakapısı'ndan yürüten Kara Murad Paşa[17], Gürcü Mehmed Paşa sarayına taşınmak istemiş, fakat karısı Latifzâde buna râzı olmayınca Paşa'yı Erzurum beylerbeyliğinden almıştır. Kadırgalimanı'ndaki Siyavuş Paşa Sarayı denilen konağa taşınması söz konusu olmuşsa da[18], Murad Paşa bir ara Atmeydanı'ndaki İbrahim Paşa Sarayı'na taşınmak istemiş ve nihayet Cigalazâde Mahmud Paşa'nın meskeni olan Eski Murad Paşa Sarayı'nı günde bir altına kiralamış ve teberru ile binasına başlamıştır. Kendisi ise Davud Paşa Sarayı'na taşınmıştır. Burası daha sonra Ferhad Paşa Sarayı olarak anılmıştır[19].

9 Cumâdelûlâ 1059 (21 Mayıs 1649)'da başlayan sadaretinin ilk haftalarında Murad Paşa, Bulgurlu'ya kadar gelen Celâli eşkıyâsından Gürcü Nebi ayaklanmasıyla uğraştı. Önce bu şaki liderine nasihatnâmeler gönderdi. "Düşmanı olan Sofu Mehmed Paşa'nın hakkından gelindiğini, daha ne istediğini, etrafındakileri dağıtmasını" söyledi. Abdünnebi ise, "Sultanahmed Camii Vak'ası'nda pek çok yoldaşının öldürüldüğü, namazlarının bile kılınmadığı, şeyhülislâmın hâlâ hakkından gelinmediği" cevabını verdi. O sıralarda Bolvadin taraflarında da Katırcıoğlu Mehmed isyan halindeydi ve bir süre sonra o da Gürcü Abdünnebi’ye katılmış[20], hatta Kazzaz Ahmed de isyana destek vermişti.

İstanbul'da Bektaşi ileri gelenlerinin de katıldığı toplantıda, sadrazam ve valide sultanın fikriyle Şeyhülislâm Abdürrahim Efendi azledildi. Bu arada çocuk padişahın Kara Murad Paşa'nın kucağında sünneti gerçekleştirildi[21]. Daha sonra Murad Paşa Sancak-ı Şerifi alarak Üsküdar yakasına geçti ve yanındaki kuvvetlerle Çamlıca yolu kenarında konuşlandı[22]. Âsi lideri Gürcü Nebi sadrazama gönderdiği mektupta, Şeyhülislâm Abdürrahim Efendi'nin ve oğlunun öldürülmesi talebinden vaz geçtiğini, azlinin yeterli olduğunu, yeniçerilerle bozuşmak istemediğini, kendisine Türkmen ağalığının tevcihini istiyordu[23]. O sırada Murad Paşa'nın Gürcü Nebi ile dost olduğu şayiaları çıkarılmışa. Yapılan istişare toplantısında bu istekler kabul edilmek üzere iken, Katırcıoğlu ve Kazzaz Ahmed'in Bursa taraflarında eşkıyalıklara başlamaları yüzünden Gürcü Nebi ile savaşa karar verildi. Sadrazam kumandasındaki kuvvetler Bulgurlu'ya doğru ilerlediler. Bu arada Murad Paşa Çamlıca tarafında hendekler kazdırıp toplar yerleştirdi. O sırada Katırcıoğlu ve Kazzaz Ahmed'in kuvvetleri de Gürcü Nebi'ye iltihak etmişti. Gürcü Nebi 800 atlı ile Kazzaz'ı İzmit'te bıraktı. Katırcıoğlu'nu 400 kişiyle ileri gönderdi. Katırcıoğlu, tabyasını orman içinde kurmuştu. Burada yapılan kanlı çarpışmalarda 500-700 arasında Osmanlı askeri öldü[24]. Ancak, âsilerin bir ara gösterdikleri tereddütten yararlanan Murad Paşa hücuma geçti ve yeniçeriler Gürcü Nebi kuvvetlerini dağıttı. Murad Paşa her âsi başı için askere ödül vaat

etmişti. Fakat askerlerin, para için arkadaşlarının başlarını getirdiğini duyunca bundan vazgeçti[25]. Birkaç gün sonra asiler firar ettiler[26]. Böylece Murad Paşa kısa sürede İsyanı bastırmaya muvaffak oldu[27] ve bu başarısı samur kürk ve değerli hil'atle taltif edildi[28]. Daha sonra Murad Paşa'nın şefaatiyle Katırcıoğlu affedilmiştir[29].

Böylece makamım sağlamlaştıran Kara Murad Paşa, önceleri mecburen ocak ağalarıyla İş görmeye, bu arada zevk ve safaya dalıp israfata başladı. Hatta bu hareketleri bizzat padişah tarafından, "ben seni bağ ve bahçelerde ıyş ü işrette olmak İçin mi vezir eyledum? Umûr-1 memleket ile bir hoşça ta- kayyüd eyle. Bir daha ayyaşlığın işitmeyeyim. Yoksa senin başını keserüm" sözleriyle azarlanmıştır [30].

Ocak ağalan arasında en nüfuzlusu Kul Kethüdası Çelebi Mustafa Ağa idi. Veziriazam, Büyük Valide Kösem Sultan, Kethüda Bey ise Küçük Valide Turhan Sultan tarafından destekleniyordu. Bu yüzden devlet adamları. Büyük ve Küçük valide taraftarları diye ikiye ayrılmışlardı. Ocak kethüdasının Turhan Sultan'a bildirmesi ile bazan vezirazama sert ve tehdit edici hatt-1 hümayunlar geliyordu. Murad Paşa, kul kethüdasını devlet işlerine çok karışmasından dolayı Budin beylerbeyliği ile İstanbul'dan uzaklaştırmak isteyince. Çelebi Mustafa Ağa bir Divan günü 300 sipahi ile veziriazamı öldürtmek itemiş, fakat Murad Paşa bunu öğrenip Divan'a gitmeyerek hayatini kurtarmıştır. Ocak ağalarının Kethüda Bey’i desteklemeleri üzerine Murad Paşa'nın öldürülmesi kararlaştırılmış, ancak bu ağaların nüfuzlularından Bektaş Ağa, öldürülmesi yerine sadaretten azlettirilmesinin daha uygun ola- cağını söylemiş ve onları ikna etmiştir. Bektaş Ağa bu arada Murad Paşa'ya haber göndererek mührü geri vermesini ve böylece hayatını kurtarmasını bildirmiştir. Onun bu İkazı üzerine 7 Şaban (5 Ağustos) cuma günü padişahin huzuruna çıkan Murad Paşa, "Şevketli Hünkârım, bir memlekette dört veziriazam olmaz, İşte mührün, bir kuluna dahi ver. Ben kuluna dahi bir nanpare ihsan eyle, duana meşgul olayım. Amma zinhar mührü yeniçeri ocağından kimseye verme, Yoksa zevâl-i devletinize sebeb olur" diyerek tavsiyede bulunmuş ve mührü teslim etmiştir[31].

