M. Hüdai Şentürk

Sakarya Ünv. Fen-Edebiyat Fak. Tarih Bölümü

Anahtar Kelimeler: Tuna Vilâyeti, Karadağ, Hersek, Cevdet Paşa, Lâyiha, Osmanlı Devleti, XIX. Yüzyıl

Cevdet Paşa, devletin birçok kademesinde görev yapmış ve bu arada her fırsatta, devlet idaresinin çürük taraflarını ve devlet ricâlinin suiistimallerini çekinmeden tenkîd etmiş, çeşidi meselelerde isabedi kararlar vermiş ileri gö¬rüşlü bir devlet adamı olduğu gibi, birçok konuda yazmış olduğu kıymedi eserleri ile de ilim dünyasında mümtaz yeri olan büyük bir âlimdir. Devlet idaresine dair fikirleri ve bu hususta kaleme aldığı lâyiha ve arîzalarla Os¬manlI Devleti'nde XIX. yüzyılın ikinci yarısında meydana getirilen birçok yeniliklere damgasını vuırmuştur. Onun ilim ve devlet adamlığı hususunda yazılmış birçok eser ve makale bulunduğundan; burada, metnini verdiğimiz lâyihasının etrafında dolaşarak, başlık konumuzla ilgili bazı çerçeve bilgiler vermekle yetineceğiz. a) a. Tuna Vilâyeti'nin Teşkili ve Vilâyet Nizâmnâmesi:

Osmanlı Devleti'nde, Rusya ve Avrupa devletierinin siyâsî ve askerî hü- cümları neticesinde, bilhassa Rumeli'de bugün birer devlet olan eyâletlerini kaybetmeğe devam ettiği zor bir dönemde, çöküşü yavaşlatmak için yürütü¬len yeni arayış ve çabalar, çoğu idhâl olarak alınan yeni İdarî düzenlemeler sonucu merkez ve taşra teşkilâtlarında sık sık değişiklikler yapılması, âdetâ bir alışkanlık haline gelmişti. İşte, taşra teşkilâtında eyâlet sisteminden vaz¬geçilip vilâyet sistemine geçilmesi de, bu düzenlemelerden biri olarak karşı¬mıza çıkmaktadır.

Rusya, Kırım Harbi'nden mağlûb çıkınca (1856), ötedenberi olduğu gibi Osmanlı Avrupası'ndaki etnik unsurları, bilhassa hem-ırk oldukları Slav kavumlerini devlet aleyhine kıyârna kaldırmak için her fırsatı kullanmağa başladı ve bu arada en ufak bir bahâneyi fırsat ittihâz ederek Avrupa devlet¬leri arasında propaganda çalışmalarına da hız verdi. Bu maksatla 1860 yı¬lında, Bulgaristan'ın Niş sancağı (1861'de vilâyet)'nda meskûn gayrimüslim reâyâya zulüm yapıldığı iddiasıyle Osmanlı Devleti'ni şikâyet ederek bey¬nelmilel bir teftiş komisyonu kurulması yolunda Avrupa devletlerine kabul ettirmiş olduğu teklifini Bâbıâlî reddetti. Bu durum karşısısında, Fransa'nın teklif ettiği "sûret-i itilâfiyye" üzerine, o sırada Âlî Paşa'nın yerine üçüncü defa Sadâret makamına getirilmiş bulunan Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa, gö¬reve başladığının ertesi günü fevkalâde yetkilerle, beraberinde müslim ve gayrimüslimlerden meydana gelen bir Osmanlı teftiş heyeti olduğu halde Rumeli'yi teftiş seyahatine çıktı (11 Zi'l-ka'de 1276/31 Mayıs 1860) [1] Bu heye¬tin içinde, o sırada Meclis-i Âlî-i Tanzîmât âzâsı bulunan Ahmet Cevdet Efendi (Paşa), Beylikçi Afif Bey, Meclis-i Vâlâ âzâsından Sadrıâzam'ın kayın¬biraderi olan Besim Bey, bazı ketebe memurları ile Bâbıâlî memurlarından ve Bulgar milletinden Gavril Efendi[2], Rum millietinden Fotyadı Bey (Paşa) ile Pavlaki Efendi ve Ermeni milletinden Artin Efendi[3] de bulunuyordu[4].

Sadrıâzam'ın Rumeli'de üç ay süren[5] teftişi sırasında dinlenen şikâyet-lerden[6], bazı zulüm ve yolsuzlukların yapılmış olduğu vâki idi. Ancak, bu tür mağdûriyetlere sadece gayrimüslim reâyâ değil, ülkenin hemen her tara¬fında, idâredeki bozulmanın bir neticesi olarak Müslüman ahâlî de uğra¬makta idi. Bulgarların, Müslümanlardan fazladan gördükleri bir zulüm var idiyse, o da Rum papas, despot ve metrepolidlerinden zuhûr eden "fenalık¬lar" idi ki, bu hususta Sadrıâzam'a oldukça fazla şikâyederde bulunulmuştu[7]. Bilhassa Şehirköyü (Pirot)'ndeki Fenerli Rum papaslarının ahlâka aykırı dav¬ranışları[8] ile zulüm ve fenalıkları "ayyûka" çıkmıştı[9].

Kıbrıslı Mehmed Paşa, Rumeli'yi teftîşi esnâsında şikâyet olunan husus-ları ve yapılması gereken işleri kaydetmiş, bu arada adı usulsüzlüklere kan- şan bazı memurları da muhakeme ettirerek[10] cezalandırmıştı. İstanbul'a dönüşünde Pâdişah'a arz ettiği layihada ise, Hristiyan ahalinin, her millet ve kavim arasında zuhûr eden bazı"e?irrâ'dan başka, Müslüman halktan ciddi bir şikayetleri olmadığını, ancak Rumeli'de bazı rûhânî reislerin kötü hare- ket ve yolsuzluklarının görüldüğünü anlatmıştır. Bunun yamsıra birtakım İdâri, mülkî, mâlî vb. hususların acilen ıslâha muhtaç bulunduğunu da kay- detmişdir[11].

O sıralarda Niş den birçok Bulgarin Sırbistan'a göç etmeğe başlamaları [12] ve geride kalanların da "fesâd niyyetinde" olmaları sebebiyle, bölgenin her tarafini anarşi ve huzursuzluk sarmıştı. Kıbrıslı Mehmet Paşa, teftiş İçin Niş'de bulunduğu esnada. Niş Valisi Raûf Paşa-zâde Osman Paşa'nın idare- sini beğenmemiş ve henüz İstanbul'a dönmeden evvel, buraya "miinâsib ve muktedir" bir vali tayin etmek lüzûmımu hissetmişti, o aralık. Meclis-¡ Vâlâ Başkâtibi bulunan ve ewelce iki defa Bulgaristan'ın muhtelif yerlerinde başa- rılı görev ve memuriyetler ifa etmiş olan Midhat Efendi (Paşa), Sadrazamın aklina gelen ilk isim oldu. Onun, Niş Valililiğine tayin hususunu, Mabeyn'e ve Bâblâlî'ye te'kiden teklif etmesi üzerine Sultan Abdülmecid tarafından bu göreve tayin edilerek kendisine Vezirlik rütbesi verildi (23 Receb 1277/4 Şubat 1861) [13].

Midhat Paşa, eşkıyâya karşı sert tedbirler alarak huzur ve âsâyişi geri ge- tirdikten sonra, bölgede sosyo-ekonomik ve kültür sahalarında yapmış ol- duğu yenilik ve düzenlemelerle halkın refahım düzeltici tedbirler aidi. Bu gelişmeler, Rusya'nın emellerine engel olduğu İçin, bu defa Vidin ve Silistre eyâletlerinde yaşayan Bulgarların zulme uğradıklarım ileri sürerek, Avrupa'da yoğun diplomatik propaganda faaliyetlerine girişti.

Rusya'nın bu ttimmu karşısında Âlî, Fuat ve Midhat Paşaların çalışmaları sonucu Fransız "departman sistemi' örnek alınarak hazırlanan "Teşkîl-i Vilâ- yat Usûlü", bir "Nizâmnâme” [14]neşredilerek sâdır olan bir İrâde ile tatbik sa-

hasına konuldu (12 Ca. 1281/13 Ekim 1864) [15]. Bu usul, Türkiye'de Avrupa tarzında parlamenter demokrasi sisteminin mahalli çartlara gore ve devletin İdâri ve İçtimâi bünyesini sarsmayacak surette tedricen yerleşmesine ve uygu- !anmasına bir başlangıç ve zemin olarak kabul edilmiştir. Nitekim Âlî Paşa'nın ifadesine gore bu yeni teşkilatın gayesi, "ahâlînin mesâüh-i umtmiy- yeye iştiraki kâ‘ide-i esasiyyesenin mevki‘-¡ tatbîkiyye vazina ve merkeziyyet usûlünde cârî olan mudâkıyyet-¡ idarenin tahfif ü izalesine medar" olması idi[16].

Âlî ve Fuad Paşalar, ''AfeclİH'Meb‘ûsân"a bir mukaddime olmak üzere tasavvur ettikleri "Teşkîl-i Vilâyât Usûl ti'he, Midhat Paşa'nın Niç eyâletindeki İcraatını esas almak istemişler ve bu konuyu birlikte müzâkere etmek İçin kendisini İstanbul'a çağırmışlardı[17]. Neticede, evvelâ diğer vilâyetlere bir "nümûne" olmak üzere Silistre, Vidin ve Niç eyâletleri birleştirilip, merkezi Ruscuk olan Tuna Vilâyeti teşkil olundu[18]. Bu vilâyet, üç sınıf olarak 7 san- cağa[19] ve beç sınıf olarak 45 kazaya ve 17 nâhiyyeye aynldı[20]. Vilâyet Nizâm- nâmesî'ne gore sancaklar mutasarrıfların, kazâlar kaimmakamlann ve nâhi- yeler de muhtarlann idaresinde olup, bunlann tamamı vâlilerin emri altında bulunacak[21].

