Giriş
Sinop, Türkiye’nin Karadeniz kıyısındaki en kuzey ucunu teşkil eden İnce Burun’a doğu istikametinden bağlanan Boztepe Burnu berzahında kurulmuş bir kale şehirdir. Tarihi boyunca pek çok millet ve medeniyet tarafından Sinope, Sinova, Sinopolis, Sanub, Sinab ve Sinub gibi isimlerle anılmıştır. Sinop ve çevresinde Gaşkaların, Hititlerin, Phryglerin ve Kimmerlerin peşi sıra hüküm sürdüğü, MÖ VII. yüzyılda ise Hellenlerin bölgeye gelerek şehir ve çevresini kolonileştirdikleri düşünülmektedir[1] . İlk kolonistlerin şehre gelmesinin ardından, Sinop sahip olduğu stratejik ve coğrafi konumun etkisiyle daha da önem kazanmıştır. Konumu ve özellikleri sayesinde de her dönem yerleşim sahası olmuş ve imar edilmiştir. Bu nedenle şehrin fiziksel çehresinde farklı dönemlere ait kültür ve imar katmanları görülebilmektedir[2] . Bunlar arasında en dikkat çekici olanlar ise Sinop Kalesi ve surlarındaki Selçuklu kitabeleridir. Bu kitabeler Sultan I. İzzeddin Keykâvus’un Sinop şehrini 1214 yılı sonlarında fethini müteakiben, sur ve burçlara Selçuklu devlet erkânı tarafından yerleştirilmişlerdir. Günümüzde bu kitabelerin bir kısmı Sinop surlarında orijinal yerlerinde bulunurken, bazıları ise bulundukları sur veya burcun yıkılması nedeniyle Sinop Müzesi’ne taşınmışlardır. Sinop’taki bu Selçuklu kitabeleri üzerine pek çok çalışma yapılmış ve bu konuda hatırı sayılır bir literatür oluşmuştur[3] . Ancak 2021 yılında, Sinop Tarihi Cezaevi’nde “Ortak Kültürel Mirasın Yapım İşleri: Türkiye ve Avrupa Birliği Arasında Koruma Diyalog Projesi” kapsamında gerçekleştirilen çalışmalar sırasında iki yeni Selçuklu kitabesi daha tespit edilmiştir. Söz konusu kitabeler Sinop Kalesi’nin güney surlarında bulunan kemerli bir yapının içindeki muhdes duvarın belgelenerek kaldırılması sırasında açığa çıkarılmışlardır. Sultan I. İzzeddin Keykâvus’a ait olup daha önce görülmedikleri ve yayınlanmadıkları tespit edilen bu kitabeler, fetih sonrasındaki çalışmalar hakkında yeni bilgiler içermektedirler. Bu nedenle çalışmamız kapsamında yeni bulunan kitabelerin hazırlandıkları dönem ve koşulların daha iyi anlaşılması adına Sinop’un fethi, fetih sonrasındaki tahkimat çalışmaları ve surlara yerleştirilen diğer Selçuklu kitabeleri hakkında bilgi verilmiştir. Sonrasında da yeni tespit edilen kitabeler ele alınarak, literatüre olan katkıları ortaya konmuştur.
Sinop’un I. İzzeddin Keykâvus Tarafından Fethi
Sinop gibi pek çok önemli liman şehrine ev sahipliği yapan Karadeniz, kadim bir ticaret ve medeniyet sahası olagelmiştir. Özellikle Haçlı seferleri ile birlikte Akdeniz gibi Karadeniz ticareti de önemli bir ivme kazanarak ticari bir canlılığa sahip olmuştur[4] . Karadeniz’in önem kazanmasıyla birlikte Karadeniz’in Anadolu kıyısındaki en önemli liman kentlerinden birisi olan Sinop şehri de ehemmiyet kazanmıştır. Zira Sinop Karadeniz’i batıdan doğuya ve güneyden kuzeye doğru kateden, İstanbul’dan Trabzon’a ve Anadolu’dan Kırım’a hareket eden yolcuların ve tüccarların uğradığı önemli bir ticaret merkezi konumundaydı[5] . Şehir XIII. yüzyıl başlarında sahip olduğu bu önemden ötürü de Selçukluların ilgisini çekmiştir. Sinop’un o sıralarda İznik ve Trabzon imparatorları arasındaki hâkimiyet mücadelesine sahne olması da dönemin Türkiye Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykâvus’u hızlı bir şekilde Sinop üzerine yöneltmiştir[6] . Zira Türkiye Selçuklu topraklarının ticari olarak zenginleşmesi için Karadeniz’e çıkılması bir zorunluluktu ve Sinop, Samsun limanı ile birlikte bu iş için oldukça elverişli bir merkezdi. Bu nedenle Sinop’un Selçuklularca fethi, siyasi olduğu kadar ekonomik anlamda da önem arz etmekteydi[7] . Öte yandan Sinop ve çevresinde rakip güçler arasındaki mücadele, Türkiye Selçuklu toprakları için ciddi bir tehlikeydi. Bu mücadele nedeniyle bölgede asayiş bozuluyor, yollar kapanıyor ve