ŞERAFETTİN TURAN

16. Asırda Yazılmış Grekçe ANONİM OSMANLI TARİHİ. Giriş ve Metin (1373-1512), Hazırlayan: ŞERİF BAŞTAV, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları, No. 237, Ankara, 1973. 8°, VI + 207 s.

Bilindiği gibi, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş dönemine âit resmi belgelerin bize kadar ulaşamaması ve çağdaş tarih eserlerinin azlığı yüzünden, XIV. ve XV. yüzyıllar olaylarının aydınlatılmasında, Osmanlı devleti ile yakın ilişkileri olan ülkelerin tarih kaynaklarına da başvurmak gerekmektedir. Bu dönemin yabancı kaynaklar grubu içerisinde de, Türk ilerleyişinin yöneldiği Bizans kaynakları hiç şüphesiz ki önemli bir yer tutarlar. Phrantzes, Halkondil ve Dukas gibi önemleri geçen yüzyıldan beri kabul edilmiş olan Bizans tarih yazarlarının eserlerinin dışında, grekçe yazılmış bazı Tarih’lerin de olayların aydınlatılmasında yardımcı olabileceği inkâr edilemez. Yeter ki bahiskonusu eser, bilinen birkaç kaynaktan derlenmiş bir compilation’dan ibaret olmayıp, ya yazarın kendi gözlemlerine veya hiç olmazsa kaybolmuş bir kaynağa dayanaraktan orijinal bilgiler veren bir nitelik taşısın.

Vatikan yazmaları arasında bulunan grekçe bir Anonim Osmanlı Tarihi, daha bu yüzyılın başlarında (1907) bilim dünyasına tanıtılmış ve bir yandan Macar diğer yandan da Yunan türkolog ve tarihçileri bu eser üzerine eğilmişlerdi. Matyâs Gyόni, Anonim’de Macarlar ve Macaristan hakkında verilen bilgileri yayınlamış, ünlü Türkolog Gy. Morovcsik de eserde kullanılan Türkçe kelimelerin ve isimlerin listesini yaptığı gibi (1943), Anonim’in bazı kaynaklarını da meydana çıkarmağa çalışarak onun başlıca kaynağının Halkondil’in Historiae’sı olduğunu tesbit etmiş, ayrıca Anonim yazarının 1453 İstanbul’un fethi bahsinde kullandığı kaynağın Sakızlı Leonardus’un Papa V. Nicola’ya yazdığı mektuptan ibaret olduğunu göstermişti (1951). Yunanlı tarihçi G. The Zoras ise, Anonim üzerinde sistemli bir çalışmaya girişerek eseri kısımlar halinde ve açıklamalı olarak yayınlamağa başlamıştı.

İşte grekçe Anonim Osmanlı Tarihi üzerinde bu çalışmalar sürdürülürken ülkemizde de Dr. Şerif Baştav ayni konuyu ele almış ve 1954 yılında, XVI. Asırda Yazılmış Grekçe Bir Anonim Osmanlı Tarihi adını taşıyan bir Habilitasyon tezi ile Üniversite Doçentliği imtihanına girmişti. Anonim’ in "tarihî ve filolojik bakımdan” işlendiği söylenen bu tez, Jüri üyelerince kabul edilmiş fakat her nedense yayınlanmamıştı. Bununla beraber Şerif Baştav’ın Belleten’de çıkan iki makalesi, o’nun Anonim üzerindeki çalışmasının sonuçlarını belirtmeğe yetmişti.

Belleten’in Ocak 1954’e âit 69. sayısında yayınlanan XVI. Asırda Yazılmış Grekçe Anonim Osmanlı Tarihine Göre İstanbul’un Muhasarası ve Zaptı adındaki makalesi ile, Anonim’in bu konuya âit kısmının Türkçe çevirisini veren Şerif Baştav, şüphesiz ki Doçentlik tezine dayanarak, yazar ve eser hakkındaki görüşlerini de açıklamıştı. Hayatı hakkında hiç bir şey bilinmeyen Anonim yazarının yaşadığı bölge hakkında bazı tahminler yürüten Baştav, “Bunun dışında müellifin türkçe bildiğine de hükmetmek icabediyor.” (s. 55) diye bir iddiada bulunmuştu. Eserin mâhiyetini belirtirken de, kitabın Padişahların adlarına göre bölümlere ayrılmasının nedenini, “Bu hâdisede artık Yunanistan’ın mühim bir kısmının Türk hâkimiyeti altında bulunmasının da mühim bir hissesi olduğu şüphesizdir’’ (s. 56) şeklinde izaha çalışmıştı. Anonim’in en büyük özelliklerinden birinin tarafsızlık olduğu üzerinde ısrarla duran ve eserde yer yer görülen Türkler aleyhindeki cümleleri mazur göstermeğe çalışan (s. 58-62) Şerif Baştav, yazarın “kuvvetli bir tenkid fikrine sahip bulunmadığını” ve kullandığı kaynaklarda rastladığı malûmatı tenkide tabi tutarak tahlil veya terkibedememesi yüzünden çok kere hataya düştüğünü de söyledikten (s. 62 vd.) sonra Anonim’in kaynaklarını belirtmeğe geçerek, o’nun “ana kaynağının” Halkondilas olduğunu tekrarladığı gibi, yazarın Türk ve İtalyan kaynaklarından da yararlandığını ileriye sürmüştü. Gerçekten de Baştav’ın, Anonim’in kaynakları hakkında vardığı sonuç şu cümlede özetlenmişti: “.. Anonim müellifinin rivayetlerinin bir kısmını Türk halk muhitinden topladığını ve bunları gerek Grek ve gerekse Garp kaynaklariyle telif ederek eserini meydana getirdiğini kabul edebiliriz.” (s. 55).

Bu makalesinden birkaç yıl sonra, 1957 de Belleten'in 81. sayısında çıkan Grekçe Anonim Osmanlı Tarihi’nin Kaynakları (1374-1421) adındaki ikinci makalesinde, Anonim yazarının bu devir olaylarını yazarken kullandığı kaynaklar üzerinde duran Şerif Baştav, bilinmeyen bir sebeple sadece Halkondil ile Anonim'i ana konular itibariyle karşılaştırarak benzerlikleri veya verilen bilginin daha geniş veya özet oluşunu belirtmekle yetinmiş, bu arada da yer yer Dukas, Aşıkpaşa - zade veya Neşrî’nin Anonim'i tamamladıklarına işaret etmişti. Niğbolu savaşı hakkında “mütenevvi kaynak kullandığı” (s. 152) ve Yıldırım Bayezid zamanındaki Mora akinları için “Halkondil’den başka kaynaklar” dan istifade ettiği (s. 154) ileri sürülen Anonim yazarının bu kaynaklarının neler olduğu nedense açıklanmamıştı.

Şerif Baştav’ın Grekçe Anonim Osmanlı Tarihi hakkındaki görüş ve iddialarının açıklandığı 1954 den bu yana, bahis konusu eser üzerinde Avrupa’da sürdürülen çalışmalar, Anonim’in mâhiyetini, değeri ve kaynaklarını tümüyle meydana çıkarmış bulunmaktadır. Şöyle ki, eskiden beri Anonim üzerinde çalışmakta olan G. Th. Zoras, 1958 de bunun “tam metnini tenkidli olarak neşrettiği gibi, bir kısım kaynaklarına işaret etmiş ve mevzu üzerinde de etraflı açıklamalar yapmağa gayret göstermiştir” (Ş. Baştav, 16. Asırda Yazılmış Grekçe Anonim Osmanlı Tarihi, s. 4). Yunanlı Profesör E. Zachariades ise, 1960 da yayınlanan araştırmasında, özellikle Anonim’in kaynakları üzerinde durmuş ve bu eserin “orijinal bir telif” olmadığını göstermişti. Nihayet F. Kreutel, 1971 de “Anonim metninin tercümesini Styria serisinde neşrettiği gibi metni açıklayıcı kısa notlar da ilâve etmiştir” (Baştav, ayn. esr. s. 5).