Tuna Vilâyeti, sınırları itibariyle hemen hemen bugünkü Bulgaristan'! kaplıyordu. Boylece, hazırlanan Vilâyet Nizâmnâmesi[22] ile eyâlet sistemi kal-

dırılarak, yerine vilâyet sistemi getirilmiş oluyordu[23]. Başkanlığını Fuad Paşa'nın yaptığı ve Midhat Paşa nın da bulunduğu komisyon tarafından ha-zırlanan "Eyâlet Nizâmnâmesi"nin, Meclis-i Vükelâda tasvîb edilerek hak¬kında İrâde sâdır olmasından sonra bu vilâyetin vâlîliğine de, Midhat Paşa tâyin edildi.

O zamana kadar eyâlet, vilâyet ve kaza meclisleri, hem memleket idâre- sine ait işlere, hem de "nizâmen" görülmekte olan dâvalar ile cinâyet vb. hu¬suslara bakıyordu. Dolayısıyla, bunların yetki ve görevleri birbirine karış¬mıştı. Ahâlîden, bu meclislere seçilen ve tâyin olunan üyelerin seçilme usul¬leri de uygunsuz idi. Binâenaleyh, ehliyetsiz kişilerin idâresi alünda halkın işlerinin emniyet ve hakkaniyete uygun olarak görülmesi güçleşmişti. Meclis üyelerinin yaşayış ve geçimleri ise, dâvâ sâhiplerinden aldıkları hare ve vergi¬lere bağlı idi. Bu yüzden, zâten sınırlı olan memuriyederi esnâsında, nasıl olursa olsun birçok dâvâ görüp para kazanmaktan başka düşünecekleri bir şey yoktu[24].

İşte, vilâyet usûlü parça parça ve karışık bir halde bulunan birtakım ma-halleri ve idâri organları, kuvvetli ve muntazam bir merkezî idâreye bağlaya¬rak idârî-mülkî, adlî, mâlî ve îmarî işlerin ıslahı ile ilgili hususlarda sağlam bir zâbıta ve fiilî bir kuvvet kurmak ihtiyaç ve maksadına bağlı olarak ihdâs olunmuştur. Hazîne'de her yıl meydana gelen açıklar, istikrazlarla kapaul- makta idi. Hazîne'nin îrâd ve masraflarını bildirecek bir "hisâb-ı sahîh'\ yoktu. Herhangi bir eyâletin o yılki veya iki yıl önceki vâridât ve masârifâünın muvâzenesi (bütçe dengesi) doğru olarak bilinmezdi. Zîrâ her sene taşralar¬dan gelen veya me’mûr-ı mahsûs ile kat’î hesâbı görülen eyâlet cedvelleri ve zabıtlar ile şâir evrâk, çuvallar içinde mahzenlere yığılıp kaldığından, Hazî¬ne'nin gerçek durumu meçhul kalmakta idi[25].

Vilâyet usûlü, esas itibariyle Fransa'da uygulanan departman sistemi gibi vilâyederi sancaklara, kaza ve nâhiyelere taksim etmekte ve bütün idâri or¬ganları vâlînin emri aluna vermekte idi. Bu mülkî taksimâün her derece¬sinde, âzâsının çoğu seçim suretiyle getirilmek üzere bir meclis ve bir mah¬keme kuruluyor, gayrimüslimler de buralara iştirâk ediyorlardı. Kanûnun esas hükümlerine göre halk, vilâyetlerdeki meclis ve mahkemelere üye seç¬ mek suretiyle genel meselelere ve mahallî menfaatlerin gözetilmesine iştirâk etmiş olacaktı. Bu suretle reâyânın hakları gözetilmek ve buna göre idâre cihâzına bir serbestiyet ve esneklik verilmek isteniyordu. İdâre ve icrâ kuvve¬tinin, kazâî ve adlî kuvvetten az çok ayrılmasından dolayı önemli bir gelişme meydana gelmiş olacaku[26].

Vilâyet Nizâmnâmesi'ne göre:

Her vilâyet, livâ ve kaza merkezlerinde, müslim ve gayrimüslimden mü- rekkeb birer İdâre ve De‘âvî Meclisleri ve vilâyet merkezinde ayrıca bir Dî- vân-ı Cinâyet teşkil edilecektir. İdâre Meclislerinin riyâsetleri, mülkiyye me¬murlarına havâle ve De’âvî Meclislerinin riyâsederi ise, hukkâm-ı şer‘a ilâve-i memûriyet kılınıp, asıl hâkim onlar olduğunu îmâ için, Deâvi Meclisinin se¬çilmiş âzâsına "mümeyyiz" tâbir olunacakür. Her sancağa, hatta vilâyet mer¬kezi sancağına da birer Muhâsebeci nasb olunarak, mutasarrıflar ile muhâ- sebeciler, mâlî işlerden müştereken sorumlu olacaklardır. Vilâyet defterdâ- rının maiyyetinde bir Muhâsebe Kalemi teşkil olunacak ve bu kalem, sancak¬ların hesaplarını tedkik ve hulâsasını yapmakla görevli bulunacakur. Böylece defterdârın görevi, bütün vilâyetin hesap işlerine nezâret etmekten ibaret ka- lacakur. Hazîne, bizzat her sancağın muâmelâunı tedkik edemeyeceğinden, vilâyetten gelen hulâsaları tedkik ile vilâyederin hesap işlerine muttali olabi¬lecektir[27].

Vilâyet merkezinde ecnebi işlerine bakmak üzere bir Politika Memuru tâyin olunacakür. Vilâyet vâlisi ise, bizzat Pâdişâh’a karşı resmî muhâtab bir umûmî nâzır sıfauyla, vilâyeün maslahatını temin ve gerekli ıslahau icrâ et¬meğe vaket bulabileceğinden, vilâyet merkezinde bulunmaktan ziyâde, "mülhakatı devr ü teftiş"ile görevli olacakür. Bu iş için, maaşından fazla ola¬rak kendisine ayrıca ayda 10,000 kuruş "mesârif-i devriyye" tahsis kılınacakur.

Bu teşkilât için taşra tahsîsâtına oldukça fazla meblağın ilâvesi gerekti-ğinden, bunun bir mikdârına karşılık olmak üzere, iki-üç eyâletten bir vilâ¬yet, bir-iki sancakdan bir sancak teşkil olundu. Kaza dâireleri ise biraz daha genişletilerek, ufak tefek kazalar nâhiye itibar edildi. Fakat, ilk defa olarak teşkil edilen ve yaygınlaşürılmağa çalışılan vilâyederin idâresine, muktedir ve kâfi memurların muhâsebecilerinden defterdir, mutasarrıflarından vâlî ve kaymakamlarından mutasarrıflar yetiştirilmek üzere, vilâyet usûlünün tedricen bütün ülke çapında uygulanmasına karar verildi[28].

Tuna Vilâyeti Meclis-i Umûmîsi'nde 14 Müslüman ve 14 Hristiyan âzâ vardı. Meclis-i İdare-i Vilâyet ise, 7 Müslüman ve 4 Hristiyan âzâdan müte¬şekkildi. Bu vilâyetin nüfusu, üç milyondan fazla idi[29].

Midhat Paşa, yeni görevine başlar başlamaz evvelâ, yeni vilâyet usûlü ni-zamları aleyhine hareket eden ve bu nizamların uygulanmasını, kendi men-faatlerine aykırı gören bazı kimselerle mücâdele etti. Eşkıyâyı en ağır şekilde tâkib ve te’dîb etti. Ancak Midhat Paşa'nın, kanunları en şiddetli şekilde uy- gulayışının, Bulgaristan’ın sür'atle bağımsızlığına sebep olduğunu söyleyen¬ler ve bundan dolayı onu tenkid edenler de çıkmışür[30].

Daha sonra onun, Vilâyet Nizâmnâmesi hükümlerine uygun olarak ilk altı ay içinde tamamlamağa muvaffak olduğu işlerin başında, köylerde ihtiyar meclisleri, kazalarda idâre ve de’âvî meclisleri teşkili, bunların tekrar gözden geçirilen ve yeni idârî-mülkî taksîmâta göre tesbit edilen sancaklara ve vilâyet merkezine bağlanması ve nihâyet, umûmî meclisin yılda bir defa toplanması hususları geliyordu[31]. Bu surede meydana gelen vilâyet heyeti, devletçe iste¬nen şekle uygun düşüyordu. İşte bu mülâhazalarla Tuna Vilâyeti diğer vilâ¬yetlere de örnek alınmış ve bu esaslar üzerine evvelâ Bosna, Erzurum, Haleb, Şam, Trablusgarb ve Edirne vilâyetleri teşkil olunmuştur. Ahmed Cevdet Paşa ise Halep ve Adana eyâletleri ile Kozan, Maraş, Urfa ve Zor sancakları birleştirilerek teşkil olunan Haleb Vâlîliğine nasb ve tâyin edilmiştir (1284/1868) [32]. b)

1861 Hersek İsyanı:

Rusya'nın uzun müddetten beri devam eden tahrikleri ve Sırbistan'ın muhtâriyet haklarını genişletmek maksadıyla Karadağlıları Hersekli Hristi- yan Slavlarla Osmanlı Devleti'ne karşı işbirliğine kışkırtması[33] ve Hristiyan ahâlîye gizlice silâh dağıtması[34], Avusturya'nın ise âsîleri himâye ederek nü¬fuz alanını genişletmek istemesi neticesinde Hersek Hristiyan Slavları, bazı istekler ileri sürerek 1861 yılında isyan ettiler ve Mostar'daki yabancı konso¬losluklar aracılığıyla Bâbıâlî'ye şu isteklerini ileri sürdüler: 1


  1. - Osmanlı memurları ile mahallî hükümet arasında teması sağlayacak ve kendi menfaaderini müdafaa edecek bir kocabaşlarının bulunması.

