Çağrı Erhan

A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Araştırma Görevlisi

Anahtar Kelimeler: 1830 Osmanlı-Amerikan Antlaşması, Osmanlı Devleti, Amerika Birleşik Devletleri, Akdeniz Bölgesi, Berberi Savaşları, Anadolu, Kuzey Afrika

I-Giriş

Bağımsızlığını kazandıktan çok kısa bir süre sonra, Amerika Birleşik Devletleri (A.B.D.) Akdeniz Bölgesi'nde ticaret yapan yurttaşlarını korumak ve onlara birtakım ayrıcalıklar sağlamak maksadıyla, Osmanlı Devleti ve özellikle onun Kuzey Afrika'daki topraklarıyla yakın ilişkiler içine girmeye çalışmıştır. Akdeniz'de seyreden Amerikan bandıralı gemilerden vergi alan Fas, Tunus, Cezayir ve Trablus Beyleriyle temasa geçen Amerikalılar, önce bu beylerin talep ettiği vergileri ödemişler, ancak bir süre sonra yeni kurdukları donanmalarını Akdeniz'e yollayarak, bir dizi savaştan sonra kendi tacirlerinin güvenliğini silah zoruyla sağlamışlardır[1].

1801-1815 yılları arasında meydana gelen ve Amerikan tarihinde "Berberi Savaşları" adıyla anılan bu mücadelelerden sonra, Akdeniz'in büyük bölümünde serbestçe dolaşmaya başlayan Amerikan tacirleri, yavaş yavaş, kendileri için büyük bir hammadde kaynağı ve pazar olan Anadolu topraklarına yönelmişlerdir.

Aslında, A.B.D. yöneticilerinin Osmanlı Devleti ile yakın diplomatik ilişkiler kurmaya yönelik teşebbüsleri, Berberi Savaşlarının başlamasından önceye dayanmaktadır. 1799’da A.B.D. Başkanı John Adams Portekiz'deki Amerikan elçisi William L. Smith başkanlığındaki bir heyeti Osmanlı Devleti ile bir dostluk ve ticaret antlaşması yapması için görevlendirmiştir. Ancak, Berberi Savaşları Fransızlarla yaşanan "Yarı Savaş"(Quasi War)ve 1812'de İngiltere ile yapılan savaş dolayısıyla, Başkan Adams'ın isteği gerçekleşmemişti. Daha sonra 1820, 1823 ve 1828'de yapılan girişimler de çeşitli nedenlerle sonuçsuz kalmıştı[2].

Bir ticaret antlaşması yapılmamasına rağmen Anadolu'ya yönelik Amerikan ilgisi hızla arttı. 1802'de Philadelphialı bir tüccar olan David Steaward Amerikan yönetimi tarafından İzmir'de konsolos olarak görevlendirildi. Babıali Steaward'in yetkilerini tanımadı, ancak faaliyetlerine de karışmadı[3]. 1811'de İzmir'de Woodmas &Offley adıyla ilk Amerikan ticaret odası açıldı. 1827 yılına gelindiğinde İzmir'deki Amerikan ticaret odalarının sayısı üçe çıkmıştı. Bu dönemde Amerikan tacirleri İzmir Limanı'ndan halı, sünger, yün, zamk-ı arabi, kitre, kuru incir ve afyon satın alıp, kumaş ve kahve satmaktaydılar[4].

II- Antlaşma Ve Onaylanma Süreci

İlişkilerin bu derece artması ve Amerikan yönetiminin ısrarcı tutumu karşısında Babıali, iki devlet arasında bir antlaşmayla neticelenebilecek resmî müzakerelerin başlatılmasına izin verdi. Bunun üzerine, 1829'da A.B.D. Başkanı Andrew Jackson, Charles Rhind, David Offely ve Commodore James Biddle'dan kurulu bir heyeti antlaşma müzakerelerinde bulunmak üzere görevlendirdi[5].

