Özdemir Koçak

Anahtar Kelimeler: Sinop, Kazı, Yerleşmeler

Sinop, Karadeniz Bölgesi’nin önemli liman kentlerinden birisidir. Burası Kuzey Anadolu Dağları tarafından ikiye bölünen ve farklı coğrafi özellikler gösteren bir bölgedir (Harita 1). Bu çalışmamızda, Sinop’un en eski dönemlerinden başlayarak Roma egemenliği sonuna kadar olan yerleşmelerini ele almaktayız.

Burada, Sinop’da yapılan birkaç bilimsel araştırma ve kazının yanısıra bölgede sürdürdüğümüz araştırmalar ve müze çalışmaları sırasında edindiğimiz bilgiler de değerlendirmelerimizde önemli bir katkı sağladı [1]. Bu bölgede yapılan çalışmaların başlıcaları: Ch. Burney[2], M. A. Işın[3] ve Ş. Dönmez[4] gibi araştırmacıların bilimsel nitelikli yüzey araştırmaları ve buradaki malzemelerle ilgili değerlendirmeleri ile, E. Akurgal’ın Sinop’da yaptığı kazılardır[5]. Bunun yanında Karadeniz Ticari Projesi çerçevesinde bölgede çalışan bir ekibin değerlendirmeleri de gözönüne alınmıştır[6].

Sinop yerleşmelerini iki kısımda inceledik. İlk önce, genel yerleşim özellikleri ve bunun çerçevesinde Sinop yerleşmeleri üzerinde durduk. Daha sonra, Sinop’da araştırılmış yerleşmelerden yararlanarak yerleşmelerdeki kültürler, bu kültürler arasındaki ilişki ve sürekliliği ortaya koymaya çalıştık.

1. Yerleşim Özellikleri

Önceleri Karadeniz kıyılarındaki yerleşim şekilleri ile ilgili farklı düşünceler vardı. Bu düşünceler de, genel olarak bölgedeki araştırmaların yetersizliğinden kaynaklanmaktaydı. Nitekim, 1940’lı yıllarda E. Forrer, Karadeniz kıyılarında höyük tipi yerleşmelerin çok sık bulunamayacağı düşüncesindeydi. Ona göre, bu bölgede daha çok ormanlık bölgeye uygun, birbirinden uzak mesafelerde, yamaçlar üzerine kurulmuş yerleşmeler bulunmalıdır. Araştırmacıya göre bölgede ahşap malzemenin bol kullanıldığı küçük köy tipi yerleşmelerin yoğun olması gerekmektedir[7]. Aynı şekilde, K. Bittel da, bu bölgedeki höyüklerin kuzey sınırını, Amasya ve Çorum’dan daha yukarıya çıkarmamaktaydı [8]. Ancak, yapılan araştırmalarla bunun doğru olmadığını, biraz aşağıda da değinileceği gibi, özellikle bölgedeki derin nehir vadilerinde ve sahildeki geniş ovalarda yoğun bir höyük yerleşiminin olduğu anlaşılacaktır[9].

K. Kökten, sahil boyu araştırmaları sırasında, Samsun’dan itibaren Çarşamba Deltası doğusuna kadar olan alanın, verimli; delta doğusundan Ordu çevresine kadar şüpheli ve Ordu doğusundan Rize’ye kadar boş bir netice vermesi ve Kızılırmak deltasından batıya, yani Sinop dolayına silik bir sıçrayış göstermesinin, Samsun’un arkeolojik yönden önemini arttırmasına kanıt olarak göstermektedir[10].

Karadeniz Bölgesi’nin kuzey kesimlerindeki yerleşim yerlerini, güneyden kuzeye doğru uzanan nehirlerin açtığı derin vadilerde, K. Kökten’in de söylediği gibi, Kuzey Anadolu sıradağlarının arasından uzanan tarihi doğal yol güzergahında aramak gerekmektedir. Son yıllarda yapılan araştırmalar, bölgenin en erken dönemlerden itibaren ve yaygın olarak yerleşime sahne olduğunu göstermektedir[12]. Özellikle, ormanlık kesimlerde yerleşim yoğunluğunun azalması muhtemelen sosyokültürel yapıyla ilgili olmalıdır[13]. Kıyı kesiminde, yüksek sahadaki yeni yerleşmelerinin çoğunluğu, vadi yamaç ve içlerinde kaynaklara yakın yerlerde toplanmışlardır[14].

Coğrafi konum ve özellikler bakımından Sinop’la yakın olan Kastamonu da, yerleşim özellikleri bakımından önemli bir yerdir. Burada da, bölgenin önemli nehirleri olan Gökırmak, Daday, Araç/Ilgaz vadilerindeki yerleşim yoğunluğu açık bir şekilde gözlenmektedir[15].

Yerleşim yerlerinin seçiminde belirleyici unsurların gözardı edilmediği bir gerçektir. Bir başka deyişle, insanlar yerleşmelerini oluştururken rastlantılarla değilde bazı belirleyici unsurlarla hareket etmektedirler. Bu unsurların en başlıcaları: su, toprak, coğrafi konum, tarihi doğal yollar, maden yatakları vb.’dir[16]. Nitekim, bu kesimde yer alan Samsun-İkiztepe[17] ve Kastamonu Kınık yerleşmeleri[18] bu özelliklerin hemen bütününü bünyelerinde toplamaktadır.

Durağan’ın güneydoğusunda yer alan Uluköy-Çay yerleşmesi de bu yerleşim seçimi ile ilgili güzel bir örnektir (Harita 2; no: 46). Burada Kalkolitik ve İTÇ dönemlerinde yerleşilmiştir[19]. Durağan’ın 7 km. doğusunda ise Durağan-Alaçam karayolu üzerinde arsenik cevherleşmesine rastlanmaktadır[20]. Bu yerleşme aynı zamanda Kızılırmak yakınlarında ve Kızılırmak Vadisi’ne olduğu gibi DurağanAlaçam yoluna da yakın bir konumdadır (Harita 2; no: 46)[21].

Özellikle su, toplumsal yaşamın en önemli parçalarından birisidir. Bu yüzden yerleşmelerin kurulmasında su kaynakları ya da verimli nehir vadileri öncelikli tercih sebeplerinden birisi olmuştur. Nitekim Sinop yerleşmelerinin de Sarımsak, Erfelek, Kabala ve Karasu gibi başlıca ırmak vadilerinde ya da su kaynaklarının yakınlarında kurulduğu görülmektedir. Bu durum, özellikle Kalkolitik ve İTÇ yerleşmelerinde daha belirgin olarak gözlenebilmektedir (Harita 2)[22].

Bu kesimde yer alan önemli yerleşmelerden Kocagöz Höyük, yerleşim özellikleri bakımından önemli bir örnektir. Bu höyük, iki tarafından vadilerle çevrilmiş hâkim bir tepe üzerindedir ve doğusunda verimli Taşmanlı Ovası uzanmaktadır (Harita 2)[23].

Erken Kalkolitik döneme tarihlenen Kabalı ve Kıran Höyükleri de Kabala Çayı Vadisi’nde yer almaktadırlar. Aynı şekilde, Sinop’daki başlıca yerleşmelerden Habuhaş Tepe, Kahkül Tepe, Üvez Tepe, Gavur Tepe Erfelek Çayı kenarında olan yerleşmelerdir. Çimbektepe de Kabalı Çayı Vadisi’ne hâkim bir yamaçtadır (Harita 2; Levha I: 1)[24].