  2. - Dinlerine saygı gösterilmesi.

  3. - Kilise ve kilise çanı inşâ etmelerine izin verilmesi.

  4. - Kendi milletlerinden bir piskoposun rûhânî başkanlığı altında bu-lunmaları.

  5. - Mektebler açabilmeleri.

  6. - Arazi sahibi beylere, mahsûlün dörtte birinden fazlasının verilmemesi ve bunun da kendi vekilleri tarafından cibâyeti.

  7. - Vergilerin ev başına maktû olarak tâyini ile tahsiline, kocabaşlarının memur edilmesi[35]

Karadağ, doğrudan doğruya devlete karşı harekete geçecek bir kudreti kendinde göremediğinden, komşuluğundan faydalanarak Hersek'in Hristi¬yan halkını kullanarak, hatta onlara kendi çetecilerini "gönüllü" maskesi al- unda ilhak ederek her türlü yardımda bulunuyordu. Karadağ'ın bu hareketi, Hersek isyanının kesin bir şekilde başarılmasına imkân bırakmadığından, bu durum karşısında Bâbıâlî, Hersek isyanı ile Karadağ'ın müdâhalesini tek mesele hâlinde ele almayı kararlaştırdı ve âsâyişi İçin, Serdar Omer Paşa'ya Hersek İsyanını yatıştırmak görevini verdi.

Ömer Paşa, göreve başlar başlamaz isyancı liderlerin üzerine gitti, ikinci olarak, Tanzimat reformlarım uygulamağa başladı. Ancak, iltizam yoluyla vergi almak yerine, devletin diğer bütün bölgelerinde uygulanan ''doğrudan doğruya vergi toplama" çabaları bu bölgede başarılı olamadı. Bu arada ayn- lıkçı Karadağlılar, Hersek Slavlannı isyana kışkırtmağa devam ediyorlardı. Karadağlı çeteler, Hersek'e girip Müslümanları katliam etmeğe ve sınırdaki köyleri yakıp yağmalayarak İşgale başladılar[36]. Bu sırada Karadağ, OsmanlI- lara karşı evvelce Grakhovo (Grahova)'da galibiyet kazanmış olan (13 Mayıs 1858) Prens Danilo'nun kardeşi Mirko'nun idaresinde bulunuyordu[37].Onun tertibiyle birçok çeteler, "gönüllü" adi altında sınırı geçip Herseklilere yar- dima başladılar. Hatta Sotorina, Nikşik gibi bazı yerleri zabtettiler. Bâblâlî, Karadağ'ın bu gaynresmi yardımına engel olmak İçin Karadağ hududu bo- yunca bir tarassut kordonu kurdu. Aynca Adriyatik Denizi'ne bir filo gönde- rip limanlan abluka altına aidi. Karadağ Prensi Nikola Petroviç bunu pro- testo etmeğe kalktıysa da, tabii bir netice vermedi. Bu sırada Serdar Ömer Paşa, yanındaki kuvvetlerle Hersek'e varmış bulunuyordu. Hersek eşkıyası, Piva mevkiinde toplanmıştı. 21 Kasim 1861 tarihinde meydana gelen savaş sonunda Serdar Ömer Paşa bunlan ağır ve kesin bir yenilgiye uğratıp dağıt- mayi başardı. Ar tik Hersek'de, ötede beride münerid birkaç çeteden başka, devlet ordusuna karşı koyacak kuvvet kalmamıştı.

Karadağ Prensi, tarafsızlığını İlân etmiş olduğu halde asker toplamağa ve kuvvetlerini seferi durama getirmeğe devam ediyordu. Bâblâlî, kendisine askerini terhis etmesini bildirdi. Nikola Petreviç bunu reddedince. Serdar Ömer Paşa kumandasındaki altmış bin kişilik kuvvet Karadağ hududunu ab lukaetti.

Ömer Paşa, Ordusiyle sınırı aşıp dört koldan ilerlemeğe başladı. Derviş ve Abdi Paşalar kumandasındaki iki kolordu, bu iki noktadan hareket edip Duga vadisiyle boğazını zorlayarak merkezde birleşeceklerdi. Hüseyin Avni Paşa kumandasındaki kolordu ise, düşmanı Birda taraflarına çekip iki kolordunun harekâtım kolaylaştırmak vazifesini almıştı. Lâkin, Lim nehrini geçerken düşman hücumuna uğradı. Bunu püskürtemedi. Boylece Karadağlılar, Lim boğazına hakim oldular. Prens Mirko, Derviş ve Abdi Paşa kuvvetlerini iki ay kadar burada tuttu. Sonunda Derviş Paşa, gayet ustaca bir manevra ile Duga boğazını çevirmeğe muvaffak oldu ve kolordusunu Ostrog'un altına kadar sürdü, iki ateş arasında kalan Mirko, ric'ate mecbur kaldı[38] .

Ömer Paşa ise, harekat planım değiştirerek Tsirneoviçka ve Riyeka bo- yunca sür'atle ilerleyip, son kuvvetlerinin başında Riyeka'da bulunan Mirko'nun üzerine yürüdü, iki taraf arasında meydana gelen muharebede Karadağlılar, ümitsizce bir taarruza kalkrşnlarsa da Ömer Paşa, şiddetli bir topçu ateşiyle bu hücûmu kırdıktan sonra karşı taamızla düşman oi’dusunu mağlûp ve tamamen imha etti. Bilahire, Karadağ'ın merkezi olan çetine'ye doğru ilerlemeğe başlayınca, Hristiyanlık damarları depreşen Batılı devletler, Bâblâlî nezdinde müdahalede bulundulai'. Bu müdahale, görünüşte bir tavassut şeklindeydi. Aslında, harekâtın bir an evvel sona ermesini Bâblâlî de istediği İçin OsmanlI ordusu çetine'ye girmeden işkodra'da barış görüşme- leri başladı. Nihayet, 31 Ağustos 1862 tarihinde 14 maddelik andlaşma. Ser- dar Ömer Paşa tarafından imzalandı.

imzalanan andlaşmanm esasları şu idi:


  1. - Karadağ, iç idaresinde eskisi gibi kalacakur.

  2. - Eski hudud, kabul edilecektir.

  3. - Prens Mirko, bir daha geri dönmemek üzere Karadağ'ı terkedecektir.

  4. - Karadağ, ticari mal mübadelesi İ؟in Bar limanından istifade edecek, buna karşılık memlekete silah sokulmayacaktır.

  5. - Hersek-işkodra yolunun Karadağ'dan geçen kısmında, sonradan ka- rarlaştınlacak noktalar OsmanlI askeri İşgali altında bulunacak ve bunu te- min İ؟in bu yerlerde blokhavzlar İnşa edilecektir.

  6. - Bütün Karadağ ileri gelenleri, Karadağlıların bir daha isyan etmeye- çeklerine ve OsmanlI topraklarında isyan ؟ikarsa, buna yardımda bulunma- yacaklarma dair yazılı teminat vereceklerdir.

  7. ٠ Karadağ ile sınır komşuları arasında çıkan ve halledilemeyen ihtilâf¬lar için Bâbıâlî tavassutta bulunacaktır.

  8. - Karadağ, Bosna-Hersek ve Arnavutluk hududunda hiçbir tahkimât yapamayacaktır.

  9. - Hiç kimse, Osmanlı pasaportu olmadan Karadağ’a giremeyecek ve eğer girecek olursa, derhal çıkarılacaktır[39].


Bu esaslardan üçüncü maddeden devlet sonradan vazgeçmiştir. Buna sebep ise, Mirko'ya lüzumundan fazla ehemmiyet verilip şahsiyyetine bir propaganda vesilesi kazandırmamaktı. Beşinci maddeye ise Ruslar itiraz et¬mek istedilerse de, hükümet buna aldırmayarak hemen bir blokhavz yapmış- ür. Lâkin buna Fransa ile bilhassa bu meselede Bâbıâlî'yi desteklemiş bulu¬nan Avusturya da müdâhale edince, yeni bir siyâsi buhrânı önlemek için, o sırada Sadâret mevkiine geçmiş bulunan Yusuf Kâmil Paşa Karadağ Prensi'ne Osmanlı hükümdânnın bu işten vazgeçtiğini bildirdi (3 Mart 1863). Ancak, yolcularla mallarına bir zarar gelirse, bunun Karadağ tarafından tazmin edilmesi şarunı koydu. Prens Nikola bunu hemen kabul etti. Blokhavz, 1864 yılı Haziran ayında yıktırıldı. Osmanlı Devleti ise, bütün hudud boyunca yeni blokhavzlar yapurarak Karadağ'ı sıkı bir nezâret aluna aldı.

Bu harekât sırasında Karadağlıların, ellerinde bulunan Osmanlı esirle¬rine karşı göstermiş oldukları vahşet, emsâli az görülür cinstendi. Bunlar, esirlerin burunlarını, kulaklarını vb. organlarını keserek salıveriyorlardı. O kadar ki bu yaralılar, halkın galeyân ve dehşete kapılmaması için İstanbul'a getirilmeyerek Çanakkale hastanelerine yaurıldılar. Tedaviden sonra İstan¬bul'a uğraülmadan memlekederine gönderilmeleri için yeter sayıda hekim ve cerrah gönderildi.

Avrupa devletlerinden hiçbiri sesini çıkarmıyordu. Yalnız Papa Doku-zuncu Pi, Arnavutluk'da bulunan Katolik piskoposlara bir beyannâme gön¬derip, Katoliklerin Müslümanlara hiçbir surette yardımda bulunmamasını emretti.