Selçuklu toprakları için tehlikeli olaylar meydana geliyordu. Bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için de Sinop ve çevresinin Türkiye Selçuklu kontrolüne girmesi bir zorunluluk hâlini almaktaydı[8] . Sinop’un Selçuklularca fethinin bir gerekçesi de şehrin Trabzon Rum Devleti’nin eline geçme tehlikesiydi. Bu nedenle Karadeniz’in Anadolu sahillerindeki en önemli merkezlerden birisi olan Sinop’un riskli konumu Türkiye Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykâvus’u rahatsız etmiş, topraklarının Karadeniz’e çıkış yolunun kapatılması anlamına gelen bu tehlikeli gelişmeyi bertaraf etmeye karar vermiştir. Bu nedenle de Sinop üzerine yürümüştür. O yıllardaki siyasi gelişmelerden anlaşıldığı üzere Sinop’un fethi Türkiye Selçuklularının yalnızca Karadeniz’e çıkması için değil, Orta Karadeniz bölgesindeki topraklarının güvenliği için de önem arz etmekteydi. Bununla birlikte Sultan I. İzzeddin Keykâvus hem tehlikeyi erken kavramış hem de siyasi atmosferden yararlanarak Sinop’un fethine yönelmiştir[9] . O sıralarda Bizans İmparatorluğu’nun vârisi olma iddiasını sürdüren İznik merkezli Laskarisler ile onların her anlamda rakipleri olan Trabzon Rum Devleti arasındaki çekişmeler Türkiye Selçuklularının işini kolaylaştırmıştır. Zira İznik merkezli Laskarisler Sinop’un Türkiye Selçuklularının eline geçmesi durumunda rakiplerinin batıya ilerlemesi engelleneceğinden, Sinop’un Türklerce fethedilmesine ses çıkarmamışlardır[10]. Dolayısıyla Türkiye Selçukluları Sinop’un fethi için iki rakip güçle aynı anda mücadele etmek zorunda kalmamışlardır. Bu da Sinop’un fethini kolaylaştıran bir etken olmuştur.
Türkiye Selçuklularının Sinop’u fethinin başlangıç süreci hakkında en önemli bilgileri İbn Bîbî kaydetmektedir. Onun anlatımına göre Sultan I. İzzeddin Keykâvus, Sivas’ta bulunduğu sıralarda Sinop’a yakın sınır bölgesinde görev yapan muhafızlar, Canik Bölgesi hâkimi ve Sinop’un yöneticisi olan Kir Aleksi’nin kötü yönetiminden ötürü bölgede birtakım karışıklıklar çıktığını ve bu karışıklıkların Selçuklu topraklarına da sıçradığını bildirmişlerdir. Bu haber üzerine sultan Sinop’un üzerine yürümeye karar vermiştir. Selçuklu ordusu şehir üzerine yürürken Sinop ve çevresine casuslar gönderilmiştir. Bu casuslar Sinop hâkimi Kir Aleksi’yi yanındaki 500 kişi ile birlikte Sinop şehri dışında gafil avlayarak esir almışlardır. Bu sırada sultan da ordusuyla beraber Sinop önlerine gelmiş ve sıkı bir kuşatma başlamıştır[11]. Selçuklu kuvvetleri şehrin önüne geldikten sonra Behrâm el-Trablusi isimli emîr, beraberindeki 1000 kişilik kuvvetle Sinop Limanı’na girmiş ve oradaki gemileri yakmıştır. Böylelikle şehrin deniz yoluyla destek almasını sağlayacak vasıtalar ortadan kaldırılmış ve şehir halkı zor durumda bırakılmıştır[12].
Sinop önlerinde kuşatma düzeni oluşturulduktan sonra Kir Aleksi ve maiyeti de sultanın huzuruna getirilmiş, Kir Aleksi’nin bir adamı vasıtasıyla Sinop şehri teslim olmaya davet edilmiştir. Zor durumdaki şehir ahalisi Kir Aleksi’nin talebi ve Sultan I. İzzeddin Keykâvus’un herkese eman vermesi neticesinde teslim olmayı kabul etmiş ve böylece Sinop’un Selçuklularca fethi gerçekleşmiştir[13]. Türkiye Selçuklularının Sinop’u fetih tarihiyle ilgili kaynaklarda birbirinden farklı rivayetler bulunmaktadır. Kadı Ahmed Nigidî fetih için hicri 610 (1213/1214) yılına işaret ederken[14], Süryanî Ebu’l-Ferec[15] ve dönemin bazı İslam tarihçileri fethin hicri 611 (1214/1215) yılında gerçekleştiğini kaydetmektedirler[16]. Konu hakkındaki en önemli kaynağı kaleme alan İbn Bîbî ise fethin hicri 26 Cemaziyelahir 611 (2 Kasım 1214) tarihinde gerçekleştiğini yazmaktadır[17]. Ancak Sinop surlarına Selçuklu Emîri Bedreddin Ebu Bekir tarafından yerleştirilen çift dilli Arapça-Yunanca kitabeden öğrenildiğine göre, Sinop’un Selçuklularca tam fetih tarihi 1 Kasım 1214’tür[18].
