AHMET ÜNAL

M.Ö.III. binyılın sonlarıyla ilgili efsanevi nitelikte ve sonraki devirlerde Hititli kâtipler tarafından Hurri etkisiyle kaleme alınan bazı kaynaklar bir tarafa bırakılacak olursa, en erken Anadolu tarihine ışık tutan otantik yazılı belgelerin, M. Ö. II. binyılın başlarında Asurlu tüccarların Kappadokya’ya gelip ticaret kolonileri kurmalarıyla başladığı görülür. Çivi yazısı ve eski Asur şivesiyle yazılmış olan ve Kültepe - Kaniş/Nesa, Boğazköy - Hattusa ve Alişar’da ele geçen bu belgeler, çoğunlukla ekonomik karakterdedir ve bundan dolayı Orta Anadolu’nun o zamanki siyasi tarihi hakkında çok kıt ve ancak dolaylı olarak bilgi vermektedir. Buna rağmen Kapadokya Tabletleri denilen ve geçen asrın sonlarından itibaren bir çok dünya müzeleri ve özel koleksiyonlara dağılan bu belgeler, bize Anadolu’nun o zamanlar çok sayıda şehir beyliklerinden oluşan (en az 20 adet) siyasi tarihi ile Hattiler, Hititler, Luviler, Palalar, Hurriler, Samilcer v. s. gibi oldukça renkli etnik bir görünüm arzeden kavimler topluluğu hakkında değer biçilmez bazı bilgiler vermektedir. Sonradan aynı topraklar üzerinde kurulan Hitit devleti zamanında önemli rol oynayan Anadolu kentlerinden hemen hepsinin kökeninin Hitit öncesi devirlere gittiğini, gene bu tabletlerden öğreniyoruz. Arkeolojik verilerin de gösterdiği gibi, bir kaç istisna dışında, Hititler tarafından kurulmuş bir Anadolu kenti mevcut değildir; çünkü daha neolitik çağda (M. Ö.VII - VI. binyıl) kentsel kültüre geçen Anadolu insanı, Hitit göçlerinden çok daha önceleri, kent konumuna elverişli bütün önemli noktalara birer yerleşim merkezi kurmuştur[1].

Ankuwa da bu Hitit öncesi kentlerden biridir ve -uwa suffixiyle türetilmiş olmasının gösterdiği gibi[2], (Proto) Hatti kökenli bir kenttir[3].

Son yıllarda belli başlı bazı Anadolu kentlerinin bağımsız birer monogrofi şeklinde incelenmesi, çok yararlı sonuçlar vermiştir. Bunlar arasında Nerik[4], Samuha[5]gibi kent monografilerini ve Ahhiyawa[6], Kizzuwatna[7], Arzawa[8], Kaska[9], Pala[10], Kıbrıs - Alasya[11], Isuwa[12] v. s. gibi coğrafi bölge monografilerini sayabiliriz. Ankuwa, Arinna, Hakmiş, Hattina, Hattusa - Boğazköy, HupiSna, Hurma, Istahara, Kaniş/Nesa - Kültepe, Karahna, Kargamis, KaStama, Katapa, Kuşsara, La(hu)wazantiya, Tahurpa, Tawiniya, Turhumitta, Zalpa, Zippalanda, Zithara v. s. gibi çok önemli eski Anadolu - Hitit kentleri ise henüz yeterince araştırılmamıştır.

Ancak hemen belirtmek gerekir ki, gerek Kappadokya ve gerekse Boğazköy metinleri arasında Ankuwa ile ilgili kayıtların nitelik ve niceliği, aşağıda görüleceği gibi, bu konuya mailesel ideal bir kent monografisi” görünümü kazandıracak çapta değildir.

Böyle bir konuyu işlerken, tabiatıyla en başta, tarihin ayrılmaz iki öğesini oluşturan zaman ve mekândan, yani kronoloji ve tarihi coğrafyadan, İkincisinin öne alınması gerekirdi. Ne var ki, Ankuwa’nın lokalizasyonuyla ilgili metin yerlerinin pek çoğu tarihi nitelikteki belgelerle aynı olduğundan, tarihi rekonstrüksiyonumuzu yaparken bir tekrardan kaçınmak amacıyla, önce kentin tarihçesini ele alacağız ve bundan sonra lokalizasyona geçeceğiz. Ancak burada, bir çok araştırıcı tarafından kabul edilen Ankuwa = Alişar tezinin kesin olmadığını ve aşağıda sunacağımız tarihi olayları, kaba bir tahminle Yerköy - Alişar arasındaki bölgede geçmiş gibi kabul etmek gerektiğini, önceden belirtmekte yarar vardır.

II. Ankuwa’nin TARİHÇESİ

A. Asur Ticaret Kolonileri Çağında Ankuwa:

Alişar’da bulunmuş olan toplam 53 tabletten yalnız n’inde, Kültepe çıkışlı olmaları muhtemel tabletlerden de 5 tanesinde kentin adı Am-ku-a, Am-ku~wa, A-am~ku-a, A-am-ku-wa, A-ku-a ve A-ku-wa yazılışlarıyla karşımıza çıkmaktadır. Boğazköy’de bulunan 40 adet eski Asurca tablette kentin adı geçmemektedir[13]. ilk hecedeki m’nin düşmesi veya n ile yer değiştirmesi kolayca açıklanabilmekte ve böylece bu kentin sonraki Hitit metinlerinde geçen Ankuwa ile aynı olduğu konusunda bir kuşku kalmamaktadır[14]. Esasen Hititçe bir metindeki u]RUA-ku-wa yazılışı[15], n ünsüzünün Hititler devrinde nazal olduğunu göstermektedir[16].