İTÇ’ın sonlarında başlayan siyasal ve ekonomik değişimler, OTÇ/STÇ’da en üstdüzeye ulaşmıştır. Sonuçta, insanların birarada yaşama ihtiyaçlarının daha da artması, o dönemin küçük kentlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu dönemde, özellikle, suyu artan nüfusa yetebilecek daha verimli bölgeler, arazinin artan nüfusa yetecek nitelik ve genişlikte olması, diğer yerleşmelerle bağlantının rahat sağlanması ve askeri-stratejik bakımdan korunaklı noktaların tercih sebebi olduğu görülmektedir[25]. Bu yüzden, OTÇ/STÇ yerleşmelerinin debisi çok yüksek su kaynakları, verimli tarım arazileri ve korunaklı tepecikler ya da tepeler üzerinde kurulduğu gözlenir[26].

Yukarıda, yerleşmelerin kurulmasında savunmanın önemli bir yer tuttuğundan sözetmiştik. Asayişin bozuk olduğu ve istila tehlikesinin hüküm sürdüğü devirlerde ve yerlerde, özellikle yüksek mevkilerin tercih edildiği görülür. Ancak, bu yüksek mevkiler, ticari bakımdan elverişli olmamasından dolayı, sadece savunma amaçlı olarak ve asayişin bozuk olduğu dönemlerde önem kazanır[27].

Orta Karadeniz Bölgesi’ndeki, Phryg ya da Demirçağı yerleşmelerinin de, yerleşim modellerinin bu yönde değiştiği görülür. Bunlar, özellikle, doğal bakımdan korunaklı, dağlık kesimlere doğru yönelmişlerdir. Bu durum da, sözü edilen dönemde duyulan savunma ve korunma ihtiyacıyla ilgili olmalıdır[28].

Demir Çağı’nda Orta Karadeniz Bölümü’nde yerleşmelerin kentleşme özelliklerinin fazla olmadığı anlaşılmaktadır[29]. Ancak, bu bölgedeki kıyı yerleşmeleri, ekonomik faaliyetlerinden dolayı biraz daha iyi durumdadır.

Yine, başta Sinope olmak üzere, bu bölgedeki Grek koloni yerleşmelerinin, ana kentlerin bazı özelliklerini taşıdıkları görülmektedir. Nitekim, Sinope bir yarımada kıstasında kurulması ve çift limanı ile bunun kanıtıdır (Levha II-III; Plan). Ancak bu yerleşmelerin, kapladıkları alan ve mimari özellikler bakımından, Batı Anadolu kentlerinden çok geri oldukları görülmektedir[30].

Bölgedeki kıyı yerleşmeleri, topoğrafyaları bakımdan üç grupta incelenmektedir. Bunlardan bir grup da: Yarımada, kıyıya birleşmiş ada, dil ya da burun üzerine kurulmuş şehirlerdir. Savunması kolay olan bu, tipik denizaşırı yerleşmelere Sinope güzel bir örnektir (Levha II-III; PLAN). Nitekim, A. Akarca, Sinope kentini burun tarafı dağlık bir yarımadanın boynu üzerine kurulmuş yerleşmeler arasında saymaktadır[31].

Sinope, Bozburun yarımadasının boynu üzerine kurulmuştur. Bu yarımada, çepeçevre dik kıyılarla çevrilidir[32]. Burası, bölgedeki en önemli liman kentlerindendir. Burada, iki liman bulunmaktadır. Bu limanlardan, batıda yer alanı, kuzeybatıdan esen sert rüzgarlara açık olduğundan daha az kullanışlıdır. Doğu limanı ise, kış fırtınalarında bile gemilere güvenli bir korunma imkanı sağlamaktaydı (Levha II-III; Plan: 2-3)[33].

Buradaki, Hamsilos (Hamsaros) Burnu, kuzeydoğu yönüne doğru, Akliman’ın kuzey tarafına yakın sahilden, kısa bir çıkıntı teşkil eder ve kayalık kıyıdan yarım mil uzağa kadar uzanır. Biraz ileride, tepe ve kayalıkların kenarında bulunan alçak kumsalın kuzeybatı sınırında ise Akliman (Harmene: Akliman) yeralır. Bu liman, Sarıada ve Karaada isimli iki ada tarafından korunmaktadır. Bunlardan, Karaada kuzey başlangıç noktasına, Sarıada ise güney başlangıç noktasına yakındır. Batıda yer alan İnceburun Yarımadası, Akliman kesimine doğru, kuzey rüzgarlarının neden olduğu etkili dalgaları önlemektedir[34].

Sinope, Yunan kolonizasyonu sırasında önemli bir rol oynamıştır. Kentin en önemli özellikleri: liman olarak konumu, Kuzey Anadolu’nun en uç noktasında bulunması ve Orta Anadolu’yla olan bağlantısıdır. Ancak, Sinope gücünü, kara bağlantılarından daha çok denize borçludur. Ayrıca, bu kent, açık havalarda Kırım ile yapılan deniz seferlerinden dolayı, uzun zaman önemini korumuştur. Kent, konumundan dolayı Akdeniz ticaretinde önemli bir yer kazanmıştır[35].

Sinope’nin bir diğer önemli özelliği, çok iyi bir şekilde tahkim edilmiş olmasıdır. Kentin, Pontos Kralı II. Mithradates’in yaptığı (M. Ö. 220) saldırıya ve Roma kuşatmasına karşı direnmesi bu tahkimatlı yapıyla ilişkilidir. Sinope’yi, ana karaya bağlayan dar boğaz, büyük duvarlar tarafından korunmaktaydı. Denizden yapılacak saldırılar da, yarımadayı çevreleyen dik kayalardan dolayı imkansızdı [36].

Yerleşimle ilgili bir diğer belirleyicinin, tarihi doğal yollar olduğu bilinmektedir. Sinop da, önemli tarihi doğal yollar üzerinde yer almaktadır. Sinop’un başlangıç noktası olduğu önemli tarihi doğal yol güzergahı, buradan Akdeniz kıyılarına kadar uzanan Kuzey-Güney Yolu’dur[37].

Yukarıda bu yol bağlantılarının, yerleşme yerlerinin seçiminde de önemli rol oynadığından sözetmiştik. Nitekim, Sinop’daki bazı yerleşmelerin batıda Ayancık, doğuda Gerze ile bağlantının sağlandığı yollar üzerinde kurulduğu görülür. SinopGerze arasındaki bağlantı, buradan Samsun’a uzanan tarihi doğal yolun bir kısmını teşkil etmektedir (Harita 2)[38].

Sinop’un hinterlandla ilişkisini sağlayan en önemli bağlantılarından birisi Boyabat’a kadar uzanan yoldur[39]. Burası, muhtemelen Sinop’u güneye doğru inen bir yol ile Amnias (Gökırmak) Ovası’ndan Doğu-batı yoluna bağlayan tarihi yoldur[40]. İncelediğimiz yerleşmeler içerisinde de Sinop-Boyabat arasındaki yol bağlantısı belli kesimlerde açık bir şekilde gözlenebilmektedir (Harita 2).