Bu yayınlar, Ş. Baştav’ın, Anonim yazarının Türkçe bildiği ve Türk halk muhitinden topladığı rivayetleri Grek ve Batı kaynaklariyle telif ederek orijinal bir eser meydana getirdiği şeklindeki iddiasını çürütmekle kalmamış, Anonim’in Halkondil ve Sakızlı Leonardus dışındaki kaynaklarının da Francesco Sansovino ile Paolo Giovio gibi İtalyan tarih yazarlarının eserleri olduğunu ortaya çıkarmıştı.

İşte bütün bu yayınları takiben ve Doçentlik tezi’nin kabul edilmesinden ‘19’ yıl sonra Şerif Baştav’ın, baş tarafına 90 sayfalık bir Giriş eklediği Grekçe Anonim Osmanlı Tarihi'nin Türkçe çevirisini neşrettiğini görüyoruz. Kitabın Önsöz’den sonra yer alan iç kapağında, bu yayının Anonim’in “Kaynakları ve Tarih bakımından değeri üzerinde bir araştırma ile Metnin tam tercümesi” olduğu (s. 1) açıklanmaktadır. Bundan da, 20 yıldan beri bu konu üzerinde çalıştığı bilinen sayın Baştav’ın son yayınları dikkate alarak Doçentlik tezini bir revizyona tâbi tuttuğu ve Anonim’in kullandığı bütün kaynakları ve onun tarihi bir kaynak olarak değerini artık meydana çıkardığı kanaati uyanmaktadır. Fakat türkçe çevirinin başına eklenen ‘90’ sayfalık kısım okunduğunda bu kanaatin yanlış olduğu ve Anonim’in kaynakları konusunda bilinenlere hiç bir yeni katkıda bulunulmadığı, değerlendirmenin de 1448 yılına kadar olan devreyi kapsadığı görülmektedir.

Kitabın baş tarafındaki araştırma, Giriş (s. 3-28), Eserin Mahiyeti (29-36), Anonim’in Kaynakları (37-46), Anonim Osmanlı Tarihinin Bir Kaynak Olarak Değeri (47-66), Fetret Devri (67-73) ve II. Murad Devri (74-90) başlığını taşıyan kısımlara bölünmüş olup, bunu Anonim’in Türkçe çevirisi takip etmekte (s. 93-193) ve kitabın sonuna da bir İndeks (s. 195-207) eklenmiş bulunmaktadır.

Bu plândan da anlaşılacağı gibi, topluca Giriş adı verilen 90 sayfalık etüt kısmı ayrıca kendi içinde bir Giriş bahsini de ihtivâ etmekte, Anonim’in tarihî değeri Yıldırım Bayezid döneminden ibaret kalmakta, şimdiye kadar hiç görülmedik bir şekilde Çelebi Mehmed dönemi, belirli bir sınırı olan Fetret Devri'nin içine girmekte ve çevirisi verilen kaynak 1512 yılına kadar geldiği halde, kaynaklar ve değerlendirme II. Murad devrinde bitirilmekte, yâni türkçe çeviriye göre 100 sayfa olan metnin ancak ‘43’ sayfasını (93-135) kapsamaktadır.

Bir kaynak çevirisi ve değerlendirmesinde, o kaynağı başka dillere çevirerek notlar ilâvesiyle yayınlamış bulunan kimselerin araştırmalarının göz önünde tutulması kadar normal vc zorunlu bir metod herhalde düşünülemez. Böyle olduğu halde Şerif Baştav, Kreutel’in yayınını tamamiyle bir tarafa bırakarak “Bu konuya başka fırsatta tekrar dönmek niyetindeyiz” (s. 47) demektedir. Gerek bu sözlerden, gerekse araştırmanın 1448 yılına kadar getirilmesinden, Grekçe Anonim hakkında tam bir fikir sahibi olmak isteyen Türk okuyucuların daha uzun süre beklemeye mecbur kalacakları ve Baştav’ın bu kaynak üzerindeki yayınlarının en aşağı ‘20’ yıl daha devam edeceği intibaı hasıl olmaktadır!.

Giriş’te Anonim hakkındaki yayınlara temas eden Baştav, “Zachariades’in bu araştırmasından sonra, Anonim Osmanlı Tarihinin müellifi, hayatı ve eseri hakkındaki faraziyelerimizde bazı değişiklikler yapmak zarureti vardır” (s. 6) diyerek, Doçentlik tezinde ortaya attığı iddialardan vazgeçmek zorunluluğunda kaldığını açıkladıktan sonra, bu araştırmasını ‘4’ nokta üzerinde toplayacağını belirterek bunları, Yazarın kimliği, Eserin mahiyeti, kaynakları ve Tarihî kaynak olarak değeri diye sıralamakta ve özellikle Eserin kaynaklarını ortaya çıkarma’nın, “Zachariades’in araştırmasından sonra zaruret halini” aldığını (s. 7) söylemektedir. Buna göre onun asıl amacı, Anonim yazarının F. Sansovino’nun Annali Turcheschi’sini örnek alıp onun kaynaklarını tekrar ettiğini ve İtalyanca bir Osmanlı tarihini Yunancaya aktarmaya karar veren müellifin sade bir tercüme yapmakla yetinmiyerek onu diğer kaynaklardan aldığı haberlerle zenginleştirdiğini öne süren Zachariades’in görüşlerini tamamlamak veya yanlışlarını düzeltmektir. Ancak ne varki kendisi Morascik, Zoras ve Zachariades’in tesbit ettikleri kaynaklara bir yenisini ekliyememekte ve üstelik yer yer Zachariades’in buluşlarını kendine mal ederek anlatmaktadır.