H.G. Güterbock'un bir tahminine dayanarak[17]A. Goetze[18]ve E. Laroche[19],KBo X 24 IV 22 ve 30'da Ankuwa ve Hanikkuil değişiminden hareketle ve birbirinden bağımsız olarak, Ankuwa'nın Hatti kökenli bir isim olduğunu ve aslının Hanikku(wa) olduğunu kanıtlamışlardır. Ancak burada h ve i’nin düşmesini açıklamak güç olmakla beraber, Laroche'un KUB XXXII 135+Rs. IV 29'daki DHanikkun a karşın bunun paraleli KBo XX 70 + II 6 da URUAnkuwas DKatahhan değişmesine dikkati çekmesi[20], bu eşitleme için önemli bir ip ucudur[21]. Bu durum da, Hattice’nin, dilleri strüktür bakımından tamamen farklı olan Asurlu ve Hititlerin ağzında nasıl bir değişikliğe uğradığının ibret verici bir örneğidir. Kentin baş tanrıçasının Hatti kökenli Katahha (SAL. LUGAL olarak da yazılıyor) “kraliçe" olması da, Ankuwa'nın bir Hatti kenti olduğunu kanıtlamaktadır[22].

Büyük çapta ticaret merkezleri olan ve Burushattum, Durhumit, Hahhum, Hattus(a), Burama, Kaniş, Nihria, Samuha, Supululia, Tamnia, Tawinia, Timilkia, Urşu, Wahsusana ve Zalpa için tespit edilebilen kârum’lar ile daha küçük ticaret merkezleri olan Badna, Hanakna, Karahna, Kussara, Mama, Salatuar, Samuha, Tahpia, Ulama, Washania ve Zalpa[23] gibi ubârtum/wabârtum lar arasında

Ankuwa’nın adı yoktur. J. Lewy'nin, fotoğraflara dayanarak OIP 27 Nr. 18 de wa~ba-[ar-tum] [[a]] sa [A-an]-ku(!)—wa okumak istemesi[24], bazı araştırıcılar tarafından kabul edilmekle birlikte[25] çok şüphelidir. Aynı tabletin Ankara’da bir kollatiomınu yapan 0. R. Gurney,gerek bu okunuşu ve gerekse bundan çıkarılan sonuçlan reddetmektedir[26].

J. Mellaart'ın Alişar’da bir kârum olduğunu ileri sürmesi, herhalde bir hayal ürünü olacaktır[27]. Böylece, yayınlanmamış yeni Kültepe metinleri arasında bunun aksini kanıtlayan ipuçları bulunmadığı sürece, Ankuwa’da ne bir kârum, ne de wabartum kabul etmek gerekecektir.

Yukarıda sözü edilen ve Kaniş kârum’u ıb ile çağdaş olan tabletlerden, Ankuwa’da aşağıdaki kuruluş ve idarecilerin bulunduğunu öğreniyoruz[28]:

a) ruba'um (adı bilinmiyor)[29].

b) Harpatiwa adlı ünvanı anılmayan bir kimse ki, bunun Ankuwa’da hüküm sürmüş bir kral veya bey olması muhtemeldir[30].

c) rubâtum ve onun yardımcısı rabi simmiltim[31] ve belki de aynı rubâtum'un ikametgâhı olarak ekallum “saray"[32]. Bu arada, Koloni

Devrinde Ankuwa, Kaniş, Luhusatia, Timelkia ve Wahsusana kentlerinde hüküm sürdükleri bilinen ve Hint - Avrupai kavimlerin Anadolu ve Akdeniz Havzasına göçlerinden önce matriarkal Akdeniz kavimleri arasında[33] kadın eşitliğinin simgesi olan bu kraliçelerin kendi başlarına mı, yoksa Hititler çağındaki Tawannanna’larda olduğu gibi kralla birlikte mi hüküm sürdükleri, bugün tartışma konusudur[34]. Ne var ki, Hititlerdeki Tawannannalık müessesesinin kökeninin Hattilere geri gittiği, bilinen bir gerçektir[35].

Bu kral ve kraliçelerin Kussara kralı Anitta’nın yayılma politikasından sonra varlıklarını devam ettirememiş oldukları göz önünde tutulduğunda, bunların kesinlikle Anitta’nın Ankuwa’yi işgalinden önce hüküm sürmüş olmaları gerekir[36].

d) Anitta, ruba'e[37]ve Anitta topraklarını genişletip "büyük kral" ünvanını aldıktan sonra: Anitta, ruba'um rabi'um[38].

Anitta Ankuwa’yi işgal ettikten sonra[39], kentte şu memuriyetlerin varlığı tesbit edilebiliyor:

a) rabi simmiltim "sitadel şefi”. Bunlardan Peruwa adını taşıyan birisi, Anitta’nın hizmetinde gözükmektedir[40].

b) purullum rabüm[41]. Bu yüksek memur da Anitta’nın emrindedir ve bir tanesi Habuala adını taşımaktadır[42].

c) nibûm[43].

d) GA-su-um[44].

Bu saydığımız otoritede ve memuriyetler Ankuwa’nın, Anitta’nın işgalinden önce belki de bir konfederasyon sistemi içinde mütevazi küçük bir krallık olduğunu gösteriyor[45]. Bu şahsiyetlerden Harpatiwa’nın, bazı yerli köle kızları salıverdiğini öğrenmekteyiz[46]. Başka bir Alişar metninde ise Enna - Assur, Alişar’daki arşivin sahibi Nabi - Enlil’den, hapishanede tutulan hapiru'ların ne zaman ve nasıl serbest bırakılacaklarını, muhtemelen Ankuwa’da hüküm süren prenses ve onun sitadel şefinden sormasını istemektedir{46]. Başka bir metinde ise Anitta ve onun büyük purullum'unun hakimiyeti sırasında tutsak edilen ve Ankuwa’da tutulan kişilerin salıverilmesinden söz edilmektedir[48].

