ZİYA GÜREL

“Ankara itilafnamesi”, yurt çapındaki öneminden ayrı olarak; yurt dışından ve yurdumuzun öteki köşelerinden gereksindiği malzemeleri Mersin Limanı yolu ile getirtmeyi sağlamış olması bakımından Demiryolu işletmeciliğimiz için, ayrıca bir önem taşımakta idi. Adana, Tarsus ve Mersin canlı piyasaları ile doğrudan bağlantı kuran Demiryolları İdaresi, buralarda tüccar ve fabrikatörler elinde, işletme için en büyük önemi taşıyan, satışa arzedilmiş maden kömürleri bulmuştur. Nitekim Genel Müdürlükten Nafıa Vekâletine gönderilen 7.1.1338 (1922) tarihli bir telgraf, Mersin’de bir tüccarda bulunan 250 ton “tuğla halindeki” maden kömürünün satın alınarak bir kısmının getirtilip kullanılmasına başlanıldığını bildirmektedir. Bu zaman, Umum Müdürlüğün Konya’da işe başladığı zamandır. Bu sıralarda, Fransız Demiryollarından ileride geri verilmek üzere 500 ton kömür alınmıştır. İskenderun’dan getirtilen bu kömürlerin teslim alınmaya başlanıldığı Nafıa Vekilliğine gönderilen 10.1.1338 tarihli telgraftan anlaşılmaktadır. Bu telgrafta, Ereğli kömürleri­nin getirtilmesini sağlamak için Hâmit Bey’in İstanbul’da girişimlerde bulunduğu, fakat sonuçtan henüz bir bilgi alınamadığı da kaydedilmekte­dir[1]. Fransız Demiryolları idaresinden vagon ve lokomotif kiralanmasında ve ödünç beşyüz ton kömür alınmasında aracılığına başvurulmuş olduğu anlaşılan, Franklen Buyyon’un bu konuda da aracılığından yararlanıldığı görülmektedir. Franklen Buyyon; Ereğli kömürlerinin Fransız vapurlarıyla Mersin’e taşınmasında Yunanlıların herhangi bir şekilde saldırıda bulunamayacaklarını, bu konu üzerinde İstanbul’da Mösyö Vil ile Hâmid Bey’in görüşmeler yapmasının kararlaştırıldığını, Mersin’deki Fransız Gemi Ortaklığının bir adamının bu iş için İstanbul’a gittiğini bildirmiştir. Buna dayanılarak Umum Müdürlükten Nafıa Vekâletine gönderilen bir yazıda Hâmid Bey’in bu duruma dikkatinin çekilmesi ile birlikte, Ereğli Kömürlerinin getirtilmesi sorunu ile Vekâlet’in doğrudan uğraşması istenilmiştir.

Öte yandan, Kardif kömürleri satmak isteyenlerin önerileri de başlamış olduğundan Umum Müdürlük, Zonguldak’a M.Müdafaa Vekâleti müteahhitlerinden M.Ali Bey’den Kardif kömür cinsleri ile bunların o sıradaki fiyatları hakkında bilgi istemiştir.

Kömür satmak isteyenler çoğalmış ise de malî durum bunları karşılamaya elverişli hâle gelememiştir. Kardif kömürü stokunu tonu 30 liradan vermek isteyen kimseye, elde para bulunmadığından, Ankara ile görüşme için biraz beklemesi istenilmiştir. Fakat, bu girişimin de sonu gelmemiştir.

Askerlik bakımından, ileride yapılacak önemli taşımaların yakıtlarının şimdiden depo edilmesi gereği, Demiryolları İdaresinin süregelen uyarmalarına ek olarak Hat Askerî Komiserliğince de üst makamlara bildirilmekte olduğu anlaşılmıştır. Bu zorlamalara rağmen; öteki koşulların uygun ve elverişli olduğu şu sıralarda, kömür alıp depo etmek gibi en gerekli bir işin yapılmasına, malî durumun elvermediği görülmektedir.

Nafıa Vekâletine gönderilen 21.1.1338 (1922) tarihli ve “harp” işaretli şifrede, Ordunun yoğun taşıma işleri çıktığından odun yakmanın, bu görevi “Kömür” gibi sağlamayacağı, bir vagon kömüre altı vagon odun karşılık verebileceğinden, yalnız odunla işletme yapılırsa, hat üzerinde odun depolan da kurmak gerekeceği, ayrıca, bu odun vagonlarını taşımak için makine sayısının da yeterli olmadığı, birçok kömür satışı önerileri arasında Mersin’de vagonda teslim koşullu tonu 27 liradan Kardif kömürünü alabilmek için bankaya yatırılacak para bulunamadığı hususları açıklanmaktadır.

Ereğli-Zonguldak Kömürü:

24.1.1338 tarihli Nafıa Vekilliliğinin telgrafında; Zonguldak Osmanlı Kömür Şirketinden dört bin ton kömürün satın alınmasına karar verildiği, tonunun Mersin vagonda teslim olarak 15,5 lira olduğu, vapur ücretine verilmek üzere Mâliyeden idareye gönderilecek on bin liranın Zonguldak Mutasarrıflığı aracılığı ile şirkete verilmek üzere hemen gönderilmesi istenilmektedir. Garp Cephesi Kumandanlığı da Erkân-ı Harbiye-i Umumiye’den kendisine gönderilmiş olan bu konudaki şifre telgrafı, demiryolları idaresine göndermiştir. Bu şifrede Nafıa Vekâletince Zonguldak’tan alınan ve işlemleri bitmek üzere olan kömürün, önemli ve acele taşımalar için elde bulundurulmasının ve odun depo edilmesi işine hız verilmesinin Nafıa Vekâletine tebliğ edildiği bildirilmektedir.

Zonguldak kömürü alımı işleriyle kendisinin meşgul olması dileği üzerine, Nafıa Vekâletinin bu alanda çalışmalar yaptığı görülmektedir. Zonguldak Osmanlı Kömür Şirketi ile, iki ay içinde sekiz bin ton kömürün teslimi üzerine bir mukavele yapıldığı; 48 bin lira tutacak olan navlun bedelinin, teslim edilenler oranında peşin verilmesi koşulu ile kömür bedeli olan 76 bin liranın Şirketin Gümrük İdaresine olan borcundan düşüleceği açıklanan Nafıa Vekâletinin bir yazısından, 1750 ton kömür yüklü bir vapurun da Mersin Limanına doğru yola çıktığı anlaşılmaktadır.

