MEHMET ŞEKER

Dokuz Eylül Üniversitesi,İIlâhiyat Fakültesi, İslam Tarihi Anabilim Dalı Başkanı

Islam-Türk kültür tarihinde sosyal hayâta dâir eserlerin varlığı üzerin-de, az da olsa son yıllarda bazı çalışmalar yapılmaktadır. Yusuf Has Hâcib'in Kutadgubilig'i ile Dede Korkut hikayeleri gibi en eski Türkçe eserler yanında, devirlerinin yaşayışlan hakkında dağınık da olsa, bazı eserlerde, çeşitli vesika niteliği taşıyan belgelerde, tabakât kitaplannda, se-yehatnâmelerde ve umumi eserlerde bilgiler bulmak mümkün olabilmek-tedir. Bunlar yanında, doğrudan âdâb ve ahlak konularından bahseden eserleri, devirlerinin sosyal hayatlanna dair bir çok çizgiyi ve özellikle ide-al saydıklan toplum yaşayışına ulaşmak için dikkat edilecek kural ve pren-sipleri ihtiva edip, okuyuculannı yönlendirdikleri için daha da dikkatle gözden geçirmek gerekir. Bu anlayışla benzeri eserler üzerinde durulursa, sonuçta, Islam-Türk kültüründe sosyal hayatın tanınması imkânına kavu-şulmuş olacağına inanıyoruz. İşte bu düşünce ile hicn dokuzuncu, milâdi onbeşinci asnn önemli şahsiyetlerinden biri olan Fatih Sultan Mehmet (II, 16, Muharrem, 855/ 18, Şubat, 1451-4, Rebiulevvel, 886/3, Mayıs, 148t)devrinin sosyal yapısını incelemek için öncelikle, Fâtihin yazdırdığı belgelerden işe başlamanın uy-gun olacağını göz önüne alarak, müesseseler tarihinin en mühim vesikala-rından biri olan valcflyeleri elden geçirmeye karar verdik. Bu vakflyelerde, hem devrin bayındırlık eserlerini tanıma imkanı bulmaktaya. Hem de, devrin bir çok müesseselennin işleyişi ile bu müesseselerde görevli olanla-rın özellikleri hakkında bilgiler edinmekteyiz.

Vakıflar Umum Müdürlüğünün "Fatih Mehmet II Vakfiyeleri[1] adı ile 370 sayfa halinde tıpkı basım olarak neşredilen Türkçe vakfiye esas alı-narak, incelemeye çalıştığımız Vakfiyede, h. IX/m. XV. yüzyılın Osmanlı devletinin başkenti olan Istanbul'u ele alarak devrin sosyal hayatı hakkında biraz olsun bilgi sahibi olmaya çalışacağız. Fâtih'in h. 875/m. 1470 senesinde kaleme aldırdığı bu vesika, şüphesiz ki devrinin anlayışı ve yaşayışı hakkında önemli bir belge hüviyetini taşımaktadır.

I. VAKFİYE'YE GÖRE DEVLET VE HALK

I — Devlet ve Re'âyâsı

Fatih vakfiyesinin girişinde, vakfın sebebi anlatılırken insanın kâinâtın özü olarak yaratı ldığı belirtilmektedir [2]. Bu anlayışla insanoğlunun emaneti iyi kullanması gerektiğinden, bir çok hayı r ve güzel işler yapması için bu dünyaya geldiği üzerinde durulan [3] Vakfiye'de, aynı zamanda; Fâtih Sultan Mehmed'in güzel vasıfian sayılmaktadır [4].

Bu arada, Istanbul'un 857/1453 senesinde fethinden sonra, bir çok bina yapılmasının sebebi olarak; sâdece bir şehrin güzelleştirilmesi değil, aynı zamanda halkının da gönlünü kazanmak olduğu üzerinde durulan Vakfiye'nin girişinde[5], amacın adâlet, diyaneti ve güzel ahlâlu hakim kılmak olduğu belirtilmektedir[6].

a) Müslim ve Gayr-i Müslim Halk

Bilindiği gibi bir devletin devlet olabilmesi için önemli unsurlarından biri, üzerinde yaşanılan bir vatana sâhip olunması, diğeri de bu vatanda yaşayanların bulunmasıdır. Yani halkın var olmasıdır. Vakfiyenin özünde halkın, gerek millet olarak, gerekse rawyet olarak, Pâdişahın himayesinde yaşamayı kabul edenlerin kastedildiği görülmektedir[7]. Nitekim, Osmanlı sınırları içinde müslümanların varlığı belirlenmekte ve bunlar, ehl-i Islam tâbiri ile irade olunmaktadır [8].