1861 Hersek isyânı, Karadağ'ın hizaya getirilmesiyle şimdilik bastırıldıysa da, ileride Bulgaristan meselesi gibi Bosna-Hersek meselesi de Panslavizmin etkisiyle devletin başına türlü gaileler açmağa devam edecektir. Hatta beş ay sonra çıkan Girit isyanı sırasında Balkanlar'da: "Ey şâhinler, kalkınız. Slav nâmını bütün asaleti ile taşımağa çalışınız. Elimizi kuzey kartallarına verelim. Rus, Bulgar, Sırp, Çek, Karadağlı hepsi aynı ananın oğulları, hepsi aynı dinin ve aynı kanın kardeşleridir" propagandası ile Güney Slavları kandırılıyor¬lardı. Rusya onlara, hürriyet ve istiklâl vadediyordu. Asıl gayesi ise, hepsini kendi idaresi alunda toplamak ve sınırlarını Akdeniz'e kadar genişletmekti. Böylece Panslavizm, sadece Rus emperyalizminin bir vasıtası, Romanof Hâ- nedânı çıkarlarının bir silâhı hâline gelmiş bulunuyordu[40]. c)

Cevdet Paşa'nın Hersek Müfettişliği:

Cevdet Efendi (Paşa), 1278 Muharrem'inde (Temmuz 1861) Meclis-i Âlî-i Tanzîmât, Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliyye ile birleştirilince, Yeni teşkil edilen Meclis-i Vâlâ'nın nizâmnâmesini yazdı ve Meclis'e âzâ tâyin edildi. Fa¬kat o, yalnız bu âzâlıkla kalmadı; daha iki ay geçmeden, zuhur eden İşkodra hâdisesi üzerine idâri, mülkî ve askerî fekalâde salâhiyetleri hâiz müfettiş sı¬fatı ile İşkodra'ya gönderildi (21 Rebî‘u'l-ewel 1278 = 26 Eylül 1861 ) [41]. İki ay kadar süren bu memuriyetinde kazandığı başarı üzerine, Fuad Paşa'nın ikinci sadâreti sırasında, 3 Muharrem 1280 (23 Mayıs 1863)'de Bosna-Hersek genel müfettişliğine Anadolu Kadıaskerliği pâyesi ile tâyin olunarak Bosna'ya gönderildi. Bir buçuk yıl kadar süren memuriyetinde Cevdet Efendi, bilhassa ecnebi devletlerin türlü maksadar ile ilgisini çeken bu bölgenin nizam aluna alınmasında büyük başarı gösterdi[42]. Âsilerin reislerini barışçı usullerle ka¬zanmağa muvaffak oldu ve âsâyişi temin etti. Bundan başka, devlete asker vermemek için kırk yıl mücadele etmiş olan Boşnakları iknâ ederek onlardan asker alınmasını da temin etti[43]. Halkı birbiri ile barıştırdı.

Cevdet Efendi İstanbul'a döndüğünde, mükâfât olarak kendisine Os- mâni Nişânı tevcih ve hâura olarak Bosna askerlerinin tüfenklerinden bir tane hediye edildi[44].

Bosna-Hersek'de Müslümanlar, "ashâb-1 alâka'[45] denilen çiftlik sahibi bey ve ağalardan oluşan mütegallibenin elinde, Hristiyanlar kadar ezildikleri halde, Ingiliz ve Fransız politikacilariyle Pan-Slavizmin kışkırtıcı ajanları, Hristiyanlann davasını benimseyip, Müslümanların toptan öldürülecekleri ya da sürülecekleri ve yerlerine Slav Hristiyanlann getirileceği bir isyan baş- latma çabasında idiler. Mahalli isyanlar, Ömer Lutfi Paşa'nın valiliğine (1860-61) kadar Bosna'da önemli reformların yapılmasını önlemişti. Hnva- tistan'da doğmuş ve eski bir Avusturya subayı olan Serdâr-1 Ekrem Ömer Paşa[46], -Cevdet Paşa'ya gore- "pek mahir bir kumandan olup ancak, umûr-1 mülkiyyede ma'lûmâtsız ve tecribesiz idi. Bosna-Hersek'de bütün Hristiyanla- rin silahlarım toplamağa kalkıştı. Bunun üzerine dağ nahiyeleri halkı silaha sanlar ak isyan ettiler ki, bu nahiyelere "Nevâhî-i âsiye" denildi. Bunlara Ka- radağlılar daima yardımda bulundular ve onlan kışkırtmadan geri durmadı- lar. Bu Nevâhî-i âsiye gailesinin meydana gelmesine sebep de Ömer Paşa'nın gaflet ve hatalarıdır [47].

Bundan sonra. Topal Osman Paşa'nın uzun süren valiliği (1861-1869) sırasında Bosna-Hersek'de büyük reformlar yapildi.Vilayet, askeri ve İdâri güce sahip kaimmakamlar başkanlığında yedi sancağa bölündü. Bolge eko- nomik, sosyal ve kültürel bakımdan gelişmeğe başladı. Ticaret ve sanayiin gelişmesinden en çok yararlananlar, bu durumlarım OsmanlIlar aleyhine kışkırtıcılık İçin kullanan Sırp göçmenleri oldu [48].

Vefaundan (27 Mayıs 1895) 14 ay once (1 Nisan 1894) kaleme aldığı ve Sultan II. Abdülhamid'e sunduğu layihanın suretini, Cevdet Paşa'nın kendi eserleri olan Tazâkir ve Ma'rûzât'a zaman zaman müracaat ederek -atıf ve karşılaştırma kabilinden- bazı dipnotlarla aşağıya alıyoruz:

TUNA VİLÂYETİ NİN TEŞKİLİNE VE HERSEK İHTİIÂLİNE DÂİR CEVDET PAŞA TARAFINDAN KALEME ALINAN LÂYİHA[49]

Tuna Vilayeti'nin teşkiline ve mu'ahharan Hersek ihtilâlinin zuhuruna dâ'ir bir kıt'a Lâyiha kaleme alınması, serkurena el-Hâc Ali Bey kullan vasitasiyle şeref-yâb-ı telakki olduğum fermân-ı hümâyûn îcâb-ı cehlinden ol- mağla ber-vech-i âti infâz-ı irâde٠i seniyyeye ibtidâr olunur:

Cennet-mekân Sultân Abdülmecîd Hân hazrederinin evâ’il-i saltanatla- nnda Tanzîmât-ı Hayriyye icrâ olundu; Hazîne-i Celîle'nin vâridât-ı senevviy- yesi yedi yüz elli bin kîse akça iken, ilk senesinde yalnız a‘şârdan altı yüz bin kîse hâsıl oldu. İkinci sene iki kat oldu. Vâridât-ı sâ’ire dahi ol nisbetde artarak sonraları Hazîne-i Celîle'nin vâridâtı yigirmi dört milyon liraya kadar çıkdı.

Ba’dehû hâkân-ı müşârün-ileyh hazrederinin zamânında tensîkât-ı as- kerriyye icrâ olundu. Kuvve-i askeriyye, indzâm-ı sahih altına alındı. Lâkin, bir kuvve-i muntazamayı besleyecek olan idâre-i mâliyyenin dahi taht-ı inti¬zâma alınması lâzım iken, umûr-ı mâliyye eski hâlde kaldı. Bu cihetle ma'âşlar vaktiyle verilemez oldu. Anınla berâber, vâridât-ı hazîne tezâyüd ey¬ledikçe, masraf daha ziyâde artarak muvâzene-i seneviyyede hayli açık zuhûr etmeğe başladı.

El-hâsıl, umûr-ı askeriyye tanzim olunduğu gibi, umûr-ı mâliyyenin dahi tanzim ve ıslâhına ihtiyâc-ı sahih görüldü. Umûr-ı mâliyye ise, umûr-ı mül- kiyyenin bir fer‘i demek olduğundan ıslâhât-ı mâliyye, ıslâhât-ı mülkiyyeye müteferri'dir. Zîrâ idâre-i mâliyye, bir bağçenin meyvelerini toplamakdır. İdâre-i mülkiyye dahi ol bağçeyi i'mâr etmekdir. Halbuki bağçeye ne kadar güzel bakılursa, mahsûl o kadar çok olur. Binâ’en alâ-zâlik evvel-emirde idâre-i mülkiyyenin ıslâh u tanzimi lâzım gelür iken, o bâbda bir şey yapıl¬mamış idi. Ve her dâ’irenin mihver-i lâyıkında hüsn-i idâresi, umûr-ı adliyye- nin intizâmına mevkuf olduğu hâlde mahkemeler, eski hâli üzre gidiyordu.

Şöyle ki: Ömer el-Fârûk r.a. hazretlerinin zamân-ı hilâfetinde memâlik-i İslâmiyye tevessü‘ edince, kâdîlar nasb olunup ve kuvve-i adliyye ile kuvve-i icrâ'iyye, yek-dîgerinden tefrik ile icrâ me’mûrları mahkeme işlerine karışdı- rılmayup kâdîlar umûr-ı adliyyede müstakili olmuşlar idi. Hâlâ Avrupa'da câri olan usûl-i adliyye, işte o zamân memâlik-i İslamiyye'de vaz‘ olunmuş olan esâs üzre mebnîdir.

Sonraları mütegallibe zuhûr ile, Hilâfet-i İslâmiyye'ye za‘f geldikde vilâ- yât ü elviye ümerâsı, umûr-ı adliyyeye müdâhale eder olduklarından, kuzâtın istiklâli kalmadı. Hele Cengizîler'in istilâsiyle bilâd-ı İslâmiyye'nin muhassa- nâtı zâ’il oldukdan sonra umûr-ı adliyye bütün bütün örf zâbitlerinin elle¬rine geçdi.

Ba'dehû, mü’essis-i Devlet-i Aliyye olan Gâzî Osmân Bey'e Sögüd vilâyeti yurdluk-ocaklık veçhile temlik olunduğuna dâ’ir Sultân-ı Selçukî tarafından sâdır olan menşûr'da.,"Ebu'n-Nasr Osmân Şâh" deyü telkih ile umûr-ı dâhi- liyyesinde müstakili oldukdan sonra ibâd içün kâdî nasb etdi ve selef-i sâlihîn zamânında olduğu gibi umûr-ı adliyyeyi umûr-ı mülkiyyeden tefrik eyledi ve mescid binâ ile hutbelerde sultân-ı Selçukî'nin ismiyle berâber kendüsinin ismi de zikr olunmağa başladı. Anın üzerine ol vaktin hükmüncü alâmet-i is¬tiklâl olan tuğ, alem ve tabl-hâne gönderilerek istiklâli te’yîd ve mutasarrıf olduğu memlekedere ilhâkan Eskişehir sancağı dahi tefviz ve taklîd olundu.