BUDİN VALİLİĞİ

İstifası kabul edilen Kara Murad Paşa, kendi isteği üzerine Budin beylerbeyliğine getirilmiş[32] ve hemen İstanbul'dan ayrılmıştır. Bu arada bazı adamları da sürgün edilmişlerdir[33]. Abdi Paşa, yerine veziriâzamlığa getirilen Melek Ahmed Paşa'yı Murad Paşa'nın tavsiye ettiğini belirtmektedir[34]. Böylece İstanbul'daki siyasî karışıklık ve entrikalardan kurtulan Murad Paşa, belki hayatını da kurtarmış oldu. O, bu ilk sadrazamlığı döneminde, âkıbetinden endişe etmediğinden cömert davranmış, böylece fuzuli masraflar artmış, devlet giderleri gelirlerin çok üstüne çıkmıştır. Kendisine verilen caizelerle zenginleşen Murad Paşa müsadereye de maruz kalmamıştır. Budin valiliği sırasında burada saraylar inşasıyla meşgul iken, merkezdeki ocak ağaları İstanbul'u perişan duruma düşürmüşlerdir[35].

KAPTANI DERYALIĞI, GİRİT SEFERİ VE VEZİRİÂZAM DERVİŞ MEHMED PAŞA İLE ARASININ AÇILMASI

Dört yıl kadar sonra Budin beylerbeyliğinden alınan Kara Murad Paşa, kaptanı deryalığa tayin edilmek üzere İstanbul'a çağrıldı. Bu husus Kapı Kethüdası Karagöz Mehmed ile Reisülküttap Şamîzâde arasında şiddetle tartışılmıştı[36]. Nücum ilmine inanan Murad Paşa, Müneccim İsmail'in uygun görmesiyle 5 Muharrem 1064 (26 Kasım 1653) tarihinde şehre girdi ve aynı gün kaptanı deryalığa getirildi[37]. Devlete en yararlı hizmetlerini bu görevi sırasında yaptı. Bir süredir Venedik donanması Çanakkale Boğazı'nı kapatmış ve bu yüzden Girit'teki gazilere yardım yapılamamaktaydı. Murad Paşa donanma giderleri için Veziriâzam Derviş Mehmed Paşa'dan para talep etti, fakat alamadı. Önemli ölçüde kendi kesesinden harcayarak hazırladığı donanmada, içleri savaşçı dolu yedi adet Trablusgarp gemisi de bulunuyordu.

Gemi ricali ve Trablusgarp dayılar, Tersane'de Sultan IV. Mehmed'in huzuruna çıktılar. Padişah, verdiği yazılı emirde, donanma İhtiyaçlarının giderilmesini emretmişti. Ancak, Tersane Kethüdası Cigalazade Mustafa, istenen malzemeyi yari yarı ya eksık, topların da sakat olanlarım vermekle, hatta dayılara tahsis edilen maddi ihsanların yarışına el koymakla bazı tartışmalara ve dedikodulara sebep oldu. Eksık mühimmatı geri gönderen Trabluslu denizciler durumu kaptanpaşaya yansıtmadılarsa da, sonunda pâdişâhın devreye girmesiyle eksıkler giderildi. Bu arada bütün bahriye askerleri sefere çağrıldı. Dalla sonra Murad Paşa donanma ile Gelibolu’ya gitme emri aidi. Ancak, eski bir veziriazam olarak. Derviş Mehmed Paşa'ya akran muamelesi yapması ve defterdardan doğrudan bazı isteklerde bulunması; Derviş Mehmed Paşa'nın da kendi kesesinden harcamasını söylemesi veziriazamla arasının açılmasına sebep olmuştu[38]. Murad Paşa, kendi malından harcamalar yaptığım, ancak parasının tükendiğini, kendi sadrazamlığı döneminde donanma kaptanının istediklerini vermeye özen gösterdiğini söyledi. Fakat tartışmalar uzamış, hatta sadrazam, Murad Paşa'ya Sultan İbrahim'in hal'i ve katli meselesindeki rolünü ima etmişti. Orada bulunan defterdardan da red cevabı alan Murad Paşa, veziriâzamm son sözlerinden endişeye kapılmış ve iç ağalarından Lala İbrahim Ağa'ya haber gönderip, kendisine göz-kulak olunmasını istemişti[39]. Derviş Mehmed Paşa, Girit Serdarı Deli Hüseyin Paşa'yı kaptanıderya yapmak istediyse de, kendisine onun Murad Paşa'dan sert olduğu hatırlatılınca bundan vazgeçmiştir.

Donanmanın hareketinden önce Murad Paşa başkanlığında yapılan meşveret toplantısında Venedik karşı muzaffer olunması için yapılması gerekenler görüşüldü. Trablus Kalyonlar Kaptanı Küçük Mehmed yaptığı konuşmada, Barbaros Hayreddin Paşa zamanındaki savaş düzenine geçilmesini, yani donanmanın önüne çarhacı gemiler konularak hücuma bunlarla başlanılmasını teklif etti. IV. Murad devri kaptanıderyalarından Cafer Paşa 1043 (1633-34) yılında Kesendere Körfezi'nde düşman gemilerine bastardadan saldırarak bu usulü başlatmış, fakat başarılı olamamış, gemisi yanmış, kendisi ise büyük tehlike atlatmıştı. Pâdişâhın da onayından sonra ilk stratejinin uygulanması kararlaştırıldı[40].

Kaptanıderya Kara Murad Paşa kumandasındaki donanma 22 Cumâdelâhıre 1064 (10 Mayıs 1654) günü Gelibolu'ya hareket etti[41]. Donanmada ayrıca 250 tüfekli asker ile Maraş Beylerbeyi Şeydi Ahmed Paşa; Karahisar-ı Şarkî sancağı sipahileri[42]; Sivas eyaleti askeri ile beylerbeyisi Tavukçu Mustafa Paşa ve turnacıbaşı kumandasında 4500 yeniçeri bulunmaktaydı[43]. Donanma Bozcaada'da Mısır gemileriyle buluştu. Çanakkale Boğazı'ndan çıktıktan sonra, Serviburnu denilen yerde 16 büyük gemi, sekiz kadırga ve iki kalyondan oluşan Giuseppe Dolfin kumandasındaki Venedik donanmasıyla karşılaştı. Yapılan istişarede savaş kararı alındı. Savaşta, Trablus kalyonları başkaptanı Küçük Mehmed'in planı uygulanacaktı[44]. Önde Trablus kalyonları, bunun ardında İstanbul kalyonları, daha geride altı adet mavna saf oldu. 40 çektiri ise en geride iki saf halinde yer almıştı. Saflar arasında ise kaptanpaşa baştardası yer aldı. Daha önceden yola çıkan eski kaptanıderyalardan Ali Paşa Bozcaada'daki gemilerle düşman donanmasının arkasına geçti. Bu arada Midilli ve Sakız adalarında bulunan bey gemilerinin kaptanları ile, Tunus'tan gelen gemilerin kaptanlarına haberler gönderildi ve donanmaya katılmaları istendi[45]. Hepsi gelince 13 Mayıs 1654 günü sabah namazından sonra Osmanlılar hücuma geçtiler.