Vakfiye'de Müslümanlardan ayrı olarak ğayr-i müslim halkdan da söz edilmektedir. Ğayr-i müslimlerin yaşadı kları bölgelerin vakıf olarak tahsis edildikleri belirtilirken; "İstanbul etrâfinda olub alıdlısı kabül-i zimmet eden karyelırden ve ehl-i islâmdan Devlet-i İslâmiyede mtictımi' olub sâye-nişin-i devletleri olan kaıyelerden ba'zı sırf müslimin, ba'zı muhtelit, ba'zı sırf ehl-i zimmet otuz beş pâre )kaiye "[9] şeklinde; müslümanların köylerinden, müslüman ve ğayr-i müslimlerin karışı k yaşadı kları köylerden ve sırf ğayr-i müslimlerin köylerinden bahsedilmektedir. Mesela, Çorlu nahiyesine tabi köyler sayılırken bu ğayr-i müslim köylerin isimlerinin bile eski adları ile zikredildikleri görülmektedir [10].

Bu ğayr-i müslim halkın hıristiyan ve yahudilerden teşekkül ettiği, hatta, aynı mahallede özellikle İstanbul'da, müslümanlarla da birlikte yaşadıkları görülmektedir[11].

b) Devletin Halka Bakışı

Vakfiyede yer alan irâdelerde, yapılan hayratın "mühimmat-ı halk" için olduğu [12] belirtilmektedir. Hatta bir başka ifade de; "...âsdr-:

Fatihin vakı flar' arasında sadece, cami, medrese ve benzeri yapılar bulunmayıp çarşılar, değirmenler, han ve hamamlar yanı nda; kiliselerin de bu vakıf eserler arası na dahil edildiklerini de görmekteyiz[15].

Vakfiyenin bütünü incelendiğinde görülecektir ki, devletin hududlan içine giren her yerde yaşayan insanlara hizmet götürme anlayışı hâkimdir. Nitekim Vakfiyede yer alan şu beyit bunun açı k ifâdesidir:

"Hüner bir şehri biinycid eylemekdiir,

"Re'âyâ kalbin âbcid eyleınekdür. "[16]

2 — Ulemâ ve Ilim Müesseseleri

Bilindiği gibi, Osmanlılarda Padişah hariç, diğer devlet ricâli çoğunlukla ulemâ arasından yetişmişlerdir. Bunun için Osmanlı ların kuruluşundan itibaren ilmiye sınıfına ve bunları n yetişmesine çok önem verilmiştir. İşte Fâtihin Vakfiyesinde de bunun örneğini görüyoruz.

Fâtih Mehmet, Istanbul'u fethettikten hemen sonra, bir çok boş kiliseyi hemen medreseye çevirmiş ve bunlara gerekli vakıflar tahsis ederek ilmi faaliyetlerin başlamasına böylece imkan hazırlamıştır [17]. Bunlarla da yetinmiyen Fatih kendi adıyla anılan sekiz medrese ve bu medreselere ek olarak Tetimme medreseleri ile bir Daru't-ta'lim bina ettirmiştir. Böylece Anadolu'da ilim tahsil etmek isteyenlere, istedikleri alanda, yetişmelerini sağlamak için tedbirler almakla kalmamış [18] , bazı teşvik edici tedbirler de almış bulunmaktadı r. Mesela; medreselerin bir köşesine yaptı rdığı kütüphanelere, öğretim elemanları ile öğrencilerin faydalanmalan için de kitaplar vakfetmiştir [19]. Bunun yanında müderrislerin birçok fazilet ve meziyetleri yanı nda; nakli ilimlerle de yetişmiş olmasını şart koşmuştur [20].

3 — Esnaflar ve Çarşıları

Halkı n bir kısmını n da ticaretle meşgul olduklarını bildiğimiz Osmanlı sosyal hayatında çarşılann büyük bir yerinin olduğunda şüphe yoktur. Alış veriş yaparak, halkın ihtiyacını karşılıyacaklan şeyleri satın alabilecek dükkan ve çarşılann sayılarının ne kadar fazla olduğunu anlamak için sâdece Istanbul merkezindeki Fâtih'in yaptırdığı Vakıf dükkanlarla çarşıları tesbit etmek yeterlidir [21]. Bozahâne, simitçi, kasap, tavukçu, ekmekçi, marangoz, boyahane, bezirhane, demirci, sabunhane, mumhâne olmak üzere vakfiyede sayılan ve sadece XV. yüzyılda Istanbul'un merkezindeki vakı f dülckanlannın sayısı ı 5o'yi bulmaktadır [22].