Fetih sonrasında Sultan I. İzzeddin Keykâvus Sinop ile meşgul olmuş, şehrin meskûn hâle getirilmesi, idaresi, tahkimi ve imarı için gerekli tüm önlemler alınmıştır[19]. Şehre vali ve buradaki garnizona komutan olarak ise daha önce Simre[20] Sübaşılığı görevini yürüten Selçuklu Emîri Bedreddin Ebu Bekir atanmıştır[21]. Sinop şehrinin fethi, Sultan I. İzzeddin Keykâvus’un iktidarı açısından önemli bir gelişmedir. Zira bu şehrin fethiyle Türkiye Selçukluları Karadeniz kıyısında önemli bir ticaret limanı ve denizcilik üssüne sahip olmuşlardır[22]. Ayrıca Sultan I. İzzeddin Keykâvus, Sinop’un fethini dönemin Abbasi halifesine müjdelemiş, o da kendisine “Es-Sultânü’l-Gâlib” ünvanını vermiştir. Bu nedenle Sultan I. İzzeddin Keykâvus, Sinop’un fethinden sonra hazırlanan tüm kitabelerde ve sikkelerinde bu ünvanla anılmıştır[23].
Fetih Sonrasında Sinop Surlarındaki Tamir ve Tahkim Faaliyetleri
Türkiye Selçuklularının Sinop şehrine özel bir önem atfettikleri, fetih sonrasındaki politika ve uygulamalarından açıkça anlaşılmaktadır. Bu uygulamaların en dikkat çekenlerinden birisi, fetih sonrasında şehrin özellikle surlarında gerçekleştirilen tamir ve tahkim faaliyetleridir. Türk tarihinin belli dönemlerinde örnekleri görüldüğü üzere Sinop şehrinin tamir ve tahkim edilmesi işi, Sultan I. İzzeddin Keykâvus’un emriyle dönemin devlet erkânına havale edilmiştir. Osman Turan’a göre şehirdeki bu faaliyetleri gerçekleştirenler, Sinop kuşatmasına katılan sübaşılardır. Onlar bu faaliyetlere kendi maddi imkânları ve kendi kadroları ile birlikte katılmışlardır. Selçuklu emîrlerinin bu faaliyetleri sur ve burçlara yerleştirdikleri kitabeler vasıtasıyla detaylı olarak tespit edilebilmektedir[24]. Sinop İç Kalesi’ndeki kitabelerin dizilimi emîrlerin kendi içlerindeki kademeli hiyerarşiyi göstermektedir. Bu nedenle en şerefli yer, şehre bakan doğu cephedeki kitabelerdi ve en fazla öneme bunlar sahipti. Nitekim bu cephede bizzat I. İzzeddin Keykâvus’un kitabeleri, iki askerî valisinin kitabeleriyle birlikte sergilenmekteydi. Sıralamanın en üstünde sultanın kitabeleri yer alıyor, onların altında ise iki askerî valinin kitabeleri bulunuyordu. Onların kitabelerini de daha az öneme sahip emîrlerinki takip ediyordu[25]. Bu kitabeler emîrler arasındaki hiyerarşi yanında, onların maddi güçlerini ve ekiplerinin büyüklüğünü de gösteriyordu. Zira daha büyük işler, zengin ve kudretli emîrler tarafından üstlenilmişti[26]. Sinop’taki Türkiye Selçuklu kitabelerinden elde edilen bilgiler bunlarla sınırlı değildir. Onlardan öğrenildiği kadarıyla Sinop’taki Selçuklu tamir ve tahkim faaliyetleri yaklaşık 8 ay sürmüştür[27]. Bununla birlikte şehirdeki bu faaliyetlerin Sultan I. İzzeddin Keykâvus tarafından Selçuklu emîrlerine havale edilmesi sayesinde, devletin kasasından daha az para harcandığı ve iş bölüştürüldüğü için tamir ve tahkim sürecinin daha hızlı bir şekilde tamamlandığı muhakkaktır.
Türkiye Selçuklu emîrlerinin fetih sonrasında Sinop surlarında gerçekleştirdiği tamir ve tahkim çalışmalarının belgeleri olan bu kitabelerin bazıları günümüze ulaşabilmiştir[28]. Sinop’taki kitabeler üzerine en kapsamlı çalışmaları yürüten Scott Redford’a göre bu kitabeler Sinop’un fethinden sonra 1215 yılı yaz aylarında, iklim koşulların inşaat işlerine imkân verdiği bir zamanda şehrin tüm tahkimatlarının tamiri vesilesiyle hazırlanmış ve surlara yerleştirilmişlerdir. Bu kitabelerin en erken tarihlisi Sultan I. İzzeddin Keykâvus’un emîrlerinden olup fetih sonrasında Sinop Valiliği’ne getirilen Bedreddin Ebu Bekir’in hicri Muharrem 612 (miladi Mayıs 1215) tarihli kitabesidir. Sinop’taki bu kitabelerin günümüze ulaşanlarından kalenin tamirini gerçekleştiren 12 emîrin ismi ve bilgileri, ayrıca faaliyetlerde görev alan Halepli Ebû Ali el-Kettâni, Kayserili Yakup oğlu Cestân, Kayserili Mübârizeddin oğlu Mesud oğlu Akşa, Ankaralı Necmeddin ve Honas valisinin emrinde çalışan Sebastos isimli beş adet mimarın ismi öğrenilmektedir. Bunlara ek olarak Türkiye Selçuklularının 9 adet şehri ve idari bölgelerinin isimleri elde edilmektedir[29]. Bu kitabelerden öğrenildiğine göre Sinop fethedildiği sıralarda Türkiye Selçuklu şehirlerinden Malatya’da Emîr Hüsâmeddin Yusuf, Simre’de Emîr Bedreddin Ebu Bekir, Tokat ve bağlı yerlerinde Emîr Zeyneddin Beşşare yönetici olarak görev yapmaktaydı. Bunlara ek olarak Kayseri’de Emîr Bahâeddin Kutluğca, Amasya’da Kaymaz oğlu Mübârizeddin Behrâmşâh, Aksaray ve çevresinde Zahîreddin Kenek ve Seyfeddin İldeniz, Ereğli’de Şücâeddin Ahmedîl, Honas ve çevresinde Esededdin Ayaz[30], Sivas ve bağlı yerlerinde ise Emîr İmâdeddin Ayas, Celâleddin Kayser ve Sirâceddin Ömer görevlilerdi[31].