O sıralarda, Demiryollarına kömür getirmekte olan Fransız bandıralı Espuvar adlı vapurun 5.2.1338 tarihinde Zonguldak’tan yola çıktığı fakat, yolda Yunanlılar tarafından el konarak Pire Limanına götürüldüğü haber alınmıştır, öte yandan; Adana Valiliğine gelen bir yazıdan, Fransız bandıralı Espuvar adlı geminin Yunanlılarca Pire Limanına götürüldüğü­nün İstanbul’da Fransız Kuvvetlerinin kumandanı olan General Pelle tarafından haber verildiği; kurtarma işi ile kendisinin ilgileneceğini, kömürlerin Fransız işgal bölgesine ait olduğunun ileri sürüleceğini, bundan sonra kömürlerin İskenderun’da Bağdat Kumpanyası adına getirtilmesini istediği anlaşılmaktadır.

7.3.1338 tarihli telgrafı ile Adana Valisi Hâmid Bey; Espuvar gemisinin Yunanlılarca geri verildiği, boşaltılmış olan yükünün bedelinin sağlanabil­diği haberini vermektedir. Bu gemiden sekiz gün sonra 13.2.1338 tarihinde 2675 ton kömürle Zonguldak’tan yola çıktığı Nafıa Vekâletince haber verilen ikinci bir vapura da Italyan Deniz Kuvvetlerince el konarak, kömürlerini İstanbul’da ucuz fiyatla sattırdıkları anlaşılmıştır.

Bunlara bakarak Ereğli-Zonguldak kömürlerinin getirtilmesinden umudunu yitiren Umum Müdür Behiç Bey, bir savaş olasılığı haberlerinin esmekte olduğu anlaşılan Mart ayında, Adana fabrikatörlerinden Rasim Bev adındaki bir kimsenin vermeği kabul ettiği 40 ton kömürün parasının ödenerek hemen alınıp gönderilmesini, idarenin Mersin mutemedine 19.3.1338 tarihinde bildirmiştir.

Ağırlığı Kadar Altun:

Umum Müdür; bu konu ile en çok ilgilenecek makam olduğu düşüncesi ile Garp Cephesi Kumandanlığına yakıt durumunu açıklayan gizli bir yazı göndermiştir. Birçok Kardif kömürü önerilerini parasızlık yüzünden benimseyemediğini, pahalı diye alınmamış olan Mersin’deki ufak stokların dahi şimdi kalmadığını, bu durumu göz önüne alarak yazışmaya ve müsaade almaya gerek görmeden bin ton Kardif kömürü için yazılı sözleşme yaptığını, bunun için de peşin üç bin lira verdiğini, fakat gerisini ödemek için para olmadığını Maliye Vekaletinin idareye olan 336 yılı borcunu tanımadığını, 337 alacaklarından da para vermediğini, Demiryollarının ise askeri taşımalardan başka bir taşıma yapamadığından ayrıca para kazanamadığım; Ordu taşımalarını durduracak nitelikte olan Maliye Vekaletinin bu tutumunu anlayamadığım belirttiği bu yazışında u. Müdür Behiç Bey, savaş başlarsa gelecek bu Kardif kömürü İçin “ağırlığı kadar altun değer” demekte, bu nedenlerle gereken paranın verilmesinin sağlanmasını istemek­tedir.

Umum Müdür; savaş başlarsa, felâketler karşısında kalmamak İçin her çareye başvurduğunu bildirerek; 500 tonu Fransız idaresinden ödünç, ötekileri çeşitli yerlerden olmak üzere 650 ton kömür bulmuş ve taşımaya başlamış olduğunu 21.3.133« tarihli yazı ile Nafıa Vekâletine bildirmiş, para yardımı yapılması İçin yeniden uyarmalarda bulunmuştur.

Ereğli-Zonguldak Kömürlerinin gelişi:

29.3.1338 de “Ararat” adlı Fransız bandıralı bir gemi ile 1276 ton Ereğli kömürü gelmiştir. Gemide bir Fransız subayı bulunmuş, kömür de Osmanlı Bankası adına yola çıkarılmıştır.

Fransız bandıralı “Rusya” adındaki geminin de 2500 ton kömürle 26.3.1338 tarihinde Zonguldak'tan yola çıktığı öğrenilmiştir. Ararat adındaki geminin boşaltılması İçin Osmanlı Bankasından borç alındığım bildiren u. Müdür, Rusya adındaki geminin yükü daha çok olduğundan acele para gönderilmezse bunların boşaltılamayacaklarını, bu boşaltmalarla birlikte, gümrükte bekleyen eşya İçin en az otuz bin lira verilmesini Nafıa Vekâletinden istemiştir.

Bu gemilerin getirdikleri kömürün o sıralarda duyulan savaş olasılığının yarattığı sıkıntıları giderdiği anlaşılmaktadır. Behiç Bey’in zamanında hazırlattığı yazışmaların kopyaları ile birlikte arada notlarım da bulunduran defterlerinden 273 numaralısının 40. sayfasındaki notlarından öğrendiğimize göre; Mart 1338 (1922) İçinde Garp Cephesinin istediği taşımalar artmış; günlük 250 ton odun veya 100 ton kömür gerektirecek bir duruma gelmiştir, idare ise; günde 100 ton odundan fazlasını elde edememektedir. Bu nedenle, günde 150 ton odun veya 100 ton kömür daha gerekmektedir. Behiç Bey: “Mart ortalarında gergin bir şekil alan cephe vaziyeti bu mahrukat buhranı dolayısıyla beni pek korkutmuştu. Her tarafa baş vurulmuş ise de Fabrikatör Rasim Bey’den kırk ton kömürden fazla tedariki mümkün olamamıştır. Ay nihayetine doğru Ararat vapuru ile Zonguldak'tan 1270 ton kömür gelmiş ve böylece buhran zail olmuştur” demektedir

İş Alanında Güvence:

Mart ayında cephedeki gergin durum dolayısıyla kendisinden kırk ton kömür alınmış olan Rasim Bey; İdarenin kömürleri gelmesi üzerine bunlardan 600 tonunun kendisine ödünç olarak verilmesini istemiş ise de Nafıa Veklâletinin uygun bulmaması üzerine, bu isteği yerine getirilememiştir. Fakat, Nafıa Vekâleti bir müddet sonra Adana ve Havalisi Kumandanlığının önermesi üzerine Rasim Bey’e, satın alacağı kömürden olduğu gibi geri vermesi koşulu ile 200 ton kömür verilmesini buyurmuştur.