Vakfiye'nin çarşılann tek tek sayılan bölümünü gözden geçirdiğimizde, birinci tabloda da görüleceği üzere; sadece vakfedilen dükkan sayısını değil, devrinde Istanbul'da mevcut olan çarşılann muhtelif semtlere dağılımının nasıl olduğunu ve bu çarşılann fonksiyonlarını da anlamamız mümkün olmaktadır. özellikle bu çarşılarda, aynı işi yapan esnafın günümüzde de olduğu gibi bir çarşıda toplandıklarını da görmekteyiz [23].

Vakfiye'de vakfa bağlı çarşıların adları ve dükkan sayı ları (kapı sayı larına göre) nı gösterir tablodur :

vakfiyesinde devlet adamlarının özellikleri ele alını

Bu çarşılarm bulunduklan yerleri ve özelliklerini de tarif eden vakfiye metninden; Bezzazistan ile Sultan Bazarı hakkındaki ira'deleri örnek olarak kaydetmekte fayda mütâlea etmekteyiz:

"Evkâf-z şerifeleri olan akarâtdan biri bezzazistandır ki, Dekkâkin-i bezzâziye (Manifaturacılar) tair olunur. Daru's-saltanatı 's seniyye (Başkent), Mahmiye-i Kostantiniyye (İstanbul)'de merhum Mahmud Paşa İmareti kurbünde (yakınında) Çak:sağa Mescidi mahallesinde vâki'dür, yüz on sekiz sanduku muştemildir. Tevâbiindın olup bunlara muttasıl olan (bitişik) dekâkin (dükkanlar) ile vakf-ı Şeriftendir. Havâli-i Bezzazistanda vâki dükkanlar ki BEZZAZLAR; TAKrECİ- LER, DERZİLER (Terzi) sâkin olurlar ve Bitpazan dedikleri sükta (çarşıda) vâki' olan dekain cemi an (toptan) Bezzâziyeye tdbidir, mecmüa sekizyüz kırk dokuz (849) Mb (kapı) dükkândır, cemi an vakf-ı şeriflerdir" [24].

Fâtihin Istanbul'un ortasına bina ettirdiği câmiin yani Fatih Câmiinin yakınındaki çarşı da şöyle tanıtılmaktadır: »İnşâ buyurduklan câmi-i cedid kurbünde medine-i Kostantiniyye'nin vasat:ıl& vâki' Bazar ki lcebirdir (büyük bir çarşıdır). Deka-in ve hucunit: miışternil ve SULTAN BAZARI dernekle ma'râf ve meddris-i şente (medreselerini) etrâfinı muhit& (çevirmektedir), ikiyüz seksen altı bâb (286) diikkân ve otuz iki (32) bâb hucurât: (hücreler) mtiştemildir "[25].

4 — Imâlâthâneler

Yukarıdaki bölümde ele aldığımız çarşılarda çeşitli ticari faaliyetlerin yapıldığı dükkanlardan bahsettik. Bunlardan başka, vakfiyede belirtilen helvacı [26] simitçi [27], çömlekçi [28], ekmekçi [29], mumhâne[30], ayakkabı° [31] ve marangoz [32] gibi imâlâthânelerden de bahsedilmekte ve bu türlü iş yerlerinin varlığından haberdâr olmamıza imkan vermektedir.

Ayrıca, valufiardan biri olarak gösterilen ve halkın ihtiyacını karşılamak üzere faaliyet gösteren değirmenlerden söz edilmektedir. Yalnız Istanbul'un merkezinde bulunanların sayısının ı o6'ya ulaştığı bildirilerek bunlar sayılmaktadır [33].

5 — Sosyal Müesseseler

Fatih vakfiyesinde medrese ve kütüphâne gibi kültürel müesseselerden bahsedildiğini yukarıda belirtmiştik. Burada diğer umurni hizmetlere tahsis olunabilecek bazı müesseselerden, vakfiyede işâret edildiği kadan ile üzerinde durmak istiyoruz.