Osmanlı donanmasının Girit'e gideceğini zanneden ve hücum ihtimalini düşünmeyen Venedikliler savaşa pek hazırlıklı değillerdi. Yukarıda denildiği gibi, Giuseppe Dolfin kumandasındaki Venedik donanması iki büyük, sekiz hafif kalyon ve çeşitli türde 16 yelkenliden oluşmaktaydı[46]. Daha savaşın başında Trabluslular'ın, sözlerinde durmayıp Bozcaada'ya çekilmelerine rağmen ikindiye kadar altı saat süren savaşta[47] Osmanlılar galip geldi. Zaferin kazanılmasında, teamüle uymayarak başında fes, elinde ok ve yay, levend kıyafetiyle baştarda yerine firkateyne binerek sürekli Osmanlı gemileri arasında dolaşan; savaşçılara istimâletler verip, yaralılara ihsanlarda bulunan; geri çekilenlere ise ok atıp cenge sevkeden Kaptanıderya Kara Murad Paşa'nın büyük rolü olmuştu[48]. Venedik donanması 18 gemiyle İmroz'a doğru çekildi. Venedikliler sekiz kalyon kaybetmiş, 3000 maktul ve 800 kadar da esir vermişler; bu arada amiralleri Francesco öldürülmüş, oğlu ve kâtipleri esir edilmiştir. Osmanlılar ise 400-500 kadar şehit vermişlerdir.

Daha sonra Murad Paşa Eski İstanbul denilen yere geldi ve burada donanmaya Tunus ve Mısır kalyonları iltihak etti. Ardından Bozcaada'ya gidildi ve buradaki Poyraz Limanı'nda üç gün kalınarak şehider defnedildi. Bu arada gemiler tamir edildi ve yine burada sözlerinde durmayan Trabluslu kaptanlar sorguya çekildi, azarlandı[49] ve yüzlerine tükürüldü. Onlar da özür dilediler. Murad Paşa, kethüdası Karagöz Mehmed Efendi'yi zaferi bildirmek üzere İstanbul'a göndererek para ve mühimmat talebinde bulunmuş; kendisine barut, 500 yeniçeri, 500 cebeci, 500 topçu olmak üzere 1500 kadar asker; 30-40 kese akçe ile bazı mühimmat gönderilmiştir[50].

Birkaç gün sonra Bozcaada'dan hareket eden Kaptanıderya, Venedik donanmasının peşinden gitti ve Sakız'a vardı. Donanmaya burada 11 Cezayir kalyonu gelip iltihak etmiştir[51]. Burada bulunan Mühürdarpaşa Bahçesi'nde meşveret yapıldı, Trabluslu gemicilerden kaçmayacaklarına dair güvence alındı, Murad Paşa reislere hıl'atler giydirdi. O sıralarda Venedik Cumhuriyeti'nin de 18 çektiri, altı mavna, iki burton gönderip, yeni bir donanma kumandanı tayin ettiği haberi geldi. Osmanlı donanması Sakız’dan Eskiada'ya, oradan da Eğriboz tarafına hareket etti. Foça, Mora sahilleri ve Eğriboz'a uğrayan Murad Paşa, düşman gemilerinin Değirmenlik’te (Milo, Milos) olduğunu öğrenince İstendil'e döndü. Değirmenlik önünde büyük bir Venedik kalyonu ve çok sayıda esir ele geçirildi. Kaptanpaşa'nın emriyle Şeydi Ahmed Paşa kumandasında bir grup denizci donanmadan ayrıldı ve İstendil (Tenos) adasına çıkarak burayı iki gün yağmaladı[52]. Değirmenlik adası önlerinde 26 Recep 1064 (12 Haziran 1654) günü Venedikliler'le daha küçük çapta ikinci bir çarpışma olmuş, fakat akşama doğru iki donanma ayrılıp bir tarafa gitmiştir. Mağrib gemileri bu defa da cenge yanaşmamışlardır. Bu arada Şeydi Ahmed Paşa kumandasındaki bir grup gemi düşman donanması içine dalmış, rüzgâra kapılarak Menekşe taraflarına gitmiştir.

Murad Paşa daha sonra Sakız'a oradan da Foça'ya çekildi. Burada yapılan divan toplantısında, savaşa katılmayan Cezayirli, Tunuslu ve Trabluslular muaheze edildi ve "gayret-i dîn-i İslâm bu mudur?" denilerek azarlandılar. Mağribli gemiciler de, gemilerinin çok pahalıya mal olduğunu, geçimlerini bu gemilerle sağladıklarını söyleyerek kendilerini savundular. Bunun üzerine Murad Paşa onların kalyonlarını ve mavnalarını Foça limanında bırakıp, 40- 50 kadar çektiri ile Çuka adasını vurmak için yola çıkmış iken vazgeçti ve tekrar İstendil adasına çekildi. Burası 26 Şaban (6 Temmuz) günü ikinci defa yağmalandı. Kaptanpaşa Eğriboz'a uğradıktan sonra kalyonları ve mavnaları burada bırakıp, 50 kadar forsa kadırgası ile Rumeli kıyılarında dolaşmış, fakat Venedik donanmasına rastlamamıştır. Bu arada Selanik'e de uğrayan Murad Paşa son olumlu gelişmeleri İstanbul'a yazıp kethüdasını yine mühimmat ve para talebiyle göndermiştir. Kaptanıderya'nın bu sık isteklerinden bıkan Veziriâzam Derviş Mehmed Paşa, gelen Kethüdayı azarlayıp tehdit edince, o da korkusundan bir daha donanmaya dönmemiştir.