Vekâlete verdiği karşılıkta, bu emrin kişiliğini kırdığını belirten Behiç Bey, yakıt bunalımının en dar zamanında askerlik gereksinmeleri için kendi kişiliğine güvenerek İdareye 40 ton kömür veren Rasim Bey’e karşı verdiği sözü yerine getirmekten kendisini alıkoyarak “kömürün aynen iadesine muvafakat buyrulmamışken...” Kumandanlığının bildirmesi üzeri 200 ton kömür verilmesine muvafakatleri âcizlerini müşkül bir vaziyete düşürmüştür” dedikten sonra, bir ticarethane niteliğinde olan İdarenin verdiği sözü tutmazsa, sıkışık zamanlarda etrafın yardımından yoksun kalacağını belirterek: “gerek bu hususta gerek kömür ihraciyesinde (boşaltmasında) verdiğim sözleri ifa edememekten dolayı bundan sonra ne kadar müşkül vaziyet hasıl olursa olsun kimseye itimad üzerine tekliflerde bulunamayacağımı ve zaten bulunsam da kimsenin itimad etmeyeceğini arzederim” demektedir.

Öte yandan; kömür taşımaları için Mâliyece Mersin Gümrük Muhasebesine gönderilmiş olan havale böyle bir harcama kaydını taşıdığından, idareye verilmemiş; kömürün Mersin - Yenice arası taşınmasına ait belgeleri Fransız İdaresinin muhasebeye vermesi yolu ile sarf yapılabileceği Gümrük muhasebesince bildirilmiştir. Alacaklı olan Fransız Demiryolu idaresine durum bildirilmiştir. Durum Nafıa Vekâletine de yazılmıştır.

İdarenin iki bin ton kömürünün Zonguldak’tan İskenderun’a geldiği anlaşılmıştır. Yunanlıların gemileri çevirme girişimlerine karşı geminin yük kâğıtlarının İskenderun “Suriye Bankası” direktörlüğüne düzenleneceği önceden kararlaştırılmıştı. Bu kömürün parası Zonguldak’ta ödenmiş olmasına rağmen, yeniden Suriye Bankasına yatırılması önerisi alınmıştır. Bunun doğru olamayacağı gemi kaptanına bildirilmiştir. Bir hafta sonra Mersin Limanına gelecek olan geminin boşaltılması için 20 bin lira gönderilmesi Nafıa Vekâletine yazılmıştır.

Yeni bir Kardif Kömürü Önerisi:

Nafıa Vekâletinden gelen 13.5.1338 tarihli yazıda; Mersin iskelesinde teslim ve karşılığı akredetif olarak bankaya verilmek koşulu ile tonu 20 liradan onbin ton kriple Kardif kömürü önerildiği bildirilmekte “cihet-ı mâlisi burada Maliye Vekâleti ile halledileceğine nazaran” denilerek İdarenin istediği mikdar ile başka bir taahhüt olup olmadığı sorulmaktadır.

Buna karşılık olan 16.5.1338 tarihli şifresinde U. Müdür; Zonguldak'tan gelmiş ve gelecek olan kömürlerin odunla karışık yakıldığında daha dört beş ay yeteceğini, önceki vapurla gelen kömürün bir kısmının Yenice - Ulukışla arasında vagonlarda durması nedeniyle şomaj ücreti verileceğini, son gelen kömürleri Yenice’de bir yere yığmak zoru doğduğunu, Maliye Vekâleti beş ay sonra lâzım olacak kömür için iki yüz bin lira verebilecek ise, beş ava kadar hareketten düşebilecek olan lokomotiflerin yedek parçaları için hemen vüz bin lira vermesinin daha uygun olacağını ve Mersin’de, şimdiki halde, tonu yirmi liradan aşağı kömür bulmanın kolay olacağım bildirmiştir.

Durum, U. Müdürlükçe Erkân-ı Harbiye-؛ Umumiye’ye 24.5.1338 tarihinde bildirilmiş olduğundan hemen gelen 27.5.1338 tarihli karşılıkta: bu Kardif kömürü sorunundan haberleri olmadığı, bunun Zonguldak yolu açılmadan önce bir tüccarın önermesi üzerine Nafıa Vekâletince ele alındığı halde, Zonguldak’tan kömür taşımalarına başlanınca vazgeçilmiş bir girişim olduğunun anlaşıldığı bildirilerek, "memleketimizden kömür celp ve temin edilirken İngiliz kömürleri için on para vermek hiç kimsenin hatırına gelmez efendim” denilmektedir.

Odun Biriktirmek:

Bu arada odun müteahhitlerine de para verilememiştir. Odun, veresiye (askeri) taşımalar için yakıldığı halde, odun kesmek için müteahhitlerden orman vergisi peşin istenilmekte; müteahhitler ise İdareden para alamadıklarından bu vergiyi verememekte, böylece odun sağlamak güç olmaktadır. Odunsuz kalmanın sonucunda ise kömür kullanılmakta olduğundan, bu durumdan dolayı hiçbir sorumluluk alınamayacağı, her vesile ile, Vekâlete bildirilmektedir.