Charles Rhind Levant'la ticarî ilişkileri olan Amerikalı bir tacirdi. 7 Ağustos 1829'da Odessa'ya Amerikan konsolosu olarak atanmıştı. Rhind, Offley ve Biddle'ı İzmir'de bırakarak, beraberinde Napoli uyruklu bir tercüman olan Nicholas Navoni olduğu halde 8 Şubat 1830'da İstanbul'a geldi. İstanbul’a gelmesinden birkaç gün sonra, Reissülküttab Muhammed Hamid Efendi başkanlığındaki Osmanlı heyetiyle görüşmelere başladı[6].

7 Mayıs 1830 (14 Zilkade 1245)'da imzalanan "Ticaret ve Seyrisefain Antlaşması", dibaçe, dokuz madde, sonuç ve bunlardan ayrı gizli bir maddeden oluşmaktaydı. Antlaşma'nın açık maddeleriyle, Osmanlı Devleti ve Amerika Birleşik Devletleri'ne ticarette en çok gözetilen ulus statüsü tanıyor, iki devlet birbirlerini ülkelerinde konsolosluklar açmayı kabul ediyor, Amerikan ticaret gemilerinin Osmanlı limanlarından kolayca yararlanması sağlanıyor, Amerikan vatandaşlarının işledikleri suçlar nedeniyle yargılanmaları konusu düzenleniyor, Amerikan elçi veya konsoloslarının Osmanlı teba ve reayasını kendi korumalarına almayacakları öngörülüyor, Amerikan ticaret gemilerinin Boğazlardan geçiş serbestisi sağlanıyor, iki devlet bandırasını taşıyan gemilerin kazaya uğramaları halinde birbirlerine yardım etmesi kabul ediliyordu[7].

Ana metinden ayrı ve gizli olarak düzenlenen maddede ise, Osmanlı Devletinin talep ettiği her zaman, Amerika tersanelerinde gemi yaptırabilmesi, buralarda yapılmış gemileri satın alabilmesi ve Osmanlı tersanelerinde gemi yapımında kullanılmak üzere Amerika'dan kereste ithal edebilmesi kabul edilmekteydi. Maddeye göre, söz konusu işlemlerin yapılabilmesi için, Babıali'nin, İstanbul'daki Amerikan maslahatgüzarıyla temasa geçmesi ve fiyat konusunu belirlemesi yeterliydi. Ismarlanan gemilerin fiyatı A.B.D. hükümetinin aynı tip gemilere ödediği fıyatı aşamayacaktı[8].

Antlaşmaya böyle bir gizli madde konulması teklifinin hangi taraftan geldiği hakkında çeşitli görüşler vardır. Bir görüşe göre, söz konusu gizli madde Osmanlı tarafının ısrarları üzerine konulmuştu. Zira, 1821-1830 Yunan Savaşı sırasında ve özellikle 20 Ekim 1827'de Navarin'de uğradığı baskınla Osmanlı Devleti donanmasının büyük bölümünü kaybetmiş, deniz gücünü büyük ölçüde yitirmişti. O nedenle de savaş gemisi yapımında son derece ileri teknikler kullanan A.B.D.'nden gemi satın alarak bu açığı kapatmak istiyordu[9]. Osmanlı devlet adamları A.B.D.'nden gemi satın alınmasını uzun süredir istemekteydiler. Kaptan-ı Derya Küçük Hüseyin Paşa ve daha sonra Kaptan-ı Derya Mehmed Hüsrev Paşa, Babıali'ye bu yönde görüş bildirmişlerdi[10]. Bu gizli madde ile Amerika'ya tanınan ayrıcalıklar bir ölçüde dengelenmiş olacaktı.

Bir görüşe göre ise, gizli maddeyi Amerikalı müzakereci Charles Rhind önermiştir[11]. Eldeki veriler gözönünde bulundurulduğunda, bu ikinci görüşün de birinci görüş kadar mümkün olabileceği görülmektedir. Şöyle ki, Charles Rhind, Osmanlı Devleti ile ticarî ilişkileri bulunan bir kişi olup, Babıali'nin yeni ve üstün gemilere ihtiyacını bilmektedir. New Yorklu bazı gemi mühendislerini tanıyan Rhind, antlaşmaya böyle bir madde konulmasını önererek, ileride kendisine bazı ticarî çıkarlar sağlamayı düşünmüştür.