Giriş kısmında doğrudan doğruya Anonim’le veya onun kaynakları ile ilgili olmayan bibliyografik bilgiler veren Baştav, bazı yerlerde büyük hatalara düşmekten de kurtulamamıştır. Gerçekten de, bunlardan Dorotheos, Antonius Bonfini, Francesco Sansovino ve Paolo Giovio (Jovius), Anonim yazarının eserlerini kullandığı tarihçiler olarak ele alınabilir. Anıa önemli olan, onların herkesçe bilinen hayat hikâyelerini, eserlerinin mâhiyetini ve üslûp özelliklerini tekrarlamak değil, Anonim’le ilişkilerini ortaya koymaktır. Ayrıca, o devir Macar tarihçiliğinin Anonim ile ilgisini anlamağa imkân yoktur (s. 19-21). Eğer Anonim yazarının Macar tarihlerinden de yararlandığı iddia ediliyorsa bunun isbatlanması gerekirdi. Hele ünlü Venedikli tarihçi Marino Sanudo ve eseri hakkında verilen bilginin neye yaradığı sorulmağa değer. Venedik Senatosunda üye olan M. Sanudo’nun ‘58’ cilt halinde yayınlanmış olan I Diarii’si 1496-1533 yılları olaylarını kapsayan muaazzam bir kaynak olmakla beraber Anonim’le bir ilişkisi bahis konusu olamaz. Üstelik Baştav’ın M. Sanudo ve eseri hakkındaki değerlendirmesi de yer yer eksik ve yanlışlarla dolu. Günlük olayların kaydedildiği ve ayni zamanda sayısız belgelerin asıllarının veya özetlerinin yer aldığı I Diarii, özellikle Osmanlı İmparatorluğu, İtalya Savaşları ve Venedik’i ilgilendiren Avrupa olayları bakımından asla ihmal edilmiyecek bir kaynak olduğu halde onun sadece Macaristan hadiseleri hakkında bilgi veren (s. 22) bir eser olarak gösterilmesi ve Sanudo’nun da "Macaristan hadiselerine karşı alâka duyan bir yazar” (s. 23) olarak nitelendirilmesi, Baştav’ın bu bilgileri Macar araştırıcılarından neklettiğini ve eseri görmediğine delâlet etmektedir. Nitekim, bir yandan Sanudo’nun eserinin “büyük bir kaynak yığını” olduğunu, yazarın “ayrıca bir seçime tâbi tutulmadan” malzemeyi kullandığını söylerken (s. 23), hemen arkasından, diğer İtalyan tarih yazarlarının M. Sanudo gibi “verdikleri haberlerin gerçek olup olmadığını tahkike ehemmiyet” vermediklerinden bahsetmesi (s. 24) de bunu göstermektedir. Hele Sanudo ile P. Giovio (Jovius)’nun eserlerini karşılaştıran Baştav, en önemli farkı, Jovius’un “sadece Vatikan namına haberlerle yetinmiyerek Roma ile münasebette bulunan yabancılardan aldığı haberlere büyük ağırlık” vermesinde buluyor ki (s. 27) tamamiyle ters bir değerlendirme olsa gerektir. Esasen Ş. Baştav’ın, Anonim’in kaynaklarından biri olarak bilinen P. Giovio’nun Commentarii della Cose de’ Turchi’sini de görmediği, ona ait bilgileri Zachariades’ten ve Sulica’dan naklen vermesinden (s. 26, n. 39 ve 27, n. 40) anlaşılıyor. Eğer eseri şöyle bir görmüş olsaydı, aslı İtalyanca olan bu eserin Commentarii de rebus Tıırcicis adiyle yapılan lâtince çevirisini ayrı bir eser olarak göstermiyecek (s. 25) ve Giovio’nun Süleyman’ı “ilk hükümdar saydığı”nı söylemekte yanılmıyacaktı (s. 25). Çünkü P. Giovio, çağdaşı diğer yazarlar gibi Yıldırım’ın oğlu Süleyman Çelebi’yi hükümdar olarak göstermiş, "ilk hükümdarlık” diye bir konu üzerinde durmamıştır (bk. Informatione di Paulo Giovio, Vescovo di Nocera a Carlo Quinto Imperadore Augusto ( — Commentarii della cose de’Turchi), Francesco Sansovino, Dell’Historia Universale dell’origine et Imperia de’Turchi, Venetia, 1564, s. 215r).

Giriş’te Anonim Osmanlı Tarihi’nin kaynaklarından olup olmadıklarına bakmaksızın o devir Bizans, Macar ve İtalyan tarih yazarları ve eserleri hakkında yanlışlarla dolu bazı bilgiler veren Baştav, bundan sonra Eserin Mahiyeti’ne geçiyor ve Anonim’in kapsadığı devir, imlâ ve dil hataları ile kronoloji yanlışlarına temas ettikten sonra, evvelce Belleten’in 69. sayısında çıkan makalesinde ileri sürdüğü bir görüşü tekrarlıyarak eserin “en çok göze çarpan tarafı tarafsızlığıdır" diyor (s. 32). Anonim yazarının bu tarafsızlığının, onun “hadiseleri öğrenebildiği kadar” nakletmesinden, “fazla tefsirde” bulunmamasından ve Halkondil ile Jovius gibi tarafsız kaynakları kullanmasından ileri geldiğini söyleyen Baştav, anlaşıldığına göre müellifi, metnin yunancasını yayınlayan Zoras’a nazaran “tarafsız” bulunmaktadır. Yoksa bizzat kendisinin de zikrettiği gibi Fâtih Mehmed’i ve Türkleri “hayvan”a benzeten Anonim yazarının, sırf “vahşi” ve “kana susamış” deyimlerini kullanmamış olması, tarafsızlığına yeter delil olamaz. Kaldı ki Baştav’ın nedense hiç temas etmediği bazı ibareleri eserine alan Anonim yazarını tarafsız kabul etmeğe imkân olmasa gerektir. Nitekim II. Murad’ın Mora seferinden bahseden müellif, Sultan’ın sırf “göz dağı vermek maksadiyle” 300 kişiyi, ayrıca “babasının ruhuna kurban diye” de 600 kişiyi “kestirdiğini” nakletmekte (bk. s. 133), İstanbul'un zaptını takip eden olaylar için de şunları yazmaktadır:

Türkler “O vakit meşhur Ayasofya’ya yürüdüler, onu yağma ettiler, mukaddes tasvirleri aldılar, kırdılar ve ayaklar altında ezdiler, resmedilmiş bulunan azizlerin gözlerini oydular. Ayni suretle diğer kiliselere ve manastırlara geçtiler ve onları da yağma ettiler... O Vakit emir verdi, manastırlarla sair bütün kiliselerden salipleri aşağı indirdiler ve ayaklar altında ezdiler, bakireleri bozdular, büyük fuhuş yaptılar, kerahat işlediler.”?! (s. 148).

Kullandığı kaynağın etkisiyle de olsa bu satırları eserine alan bir yazarın “tarafsızlığı” bununla da bitmiyor. Fâtih’in Ağırboz'u zaptından bahsederken “Kale hâkimi Eritzos’un kızını yakaladılar ve Sultan Mehmed’e verdiler. Çok güzel bir kızdı. Kendi arzusuna ram olmadığı için (Sultan) onu boğdurdu” diyen Anonim yazarı, Osmanlı Padişahının müdafilere verdiği sözü tutmayıp teslim olanların “hepsinin kafasını kestirdi”ğini ilâve ediyor, (s. 170). Hele yumuşak tabiatı ile tanınan II. Bayezid’in “kelle-minare” yaptırdığı hakkında kayıtlar tarafsızlıkla asla bağdaşamıyacak bir nitelik taşımaktadır. Öylesine ki, II. Bayezid’in Modon'u zaptettikten sonra 10 yaşından büyük bütün şehirlileri öldürterek kesik başlardan “büyük bir burç inşa” ettirdiğini de (s. 182 vd.) gene tarafsız (?!) Anonim yazarından okuyoruz.

Anonim Osmanlı Tarihi yazarının “kullandığı kaynaklarda rastladığı malumatı tenkide tâbi tutarak tahlil veya terkip edememesi” yüzünden “çok kere hataya” düştüğünü, hatta bizzat kendi kayıtları ile de tezadlar görüldüğünü söylemek suretiyle (s. 36) biraz önce “Tarafsızlığı ile gerçek bir tarihçi vasfını” taşıdığını kabul ettiği (s. 35) Anonim müellifinin hiç te gerçek bir tarihçi olmadığını dolaylı bir şekilde de olsa belirten ve kendi iddiasiyle çelişkiye düşen Baştav, buradan Anonimin Kaynakları'na geçiyor. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Ş. Baştav’ın asıl amacı Anonim'in kaynaklarını meydana çıkarmaktır. Nitekim “Araştırmamızın bundan sonraki kısmında, önce Anonim'in kaynaklarını meydana çıkarmağa ve daha sonra da bunları tarihî bir mehaz olarak değerlendirmeğe çalışacağız" (s. 37) sözleriyle bu amacını bir kere daha açıklamaktadır. Fakat o’nun Kaynaklar kısmında yazdıkları, Anonim üzerinde çalışan başka araştırıcıların vardıkları sonuçları tekrarlamaktan öteye geçememektedir. Zirâ, bizzat kendisinin de yazdığı gibi, Anonim’in Kaynakları meselesini ilk defa ele alan Moravcsik olmuş ve “Anonim’in Halkondil ile büyük bir benzerlik gösterdiğine” işaretle “Eserin bazı yerleri Halkondil’in tefsiri veya hulâsası sayılabilir” demiştir (s. 37).