Sakarya Savaşı’nın en bunalımlı zamanlarında, yeterince depo edilmemiş olduğundan, odunsuz ve kömürsüz kalınmasından Adliye Vekâleti gibi bazı vekâletlerden ve dairelerden, Ankara istasyonundaki makineler için toplamı 4 bin kilo odun derlenebildiği, bu konuda yapılmış bir yazışmadan anlaşılmaktadır. Yine bu sırada, hat kenarlarında bulunabilen ağaçların ve Ankara istasyonundaki ahşap kısımların ve parmaklıkların kesilmiş olduğunu, Recep Zühtü Beyden işittiklerine dayanarak Behiç Bey bize söylemişlerdi. Bir şifresinde U. Müdür Behiç Bey: “Geçen sene İktisat Vekâleti artık ahval kesbi vuzuh etmiştir. Harekatı askeriye icra edilmeyecektir” diyerek hattın mahrukat tedarikine karşı müşkülât çıkarmış ve âcizlerinin odun tedarikine devamım üzerine beni mahkemeye vermeye kalkışmıştı. O vakit derdimi kimseye anlatamadımdı. Sonra dört muharebe oldu. Her ne kadar son saatte para da müsaade de her şey ibzal edildi. Fakat vakit geçmişti.” diyerek yeniden böyle kötü duruma düşmemek için bu açıklamalarının göz önünde tutulmasını Nafıa Vekâletinden istemektedir.

Pozantı’da iki kişi ile günde 120 ton odun üzerinden sözleşme yapılmıştır. Ancak, idarenin almış olduğu Ruhsatiyenin zamanı 28.1.1338 de bitmiş olduğundan, kesimlere yine engel olunmuştur. Yeniden Ruhsatiye alınması için Adana Valiliğine başvurulmuştur. 7.2.1338 tarihinde de yöre ormanlarından yapılacak kesim için Akşehir Kaymakamlığına yapılan başvuruda idarenin bu yöredeki ihtiyacının günlük 20 ton olduğu yazılıdır.

Odunların taşınması sırasında hırsızlıklara engel olunması için bundan sonra odun vagonlarının nöbetçiler tarafından korunacağı, vagonlardan odun çalmak isteyenlere, kim olurlarsa olsunlar, nöbetçilerce hemen ateş edilmesi emri verildiğinin bütün müstahdemlere duyurulması 7.2.1338 tarihli bir genelge ile bildirilmiştir. Bunun için Menzil Müfettişliğinden silahlı 13 er alınmıştır. Bunlardan, görevlendirdikleri vagonları tam getirenlere yarım lira ikramiye verilmiş olduğu anlaşılmaktadır.

Odun müteahhitlerinin işçilerinden büyük bir kısmı askere alındığın­dan, müteahhitlerin vermekte oldukları odunlar azalmaya başlamış bulunmaktadır. Bu işçilerin tecilleri, Nafıa Vekâletine ve Garp Cephesine yazılmıştır. Bunların tecilleri hakkında Adana Askerlik Kalemi Reisliğine Millî Müdafaa Vekâletinden 15.4.1338 tarihli bir emir gelmiştir. Ancak; U. Müdürlüğün bir şifresinde belirttiği gibi, askeri taşımaların olağanüstü arttığı bir sırada “Şimendiferlerin bu gün ne için çalıştığını bilmiyorlarmış gibi” davrananlar yüzünden “bir defa iş bozulmakta sonra bunları yerine getirmek çok müşkül” olmaktadır.

MALZEME

Kırık Camlar:
Demiryolları Kurumunu, her bakımdan düşmüş olduğu kötü durumdan kurtarmak, ve savaşta, ordumuzun isteyeceği taşımaları yapabilecek bir seviyeye getirmek İçin çeşitli yönlerden çalışmak, en küçük sanılan İşler üzerine titizlikle durmak, en küçük eksikleri tamamlamak gerekmektedir.

8.1.1338 tarihinde Yol !dairesine: “Makas ve İşaret fenerlerinin cami kırıkmış, Konya'da küçük boy cam varmış. Ne renkte ve ne miktar cam satın alınmak lazımsa bildirilmesi’’ buyruğunu veren Umum Müdür Behiç Bey, “lokomotif fenerlerinin yakılması İçin ne lâzımsa yapılmasını ve istenilmesini” de 17.1.1338 tarihli yazı ile Cer İşleri Başmüfettişliğine bildirmek ve yine bu arada, telgraf bandı mürekkebini de Adana Fransız Demiryolu idaresinden istemek gereğini duymuştur, ikinci defa işe başladığı zamana rastlayan bu haller, durumu belirleyen birer örnek olmaktadır. Kolayca yapılması olanağı bulunan makas ve İşaret fenerlerinin camlan kırık durmakta olduğuna ve lokomotiflerin fenerlerinin yanmadığı­na bakarak, onarılması ayrıca bir ustalığı ve özel bir beceriyi ve Avrupa’dan getirtilecek malzemeyi gerektiren işlerin, o sırada, ne durumda olduğunu kestirmek zor olmamaktadır.

İhtisas, gayrimüslim memurlar; malzeme ise, para ve zaman sorunlar, ile ilgili bulunmaktadır. “Ankara İtilafnamesi” ile Mersin yolunun açılmış bulunması, İstanbul ve Avrupa ile her türlü ticari ilişkilerin kurulmasına olanak vermiş olduğundan, gerekli malzemenin ve yedek parçaların satın alınması ve getirtilmesi İçin parasızlıktan başka belli başlı bir engel kalmamıştır. Bu nedenle, malzeme sorunu ile mali sorun birbirinden ayrılmamaktadırlar. Bununla birlikte; Ismarlamaların tarz ve nitelik- lerinden doğan bir takım özellikler de ortada bulunmaktadır.

İtalya’ya Ismarlananlar:

Anadolu-Bağdat Demiryolları işletmelerine Milli Hükümetçe el konulmuş olduğu sıralarda (1921), işletmenin ilerideki durumu da göz önüne alınarak Avrupa’dan bir kısım malzeme ve yedek parça getirtilmesi gerekli görülmüştür, o sırada, böyle bir satın alma İşine; coğrafi yakınlığı ve Anadolu Milli Hükümetine sempati göstermesi bakımından en elverişli yer, İtalya olmaktadır. Bu nedenlerle, 1337 yılında Hükümetçe gerekli birtakım eşya ve malzemeyi satın alma maksadıyla Saruhan Milletvekili Reşat ve Kozan Milletvekili Mustafa beylerden kurulu bir komisyon İtalya'ya gönderilirken, yanlarına Demiryolları idaresinden bir Mühendis verilerek, bu Komisyona, düzenlenmiş listeye göre demiryolu malzemesi satın alma yetkisi de verilmişti.