Devlet-i Selçukıyye'nin bi'l-külliyye indirâsında eyâlât ü elviye ümerâsı, i'lân-ı istiklâl etdüklerinde erbâb-ı inân ü sinân olan Türkmenler ve işe yarar âdemler hep Osmân Şâh Gâzî hazrederinin sâye-i adâletine sığınmağla as- hâb-ı hail ü akd, bi'l-itüfâk anı serîr-i saltanata iclâs etmekle andan sonra hutbeler müstakillen anın nâmına okundu ve az vakit zarfında bi'l-cümle bi- lâd٠ı Anadoh anın zîr-i dest-i temellüküne dâhil oldu.

Sultân Süleymân Hân-ı Kânûnî hazrederinin asrına dek umûr-ı adliyye, Osmân Şâh Gâzî hazrederinin vaz' etmiş olduğu usûl üzre câri oldu. Sonra kavânm-i Devlet-i Aliyye'nin ihtilâliyle berâber tarîk-ı ilmiyyenin nizâmâtı da bozuldu. Kâdîlar bi'l-fı‘l mahall-i me’mûriyyederine gitmeyüp nâ’ib gönderir olduklarından ve niyâbederi ilüzâma verdüklerinden, birtakım cühelâ ve edânî, taşralarda nâ’ibü’ş-Şer‘ unvâniyle vezâ’if-i Şer'iyyeyi sû’-i isti'mâl ider oldular. Halk, anların zulm ü gadrinden pey-der-pey şikâyete başladı; a'yânı bilâd, işe kanşdılar. Devlet-i Aliyye dahi çâresiz mehâkim-i Şer'iyyeyi vülât ve mutasarrıfînin nezâreti alüna kodu. İki yüz seneden ziyâde, Memâlik-i mah- rûse'de umûr-ı adliyye Şer‘ u hikmete muhâlif yolda cereyân eyledi[50].

Cennet-mekân Sultân Mahmûd (İL) Hân hazretieri, yeniçeriyi ilgâ ile Devlet-i Aliyye'yi yeniden teşkil etdi ve bâğ-ı devletde biten muzırr odan kö¬künden söküp atdı. Lâkin, lâyıkıyla bâğın tanzimine vakti müsâ'id olmadı. Sonra, oğlu cennet-mekân Sultân Abdülmecîd Hân hazretieri, bu bâğı ıslâh ve i'mâr ve tezyin eyledi. Lâkin kavânîn-i adliyye nâkıs kaldı. O zamân ise kesret üzre Memâlik-i Mahrûse’ye tevârüde başladılar. Anların umûrunu tesviye içün Ticâret Mahkemesi teşkil olundu. Umûr-ı cinâ’iyye dahi Zabtiyye Dâ’iresi'nde teşkil olunan mahkemeye havâle kılındı. Lâkin ecnebiler, bir mertebe daha tekessür etdi; müşkilât çoğaldı, me’mûrîn-i devlet emr ü idâ- reden âciz kaldı[51].

Taşralarda egerçi mülkiyye me’mûrlarının riyâseti altında birer meclis açılup bu meclislerde Hristiyanlardan birer kocabaşı var idi. Lâkin bu meclis¬ler, icrâ-yı adâlete kâfi olmaduklarından başka, mülkiyye me’mûrlarının taht- ı riyâsetinde bulunduklarından ve mehâkim-i Şer'iyye dahi anların taht-ı ne- zârederinde olduğundan, ihkâk-ı hukük-ı âmme, me’mûrîn-i örfiyye elinde idi. Halbuki, tebeadan biriyle bir ecnebi mürâfa'ası vukuunda konsolos, mülkiyye me’mûrlarını tazyik idüp anlar dahi ecnebiyi iltizâm ederlerdi. Ve hamiyyedi bir me’mûr olup da tebe‘a-i Devlet-i Aliyye'nin hukukunu göze- dirse konsolos, anın hakkında dürlü iftirâlar tasni* ile sefâretine yazup Bâbı âlî dahi sefaretlerine dayanmadığı cihetle defan li'n-nizâ* o me‘mûru azl ediverirdi. Ecânibin bu veçhile şükr ü şikâyederi mü’essir olunca teba‘a-i Devlet-i Aliyye, ecnebiler ile olan da'vâların dâ’imâ mazûr olagelmekle baş- luca menba‘-ı servet olan emr-i ticâret, ecnebiler eline geçdi. Ecnebiler ise günden güne Memâlik-i Mahrûse'de tekessür etmekde idi.

Reşîd Paşa zamânında buraları çok düşünüldü. Osmân Şâh Gazi hazret-lerinin vaz* etdiği esâs üzre kâdîlara istiklâl verilse, anların ekseri nâ-ehl ol-duklarından başka, bu sûret îcâb-ı hâl ve zamâna muvâfık görülmezdi. Zîrâ mehâkim-i Şer'iyye'de ehl-i İslâm aleyhine Hristiyanın şehâdeti istimâ* olunmayup, bu ise Hristiyanlığı tahkirdir diyerek ecnebiler i'tirâz etdikden başka, tebe‘a-i Devlet-i Aliyye'den olan Hristiyanların bile mehâkim-i Şeriyyede mürâfa a olunmalarına ta'rîz ediyorlardı. Şu hâlde, ya mehâkim-i Şer'iyye'yi ehl-i İslâm'a hasr ile ale'l-umûm Hristiyan mürâfa'aları içün ayrıca mehâkim-i nizâmiyye teşkili ve yâhûd ihtilâf-ı dîn ve mezhebe bakılmayup her mürâfa'ayı görecek mehâkim-i nizâmiyye teşkili, lâzime-i hâlden görülü¬yordu. Reşîd Paşa nın ekser-i evkâtı dâ’imâ paşalar ile nizâ* u cidâl üzre geç¬mekle husûsât-ı meşrûhaya bir karâr-ı kat‘î virilemedi. Ba'dehû iş, Fu’âd Paşa eline geçdikde, umûr-ı mülkiyye ve adliyyenin ıslâhâtına kıyâm etdiği sırada mu‘âmelât-ı mâliyyenin ıslâhı dahi vâcibât-ı umûrdan görülmüş idi. Zîrâ sene be-sene zuhûr eden açıklar, istikrâzlar ile kapadılmakda olduğu hâlde, Hazî- ne'ce Devlet-i Aliyye’nin îrâd ve masrafını bildirecek bir hisâb-ı sahih yok idi. Fülân eyâletin bu sene yâhûd iki sene evvel vâridât ve masârifmin muvâzenesi bilinmek istenilse, Hazîne cevâb-ı savâb veremezdi. Zirâ her sene taşralardan mûtevârîd olan yâhûd me’mûr-ı mahsûs vâsıtasiyle hisâb-ı kat'îsi görülen eyâlet cedvelleri ve mazâbıt ve evrâk٠ı sâ’iresi, mahzenlerde çuvallar ile yığılup durmakda olduğundan, Hazîne'nin hakâyık-ı ahvâli mechûl hük¬münde idi.

Fu’âd Paşa, buralarını lâzım gelenler ile müşâvere ederek, işi epeyce pi٠ şirmişidi. Kullan, teftîş-i me’mûriyyede Bosna'da iken Niş Vâlîsi bulunan Midhat Paşa'yı Dersa'âdet'e celb ve ma'lûm olan Vilâyet Nizâm-nâmesi ka¬leme alınup nümûne olarak Tuna Vilâyeti'nde icrâ olunmak üzre üç eyâleti birleşdirerek teşkil etdiği Tuna Vilâyeti'ne Midhat Paşa'yı vâlî nasb etdirmi- şidi. [52].

Vilâyet Nizâm-nâmesi'nin hulâsa-i mündericâtı bundan ibâretdir ki: Her vilâyet ve livâ ve kazâ merkezlerinde teba‘a-i müslime ve gayr-i müslimeden mürekkeb birer idâre ve de'âvî meclisleri ve merkez-i vilâyetde bir de divân-ı cinâyet teşkil ve idâre meclislerinin riyâsederi mülkiyye me'mûrlanna havâle ve de'âvî meclislerinin riyâsederi hukkâm-ı Şer'a ilâve-i me’mûriyyet kılınup asıl hâkim onlar olduğunu imâ içün de'âvî meclisi a‘zâ-yı müntehabasına mümeyyiz ta'bîr olunurdu. Ve her sancağa, hattâ merkez-i vilâyet sancağına bile birer muhâsebeci nasb olunarak, mutasarrıflar ile muhâsebeciler, umûr- ı mâliyyede müştereken mes’ûl tutuldular. Ve Defterdâr-ı vilâyetin ma'iyyetinde bir muhhasebe kalemi teşkil olundu. Bu kalem, sancakların hi- sâbâtını tedkîk ile hulâsasını yapmağa me’mûr olmağla defterdârın vazifesi, bütün vilâyetin umûr-ı hisâbiyyesine nezâretden ibâret kaldı. Ve Hazîne-i Ce- lîle, bi'z-zât her sancağın mu'âmelâtını tedkîk edemeyüp ammâ vilâyetden gelen hulâsaları tedkîk ile vilâyâtın umûr-ı hisâbiyyesine kesb-i vukuf etmeğe başladı.