Sultan I. İzzeddin Keykâvus’un Yeni Bulunan Kitabeleri
Sinop şehrinin en önemli tarihi kalıntılarından birisi Sinop Kalesi, bir diğeri ise kalenin içerisine inşa edilen Sinop Cezaevi’dir. Tarihî kayıtlardan öğrenildiğine göre Sinop Kalesi müstahkemliği ve coğrafi konumu nedeniyle XVI. yüzyıldan itibaren zindan olarak kullanılmaya başlamıştır. 1831 yılında Osmanlı Padişahı II. Mahmut zamanında ise bir bölümü modern anlamdaki ilk hapishanelerden birisi hâline getirilmiştir. Sinop İç Kalesi’nin genel olarak hapishane özelliği kazanması ise 1887 yılında Sinop Mutasarrıfı Veysel Paşa marifetiyle gerçekleşmiş, yeni binalar inşa edilerek bir de hamam yapısı eklenmiştir. XVIII. Yüzyılda Sinop İç Kalesi yanında şehrin kendisi de kalebentliğe[32] mahkûm edilenlerin sürgün mıntıkasına dönüşmüştür. Uzun yıllar boyunca Osmanlı İmparatorluğu’na ve bir süre de Türkiye Cumhuriyeti’ne hapishane olarak hizmet eden Sinop Cezaevi, 1996 yılında boşaltılmıştır. 1997 yılında ise kültürel faaliyetler için kullanılmak üzere Kültür Bakanlığına devredilmiştir[33]. Sinop İç Kalesi’ne inşa edilen cezaevi; kale sur ve burçları, ayrıca bunların üzerindeki Türkiye Selçuklu kitabeleriyle iç içedir.
2021 yılı içerisinde şehrin en önemli yapılarından olan Sinop Tarihî Cezaevi’nde, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığının kontrolünde “Ortak Kültürel Mirasın Yapım İşleri: Türkiye ve Avrupa Birliği Arasında Koruma Diyalog Projesi” kapsamında bazı kazı ve restorasyon çalışmalarının gerçekleştirilmesi planlanmıştır. Bu kapsamda Sinop Tarihî Cezaevi’nin III. kısmında tersane giriş kapısını kapatan muhdes duvarın kaldırılmasının kararlaştırılması ile de çalışmalara fiilen başlanmıştır (Resim 1). Giriş kapısının bulunduğu kemerin önündeki moloz taştan örülü duvarın Sinop Müze Müdürlüğü uzmanları gözetiminde belgelenerek kaldırılması neticesinde, içerik ve şekillerinden Türkiye Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykâvus dönemine ait oldukları anlaşılan iki adet Arapça kitabe gün ışığına çıkarılmıştır (Resim 2 ve 3). Söz konusu kitabeler açılmak istenen sağır kemerdeki bir nişin içine konumlanmışlardır. Kitabelerin değerlendirilmesini kolaylaştırmak maksadıyla çalışma ekibindeki uzmanlar tarafından sol taraftaki kitabeye Doğu Kitabe, sağ taraftakine ise Batı Kitabe adı verilmiştir.
Sinop’un fethinden sonra Sultan I. İzzeddin Keykâvus’un emriyle Selçuklu devlet erkânı ve onların kadroları eliyle gerçekleştirilen tamir ve tahkim çalışmalarının bir parçası oldukları anlaşılan bu iki kitabe, bulundukları kemerin kuvvetle muhtemel olarak Sinop Cezaevi’nin inşası sırasında bir duvarla kapatılması nedeniyle şu ana kadar görülememiş ve hiçbir çalışmaya konu olmamışlardır. Söz konusu kitabelerin ilki olan Doğu Kitabe, 90x86 ebatlarında ve kareye yakın formdadır (Resim 4). Mermerden mamul olup, Arapça 5 satırlık bir inşa kitabesidir. Kitabenin metni iri karakterlerle ve Selçuklu sülüsü ile yazılmıştır. Harf karakterlerine bakıldığında “Elif (ا)” ve “Lam (ل)” harflerinin oldukça uzun bir şekilde yazılması, Elif harflerinin sonunda bir çengel bulunması ve birinci satırın sonundaki “tevfîk (توفیق)” kelimesinin satıra sığmayan kısmının yan çevrilerek satır sonuna eklenmesi dikkat çekicidir (Resim 5). Ayrıca Doğu Kitabe yalnızca 25 cm genişliğindeki bir niş ile Batı Kitabe’den ayrılmaktadır. Metninden anlaşıldığına göre bu kitabe Selçuklu Emîri Osman oğlu Fahreddin Erdemşâh’a aittir. Kitabenin metni, transkripsiyonu ve tercümesi ise şu şekildedir:
Kitabe 1 (Sol/Doğu Kitabe)
١ ال الە اال هللا محمد رسول هللا اتفق بتوفیق
٢ هللا تعالی فی ایام السطان الغالب عز الدنیا و
٣ الدین ابو الفتح كیكاوس بن كیخسرو برهان امیر
٤ المومنین عمر هذ البرجین و البدنین و الطاق فخر
٥ الدین اردمشاه بن عثمان فی سنة اثنی عشر و ستمایة
Transkripsiyon
1- Lâ ilahe illallah Muhammedün Resulullah ittefaka bi-tevfîk
2- Allahi Teâlâ fî eyyâmi’s-Sultâni’l-Gâlib İzze’d-Dünyâ ve’d
3- Dîn Ebû’l-Feth Keykâvus bin Keyhüsrev Burhânu Emîri’l
4- Müminîn ‘ammera haze’l-burceyn ve’l-bedeneyn ve’t-tâk Fahre’d
5- dîn Erdemşâh bin Osmân fî seneti isnâ aşer ve sittemie.