Komisyonun; İtalya'da İş yapmakta olan Komisyoncu Nuri Aziz ve Ortakları aracılığı ile satın aldıkları malzeme, o sırada Mersin yolu kapalı olduğundan, yurda Antalya yolu ile gönderilmiştir. Fakat, bu malzemenin çoğu, savaşlar dolayısıyla, yollarda kalmış, idare bunlarla ilgilenmemiştir. Bir kısmı Antalya’da bekletilen malzemenin bir kısmı da Eskişehir’e gelmiş ve vagon içinde Ankara’ya kadar getirilmiştir.

Antalya’da bekletilen bu eşyayı getirtmek üzere İdarece gönderilen bir memur, Antalya’da bekletilmiş bu eşyayı Mersin’e göndermek üzere vapura yükletirken, büyük bir kısmı kırık olan 19 ton ateş tuğlasının vapur yükleme ve boşaltılmasında tamamen hurdalaşacağını düşünerek bunları motorlu gemi ile göndermeyi U. Müdürlüğe önermiştir. Bunlara verilen müsaadenin yanına U. Müdürlükçe camlar da eklenmiştir. Fakat Konya’ya gelen bu 13 sandık camın, yollardaki titizliklere rağmen; yüzde sekseninin kırık olduğu görülmüştür. “Bu camların böyle yüzde yüze yakın bir nisbette kırılmasına sebep, sandıkların gayet fena ambalaj edilmesidir.” denilerek, bu durumun satın almayı yapan Komisyon üyeleri Milletvekili Süreyya ve Mustafa beylere sorularak, zararın hangi tarafa ait olacağının belirlenmesi Nafıa Vekâletine bildirilmiştir.

Milletvekili Süreyya ve Mustafa beylerin verdikleri karşılıkta; İtalya’dan dönüşlerinde, Antalya’ya çıkan eşyadan bir kısmının yol üzerinde, sahipsiz, perişan bir halde bırakılmış olduğunu gördüklerini bildirerek, kuşku duyulan paketlerin, hemen orada, memuru önünde açılarak, kırık ve bozuk olanlar hakkında zabıt tutulması gerekirken, aradan bir yıl geçtikten sonra ve Konya’da tutulan zabıt varakasının ne derece hukuki değer taşıyacağının bilinemeyeceği; biri adı biri savaş olmak üzere iki sigorta yaptırıldığından, gerekli kâğıtlarla Nuri Aziz Bey’e başvurulmasını bildirdikleri, Vekâletten gelen yazıdan anlaşılmaktadır. Bu eşyayı getiren vapurun Antalya’ya geldiği 6.6.1337 tarihinde camların kırılmış bir durumda olduğuna dair zamanında Gümrük memurlarıyla birlikte tutulmuş zabıt varakasının bir sureti Nuri Aziz Bey’e gönderilerek Sigorta işlemine başlanılmıştır.

Yeni ve Eski Siparişler:

Roma Mümessilimiz olarak İtalya’ya gidecek olan Celalettin Arif Bey’den; İtalya’dan malzeme alınması işi ile fiyatlar üzerinde bilgi göndermesi istenilmiş olduğundan Konya’dan geçerken ısmarlanacakların listesinin kendisine verilmesine müsaade istenilmiş ve eski siparişten gelmeyenlerin de araştırmasının rica edilmesi Nafıa Vekâletine bildirilmiştir. 4.2.1338’de Konya’dan geçen Celalettin Arif Bey’e gereksinen malzemenin listesi verilmiştir. Geçen yıl sipariş edildiği halde, para yetersizliği nedeniyle alınamamış olan Plaques Tubulaires için Nuri Aziz ve Ortakları adına Antalya’daki Banko di Roma aracılığı ile 350 bin liret gönderildiği, bunların şevkinin çabuklaştırılması ve geri kalan paranın iadesinin sağlanması rica olunmuştur.

Celalettin Arif Bey'den gelen 13.3.1338 tarihli mektupta,hemen gönderilmesi istenilen malzemenin doğrudan Almanya'daki fabrikalara ısmarlanması İşinin İtalya’daki tüccarlarımızdan Ziya Bey'e verildiği; listedeki öteki eşyaların, markin büyük değişmeleri dolayısıyla, bir memur eliyle Almanya’dan birer birer satın alınmasının en doğru yol olacağı, Almanya’dan Türkiye’ye mal göndermek yasak olduğundan, bu işe İtilâf devletleri uyruklarından birinin adının kullanılması ile girişilmesi gibi bir çare aranması gerektiği bildirilmektedir.

Önceden Ismarlanmış olanlardan arta kalmış Plâques Tubulaires’ler gelmiş ise de, resimleri de gönderilmiş olmasına rağmen; bunların adı bakir levha halinde oldukları ve gerekli deliklerinin bulunmadığı, projelerine göre değiştirilmelerinin hem birçok masrafı gerektireceği hem de Konya atölyesinde olamayacağı; iki ucundan katlanmaya bile tahammül edemeyip çatladıkları ve lokomotif cidarları İçin de elverişsiz, oldukları, hiçbir demir­yolu idaresinin fenni şartlarına uymayan bu levhalar üzerinde ne gibi muamele yapılacağı Vekâletten sorulmuştur.

Öte yandan; geçen seneki satın almalar arasında İtalya'dan Antalya'ya gönderilmiş ve oradan da Konya’ya getirtilmiş “Sürşoför” borularının hiçbirinin makinelere uymadığı görülmüştür. Uzun gelmekte olduklarından kesilip kaynak yapılmaları halinde, haddeden geçirilmiş olan bu boruların sık sık patlayacakları anlaşılmıştır.

Komisyoncu Nuri Aziz ve Ortaklarına bir mektup gönderilerek, kazan ve sürşoför borularının uygunsuzluğu açıklanmış, geri almaları İçin bunların idare mağazalarında bekletildikleri bildirilmiş, karşılığı olan 37828 liretin, bu boruların uygun olanlarım satın alacak olan Roma Mümessilimiz Celalettin Arif Bey emrinde bulundurulması istenilmiştir.