Vâkıfin, saltanat ve devletinin evlâd ve torunlanna intikal ederek daha uzun ömürlü olması niyeti ile hayır eserleri bina ettirdiğini belirttiği bölümde; "..tekrâr inşay-ı hayrâta himmet ve tecdide azim: buyunıp Dâru's-saltanatt's- seniyye-i mahmiye-i Konstantiniyye'de...»; Verazâde Câmii, Yeni Cami ve Fatih Câmii ile medreselerini yaptırdığını [34] ifade ettikten sonra şu camilerin inşa ve tamir ettirildiği kaydedilmektedir: Ayasofya Câmii, Molla Zeyrek Camii, Galata Câmii, Silivri Camii, Câmi-i Cedit, eş-Şeyh Vefâzâde Camii, Rumeli Hisan Camii [35]. ibâdethânelerden ayrı, özellikle hasta ve yolcular için yaptırılan vakıf müesseseler ilgi çelcmektedir [36]. Bu iki önemli müessesenin birine Dânı'şşira, diğerine de imâret adı verildiğini söyleyen Vâkıf [37], bunlardan Dâru'şşira'nı n, bir hastalığa yakalanmış ilaç ve tedâviye muhtaç hastalar için, "İmdret-i Sultâniyezhin de, yolcular ve her çeşit misâfirin banndınlması için yaptırıldığını [38] belirtmektedir.Bu eserlerin özelliğini anlatan bir şiirinde Vakfiyeye alındığını görmekteyiz. O da şöyledir:

"Kesilmez mini bir dem çim meh-i ciyd,

"Seher tâ şâm hemçün kurs-t hurşid,

"Mü/zenci Cennet-6d dürlü nı` met,

"Salâdur yiyip içen cdna minnet,

"Döşenmiş sofra-i zerrin şeb u ruz,

"Misdl-i mihr u mdh-t diem -efri2Z,

"Huddyd sâhibin ğark-z ni am kt4

"İki âlemde ddim muhterem kıl "[39]

Burada zikri geçen İmaretten ayrı olarak, Istanbul'a gelecek olan misâfirlerin kalmalan için hanlar yaptı rıldığı kaydedilen vakfiyede; bunların yerleri ve sayıları hakkında da bilgiler verilmektedir. "Bey Kârbansarayı" diye tanınan Sultan hanı Diye Hatun Mescidi mahallesinde ve "doksan sekiz bâb hucurâti müştemildir[40]. "Bodrum kârbansarayi" diye bilinen ve Eski Saray civarında yaptırılan hân ise. "otuz bir bâb hucurâti müştemildir[41]. Ayrıca, Odun Kapısı mahallesıı,:=. ki han ile, Taht-ı Kalca mahallesindeki "Yemiş Kapanı" da zikri geçen diğer hanlardandır[42].

Halkın yararına yapılan müesseselerden biri de, Fatih Valdiyesinde; "cümlesini mesâlih-i hayrât-ı şerifeleri için Vakf buyurdular" diye-rek sayılan hamamlardır. Bunlar; Taht-ı Kalca, Hammam-ı Yehild, Sinan Paşa, Alaca, Sırt, Kazasker, Azebler, Balat Kapısı, Çavuşbaşı, Kulle ve Fa-tih Câmii yanındaki hamamlardır[43].

Dâru'ş-Şira, Imâret, han ve hamamlar Fatih devrinin sosyal hayatın-da, halkın yararına olmak üzere, birer vakıf müessese olarak yaptırdmış olmaları, sadece ibâdethâne ve kültür kurumlarına değil, ihtiyacı duyulan sosyal müesseselere de ne kadar ehemmiyet verildiğini göstermektedir. Kaldı ki, bunlar, sadece Fâtih Vâkfiyesinde zilcredilenleridir. Diğer devlet ricâli ve eşrâfin yaptırdıklan bu sayılanlann dışında kalmaktadır.

II — VAKFIYE'YE GORE ŞEHIRLEŞME VE YERLEŞIM

Fatih Vakfiyesinin muhtevâsı gözden geçirilince, bir çok hususta oldu-ğu gibi, dönemin şehircilik anlayışı hakkında da bilgi sahibi olmamııı mümkün kılacak bazı bilgilere rastlamaktayız. Gerek şehrin mahallelerinin oluşumu, gerekse halkın yerleşimi hakkında elde edilen bilgileri değerlen-dirmeye gayret edeceğiz.