Tercüme:
Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed onun elçisidir. Bu iki burcu, iki bedeni ve kemeri yüce Allah’ın yardımıyla Gâlip Sultan, Dünyânın ve Dinin Şerefi, Fethin Babası, Halifenin Varlığının Delili, Keyhusrev oğlu Keykâvus’un iktidarında Osman oğlu Fahreddin Erdemşâh 612 yılında (miladi 1215/1216) imar etti.
Emîr Fahreddin Erdemşâh
Restorasyon çalışmaları sırasında bulunan kitabelerden Doğu Kitabe olarak tanımlananı Türkiye Selçuklu Emîri Fahreddin Erdemşâh’a aittir. Bu emîr hakkında Selçuklu kaynaklarında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. İsmine sadece Sinop’un 1215 yılında fethi sonrasında şehir kalesinde gerçekleştirilen tamir ve tahkim çalışması sırasında Amasya Valisi Emîr Mübârizeddin Behrâmşâh’ın kitabesiyle yan yana koydurttuğu anlaşılan kitabede rastlanmaktadır. Kitabesinden Sinop Kalesi’ndeki iki burcun, iki bedenin bir de kemerin imar ve tahkimini üstlendiği anlaşılmaktadır. Nitekim kitabe, Sinop Limanı’na açılan bir kemerin içerisinde bulunmaktadır. Kitabe metninden Fahreddin Erdemşâh’ın baba adının Osman olduğu anlaşılmaktadır. Baba adından hareketle de onun gulam kökenli değil, Müslüman bir aileden gelerek Türkiye Selçuklu devlet mekanizmasına dâhil olan bir emîr olduğu öğrenilmektedir. Emîr Fahreddin Erdemşâh’ın babası dışında başka bir yakınına dair de elde veri yoktur. Kaynaklarda ve bazı kitabelerde Erdemşâh isimli başka bir emîre rastlansa da bu kişi Erzurum Selçuklu Meliki Mugîseddin Tuğrulşâh’a ve Türkiye Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad’a hizmet ettiği anlaşılan Emîr Şemseddin Erdemşâh’tır. Şemseddin Erdemşâh Erzurum’un İspir İlçesi’ndeki Tuğrulşâh Câmii’nin inşa kitabesinde Atabeg olarak kayıtlıdır[34]. I. Alâeddin Keykubad iktidarında Konya’da hicri 617 (miladi 1220/1221) tarihinde inşa ettirdiği mescidin kitabesinde ise Şemseddin Erdemşâh bin el-Hâc İsmail olarak kayıtlıdır[35]. Bu kayıttaki baba adından hareketle de onun Sinop’ta kitabesi keşfedilen Fahreddin Erdemşâh ile bir alakası olmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla restorasyon sayesinde açığa çıkan bu yeni kitabe ile Fahreddin Erdemşâh’ın, Sultan I. İzzeddin Keykâvus’un ismi ilk kez kayıtlara geçen emîrlerinden birisi olduğu ortaya çıkmaktadır.
