COŞKUN ALPTEKİN

Eyyubi Devletinin askeri teşkilatına değinmeden önce Selçuklu askeri teşkilatının ana hatlarına bakma gerektiği kanaatindeyim. Selçuklularda askeri teşkilatta yapılan en mühim değişikliklerden biri askeri iktadır. Bu sayede pek kalabalık orduların devlete yük olmadan beslenmesi mümkün kılınmıştır. Eski Türk toprak hukukunun yeni şartlara uydurulması ile ortaya çıkarılan ikta, askerî olduğu kadar devletin idari ve hukukî temellerinden birini teşkil etmektedir.

Büyük Selçuklularda ordu üç ana kısımdan müteşekkil idi. Bunlar, Hassa kuvvetleri olarak da adlandırılan Gulaman-ı Saray, ikta bölgelerinde her an savaşa hazır bir vaziyette tutulan tımarlı sipahiler ile yardımcı kuvvetler idi. Gulaman-ı Saray küçük yaşta saraya alman özel bir eğitimden sonra, hassa ordusuna katılan kuvvetlerdi. Bunlar kendi içlerinde bazı guruplara ayrılarak hükümdara hizmet ederlerdi. Bu kuvvetlerin birkısmı piyade idi. Ordunun esas gücü Tımarlı Sipahilerdi. Bunlar ikta sahibi olan ümeranın beslemekle yükümlü oldukları süvarilerdi.

Yardımcı kuvvetler ise, ya muayyen bir ücret karşılığında ya da ganimetten pay almak sureti ile sefere katılan Türkmen kuvvetleriyle, gönüllüler (mutavviûn), gaziler (Guzad) ve Battalun denilen askerlerden müteşekkildi. Bunlar Divanü’l-Ceyş’in tutmuş olduğu defterlere kaydedilirler, sefer sonunda ücret veya ata tabir edilen bir pay alırlardı.

Ayrıca ordu içerisinde Mancınıkçılar (Haccarun), lağımcılar, neftçiler (Neffatun) gibi bilhassa muhasaralarda yardımcı sınıflar bulunmaktaydı.

Türkiye Selçuklu ordusu da Büyük Selçuklu ordusu gibi idi. Türkiye Selçuklu Kara ordusunu Kapıkulu, Tımarlı Sipahi ve yardımcı kuvvetler olmak üzere üç ana gurupta toplamak mümkündür. Bunlardan Kapıkulu askeri de kendi arasında Müfret (Müfadere), Halkaî Has (Dergâh), Gulaman-ı Dergah, Mülazıman-ı Yatak veya Yayak gibi sınıflara ayrılmıştı.

Tımarlı sipahiler Büyük Selçuklularda olduğu gibi ikta bölgelerinde beslenirdi. Moğol istilasından sonra Türkiye Selçuklu devletinde nizam bozuldu. Bir kısım verimli ikta arazilerinin yurtluk “Mülk” haline getirilmesi asker sayısını azalttı. Bu husus devletin yıkılmasındaki sebeplerden biri oldu. Yardımcı kuvvetler ise Büyük Selçuklularda olduğu gibi aşiret kuvvetleri ile gönüllülere dayanmaktaydı. Ayrıca orduya Ecri Har denilen geçici ücretli askerler de alınırdı. Bu askerlerin bazen müslüman olmayan milletlerden de seçildiği olurdu.

Selçuklu Devletlerinde ordunun öncü kuvvetlerine “Pişdar’, “Mukaddeme" veya “Taha”, sağ kola “meymene”, sol kola “meysere" merkez kuvvetlerine “Kalb” veya “Dümdara”, arka kuvvetlere “Saka’ denilirdi. Karargâh ise “Muaskar” olarak adlandırılırdı. Türkiye Selçuklularında ordu, en küçüğünden başlamak üzere, ellibaşı subaşı, emir, serasker, emir sipehsalar ve Melikü’l-Ümera gibi komutanların emri altında idi.

Selçuklu ordusunda asker ok, yay, kılıç, kargı, gürz, topuz, nacak gibi savaş aletlerini kullanırlardı. Ayrıca çarh, tiriçarh veya zemburek denilen peşpeşe büyük oklar atan zemberekli bir alet kullanılmaktaydı.