Antlaşmanın müzakere sürecinde Washington'daki Amerikan Dışişleri Bakanlığı'na ve İzmir'de bulunan David Offley ve Commodore James Biddle'a günü birlik raporlar yollayan Charles Rhind, gizli maddeden hiç söz etmemiş; ancak antlaşma imzalandıktan sonra 7 Mayıs 1830'da Dışişleri Bakanlığına yolladığı bir raporda gizli maddeye de yer vermiştir. Offley ve Biddle'a ise, 24 Mayıs'ta İstanbul'a gelmelerine rağmen, 28 Mayıs 1830 tarihine kadar gizli madde konusunu açmamıştır[12]. Bunun üzerine Rhind ile Offley ve Biddle arasında bir tartışma çıkmış, birbirlerine güvenleri kalmadığı için bundan sonra tüm irtibatlarını yazılı olarak gerçekleştirmeye karar vermişlerdir[13].

Amerikalı müzakereciler arasında gizli madde sebebiyle yaşanan gerginlikten sonra, Charles Rhind Dışişleri Bakanlığı'na 1 Haziran 1830'da yolladığı raporda, gizli maddenin Osmanlı Devleti adına müzakerelere katılan Reisül- küttap Muhammed Hamid Efendi tarafından önerildiğini, Reis Efendi'nin kendisine, "Osmanlı tarafının gizli madde konusunda ısrarcı olmadığını ve padişahın bu madde olmadan da atlaşmayı kabul edebileceğini" söylediğini iddia etmektedir[14].

Aslında, gizli maddenin Amerikan Senatosu ve Başkanı tarafından onaylanmaması halinde bile antlaşma geçerli olabilmektedir. Zira, gizli madde, ticaret antlaşmasından tamamen ayrı olarak düzenlenmiş ve müzakereciler iki belgenin de arka yüzlerini ayrı ayrı imzalamışlardır. Ana antlaşma olan Ticaret ve Seyrisefain Antlaşması'nın, dibaçe, maddeler ve sonuç bölümlerinde, ayrı ve gizli bir maddenin varlığına hiçbir biçimde auf yapılmadığından gizli maddenin onaylanması gerçekleşsin ya da gerçekleşmesin, ana antlaşma tüm maddeleriyle birlikte yürürlüğe girebilmektedir.

A.B.D. Başkanı Andrew Jackson, 9 Aralık 1830'da antlaşmayı Amerikan Senatosu'na sunmuştur. Bu, Amerikan tarihinde Başkan'ın Senato'ya gizli madde içeren bir antlaşma metni sunduğu iki olaydan birisidir. Senato'da yapılan görüşmeler sırasında. Ticaret ve Seyrisefain Antlaşması benimsenmekle birlikte gizli madde aleyhinde görüşler ortaya çıkmıştır[15] .

Gizli maddeye karşı çıkan senatörlerin bir bölümünün itirazı sadece maddenin gizli düzenlenmiş olmasından kaynaklanmaktaydı[16]. Bazı senatörler ise Yunan Bağımsızlık Savaşı sırasında Amerikan kamuoyunda moda haline gelen Yunan hayranlığı akımından çok etkilenmişler, bu nedenle hâlâ Yunanlıların düşmanı olmayı devam ettiren Türklere Amerikan gemilerinin satılmasına karşı çıkmışlardı[17].

Ancak, Senato'dan yükselen itirazların büyük bir bölümü, Osmanlı Devleti ile yakından ilgilenen ve Navarin'de Osmanlı donanmasının yakılması harekatına katılan üç devletten biri olan İngiltere ile karşı karşıya gelmek istememekten kaynaklanmıştır. Amerikalılar, bağımsızlık savaşları sırasında ve I812'de çarpıştıkları İngilizlerle bil' daha çatışmaktan çekinmişlerdir.