Emîr Fahreddin Erdemşâh’ın kitabesinin metni tamdır, ancak görev yeri hakkında bir bilgi içermemektedir. Bununla birlikte kitabenin bazı özellikleri ve Emîr Mübârizeddin Behrâmşâh’a ait olan hemen yanındaki kitabe ile ilişkisi, emîr hakkında birtakım tahminlerde bulunmayı mümkün kılmaktadır. Bu konuda dikkat çekici ilk detay, Fahreddin Erdemşâh’a ait Doğu Kitabe ile Emîr Mübârizeddin Behrâmşâh’a ait olan Batı Kitabe’nin aynı kemer altında bulunmaları ve birbirlerinden sadece 25 cm’lik bir niş vasıtasıyla ayrılacak kadar yakın olmalarıdır. Bu durum kitabelerin ikisinde de vurgulanan ve içinde bulundukları kemerin (الطاق) bu iki emîr tarafından ortaklaşa yapıldıklarını düşündürmektedir. Nitekim kitabelerin şekilleri, içerikleri ve en önemlisi yazı karakterleri iki kitabenin de aynı usta veya ekibin elinden çıktığını göstermektedir. Dolayısıyla Emîr Fahreddin Erdemşâh ile Emîr Mübârizeddin Behrâmşâh’ın en azından bu kemerin yapımında aynı ekiple ve birlikte çalıştıkları anlaşılmaktadır. Sinop Kalesi’nin tamir ve tahkimi gibi büyük bir işte, Selçuklu emîrlerinin ve ekiplerinin başka emîr ve onların ekipleriyle iş birliği yapması oldukça mantıklı bir hareket olarak görünmektedir. Bu nedenle söz konusu kitabelerin yan yana ve aynı kemer altında bulunması ya iki emîrin aynı ekipte olmasından ya da söz konusu kemerin iki emîre ayrı ayrı zimmetlenen iş alanlarının birleştiği yerde bulunmasından ileri geliyor olmalıdır. Ancak bu durumda Emîr Mübârizeddin Behrâmşâh’ın önde gelen bir Selçuklu emîri olduğunun bilinmesi, Sinop Kalesi’nde diğer bir kitabesinin bulunması ve görev yerinin Amasya olduğunun belirtilmesi, görev yeri kaydedilmeyen ve hakkında bilgi bulunmayan Fahreddin Erdemşâh’ın da Emîr Mübârizeddin Behrâmşâh’ın ekibine mensup ve Amasya’ya bağlı yerlerden birisinin yöneticisi olduğunu düşündürmektedir. Nitekim Mübârizeddin Behrâmşâh’ın iki kitabesi de onun Sinop Kalesi’ndeki imar ve tahkimat çalışmalarını Amasya vilayetine bağlı yerlerin emîrleriyle birlikte gerçekleştirdiğine atıf yapmaktadırlar. Dolayısıyla Fahreddin Erdemşâh’ın Amasya’ya bağlı yerlerden birisinin yöneticisi ve Mübârizeddin Behrâmşâh’tan sonra ismini bir kitabede kaydetme hakkı elde etmiş ikincil derecede bir emîr olması kuvvetle muhtemeldir.
Çalışmalar sırasında tespit edilen Batı Kitabe (Resim 6) ise metninden anlaşıldığı üzere Türkiye Selçuklularının önde gelen emîrlerinden Mübârizeddin Behrâmşâh’a aittir. Söz konusu kitabe diğer kitabe gibi mermerden mamuldür. Diğer kitabeden farklı olarak 4 satırdan oluşmaktadır. Bununla birlikte diğer kitabe gibi Selçuklu sülüsü ile yazılmıştır. 95x81 cm ölçülerinde ve Doğu Kitabe gibi kareye yakın dikdörtgen formdadır. Kitabenin yazı karakteri incelendiğinde özelliklerinin tıpkı Doğu Kitabe gibi olduğu görülmektedir. Üstelik bu kitabenin de ilk satırının sonunda bulunan “Gâlib (غالب)” ünvanının satıra sığmayan “Be (ب)” harfi tıpkı diğer kitabe gibi yan yatırılarak satırın sonuna sığdırılmıştır (Resim 7). Bu yazım şekli iki kitabenin de aynı kişinin elinden çıktığını göstermektedir. Batı kitabenin metni, transkripsiyonu ve tercümesi ise şöyledir:
Kitabe 2 (Sağ/Batı Kitabe)
١ اتفق بتوفیق هللا تعالی فی ایام السطان الغالب
٢ عز الدنیا و الدین ابو الفتح كیكاوس بن كیخسرو
٣ برهان امیر المومنین عمر هذ البدنین و الطاق مبارزالدین
٤ بهرامشاه بن قیماز مع امرای اماسیە و والیات فی سنة اثنی عشر و ستمایة
Transkripsiyon
1- İttefaka bi-tevfîkillahi Teâlâ fî eyyâmi’s-Sultânü’l-Gâlib
2- İzze’d-Dünyâ ve’d-Dîn Ebû’l-Feth Keykâvus bin Keyhüsrev
3- Burhânu Emîri’l-Müminîn ‘ammera haze’l-bedeneyn ve’t-tâk Mübârize’d-din
4- Behrâmşâh bin Kaymaz maa umerâ-yı Amâsiyye ve vilâyâti fî seneti isnâ aşer ve sittemie.
Tercüme
Bu iki bedeni ve kemeri yüce Allah’ın yardımıyla Gâlip Sultan, Dünyânın ve Dinin Şerefi, Fethin Babası, Halifenin Varlığının Delili, Keyhüsrev oğlu Keykâvus’un iktidarında Kaymaz oğlu Mübârizeddin Behrâmşah Amasya ve vilayetleri emîrleriyle birlikte 612 (miladi 1215/1216) yılında imar etti.
Mübârizeddin Behrâmşâh’ın Yayınlanmış Olan Kitabesi
Emîr Mübârizeddin Behrâmşâh’ın Amasya’ya bağlı yerlerin emîrleri ile birlikte gerçekleştirdiği tamir ve tahkim faaliyetlerine işaret eden bir kitabe daha vardır. Orijinal yeri Sinop İç Kalesi’nin Batı surları olan bu kitabe, şu an 4.29.71 Envanter numarası ile Sinop Müzesi bahçesinde sergilenmektedir[36]. Kitabenin Arapça metni ve tarafımızdan hazırlanan transkripsiyon ve tercümesi şu şekildedir:
١ ال الە اال هللا وحدە ال شریك لە محمد رسول ه
٢ اتفق بتوفیق هللا تعالی في ایام السلطان الغالب المعظم
٣ شاهنشاه االعظم عز الدنیا و الدین ابو الفتح كیكاوس بن كیخسرو
٤ برهان امیر المومنین عمر هذا البرجین و البدنین و ثلث قناطر العبد الضعیف المحتاج
[37] ٥ الی رحمة هللا مبارز الدولة و الدین بهرامشاه بن قیماز و امرا اماسیە في سنة اثني عشر و ستمایة
Transkripsiyon
1- Lâ ilahe illallah vahdehu lâ şerike leh Muhammedün Resûllullah
2- İttefaka bi-tevfîkillahi Teâlâ fî eyyâmi’s-Sultânü’l-Gâlibü’l-Muazzam
3- Şâhinşâhü’l-Azam İzze’d-Dünyâ ve’d-Dîn Ebû’l-Feth Keykâvus bin Keyhüsrev
4- Burhânu Emîri’l-Müminîn ‘ammera haze’l-burceyn ve’l-bedeneyn ve sülüsi kanâtir el-abdü’z-za’îf el-muhtâc
5- İla rahmetullahu Mübârize’d-Devle ve’d-Dîn Behrâmşâh bin Kaymaz ve Umerâ-yı Amâsiyye fî seneti isnâ aşer ve sittemie.