Yukarıda da sözettiğimiz gibi, coğrafi yapı özelliklerinden dolayı Sinop’ un yol bağlantılarının çok güçlü olmadığı görülmektedir. Bu yüzden, Sinop’ un dış dünyayla deniz yolu ile olan bağlantısı da gözardı edilmemelidir[41]. Nitekim, Güney Karadeniz kıyılarındaki en önemli limanın bu kesimde bulunduğu görülmektedir. Burada, iki liman bulunmaktadır. Bunlardan, batıdaki, kuzeybatıdan esen sert rüzgarlara açık olduğundan daha az kullanışlıdır. Ancak, doğu limanı kış fırtınalarında bile gemilere güvenli bir korunma imkânı sağlamaktaydı. Sinope, çift limanıyla, Hellen dünyasında görülen kentleri andırmaktadır[42].

2. Yerleşmelerdeki Kültürler*

Sinop’daki yerleşim durumuyla ilgili olarak toplam 53 yerleşmeyi esas aldık. Bunlar arasından da Kalkolitik Çağ’dan Hellenistik Dönem’e kadar olan kültürleri içinde barındıran 50 yerleşme esas alındı (TABLO 1-6; Harita 2: 1-4) [43]. Ayrıca, OTÇ ile STÇ, sözedilen dönemlerdeki siyasal ve sosyal karışıklıklar ve bazı problemlerden dolayı birlikte ele alınarak değerlendirildi[44]. Yine, Hellenistik Dönem ve sonrası da yerleşim durumuyla ilgili verilerden dolayı harita ve grafiklerde verilmemiştir.

Sinop’un bu erken yerleşmelerinde en yaygın kültür İTÇ’a ait olanıdır. Buradaki İTÇ kültürleri bütün höyükler içinde % 57,3’lük bir oranda (47 tane) yer almaktadır (Tablo 1, 3-6; Harita: 1-2). Bu, Sinop yerleşmelerindeki en yaygın kültürün İTÇ’a ait olduğunu açıkça göstermektedir. Bunu, % 18,2’lik oranla Kalkolitik (15 adet), % 15,8 ile OTÇ/STÇ (13 adet) ve % 8,5 ile DÇ (7 adet) yerleşmeleri takip eder (Tablo 1, 3-6; Harita: 1-2).

Kalkolitik Çağ’dan İTÇ’a geçişte yerleşmelerin sayısının yaklaşık 3 kat artması, nüfustaki artışı göstermektedir. Ancak, bu dönem yerleşmelerinin genelde küçük ve orta boy höyükler olduğu da gözardı edilmemelidir.

Genel olarak, Anadolu’da olduğu gibi[45] Sinop’da da İTÇ’dan OTÇ/STÇ’a geçişte yerleşmelerin sayı olarak azaldığı görülmektedir. Sinop’ta İTÇ’dan OTÇ/STÇ’a geçişte, yerleşmelerinin sayısının yaklaşık 1/4 oranında azaldığı görülür (Tablo 1, 3-6; Harita 2). Bu durum muhtemelen OTÇ/STÇ içindeki sosyal ve siyasal değişim ve gelişmelerle ilgili olmalıdır. Nitekim, genel olarak İTÇ sonları ve OTÇ başlarında Anadolu’da başlayan ekonomik ve ticari değişim ve gelişim muhtemelen bu yerleşmelerde de kendini göstermiş, tarihi doğal yollar üzerindeki yerleşmeler daha da önem kazanmışlardır. Bunun yanında siyasal problemler ve küçük krallıkların (ya da kent devletleri) kurulmasıyla ilk siyasal yapılanmalar da ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu siyasal ve ticari değişim, insanların küçük köyleri terkederek, sözettiğimiz merkezi-büyük yerleşmelere yönelmelerine neden olmuş olmalıdır[46].

Bölgenin, özellikle kuzey kesimlerindeki M.Ö. II. bin yıl yerleşmelerinin çoğunun, Hitit İmparatorluk Çağı kültürlerini vermemesi ise, bölgedeki Kaşka egemenliği ve Kaşka saldırıları ile ilgili olmalıdır (Tablo 3-6)[47].

Sinop kesiminde bilinen DÇ yerleşmelerinin de sayı olarak çok az olduğu görülür (Tablo 1, 3-6; Harita: 1-2). Bu durum, Anadolu’da bu dönemde görülen karışıklıklarla ilgili olmalıdır. Muhtemelen DÇ halkları, kendilerini bu karışıklıktan koruyacak, dağlık veya daha korunaklı bölgelere yönelmiş olmalıdır.

Bölge yerleşmeleriyle ilgili olarak değerlendirme yaparken ele aldığımız ikinci bir husus ta, kültürlerdeki süreklilik idi.

Sinop’ta ele aldığımız 53 yerleşme içinde yaklaşık 82 kültürün bulunduğu görülmektedir (Kalkolitik’ten Hellenistik Dönem başına kadar) (TABLO 2, 3-6; Harita: 3-4).

Bunlar arasında, İTÇ kültürleri, bir höyükte tek başına en yüksek oranda bulunan kültür durumundadır. Bunun oranı % 44’dür (22 adet).

Bunun yanında, höyüklerde Kalkolitik ve İTÇ yerleşmelerinin birarada bulunma oranları da % 28 idi (14 adet). Buradaki 15 Kalkolitik kültürden 14’ünün üzerinde İTÇ’ın devam etmesi (% 93,3), Kalkolitik’ten İTÇ’a geçişteki sürekliliği göstermektedir (Tablo 2, 3-6; Harita: 3-4)[48].

Ayrıca değerlendirmeye aldığımız yerleşmelerden üçü dışındaki diğer bütün merkezlerde İTÇ kültürlerine rastlandığı görülmektedir.

Sinop yerleşmelerinde süreklilik gösteren ikinci kültür grubu: İTÇ ile OTÇ/STÇ kültürleridir. Bunlar da, toplam içinde % 26’lık bir orana (13 adet) sahiptir (Tablo 2, 3-6; Harita: 3-4).

Bu yerleşmeler arasındaki bütün OTÇ/STÇ kültürlerinin, İTÇ kültürleri üzerinde kurulduğu görülür (13 adet; Tablo 2, 3-5; Harita: 3-6).

DÇ yerleşmelerinin de 3/4’lük bir oranı İTÇ kültürleriyle birlikte yer almaktadır (Tablo 2, 3-6; Harita: 3-4).

Karadeniz Ticari Projesiyle ilgili çalışmaları değerlendiren Amerikalı bir ekip, Sinop İTÇ yerleşimlerinin yoğunluğunun daha sonraki dönemlerde azaldığını bildirir. Hellenistik Dönemde ise, iç kesimlerde az olmakla beraber, kıyı şeridindeki yerleşimlerde önemli bir gelişmenin varlığı saptanmıştır. Roma ve Erken Bizans dönemlerinde o zamana kadar görülmeyen bir gelişme gözlenmektedir. Bu dönemlerde, iç kesimlerde de nispi bir gelişme olmuştur. İç kesimlerdeki gelişmeyi, kıyıdaki gelişmeyle ilgili görmek gerekmektedir. Çünkü, iç bölgeler, kıyıdaki hammadde ihtiyacını desteklemektedir[49]. Demirci Vadisi ve Sinop çevresi Hellenistik-Roma yerleşmelerinin yoğunluğu da siyasal, sosyal ve ekonomik değişim ve gelişmelerle ilgili bir durumdur[50]. Nitekim, Sinop’un batısındaki Bafra Ovası’nda da Hellenistik Dönem boyunca yaygın olarak yerleşilmiştir[51].