Anonim’in İstanbul'un zaptına ait başlıca kaynağının Sakızlı Leonardus olduğuna - şüphesiz ki gene Moravcsik’den naklen - temas etmekle yetinen Baştav (s. 38), “Anonim yazarının kaynakları üzerindeki Zachariades’in tetkiki, bu mes’elede yeni bir safhanın başlangıcını teşkil eder” demek suretiyle (s. 39), bu mes’elenin kendi araştırmaları ile değil de Zachariades tarafından halledildiğini kabullenmek zorunda kalıyor. Gerçekten de Baştav’ın bundan sonra bütün bu kısım boyunca (s. 40-46) yalnızca Zachariades’in buluşlarını ve görüşlerini aktarmak yolunu seçtiği görülmektedir.

Anonim Kronik ile Francesco Sansovino’nun Gl’Annali Turcheschi'si arasındaki ilişkiyi tesbit ederek Anonim yazarının Halkondil, Leonardus ve P. Giovio’dan ancak Sansovino’nun İtalyanca çevirilerinden yararlandığını ortaya koyan Zachariades olduğu gibi (s. 41), 1495-1500 yılları olaylarını neklederken kullandığı bir başka kaynağının Pseudo-Dorotheos olduğunu meydana çıkaran da gene Zachariades olmuştur (s. 45).

Zachariades’in buluşlarını yer yer kendine malederekten anlatan Şerif Baştav, onun tesbit ettiği kaynaklara en küçük bir ilâvede bile bulunamamaktadır. Nitekim, Anonim’in Arnavut İskender Bey hakkında Sansovino’dan başka bir kaynağı olduğuna da Zachariades’e dayanarak işaret eden Baştav, sözlerini “Kronik yazarının bu hususta nereden faydalandığını henüz bilmiyoruz” diye bitirirken de gene Zachariades’e atıf yapıyor (s. 46, n. 58).

Bir tarihî kaynağın değeri, şüphesiz ki ‘2’ şekilde saptanabilir:

a) Çağdaş kaynaklarla mukayese edilerek,

b) Son araştırmalara göre. Yalnız unutmamak gerekir ki, eski kaynaklarda bazen tek bir cümle ile kaydedilmiş olan olayları, yeni belge ve araştırmalara dayanarak genişletmek her zaman için mümkündür. Bu itibarla esas olan, bahis konusu kaynağın kendi devrinde yazılmış diğer kaynaklar arasındaki yerini tesbittir.

Şerif Baştav, Anonim Osmanlı Tarihinin Bir Kaynak Olarak Değeri başlığını taşıyan kısımda (s. 47-66) bunu yapacak yerde, Anonim’in kayıtlarını ana hatları itibariyle sadece Halkondil ile karşılaştırarak ona “uygun”, veya daha “muhtasar” yahut ta daha” tafsilâtlı” olduğunu söylemekle yetinmekte, yer yer de onun Dukas veya Phrantzes’i andırdığını belirtmekte ve daha çok, evvelce kendisini şiddetle tenkit etmiş olan Zoras’a hücum vesilesi aramaktadır. Anonim’i yayınlayan Zoras’ın gerektiğinde teferrüata kadar inerek eserin tarihî değerini belirtmeğe çalıştığını söyleyen Baştav, onun çalışmasını, Türk kaynaklarından yararlanmamış olması ve henüz tartışmaları devam eden bazı mes’eleler hakkındaki son yayınlara temas etmemesi bakımından eksik bulmakta (s. 47 vd.) ve bunlar üzerinde durarak Zoras’a çatmaktadır. Bununla beraber meselâ Zoras’ın Niğbolu Savaşı hakkında sadece Halkondil’i zikretmiş olmasının (s. 57), veya Anonim’de de açıkça ifade edilmeyen Selânik’in Türklerin eline geçişini son yayınlara dayanarak izah etmeyişinin (s. 50), yahut İmparator Manuel’in 1399 daki Avrupa seyahatinin tafsilâtı üzerinde duralayışının (s. 59) Anonim’in değeri bakımından ne ifade edeceğini anlamağa imkân yoktur. Kaldı ki herhangi bir kaynağı tercüme eden veya yayınlayan kimsenin, o kaynakta geçen olaylar hakkında yapılmış bütün araştırmaları görmesi veya anması zorunlu ise, Şerif Baştav’ın da bu yayınların bir kısmını görmediği veya bilmediği rahatlıkla öne sürülebilir.

Bir kaynağı değerlendirmede amaç, o kaynakta anlatılan olayların nereden alındığını tesbitten ziyade, verilen bilgilerin doğru olup olmadığını meydana çıkarmaktır, Böyle olduğu halde Baştav’ın Anonim’i bir kaynak olarak değerlendirmeğe çalışırken, ana konular itibariyle onun Halkondil ve bazen de Dukas ile benzer taraflarını belirtmekle yetiniyor, Anonim’deki kayıtların tarihî gerçeklere uyup uymadığını araştırma yoluna gitmiyor. Meselâ, Yıldırım Bayezid’in ilk Anadolu seferi hakkında Anonim’de verilen bilgilerin “eserin en karanlık bir kısmını” teşkil ettiğini söyliyen Baştav, bu karanlığı aydınlatmak için yaptığı araştırma sonucunda, adı İskender diye geçen Ermeni Kralı’nın hakikatte Kara Yusuf’un oğlu İskender olduğunu meydana çıkarttığını ve böylece Anonim yazarının kaynağı olan Halkondil'e dayanarak II. Murad devri olayları ile I. Bayezid dönemini birbirine karıştırmış olduğunu söylüyor (s. 55). Bu “değerlendirme”den çıkarılabilecek sonuç, herhalde İskender’in öldürülmesinden sonra Kara-Koyunlular ülkesinin II. Murat tarafından ele geçirildiğini kabul etmek olacaktır ki, bunun tarihî gerçeklere uygun olmadığı meydandadır. Gene Yıldırım’ın ilk Anadolu seferi hakkında Anonim’in verdiği “malûmat da Halkondil’den alınmıştır ve Halkondil isimleri daha doğru olarak yazar” diyen Baştav, kendine göre bir değerlendirme yapıyorsa da (s. 55) Halkondil’in daha doğru olarak yazdığı isimlerin ne olduğunu açıklamıyor. Zira Anonim’in bu kısmında Karalukis şekilinde yazılan Bey ile Edinos, Sarganos, Medesios, Medinos diye geçen Anadolu Beyliklerinin ve Sumakia kalesinin neresi olduğu anlaşılmamaktadır (Hiç şüphesiz ki bu isimler, Kara Yülük, Aydın, Saruhan, Menteşe-Oğulları ve Sumeysat olacaktır.)

Yıldırım Bayezid’in İmparator Manuel’e gönderdiği elçi, Halkondil’de Vezir-i azam Çandarlı Ali Paşa diye gösterilmiş ve şimdiye kadar öyle bilinegelmiştir. Anonim’in bu elçiyi Çavuşbaşı Ali diye göstermesi (s. 101. Baştav, Çavuşbaşı’nı sadece Çavuş olarak anıyor: s. 58) bir fark olmakla beraber acaba doğru mu? Bunun gibi, İtalya’da hapsedilmiş olan Manuel’in oradan kaçıp Bayezid’e gittiği ve onun "ayaklarına kapandı”ğı şeklindeki Anonim yazarının kaydı (s. 102) hayli ilginç olduğu halde bunun doğruluk derecesi üzerinde de durulmamaktadır. İmparator Manuel’in Avrupa gezisi üzerinde bilinen malûmatı tekrarlıyan ve bu arada Zoras’a çatmaktan geri kalnuyan Baştav (s. 59 vd.), sadece Anonim’in ikinci seyahati Ioannes’e mal ettiğine işaretle yetinip o'nun Bayezid’in yanına gitmesi mes’elesine hiç değinmiyor.