Tercüme
Ortağı olmayan Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed onun elçisidir. Bu iki burcu, iki bedeni ve üç kemeri Yüce Allah’ın yardımıyla, Ulu Gâlip Sultan, Ulu Şahlar Şahı, Dünyânın ve Dinin Şerefi, Fethin Babası, Halifenin Varlığının Delili, Keyhusrev oğlu Keykâvus iktidarında, Allah’ın rahmetine muhtaç zayıf kul, Din ve Devletin Savaşçısı Kaymaz oğlu Behrâmşâh Amasya şehri emîrleri ile birlikte 612 (m. 1215/1216) yılında imar etti.
Emîr Mübârizeddin Behrâmşâh’ın Sinop Müzesi’nde bulunan kitabesinden ve yeni bulunan kitabesinden hareketle Sultan I. İzzeddin Keykâvus’un önde gelen adamlarından birisi olarak kayda değer bir tahkim çalışması yaptığı anlaşılmaktadır. Emîrin, Amasya ve buraya bağlı yerlerin yöneticileri ile birlikte faaliyetlerini ortaya koyan ilk kitabeden; iki burç, iki beden ve üç kemerin tamir ve tahkimini gerçekleştirdikleri anlaşılmaktadır. Kitabe incelendiğinde iki burç ve iki beden ibarelerinin düzgün bir şekilde yazıldığı, ancak üç kemer (قناطرە ثلث) ibaresinin metnin 4. ve 5. satırlarını ayıran çizginin kırılmasıyla araya sonradan eklendiği görülmektedir. Scott Redford’a göre bu uygulama kitabenin verdiği bilgileri eksik bulan bani emîrlerin metni hazırlayan kâtibe müdahalesi üzerine gerçekleşmiştir[38]. Bu kitabede dikkat çekici diğer husus Emîr Mübârizeddin Behrâmşâh’ın kendi ünvanını Sinop’ta kitabe hazırlatan diğer Selçuklu emîrlerinden farklı olarak “Mübârizü’d-devle ve’d-din” şeklinde yazdırmasıdır. Bu sıra dışı bir uygulamadır ve her ne kadar emîrin ünvanı sultanların ünvanlarıyla aynı olmasa da yazılış şekli Selçuklu sultanlarının ünvanlarının kaydediliş şeklini andırması bakımından dikkat çekicidir[39].
Yeni bulunan kitabe ise, Emîr Mübârizeddin Behrâmşâh ile Amasya’ya bağlı merkezlerin yöneticileri tarafından iki burç, iki beden ve üç kemere ek olarak; iki beden ve bir kemer üzerinde daha tamir ve tahkim çalışması gerçekleştirdiklerini ortaya koymaktadır. Bu da Amasya ekibinin Sinop Kalesi’nde ciddi bir iş yaptıklarını göstermektedir. Ayrıca gerçekleştirdikleri işin hacminden Amasya ve vilayetleri emîrlerinin maddi açıdan da kudretli oldukları ve hatırı sayılır bir ekiple birlikte Sinop Kalesi’nde görev yaptıkları anlaşılmaktadır.
Emîr Mübârizeddin Behrâmşâh
Emîr Mübârizeddin Behrâmşâh (بهرامشاه مبارزالدین) Türkiye Selçuklu sultanları I. İzzeddin Keykâvus ve I. Alâeddin Keykubad devirlerinin önde gelen emîrlerinden birisidir. Kendisi hakkındaki bilgiler oldukça sınırlıdır. Babasının ismi Sinop’taki iki kitabe vasıtasıyla öğrenildiğine göre Kaymaz’dır[40]. Bu bilgiden hareketle de emîrin gulam kökenli olmadığı anlaşılmaktadır. Emîrin hakkındaki bilgilere Sinop kitabeleri dışında, dönemin en önemli Selçuklu kaynağı olan İbn Bîbî’nin “El-Evâmirü’l-Alâ’iyye fî Umûri’l-Alâ’iyye” isimli eserinde rastlanmaktadır. Mübârizeddin Behrâmşâh, bu kaynakta Emîr-i Meclis (مجلس امیر) göreviyle I. İzzeddin Keykâvus’un has adamlarından birisi olarak kaydedilmektedir[41]. Ayrıca I. İzzeddin Keykâvus’u kardeşi Melik Alâeddin Keykubâd’a karşı taht mücadelesi verdiği sırada destekleyen devlet erkânından birisi olduğu belirtilmektedir[42].