I — Şehirleşmede Rol Oynayan Faktörler

Vakfiyede özellikle Istanbul'un XV. yüzyıldaki konumu hakkında bil-giler bulmaktayız. Mahalleler, kaleler, mâbetler, çarşılar, hanlar, hamam-lar v.s. yapılar hakkındaki mevcut bilgiler yanında; "nüzhetgâhn yani pik-nik ve gezinti yeri olarak faydalanılan ve "zeytinlikn denilen bir yerden de bahsedilmiş olması ilgi çekicidir[44].

Istanbul'un fethinden sonra, yerli halkın işlerini görme ve ihtiyaçlarını giderme[45] düşüncesiyle çeşitli tedbirlerin alındığı görülmektedir. Bu düşünce ile çeşitli sanatkâr ve meslek grubunun Rumeli ve Anadolu tara-fından Istanbul'a gelerek yerleşmelerine ve Istanbul'da icrây-ı faâliyette bulunmalanna imkan hazırlamak üzere tedbirler alındığı, Vakfiyede söz konusu edilmektedir[46]. Bu ve benzeri tedbirlerin şehrin gelişmesine katkısı olduğunu söylememize imkan vermektedir.

Yine, Valcliye'nin bize bildirdiğine göre, hem bizzat Fatih'in kendisinin, hem de diğer ricalin yaptırdıklan çeşitli mimari yapılar da şehrin gelişmesinde ve mahallelerin oluşmasında rol oynamıştır diyebiliriz. Özellikle değişik şahısların mescidleri sebebiyle birçok mahalle adını n mescidler çevresinde oluştuğu gözönüne alınarak, verildiğini söylememize imkan verecek örnekler bulunmaktadır. Mesela; "Küçülthacı Mescidi Mahallesi[47] "Çelebioğlu Mescidi Mahallesi[48], "Mercanağa Mescidi Mahallesi[49] ve "Cstad Ayan Mescidi Mahallesi" [50] v.b. bunlara birer örnek teşkil etmektedir.

Bunun yanında yeni yapılan bir müessesenin de mahallenin ismini etkilediğini söyleyebiliriz. "Azebler Hamamı Mahallesi" [51]nin yapılan hamamdan dolayı bu adı aldığını görüyoruz. Yine bir mahallede çeşitli çarşı ve meslek grubunun varlığı da buranın adını etkilemektedir; "Sultan Bazarı" [52] "Bozahâne Mahallesi"[53], "Yeni Bezzaz Mescidi Mahallesi[54] ve "Salc-ı Nehhisin[55] gibi mahalle adları, belli meslek mensuplarının bir arada bulunmaları sebebi ile kendi iş sahalarının adları ile tanınmalan ve anılmalanna yol açtığı söylenebilir.

Ulernadan bazılannın oturdukları veya ilmi faaliyette bulundukları semtlerde onların adları ile anılmalanna sebeb olmuştur. Mesela; "Mefhar- ı Ulemây-ı Rılm (Anadolu alimlerinin öğülmüşlerinden) Molla Hüsrev Mescidi Mahallesi[56]", "Fahru'l-Ulemâ (Alimlerin öğülmüşü) Hızır Bey Çelebi Mahallesi[57] ve "Karalcâdi Mahallesi"[58] gibi mahalle isimleri, şahsiyetlerini mahallelerine kabul ettirmiş kimselerin adlarını taşımaktadır.

Bunun yanında, eskiden mevcut eserlerin de semt ve mahalle isimleri olarak verilmelerinde rol oynadılclannı görüyoruz. Ayasofya Mahallesi [59], "Aya Kenisesi mahallesi "[60],Lis (Lips) Manastı r' Mahallesi[61]' nin adları bunlara örnek olarak gösterilebilir. Ayrıca, şehrin kaplarından bir kısmının adları da mahalle adı olarak Vakfiyede geçmektedir. "Fener Kapısı", "Edirne Kapısı" "İsa Kapısı" ve "Odun Kapısı" ile "Iskele Kapısı" mahalleleri"[62] bunların örneklerindendir.