Sakız adasında donanmaya beş Tunus kalitesi daha katıldı. Kara Foça'da gemiler yağlandıktan sonra Midilli, İmroz ve Selanik'e giden donanma Koloz ve Üsküroz üzerinden 14 Şevval (28 Ağustos) günü tekrar Sakız'a geldi ve burada Mağrib gemileri serbest bırakıldı; üç gün sonra da Girit'e hareket edildi. Yolda bazı ١٢enedik gemileri zaptedilerek, Zilkade başında (Eylül ortaları) Rodos'a gelindi, bu arada Meis adası taraflarında birkaç korsan gemisi ele geçirildi. Murad Paşa top ve tüfek şenlikleriyle geldiği Kandiye limanında[53].Deli Hüseyin Paşa ile görüştü, buraya bir miktar mühimmat ve cephane bıraktı. Üç dört saat sonra vedalaşıp Rodos, Sisam, Sakız güzergâhından İzmir'e geldi ve Kurban Bayramı'nı burada geçirdi. Gelibolu'da derya beylerine izin verdi[54] ve 20 Zilhicce 1064 (1 Kasım 1654) tarihinde birkaç korsan ve tüccar gemisi ve 800 kadar esirle İstanbul'a döndü[55].

Sultan IV. Mehmed tarafından kudanan Kara Murad Paşa salı günü, alınan esirlerin beşte biri olan 180 kadar esirle divan'a gelmiş ve Padişahın, "ga- zân mübârek olsun lala" hitabına mazhar olmuş, o da "gazâ pâdişâhımındır" sözleriyle karşılık vermiş ve büyük iltifatlara mazhar olmuştur[56]. Ezcümle, üst üste üç samur kürkle taltif ve kaptanı deryalığı ibka edilmiş[57], bu arada ricasıyla öteki derya ricali de makamlarında bırakılmışlardır. Ancak, Osmanlı geleneğine göre devlet hizmetleri genellikle bir yıl olduğundan, buna güvenerek câizelerini önceden ödeyen bu mevkilerin yeni namzedleri açıkta kalmışlar, bu da başta Veziriâzam Derviş Mehmed Paşa olmak üzere, birçok yetkiliyi zor durumda bırakmıştır[58].

KARA MURAD-İPŞİR MUSTAFA REKABETİ

Felç olan Derviş Mehmed Paşa'nın yerine, veziriâzamlığa bunun tavsiyesiyle Halep Valisi İpşir Mustafa Paşa getirilmişti. Ancak yeni veziriâzamın Anadolu'daki karışıklıkları bastırma bananesiyle uzun süre İstanbul'a gelmemesi, hakkında bazı dedikoduların çıkmasına sebep oldu. Saraydaki musahip ağalar mal ve mevkilerinden olacakları endişesiyle İpşir yerine Defterdar Morali Mustafa Paşa'yı sadrazam yaptırmanın yollarını arıyorlardı. Saray ağalarının desteğine güvenen Morali harekete geçerek sadaret mührünün kendisine verilmesini söyleyince, İpşir'i se١Tnemesine rağmen hemen saraya giden Murad Paşa padişahın huzuruna çıktı ve yer öpüp, "saâdetlü pâdişâhım, bu bâbda zinhâr re'y-i mümzâdan rücû etmeyesiz. Ve bu makule sözleri pâdişâhıma ilka edenlere, ben lalamı getürürüm, mühre nâil olanlarda isyân olmaz, deyüp tahvîl-i hâtemden ihtirâz buyurasız. Ve elbette lalanız gelür, geleceğine ben müte'ahhidim. Ol taşrada iken sadâreti âhara tevcih ederseniz, vuku'undan ihtirâz olunan fitne-i melhûza ol zaman zuhûr etmek muhtemeldir. Zira kişi me'yûs olmadıkça efendisine gayra su-i kasd eylemez" diyerek[59] sadâret değişikliğini engelledi. Ayrıca gönderdiği mektupla bu olaydan İpşir'i haberdar etti. Böylece kendisinin de talip olduğu sadaret makamı için büyük bir isyanın çıkmasını önledi. Ancak, gittikçe İstanbul'a yaklaşmakta olan İpşir Mustafa Paşa'dan çekinen rakipleri tekrar harekete geçip, Defterdar Morah’nın sadrazamlığı için faaliyetlerini hızlandırmışlardı. Padişahın huzurunda şeyhülislâm, sadaret kaymakamı, kaptanıderya ve bazı devlet adamlarının katıldığı bir meşveret toplantısı yapıldı. Burada IV. Mehmed, şeyhülislâma ve sadaret kaymakamına, İpşir'in bazı kötü niyetlerinin bulunduğunu, bu yüzden mührü defterdara vermek istediğini söyledi ve fikirlerini sordu. Onların, "en iyisini pâdişâhımız bilir" demeleri üzerine, aynı suali Kara Murad Paşa'ya sordu. Kaptanıderya pervasızca, "İpşir'in dürüşt biri olduğunu, İstanbul'a yaklaştığını ve birkaç gün içinde gelebileceğini; bazı garazkârların sözleriyle azlinin uygun olmayacağını, Anadolu'nun karışıklıklar içinde kalacağını, mutlaka gerekliyse azlinin ancak huzura geldikten sonra gerçekleştirilmesinin daha isabetli olacağını" söyledi.

Şeyhülislâm, sadaret kaymakamı, dârüssaade ağası ve öteki musahip ağalar hayretler içinde ve kahırlı nazarlarla Murad Paşa'ya bakıyorlardı. Dârüssaade ağasının, Murad Paşa'nın padişahın babası Sultan İbrahim'in katlindeki rolünü haürlatması üzerine Sultan Mehmed huzursuz oldu ve toplantıyı dağıttı. Dışarıda saray ağaları, "bir celâlîye sahip çıkıyorsun" diyerek Murad Paşa'nın üzerine çullanıp hançerlemek istemişlerse de, Kaptanıderya'nın da hançerini çekip karşı koyması üzerine başarılı olamamışlardır. Peşinden gönderilen bostancılar da Murad Paşa'nın adamlarını aşamamışlardır. Bu sırada Kaptanıderya yüksek sesle, "pâdişâhımızı doğru yoldan çıkarıp hilâf şeylere sevketmenin cezâsını an-karîb görürsüz. Bize vâ- cib olan hakkı gözetmektir. Pâdişâhımız dilerse tutsun, dilerse tutmasın" diyerek uzaklaştı[60]. Bu olaydan sonra, nikris hastalığını bahane eden Murad Paşa, İpşir Mustafa Paşa gelinceye kadar Divan toplantılarına katılmadı.