Merkez-i vilâyetde ecnebi işlerine bakmak üzre bir de politika me’mûru ta'yîn olunduğundan, vilâyetin o gâ’ilesi de tahfif edildiğine mebnî vâlî-i vi¬lâyet, bir nâzır-ı umûmî ve taraf-ı Pâdişâhî'den muhâtab-ı resmî olarak vilâye¬tin masâlih-i umûmiyyesini tesviye ve ıslâhât-ı lâzimeyi icrâya vakit bulabile¬ceğinden, merkez-i vilâyetde ikâmetden ziyâde, mülhâkâu devr ü teftiş ve le- de'l-hâce derhâl lâzım gelen mahalle azimet eylemek üzre kendüsine ma‘âş-ı muhassasından fazla, şehriyye on bin kuruş masârif-i devriyye tahsis kılırdı.

Bu teşkilât içün taşra tahsisatına epeyce mebâliğin ilâvesi lâzım geldi-ğinden, bir mikdârına karşuluk olmak üzre iki-üç eyâletden bir vilâyet ve bir- iki sancakdan bir sancak teşkil ve kazâ dâ’ireleri bir mertebe tevsi‘ ile ufak-te- fek kazâlar nâhiye i'tibâr edilmişidi. Fakat, böyle müceddeden teşkil ve tevsi‘ olunan vilâyederin idâresine muktedir ve kâfi me’mûrlar bulunamayacağın¬dan, evvelce teşekkül eden vilâyet muhâsebecilerinden defterdâr ve mutasar¬rıflarından vâlî ve kâ’im-makamlanndan mutasarrıflar yetiştirilmek üzre bi't- tedrîc Vilâyet usûlü'nün ta‘mimine karâr virilmişidi.

O zamân Bosna ve Hersek eyâletlerinin idâreleri müstesnâ bir hâlde iken, ma‘rifet-i çâkerânemle ikisinde dahi tensîkât-ı askeriyye icrâ ve umûr-ı mülkiyyeleri tanzim olunmuş idüğinden, Dersa’âdet'e avdet-i ubeydânemde hemân Bosna ve Hersek eyalederinden mürekkeb bir vilâyet teşkil[53] ve uhde- i çâkerîye tevcih kılındı.

Kulları, henüz teşkilât-ı cedîdenin arkasına almış olduğum sırada Fu’âd Paşa azl ile Rüşdî Paşa Sadr-ı a'zam olunca, "Vilâyet usûlü"nü ilga etmek is¬tedi. Lâkin, müte’âkıben azl olunarak Fu’âd Paşa Sadr-ı a'zam olup o dahi Rüşdî Paşa'ya rağmen "Vilâyet usûlü"nü her tarafa ta'mîm etdi. Lâkin, ashâb- ı liyâkat ü kifâyetden lüzûmu kadar me’mûrlar bulunamadığına mebnî son¬radan teşkil olunan vilâyeder, evvelkiler derecesinde kesb-i inüzâm edemedi.

Bu kadar tafsilât ile tasdî'a cesâret-i çâkerânem, ancak Tuna'da "Vilayet usûlü"nün icrâsı ne maksada mebnî olduğunu îzâhan arz etmekden ibâret olup bu tafsilât ile Fu’âd Paşa'nın o teşkîlâtdan maksadı ancak umûr-ı adliy- yece tezâyüd eylemekde olan müşkilâtın önünü almağla berâber mülkiyye ve mâliyyece dahi lüzûm görülen ıslâhâtın icrâsı olduğu müttezıh olur. Şöyle ki: Ruslar, ötedenberü itühâd-ı mezhep mülâbesesiyle Bulgaristan'da tezyîd-i nüfûza sâ‘î olup Fransa ve İngiltere devletleri ise bu bâbda anlara mu'ârız olmağla Rusya'ya karşu idâre-i umûr etmek üzre Midhat Paşa'yı celb etdiler. O dahi Rusya’ya karşu sert mu'âmelelerde bulundu. Anınçün Rusya gücendi. Avusturya dahi gerek Sırbistan'da[54], gerek Bulgaristan'da kesb-i nüfûz dâ'iyyesinden hâli değil idi. Binâ'en-aleyh Bulgaristan vilâyeti, politika me’mûrlarına bir yarış meydânı oldu.

Midhat Paşa Tuna Vilâyetinde ecânibin gözlerine çarpacak sûretde de- vâ’ir-i beldeyi tanzim etdi ve umûr-ı nâfi'aca hayli şeyler yapdı. Lâkin dûr- endîş ve siyâset-ârî değil idi. Müslimânları kavmiyyet gayretine ve Bulgarları Rusya'nın kucağına düşürdü. Sonra, Rusya dahi Bulgarlara zulm ü gadr olu¬nuyor deyü mezhebdâşı olduklarını vesile ederek müdâhaleye kalkışdı. Ve fı'l-vâkı‘ mültezimlerin zulm ü te'addîlerinden, ale'l-umûm ahâlî şikâyet ey- lemekde oldukları hâlde mültezimlerin her biri Dersa'âdet'de bir müteneffiz bir âdeme mansûb oldukları cihetle şükr ü şikâyederi mü’essir olduğuna binâ’en, mülkiyye me’mûrları, ahâlîyi nizâmı dâ’iresinde himâye ede¬mediklerinden başka, mürtekibîn-i me’mûrînden birtakımı da mültezimler¬den para alarak ahâlîyi soydurmakda idi.

İşte, bu dürlü sebebler teselsül edüp gelerek, Rusyalunun alenen Bulgar¬ları himâye etmesine bâdî oldu. Bu keşâkeşlerde munzam olan Hersek İhti¬lâli ise, sırf bir mese’ele-i siyâsiyye idi.

Şöyle ki: Bulgarlar fi'1-asl Türk akvâmından olarak, kavmiyyetce Ruslar ile müttehid değiller ise de, vaktiyle buralara İzlavlar ile birlikde gelüp İstan¬bul Patrikı ma rifetiyle Hristiyan olmuşlar ve onlar gibi Ortodoks mezhebine girmişler. Lisânları da İzlav bozundusudur. Bu cihetle Rusya anları tasâhub edegelmişdir.

Sırblar ile Karadağlular ise hâlis İzlav kavminden olup lisânları da hâlis İzlavcadır. Binâ’en-aleyh Ruslar, ale'l-husûs Pan-İslavizmî efkârında bulunan¬lar, anları daha ziyâde sahâbet ü himâye edegelmişlerdir. Ve Karadağlular her hâl ü kârda Rusya politikasına merbût olup dâ’imâ anın işâretiyle hare¬ket edegeldiklerinden, Rusya Devleti anların umûrunu terviç etmekde bu- lunmuşdur. Hersek ahâlîsinin ekseri Karadağ ile hem-mezheb ve hem-zebân oldukları hâlde, Hersek Mutasarrıfı Ali Paşa ile birlikde her tarafa sefer ede- gelmişler iken, Serdâr-ı ekrem Ömer (Lutfî) Paşa, Bosna beylerine galebe ve Hersek'i de isti'lâ etdiği sırada Hersekli Ali Paşa'yı da bir takrîble i'dâm et- dikden sonra Hersek Hristiyanlarını sâ’ir yerlerdeki Hristiyanlar gibi cizyeye rabt ile silâhlarını toplamağa kalkışdı. Anın üzerine Karadağ hududu bo¬yunda vâki‘ sarb dağlarda sâkin olan Hristiyanlar dahi isyân etdiler. İşte, bunlarun sâkin oldukları yerlere Nevâhî-i Âsiye denildi[55].

Nevâhî-i Âsîye ahalîsi, gayet vahşî Karadağlulardan[56] cesûr bir halk ol- duklarmdan, Karadağlılar serbestçe nahiyeye girüp çıkar ve vakt-i harbde i'âne ider olduklarından, bir muharebe kapusi açıldı. Muhârebât-1 vâkl'a, Nevahî-İ Âsîye ahalîsi nâmına olduğu halde içlerinde pek çok Karadağlılar var idi. Anlar dairi hâricinden pek çok muavenetlere mazhar oluyorlardı. Halbuki Nikşik kazâsı, Nevâhî-i Âsîye ile Karadağ arasında mahsûr kaldı[57] . Nikik ehl-i İslâmına zahire yedirmek devletçe azîm ve müşkil bir gâ'ile oldu. Yıllarca sülündü. Pek çok para sarf ve pek çok asker telef oldu.

Ol esnada ikdra'da zuhûr eden ihtilali basdırmak üzre, kulları oraya gidüp geldiğim esnada Fu'âd Paşa Sadr-1 a'zam olmagla, takdim etdigim îâ- yiha[58] üzerine Fu‘âd Paşa iki tarafdan, ya’nî Hersek ve İşkodıa taraflarından Karadağ üzerine asker sevk etdi. Karadağ, gereği gibi terbiye olundu[59]. La- kin, düvel-i fahîmenin tavassutu üzerine ordular dağıdıldı. Maksad-I aslî olan Nevâhî-i Âsîye İşleri lıâl-i sabıkı üzre bırakıldı. Ahalîsi, yine Karadağ Beyi'ni tanırlar ve rü'esâsı Mostar'a gelüp gitmez ve Hersek Hükümetini tanımazlar idi. Karadağ me'mûrları ise kendi memleketleri gibi Nevâhî-i Âsîye İçinde dolaşıp icrâ-yı ahkam ederlerdi. Hâzır sofraya konmak mutâdı olan Avus- turya dahi oralarda bir hakk-1 himaye kazanmak üzre[60] Nevâhî-i Âsîye rü'esâ- sini te'mîn ile Dersaadet'e getürmek içün Bâbı'âlî'ye teblîğ etmişidi. Fu'âd Paşa, mâkâsid-i hafiyyeyi fehm eder cinn fikirli bir zât olduğundan, Avustur- yalılara: "Pek a ‘la! Buraya gelmeleri içün teşvîk ediniz; lâkin kendiilerine bir şey va‘d eylemeyiniz ve anlara karşı, bir güne ta'ahhiid altına girmeyiniz"deyü cevab vermişidi. Bu cevab, Rusya sefaretine ma'lûm olduğundan, Rusya me'mûrları da Nevâhî-i Âsiye rü'esâsma Avusturya'ya kapılmamalarını ihtara me’mûr olmuşlar idi. Avusturya me'mûrları ise rü'esâya: "Sizi İstanbul'a götürüp rütbe ve nişânlar aldıralım" yollu ba‘zı mevâ'îd ile anlan celb ve istima eye kıyâm etmişler imiş.