Burada dikkat çekici bir diğer konu da, saydığımız kültürlerin bütününün hemen hiçbir yerleşmede bir arada görülmemesi; ya da bu yerleşmelerdeki kültürel sürekliliğin çok az olmasıdır (Tablo 2, 3-6).

Bütün bunlardan, yerleşim şekillerinin oluşmasında insan iradesinin ve coğrafi özelliklerin belirleyicilikleri ortaya çıkmaktır. İnsanlar, yerleşim yerlerini seçerken tesadüflerle hareket etmemişlerdir. Su kaynakları, verimli tarım arazileri, doğal yol güzergahları, nehir vadileri, maden yatakları vb. bu seçimde etkili olmuştur[52]. Siyasal, askeri ve ekonomik yapı özellikleri ve değişimler de bu tercihlerde belirleyici olmuştur. Sinop yerleşmelerinde de, söylediğimiz bu tercih sebepleri aranmıştır. Harita üzerine yaptığımız yerleştirmede bütün bu unsurların önemi açık şekilde görülmektedir (Harita 2).

BİBLİYOGRAFYA*

AKARCA, A. 1987: Şehir ve Savunması, Ankara.

AKURGAL, E. 1956: “Sinop Kazıları-Die Ausgrabungen von Sinope”, TAD, VI-1, 47-61.

AKURGAL, E.- L.BUDDE 1956: Vorlaufige Bericht Über Die Ausgrabungen in Sinope, Ankara.

ALKIM, U.B.-H.ALKIM-Ö.BİLGİ 1988: İkiztepe I. Birinci ve İkinci Dönem Kazıları The First and Second Seasons’ Excavations (1974-1975), Ankara.

BİLGEN, A.N. 1999: “Kastamonu-Kınık Kazısı 1994-1995 Metalurjik Buluntuları”, An.Ar., XV, 269-293.

BİLGİ, Ö. 1990: “Bafra-İkiztepe Kazılarının Işığında Samsun Bölgesinin Protohistoryası”, Tarih Boyunca Karadeniz Kongresi Bildirileri, II/1, 1988, 1-3.

1994: “Samsun Müzesi Protohistorik Çağ Silahları ve Orta Karadeniz Bölgesi Maden Sanatı Hakkında Yeni Gözlemler”, TTKong., XI, 253-268.

1998: “M.Ö. 2. Binyılda Orta Karadeniz Bölgesi”, III. Uluslararası Hititoloji Kongresi Bildirileri, Çorum 16-22 Eylül 1996, Ankara, 63- 75.

1999 a: “İkiztepe’de Ele Geçen Son Buluntuları Işığında Orta Karadeniz Bölgesi Protohistorik Çağ Maden Sanatı Hakkında Yeni Gözlemler”, TTKong., XII/1, 1994, 41-50, Levha 17-28.

1999 b: “İkiztepe in the Late Iron Age”, AS, Anatolian Iron Ages, ed. A. Çilingiroğlu- R.J. Matthews, 4, 27-54.

1999 c: “Karadeniz Bölgesi Kıyı Kesimi İlk Tunç Çağı Mimarisi”, Çağlar Boyunca Anadolu’da Yerleşim ve Konut Uluslar arası Sempozyumu, İstanbul, 63-74.

BOYSAL, Y. 1958: “Sinop’un En Eski Buluntuları ve Kolonizasyonu Hakkında”, TAD, VIII-2, 23-29.

BURNEY, C. A. 1956: “Northern Anatolia Before Classical Times”, AS, VI, 179-203.

ÇINARO⁄LU, A. 1991: “Kastamonu Kökenli Bir Grup Hitit Gümüş Eseri”, Müze/Museum, 4 (1990-91), 53-58.

DOONAN, O.- A. GANTOS- D. SMART- F. HIEBERT 1998: “Survey of Sinop Province, Turkey, 1997”, paper delivered at AIA Annual Meeting, Chicago, 12/97. Abstarct forthcoming in AJA, 102, 367.

1999: “Sinop İli Yoğun Alan Araştırması, 1997”, AST, XVII-II, 359-371.

DOONAN, O.- A. GANTOS- F. HIEBERT- A. YAYCIO⁄LU- M. BESONEN
2000: “Sinop Bölgesel Arkeoloji Araştırması 1998: Karasu Vadi Araştırması”, AST, XVII-2, 345-356.

DÖNMEZ, Ş. 2000: “Sinop-Samsun-Amasya İlleri 1998 Yüzey Araştırması”, AST, XVII-2, 229-244.

EMRE, K.- A. ÇINARO⁄LU 1993: “A Group of Metal Hittite Vessels from Kınık- Kastamonu”, Nimet Özgüç’e Armağan, Ankara, 675-713.

ERZEN, A. 1956: “Sinop Kazısı 1953 Yılı Çalışmaları”, TAD, VI-1’den ayrıbasım, 3- 6, Levha XXVIII-XXXI.

FORRER, E. 1927: “Ergebnisse Einer Archaologischen Reise in Kleinasien”, Mitteilungen Der Deutschen Orient-Gesellschaft, 65, 27-43.

FRENCH, D. H. 1988: “Roman Roads and Milestones of Asia Minor 1987”, AS, The Years Work, XXXVIII, 8-10.

IŞIN, M. A. 1990: “Sinop Bölgesi Yüzey Araştırması”, Tarih Boyunca Karadeniz Kongresi Bildirileri, II/1, 241-277.

1991: “Kocagöz Höyük’te Bulunan Tek Kulplu Kupalar”, TAD, XXIX, 177-191.

1998: “Sinop Region Field Survey”, Anatolia Antiqua/Eski Anadolu, VI, 95-139.

IŞIN, M. A.- İ. TATLICAN- M. IŞIN 1992: Sinop, Ankara.

KOÇAK, Ö. 1993: Eskiçağ Tarihinde Sinope, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul.

2000: M. Ö. II. ve I. Bin Yıllarda Orta Karadeniz Bölgesi’nin Jeopolitik ve Sosyopolitik Yapısı, (Yayınlanmamış Doktora Tezi), İstanbul.

KÖKTEN, K.-N.ÖZGÜÇ-T.ÖZGÜÇ 1945: “1940 ve 1941 Yılında Türk Tarih Kurumu Adına Yapılan Samsun Bölgesi Kazıları Hakkında İlk Kısa Rapor”, Belleten, IX/35, 361- 400, Levha LXIII-LXXIV.

LEAF, W. 1916: “The Commerce of Sinope”, JHS, XXXVI (1916), 1-15.

ORTHMANN, W. 1963: Die Keramik der Frühen Bronzezeit aus Interanatolien, Berlin.

ÖZBAL, H.- A. ADRIAENS- B. EARL- B. GEDİK 2000: “Samsun-Amasya-Tokat İlleri Yüzey Araştırmaları”, ArkST., XV, 47-54.

ÖZDO⁄AN, A.- C. MARRO- A. TİBET- C. KUZUCUO⁄LU 2000: “Kastamonu Yüzey Araştırması 1998 Yılı Çalışmaları”, AST, XVII2, 41-56.