Görüldüğü gibi yukarda değinilen bu olaylar, kullanılan metinlerin niteliği dolayısıyla, bir “tarih” olmaktan çok uzaktır. Şimdiye kadar yayınlanmış olan Kapadokya metinleri arasında Ankuwa ile ilgili tarihi bir olay niteliği taşıyan tek haber, bu gün Sovyetler Birliğinde bulunan ve bayan W. B. Jankowskaja tarafından yayınlanan bir tabletten gelmektedir[49]. Oldukça silik ve okunaksız olan bu tablette, Zawn’in okuyuşuna göre, “Amkuwa'lı adam, Sinahuttum prensi (ruba'um) ve Kapitra'lı adam birleşerek, Hattusa'lı adama karşı isyan etmişlerdir"[50]. Bu komplocuların Kaniş’ten yardım istedikleri de, gene kırık metinden çıkartabilmektedir. Kanımızca bu olayın zaman ve cereyan tarzı şu şekilde rekonstrüe edilmelidir: Bilindiği gibi Kussara kralı Anitta, Kral Piyusti tarafından yönetilmekte olan Hattusa’yı zaptetmiş ve lanetlemiştir[51]. Büyükkale’de IVd tabakasındaki yangın izleri, Boğazköy hâfirleri tarafından bu işgalle ilgili görülmektedir. Anitta’nın elimize geçen Hititçe metninde telgraf stiliyle geçiştirdiği bu geniş çaptaki işgal ve yayılma politikasını tek başına gerçekleştirdiği düşünülemez, çünkü o zamanlar Anadolu’sunda kendisinden daha güçlü şehir beyliklerinin bulunduğu bilinmektedir. Eğer şimdi tabletin kırık olan baş kısmına, Amkuwa, Sinahuttum ve Kapitra’dan oluşan üçlü koalisyona ek olarak “Kussara'lı adam”ı da tamamlayacak olursak, bu olay, Anitta’nın Hattusa’yı işgal ve tahrip etmesiyle ilgili gerçek bir haber niteliği kazanacaktır. Böylece Anitta’nın, Hattusa’yı aldıktan sonra, koalisyon ortağı Amkuwa’yi ve diğer kentleri de sırasıyla ilhak etmiş olduğu anlaşılıyor.

 B. Eski Hitit Çağında Ankuwa:

Samsi - Adad’ın ölümünden sonra (tak. 1782) Anadolu’daki Asur Ticaret kolonileri sona ermekte ve buna paralel olarak Anadolu, Eski Hitit devletinin ikinci kralı I. Hattuşili/II. L/Tabarna (M. Ö. 1650) devrine dek, yani bir asırdan fazla bir süre için, yazısız bir devre girmektedir.

Dar anlamda Hitit coğrafi bölgesi içinde şimdiye kadar kazılmış ve araştırılmış olan kırkın üzerindeki yerleşim yerlerinden sadece onunda, yani Boğazköy, Alaca Höyük, Maşat, Eskiyapar, İnandık, Gâvur Kalesi, Tarsus, Mersin, Korucutepe ve Arslantepe’de gerçek Hitit eserleri ve mimari izleri bulunmuş olup, diğer yerleşimlerin tümü Hittit öncesi, yani Hititlerin siyasi bir güç olarak rol oynamadıkları döneme aittir ve bu buluntuların, henüz bir devlet kuramamış, ve Anadolu’daki çok sayıdaki kavimlerden sadece bir tanesi olan Hititlere mal edilmek istenmesi, biraz yanıltıcı olmaktadır. Bir çok eski Anadolu kentinin, Hitit devleti kurulurken, daha doğrusu kurulduktan sonra tarih sahnesinden silinmesi, çok düşündürücüdür ve bunun sebepleri henüz bilinmemektedir. Arkeolojik buluntulardaki bu kopukluğu, sonraki Hitit metinleri de teyid etmekte, Hitit öncesi çağlarda çok önemli kentler olduğunu bildiğimiz Kültepe - Kanıs/Nesa, Kussara, Purushanda v. s.’nin Hititler döneminde ya tamamen terkedildiği, ya da sadece kült, anane, efsane ve siyasi ideolojide varlığını sürdürmüş olduğu görülmektedir[52]. Bundan dolayı insanın aklına, bu kadar önemli kentlerin tahrip veya terk edilmesinde Hititlerin katkılarının ne olduğu sorusu geliyor ve öyle anlaşılıyor ki, bu kentler Hitit devletinin doğuşunu hazırlayan olaylar, savaşlar ve değişen ekonomik koşullar sonucu varlıklarını yitirmişlerdir[53].

Eski Hitit çağının ana kaynaklarını oluşturan metinlerde[54] Ankuwa’nın adı geçmemektedir. Tarihi içerikli olmayan diğer metinlerde geçtiği yerler ise sınırlıdır. Bunun sebebi, Ankuwa'nın Hatti ülkesinin kalbinde yer alması ve sonraki imparatorluk çağı belgelerinin de gösterdiği gibi, herhangi bir muharebe veya yabancı işgale sahne olmamış bulunmasıdır.

Bu arada Ankuwa'nın tarihini araştırırken karşımıza çıkan başka bir güçlük de, belirli bir kral adına bağlanamayan dini, ekonomik ve ritüel metinlerin tarihlenmesidir. Burada dil, ifade tarzı, duktus, ortografi v. s. yanında en önemli kıstas, kentin adının yazılış şeklidir. Gerçekten de, eski Hititçe metinlerde, bu kent adının bazı istisnalarla, ünlü türemesiyle (Pleneschrcibung), yani A-an-ku-wa biçiminde yazıldığını görmekteyiz ki, diğer tarihleme kıstasları da “kumulatif” olarak dikkate alındığında bu durum, tarihleme için önemli bir ipucu vermektedir. An-ku-wa v. s. gibi ünlü türemesiz yazan ve eski Hitit çağına tarihlenebilen metinleri geç kopyalar, ünlü türemeli ve imparatorluk çağına tarihlenen metinleri de arkaizm ihtiva eden metinler olarak kabul etmek zorundayız[55].