Kullan, teftîş-i me'mûriyyede Hersek'e gittiğimde[61], Nevâhî-i Âsiye ,yi İşte bu halde buldum. Ve Ragüza'ya vardığım esnada Nevâhî-i Âsîye rü’esâsı, İstaınbul'a varmalar hakkmda bir karar vermek üzre bir mahall-i mu'ayyende Avusturya me’mûrlarr ile söyleşmişler. Taraf-I çakeranemden dahi ba'zr vesâ'it-r hafiyye ile rü'esâya aks-i kazryye ihtar etdirilmişidi. Anin üzerine rü'esâ, yevm-i mu'ayyende o tarafa liareket eylemişler ise de, keyfiyyeti Rusya'nın Ragüza'da bulunan konsolosuna açdıklannda o dahi: "Evet; mâ- dâmki AvusturyalIlar size te’mînât veriyorlar, verdikleri sözleri bir kâğıda tahrir ve İmzâ etsünliir; siz de ani sened o arak hıfz olunmak üzre Piva kilise- si'ne gönderirsiniz. Kendtnt'iz de İstanbul'a gidebilirsiniz" diyiı hayr-hahane ve mahremane ihtar eylemiş İdüğinden rü'esâ, Avusturya me'mûrlariyle yevTO-i mev'ûdda ta'yîn olunan yerde !ede'1-ictimâ' öyle ber sened istemişler; Avusturya me'murlan ise te'mânât-1 tahririyye i'tâsına me'zûn olmadıkların- dan: "Bizim sözümüz seneddir" deyüp rü'esâ ise vahşî ademler oldukların- dan, bu sözü işitdikleri gibi tevahhuş iderek Rusya konsolosunun ihtarına te- şekkür ederek dağılmışlar[62].

Binâenaleyh, kullarının Mostar'a vürûdrım akabinde Devlet-i Aliyye'ye itâ'at üzre olduklarından balrsile Mostar'a gelmek üzre istizan etdiler. Kullan da: "Pek a‘lâ!" dedim. Ar asi çok zaman geçmeyüp geldiler, görüşdüler. İşle- rine nizam virmek üzre bir müddet nezd-i çakeride müsâfîr kaldılar. Bunlar on alt reîîs idi ve cümlesinin başı ve muharebelerde kumandaları Piva Voy- vodası Popjarko idi. Vaktiyle Serdâr-1 ekrem Ömer Paşa ve ba'dehû Müşir ismâ'îl Paşa, te'ınînât-1 kaviyye i'tâ ederek görüşmek üzre Pop Jarko'yu celbe çok çalışmışlar iken, müyesser olmamış İdüğinden, bu kerre hep rü'esâ ile birlikte Mostar'a gelivermesi, Mostar vücûhunıın ta'accüb ve hayretlerini mûcib oldu[63].

Pop Jarko'nun redd ve kabûlü, sâ'ir rü'esânın makbûlü olduğundan, müzakere ekseriya anınla vuıku‘ buldu. Verilen karar icabında Pop Janko'yu kâ'im-makâm nasb ile ma'iyyetine bir mikdar pandor, ya'nî zabtiyye verildi. Sâ'ir rü'esâ dairi müdirlik ve pandor yüzbaşılığı gibi unvanlar ile taltif edildi ve cümlesinin ma"âşlarına Nevâhî-i Âsîye ilin mürettebât-1 kadimelerinden karşılık gösterildi.

El-hâsıl, Hazine'ye yeniden bir masraf kapusi açmaksızın, mezkûr naili- yeler, hükûmet-i mahalliye pamuk İpliği ile bağlandı. Ve Nevâhî-i Âsiye gavâ’ili ber-taraf kılındı. Yollar eminlik olup Nikşik ehl-i İslâmî Açka ve Neve- sin tankıyla Mostar'a serbestçe gelüp gider oldular.

Merkez-i livâ olan Mostar ile nevâhî-i mezbûre arasında bulunan Nevesin kazâsı beyleri, ötedenberü ol havilinin emn ü âsâyişini muhâfaza edegeldik- lerinden, anlar da taltif olunarak, en büyükleri Nevesin kâ’im-makâmlığında ibka olundu. Ve egerçi ol esnâda Meclis-i Vâlâ'ca verilen karâr üzre yerlü kâ’im-makâm istihdâmı men' olunmuş ise de Nevesin'de bu ka'idenun icrâsı, mahallince muzırr olacağı âşikâr olduğundan, Bâbı'âlî ile muhâbere ederek, bu kazâda müstesnâ olarak Nevesin beylerinden birinin kâ’im-makâm bu¬lundurulmasına müsâ ade tahassul etdim.

Sonra, hükûmet-i mahalliyyece iki hatâ vuku' buldu ki, zâhirde küçük görünürler ise de hakîkatde ikisi de pek muzırr idi. Birisi bu ki, Nevesin ka- zâsına hâricden ahvâl-i mahalliyyeyi bilmez bir kâ’im-makâm nasb olundu. İkincisi de bu ki, hükûmet-i mahalliyye, Pop Jarko’yu gücendirüp tevhîş ey¬lemekle o dahi savaşup Sırbistan'a gitdi. Ol esnâda Bulgaristan ve Sırbistan mes’elelerinden dolayı Devlet-i Aliyye ile Rusya'nın arası pek gergin idi. Ve Rusya İmparatoru pek ilerü atılmış idüğinden, ana tarzıyye yollu bir mu'âmele icrâsı lâ-büdd idi. İşte o zamân Rusya devleti, Nevâhî-i Âsiye'nin Karadağ'a ilhâkını teklif etdi ve bununla münâzaa ber-taraf edilmiş olacağı anlaşıldı. Bunun içün teşkil olunan komisyonda, kulları da bulundum. Ne¬vâhî-i Âsiye zâten elden çıkmış, devlete aslâ fâ’idesi yok yerler olduğuna na¬zaran, bunların terkiyle def-i gâ’ile olunması müraccah görüldü; lâkin, bir¬kaç yüz hâne ehl-i İslâmî hâvi olan Nikşik kasabası bu nevâhî içinde bulunur; buna ne yapmalu deyü müzâkereye girilmiş iken, birdenbire Bâbıâlî'nin meslek-i politikıyyesi değişdi.

Çünki, ötedenberü Midhat Paşa, efkâr-ı nâsı, Rusya ile harbe teşvik ile efkâr-ı âmmeyi heyecâna getürmişidi. Sonra, Dâmâd Mahmûd Paşa ile Redif Paşa meydân aldılar ve Midhat Paşa dan ziyâde muhârebe tarafını iltizâm el¬diler. Binâ’en alâ-zâlik, Karadağ'dan gelmiş olan me’mûrlar ile müzâkere-i maslahat olunur iken, birdenbire anlara cevâb-ı redd verilerek, komisyon müzâkerâtı ta'tîl edildi ve hemân muhharebe kapusı açıldı. İşte bunun içün dâ’imâ, kulları derim ki: Tüfengi Midhat Paşa doldurdu; Mahmûd Paşa üst tetiğe bindirdi; Redif Paşa âteş etdi, olan oldu.

Mücerred infâz-ı irâde-i seniyye içün hâtır-ı nişân-ı ubeydânem olan vukü'ât, ber-vech-i meşrûh yazıldı. Bu husûsda vâki' olan hatâlarımın afvı ni- yâzı, cümle-i istirhâmât-ı ubeydânemden olduğu, kemâl-i tazarru‘ ve ibtihâl ile ma'rûzdur.