Büyük Selçuklu İmparatorluğu’na bağlı olarak kurulmuş olan fakat daha sonraları bağımsızlıklarını elde eden atabeyliklerin askeri teşkilatları bu sistem içinde idi. Musul Atabeyi İmadeddin Zengi kendisine ikta olarak verilen Musul ve Halep gibi yerlere karşılık 7.000 civannda sipahi beslemekteydi. Başlangıçta Musul atabeyliği’nin askerî teşkilâtının yapısı, Büyük Selçuklu askeri teşkilâtının bir halkasını oluşturuyordu. Fakat Büyük Selçuklu devletinin yıkılmasıyla bağımsızlığını ilân eden Musul Atabeyliği, Nureddin Mahmud b. Zengi zamanında askerî teşkilâtını düzenledi. Ancak bu düzenleme tamamiyle Büyük Selçuklu devletinin askerî teşkilâtının bir küçük modeli olmaktan ileri gitmedi. Eyyubı Devletinin kurucusu Selahaddin ve amcası Şirkuh ile babası Eyyüb, Büyük Selçuklu devletine tabi olan Irak Selçukluları vasıtasıyla Musul atabeyliği’ne intikal eden askerî teşkilâtın içinde birer kumandan idiler. Zaten Mısır’ı ele geçiren ordunun organizasyonu da Musul Atabeyliği askerî teşkilatına göre düzenlenmişti. Bu bakımdan Selahaddin, Selçuklu askerî teşkilâtı içinde yoğrulmuş bir kişi idi. Mısır’a hâkim olunca da devletinin askerî teşkilâtını bu şekil içinde yeniden düzenledi. Bu askeri teşkilâta bakılınca, Selçuklularda olduğu gibi ordunun esasını toprağa bağlı iktalı (tımarlı) süvarilerden oluştuğunu görmekteyiz, ikta arazi yine Selçuklularda olduğu gibi Eyyubîlerde de babadan oğula intikal ederdi, ikta sahibi, tesbit edilen miktar süvariyi beslemek ve her an savaşa hazır bulundurmak zorunda idi. Ikta bölgelerinde beslenen askerlerin, sayılan, silahlan, aldıkları maaşlar, divanü’l-Mal ve divanü’l-Ceyş’deki defterlere kaydedilmekteydi.

Eyyubî ordusunun bir muharip sınıfı da Selahaddin’in hassa kuvvetleri idi. Bunlar arasında hür olarak doğmuş ve büyümüş askerler olduğu gibi, bilhassa Türklerden satın alınarak, bir eğitimden geçtikten sonra azad edilen ve tavaşi de denilen memluklar vardı. Sultan Alparslan zamanından beri Selçuklularda olduğunu gürdüğümüz bu memluk sistemi yeni değil idi. Bu usul daha önceleri Abbasiler tarafından da denenmişti. Halife Mutasım’ın Türk memlukları yetiştirdiği bilinmektedir. Selçuklular’da Sultan Alp Arslan zamanında başlatılan fakat Sultan Melikşah zamanında meyvesini veren bu sistem içersinden yetişmiş büyük devlet adamları ve komutanlar vardır, (Kasımüddevle Aksungur, Bozan, Yağısıyan gibi). Azad edilen memluklar genellikle kendisini azad eden kişiye nibet edilirlerdi. Meselâ Selahaddin’in azad ettiklerine es-Selahiyye, Nureddin Mahmud b. Zengi’nin azad ettiklerine en-Nuriyye denilirdi. Bu memlukların zaman içinde yüksek mevkilere gelmesinde hiçbir mahzur yoktu. Onlar da hür olanlarla aynı haklara sahiptiler. Hatta XII. yüzyılın ortalarından itibaren devlet tamamıyle bu memlukların eline geçti.

Hassa birliği içinde yer alan bu memlukların sayısı 500 civarında olmalıdır. Hassa birliği içinde, “el-Mufradun”, “Halkat es-Sultan” gibi sınıflar vardı. Bu sınıfların ne kadar olduğu ve hangi vazifeleri yerine getirdiği pek açıklığa kavuşmuş gibi değildir. Buna rağmen Türkiye Selçuklu devletinin askeri teşkilâtına baktığımızda, Kapıkulu askerinin bazı sınıflara ayrıldığını görmekteyiz. Meselâ “el-Mufradûn” un karşılığı olan “mufadere” eskerinin bir kısmının atlı, bir kısmının piyade olduğunu biliyoruz. Yine Eyyubî ordusundaki “Halkat es-Sultan” Türkiye Selçuklu ordusunda da vardır. Bunlara “Halkaî Has” veya “Halkaî Dergâh" denilmekte idi. Halkaî Dergâh’ın vazifesi, candarlar ile beraber Sultan’ın emniyetini temin idi. Sultan sefere çıktığı zaman otağının emniyetini “Mülâzıman-ı Yatak” sağlar idi. Ibn Bibi, Selçuknâme’sinde “Ahlat’ın fethinden sonra, buranın arazinin tahriri için yolladığı veziri Süleyman Pervane’nin emrine bazı memurların yanı sıra müfadere ve Guleman-ı Has’dan bin süvarinin verildiğini” kaydetmektedir.