Bu kısa bilgilerin ışığında, eski Hitit çağında Ankuwa ile ilgili şu metinleri görüyoruz:

Bazen gülünç, bazen de tüyler ürpertici anekdotlar içeren ve I. Hattusili devrine tarihlenen “Saray Kronikleri”nden bir tanesinde [56], Ankuwa ile ilgili tarihi bir şahsiyeti ilk kez tanımaktayız: Burada, Hurma kentinde bey (EN) olan Asgaliya adlı birisi, anlaşılan metnin yazarının babası[57] tarafından bu beylikten alınmış ve Ankuwa kenti vekilharçlığına getirilmiştir. Asgaliya burada yokluk içinde ölmüş, kral onun ruhuna Kuzuruwa kentinde keklikler[58] kurban etmiş, çünkü Ankuwa’nin keklikleri cılızmış[59].

Oldukça kötü korunmuş olan KUB XXXVI 105 Rs. 1 vd.[60] ve VBoT 33 de[6l], biraz daha detaylı olarak, aynı olaydan bahsetmektedir. XXXVI 105 Rs .10’da Asgaliya’nın babasından söz ediliyor.

Gerçekten de Asgaliya ve babasının kraliyet ailesiyle akraba, önemli birer şahsiyet olduklarını, İnandık tabletinden öğreniyoruz[82]. Burada Asgaliya “prens"[63] sıfatıyla geçmekte ve bu bağış belgesinin şahitleri arasında sayılmaktadır. Saray kroniği ve inandık tabletinde geçen Asgaliya’nın aynı şahsiyet olduğunu ve I. Hattusili devrinde yaşadığını , K. Balkan kuşku bırakmayacak bir şekilde kanıtlamıştır [64]. Ancak, yukarda değindiğimiz “babama" (atti-mi) ibaresinin ışığı altında Asgaliya ile ilgili bu olayın I. Hattusili’den biraz daha erken bir devre, yani I. Labarna devrine (tak. 1670) tarihlenmesi gerekecektir.

Ankuwa’da bir vekilharcın (AGRIG, abarakku) hüküm sürdüğünü, gene eski Hitit çağına tarihlenen bir KI. LAM bayramı[65], bir MELQET listesi[66] ve iki adet bayram tasviri metinlerinden[67] öğrenmekteyiz. Bu memuriyetin derece ve yetkileri henüz yeterince araştırılmamış olmakla birlikte[68], acaba onun, Asur Ticaret Kolonileri çağında Ankuwa için tesbit edilen purullum rabûm'un bir çeşit devamı olduğu düşünülebilir mi? Kraliyet ailesiyle akraba olan kişilerin Ankuwa’da vekilharç v. s. olarak hüküm sürmüş olmaları, İmparatorluk çağında bir yanılgıya sebep olmuş ve bu devirde karmaşık bir şekilde düzenlenen “Kral Listeleri”nde, “Ankuwa’nın oğlunun masasına" da, sanki kralmış gibi, kurban sunulmuştur[69]. Diğer taraftan, Hitit tarihinde Ankuwa kökenli veya Ankuwa’da hüküm sürmüş bir kral bilinmemektedir.

Gene eski Hitit çağına tarihlenen arazi bağış belgeleri[70], MELQRT listeleri[71] ve bir majik ritual[72], “ev, mal mülk, depo, saray, ekonomik birim” v. s. olarak anlaşılması gereken bir evden (E URUAnkuwa) söz etmektedir ki, bu da herhalde vekilharcın ikametgâhı ve onun idaresindeki depolar olacaktır[73].

Eski Hitit çağında Ankuwa ile ilgili son kayıt, GTH Nr. 13’te bir soru işaretiyle “Guerres de Mursili I"contre les Hourrites” diye tarihlenen bir metinden gelmektedir [74]. Maalesef çok kırık olan bu metinde URUAnkuwa û-wa-te-ir “Ankuwa'ya getirdiler” (Rs. 9), URUAnkuwa ha-lu-ka[n- “Ankuwa'ya elçi [gönderdiler?]” (Rs. 24) ve nihayet DUMUmeS URUAnkuwa "Ankuwa’nın oğulları''geçmektedir[75]. I. Mursili’nin Hurrilere karşı yürüttüğü muharebeler sırasında Ankuwa bir muharebe sahası olamayacağına göre, acaba Mursili burada geçici olarak bir karargâh kurmuş olabilir mi? Bir garnizon kenti olarak Ankuwa, aşağıda göreceğimiz gibi, II. Mursili devrinden çok iyi bilinmektedir [76].

Eski Hitit çağı için toplamaya çalıştığımız kıt bilgiler de gene bir “tarih” olmaktan uzaktır. I. Mursili devrinden Hitit İmparatorluk çağına kadar Ankuwa ile ilgili belgeler tekrar susmaktadır.

C. Hitit İmparatorluk Çağında Ankuwa:

Hitit İmparatorluk çağında Ankuwa’nın geçtiği metin yerleri arasında din ve kültle ilgili olanların çoğunluğu oluşturduğu dikkati çekmektedir. Az sayıdaki tarihi nitelikli haberler, maalesef kentin bu devirdeki tarihçesini rekonstrüe etmek için gene yeterli değildir.