Saraydaki bu hâdiselerden haberdar olan Veziriâzam İpşir Mustafa Paşa, İzmit'ten ileriye geçmedi. Şeyhülislâm Ebû Said Mehmed Efendi'ye gönderdiği mektupta, "pâdişâh sarayında vezirlere hançer çekilmesini ve sadâret meselesine müdâhalenin ne demek olduğunu" sordu. Sadrazamın mektubunu, padişah hocası ve vâlide sultanın güvenilir adamı Reyhan Ağa ile valide sultana gönderen şeyhülislâm, meselenin nezaketini ve mutlaka İpşir Paşa'ya müdârâ etmenin gereğini belirtince, sadrazama aynı ağa eliyle bir hatt-ı hümâyun gönderilerek hemen gelmesi istendi. Sonunda, bizzat İzmit'e giden Reyhan Ağa tarafından ikna edilen İpşir Mustafa Paşa kalabalık maiyetiyle Üsküdar'a geldi. İlk iş olarak nişanlısı Ayşe Sultanda evlendi ve bazı görev yerlerinde değişiklikler yaptı. Ayşe Sultan'ın sağdıçı Kaptanıderya Kara Murad Paşa idi[61]. Yeni Veziriâzam daha sonra rakibi Defterdar Morali Mustafa Paşa'yı görevinden aldı, bir süre sonra da öldürttü, yandaşlarını ise birer bahane ile bertaraf etti. Eski düşmanlarından Katırcıoğlu, Kaptanıderya Murad Paşa'nın şefaatiyle başını kurtarabildi. Hatta kendisine rakip gördüğü Kara Murad Paşa'yla da uğraşmaya başladı. Zira onun padişaha yakınlığını biliyordu ve bir an önce İstanbul'dan uzaklaştırmak istiyordu. Anadolu'dan Üsküdar'a geldiğinde Kaptanpaşa'nın kendisini karşılamayışından da rahatsız olmuş ve mevcut şüpheleri daha da artmıştı. Bu arada Kaptanpaşa'nın bazı adamlarını da cezalandırmıştı. Büyük Valide Kösem Sultan'ın himayesinde olan Kara Murad Paşa ise, önce müdârâ yolunu seçmiş ve İpşir Paşa'yı ikaz etmişti. Murad Paşa'nın sarayda birçok ihsan-didesi ve casusu vardı, dolayısıyla gelişmelerden anında haberdar oluyordu[62]. Venediklilere karşı kazandığı son deniz savaşları da şöhretinin artmasına sebep olmuştu. Bir süre önce, padişah tarafından saraya çağrılıp el öptürülmesi ve Sultan Mehmed'in, "göreyim seni, donanma umûruna takayyüd eyle. Sene-İ sabıkada vücûda getürdüğün hidmetten ziyade senden hidmet me'- mûl-i hümâyûnumdur" sözleriyle taltif edilmesi ününe ün katmıştı. Bu durumdan iyice endişelenen İpşir Mustafa Paşa, Kara Murad Paşa'yı ortadan kaldırmanın yollarını aramaya ve düşmanlığını açığa vurmaya başladı. Fakat sarayda ihsanına mazhar olmuş taraftan yoktu, önce tersane gelirlerini kesti ve Murad Paşaya, hemen donanma ile İstanbul'dan ayrılmasını emretti, iyi bir politikacı olan ve sarayın, özellikle Büyük Valide'nin himayesinde bulunan Murad Paşa ise, hazırlıklara başladığını, ancak defterdarın gerekli har- camalar için para vermediğini söyleyerek işi ağırdan alıyordu. Bunun üzerine İpşir Paşa, "padişahtan varup iki kürk giyen, akçeyi dahi bulmak gerektir" dedi ve hemen İstanbul'dan ayrılmasını tekrarladı. Murad Paşa ise, hareket İçin 400 kese akçeye ihtiyacı olduğunu, yoksa donanmanın yola çıkmasının mümkün olmadığını ifade etti. Bunun üzerine İpşir Paşa, Kaptamderya'ya, sadrazamlığı zamanında padişahtan borç olarak aldığı 400 kese akçeyi donanma giderlerine sarfetmesini söyleyince, Murad Paşa o parayı fazlasıyla geri ödediğini söyledi, fakat anlaşamadılar.

Veziriazamın uzlaşmaz tutumu karışında Murad Paşa, elinden geleni yapacağım söyleyerek politikasını değiştirdi ve bütün gücüyle İpşir Mustafa Paşa'yı ortadan kaldırmanın yollarım aramaya başladı, işe, İpşir Paşa'yla birlikte Üsküdar'a gelen fakat umduklarını bulamayan ve veziriazamla araları açılmış olan sipahi ele başılarını elde etmekle başladı. Bunlardan Kürt Mehmed'i gece yarısı Tersane'ye çağırdı, kendisini ayakta karşılayıp kucakladı ve alnından öptü. İçinde 500 flori bulunan keseyi verip[63], şimdilik kahve parası yapmasını söyledikten sonra, kendisine destek olduğu takdirde istediğini yapacağını; veziriazamın ahval bilmez, dostluk anlamaz biri olduğunu;gıyabında ona ettiği insanlığı takdir edemediğini, birçok kimseyi mağdur bıraktığını, kimisini öldürttüğünü, şimdi de kendisini hedef aldığını; sipahileri İstanbul'a getirttiği halde yüz üstü bıraktığını ve kendisini donanma ile merkezden uzaklaştırdıktan sonra sipahi ileri gelenlerini ortadan kaldırmaya hazırlandığını söyledi. Kaptanpaşa'nın bu sözleri, zaten İpşir Paşa'dan umduklarını bulamayan Kürt Mehmed'in mevcut kuşkularını daha da arttırmıştı; Kara Murad Paşa'ya, yanında olacağını ve bütün sipahilerin desteğini sağlayacağını söyledi ve o gece Üsküdar'a döndü.

Murad Paşa ertesi gece yine Tersane'de, mîrîde malları zayi olan öteki mağdurlarla görüştü ve zâyiatlarını telafi edeceği vaadiyle onların da desteğini aldı. Yeniçeri ocağında sözü etkili olup İpşir'in mağdurlarından emekli yeniçeri ağası Kara Hüseyin Ağa'yı celbetmekle yeniçerilerin de desteğini almakta gecikmeyen Kaptanpaşa öteki mağdurlarla da ittifak ettikten sonra, Büyük Valide'ye haber gönderip, devlete sadık olduğunu, veziriazamdan hakkında bir yazı gelirse itimad buyurmamasını ve denize açılıncaya kadar kendisinden himayesini eksık etmemesini istedi. Yeniçerilere ne yapmaları gerektiğini söyledikten sonra, güya donanma ile sefere çıkma hazırlıklarıyla meşguliyetini arttırdı ve veziriâzama, birkaç gün içinde hareket edeceğini bildirdi.