Timur’un Yıldırım Bayezid’i boğazından altın bir zincire vurarak gezdirdiği hakkında Anonim’de verilen bilginin (s. 106) Halkondil’de bulunmadığını belirten Baştav, “Bu hikâyenin sonradan uydurulduğu anlaşılıyor” (s. 66) demektedir. Kaynak değerlendirmesi sadece Halkondil’e uyan veya uymayan yönleri belirtmek şeklinde sürdürüldüğü için Şerif Baştav’ın bu hataya düşmesini normal karşılamak gerekir. Halbuki Anonim’in kaynaklarından olduğu Zoras ve Zachariades tarafından ortaya konulmuş bulunan Paolo Giovio’nun eseri görülmüş olsaydı, “demir kafes” rivâyeti ile birlikte “altın zincir” hikâyesinin orada bulunduğu anlaşılacaktı. Nitekim P. Giovio, Commentarii della cose de’ Turchi’sinde bu konuda aynen şunları yazmaktadır : “E con catene d'oro legato, fu posta in gabbia di ferro, e condotto per tutta Asia e Soria fin alla morte..” (Franceso Sansovino, Ayn. esr. 215 r).

Nihayet, Anonim, Ese şeklinde yazdığı İsa Çelebi’nin İstanbul'da Hıristiyan olup orada öldüğünden bahsettiği halde (s. 111), Baştav bunun üzerinde de durmamaktadır. Eğer bu kayıt Halkondil’den alınmamışsa başka bir kaynak tesbiti mümkün olabilir, veya hiç olmazsa yanlışlığı belirtilebilirdi.

Anonim Osmanlı Tarihinin Bir Kaynak Olarak Değeri konusunu Yıldırım Bayezid’in vefatına kadar ‘10’ yıllık bir devre ile sınırlandırılan Şerif Baştav, bundan sonra "Fetret Devri’ne geçiyor ve bu devri de anlaşılmasına imkân olmayan bir şekilde Çelebi Mehmed’in ölümüne (1421) kadar uzatıyor!

Anonim'de Fetret Devri olaylarının hepsine temas edilmediğini, hatta bazı kronoloji hataları bulunduğunu söyliyen Baştav, buna rağmen o’nun “bu devre dair nisbeten az olan kaynaklardaki gedikleri tamamlamağa yardım” ettiği görüşünü (s. 67) savunmaktadır. Fakat kendisinin yazdıklarından bu "gedik"lerin neler olduğunu anlamağa imkân yoktur. Zaten yazar bu kısımda da gene Anonim’i çok kaba hallariyle Halkondil ile mukayese etmekte ve bir iki yerde de Dukas’la karşılaştırmaktadır (İmparator Manuel’in Musa Çelebi’ye karşı Çelebi Mehmed’e müracaatı hakkındaki kaydın kaynağının Dukas olmasına işaret edildiği gibi. s. 70). Musa kuvvetleri arasında Bulgarlar'ın da olduğu yolunda Anonim’deki kaydın sadece Halkondil’de olmayışı (s. 68) acaba bir gediği dolduracak nitelikte midir? Çağdaş diğer kaynaklarda da yoksa, acaba Anonim keşfedilinceye kadar bilinmiyor muydu? (Meselâ İ. H. Uzunçarşılı’da bile Bulgar boyarlarının Musa’nın ordusunda yer aldıklarından bahsedilmektedir: Osmanlı Tarihi, I, 1961 s. 337).

Bundan önceki bahiste tartışmalı mes’eleler üzerinde durup son yayınları zikretmiyor diye Zoras’a hücum eden Baştav’ın Fetret Devri olaylarını incelerken bu usulden vazgeçtiği görülüyor. Bununla beraber Anonim’in kayıtlarını değerlendirmeğe çalışırken çok büyük hatalara da düştüğü anlaşılıyor. Meselâ, Süleyman Çelebi’nin İmparator Manuel’le anlaşmasına temas ederken, 1403 Gelibolu andlaşması ile bazı yerlerin Bizans’a terk edildiğini kendisi de belirttiği halde (s. 68), Çelebi Mehmed’in tek başına hükümdar olduktan sonra İmparatorla barış yaptığı yolundaki Ananoim’in kaydını (s. 113) ele alarak, “Çelebi Mehmed İmparatora Teselya’da, Kara Deniz’de ve Marmara kıyısında bir kısım araziyi terketmiştir” (s. 71) sonuncunu çıkarmaktadır. Böyle bir değerlendirme, 1403 Gelibolu andlaşmasını bilmeme anlamına gelmezse bile, ne yazdığını bilmemenin tipik bir örneğini teşkil eder. Zira, Anonim’de arazi terkinden hiç bahsedilmediği halde bilgiçlik taslıyarak Dukas’ın bu konuda verdiği yanlış bilgiyi (bk. Bizans Tarihi, Çev. VI. Mirmiroğlu, İstanbul, 1956, s. 59) gerçek diye kabul etme hatasına düşmüştür.

Çelebi Mehmed’in Sinop Seferi hakkında Anonim’deki bilgilerin (s. 113 vd.) Halkondil’de aynen mevcut olduğunu söyliyen Şerif Baştav, bu sefer ile Fâtih’in 1459 seferinin birbirine karıştırıldığını öne sürüyor ve buna delil olarak ta İsmail Bey’in Fâtih Mehmed’in çağdaşı olmasını gösteriyor (s. 71). Oysa mes’ele, Anonim'de ve Halkondil’de İsfendiyar yerine İsmail adının yazılmasından, yâni bir isim yanlışlığından ibaret bulunmaktadır. Çünkü Anonim, Fâtih’in Sinop seferinden ve İsmail Bey’in şehri teslim etmesinden ayrıca bahsetmektedir (s. 161). Esasen Çelebi Mehmed’in kendisine karşı yürümesinden sonra Sinop Beyi’nin bir anlaşma yapması ve Bakır madeni hasılatını terke razı olması, tarihî gerçeklere de uygundur (Msl. Neşri, Cihan-nümâ, Ankara, 1957, II, 539). Bilindiği gibi Fâtih zamanında ise İsfendiyar ülkesinin Osmanlı topraklarına katılması bahis konusudur.

Diğer taraftan Şerif Baştav, Çelebi Mehmed’in devleti ‘2’ oğlu arasında paylaştırmayı öngören vasiyeti hakkında Anonim'deki kaydın Halkondil’de mevcut olduğunu söylemekle yetiniyor ki (s. 73), bu asla bir kaynak değerlendirmesi olamaz. Çünkü devletin birliği için mücadele etmiş bir Hükümdarın böyle bir vasiyette bulunması kabul edilemiyeceği gibi, çağdaş Türk kaynaklarından Ç. Mehmed’in vasiyetinin oğlu Murad’ın tahta geçirilmesi şeklinde olduğunu da biliyoruz (Meselâ, Oruç, Tevârih-i âl-i Osman, Hannover, 1925, s. 45. Kaldı ki Dukas’ta bile vasiyet, Murad’ın tahta geçirilmesi ve diğer iki oğlunun İmparatora teslim edilmesi şeklindedir: s. 77).