KL’B XXI 24.10-12’de kırık bir yerde Arinna ve Ankuwa’nin, tarihi bir olayla ilgili olarak geçmesinin, I. Suppiluliuma’ya atfı güçtür. Bundan dolayı Ankuwa ile ilgili ilk haberler, II. Mursili devrinde başlamaktadır ki, bunların da pek çoğu kralın orada kışlamasıyla ilgilidir. M. ö. 1345-1315 yılları arasında hüküm sürmüş olan II. Mursili, Arzawa, Hattusa ve Katapa yanında, saltanatının 2., 9., 11. ve 19. yıllarında, anlaşılan ordusuyla birlikte, dört kez Ankuwa’da da kışlamıştır[77]. Bu kışlamaların, savaş yapılan ülkelere yakın olma gibi bir sebebi yoktur, aksine, imparatorluk devrinde nüfusu yaklaşık 15 bine ulaşan başkent Hattusa’yı iaşe, yeterli kışlalar v.s. sağlama gibi oldukça ağır bir yükten kurtarma gayesi gütmektedir. Gerçekten de, savaş mevsiminin sonunda, vasat ve diğer yardımcı askerlerin terhisinden sonra geriye kalan ve sayıları binleri bulan devamlı askerlerin kışı uygun kışlalarda geçirmeleri, iaşelerinin sağlanması, büyük bir sorun yaratmış olacaktır. Fal metinleri bununla ilgili sorularla doludur. Bunlardan bir tanesinde, askerlerin onarlık veya yirmişerlik gruplar halinde koğuşlara yerleştirilmelerinin uygun olup olmayacağı öğrenilmek istenmektedir[78], çünkü sağlık şartlarının elverişsiz olduğu durumlarda, bir salgın hastalığın tüm askerleri kırıp geçirmesi olasılığı da çok dikkat edilmesi gereken bir konuydu[79]. KUB V 3 Rs. IV 10 vd.; 4 Rs. III I vd.’nda kralın Hattusa’da mı, Halep Fırtına tanrısı tapmağının yanında mı, Katapa’da mı, yoksa Ankuwa’da mı kışı geçirmesi gerektiği sorulmakta ve her keresinde olumsuz yanıtlar alınmaktadır[80]. Ancak bu fal sorularının II. Murşili devrine mi, yoksa oğlu III. Hattusili devrine mi tarihlenmesi gerektiği henüz kesin değildir. Kırık bir mektupta Ankuwa ile ilgili olarak İNİM ERİNMESSU-TI geçmesi[81], II. Mursili’nin orada kışlamasına atfedilebilir. Kralın Hattusa dışında kışlamasının yarattığı sorunlardan en önemlisi, başkentte kutlanması gereken bayramların ihmaliyle ilgilidir. Nitekim III. Hattusili oldukça kötü korunmuş bir fal metninde, babası II. Mursili’nin Ankuwa’da kışlaması yüzünden ortaya çıkan dini bir ihmalle ilgili olarak soruşturma yapmaktadır[82].

Gerek tarihlenmesi, gerekse yorumlanması oldukça güç iki metinde Ankuwa geçmektedir. Bunlardan veraset ve saray entrikalarıyla ilgili olan ve bir protokolü andıranında[83], kim olduğu bilinmeyen bir kimse, kral Kizzuwatna’da bulunduğu bir sırada annesine, kraliçenin oğlunu tutup, kendisinin bulunduğu Ankuwa’ya getirmesini söylüyor. Bundan dolayı annesi ona kızıyor ve anlaşılan onu evden kovuyor. Bunun üzerine Katteshapi adlı bir bayan onu himayesine veya evlatlığa alıyor:

“Bundan başka, kral Kizzuwatna' da olduğundan, anneme sürekli olarak [şöyle] dedim: ‘Kraliçenin oğlunu tut kaldır ve onu Anku[wa'ya geti]r!’ Bunun üzerine annem bana kızdı ve beni [kovdu? ve o], bayan Kattes- hapi'ye yalvardı (?) (kelime kelime: biat etti) ve Katteshapi beni doğurmuş oldu (= evlatlığa aldı?). (Annesine hitaben): ‘Şimdi sen [beni] nasıl [ken]di oğlun olarak kabul etmiyorsan, [aynı şekilde] kraliçenin kölesin[i] (de) kabul et [me !]’”[84].

Burada konuşan kimsenin annesinin, kraliçenin oğlunu kendi öz oğluna yeğ tuttuğu ve onu kesinlikle Ankuwa’ya göndermek istemediği anlaşılıyor. Bunun üzerine gazaba gelen söz konusu kimsenin, kraliçenin oğluna karşı olan kin ve öfkesi, onu “kraliçenin kölesi” olarak vasıflandırmasından da görülüyor. Ancak onun bu ısrarlı tutumunun sebepleri ve perde arkasında dönen gizli entrikaların iç. yüzü maalesef karanlıkta kalıyor. “Kraliçenin oğlu"na vasilik ve hükmetme yetkisine sahip bu kimse ve annesi, muhakkak ki, kraliyet ailesinin yüksek düzeydeki üyeleri ve belki de prens ve ana kraliçe Tawannanna olacaklardır. Ancak metin maalesef bir ‘crux interpretum' dur.