Mart başından itibaren Kürt Mehmed, "Ipşir'i veziriâzamlıktan düşürürsek, Murad Paşa cümle ricalarımıza müsaade edecek" diyerek Üsküdar'da isyan faaliyetlerini başlattı. Mayıs başlarından itibaren halk arasında, "veziri- âzamın, levend ve sipahileri Üsküdar'dan İstanbul'a geçirerek yeniçeri odalarını bastırıp yeniçerileri kırdırtacağı söylentileri çıkmıştı. Bunun üzerine Kethüda Bey kışla kapılarını kapattırmış ve durumu daha vahim hale getirmişti. Bütün bu dedikoduları, ocakla veziriâzamın arasını açmak için Kara Murad Paşa'nın adamları çıkartıyordu. 8 Mayıs 1655 günü Kürt Mehmed önderliğindeki 500 kadar sipahi İstanbul yakasına geçerek Atmeydanı'na geldi ve, "devlet nizâmına ve mezâlimin define dâir söyleşecek sözlerimiz vardır, yeniçeri yoldaşları gelsünler" diyerek yeniçerileri meydana davet etti. Zaten hazır vaziyette olan yeniçeriler odabaşılarına rağmen Atmeydanı’na geldiler. Burada Kürt Mehmed, "yoldaşlar, biz kadîmü'l-eyyâmdan berü yoldaşlar ve karındaşlar iken, mâbeyne münâfık girüp aramızda lâyık olmayan fesâdlar zuhûr etti. Mezâ-mâ-mezâ biz cümle din karındaşlarıyuz ve pâdişâh kullarıyuz. Hâlâ âlem zulümle şöyle oldu. Öte yaka elden gitti. Bu makule mezâlimi def etmek ve dîn ü devlet umûruna nizâm verilmeğe müte'allik tedbîri meşverete geldik. Söyleşecek hususlar vardır. Ağalarınız ve zabitleriniz bunda yoktur. Ma'kulü budur ki, varup sizin ağalarınızı ve zabitlerinizi evlerinden çikarup getürelim ve siz varup bizim zabitlerimizi meydâna getürmek gereksiz" şeklinde bir konuşma yaparak iki güruhu birbirine yaklaştırdı ve çok geçmeden yeniçeriler sipahilerle birleştiler[64]. Böylece isyancıların mevcudu iyice atmış oldu. Bir sure sonra isyana cebeciler ve topçular da katıldı. Bu arada şeyhülislâmı da yanlarına celbeden âsiler, bunun aracılığıyla veziriâzamı da getirtmek istedilerse de, âkıbetini tahmin ettiği için İpşir Mustafa Paşa bu davete icabet etmedi. Âsilerin görünürdeki lideri olan Kürt Mehmed padişaha haber gönderip, İpşir'in kadini istemiş, fakat-Sultan Mehmed buna razı, olmamıştı, o sırada şehir kapılan kapatılıp giriş çıkış yasaklanmıştı, isyanın tertipçisi olan Kaptanıderya Murad Paşa, hiçbir şeyle ilgisi yokmuş gibi donanma işleriyle meşguliyetini sürdürüyordu.

Akıbetinin iyi olmadığını anlayan ipşiı Mustafa Paşa bir süre konağına kapandı, âsilerin buraya yürümesi üzerine Üsküdar'a geçmek istedi, akat bütün iskeleler tutulmuş olduğundan bunu gerçekleştiremedi. Daha sonra şeyhülislâmla birlikte Topkapı Sarayına gitti. Bu arada veziriâzam ve şeyhülislâmın konaklarını yağmalayan âsiler, özellikle Hasan Çan'ın oğlu Hoca Sadeddin Efendi’nin ahfadından olan Şeyhülislâm Ebû Said Mehmed Efendi'nin 150 yıldır birikip kendisine intikal eden nefis eşya ve kitaplarım talan ettiler[65]. Asiler veziriâzam ve şeyhülislâmın öldürülmesinde ısrar ediyorlardı. Yapılan meşveret toplantısında veziriâzam, âsilerin anacının padişaha suikast etmek olduğunu söyleyerek Sancak-! Şerif in çıkarılıp altında şehir halkının toplanmasını, bostancıların ye öteki saray muhafızlarının silâhları- malarını, Üsküdar'daki leventlerin İstanbul yakasına geçirilerek âsilerin hakkından gelinmesini teklif etti. Halbuki isyan doğrudan kendisine yönelikti. Kara Murad Paşa'nın işaretiyle kul kethüdası, "kulların padişahtan razı olduklarım, sadece veziriâzam ve şeyhülislâmı istemediklerini" söyleyince, hayatından ümidini kesen Ipşü Mustafa Paşa sadaret mührünü padişaha teslim etmek zorunda kaldı. Mührü Kara Murad Paşa'ya uzatan Sultan Mehmed, "gel lala, al mührü, seni vezir eyledüm" dedi. Murad Paşa ise yer öpüp, "pâdişâhım ben uhdesinden gelemem, donanma hidmetinde olayım, vüzerâ kullarınızdan bir gayrısına İhsân buyurun" deyip çekimser davrandıysa da, müteakip ısrarlara dayanamayıp sadrazamlığı kabul etti[66].

MURAD PAŞA NIN İKİNCİ SADRAZAMLIĞI VE OLUMU

Tertiplediği isyanın sonunda hasmını ortadan kaldırtarak ikinci defa sadrazam olan Kara Murad Paşa çok zor bir durumla karşı karşıya kalmışa. Zira, mîrîde parası kalanların alacaklarını iade etmeye söz vermişti. Bu yüzden hâzineyi kurutmuş ve devleti malî yönden çok zayıflatmışa. Bu arada İpşir’in adamları mağdur olmuş, bazı mansıplar için verdikleri peşinatlar da gitmişti. Mukataaların sık el değiştirmesinden en büyük zararı ise reâyâ fukarası çekmişti. Revan ve Bağdat seferlerinde kayıtları silinenlerin tekrar sipahi defterine kaydedilmeleri; Tarhuncu Ahmed Paşa'nın hayatı pahasına 25 binlere düşürdüğü sipahi mevcudunun tekrar 55 bine; yine Tarhuncu'nun gayretleriyle 55 bine düşürülen yeniçeri mevcudunun ise 80 binlere çıkarılması devlet hâzinesine çok büyük darbe vurmuştu. Öteki kapıkulu ocaklarının mevcudu da aynı şekilde çok kalabalıklaşmıştı. Tarhuncu Ahmed Paşa zamanında bile gelir, giderin altında iken, son durum bu dengesizliği büsbütün bozmuştu. Murad Paşa bu kadar masrafa para yetiştirmekte âciz kalmıştı. Bu arada, bazı tayinler için saray ağalarından sık sık rica tezkireleri geliyor, muhalefet ederse devreye valide sultan ve padişah giriyordu. Ayrıca zorba ileri gelenleri de tayin işlerine karışıyorlar, veziriâzam itiraz ederse, "sen fitne kaldırup bir alay eşkıyaya veledeş vermekle ve çalık nâmına olan zorba erâzili tashih etmek lâzım mı idi? Kendü kesb-i yedindir" sözleriyle süvari oğullarını askere alıp maaş bağlamasını ve ocaktan kaydı silinenleri tekrar ocağa almasını öne sürerek suçu kendisine atıyorlardı. İstanbul'da çıkardığı fitne ateşi henüz sönmeden, Abaza Haşan önderliğinde Anadolu'da patlak veren isyan Murad Paşa'nın başına ayrı bir gaile açmıştı.