İngiltere'nin yaktığı donanmayı yenilemeyi öngören bir antlaşma maddesini onaylamak bir anlamda ideolojik olarak da Amerikalıların İşine gelmemiştir. Zira, 2 Aralık I823'te Başkan James Monroe'nun Kongre'ye sunduğu doktrin gereğince, A.B.D.'nin, Avrupa işlerine karışmaması ve Avrupalıların Amerika işlerine karışmasını engellemesi gerekmektedir[18].

Yukarıda yer verilen temel görüşler çerçevesinde şekillenen itirazlar so- nucunda, Senato'ya gizli maddenin değiştirilmesi için üç değişiklik önergesi sunulmuştur. Bu üç önergeden ikisi geri çekilmiş, biri ise 22'ye karşı 23 oyla reddedilmiştir. Bu önergelerden sonra oya sunulan gizli maddenin onaylanması I8'e karşı 27 oy ile reddedilmiştir. Ticaret ve Seyrisefain Anlaşması büyük oy farkıyla onaylanmıştır[19].

IIT Antlaşmanın Onaylanmasından Sonraki Gelişmeler

Ayrı ve gizli madde hariç antlaşmanın Amerikan Senatosu'nca onaylan- masından sonra A.B.D. Başkam Andew Jackson, İstanbul'a Amerikan masla- hatgüzarı olarak tayin edilen David Porter vasıtasıyla, 15 Nisan I831'de Osmanlı Pâdişâhı II. Mahmut'a bir mektup göndermiştir. Jackson'un, Senato'nun onaylamadığı gizli madde hakkındaki sözleri şöyledir:

"Ayrı ve gizli madde hariç senatomuzun onay, ile adi geçen antlaşmanın tasdikli nüshasını zat-1 şahanelerine iletmekten memnuniyet duymaktayım... Bu mektubu getiren elçiye, adi geçen ayrı maddenin hangi sebeplerden ötürü senatoda reddedildiği konusunda izahat vermesi hususunda da talimat verilmiştir. Senato'nun izni ve onayı olmaksızın biz, devletimizin kendine has örgütlenişi ve özellikleri gereği, bu maddenin kabulü ve onayından men edilmiş bulunmaktayız... Zat-1 şahanelerinin bu ayrı gizli maddenin onaylanmayışı konusundaki bizde mevcut hükümler ve mucib sebepleri tamamiyle takdir edecekleri umidini beslemekteyim..."[20]

Başkan Jackson'un mektubunda belirtildiği gibi, İstanbul'daki Amerikan maslahatgüzarı David Porter, BabIali'ye yolladığı bir mektupla, gizli maddenin neden onaylanmadığım izah etmeye çalışmıştır. Porter'a göre, Charles Rhind, Kendisine tanınan yetkileri aşarak yan ve gizli bir madde İmzalamıştır. Böylece Rhind hem Babıali'yi aldatmış hem de Amerikan Hükümetini güç durumda bırakmıştır[21] . Oysa, 1830 Antlaşması'nın dibaçesinde, Charles Rhind'ın "bir antlaşmanın maddeleri hakkında müzakere yapmak ve bir sonuca varmak üzere tüm yetkilerle donatılmış olduğu" açıkça ifade edilmektedir. Bu durumda, Porter'ın gerçek nedenleri saklamak için Rhind'ın yetkisiz olduğu kılıfının ardına sığındığı söylenebilir.

David Porter, Babıali’ye yolladığı mektubunun devamında şunları söylemektedir:

"...Ben Babiali nezdindeki Birleşik Devletler temsilcisi David Porter, Birleşik Devletler Başkanı'nın talimatnamesine uygun olarak ve onun adına hareketle "ayrı madde"ye muadil olmak üzere gerek harp gemilerinin Birleşik Devletler'den tedariki ve gerekse gemi İnşaatı İçin kereste ve denizcilik malzemesi tedariki konularında Babialiye tavsiye ve dostça temennilerde bulunmayı ve sözü edilen ayrı maddeye dayardırlar menfaatlerin sağlanmasına Birleşik Devletler kanunları ve Amerika'nın diğer devletlerle antlaşmalarına halel getirmemek şartıyla gayret sarfetmeye daima hazır olacağım '[22]..