İkinci metin, gene kim olduğu bilinmeyen bir Tuthaliya’nın kraliçeye gönderdiği bir mektuptur[85]. Tuthaliya burada beyine hakaret ettiğini, bundan da büyük pişmanlık duyduğunu, fakat onu bir türlü teskin edemediğini, insanların ne kadar da güvenilmez olduklarını, çünkü kendisinin EN/.4 dediği beyinin Ankuwa’da hastalandığını duyar duymaz isyan ettiklerini, kralın[86] hayatta olduğunu duyduklarındaysa tekrar yatıştıklarını, ancak beyi ölünce tamamen asileştiklerini v.s. samimi bir dille anlatmaktadır[87]. Ancak Tuthaliya’nın “beyim" veya “kral" dediği ve Ankuwa’da hastalanan ve sonra ölen bu şahsın kimliğini tesbit etmek güçtür. F. Cornelius bu şahsın II. Arnuwanda olduğunu öne sürmektedir[88] ki, aynı mektubun Rs. 5-6’da adı geçen Hannutti’nin Aşağı Ülkenin valisi olan ve II. Mursili tahta çıktığı yıl ölen “seyislerin başı" Hannutti[89] ile aynı şahıs olduğu düşünüldüğünde, Cornelius'un bu görüşüne katılmak gerekecektir. Ancak mektubun ölüm için “tanrı olmak"(DINGIRLIWis-kis-) değil, “mahvolma, yok olma, ölüm" (harga-)

terimini kullanması, DUTUsı Unvanıyla hitap edilmesine rağmen bu şahsın bir kral olmadığını akla getirebilir. Fragmenter bir protokolda “ağaç tablet kâtiplerinin başı ölünce [...] ben Ankuwa (?)'ya gittim"[90 ]kaydı geçmekteyse de, bu haberin yukarıdaki mektupla ilişkiye geçirilmesi güçtür.

III. Hattusili ve karısı Puduhepa da Ankuwa’ya aşırı bir ilgi duymuşlardır. Bu kral ve kraliçe, kültle ilgili olarak bir çok kez Ankuwa’ya gitmişler[91], orada konaklamışlar ve rüya görmüşlerdir[92]. Mahkeme tutanaklarından birinde Ankuwa’nin adı geçiyor[93]. Gene aynı kral çifti, tanrıça Katahha ve Zippalanda kenti fırtına tanrısına, Ankuwa’nin tamamen yanıp kül olmaması ve kurtulması halinde kentin gümüşten bir modelini yapıp adak olarak sunmayı vaad etmektedir ki, bu durum Ankuwa’nin daha önce bir yangına kurban gitmiş olabileceğini kanıtlasa gerektir[94].

Hitit imparatorluk çağında Ankuwa ile ilgili tarihi nitelikteki kayıtlar maalesef sadece bu kadardır. Coğrafi konumu dolayısıyla siyasi tarihte olmasa bile, Hitit dini ve kültünde Ankuwa nın ne kadar büyük bir rol oynadığını, din, iktisat ve lal metinleri ortaya koymaktadır:

IBoT I 31 Öy. 12, ayakları arslan pençesi şeklinde olan bir sandığın, Ankuwa’dan haraç (MASDATTUM) olarak alındığını kaydetmektedir[95].

KBo XVIII 161 Rs. 4 vd.’nda Ankuwa’dan elde edilen veya orada bir depoda korunan 153 mine (tak. 60 kg.) bakırın, 4 adet harp arabasının yapımında kullanılacağı belirtiliyor.

Şarkıcı kadınlar listesi HT 2 Rs. V 14, toplam 5 şarkıcı kadının (SALmeS SİR), herhalde gerektiğinde dini ayinlerde kullanılmak üzere Ankuwa’da bulunduklarını yazıyor[96].

Ankuwa’da ta en eski devirlerden beri Hatti kökenli ve “kraliçe"anlamına gelen Katahha kutlanıyordu[97] ki, bu tanrıçanın kültü sonradan, Ankuwa civarında aranması gereke Katapa[98], Salampa ve Tawiniya’ya da yayılmıştır[99]. Kentin bu baş tanrıçası yanında aynı zamanda Samuha’lı tanrıça Apara, Arinna’nın güneş tanrıçası, Hepat’ın türlü formları, evin, göğün ve yağmurun fırtına tanrıları (DU Eı™, DU ANE, DU hewas),kırların Sausga’sı (DlSTAR.LİL), Halki, ay tanrısı, Nikkal, Zithariya, Zawalli[100], diğer “tanrılar, tanrıçalar, dağlar ve ırmaklar" da tebcil edilmekteydi[101].

Bu tanrılardan Katahha’nın, kentin baş tanrıçası olarak Ankuwa’da bir tapınağa sahip olduğunu, bir AN.TAH.§UMSAR bayramı metninin kolofonundan biliyoruz (I-NA E DKa-tah-ha)[102]. Metinlerde açık olarak geçmemekle birlikte, diğer tanrı ve tanrıçalardan bazılarının da burada tapınaklara sahip oldukları düşünülebilir ki, bunlar arasında “yağmurun fırtına tanrısı" tapınağının, yağmur bayramının kutlandığı yer olarak önemli bir rol oynamış olması gerekir.

Kentin lokalizasyonu, konumu, genişliği ile idari ve dini önemi açısından başka bir faktör de, orada bulunan mimari yapılardır. Bunlar arasında karışık bir sıralamayla tapmaklar, bir saray[103], büyük purullum'un ikametgahı[104], vekilharcın evi[105], kral ve karaliçenin ge-

ÇİCİ olarak oturdukları yapılar, halentuwa[106], kışlalar ve bununla ilgili olarak çok sayıda silo ve mühimmat depolarının var olduğu dolaylı ve dolaysız olarak çıkarılabilmektedir. Ayrıca Hattusa’da, Tuwanuwa evi yanında bir de “Ankuwa evi”nin bulunması[107], kentin Hititler için ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Son olarak kentin Hitit dini ve kültünde ne derecede önemli bir rol oynadığını göstermek için, orada yapılan ayin ve kutlanan bayramlara da değinmek gerekecektir. Bunlar arasında tanrıça Katahha’nın tapınağında kutlanan AN.TAH.SUMSAR bayramı, en detaylı olarak ele geçenidir[108]. Muhakkak ki Ankuwa’da tebcil edilen “yağmurun fırtına tanrısı”yla ilgili olarak ilkbaharda kutlanan yağmur bayramı[109], şimdiye kadarki bilgilerimize göre yalnızca Ankuwa’ya özgüdür. Sadece fal sorunlarından, bir etiket ve diğer bazı metinlerden varlığını öğrendiğimiz[110] bu bayramın akışını tasvir eden birinci tabletten elimize maalesef sadece kolofon geçmiştir[111]. Yağmur bayramının ikinci tabletini ihtiva eden VAT 7458’in ise sadece kolofonu yayınlanmıştır[112]. Bu tabletin bayramın akışını tasvir eden kısımlarının ne derece korunmuş olduğunu bilemiyoruz. Ancak bu ikinci tablet de henüz bitmemiş olduğundan, yağmur bayramının en az üç tablet üzerinde tasvir edilmiş olması gerekir.