Emîr Mübârizeddin Behrâmşâh, 1214 yılında düzenlenen Sinop Seferi’ne de katılmıştır. Ayrıca Sinop’un 1 Kasım 1214 tarihinde fethi sonrasında şehrin tahkiminde de görev almıştır. Bunun delili olan kitabeler günümüze ulaşmıştır[43]. Kendisi Sultan I. İzzeddin Keykâvus’un düğünü sonrasında düzenlenen Eyyûbî seferinde de bulunmuş, başarılı mücadelesine rağmen yaralı olarak başka Selçuklu emîrleriyle birlikte esir düşmüştür[44]. Sultan I. İzzeddin Keykâvus’un vefatı sonrasında kardeşi I. Alâeddin Keykubad’ın iktidarında da görev yaptığı bilinen Mübârizeddin Behrâmşah, dönemin önde gelen emîrlerinden Seyfeddin Ayaba, Zeyneddin Beşşare ve Bahâeddin Kutluğca ile birlikte Sultan I. Alâeddin Keykubad’ın iktidarını gölgelemek ve onu tahttan indirmek için tertibata girişmek gerekçesiyle tasfiye edilmiştir. Bu aşamada Emîr Mübârizeddin Behrâmşâh’ın da tutuklanarak Zamantı Kalesi’ne hapsedildiği, 1223 yılında burada öldüğü veya öldürüldüğü düşünülmektedir[45].
Sonuç
Türkiye Selçuklularınca 1 Kasım 1214 tarihinde fethedilen Sinop, fetih sonrasında ciddi tahkim ve imar faaliyetlerine sahne olmuştur. Bu faaliyetler Sinop burç ve sur duvarlarına yerleştirilen kitabeler vasıtasıyla belgelenmiştir. Bu kitabeler, Sultan I. İzzeddin Keykâvus dönemindeki pek çok merkez ve bu merkezlerin valileri hakkında önemli bir isim listesi sağlamaktadır. Böylesine kapsamlı bir listeye de Selçuklu Türkiye’sinde yalnızca Sinop’ta rastlanmaktadır. 2021 yılında gerçekleştirilen çalışmalar ise bu döneme ait bilinmeyen iki kitabeyi daha gün ışığına çıkarmış ve dönemle ilgili yeni bilgiler sağlamıştır. Yeni bulunan kitabelerden birisi, ismi hiçbir kaynakta geçmeyen Osman oğlu Emîr Fahreddin Erdemşâh’ın ismini kaydetmekte ve onun da iki burç, iki beden ve bir kemeri tamir/tahkim ettirerek Sinop’taki çalışmalara katkı sağladığını ortaya koymaktadır. Diğer kitabe ise Sinop Müzesi’nde sergilenen diğer bir kitabe vasıtasıyla Sinop’ta emrindeki görevliler ile birlikte iki burç, iki beden ve üç kemer yaptığı önceden bilinen Amasya Valisi Emîr Mübârizeddin Behrâmşâh’ın, bunlara ek olarak iki beden ve bir kemerin daha tamir ve tahkimini gerçekleştirdiğini göstermektedir. Sinop’ta tespit edilerek ilk kez burada yayınlanan bu iki kitabe, Sultan I. İzzeddin Keykâvus’un emriyle Sinop’ta gerçekleştirilen tamir/tahkim çalışmalarının şu ana kadar bilinenden daha kapsamlı olduğunu ortaya koymaktadırlar. Zira bu iki yazıt vasıtasıyla Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykâvus ve emîrlerinin Sinop Kalesi’nde toplamda 11 burç, 13 beden (sur duvarı) ve 4 kemerde tamir ve tahkim çalışması gerçekleştirdikleri belgelenmektedir. Ayrıca bu kitabeler Sinop Kalesi’nde daha fazla sayıda emîrin görev yaptığını ve bunlardan birisinin de Emîr Fahreddin Erdemşâh olduğunu ortaya koymaktadır. Öte yandan yeni bulunan bu iki yazıttan Batı kitabe, Sinop’taki tamir/tahkim faaliyetlerinde Amasya Valisi Emîr Mübârizeddin Behrâmşâh ve Amasya’ya bağlı yerlerin emîrlerinin diğer Selçuklu emîrlerine nazaran daha büyük katkılarının olduğunu göstermektedir. Nitekim bu kitabeyle Amasya ekibinin Sinop Kalesi’nde toplamda 4 kemer, 4 beden ve 2 burç üzerinde faaliyet yürüttükleri tespit edilmektedir. Bu durum Amasya ve Amasya’ya bağlı yerleri yöneten emîrlerin maddi açıdan oldukça kuvvetli olduklarına ve Sinop Kalesi’ndeki tahkim faaliyetlerinde diğer Selçuklu emîrlerine nazaran ciddi bir ağırlıkları bulunduğuna işaret etmektedir. Bu durumun Amasya ve çevresinin gelirlerinin yüksekliği ve Amasya Valisi Emîr Mübârizeddin Behrâmşâh’ın Sultan I. İzzeddin Keykâvus’a yakınlığı ile alakalı olması ihtimal dâhilindedir. Öte yandan Amasya ekibinin Sinop’taki tamir/tahkim faaliyetlerinde diğer emîrlere göre daha fazla katkı sağlamalarının bir nedeni de Amasya şehrinin Sinop’a olan coğrafi yakınlığının sağladığı lojistik imkânlar olmalıdır.
EKLER