ÖZGÜÇ, T. 1948: “Samsun Hafriyatının 1941-1942 Yılı Neticeleri”, TTKong., 3, 1943, 393-419.

STOOP, M.V. 1978: “Ancient Armene and Its Harbour”, Anatolica, VI, 1977-1978, 282- 318.

WYCHERLEY, R.E. 1986: Antik Çağda Kentler Nasıl Kuruldu?, çev. N.Nirven-N.Başgelen, İstanbul.

KISALTMALAR

AJA: American Journal of Archaeology, Baltimore, 1885 vd.

An.Ar.: Anadolu Araştırmaları, İstanbul, 1955 vd.

AS: Anatolian Studies, Journal of the British Instituteof Archeology at Ankara, London, 1951 vd.

AST: T.C. Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Araştırma Sonuçları Toplantısı, 1983 vdd.

Belleten: Türk Tarih Kurumu, Belleten, 1937 vd.

DTCFD: Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, Ankara, 1942 vd.

JHS: Journal of Hellenic Studies

TAD: Türk Arkeoloji Dergisi, Ankara, 1950 vd.

TTKong.: Türk Tarih Kongresi Raporları, Ankara, 1932 vd.

Diğer Kısaltmalar:

İTÇ: İlk Tunç Çağ

OTÇ: Orta Tunç Çağ

STÇ: Son Tunç Çağ

DÇ: Demir Çağı

GDÇ: Geç Demir Çağ

HARİTA, LEVHA VE PLANLARIN LİSTESİ

HARİTA 1

Orta Karadeniz Bölgesi’nin topografik durumu (S. Gözenç- N. Günal, “Türkiye’nin Coğrafi Bölgelerinde Kır-Şehir Nüfusu Ayrımı ile Şehir Nüfusunun 1/ 200.000 Ölçekli Haritada Yükselti Kademelerine Göre Tespiti”, İ.Ü. Deniz Bilimleri ve Coğrafya Enstitüsü Bülten, 3/4, 1987 (1988), 27-37, topoğrafi haritası).

HARİTA 2

Harita Genel Müdürlüğü, Zonguldak 1:500.000, 333 C Harita Paftası, Ankara; Harita Genel Müdürlüğü, Samsun 1:500.000, 324 D Harita Paftası, Ankara.

LEVHA I

1. Sinop- Merkez Lala Tavukçuluğu’nda yer alan Çimbektepe Yerleşmesi (Işın vd. 1992, 6).
2. Sinop- Erfelek Hasandere’de yer alan Halil Usta Tepesi Yerleşmesi (Işın vd. 1992, 6).

LEVHA II

1. Sinop’un hemen girişindeki Pervane Dede Tepesi’nden Sinop’un güneyinde yer alan Aşağı Liman.
2.Sinop Yarımadası boynunun kuzeyinden Yukarı Liman.

LEVHA III

1. Sinop’un hemen girişindeki Pervane Dede Tepesi’nden Sinop Yarımadası ile Kuzey ve Güney Limanları.
2. Sinop’un hemen girişindeki Pervane Dede Tepesi’nden modern SamsunGerze yolu, Akliman ve Hamsalos Burnu.

PLAN

1. Wycherley 1986, Şekil 3, Miletos.
2. Y. Garlan- D. K. Tezgör, “Prospection d’ateliers d’amphores et de Ceramiques de Sinope”, Anatolia Antiqua- Eski Anadolu, IV (1996), 325-334, Figür 1.
3. Işın vd. 1992, 50. 13. yüzyıl Selçuklu onarımından sonra Sinop kale surları.

(1) * Burada değerlendirmelerimiz, Sinop’da yapılan bilimsel yüzey araştırmaları ve kazı esas alınarak yapılmıştır. Bu konuda örnek bir çalışma için bkz. T. Ökse, “Yukarı Kızılırmak Havzası Tunç Çağları ve Demirçağ Yerleşim Tarihi”, Belleten, LXII-234, 1998 (1999), 299-336. Ayrıca bkz. Koçak 2000, 48 vdd. (2) * Burada, kesinliği anlaşılmayan ve yerleşim yerleri tam olarak bilinmeyen bazı merkezlerle; aynı zamanda yerleşim özellikleri taşımayan, nekropol ve bazı kaleler de verilmemiştir. Bunlar arasında, Sinop yakınlarındaki Gerze ve Tingiroğlu çevresiyle, bu kesimdeki diğer birkaç yerleşme sayılabilir. Bkz. French 1988, 10. Ayrıca bkz. Doonan vd. 2000, 347 vd. Ayrıca, İnceburun’daki Üst Paleolitik (M. Ö. 40000-12000) bir merkez de burada verilmemektedir. Bkz. Işın vd. 1992, 4, harita; Işın 1998, pl. 1. Yerleşmelerle ilgili göndermeler yaparken, bütün araştırmalar değil de, başlıca çalışmaların verilmesiyle yetinilmiştir. (3) * Bibliyografya seçme eserlerden oluşmuktadır. Diğer eserler dipnotlarda verilmiştir.