Bunlardan başka KI.LAM bayramı[113], Zippalanda ve Daha dağı bayramlarının bir kısmı[114], taç giyme bayramı[115], doğum bayramının bir kısmı [115a] ve niteliği bilinmeyen bir başka bayram[106] da Ankuwa’da kutlanmaktaydı. KUskursas ve aniyatt-, Ankuwa’ya mahiyeti pek belli olmayan bir kült gezisi yapmaktadır[117].

III. Ankuwa’nin Coğrafî Mevkîî

Grek - Roma çağı öncesi Anadolu tarihi coğrafyasının ne kadar güç bir konu olduğuna, çağdaş kaynakların gözlem ve tasvirden yoksun olması dolayısıyla M. Ö. II. binyıl Anadolu’sunda başkent Hattusa, Kaniş, bazı kuzey Suriye kentleri ve son zamanlarda Prof. Sedat Alp'in çalışmaları sonucu İnandık ve Maşat’ta lokalize edilen Hanhana ve Fapigga[118] dışında kalan diğer kent ve coğrafi bölgelerin lokalizasyonu konusunda ne kadar az ve yetersiz bilgimiz olduğuna, burada uzun uzun değinmek gereksiz olacaktır. Hitit metinlerinde KUR URU veya sadece URU ile determine edilen yaklaşık 1500 dolayında kent, küçük kent, köy ve diğer yerleşim yerlerinin geçtiği göz önünde tutulduğunda, bu konudaki bilgilerimizin daha emekleme çağında olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Ne var ki, Grek - Roma kaynaklarının aksine, Hitit metinlerinin niteliği dolayısıyla, bu yer adlarının hepsini lokalize etmek hiç bir zaman mümkün olmayacaktır. Diğer taraftan, tarihi coğrafyanın kaçınılmaz bir unsuru olan yer üstü araştırmalarının ülkemizde hemen hiç yapılmadığı dikkati çekmektedir, çünkü Anadolu’da mevcut binlerce höyük ve düz iskân yerlerinin, tabiatıyla kısa zamanda mümkün olmayan arkeolojik araştırılması şöyle dursun, bunların envanter ve arkeolojik haritası dahi yapılmamıştır. Bundan dolayı, M. Ö. II. binyıl tarihi coğrafya araştırmaları, 19. yüzyıl gezginleri, H. H. von der Osten, R. J. Braidwood, J. Mellaart ve İ. K. Kökten'in minnetle anılması gereken “survey”leri ile Keban ve Karakaya baraj bölgelerindeki zoraki çalışmalar dışında, önemli bir kaynaktan yoksun kalmaktadır. Sistematik kazılar yanında bu tür çalışmaların da yürütülmesi kaçınılmaz bir sorundur. Bu tür ön çalışmalar, Irak, Suriye, Mısır, Yunanistan, İtalya v.s. gibi ülkelerde çoktan tamamlanmıştır.

Ankuwa sık sık Alişar tabletlerinde geçtiği için ve Boğazköy ile Alişar arasındaki yaklaşık uzaklık da Hitit metinlerinden elde edilen bilgilere uygun olduğundan, ilk kez I. Gelb Ankuwa’nin, Alişar Höyük’te lokalize edilmesi gerektiğini öne sürmüş[119] ve bu görüş en başta J. Lewy olmak üzere[120] diğer bir çok araştırıcı tarafından kabul edilmiştir[121]. Ancak 1927-1932 yıllarında Alişar’da gerek terasta ve gerekse höyük üzerinde yapılan kazılar, burasının Hitit imparatorluk çağında bazı seramik ve mühür buluntuları dışında yeterince iskân edilmediğini göstermiş ve bu durum, hâfir II. H. von der Ostenin, söz konusu tabaka 10 T’nin sonradan kente yerleşen “Post - Hitit - Frigler” tarafından temizlenip tesfiye edildiği gibi pek inandırıcı olmayan önerisine rağmen, bazı araştırıcıları, haklı nedenlerle bu identifikasyona karşı koymaya itmiştir[122]. Gerçekten de yukarda saydığımız büyük yapıların, geride iz bırakmayacak şekilde tesfiye edilmiş olabileceğini düşünmek biraz güçtür. Ancak Alişar’ın yeterince kazılmamış olduğuna ve tepede açılan çukurda Hitit mimari katlarıyla karşılaşılmamasının bir rastlantı olabileceğine de değinmek gerekir. Bu lokalizasyonu reddeden araştırıcılardan sadece bazıları, Ankuwa için şu lokalizasyonları önermişlerdir[123]:

1 — Alişar’a yakın bir yerde, Kanak Su vadisindeki terzili Hamam = Basilica Therma yakınında[124].

2 — Hattusa’nın güneyinde[125].

3 — Kızılırmak havzasında[126].

4 — Hattusa — Hakmis yolu üzerinde ve Bakırboğaz, Mamure, Hacıköy bölgesinde, yani Çekerek vadisinde[127].

5 — Boğazlayan civarında[128] veya Alişar’ın batısında[129].

Ankuwa’nin illa da Alişar’da aranması gerektiği kesin olmadığından ve başka bir yer de gösterilemediği gerçeği karşısında, metinlerin verdiği bilgiler ışığında önce şu genel bilgileri tesbit etmek yararlı olacaktır:

1 — Ankuwa dar anlamdaki Hitit bölgesinde aranmalıdır.