25 Ramazân 311 (1 Nisan 1894)

Kullan

Cevdet

Dipnotlar

  1. Ahmet Lutfi, Vak'a-nüvis Ahmet Lutfi Efendi Tarihi [Tarih-i Lutfi], haz. M. Münir Aktepe, IX, İstanbul 1984, s. 160; Ahmed Cevdet Paşa, Ma'rüzat, yay. Y. Halaçoğlu, İstanbul 1980, s. 21-22; aynı müell., Tezakir, II, yay. Câvid Baysun, Ankara 1960, s. 101 vd.
  2. Bilâhire Şarki Rumeli Valisi olan Gavriyel Krestoviç Paşa'dır.
  3. Daha sonra Vezir rütbesi ile Hâriciye Müsteşarı olan Barutcubaşı-zadelerden Artin Paşa'dır.
  4. Cevdet Paşa, Tezakir, II, 101; aynı müel., Ma'rtlzat, s. 21; Ahmed Lutfi, Aynı eser, IX, 160.
  5. EuOne Morel, Türkiye ve Reformları (La Turuie et ses reformes, Paris 1866), çev. S. Belli, İstanbul 1984, s. 93.
  6. Bu teftiş ve şikayetlerin tafsilan için, Cevdet Paşa'nı n yukarıda adı geçen eserlerinde gösterilen yerlere balumz.
  7. BOA, Bulgaristan İradeleri, nr. 61, 20 Ca. 1273 tarihli irade; Cevdet Paşa, Tezakir, II, 101 vd.
  8. E. Morel, Aynı eser, s. 93.
  9. Bk. Cevdet Paşa, Tezakir, II, 104-105.
  10. Bu mahkemeler, genellikle üçü Türk, ikisi Bulgar ve biri de Yahudi olmak üzere altı kişiden teşekkül etmişti (Cevdet Paşa, Tezakir, II, gost. yer).
  11. Ahmed Râsim, Resimli ve Haritah Osmanlı Tarihi, IV, İstanbul 1328-1330, s. 2094; E. Morel, Aynı eser, s. 93 vd; Heyet, Resimli-Haritah Mufassal Osmanlı Tarihi, VI, İstanbul 1963, s. 3104.
  12. Bk. M. Hüdai Şentürk, Osmanlı Devletinde Bulgar Meselesi (1850-1875), Ankara 1992, s. 148-152.
  13. Ahmed lbsim,Osmanlı Tarihi,IV, s. 2095; Heyet, Mufassal Osmanlı Tarihi, VI, s. 3104.
  14. Vılâyet Nizâmnâmesi'nin metni için bk. M. H. Şentürk. Aynı eser, s. 253-271.
  15. BOA, lrâde-Meclis-i Mahsils (İ. MM), nr. 1245, 12 Ca. 1281 tarihli irade; İ. Hami Danişmend, ızahh Osmanlı Tarihi Kronolojisi, "IV, İstanbul 1972, IV, s. 226; N. Göyilnç, "Midhat Paşa'nın Niş Valiliği", Tarih Enstitüsü Dergisi, sayı 12. İstanbul 1982, s. 281.
  16. Edward Engelhardt, Türkiye ve Tanzimât, çev. Ali Reşad, İstanbul 1328, s. 169.
  17. BOA, L mm, nr. 1245.
  18. "Vilâyet Usıllifhün ihdası ve bir "niunfıne" olarak Tuna Vılayeti'nin teşkil hakkında bk. M. H. Şentürk, Aynı eser, s. 161-181; Ali Haydar Midhat, Midhat Paşa, Hayât-ı Siyâsiyyesi hidematı, Menf Hay-ki, I, (Tebüra-i Ibret), İstanbul 1325, s. 23-26.
  19. Bu sancaklara tayin olunan mutasarrıflar şunlardır: Vidin'e, Sabri Paşa (Tolcu Mutasarrıfhğından); Niş'e, Süleyman Bey (bilâhire Paşa, Lazistan Mutasarrıfliğrından); Tolçu'ya, Ahmed Rasim Paşa (Sofya Kaim-makaınlığından); Sofya'ya, Fehim Paşa (Yenipazar Sabık Kaimmakamı); Ruscuk'a Malımüd Fâiz Paşa (Üskilb Kaim-makamlığından); Vanıa'ya, Mustafa Arif Efendi (makamında ibka; Tırnova'ya, Hasan Tahsin Paşa (makamında ibka) (BOA, L Mm, nr. 1245; krş. Ahmed Ra• sim, Osmanlı Târlhi, IV, s. 2156 vd.
  20. BOA, L Am, nr. 1245, 12 Ca. 1281 tarihli irade BOA, Yıldız-Esas (YE), kısım 18, evrak 1861, zarf 93, karton 39, Ahmed Cevdet Paşa'nın 25 N. 1311 tarihli layihası.
  21. Engelhardt, Aynı eser, s. 169.
  22. Vilayet nizamnamesi, 1287 (1871) idare-i Umümiyye-i Vilayet Nizamnamesi'nin yürürlüğe girmesiyle kaldırılınıştır.
  23. İlber Ortaylı, Tanzimat'dan Cumhuriyete Yerel Yönetim Geleneği, İstanbul 1985, s. 52- 55.
  24. Boa, İ.MM, nr. 1245.
  25. Bk. Ahmet Cevdet Paşa'nın metni aşağıda verilen layihası.
  26. m Tayyib Gökbilgin, "Tanzimat hareketinin Osmanlı müesseselerine ve teşkilâtına etkileri", Belleten, XXXI/121, Ankara 1967, s. 110.
  27. Bk. Ahmet Cevdet Paşa'nın metni aşağıda verilen lâyihası.
  28. Cevdet Paşa, aynı lâyiha.
  29. Skender Rızaj, "Midhat Paşa'nın Rumeli'de vilâyetler kurulmasındaki rolü", Uluslararası Midhat Paşa Semineri , Bildiriler ve Tartışmalar, Edirne 8-10 Mayıs 1984, Ankara 1986, s. 60.
  30. "Midhat Paşa'nın böyle çar-çabuk kesüp biçmesi, bağ budamağa benzemişdir. Çünki, bağlar budanınca asmalarm köklerine kuvvet verildiği misilhiu şu hareket-i kâtı`âne, Bulgarlarm uruk-ı milliyyelerine yeniden kuvve-i galeyâm mücib olmasiyle, mu'ahharan görülen hâli netice vermişdir" (Ahmet Lutfi, Aynı eser, XII, s. 22; ayrıca bk. A. Refik [Altınay], "1284 Bulgar İhtilâli", TTEM, sene XV, sayı 9 [86] (1 Mayıs 1341), İstanbul 1341, s. 164). Bu hususta Ahmet Cevdet Paşa'nın Midhat Paşa hakkındaki görüşleri için, aşağıdaki metni verilen lâyihaya bakmız.
  31. Tuna gazetesi, sayı 1 (10 Şevvâl 1281); A. Haydar Midhat, Aynı eser, 27.
  32. Ali Ölmezoğlu, "Cevdet Paşa", lA. III, 116.
  33. Sırbistan'dan gelen eşluyâ ve tahrikçilerin üzerinde, halkı isyâna kışkı rtıcı evrâlun bulunması üzerine, Derviş Paşa'ya Bâbıâli'den gönderilen 27 Z. 1276 (17 Temmuz 1860) tarihli şukkada: "Karadağlulara ve Sırp beyine tenbillat-ı mütevaliye icra olunmakda"olduğu, "basiret üzre" bulunması ve "tecavüzi hareketden ictinab ile barâber emr-i tahaffuzi ve teclafü`lde ibraz-ı me'asir-i gayret olunmak lazım geleceği" ifâde edilmektedir (BOA. Ba- b-ı .4.safr Ayniyat Defteri, nr. 305 (Rumeli-Mühimme), s. 27).
  34. BOA, Irade-i Meclis-i Vala (MV), nr, 22328; BOA, 13a19-1 ıisafi Ayniyat Defteri, nr. 316 (Mühimme Kaleminin Rumeli), s. 12.
  35. Heyet, Mufassal Osmanlı Tarihi, VI, s. 3118-3120.
  36. BOA, Bâtı-t Asari Ayniyât Defteri, ur. 305 (Rumeli-Mühimme), s. 145 (Rumeli Ordusu Müşiriyyeti'ne yazılan şukka); Stanford J. Shaw-Ezel Kural Shaw, Osmanlı imparatorluğu ve Modern Türkiye, Çev. Mehmet Harmancı, C. II, Istanbul 1983, s. 190-192.
  37. Bk. Danişmend, Kronoloji, 187-188.
  38. A. de la Jonquire, Histoire de l'Empire Ottoman, s. 533'den naklen: Heyet, Mufassal Osmanlı Tarihi, VI, s. 3119; Danişmend, Kronoloji, IV, 201.
  39. Noradounghian, C. III, s. 202'den naklen: Heyet, Mufassal Osmanlı Tarihi, VI, s. 3119 vd.
  40. Heyet, Mufassa I Osmanlı Tarihi, VI, s. 3118-3120.
  41. Bk. Cevdet Paşa, Tezâkir, II, 157 vd. (Tezkire nr. 18); aynı müel., Ma'ruzât, s. 36 vd., Cavid baysun, "Cevdet Paşa'nın İşkodra memuriyetine dair", İI:Y Tarih Dergisi, sayı 19, İstanbul 1964, 20, 21.
  42. Ali ölmezoğlu, "Cevdet Paşa", İA, III, 115-116.
  43. E. Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, C. VII, Ankara 1977, s. 162-163, 181, 183.
  44. Cevdet Paşa, Tezâkir, III, s. 105; Ali Ölmezoğlu, "Cevdet Paşa", İA, III, 116.
  45. Bk. Cevdet Paşa, Ma 'ffiza-t, s. 65 vd.
  46. S.J. Shaw-E. K. Shaw, Aynı eser, II, 190-192.
  47. Cevdet Paşa, Ma'rılzât, s. 69.
  48. S. j. Shaw-E. K. Shaw, Aynı eser, II, 190-192.
  49. BOA, YE, Kısım 18, Evrak 1861, Zarf 93, Karton 39.
  50. Cevdet Paşa'nın millki-idâri, siyâsı-askeri, adli-hukuki, iktisâdi-mâli vb. hususlarda yapılması gereken ıslahat hakkında görüş ve tavsiyelerini muhtevi Sadâret'e arz ettiği lâyihası için bk. Tezâkir. IV, s. 97-103.
  51. Bk. Tezâkir, I, s. 62 vd.
  52. Bk. Ma'nizât, 5.110-111.
  53. Bosna ve Hersek meselesine ait bölümler Tezâkir'de, ağı rlı kla 20-26 numaralı tezkirelerde; Ma'nlzât'da ise "Üçüncü Cüzdan"da yer alan "Teftiş-i Bilâd" başlığı altı nda yer almaktadır. O zamana kadar Hersek müstakil bir mutasarnflı k, Bosna ise eyâlet idi.
  54. Bk. Ma`rılzât, s. 43.
  55. Bk. Ma rilzât, s 69; Tezâkir, II. s. 274-275.
  56. Bk. Ma'râzat, s. 43-44.
  57. Bk. Maialzat, s. 83.
  58. Bu lâyiha, 47 varak olup İstanbul Belediye Ktb. Cevdet Paşa Evrâlo arası nda nr. 26'da bulunmaktadır.
  59. Bk. Maialzat, s. 69-70.
  60. Bk. Maitlzat, s. 43.
  61. Bosna ve Hersek teftişi sırasında Cevdet Paşa'ya gönderilen şifre ve telgraflar, 67 varak halinde İstanbul Belediye Ktb. Cevdet Paşa evrâlu arası nda nr. 27'de bulunmaktadır. Cevdet paşa tarafından Sadareee gönderilen şifre ve telgraflar ise, yine aynı kütüphane ve tasnifde, nr. 57'de yer almaktadır.
  62. Bk. Ma'rıl zât, s. 70-71; Tezkir, II, s. 268-270.
  63. Tezakir, III. s. 114-115.