Dipnotlar

  1. Prof. Dr. M. Özsait başkanlığında 1990 yılından bu yana sürdürdüğümüz “Orta Karadeniz Bölgesi Yüzey Araştırmaları: Amasya, Tokat, Samsun ve Ordu İllerinde” isimli çalışmalarımız, bölgenin yerleşim özelliklerinin yanısıra, coğrafi ve ekonomik yapı özelliklerini de anlamamız bakımından oldukça yararlı olmuştur. Sinop da, genel özellikleri bakımından Orta Karadeniz ve Batı Karadeniz Bölgeleri arasında bir geçiş bölgesi görünümündedir.
  2. Burney 1956, 179 vdd.
  3. Işın 1998, 95 vdd.
  4. Dönmez 2000, 229 vdd.
  5. Akurgal 1956, 47 vdd.; Akurgal-Budde 1956, 4 vdd. Ayrıca bkz. Erzen 1956, 3 vdd.
  6. Doonan vd. 1998, 367; Doonan vd. 1999, 364 vdd.; Hiebert 1997, 377.
  7. Forrer 1927, 27 vdd
  8. K. Bittel, Praehistorische Forschung in Kleinasien, İstanbul, 1934, 120 vdd. 1926’larda H. von der Osten’ın yaptığı araştırmalarda, bölgede az da olsa erken dönemleri veren yerleşmeler bilinmekteydi. Ayrıntılı bilgi için bkz. H. H. von der Osten, Explorations in Central Anatolia. Season of 1926, Chicago, 1929; Th. Macridy, “Une Citadelle Archaique du Pont”, Mitteilungen der Vorderasiatischen Gesellschaft, 4 (1907), 167-175, fig. 1-26, 169 vdd. R. Naumann da, höyüklerin sayılarının İç Anadolu’dan kıyılara doğru giderek azaldığını öne sürer. Bkz. R. Naumann, Eski Anadolu Mimarlığı, çev. B. Madra, Ankara, 1985, 214.
  9. K. Kökten- T. Özgüç, “Samsun’da Prehistorik Araştırmalar (1)”, Ülkü, Halkevleri ve Halkodaları Dergisi, XV/89 (1940), 413-419, 414 vd. T.Özgüç, Samsun, Çarşamba, Bafra ve Sinop’ta yerleşmeye uygun kıyı ovaları ve küçük nehir deltaları bulunduğunu belirterek; bu görüşün, bütün Karadeniz kıyıları için geçerli olamayacağını bildirmektedir. Bu konuda bkz. Özgüç 1948, 394 vd. Ayrıca bkz. Kökten vd. 1945, 364, 396 vd.; İ. K. Kökten, Anadolu’da Prehistorik Yerleşme Yerlerinin Dağılışı Üzerine Bir Araştırma”, DTCFD, X/3-4 (1952), 167-207, hrt.1-4, 192. Nitekim, E. Y. Bostancı, Prehistorik yerleşmelerle ilgili değerlendirmeler yaparken, bu nehir vadilerinin, aynı zamanda doğal prehistorik yollar olduğunu belirtmektedir. Ona göre, Gökırmak kültürlerinin, Orta ve Güney Anadolu’da da mevcut olması dolayısıyla, Kızılırmak ve Yeşilırmağın kuzeyi güneye birleştiren, doğal iki prehistorik yol olduğu neticesi çıkmaktadır. Bunun sonucu olarak da, Gökırmak Vadisi’ndeki Paleolitik ve Bakırçağ (İT II) kültürlerinin, Kızılırmak ve Gökırmak yoluyla bu vadiye geldiğini düşünmektedir. E. Bostancı, “Gökırmak Vadisi’nde Prehistuvar Araştırmaları ve Yeni Paleolitik Buluntular”, DTCFD, X/1 (1952), 137-143, 140, 142.
  10. İ. K. Kökten, DTCFD, III/5 (1945), 479. Yine buna bağlı olarak, K. Kökten, Yıldızeli ve Artova çevresinin Bakırçağ (İT II-III), Hitit ve Phryg dönemlerinde Yukarı Kızılırmak boyu ile, kısmen Kangal çevresinden ziyade, Samsun çevresi ve onun güney ve batı hinterlandı yönüne bir bağlantı gösterdiğini öne sürmektedir. Bkz. İ. K. Kökten, “1947 Yılı Tarihöncesi Araştırmaları”, Belleten, XII/45 (1948), 223-226, 223. Bu iddiaların, 1940-50’li yıllarda bölgede yapılan araştırmaların yetersizliğinden dolayı gündeme geldiği gözönünde bulundurulmalıdır. Aynı şekilde, 1946’lı yıllarda T.Özgüç de, bölgenin orta kesimlerinde höyüklerin olmayışını eski dönemlerde buraların bataklık olmasıyla açıklamaktadır. Bkz. T. Özgüç, “Anadolu”da Arkeoloji Araştırmaları I”, Belleten, X/40 (1946), 557- 597, 596.
  11. İ. K. Kökten, DTCFD, III/5 (1945), 479. Yine buna bağlı olarak, K. Kökten, Yıldızeli ve Artova çevresinin Bakırçağ (İT II-III), Hitit ve Phryg dönemlerinde Yukarı Kızılırmak boyu ile, kısmen Kangal çevresinden ziyade, Samsun çevresi ve onun güney ve batı hinterlandı yönüne bir bağlantı gösterdiğini öne sürmektedir. Bkz. İ. K. Kökten, “1947 Yılı Tarihöncesi Araştırmaları”, Belleten, XII/45 (1948), 223-226, 223. Bu iddiaların, 1940-50’li yıllarda bölgede yapılan araştırmaların yetersizliğinden dolayı gündeme geldiği gözönünde bulundurulmalıdır. Aynı şekilde, 1946’lı yıllarda T.Özgüç de, bölgenin orta kesimlerinde höyüklerin olmayışını eski dönemlerde buraların bataklık olmasıyla açıklamaktadır. Bkz. T. Özgüç, “Anadolu”da Arkeoloji Araştırmaları I”, Belleten, X/40 (1946), 557- 597, 596.
  12. Özellikle, Sinop’da Erfelek, Ordu’da Melet Vadisi ve Kastamonu’da Gökırmak, Daday, Araç/Ilgaz vadileri çevresinde yapılan araştırmalar, bölgenin yerleşim coğrafyasını vermesi açısından çok önemlidir. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. M. Özsait, “1990 Yılında Ordu-Mesudiye Çevresinde Yapılan Yüzey Araştırmaları”, AST, IX (1992), 357-376, 357 vdd.; M. Özsait, “1991Yılı OrduMesudiye Yüzey Araştırmaları”, AST, X (1993), 311-330, 311 vdd.; M. Özsait, “1992 Yılı OrduMesudiye Yüzey Araştırmaları”, AST, XI (1994), 285-300, 285 vdd.; Işın 1990, 241 vdd.; Işın 1991, 177 vdd.; Işın vd. 1992; Özdoğan vd. 2000, 41 vdd. Kavak-Kaledoruğu’nun içinde bulunduğu ova da bu duruma güzel bir örnektir. Bu ovanın etrafı, büyük dağlarla kaplı, suyu bol ve yerleşmeye elverişlidir. Bkz. Özgüç 1948, 412; Kökten vd. 1945, 390.
  13. Örneğin; Samsun- Bafra arasındaki alan ormanlıktır. Bu yüzden, bu kesimde höyüklerin sayısı oldukça azdır. Özgüç 1948, 418.
  14. A. Özçağlar, “Çarşamba Ovası ve Yakın Çevresinde Araziden Faydalanma”, Ankara Üniversitesi Türkiye Coğrafyası Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, 3, 1994 (1995), 93-128, 98 vd.
  15. Özdoğan vd. 2000, 41 vdd., harita 1.
  16. Sinop’da Durağan kesimi de maden rezervleri bakımından önemli bir yere sahiptir. Bkz. Özbal vd. 2000, 48 vd.