2 — Ankuwa’nin yukarda sayılan yapıların konumu için uygun bir yerde bulunması gerekir.

3 — Çok sayıda kışlaları ve müstahkem mevkileri olması gerekir.

4 — Ulaşımı kolay ve önemli askeri yolların geçtiği bir yol üzerinde olmalıdır, çünkü Ankuwa’da AN.TAH.SUMSAR bayramı kutlanırken “beş yol kavşağındaki tapınaklar"dan söz edilmektedir (I-NA V KASKAL EmeS DINGIRme5).[130]

5 — Bir karargâh kenti olması nedeniyle, iyi korunmuş, sulak ve yeterli gıda maddelerini sağlayan bereketli topraklar üzerinde bulunması gerekir. Bir cins yağmur duası olarak yorumlanması gereken “Yağmur Bayramı" nın gösterdiği gibi, Ankuwa’nin hinterlandının büyük çapta bir tarım bölgesi olması gerekir. Bundan dolayı J. Lewy'nin Alişar’daki Asurlu kolonistlerin tarımla uğraşmış oldukları görüşü yabana atılmamalıdır[131].

6 — Hiç bir zaman düşman, özellikle Kaska işgaline uğramamış olması nedeniyle Hattusa’nın güneyinde ve Hattusa - Kaniş hattının batısında yer almış olması gerekir.

7 — İlerde Ankuwa kazıldığında, III. Hattusili - Puduhepa devrinden kalma yangın izleri bulunmalıdır.

Ankuwa’nın lokalizasyonuyla ilgili diğer ipuçlarını da aşağıdaki şekilde sıralamak mümkündür:

1 — aniyatt— denilen “kurban malzemesi"nin Hattusa’dan Ankuwa’ ya götürülmesi sırasında ikisi de hapax olan Imralla ve Hupigassa kentlerinde birer kez gecelendikten sonra üçüncü gün Ankuwa’ya varılmaktadır:

“ Kâhyaların evinin kurban malzemesi Hattufa'dan Ankuwa'ya giderken, çömlekçi de onunla birlikte gider. Kurban malzemesi yolda iki kez geceler. İlk günü Imralla'da uyur, ertesi gün ise Hupigassa'da uyur. Üçünçü gün Ankuıva'ya varırlar (ve) Ankuwalılar orada [ ] meşaleyi ya[karlar]"[132].

Bundan dolayı Ankuwa’nın Hattusa’ya 90-100 kim. bir uzaklıkta olması gerekir.

2 — Zippalanda’ya bir günlük uzaklıktadır[133].

3 — Zippalanda yakınında yer alan Daha ve Piskurunuvva dağlarından da pek uzakta değildir[134]. AN.TAH.SUMSAR bayramının 37. gününde kral Daha dağında gerekli ayin ve merasimleri yaptıktan sonra aynı gün, anlaşılan dağ koşullarına daha çok elverişli hafif arabadan [GlShulukanni-) inip, genellikle “savaş arabası" olarak tercüme edilen ve savaş arabalığı dışında düz ve uzun yollarda binek arabası olarak da kullanılan başka bir arabaya (GlSGIGIR) binerek Ankuwa’ya varmaktadır[135]. Bundan dolayı Ankuwa’nın Daha dağına ve dolayısıyla Zippalanda’ya bir günden az bir uzaklıkta bulunması gerekir. Bir arazi bağış belgesinde[136] “Ankuwa evi”nden sonra (E URUAnkuwa) Sithana dağı ve bu dağın çevresinden söz edilmesi, Sithana dağının da Ankuwa civarında yer aldığını gösterir. Bundan dolayı Daha veya Sithana dağlarından birisini, Alişar çevresine hakim olan Sümrük Sivrisi[137 ]ile eşitlemek gerekecektir.

4 — II. Mursili’nin yıllıklarına göre Ankuwa,Arzawa, Pala ve Azzi ülkelerine kolayca ulaşılabilen önemli askeri yollar üzerinde bulunmalıdır[138]:

5 — Bazı metinlerde Katapa[139], Lalanda[140], Arinna[141], Ku- li(w)usna, Tameniga[142], Tawiniya[143]ve Salampa ile yanyana geçmesi, bu kentlerin Ankuwa’ya yakın olduğunu gösterebilir. Aynı şekilde metinlerden Haitta, Hanhana, Harranaşa, Hupigassa, Hurma, Imralla, Pi/uskurunuwa dağı, Samuha, Daha dağı, Tuhuppiya, Durmitta, Tuwanuwa, Zalpa, Zippalanda ve Zisparna ile olan yakın ilişkisi, coğrafya araştırmaları için bir ipucu vermemektedir, çünkü bu yer adlarından bir çoğunun yeri bilinmemektedir. Bundan başka coğrafya araştırmalarında sık sık kullanılan listeler, örneğin KBo IV 13; KUB VI 45 (paralel metin 46); XIV 13 v. s., yanıltıcıdır, çünkü oralarda sayılan kentler düz bir hat üzerinde olmayıp, sistemsiz olarak sıralanmaktadır.

Sonuç olarak Ankuwa'nın, pek kesin olmamakla birlikte, Yerköy yöresinde veya onun doğusunda Deliceırmak - Boğazlayan Suyu vadisinde ve hatta Alişar bölgesindeki Kanak Su vadisinde aranabileceği, yukarıda kısaca değindiğimiz güçlüklerin ışığı altında, Orta Anadolu'da henüz araştırılmamış binlerce höyük arasında Ankuwa illa da şurasıdır diye kesin bir sonuç çıkarılamayacağı anlaşılmaktadır.

Şekil ve Tablolar