Porter'ın bu sözlerinden de anlaşıldığı gibi, Senato'nun gizli maddeyi onaylamasına rağmen, Amerikan yönetimi, gemi ve denizcilik malzemeleri satımı konusunda Osmanlı Devleti'ne yardımcı olacağı yönünde işaretler vermektedir. Zaten, David Porter'ın Babıali'ye yukarıdaki mektubu sunmasından bir ay kadar önce, 1881 Ağustos'unda New Yorklu bir gemi mühendisi olan Henry Eckford kendi inşa ettiği United States adlı savaş gemisiyle İstanbul'a gelmiştir. Gemiyi gezen ve beğenen Osmanlı yetkilileri, söz konusu geminin Osmanlı Devleti'ne satılması için Amerikan maslahatgüzarı David Porter'dan gerekli yardımlarda bulunmasını istemişlerdir. David Porter, "geminin Eckford'un kendi malı olduğunu ve eğer bir pazarlık yapılacaksa bunun bizzat Eckford ile yapılması gerektiğini" Osmanlı makamlarına iletmiştir[23].

Henry Eckford ile temasa geçen Osmanlı makamları 150 bin dolar karşılığında United States gemisini satın almışlar, ayrıca kendisinden, Osmanlı tersanelerinde bazı yeni gemilerin yapımında çalışmasını istemişlerdir[24].

Bu teklifi değerlendiren Henry Eckford, Babıali'ye kendisini tanıtan ve Osmanlı tersanelerinde çalışabilmesi için gerekli ön şartları sıralayan bir mektup yollamıştır. Eckford mektubunda, 25 yıldır A.B.D.'nde gemi inşa ettiğini, yaptığı gemiler arasında Berberi Savaşlarında görev alan, ve Brezilya ve Kolombiya tarafından satın alınan 64 top taşıyabilen (64 kıta top çeker) büyük gemiler olduğunu ifade etmiştir. Osmanlı Devleti için 100 top taşıyabilen kapak, 64 top taşıyabilen firkateyn ve ticarî vapurlar inşa etmeye hazır olduğunu belirten Eckford, Babıali onay verir vermez, Amerika'ya gidip altı ay içinde İstanbul'a getirdiğinin benzeri bir gemiyi inşa edebileceğini belirtmiştir. Osmanlı tersanelerinde, gemi yapımı konusunda yetenekli mühendisler olduğunu gördüğünü belirten Eckford, Amerika'da gemi mühendisliğinde çok yeni teknikler geliştirildiğini, bu tekniklerin, eski yöntemlere alışmış mühendislere öğretilmesinin zaman alabileceğini, bunun için genç gemi mühendislerinden 15-20'sini Amerika'ya götürüp bizzat eğitmek istediğini, dönüşte 70-80 Amerikalı gemi işçisini de beraberinde getirmeyi arzuladığını bildirmiştir. Eckford mektubunda son olarak, yetiştireceği mühendisler ve getireceği İşçilere birlikte, mevcut Osmanlı tersanelerinden ayrı bir mekanda, kimsenin müdahalesi olmaksızın çalışmak istediğini, bu şartlar yerine getirilmeden, Osmanlı Devleti'ne hizmet veremeyeceğini yazmıştır[25] .

Osmanlı yetkilileri, padişah II. Mahmut'un da onayıyla Eckford'un isteklerini kabul etmiş ve Amerika'dan dönüşünde çalışmalarına başlaması için kendisine Aynalıkavak'ta Amerikanvari gemi yapımına mahsus bir tersane alam İnşa etmişlerdir. Eckford, 1832 yazında beraberinde gemi mühendisi Foster Rhodes ve çok sayıda Amerikalı gemi işçisi olduğu halde İstanbul’a yeniden gelerek çalışmaya başlamıştır[26].