Anonim’in Türkçe çevirisinin baş kısmına yazdığı Giriş’te son olarak II. Murad Devri üzerinde duran Baştav, bu kısımda da Anonim’in başlıca kaynağının Halkondil olduğunu, hatta Anonim yazarının çok kere onu yanlış tefsir ettiğini ve hatalarını da tekrarladığını belirttikten sonra “bilhassa Macaristan’a dair olan haberlerinde Halkondil’den, Bizans ve Türk kaynaklarından tamamiyle uzaklaşarak Macar ve Lâtin kaynaklarına dayandığı göze çarpar” (s. 74) hükmünü vermektedir. Bundan, Macaristan’la ilgili haberlerin dışında Anonim yazarının “Türk kaynaklarından” yararlandığı anlamı çıkmaktadır ki, tek bir örnek bile verilmediği için bu Türk kaynaklarının hangileri olduğu anlaşılmamaktadır. Diğer taraftan Macar ve Lâtin kaynaklarının neler olduğu da belli olmamaktadır Anonim’in II. Murad devri olaylarını yazarken dayandığı kaynaklan belirtmeğe gayret eden Baştav, “Bundan başka teferrüat meselelerinde henüz kaynaklarını tanımadığımız haberlerden faydalandığı anlaşılmaktadır” (s. 74) demektedir ki asıl tesbit edilmesi gereken kaynaklar da bunlar olmalı idi. Yıllardan beri Anonimüzerinde çalışan araştırmacının, yabancı bilginler tarafından tesbit edilmiş olan kaynaklara katkısı da ancak bu “teferrüat me’elelerinde” olabilirdi. Oysa Baştav dikkatli bir kaynak taraması yapacak yerde, “Macar, Lâtin, Batı veya Türk kaynakları” gibi ne oldukları kesin olarak anlaşılmayan ve isbatlanması gereken deyimler kullanmayı tercih etmektedir.

Meselâ, İzlâdi Seferi denilen savaş hakkında “Halkondil’in Türk kaynaklarına yakın olmasına karşılık, Anonim’in batı kaynaklarından faydalandığı kanaati hasıl oluyor” denilirken (s. 81) bu kaynakların neler olduğunun gösterilmesi gerekirdi. Baştav bunları tesbite çalışacağına, çağdaş Macar kaynaklarını sıralama yolunu seçiyor. Her ne kadar Papa’nın Macaristan’daki elçisi ve hıristiyan ordusunun harekete geçişi hakkında Anonim’in kayıtlarının Bonfini ve Dlugoss gibi Macar ve Leh kaynaklarındaki haberlere uyduğunu söyliyerek pek açık olmayan bir tesbit imâ edilmekte ise de (s. 82), bunlar isabetsiz tahminleri aşamamaktadır. Çünkü:

a) Basit bir aydın olduğu ısrarla belirtilen Anonim yazarı, Macar ve Leh kaynaklarından nasıl faydalanabilmiştir?

b) Dlugoss’un kaydını hatırlatan Anonim’deki iki satırlık ibarede, “Kral” yerine “Kardinal” ve “Sırp Despotu” yerine “Macar halkı” denildiğine, yâni mana tamamiyle değişik olduğuna göre, bir iktibas bahis konusu olabilir mi? Yoksa Zachariades’in de öne sürmüş olduğu gibi, Anonim yazarının bu bilgileri İtalyan kaynaklarından almış olması daha doğru bir izah olamaz mı?

Ne var ki Şerif Baştav, Anonim’in kaynaklarını teşkil eden İtalyan kaynaklarına hiç eğilmediği için bunu tesbit etmesi de kendisinden beklenemezdi. Nitekim, Halkondil’e ve Bonfini’ye cilt ve sayfa numaraları göstererek atıfta bulunduğu halde, “İslâv ve İtalyan kaynakları” şeklinde genel bir deyim kullanması ve hemen ardından Iorga ((I, 437) demesi (s. 83, parag 2.), o’nun İtalyan kaynaklarını görmediğinin başka bir delilini teşkil etmektedir.

Bunun gibi, Segedin barışı hakkında Anonim’in haberlerinin “batılı lâtin kaynakları grubuna benzediğini” (s. 83), Varna savaşına dair kayıtlarının da “daha çok Dlugoss - Callimachus - Bonfini grubuna dayandığını” (s. 85) ileri süren Baştav, ne yazık ki bu iddiasını inandırıcı bir şekilde destekliyememektedir. Kaldı ki hemen bu satırların arkasından gene Varna savaşından bahsederken “Anonim’in bir kısım kayıtlarını nereden aldığını bilmiyoruz” diyerek (s. 85), ilk tahmin veya iddiasını gene kendisi nakzetmektedir.

Yazarın bu kısımda da yaptığı, Anonim’in Halkondil karşısındaki durumunu ana hatları ile söylemekten, II. Murad devri olayları bakımından Bizans kaynakları içerisinde en mufassal ve en sıhhatlisinin Dukas olduğuna yer yer işaret etmekten, bazen son araştırmalara göre olayların artık herkesçe bilinen seyrini özetlemekten ve sırası geldikçe de Zoras'a çatmaktan ibaret kalmaktadır.

Buna rağmen, Anonim yazarı Varna Savaşından önce II. Murad’ın Trabzon üzerine büyük bir donanma gönderdiğinden, fakat bu donanmanın Ereğli civarında fırtınaya tutulup mahvolduğundan bahsettiği halde (Metin, s. 127) Baştav, şüphesiz ki Fâtih Mehmed devrine ait olması gereken bu kayıt üzerinde durmamaktadır. Bunun gibi, II. Murad’ın gördüğü bir rüya üzerine ünlü Türk âlimlerine Sancakbeyliğinden daha yüksek bir görev verilmemesini emrettiği şeklindeki Anonim’in kaydına değinen Baştav, bu rüya hikâyesinin değişik bir şekilde Dukas’ta da mevcut olduğunu belirtmekle yetiniyor (s. 89). Asıl yapılması gereken bu kaydın tarihî gerçeklere ve diğer kaynaklardaki bilgilere uygun olup olmadığını saptamak olmalıydı. Zirâ bilindiği gibi, II. Murad devri Türk menşeli âilelerin devlet yönetimine ağırlıklarını koydukları bir dönem olup bu durum ancak Fâtih devrinde Çandarlı Halil Paşa’nın öldürülmesinden sonra değişmeye başlamıştır.

Grekçe Anonim Osmanlı Tarihi, 1512 yılına kadar geçen devreyi kapsadığı halde evvelce bu konu üzerinde bir doçentlik tezi hazırlamış bulunan Şerif Baştav, 20 yıl sonra tekrar ele aldığı Anonim hakkındaki mütalâalarını ancak 1448 yılına kadar getirmekte ve Fâtih Mehmed'in cülûsundan 1512 yılına kadar geçen olaylar hakkında Anonim yazarının verdiği bilgilere aslâ temas etmemektedir. Oysa Fâtih ve II. Bayezid devirleri hakkında Anonim’in kayıtları üzerinde yapılacak küçük bir araştırma bazı kaynakları meydana çıkarmağa yetebilirdi. Meselâ, Fâtih’in Simon adlı bir Hint Kralı ile barış yaptığı ve onun sarayından bir kadınla evlendiği şeklinde Anonim’de verilen (s. 169) bilginin menşei, Sansovino’nun Dell'Historia Universale'sinde topladığı kaynaklar olmalıdır. Nitekim Sansovino’daki bir Kronoloji’nin 1468 yılı olaylarında, Fâtih’in Hint Kralı Cisim ile barış yapıp onun kızı ile evlendiğinden bahsedilmektedir (L’anno medesimo fece lega con Cisim Re gli Indiani, al quale egli diede per moglie una nobil fanciulla del suo serraglio, facendoli grandissimi et larghissimi doni”, 290 r). Gene Anonim’in kaydettiği ve Fâtih’in Kıbrıs’a da donanma gönderip Lefkoşe'yi kuşattığı hakkındaki olay, tarihî gerçeklere uymasa bile İtalyan kaynaklarından yâni Sanso vino’dan alınmışa benzemektedir (1477- L’anno madesimo i Turchi andarano a Nicosia, non senza grande incommodo di quella citta.” Göst. yer. 290 v).