2 — Halkın Yerleşim Durumu

Istanbul'da dint cemaatlerin yerleştikleri semtlerin de, o dini cemaatin dinlerine göre mahalle adı olarak verilmiş olduğunu Valcfiyeden öğrenmekteyiz. "Edirneli Yahudiler Mahallesi[63]" bunun en belirgin örneğidir. Gerçi Istanbul'da hem hristiyan ve yahudilerin, hem de müslümanların bir arada oturdukları mahallelerin daha Fâtih devrinde var olduğunu bu Vakfiye bize açıkça göstermektedir[64]. Hatta, Fâtih'in müslümanlar için Vakıf eserler yaptırdığı gibi; hınstiyanlar için de kilise yaptı rarak vakfettiğine dâir şu ifâ'de; şehir halkının tüm ihtiyaçlarını yöneticilerin dikkate aldıklanna güzel bir örnek olsa gerektir: "Seyyidi Ali Mahallesinde olan keniseyi Vakf buyurup evkâf-ı şerifelerine ilhak buyurmuşlardır[65]".

Yukarıdaki bölümlerde de belirttiğimiz gibi gerek yahudi ve hıristiyanlar gibi gayr-i müslimler, gerekse müslümanlar bazı mahallelerde içiçe, yanyana yaşamışlardır. Hatta, ticari hayatı da beraberce sürdürdükleri görülmektedir.

Bu arada, özellikle yahudi isimleri ile müslüman isimlerinin benzerlikleri sebebiyle birbirleriyle kanşmaması için Vakfiyede farklı imlâ kullanıldığını görmekteyiz. Mesela; Musa kelimesi, müslümanlar için sinle ( ) yazılırken yahudiler için sad'Ia ( ) yazılmaktadır[66]. Bu örnekleri artırmak mümkündür. Bu durum, müslümanlarla gayr-i müslimlerin bir arada yaşadı klarına açık bir örnek olsa gerektir.

Şehrin yerleşmesinde meslek grublannı n da rol oynadığına yukarıda işaret etmiştik. Valcliyeden elde ettiğimiz bilgilere dayanarak hazı rladığımız Tablo-ı ve Tablo-2'de bu durum açı kça görülmektedir.

Fatih Vakfiyesinde Ğayr-ı Müslim Halkın Yerleşimi[67]

SONUÇ

Fatih vakfiyesinde devlet adamlarının özellikleri ele alını rken; kainatın özü olarak kabul edilen insana hizmet anlayışının hakim olması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu anlayışla, müslim ve 'ğayr-i müslim ayınmı yapı lmaksızın herkese hizmet etme noktasının esas alındığı üzerinde durulmaktadır.

İstanbul'un fethinden hemen sonra, ilim müesseselerinin faaliyete geçirilerek bilginlerin buralara çekilmesi için gerekli tedbirlerin alınmış olduğuna dâir bilgiler veren Vakfiye, kütüphanelere temin edilen vakıf kitapların öğretmen ve öğrencilerin yararlanmaları için vakfedildiğini göstermektedir.

Ayrıca, fetihten sonra, şehrin imânna da önem verildiğini görmekte-yiz. özellikle, ihtiyaç duyulan alanlarda meslek mensuplarının Istanbul'a getirilerek bunlara dükkanlar ve çarşılar yaptınlıp güven ortamı içinde yerleşip çalışmalarının sağlandığı görülmektedir. Çeşitli meslek mensupla-rının bir arada, bir site halinde faâliyette bulunmalarını sağlamak için çar-şılar yaptınlmış olması günümüzdeki uygulamaları andıran modem te-şebbüsler olarak düşünülebilir.

Halkın sosyal ihtiyaçlarını da dikkate alan Fâtih'in cami, imâret, dârü'ş-şifâ, han, hamam ve benzeri sosyal müesseseleri vakıf eseri olarak yaptırmış olması da ilgi çekici bir uygulama olarak görülmektedir.

Fatih devrinin Istanbul'unda, mahallelerin oluşumu ve şehirleşmede rol oynayan faktörleri tesbit etmek için Vakfiye önemli bir vesika hüviye-tindedir. Buna göre; Istanbul'daki mahallelerin, meslek mensuplarının yerleşmelerine halkın ileri gelenlerinin özelliklerine, dini durumlarına göre isim aldıkları görüldüğü gibi, şehrin fiziki gelişmesinde rol oynayan yapı-ların da bunda rolü olduğu görülmektedir.

Şurası bir gerçektir ki, Fâtih Vakfiyesi, XV. yüzyılda Istanbul'un, müslümanlarla ğayr-i müslimlerin içiçe ve beraberce yaşadıkları bir şehir olduğunu açıkça göstermektedir.