Eckford, ilk olarak II. Mahmud'un kullanımına mahsus bir kotra İnşa etmiş ve Kaptan-ı Derya Halil Paşa'nın kamarasına bazı süslemeler ve mefruşat yapmıştır[27]. Dalla soma 70 top taşıma kapasiteli bir firkateyn yapımına başlamıştır. Bu geminin İnşasında Eckford'un Amerika'dan getirdiklerinin yanısıra Kocaeli ve Gönen Dağları'ndan kesilen keresteler de kullanılmıştır[28]. Ancak, Eckford İnşa etmekte olduğu gemiyi tamamlayamadan 12 Kasım I832'de tifodan ölmüştür[29].

Henry Eckford'un ölümünden sonra, onunla birlikte İstanbul'a gelen Foster Rhodes Osmanlı Devleti'yle, kendisine 15 günlük çalışma bedeli olarak ortalama 2000 kuruş verilmesini öngören bir mukavele yaparak Aynalıkavak sahasında çalışmaya başlamıştır[30]. Osmanlı Arşiv kaynaklarından takip edebildiğimiz kadarıyla Rhodes, 184O'a kadar İstanbul'da kalmış ve Nev Eser, Nusretiye, Eser-İ Hayr, Mesir-i Ferah, Tair-i Bahri ve Adliye adil Amerikan tarzı gemileri Osmanlı donanmasına kazandırmıştır. Rhodes ayrıca Tersane'de bulunan hastanenin Amerikan kerestesiyle yeniden yapılması İşini de yönetmiştir[31].

1840'da Amerika'ya dönen Rhodes'un yerine Rihs adında bir Amerikalı gemi mühendisi çalışmış, ancak bir süre sonra o da ülkesine dönmüştür[32].

IV - Sonuç

1830 Osmanlı-Amerikan Ticaret Antlaşması konusunda çalışma yapanlar, genellikle bu antlaşmanın Amerika'ya sağladığı kapitüler nitelikteki maddeleri ve bunların XIX. yüzyıl boyunca Osmanlı-Amerikan ilişkilerine yansıyan sonuçları üzerinde haklı olarak durmuşlardır. Bu antlaşmanın onaylanmayan gizli maddesi ve sonuçlarını ele alan incelemeler ise oldukça sınırlıdır. Bu çalışmada, söz konusu gizli maddenin gündeme getirilişi onaylanmama süreci ve sonuçları konusunda ulaşabilen kaynaklar çerçevesinde bilgiler verilmeye çalışılmıştır.

Gizli maddenin Amerikan Senatosu'nca, çeşitli gerekçeler gösterilerek onaylanmamasına rağmen, Washington yönetiminin Osmanlı Devletine Amerikan yapımı gemiler ve denizcilik malzemesi satışına soğuk bakmadığı görülmektedir. A.B.D. Başkanının talimatları doğrultusunda, İstanbul'daki Amerikan maslahatgüzarı gemi satın alınması konusunda her türlü yardımda bulunacağını Babıali'ye bildirmiştir. Bu gelişmeler, günümüzde olduğu gibi, yaklaşık 150 yıl önce de Amerikan yasama organı ile yürütme gücü arasında, meselelere farklı yaklaşımlar olabildiğini ve yasama organının itirazına rağmen yürütmenin bir yolunu bulup çoğunlukla kendi hedeflediği sonucu alabildiğini göstermesi bakımından ilginçtir.

1830 Antlaşmasından sonra İstanbul'a gelen Amerikalı gemi mühendisleri, 1827'deki Navarin baskınıyla yok edilen Osmanlı donanmasının yerine, yeni ve güçlü bir donanma inşa edilmesi girişiminde görev almışlar ve kısa sürede, Amerika'da kullanılan teknikleri kullanarak, zamanın en modern gemilerini Osmanlı Devletine kazandırmışlardır. Bu faaliyet esnasında, Türk gemi mühendisleri de yeni tekniklerden haberdar olmuş, Amerikalıların ülkelerine dönmesinden sonra da savaş gücü yüksek ve sağlam gemiler yapmaya devam etmişlerdir. Osmanlı donanması Sultan Abdülaziz döneminde en büyük gücüne ulaşmıştır. Böylece, modern Türk donanmasının temellerinin 1832-1845 döneminde Aynalıkavak sahasında atıldığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Dipnotlar