Bundan başka, Fâtih Mehmed’in kabir taşına Rodos ve İtalya kurtuldunuz şeklinde bir kitabenin yazılmış olduğu şeklinde Anonim’in verdiği bilginin (s. 173) kaynağı, gene İtalyan tarih yazarları olmalıdır. Meselâ II. Bayezid döneminde İstanbul'da yaşadığı ve ticaretle uğraştığı bilinen Theodoro Spandugino, Fâtih’in mezar kitabesinin lâtince çevirisini, Mens erat bellare Rhodum et superare superbam Italiam şeklinde kaydetmektedir (Discorso di Theodoro Spandugino Cantacusino, Rac. Francesco Sansovino, Ayn. esr. 240 r).

II. Bayezid dönemine gelince, Anonim yazarının bu devir için kullandığı kaynakların başında Paolo Giovio ile Francesco Sansovino’nun raccolta’sında topladığı diğer İtalyan tarihyazarlarının geldiği anlaşılmaktadır. Meselâ, Anonim'de Hadon Paşa şeklinde geçen Hadım Ali Paşa’nın, 7.000 kişilik bir Macar kuvvetini yenip Padişaha pek çok kesik baş ve burun göndermesi olayı (s. 178) Paolo Giovio’dan alınmıştır. (“Ne Cadum Bassa ... guadagnato una bolla vittorio con poco danno de suoi, riconebbe i morti, et mando al Signor Gran Turco moite teste, et moltissimi nasi in segnal della gran strage de Christiani, i quali al numero fatto per la rassegna passerano sette mila.” F. Sansovino, Ayn. esr. 219 r).

Anonim’de, Şehzade Selim’in son defa İstanbul'a, çağrılması, Korkut’la karşılaşması, II. Bayezid’in tahttan feragati, Edirne'ye gönderilişi ve ölümü hakkında verilen bilgi (s. 187-189), tümüyle F. Sansovino’nun yayınladığı Antonio Menavino’dan alınmıştır (bk. Della vita et legge Turchesca di M. Gio. Antonio Menavino Genovese, F. Sansovino, Ayn. esr. 53 v-54 v). Bu kısımda göze çarpan ‘2’ küçük farklılık, II. Bayezid’in sarayında bulunup daha sonra Çaldıran Seferi sırasında kaçıp İtalya’ya dönen, yâni olayların görgü tanığı bulunan A. Menavino’nun, Bayezid’in Dimetoka'ya gönderilmesini kaydetmesine mukabil Anonim yazarının sadece Edirne’yi zikretmesi ve Antonio Menavino’nun yahudi doktor Usturabi’nin zehirli ilâcı sabahleyin II. Bayezid’e içirip su verilmemesini tavsiye ettiğini söylenmesine karşılık, Anonim yazarının, ilâcın gece içildiğini ve Padişah şüphelenmesin diye önce bizzat hekimin de ilaçtan içtiğini nakletmesinden ibarettir.

Grekçe Anonim Osmanlı Tarihi üzerinde çalışmalarını 20 yıldan beri hâlâ tamamlıyamıyan ve başka araştırıcıların vardıkları sonuçları kendisine maletmeyi benimseyip onlara yeni bir katkıda bulunamıyan, üstelik kaynağı değerlendiriyorum diye bağışlanamıyacak hatalar işleyen Şerif Baştav’ın tercümesini yayınladığı Anonim metni, şüphesiz ki Türk tarih litteratürüne bir hizmet amacına yöneliktir. Ancak bu çeviriden yararlanılabilmesi için Zoras ve Kreutel’in yaptıkları gibi, açıklayıcı notların da bulunması gerekirdi. Oysa çeviride hiç bir not verilmemektedir. Ayrıca tercümede yanlış bir metod uygulandığı da görülmektedir. Çeviride esas, bir başka dilde bir başka imlâ ile yazılmış kelimelerin çevirilen dil ve imlâdaki karşılığını vermek olduğu halde, Baştav’ın, adetâ harfleri tercüme ettiği intibaı uyanmaktadır. Bunun en tipik örneğini de Anonim’de öyle yazılmıştır diye, "İlala, İlala, Muhammet Rusul Ala” şeklindeki bir ibarenin (s. 144) olduğu şekilde bırakılmasıdır. Her ne kadar Giriş’te buna değinen çevirici, “Anonim yazarının kelime-i şahadeti hem eksik yazdığını ve hem de manasını anlamadığını görüyoruz” demekte ise de (s. 45) çeviride bunun doğrusunu yazmak veya bir notla açıklamak gerekirdi.

Tercümeyi içinden çıkılmaz bir duruma sokan ve okuyucuyu asıl aşaşırtan taraf ise, özel adların yazılış şekli ve bunlar arasında bir birlik bulunmayışıdır. Grekçe Anonim’in en bariz özelliklerinden-daha doğrusu kusurlarından-biri özel adların imlâsında bir birlik olmayışı ve kişi veya yer adlarının çok kere yanlış olmasıdır. Giriş’te kaynağın imlâsı üzerinde duran Baştav, Anonim yazarı için “En mühim Türk şahıs isimlerini, çok kere Yunancada kullanıldığı üzere doğru yazar” diyor ve ilâve ediyor: “fakat İtalyanca şeklini muhafaza ettiğine de rastlanır. Yakup, Hamza, Zağnos bunlardandır.” (s. 44). Bu hükümden çıkartılabilecek sonuç, Anonim’de Türk şahıs adlarının genellikle doğru yazıldığı, ancak bazen de bunların İtalyancasına (!) rastlandığı olabilir. Oysa her iki cümlede de ileri sürülen görüşlerin gerçekle ilgisi olmasa gerektir. Çünkü Anonim’de bir iki istisna ile hemen bütün Türk şahıs adları yanlış yazılmıştır. Sonra, “Yakup, Hamza, Zağnos” adları, isim veya imlâ olarak İtalyanca mıdır? Bir kere Anonim’de Yakup diye bir şahıs adına biz rastlıyamadık. Hamza adı da Kamuzas (s. 156), Zağnos ise hep Tzoganos (s. 143, 144, 159-161, 169) şeklinde geçmektedir. Oysa İtalyanca olmayan bu isimler genellikle İtalyan kaynaknaklarında Tüıkçe imlâlarına yakın şekilde doğru olarak yazılmışlardır. (Meselâ Sakızlı Leonardus’ta Zagano şeklinde, bk. F. Sansovino, Ayn. esr. 338 r).

Bundan başka, Anonim yazarı için “Umumiyetle Sansovino’nun İtalyanca olarak kullandığı Türkçe tâbirleri, isabetli karıştıklarla yazdığı görülüyor; çavuş, kapıcı, sürgün, mazul, Yeniçeri Ağası, sipahioğlanları vs.” (s. 45) diyen Şerif Baştav’ın Türkçe tâbirleri İtalyanca kullanmak’tan neyi kastettiğini anlamağa imkân yoktur. Bununla Türkçe deyimlerin italyancaya tercüme edildiği anlatılmak isteniyorsa, bunun gerçeğin tam zıddı olduğu şüphesizdir. Çünkü o devir İtalyan tarih yazarlarının Türkçe adları ve deyimleri en doğru olarak yazan kimseler olduğu, bugün kullandığımız Türkiye adının bile bu ülkeye ilk kez italyanlar tarafından verildiği Osmanlı dönemi Türk tarihiyle uğraşan herkes tarafından bilinmektedir.