Roma Mümessilimiz C. Arif Bey 8.6.1338 tarihli mektubunda, boruların bu durumundan Nuri Aziz'i sorumlu tutmanın doğru olamayacağı, bu suçun idareden (Satın Alma Komisyonu ile birlikte) gönderilmiş bulunan Mühendis Necip Bey'in (O sırada Ankara işletmesi Müfettiş vekilidir) olduğu, zira; bu boruların, onun altını imza ederek verdiği resimlere uygun olduğu bildirilmektedir. Plaques Tubulaires 1er konusunda incelemesinin sürdüğünü de sözlerine eklemektedir.

Lokomotiflerin onaranları:

Garp Cephesinin istediği taşımaların yapılamadığı konusunda dolaşan bir haberi soran Nafıa Vekâletine verdiği 22.1.1338 (1922) tarihli karşılıkta, Almanya’dan satın alınacak malzemenin ısmarlanmasındaki gecikmenin her dakikasının memleket savunmasını durduracak önemde olduğunu bildiren U. Müdür: “Bütün lokomotifler yakın bir gelecekte kamilen duracaklardır.’’ demektedir. U. Müdür, Garp Cephesi Kumandanlığını ve Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliğini de bu konu ile ilgilendirmek için girişimlerde bulunmuştur.

Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliğinden Garp Cephesi Kumandanlı­ğına gelen bir şifrede; Almanya’dan getirtilecek malzeme ve yedek parçalar için 200 bin liranın birden verilmesine şimdiki malî durumun elverişli olmadığı, her şey göze alınarak buna girişilse bile bunun aylar sonra verimli olabileceği, bu nedenlerle Konya hatundaki 23 makinenin; Ankara’da kapalı vagonlarda bulunan malzemeden olduğu gibi, Ankara’da atıl kalan lokomotiflerin sökülerek Konya’ya getirilecek parçalarından yararlanmak yolu ile onarımlarını hızlandırmanın daha uygun olacağı belirtilmiştir.

Buna karşı, Cer işleri Başmühendisi Eşref Bey’in 26.1.1338 tarihli raporunun bir kopyası, Umum Müdürlüğün 7.2.1338 tarihli yazısı ile gereken makamlara iletilmek üzere, Hat Askerî Komiserliğine gönderilmiştir. Bu raporda, bu konuya karşılık olan açıklamalar vardır.

Başmühendis Eşref Bey raporunda: Zaferle biten son savaştan (Sakarya savaşı) önce bütün askerî taşımalar Afyon-Eskişehir üzerinden yapıldığın­dan, hattın en iyi makineleriyle vagonlarının o kısımda toplandığını, bu nedenle savaş sonunda Konya kısmında kötü makinelerin kaldığını, Eskişehir elden çıkınca bunların büyük ve esaslı onarımlarının yapılamadı­ğını; makine azlığının, bunların servisten dönüşlerinde lavajlarına ve onarımlarına zaman kalmadan yine servise çıkmalarına ve böylece büsbütün harap olmalarına neden olduğunu, gerekli malzeme ve yedek parça listesini bundan sekiz ay önce Avrupa’dan fiyat da getirtmek yoluyla hazırlamış oldukları halde Vekâletin bu ısmarlamaya girişmediğini bildirmekte ve bu konuda uyarıcı rapor verdikçe (bu gün sipariş edilse bile gelmesi uzun zamana bağlıdır) denilmekte olmasını doğru bulmadığını belirtmektedir.

Rapordan; Ankara’daki lokomotiflerin genellikle Konya’dakilerle aynı marka olmadıklarından, parçalarından yedek olarak yararlanılamayacağı, lokomotif tekerleklerini Ankara’dan kara yolu ile Konya’ya taşıyacak bir aracın o sıralarda Anadolu’da bulunmadığı, Ankara’daki vagonlarda bulunan eşya ve malzemenin bilindiği, Ankara'dan Konya’ya gelirken bu malzemelerden seçilenlerle dolu bir vagon, Konya hattına taşınmak üzere, Polatlı'ya kadar getirilmiş ise de, karayolu taşıt araçlarının yokluğundan ve birçok başvurmalara rağmen Garp Cephesince yardim edilmediğinden vagonun Ankara'ya geri gönderilmiş olduğu, sonradan, bu vagondaki malzemeden 83 kiloluk bir Metal Antifriksiyon'un Ankara'dan özel bir memur eşliği ile Konya'ya 60 lira taşıt ücreti ödenerek getirtilebildiği, bu nedenlerle Ankara'daki malzemeyi getirtmeğe kalkmaktansa, bu malzeme­yi İstanbul veya Avrupa’ya ısmarlamanın daha ucuz ve daha kolay olacağı anlaşılmaktadır.

Eşref Bey'in raporunun, yalnız odunla işlemeleri sonucu olarak lokomotiflerin makinelerinde oluşan arızalan anlatan kısmı, o günlerin koşullarım belirtmesi bakımından önemli bulunmuştur: "... makinelerin boru aynaları ve kazan borularıyla antrtuvazları pek fena halde olduğundan odunla ısıtılan İşbu lokomotifler, odunların yaş olması hasebiyle bir türlü istim yapamadıkları gibi odun ateşinin zayıf olmasından, rampaları çıkmağa mecbur olan lokomotifler rampalarda istim yapmak İçin müteaddit defa tevakkufa mecbur olup istim yaptıktan sonra hareketle kazana su çekince derakap istim 4-5 atmosfer düştüğünden tekrar tevakkufa mecbur olur ve bu yüzden yani istimin ani olarak düşmesinden zayıf olan boru aynası, borular ve antrtuvazlar akar, trenler de yollarda kalır. Veyahut beş saatlik mesafeyi üç misli bir zamanda alır.”