  1. Alexander De Conde, A History of American Foreign Policy. New York. Charles Scribner’s Sons, 1971, s. 83-85<br>2 Roger R. Trask, The United States Response to Turkish Nationalism and Reform (1914- 1939), Minneapolis, University of Minnesota Press, s. 5<br>3 idem.<br>4 İhsan Ilgar, "169 Yıl önce İstanbul'a Gelen İlk Amerikan Harp Gemisi" Hayat Tarih Mecmuası, c; 1, No: 6, (Temmuz 1996), s. 5.<br>5 Trask, op. cit., s. 6<br>6 Hunter Miller, Treaties and Other International Acts of the United States of America, V: III, Washington D.C., Governmental Printing Office, 1933, s. 559<br>7 Ibid., s. 541-543<br>8 Fahir Armaoglu, Belgelerle Türk-Amerikan Münasebetleri, Ankara, Tuk Tarih Kurumu Yayınlan, 1991, s. 34<br>9 Oral Sander ve Kurthan Fişek, Türk Amerikan Silah Ticaretinin ilk Yüzyılı 1829-1929, İstanbul, Çağdaş Yayınlan. 1977, s. 20.<br>10 Akdes Nimet Kurat, "Türkiye ile Amerika Arasındaki Münasebetlere Dair Arşiv Vetalan", Tarih Arajtırmalan. C:V, (1967), s. 288<br>11 ihsan Ilgar, "ilk Türk-Amerikan Ticaret Antlaşması ", Hayat 7arih Mecmuast, c: II, No: 9 (Ekim 1969), s. 4.<br>12 Miller, op.cit. s. 560<br>13 Ibid. s. 562<br>14 Ibid. s. 574<br>15 Ibid. s. 575<br>16 Ttask, op. cit. s. 6.<br>17 Thomas A. Bryson. Tars, Turks, Tankers. The Role of the United States Navy in the Middle East (1800-1979), Metuchen, The Scarecrow Press, 1980, s. 24.<br>18 Haluk Olman, Turk-Amerikan Diplomatik Münasebetleri (1939-1947), Ankara, A.ü. S.B.F. Yayınlan, 1901, s. 3-5.<br>19 Miller, op. cit. s. 575<br>20 Kura t. op. cit. s. 338<br>21 İbid.s. 340<br>22 idem.<br>23 Miller, op. cit. s. 588.<br>24 Kurat, op. cit. s. 349-350<br>25 Kurat, op. cit. s. 349-350<br>26 ihsan Ilgar. "Tarihte Turk-Amerikan Dostluğu ve Münasebetleri", Tarih-Coğrafya Dünyâsı, c:l. No: 3 (Haziran 1959), s. 222.<br>27 Başbakanlık Arşivi (B.A.). Hatt-ı Hümayun, Belge No: 2OO45/C. 7 Ramazan 1248 (28 Ocak 1833).<br>28 B.A. Cevdet -Bahriye, Belge No: 6321. 8 Cemaziyelahir 1248 (3 Ekim 1832).<br>29 Ilgar, op. cit. s. 222.<br>30 Arşiv belgelerinde Rhodes'un 2155 kuru2197 ,؛ kuruş. 2000 kuru؛ gibi far kil oııbeş günlük ücretler aldığını görmekteyiz. (B.A. Cevdet - Bahriye Belge No: 3190, 5137, 5154, 29 Şevval 1250 (28 Şubat 1835) 28 Recep 1250 (3 Eylül 1834), 4 Şevval 1250 (3 Şubat 1835).<br>31 ”B.A., Cevdet -Bahriye, Belge No: 3834, 18 Şevval 1250 (17 Şubat 1835)<br>32 Ilgar, op. ciL s. 223<br>