Kaynaktaki özel adları olduğu gibi bugünkü alfabemize aktararak yazan ve bunlar hakkında herhangi bir açıklamada bulunmayan çevirici Şerif Baştav, okuyucuyu bunların kim veya neresi olduğunu anlamak için ayrıca araştırma yapmak mecburiyetinde bırakırken, imlâ farkları dolayısiyle ayni şahıs veya yer adını ayrı ayrı kimseler veya şehirler diye göstermek hatasından da kurtulamamıştır. Her ne kadar çevirinin sonuna eklediği İndeks’te bazı özel adların doğru şeklini gösterme yoluna gitmişse de bunlar pek az olup, yanlışlarla da doludur. Hemen her özel isim için belirtilebilecek yanlışlıklardan sadece bir kısmı üzerinde durmak yerinde olacaktır sanıyoruz:

Anonim’de Musulmanos şeklinde yazılan Yıldırım Bayezid’in oğlu Süleyman Çelebi’nin adını çeviride aynen Musulmanos diye bırakıp (s. 107-109), İndeks’te bunun Süleyman olduğunu belirten Baştav, Türk litteratürüne Musulmanos'u hediye etmişken, hiç olmazsa diğer adlarda da gene İndeks’te bu düzletmeleri yapmalı idi. Fakat Tamerlanos (bk. İndeks) adının Timur olduğunu okuyucu kendisi bulmak zorundadır.! Niğbolu savaşında esir düşen “Bonsinior BUKİARDOS" ve “Fransa Marisalkos’u (s. 100) için Baştav, gene not vermemekte, ancak Giriş’te şöyle demektedir: “bunlardan Bukiardo ile kimi kastettiğini bilmiyoruz, fakat Fransız mareşali dediği herhalde Mareşal Boucicaut olacaktır” (s. 56). Halbuki Paolo Giovio’ya bakmış olsaydı Anonim yazarının iki ayrı şahıs diye gösterdiği bu isimlerin gerçekte Mareşal Boucicaut’dan başkası olmadığını tesbit edecekti. Zira Giovio, M. Boucicaut’yu ayni zamanda “Monsignor” unvanı ile de kaydetmektedir (“Monsignor Buccialdo Mariscalco di Francia..’’, F. Sansovino, Ayn. eser. 214 v).

Timur’un ordusundaki Beylerden olduğu gösterilen Sakukos (s. 104), herhalde Timur’un oğlu Şahruh, Hanis şeklinde yazılan Yeniçeri Ağası da (s. 108) şüphesiz ki Hasan Ağa (bk. Sadeddin, I, 253) olacaktır. Tzuanis diye yazılan İzmir beyi’nin (s. 119) Cüneyd; Karanı Bey’in (s. 128, 129) Çandarlı Mahmud Paşa; Karayos’un (s. 151 ) Dayı Karaca olması icap ettiğine göre Anonim yazarının hangi Türkçe adı doğru yazdığı sorulabilir? üstelik yanlış yazılan bu şahıs adlarını daha da çoğaltmak mümkündür. Paleologos Paşa unvanı ile anılan şahıs (s. 172) elbette ki Mesih Paşa; Mısır harpleri anlatılırken adı anılan Dorguti s Paşa (s. 176), Sadrazam Davud Paşa; Tekleş şeklinde yazılan (s. 179, 180), Şah Kulu Bana Tekeli; Braim Reis (s. 181) ünlü denizci Barak Reis; Hersen Paşa (s. 187) ise Hersek-zâde Ahmed Paşa olacaktır.

Tükçe şahıs adlarını pek az istisna ile yanlış yazan Anonim yazarının yabancı adların imlâsında da ayni hataları işlediği görülmektedir. Meselâ Moldavya Prensi Blados (s. 163-165), Kazıklı Voyvoda unvânı ile anılan Eflâk Voyvodası Vlad Tepeş, Rodos Şövalyeleri Reisi Dabanson ise (s. 172), Pierre d'Aubusson adının bozulmuş veya yanlış yazılmış şekillerinden ibarettir.

Metinde geçen şahıs adlarının Türkçe doğru şekillerini ve bunların kimler olduğunu araştırma zahmetine katlanmıyan Baştav’ın, ayni bir şahsı iki ayrı kimse veya iki ayrı unvanla göstermek gibi bir hataya düşmekten kurtulamamasını artık tabii karşılamak gerekir. Meselâ Kamutzas Bey (s. 156) ve Kamutz Paşa (s. 160, 163) diye iki ayrı şekilde yazılan ve İndeks’te de iki ayrı şahıs gibi gösterilen kimse hakikatte Sancakbeyi Hamza Bey’den başkası olamaz. Bunun gibi, II. Bayezid dönemindeki Macaristan savaşlarından bahsedilirken Hadon Paşa (s. 178) ve Şahkulu isyan anlatılırken de Lum Paşa, Lumis Paşa (s. 180) şeklinde yazılan ve Şerif Baştav’ın İndeks’te “Hadon, Lum ve Lumis” diye ‘3’ ayrı kimse gibi gösterdiği devlet adamı da, Sadrazam Hadım Ali Paşa olacaktır.

Tek bir şahsı ayrı ayrı imlâ veya unvanlarla iki hatta üç kişi gibi gösteren Anonim mütercimi Baştav’ın, bazen de ayrı ayrı şahıs veya aileleri birleştirdiği dikkati çekmektedir. Meselâ, Anonim yazarının II. Murad devrindeki Mora olaylarını anlatırken Malekokis şeklinde yazdığı bir “soy” ile (s. 134), Fâtih dönemindeki Arnavutluk ve İtalya seferlerinde adı geçen Malekokis (s. 171) ayrı ayrı şeylere delâlet ettiği halde, Şerif Baştav İndeks’te bunları birleştirmekten çekinmemiştir. Halbuki birinci Malekokis ile ünlü akıncı ailesi Malkoç-oğulları’nın, ikincisi ile de Gedük Ahmed Paşa’nın kasdedildiğini anlamak zor olmasa gerektir.

Anonim çevirisinde yer adlarının da metinde olduğu şekilde ve yanlış olarak aynen yazılması ve bunların doğru şekillerinin notlarla veya İndeks’te açıklanmaması ayrıca bir karışıklığa yol açmaktadır. Gerçekten, Edinos ile (s. 97) Aydın-oğulları’nın; Ertzika kalesi (s. 103) ile Erzincan’ın, Lopatiko ırmağı (s. 119) ile Ulubat suyu’nun; Vaskapo (s. 126) ile Vasag’ın; Keli kalesi (s. 177) ile; Kili veya Kilia’nın·, Koriko kalesi (s. 162) ile de Koyul-hisar’ın kasdedildiğini anhyabilmek İçin yeni bir tercüme yaparcasına metin üzerinde çalınmak icap etmektedir.

Şahıs adlarında olduğu gibi yer adlarında da farklı imlâlarla yazıldığı için, gerçekte ayni olan bir yer veya topluluk adı ayrı ayrı gösterilerek sanki okuyucuyu şaşırtma yolu seçilmiştir. Meselâ, Anonim yazarının Sarganos şeklinde yazdığı isim (s. 97) Saruhan-oğulları'na delâlet ettiği halde İndeks’te Sarganos ve Saruhan ayrı ayrı yer almıştır ! Bunun gibi, Medinos (s. 97) ve Medine (s. 98) adları hakikatte Menteşe-oğulları'ndan başka bir şey demek olmıyacağı halde bunlar birleştirilmiyerek her iki şekilde ayrı ayrı gösterilmiş bulunmaktadır.

Grekçe Anonim Ormanlı Tarihi’nin “kaynaklarını meydana çıkarmak” ve ayni zamanda o’nun “tarihî bir mehaz olarak değerini” belirtmek amaciyle doçentlik tezini son yayınlara göre gözden geçirip bastırtan Şerif Baştav’ın, bilinen kaynaklara bir yenisini eklemek şöyle dursun, kaynağını değerlendirirken düştüğü hatalara ve Türkçe tercümede izlediği yol dolayısiyle de çözümlenmesi gereken bir çok sorunları ortada bırakmasına rağmen, bu kitabı ile yeni bir akademik unvân daha alarak Üniversite Profesörlüğüne yükseltilmiş olması, herhalde okuyucuyu hayrete sürükleyecek bir durum olsa gerektir!

ŞERAFETTİN TURAN