Dipnotlar

  1. Fatih Mehmet II Vakfiyeleri, Ankara, 1938; bu eserde; Fatih'e ait, Türkçe Vakıf vesikası ile Arapça Eyytib vakfiyesi ve Eyyüb Zâviyesi vakıf vesikası bulunmaktadır.
  2. Fatih Mehmet Il Vakfiyeleri, ıı .
  3. Aynı Eser, 16.
  4. Aynı Eser, 22-35.
  5. Aynı Eser, 36.
  6. Aynı Eser, 37.
  7. Aynı Eser, 28, 47.
  8. Aynı Eser, 27, 65, 162 V.S.
  9. Aynı Eser, 65.
  10. 10Aynı Eser, 67-68.
  11. Aynı Eser, 102-106; Istanbul'da "Edirne% Yahudiler Mahallesr(s. 102-106), "Künfoz" (148), "Esbomasya" (s. 150) ve Lis (Lips) (s. 166) gibi mahalle isimlerine rastlanmaktadır.
  12. Aynı Eser, 228.
  13. Aynı Eser, 72.
  14. Aynı Eser, 284.
  15. Aynı Eser, 134-166.
  16. Aynı Eser, 36; Mahâret, bir kenti bayındır kılmak, halkının gönlünü de şenlendirmektir.
  17. Aynı Eser, 43-44, 46; İsmail Hami Dânişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, I, İst., 1971, 264.
  18. Aynı Eser, 51-53, 60-63.
  19. Aynı Eser, 53-54.
  20. Aynı Eser, 6o-61, 262-263.
  21. Aynı Eser, 96-166; Bakınız, Tablo-1.
  22. Aynı Eser, 96-166.
  23. Aynı Eser, 73-9 .
  24. Fatih Mehmet II Vakflyeleri, 73-74.
  25. Aynı Eser, 74.
  26. Aynı Eser, 82.
  27. Aynı Eser, 125.
  28. Aynı Eser, 130.
  29. Aynı Eser, 151.
  30. Aynı Eser, 154., 159.
  31. Aynı Eser, 156.
  32. Aynı Eser, 138.
  33. Aynı Eser, 228-240.
  34. Aynı Eser, 47-52.
  35. " Aynı Eser, 57; Vakfiyede, Fatihin birçok kiliseyi camiye tahvil ettiğine dair yazılan şu beyitte dikkat çekicidir: rıktı hezaı tnitgedeyi mesctd eyledi,"fiiikus yerlennde okuttu ezanlan" Fatih Mehmet H Vakfiyeleri, 46.
  36. Fatih Mehmet İİ. Vakfiyeleri, 55.
  37. Aynı Eser, 56, 57.
  38. Aynı Eser, 63.
  39. Aynı Eser, 56.
  40. 40Aynı Eser, 91.
  41. Aynı Eser, 92 .
  42. Aynı Eser, 92-93.
  43. Aynı Eser, 93-94.
  44. Fatih Mehmet II Vakfiyeleri 4o, Buranın Rumeli Hisannın zemin kısmı olduğuna dair mütalea için bakınız: Vakfiyelerin Takdiminde yazılan: "Fatih Mehmet II'ye Ait Vakıf Vesficaları" başlıklı, imzasız giriş, g.
  45. Fatih Mehmet II Vakfiyeleri, 36, 72.
  46. 46Aynı Eser, 36.
  47. Aynı Eser, 1 13-114.
  48. Aynı Eser, 114.
  49. Aynı Eser, 123.
  50. Aynı Eser, 158.
  51. Aynı Eser, 124, 128.
  52. Aynı Eser, 142.
  53. Aynı Eser, ı og.
  54. Aynı Eser, 120, 16o.
  55. Aynı Eser, 16o.
  56. Aynı Eser, 138-139.
  57. Aynı Eser, 98, 123, 133.
  58. Aynı Eser, 96.
  59. Aynı Eser, 96.
  60. Aynı Eser, 137.
  61. Aynı Eser, 166.
  62. Aynı Eser, 147-150, 154-155.
  63. Aynı Eser, 9g-ı o4.
  64. Aynı Eser, 104-106.
  65. Aynı Eser, 166.
  66. Aynı Eser, bol.
  67. Bu tabloda südece, ğayr-i müslim unsurlara örnek olmak üzere bir kısmının yerleşim durumu gösterilmiştir.

Şekil ve Tablolar