Kırtasiyecilik:

Garp Cephesi, Demiryolları idaresinin görüşüne uymuş ve buna göre Erkân-ı Harbiye-i umumiye Reisliğine mütalaasını bildirmiştir. Alman karşılıktı, yedek parçaların Almanya'dan getirtilmesinin Nafıa Vekâletine yazıldığı bildirilmektedir, Nafıa Vekaleti de Almanya’ya yapılacak Ismarla­malar İçin elli bin liranın sağlanmasının Maliye Vekâletine yazıldığını bildirmektedir. Ocak ayı içindeki bu yazışmalara rağmen; mart ayı başına kadar bu konuda hiçbir girişimde bulunulamamış olduğu görülmektedir. U. Müdürlük, 8 Mart tarihli bir yazışında, Ankara hatlındaki lokomotifleri katmadan yapılan yeni bir hesapta, Konya’daki makinelerin yedek par­çalarının 60-70 bin lira ile bir dereceye kadar ikmal edilebileceğini, bununla birlikte Konya'daki atölyenin de genişletilebileceğini, dört aydan önce gele­meyecek olan bu malzemenin bedelinden 30 bin lirasının bankaya yatırılması yolu ile hemen ısmarlanabileceğin¡, malin tesellümünde ödenecek kısmının büyük sıkıntı vermeyecek miktarda olduğunu belirterek, lokomotif sorunu düzeltilemez duruma düşmeden 30 bin liranın Osmanlı Bankasına yatırılmasını istemektedir. Bu yazıdan sonra 20 Nisan tarihli bir yazıda; iki gün içinde dört makinenin onanma alınmasından, Ereğli ve Pozantı depo­larındaki makinelerin her yoldan dönüşlerinde 8-10 saatlik onarım gerek­tirir bir duruma geldiklerinden söz edilerek, en önemli zamanlarda kötü sonuçlar alınmakta olduğuna dikkati çekmektedir.

20.4.1338 tarihli “gizli ve zate mahsus” işaretli olarak Erkân-ı Harbiye- i Umumiye Reisliğine gönderdiği bir yazıda U. Müdür, makine ve vagonları en çok yoran ve yıpratan yerin Yenice-Ulukışla rampası olduğunu, “Bilemedik” denilen yerden taşman 200 vagonluk dekovil malzemesi (Azarıköy dekovil hattı için) ile Ordu iaşesi için hayvan taşımalarına ek olarak 500 vagonluk kömür ve her ay 300 vagonluk odun taşımalarının makine ve vagonları pek yıpratmış olduğunu belirttikten sonra “bunların tamirine gerekli malzeme bir an önce tedarik edilmezse Zat-ı Devletlerini temin ederim ki” diyerek yakında hattın taşıma gücünün pek azalacağını ve belh olmayan yakın bir gelecekte duruvereceğini bildirmektedir.

Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliğinden gelen 18.5.1338 tarihli şifrede; yedek parçalar için Maliye Vekâletince Adana Rejisine 100 bin, Konya’ya 30 bin liralık havaleler verildiği bildirilmektedir. Buna verdiği karşılıkta “Kağıt üzerinde kalan birçok havalelere rağmen, iki buçuk aydır Mâliyeden on para alınamamıştır” demekte olan U. Müdür, Adana Rejisinden bir cevap alınamadığını, Konya’dan ise havalenin verilemeyece­ğinin dahi bildirildiğini, böylece, Demiryollarının gelecek bir savaşa hazır bulundurulması ile ilgili bütün çabaların boşa çıktığını yazmaktadır.

Roma Mümessilimiz Celalettin Arif Bey’e ısmarlanan kazan borularının karşılığı olan 50 bin frankın ödenmesine bir türlü olanak bulunmadığına işaret eden U. Müdür Behiç Bey, “Hattın 8 aylık mahrukatı varken İngiliz madenlerinden 200 bin liralık Kardif kömürü” satın alınmasına yatırılacak para bulunacağının Vekâletten bildirilmesine değinerek, şimdi en kesin gereksinmeler için para bulunamayışının “sebep ve hikmetini anlayamıyorum” demektedir.

Fransa’dan Lokomotif Satın Alma:

Nedeni anlaşılamayan sorunlardan biri de, Fransa’dan lokomotif satın alınması önerisi olmaktadır. Paris’teki “Mübayaat-ı Askeriyye Komisyonu” tarafından % 30 peşin, geri kalanı üç yılda ödenmek üzere 3.780.000 franka on lokomotif satın alınmak istenilmesi de Maliye Vekâletinin tutumu ile çelişmektedir. Paris’teki Askerî Satın alma Komisyonunca, resimleri incelenerek pek uygun ve ucuz görülmüş olan bu on lokomotif hakkında Nafıa Vekâleti 22.2.1338 tarihli yazısı ile U. Müdürlükten mütalaa sormaktadır.

6 Mart tarihli yazısında, lokomotiflerin incelenmesine esas olacak sorulan bildiren U. Müdür; bu lokomotiflere verilecek ilk taksit parasıyla yedek parça alınsa, hiç kullanılmayan altı makinemizin çalışacağım, ve durmak üzere olan ötekilerin de geleceğinin sağlanmış olacağını belirtmekte, buradaki makineleri kendi hallerine bırakıp başka 10 makine almanın kendi düşüncelerine uymadığım, gelecek bu makinelerin yedek parçalan yoksa az zamanda onların da buradakilerin durumuna düşeceklerini açıklamaktadır. Bu karşılık yazısından yetmiş gün sonra Nafıa Vekâletinden gelen 16.5.1338 tarihli yazıda, U. Müdürlüğün bu mütaleasının, gönderilmiş olduğu Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliğinden gelen yazıda, incelemeye esas olacak U. Müdürlüğün sorularının Hariciye Vekâletine yazıldığı, karşılık gelince ayrıca bildirileceği belirtilerek, bu makinelerin alınmasının Nafıa Vekâletinin kararına bağlı olduğu, satış önerisi üzerinden üç ay geçtiğinden bunların ilk fiyatlarıyla satın alınıp alınamayacağının bilinemediği; uygun bulunup satın alma kararı verildiği ve elde tahsisat bulunduğu takdirde, gerekenlerle yeniden görüşmeye oturmak üzere, durumun bildirilmesi istenildiği belirtilerek “bu baptaki mütalaanızın işarı temenni olunur efendim” denilmektedir.