  17. Alkım vd. 1988, 5 vd.; Bilgi 1990, 2; Bilgi 1994, 253 vdd.; Bilgi 1999 a, 43 vd.; Bilgi 1999 c, 63 vdd.
  18. Çınaroğlu 1991, 55 vdd.; Emre-Çınaroğlu 1993, 675; Bilgen 1999, 269 vdd.
  19. Burney 1956, 181.
  20. Özbal vd. 2000, 48 vd.
  21. Orta Karadeniz kesiminde, yerleşimlerle ilgili bu tercihleri yansıtan en önemli merkez İkiztepe’dir. Bkz. Alkım vd. 1988, 1 vdd.
  22. Bu durum için Samsun-İkiztepe yerleşmesinin konumu örnek olabilir. Bu yerleşme, önceleri hem Karadeniz’in ve hem de Kızılırmağın kıyısında yer almaktaydı. Bkz. Alkım vd. 1988, XXV, 5 vd.
  23. Koçak 1993, 19; Işın vd. 1992, 4, harita; Burney 1956, 184. Kocagöz Höyüğü’nün Troia I-II ve Yortan kültürleriyle (İT.I) paralel olduğu görülür. Bunun yanında, kendine has bazı kültürel özelliklerinin olması Orta ve Batı Anadolu’ya karşı oldukça kapalı bir bölgede bulunmasından dolayıdır. Bkz. Işın 1991, 177; French 1988, 10; Erzen 1956, 6.
  24. Erzen 1956, 5 vdd.; Işın vd. 1992, 4, harita.; Işın 1998, 249 vdd.; Işın 1991, 177; Orthmann 1963, 49, 52, Tafel 96, 98-2; Koçak 1993, 17 vdd.
  25. Samsun-Bafra kesiminde yer alan İkiztepe’nin İTÇ ve OTÇ’daki yerleşim durumu, bunun açık bir kanıtıdır. Bkz. Bilgi 1999 a, 41 vdd.; Bilgi 1998, 63 vdd.
  26. Nitekim, Anadolu’daki önemli OTÇ/STÇ yerleşmelerinin kayalık alanlar üzerine kurulduğu görülmektedir. Orta Karadeniz Bölgesi’nde bu dönemi veren en önemli yerleşmelerden Maşat Höyüğün, kalker bloklar üzerine oturduğu görülür. Bu tür yerleşmelerin kurulduğu kayalık alanlar, etraftaki araziden yüksek olduğundan tahkimatın yanı sıra, engebeli doğa da savunmada yardımcıdır. Bu durum, Orta Anadolu’daki önemli yerleşmelerden Boğazköy’de de böyledir. Ayrıca Maşat Höyük, büyük bir şehrin oluşması için gerekli bütün olanaklara sahiptir. Yapı malzemesi için gerekli taş ve ağaç kolayca sağlanabilmektedir. Bunun yanında, bu yerleşme Kuzey-Güney yoluna da hâkim bir konumda yer alır. Bu konularda ayrıntılı bilgi için bkz. T. Özgüç, Maşat Höyük Kazıları ve Çevresindeki Araştırmalar, Ankara, 1978, 2; T. Özgüç, Maşat Höyük II, Boğazköy’ün Kuzeydoğusunda Bir Hitit Merkezi, Ankara, 1982, 1 vdd.; A. M. Dinçol, “Hititler” Anadolu Uygarlıkları, Görsel Anadolu Tarihi Ansiklopedisi, I (1982), 18-120, 1, 66 vd.; M. Darga, Hitit Mimarlığı/ 1. Yapı Sanatı, İstanbul, 1985, 30. Orta Karadeniz Bölgesi’nde bu dönem yerleşmeleri ile ilgili olarak bkz. Bilgi 1998, 63 vdd.
  27. S. Göney, Şehir Coğrafyası I, İstanbul, 1984<sup>2</sup>, 233.
  28. Bu yerleşmelerle ilgili olarak bkz. Kökten vd. 1945, 396 vd.
  29. V.Sevin, “Eski Anadolu Halkları: Mozayiğe Genel Bir Bakış”, Palmet, II (1998), 21-35, 30 vd.
  30. Bölgedeki önemli ana şehirlerden birisi olan Miletos için bkz. Wycherley 1986, 16, 56 vdd. Karadeniz kıyı yerleşmelerinin Yunan kentleri ile benzerliği, denizaşırı göçlerle ilgilidir. Sinope de, yerleşim özellikleri ve kent planı bakımından ana şehri Miletos’a benzemektedir. Bu konuda bkz. Akarca 1987, 24 vdd., resim 7.
  31. Bkz. Akarca 1987, 26.
  32. Sinop’da mezarlıkta ve yarımada boynu üzerinde yapılan kazı çalışmalarında M. Ö. 7. yüzyıl sonlarına kadar giden buluntular ele geçmiştir. Bkz. Akurgal 1956, 47 vdd.; Akurgal-Budde 1956, 4 vdd.; Boysal 1958, 23 vdd.
  33. Polybios, Historiai, IV.56; Strabon, Geographika, XII.3.11. Ayrıca bkz. Akarca 1987, 26, 36 vd., resim 7; Stoop 1978, 118 vdd.
  34. Strabon, Geographika, XII.3.10-11; Ksenophon, Anabasis, VI.1.15-17; Ksenophon, Hellenika, VI. 1.11-17; Plinius, Naturalis Historia, VI.2. Ayrıca bkz. Stoop 1978, 118 vdd.
  35. Leaf 1916, 3. Ayrıca bkz. Boysal 1958, 27.
  36. Polybios, Historiai, IV.56; Strabon, Geographika, XII.3.11; Plinius, Naturalis Historia, VI.2, 6-7.
  37. W. M. Ramsay, “Some Phrygian Monuments”, JHS, III (1882), 256-263, 260; J. A. R. Munro, “Roads in Pontus, Royal and Roman”, JHS, XXI (1901), 52-66., 52 vdd.; Leaf 1916, 3; Burney 1956, 179 vd.; W. M. Calder- G. E. Bean, A Classical Map of Asia Minor, London, 1958, harita; W. M. Ramsay, Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası, Çev. M. Pektaş, İstanbul, 1960, 27 vd.
  38. Leaf 1916, 3 vd.; Burney 1956, 182; B. Darkot, “Sinop”, İslam Ansiklopedisi, X (1988), 683- 689, 684. Kastamonu-Taşköprü-Sinop üzerinden, Samsun’a uzanan bir yolun varlığı bilinmektedir. Bu yolun, Sinop’dan Samsun’a uzanan belli bir kesimi belirlenmiştir. Yol, Sinop’dan sonra Gerze’ye (Karousa), oradan da Samsun sınırında bulunan Çayağzı’na ulaşmaktadır. Bkz. D. H. French, “Roma Yolları ve Miltaşları: 1984”, AST, III (1986), 143-154, 145; D. H. French, “Roman Roads and Milestones of Asia Minor 1989”, AS, The Years Work, XL (1990), 9-11, 9; D. H. French, “1989 Roma Yolları Miltaşları ve Yazıtları Araştırması”, AST, VIII (1991), 229-240, 229.
  39. D. R. Wilson, The Historical Geography of Bithynia, Paphlagonia and Pontus in the Greek and Roman Periods, a New Survey with Particular Reference to Surface Remains Still Visible (Yayınlanmamış Doktora Tezi) , Oxford, 1960, 180. Sinop’dan başlayarak, güneyde Boyabat, oradan da İskilip’in altında Kızılırmağa ve nehri geçtikten sonra Alaca Ovası, Sorgun ve Sarıkaya’ya doğru devam eden ve “Ceneviz Yolu” olarak isimlendirilen bir yol vardır. Bkz. D. H. French, “Sinop: the So-Called Ceneviz Yolu”, Tahsin Özgüç’e Armağan/ Studies in Honor of Tahsin Özgüç, Anatolia and the Ancient Near East, ed. K. Emre-B. Hrouda- M. Mellink- T. Özgüç, Ankara, 1989, 143-147, Pl.35-36, 143.