Bütün bu olumsuz gelişmeler üzerine Murad Paşa işin içinden sıyrılmanın yollarını aramaya başladı ve sonunda çareyi hacca gitme bahanesiyle sadaretten çekilmekte buldu. Üç ay kadar süren bu ikinci sadrazamlığından 16 Şevval (19 Ağustos) günü istifa etti; arzusu üzerine Şam beylerbeyliğine tayin edildi ve kendisine hacca gitme izni verildi. Yerine kendi tavsiyesiyle çok yaşlı olan Süleyman Paşa getirildi.

Bir rivayete göre Kara Murad Paşa sadaret mührünü kendi arzusuyla bırakmamıştır. Gelirlerin azlığından, giderlerin çokluğundan âciz kalıp tavaşi ağaların ve bütün Enderun halkının rica ve müdahalelerinden bıkarak, hile ile İpşir Paşa'yı ortadan kaldırdığı gibi, bu ağaları da topluca bertaraf etmek istediğinden mührü geri vermeye mecbur bırakılmıştır. Bu arzusunu Şeyhülislâm Hüsamzade Abdurrahman Efendi'ye açan Murad Paşa, onun sabır ve müdârâ tavsiyesi üzerine şeyhülislâmı azl etmek istemişti. Bunu öğrenen Hüsamzade ise, veziriazamın niyetini padişaha ve valide sultana söylemiş, fakat Murad Paşa gibi, entrika çıkartmakta usta biri hemen azl edilememişti,

Murad Paşa bir gün pâdişâhın huzurunda, gelir gider dengesizliğini açıp, sık sık işlerine karışan darüssaade ağası ile bazı Harem ağalarının saraydan uzaklaştırılmalarım ima etmek istemişti. Halbuki onlar mührü geri almak İçin önceden padişah, valide sultan ve şeyhülislam ile anlaşmışlardı. Şeyhülislam hemen söze başlayıp, "paşa hazretleri, madem ki bu hizmetten aciz kaldığını söylüyorsun, pâdişâhımız emaneti istiyorlar, verin, bir başka kullarına teslim etsinler" deyince, Murad Paşa bozulup, "iyi güzel amma, emaneti bir başkasına verseler, yine de tedarük ve tedbir lâzım değil mi? Bunun da görüşülmesi lâzımdır" demişti. Veziriâzamın bu sözleri üzerine şeyhülislâm, "alınacak tedbirleri yeni veziriâzamla görüşsünler, pâdişâh sizin sık şikâyetlerinizden memnun değildir, mührü verin" şeklinde cevap ver- İlişti. Şeyhülislâmın bu sözlerinden sonra Murad Paşa yer öpüp, "pâdişâhım benim dahi arzum hacca gidüp pâdişâhıma duâ etmektir, bana Şam beyler- beyliğini lütfedin" deyip mührü teslim etmek zorunda kalmıştır.

Daha sonra Kara Murad Paşa üç kadırga[67] ile deniz yoluyla Şam'a hareket etmiştir. Payas'ta karaya çıkan Murad Paşa, burada rahatsızlanmış; Adana, Sis üzerinden mükârî beygirleriyle karadan Şam'a giderken yolda hastalığı artmış, bir süre Hama'da İmadzâde Arnavut Mehmed Paşa'nın konağında kalmış ve "hummâ-yı mııhrıka"dan Muharrem 1066/Ekim 1655 tarihinde burada ölmüştür[68]. Sadrazamlığı esnasında Mehmed paşa'nın burada kendisi İçin türbe yaptırdığını duyunca, "inşallah oraya hınzır defn ettireyim" dediği mezara gömülmüştür[69].

SONUÇ

Kaynaklarda ümmî fakat zeki, cesur, soğukkanlı, iyi niyetli, cömert, gayretli ve gerektiğinde etkili konuşmasıyla etrafını yönlendirebilen, entrikacı, gaddar ve mağrur, devlet idaresinden pek anlamayan bir kimse olarak nitelenen[70]: iri yapılı oluşundan dolayı "Dev" lakabıyla da anılan Kara Murad Paşa, her iki sadrazamlığından, aleyhine olan ve hayatına son verebilecek gelişmelerden, zamanında istifa ile kurtulabilmiştir. Segbanbaşı iken Girit'te Serdar Deli Hüseyin Paşa aleyhine gelişen hizipleşmeye katılmamış, fakat merkezdeki hadiseler yüzünden Girit savaşlarına yeterince destek olamamıştır. Birinci sadrazamlığı zamanında Çanakkale Boğazı'nın güney ucunda karşılıklı iki kale yapılması gündeme gelmiş, fakat gelişen dahilî hadiseler yüzünden gerçekleşememiş, bu kaleler daha sonra inşa edilebilmiştir[71]. Kaptanıderyalığı sırasında İpşir Mustafa Paşa aleyhine ocaklıyı tahriki neticesinde daha önce ordudan atılmış süvarilerin tekrar alınmaları yüzünden kapıkulu askerlerinin mevcudu fevkalâde artmıştır. Nitekim Vak'anüvis Naima, Ma'noğlu'ndan naklen, Kara Murad Paşa'nın devleti çok büyük zarara uğrattığını ve affedilmemesi gerektiğini; asker sayısını ve buna bağlı olarak devlet giderlerini çok arttırdığını; İstanbul’da başını kurtardıysa da Hama'da kurtaramadığını yazmaktadır[72]. Kaptanı deryalığı esnasında Venedikliler'e karşı başarılı savaşlar yapan Murad Paşa, eşkıya tenkilinde de başarılı olmuş; şayet içki ve sefahati olmayıp iyi bir tahsil görseydi ve etrafına iyi adam seçip, başına buyruk gitmeseydi, devlet için daha yararlı işler yapabileceği söylenebilir.