Türkiye Selçuklu ordusu içinde yer alan bu sınıfların bir çoğunun, Eyyubî ordusu içinde yer almasına bakılırsa, bunların yaptıkları işlerin de aynı olduğu kanaatine varılabilir ve Selahaddin’in Hassa birliğindeki memlukların “el-Mufradun”, “Atlab el-Mire” ve “Halkat es-Sultan” gibi sınıflara ayrıldığı söylenebilir.

Eyyubî ordusunda Hassa ve Tımarlı Sipahilerin yanısıra, bir takım yardımcı kuvvetler de bulunmaktaydı. Bunlann başında Eyyubî hâkimiyeti altına girmiş devletlerin kuvvetlerini, mahalli milis kuvvetlerini ve gönüllüleri saymak gerekir. Ayrıca göçebe Türmenler ve bedeviler de gerektiğinde askere alınırlardı. Selçuklularda olduğu gibi Eyyubîler’de de askerlik halk tarafından sevilen ve kârlı görülen bir meslekti. Bu bakımdan savaş zamanlarında asker bulmak pek zor değildi. Ancak askerin masrafı devlet hâzinesine oldukça ağır yükler getiriyordu. Bu bakımdan Selahaddin ordusunun sayısını azaltma yoluna dahi gitti.

Selahaddin zamanında Eyyubî ordusunun mevcudu hakkında 7000 ilâ 14.000 gibi değişik rakamlar verilmektedir. Esasında ordu mevcudu zaman içerisinde azalma ve çoğalma göstermiştir. Meselâ, kayıtlarda Selahaddin’in, 11 Eylül 1171’de Kahire’de Frenk ve Bizans elçilerine düzenlediği askerî resmi geçitte 14.000 askerin merasime katıldığı mevcuttur.

Selahaddin zamanında tavaşiler’in senelik maaşları Ikta ve Câmakiyye olarak 700 ilâ 1200 dinar arasında değişmekteydi. Bu miktarlar devlete oldukça yüksek maliyete, mal olmaktaydı. Bu yüzden Selahaddin 577/1181 yılında askerin mevcudunu azaltarak 8-9 bin civarına düşürdü. Bunların 7.000’e yakınını Tavaşi, 1500’ü Karagulam idi. Bu ordunun yanısıra şehirlerde emniyeti sağlayan askerler de vardı. Bunlar daha ziyade yaya olup kale müdafaalarında kullanılırlardı.

Eyyubî ordusunun düzeni de Selçuklu ordu düzenine benzemektedir. Eyyubî ordusunun merkezine “Kalb", sağ kola “Meymene”, sol kola “Meysere”, Öncü kuvvetlere “Mukaddeme", muharebelerde keşif birliklerine “Talia”, hücum müfrezelerine “el-Calişiyye" denilirdi. Muharebe esnasında ordu, merkez, sağ ve sol cenahlara ayrılır ancak içlerinde Tulb denilen küçük birlikler oluşturulurdu. Makrizî’nin, el-Kazıl Fazıl’dan nakline göre “Tulb” kelimesi Oğuz dilinde özel sancağı, kösü ve borusu bulunan 70 ilâ 200 kişi arasındaki süvari birliği için kullanılırdı. Eyyubîler’de ise Tulb büyük veya küçük olsun bir emirin kumandası altındaki birliğe ad olarak verilmekteydi.

Netice olarak, Selçuklu askeri teşkilatı Eyyubiler tarafından kendi askerî teşkilatlan olarak aynen kabul edilmiştir. Ancak, zaman içerisinde ve hâkim oldukları bölgenin getirdiği hususiyetler neticesinde olan değişiklik ve yenilikler Selçuklu Askeri teşkilatının ana nizamını bozacak mahiyette olmamıştır.