Buna verilen 30 Mayıs tarihli karşılıkta; gönderilen resimlerden ve açıklamalardan, külhanları çelik olduğundan savaş içinde yapıldıkları anlaşılmış olan bu makinelerin, savaş zamanı çalışmış ve yorgun olduklarının kestirilebildiği, külhanlarından başka öteki yerlerinin uygun göründüğü, ancak kilometrelerinin ve onanma alınma yıllarının açıklamalardan anlaşılamadığı, bu makinelere verilecek paranın pek azı ile denenmiş ve bütün vasıfları beğenilmiş eldeki makineleri kazanabileceğimiz belirtildikten sonra; eldeki makinelerin gittikçe bozulduğunu, bunlar için ileride yedek parçalar getirtilse bile, küçük atölyelerde her birinin birer birer onarımının çok uzun zaman alacağı, bu nedenle eldeki makine sayısını çoğaltabilmek amacıyla, önerilen bu lokomotiflerden beş adedinin muayene ve denemelerinden sonra alınmalarının uygun olacağı bildirilmiştir.

İstanbul'dan İlk Salın Alma:

Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi Fevzi Paşa'mn özellikle istemeleri üzerine kendisine sunduğu 15.2.1338 tarihli raporunda U. Müdür Behıç Bey, “Yenice-Çay kısmı, şimendöfer mefhumunu ifade edecek her şeyden mahrum olduğundan, sorup izin almağa vakit dahi olmadığından’ diyerek Ocak (1338) ayı geliri olan 30 bin lira ile bankada kredi açarak İstanbul’a bir satın alma heyeti gönderdiğini, hemen alınacak malzeme 100 bin lira tutacağından gerekli olan 70 bin liranın sağlanmasına aracı olmasını istemiştir.

Hareket Başkanı Mühendis Zihni Bey ile Atölye Müdürü Ziya Bey’den oluşan bu heyete gerekli paranın gönderilemediği, yardım edilmesi gerektiği Nafıa Vekâletine de bildirilmiştir. Makine yağı, elektrik malzemesi, telgraf teli fincan ve pil gibi demiryolları için vazgeçilmez malzemeyi alacak olan bu heyete Mâliyeden yardım yapılamamıştır. (Zihni ve Ziya beylerin İstanbul’dan aldıkları dinamo ve seyyar direklerin, Büyük Taarruz’da hat ve köprü onarımlarında geceleri de çalışılmasına olanak sağladığı görülmüştür.)

Yunanlılar vapurlara el uzatmaya başlamışlardır. İstanbul’dan Mersin’e gönderilen 82 parça eşyanın bulunduğu Apazya adLI vapurun Kıbrıs adası açıklarında Yunanlılarca durdurulup bilinmeyen bir tarafa götürüldüğü haber alınmıştır. Bu yüzden İstanbul’daki satın alma işinden vazgeçilmiştir. Parası, Mersinde eşyanın alınması sırasında ödenmesi yolu ile mal satmak isteyenler varsa ona göre davranılması ve hemen gen dönülmesi, 19.3.1338 tarihinde, heyete bildirmiştir.

İçinde İdarenin 82 sandık eşyası bulunan Apazya vapurunu Yunanlıların Selanik’e kadar götürdükleri, fakat sonra bırakmak zorunda kaldıkları; Mersin’de teslim koşulu ile satış yapmayı, alış-verişte bulundukları firmanın kabul ettiğini; İstanbul’daki heyet, 25.3.1338 tarihli Adapazarı İşletmesi şifresi ile bildirilmiştir.

Apazya vapuru 29.3.1338’de Mersin limanına gelmiştir.

İdareden İslenilen Malzeme:

Demiryolları İdaresi gereksindiği malzemeyi peşin para ile almak durumunda iken, kendisinden istenilen malzemeyi “mazbata” ile veresiye vermek zorunda kalmaktadır. Garbi Anadolu Menzil Müfettişliği, ordu gereksinmeleri için İdareden “Bidon” istemektedir. Menzil Müfettişliğinin bu isteme yazısına, Vekiller Heyeti kararına dayanan Nafıa Vekâletinin emrine göre, İdareden alınacak malzemenin parasının peşin ödenmesi gerektiği karşılığı verilmiştir. Bu karşılık yazıda, İdarenin Millî Savunma hizmetlerinden oluşmuş alacaklarını Mâliyeden alamaması dolayısıyla düştüğü malî sıkıntıların buna neden olduğu da açıklanmıştır.

İdare, bu sırada bir genelge ile; şimdilerde veya ileride gerek görül­meyen eski demir, boş bidon, boş sandık gibi eşyanın, satışından yararlanıl­ması için, bir listesinin düzenlenmesini şubelere bildirmiştir.

Bu derece malî sıkıntıda bulunulmasına rağmen; muhacir taşımalarının sorumluluğunu üstüne alarak veresiye yapmış (sonra bunu ödeyecek bir yer bulamamış) olan sayın Behiç Erkin, Garbi Anadolu Müfettişi Kâzım imzası ile gelen acele, gizli ve kişiye işaretli bir yazıya hemen “olur” karşılığını vermiştir. Bidon isteyen yazısından altı gün sonraki, 22.2.1338 tarihini taşıyan Menzil Müfettişliği yazısında: "Ordunun kılınca pek ziyade ihtiyacı vardır. Konya esliha tamirhanesi kılınç imal etmekte idi. Bu kerre çelik kalmadığı için imalat durmuştur. Idare-i aliyyeniz.de terk edilmiş vagon yayları ve saire gibi birçok çelik olduğu haber alındığından Umum Müdürlüğünüz ihtiyacından fazlalarının mazbata karşılığı Menzile verilmesine müsaadeleri" denilen bu yazıya verilen 1.3.1338 tarihli karşılık yazıda, istenilen çelikleri almak üzere belirlenecek memurun Cer İşleri Başmühendisliğine gönderilmesi bildirilmiştir. Bu yazıda, ne peşin para istenilmiş ne de “mazbata”dan söz edilmiştir. Böylece, Ordumuzun keskin kılıncına Demiryollarının çeliği de katılmış bulunmaktadır.

Dipnotlar

  1. İstanbul'da Hi1a1i Ahmer (Kızılay) ikinci Reisi olan Hâmid Bey'in Ankara'nın gizli ve özel temsilciliğini yaptığı anlaşılmaktadır.