Kara Murad Paşa'nın İmamı Yekçeşm Ahmed Efendi (Ö. Cumâdelâhıre 1119/Aralık 1698) Sahn-ı Semân ve Pîrî Paşa medreselerinde müderrislik; Manisa ve Kandiye'de kadılık görevlerinde bulunmuştur[73]. Murad Paşa'nın damadı Gürcü Mustafa Paşa, yeğeni ise Ağa Mustafa Paşa'dır[74].

Dipnotlar

  1. Karaçelebizâde Abdülaziz Efendi, Zeyl-i Ravzatü'J-ebrâr (basılmamış doktora tezi), haz. Nei’zat Kaya, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1990, s. 59.
  2. Naima, Târih, İstanbul 1281-1283, IV, 111
  3. Kâtib Çelebi, Fezleke, İstanbul 1287, II, s. 239'da Murad Paşa'nın Girit’e zağarcıbaşı, s. 242'de ise yeniçeri kethüdası olarak gittiğini belirtmektedir.
  4. Karaçelebizade Abdülaziz Efendi, Ravzatü'l-ebrâr, Bulak 1248, s. 630
  5. Kâtib Çelebi, aynı eser, s. 257.
  6. Naima, IV. 160.
  7. Naima, IV, 171
  8. Gösterilen yer
  9. Kâtib Çelebi, Fezleke, II, 282, 283; Ravzatü'l-ebrâr, s. 635.
  10. Naınıa, IV, 296
  11. aynı eser, IV, 298.
  12. aynı eser, 318.
  13. Fezleke, II, 339; Abdi Paşa, Vekayinâme, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Koğuşlar, nr. 915, 4b.
  14. Naima. IV, 398-399
  15. Karaçelebizâde, Zeyl-i Raızatii'l-ebrâr, s. 41; Fezleke, II, 344; Abdi Paşa, 6a
  16. Naima, VI, 75
  17. Vecihi, di١،uı toplantılarının üç gün burada yapıldığını yazmaktadır, Târih (neşreden: Buğra Atsız), Münih 1977, s. 43b; Naima, IV, 404.
  18. Ahmed Refik Bey, Murad Paşa'nın Siya١٦ış Paşa Sarayı'nı 30 bin kuruşa satın aldığını ve yanına büyük bir saray yaptırmaya başladığım yazmaktadır. Ocak Ağalan. İstanbul 1931, s. 3 vd
  19. Naima. IV, 406
  20. aynı eser, IV, 412-413.
  21. Abdi Paşa, 7a, 8a
  22. aynı eser, 16a
  23. Gösterilen yer.
  24. Mehmed Halife, Târih-¡ Gılmânî (haz. Ömer Karayumak), İstanbul, tarihsiz, s. 57; Naima, IV, 420; Ersen Bulam, Kara Murad Paşa (lisans tezi, 1961), İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Seminer Kitaplığı, nr. 122
  25. Naima, IV.422
  26. Fezleke, II, 346 vd
  27. Şeyhî Mehmed. Vekayiü'l-fudalâ (neşreden: Abdulkadir Ozcan). İstanbul 1989,1, 585
  28. Abdi Paşa. Vekayiname, 17a
  29. Vecihi, 36b; Evliya Çelebi, Seyahatname, İstanbul 1314, III. 81.
  30. Naima, V, 16.
  31. Vecih¡, 36b; Fezleke, II, 361-2.
  32. Abdi Paşa, 9a.
  33. Naima, V, 21.
  34. 'Vekayinâme, 9a; Fezleke, II, 362
  35. Mehmed Halife, s. 57; Ahmed Refik, Ocak Ağalan, göst.yer
  36. Naima, V, 362.
  37. Fezleke, II, 392; Vecihi, 57b. Abdi Paşa, kaptamderyahğa 4 Muharremde getirildiğini yazmaktadır, 16b.
  38. Naima. V, 390.
  39. Ayni eser, V, 396 1.
  40. Ayni eser, V, 385
  41. Tuhetü'l-kibâr, s. 130'da hareket tarihi 21 cumâdelâhıre olarak verilmektedir. Abdi Paşa ise hareket tarihini 22 cumâdelâhıre şeklinde vermekte ve donanmadaki çektirme sayısını 44, burton adedini ise 23 göstermektedir, Vekayinâme, 19a
  42. Başbakanlık Osmanlı Arşhi, Ruus Kalemi, nr. 1526, s. 238.
  43. Naima. V, 386
  44. Abdi Paşa, 20b
  45. Aynı eser, 20a, 20b
  46. Ersin Gülsoy, Girit'in Fetlıi ve Adada Osmanlı İdaresinin Tesisi (1645-1670) (basılmamış doktora tezi), M.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 1997, s. 88-89.
  47. Tuhfetü'l-kibâr. s. 130.
  48. Tulıfetü'l-kibâı, s. 130; Abdi Paşa, 19b; Naima, IV. 391; Şeyhî, I, 588.
  49. Abdi Paşa, 21b.
  50. Naima, V, 403; Hammer, Devlet-i Osmaniyye Tarihi (trc. Atâ Bey), İstanbul 1338, X, 220
  51. Tuhfetü'l-kibâr, s. 131. Abdi Paşa Tunus ١e Mısır kalyonlarının da donanmaya Sakız'da katıldığını yazar, vr. 20a.
  52. Tuhfetü'I-kibâr, s. 131
  53. Aynı eser, s. 132
  54. Abdi Paşa Mağrib gemilerine Sakız’da izin ١٠erildiğini yazmaktadır, Vekayinâme, 21a
  55. Fezleke, II, 393; Tııhfetü‘1-kibâr, s. 132; Zeyl-i Ravzatü'l-ebrâr, s. 223-225, 228, 230-231
  56. Abdi Paşa, 19b-21b
  57. Fezleke, II, 394-5.
  58. Naima, V, 407; Hammer, X, 227.
  59. Naima, VI, 17-18.
  60. Hammer, X, 239.
  61. Abdi Paşa, 23a, 23b
  62. Naima, VI, 75
  63. Ayni e er. VI, 79.
  64. Ayni eser, VI, 83-84.
  65. Ayin eser, VI, 91
  66. Vecihi 61b: Abdi Paşa, 24a; Naima, VI, 95
  67. Naima, VI. 110. Ayni eserin 112. sayfasında ü؟ firkate ile yola çıkıldığından soz edilmektedir
  68. Abdi Paşa. 25b
  69. Osmai ade Taib Ahmed, Hadikatii '1-vüzeıâ, İstanbul 1271. s. 91; Evliya Çelebi, Seyahatname, III, 78
  70. Şeyhî, Ve kavil¡ '1-fudalâ, I, 599-601; Sicil-¡ Osman¡, IV. 356.
  71. Silâhdar, Târih, I, 168
  72. Târih, VI, 112
  73. Şeyhî. II, 153
  74. Sicill-i Osman¡, IV, 356