  40. H. Weimert, Wirtschaft Als Landschaftsgebundenes Phänomen. Die Antike Landschaft Pontos. Eine Fallstudie, (Doktora Tezi) Stuttgart, 1983, 184 vd. Bu yol güzergahı, güneydeki doğu-batı yollarından birisiyle bağlanır. Bu doğu-batı yolu Daday’ın doğusundan Taşköprü’ye (Pompeiopolis: Zımbıllı Tepe), buradan da Gökırmak Vadisi boyunca devam ederek Boyabat’a ulaşır. Gökırmağın Kızılırmak ile birleştiği yerden Vezirköprü’ye (Neoklaudiopolis) inen yol, buradan Niksar’a kadar gider. Bkz. Burney 1956, 181 vd.; D. H. French, “CIL XVII Fasc. 5. Roman Roads and Milestones of Asia Minor; Recam: Sinop”, AS, The Year’s Work, XXXIII (1983), 9-10, 10; D. H. French, “Roman Roads and Milestones in Anatolia 1982”, AST, I (1984), 87-88, 88; D. H. French, “Roads and Milestones 1984”, AS, The Year’s Work, XXXV (1985), 8-10, 9; D. H. French, AST, III (1986), 145; D. H. French, “Roman Roads and Milestones of Asia Minor”, AS, The Years Work, XXXVII (1987), 8-11, 10; French 1988, 9; D. H. French, Roman Roads and Milestones of Asia Minor 1-2, Ankara, 1988, Map 12; D. H. French, “1987 Yılı Roma Yolları ve Miltaşları Çalışması”, AST, VI (1989), 273-281, 275.
  41. D. M. Robinson, “Ancient Sinope”, American Journal of Philology, XXVII/2 (1905), 125-153, 135 vd.; J. A. R. Munro, JHS, XXI (1901), 53 vdd.; Leaf 1916, 3. Örneğin; gemicilikteki ilerlemeler sonrası, M.Ö. 5. yüzyıl sonu ve M.Ö. 4. yüzyıl başlarında kısa bir deniz rotası bulunmuştur. Bu rota, Kırım’daki Kriou Metopon (Sariç Burnu) ve Sinop’un 130 km. kadar batısındaki Karambis (Kerempe Burnu) arasındaki 140 mil uzunluğundaki deniz yoludur. Bu rota, deniz ticaretinin gelişmesi açısından çok yararlı olmuştur. Bkz. Ps. Skymnos, 593. Ayrıntılı bilgi için bkz. S. Atasoy, Amisos, Karadeniz Kıyısında Antik Bir Kent, Samsun, 1997, 80, dipnot 69.
  42. B. C. Mc Ging, The Foreign Policy of Mithridates VI Eupator, King of Pontus, Leiden, 1986, 3; E. Olshausen, Einführung in die Historische Geographie der Alten Welt, Darmstadt, 1991, 174.
  43. İnceburun’daki Üst Paleolitik (M. Ö. 40000-12000) döneme ait olduğu iddia edilen (Bkz. Işın vd. 1992, 4, harita; Işın 1998, pl. 1) bir merkez dışında Sinop kesiminde Kalkolitik Çağ öncesini veren buluntulara rastlanmamıştır. Samsun Bölgesi’ndeki araştırmalar bu bölgenin ilk defa Geç Kalkolitik Çağ’da iskan edilmeye başlandığını gösterir. Bkz. Bilgi 1990, 1.
  44. Ö. Bilgi, İkiztepe ve Dündartepe’nin, Orta Anadolu’daki Acemhöyük ve Konya-Karahöyük gibi M.Ö. 18. yüzyılda terkedildiğini bildirerek bu yerleşmelerde Eski Hitit ve Hitit İmparatorluk Çağı kültürlerinin bulunmadığını ileri sürer. Bu durumu da, Kaşkaların bu kesimde egemenlik kurmalarıyla ilişkili görür. Bkz. Bilgi 1998, 66.
  45. Burney 1956, 82; 183 vd.
  46. Bilgi 1999 a, 44. Kastamonu yerleşmelerinde de İTÇ III sonlarından itibaren yerleşmelerin kapladığı alanların genişlediği hakkında bkz. Özdoğan vd. 2000, 47. Bu yerleşmelere örnek olarak İkiztepe için bkz. Alkım vd. 1988, 1 vdd.
  47. Kaşkalar’ın yaşamış oldukları yerler, Hitit Devleti’nin kuzeyinde kabaca Sinop ve Ordu arasındaki bölgedir. Ancak, Hitit hâkimiyetinin zayıfladığı dönemlerde bazen Pala-Tum(m)ana gibi çevre bölgelerde de egemenlik kurmuşlardır. Diğer bir deyişle, Kaşkalar Pala, Tum(m)ana ve AzziHayaşa ile komşudurlar. Bkz. A. Ünal, “Orta ve Kuzey Anadolu’nun M.Ö.2. Binyıl İskan Tarihiyle İlgili Sorunlar”, Anadolu/ Anatolia, ed. C. Bayburtluoğlu, XXII, 1981/1983 (1989), 17-37, 26; H. Ertem, Hitit Devleti’nin İki Eyaleti: Pala-Tum(m)ana, Ankara, 1980, 7 vdd.; J. Garstang- O. R. Gurney, The Geography of the Hittite Empire, London, 1959, harita; E. Von Schuler, Die Kaşkaer, Berlin, 1965, 12 vdd.; T. Bryce, “The Boundaries of Hatti and Hittite Border Policy”, Tel-Aviv, 13-14 (1986), 85-102, 85; J. Yakar, “Anatolian Civilization Following the Disintegration of the Hittite Empire: An Archaeological Appraisal”, Tel-Aviv, XX-1 (1993), 3-28, 5, fig. 1; G. F. Del Monte- J. Tischler, Répertoire Géographique des Textes Cunéiformes, VI, Die Orts- und Gewässernamen der Hethitischen Texte Supplement, Wiesbaden, 1978, 190 vdd., 297 vd., 437 vd.; G. F. Del Monte, Répertoire Géographique des Textes Cunéiformes, VI/2, Die Orts- und Gewässernamen der Hethitischen Texte Supplement, Wiesbaden, 1992, 72 vd., 118, 173. A. Dinçol- J. Yakar da, Kaşka Ülkesinin, AmasyaMerzifon hattının kuzeyinde ve Sinop-Ordu arasında yer aldığını düşünmektedirler. Bkz. J. Yakar- A. M. Dinçol, “Remarks on the Historical Gegraphy of North-Central Anatolia During the Pre-Hittite Periods”, Tel Aviv, I (1974) , 85-99, 86 vdd., 564; Koçak 2000, 57.
  48. Nitekim, Kastamonu kesimindeki Kalkolitik ve İTÇ I-II yerleşmelerinin de genellikle üst üste bulunduğu ve bu yerleşmelerin küçük bir alan kapladıkları anlaşılmıştır. Bkz. Özdoğan vd. 2000, 46 vd.
  49. Doonan vd. 1998, 367; Doonan vd. 1999, 367; İ. Tatlıcan, “Sinop, Çiftlik Köyü, Mozaik Kurtarma Kazısı”, Müze Kurtarma Kazıları Semineri, VII (1997), 333-356, 341; Hiebert 1997, 377; Koçak 2000, 147 vdd.
  50. Doonan vd. 1998, 367; Doonan vd. 1999, 364 vdd.; E. S. G. Robinson, “A Find of Coins of Sinope”, Numismatic Chronicle, XX (1920), 1-16, 1 vdd.
  51. Bilgi 1999 b, 38.
  52. Sinop’un doğusunda Bafra’da yer alan İkiztepe, bu bölgede, sözünü ettiğimiz yerleşim tercihi ile ilgili güzel bir örnektir. Bkz. Alkım vd. 1988, 5 vdd.; Bilgi 1990, 2; Bilgi 1994, 253 vdd.; Bilgi 1999 a, 43 vd. Ayrıca, Kastamonu-Kınık yerleşmesi ile ilgili olarak bkz. Çınaroğlu 1991, 55 vdd.; EmreÇınaroğlu 1993, 675; Bilgen 1999, 269 vdd. Durağan kesimindeki maden kaynakları hakkında bkz. Özbal vd. 2000, 48 vd.