Giriş
Sonraları Cengiz Kağan ünvanı ile anılacak olan Temücin’in Moğolistan’ı tek bir siyasi çatı altında birleştirmeye çalıştığı dönem, burada yaşayan boylara karşı büyük mücadelelere sahne olmuştur. Bu husus ile ilgili yapılan araştırmalar ise genellikle Temücin’in şahsi askerî ve siyasi başarılarına odaklanmaktadır. Ancak bu süreçte boyların Temücin’in yükselişine olan katkıları veya rolleri aynı derinlikle incelenmemiştir[1] . Oysaki Temücin’in Moğolistan’da siyasi birlik kurma başarısı, kendi liderlik yetenekleriyle birlikte Türk ve Moğol boylarını itaat altına alarak onların askerî ve idari potansiyelini etkin bir şekilde kullanmasına dayanmaktadır. Temücin’in yükselişini belirleyen bu dönemde Nayman Hanlığı ile Merkitler, Kereyitler ve Tatarlar gibi boylar kritik roller oynamışlardır. Örneğin, Van/Ong Han[2] ünvanlı Kereyit lideri To’orul (Tuğrul) Han ile Temücin arasındaki ittifak, Temücin’in başlangıçtaki askerî ve siyasi gücünü önemli ölçüde artırmıştır. Fakat daha sonra yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle bu ittifak bozulmuş, Temücin Kereyitler’i ortadan kaldırarak topraklarını ve askerî güçlerini kendi hâkimiyeti altına aldığı bir süreç yaşamıştır. Benzer şekilde, güçlü bir siyasi ve askerî yapıları bulunan Naymanlar, Merkitler ve Tatarlar da Temücin’in Moğolistan’daki en büyük rakiplerinden biri olmuştur[3] . Ancak bu mücadelelerin sonunda Temücin, bunların direnişlerini kırmış, liderlerini ortadan kaldırmış, yetenekli asker ve yöneticilerini kendi hizmetine alarak hâkimiyet alanını genişletmiştir. Temücin’in mücadele ettiği siyasi güçlerin en önemlilerinden biri olan Naymanlar, diğer boylara nazaran daha güçlü bir yapıda oldukları ve hanlık statüsünde varlık gösterdikleri anlaşılmaktadır. Nayman Hanlığı, Temücin’in Moğolistan’da hâkimiyetini genişlettiği dönemde Buyruk Han ve Tayang Han liderliğinde iki grup hâlinde örgütlenmişlerdi. Çalışmamızın odak noktasını da bu hanlık oluşturacaktır.
Temücin’in Moğolistan’da siyasi birliği sağlama yolundaki zorlu mücadelesinde, diğer boy beylerini birer birer etkisiz hâle getirirken, Naymanlarla giriştiği çatışmalar da dönemin en kritik olaylarından biri olmuştur. Ancak bu önemli mücadeleye doğrudan odaklanan özel bir akademik çalışma hâlâ mevcut değildir. Her ne kadar Naymanlar hakkında bilgiler, Moğolların Gizli Tarihçesi, Yuan Shi ve Câmiü’t-Tevârih gibi birincil kaynaklarda ve çeşitli akademik çalışmalarda ele alınmış olsa da bu mücadelelerin tarihsel arka planı, nedenleri ve sonuçları kapsamlı bir analizden yoksundur. Bu eksiklik, Naymanların Moğol genişlemesine karşı oynadığı rolün ve bu mücadelenin siyasi, kültürel ve askerî etkilerinin tam olarak anlaşılmasını engellemektedir. Bu nedenle Naymanların Temücin ile yaptıkları mücadelelerin siyasi ve askerî tarih açısından taşıdığı önemine binaen detaylı bir şekilde incelenmesine ihtiyaç duyulmuştur. Bu çalışmanın amacı da söz konusu eksikliklere dikkat çekmek; Moğol, Çin ve Müslüman müellifler tarafından yazılan dönemin birincil kaynaklarını modern araştırmalarla karşılaştırarak MoğolNayman mücadelesini ele almak ve bu sürecin Moğolistan’ın siyasi birliğine etkilerini ortaya koymaktır. Böylece akademik literatürde eksik kalmış bir alan doldurulacak ve Naymanların Temücin’in yükselişi sırasında onunla mücadelesi daha net bir şekilde anlaşılacaktır.
1. Temücin-Nayman Mücadelesinin Başlangıcı
Temücin’in ortaya çıktığı dönemde Naymanlar, Moğolistan’ın en kalabalık ve en güçlü topluluklarından biri hâline gelmişlerdi. Daha çok irili ufaklı boyların bir araya gelmesiyle oluşan Nayman Hanlığı, doğrudan bir boydan ziyade pek çok kabilenin birleşimine refere ediyordu. Nayman ismi, ilk defa 11. yüzyıl Kitan yıllıklarında 粘八葛 (Nianbage veya Nianba’en) şeklinde kaydedilmiştir. Daha sonra Çin yıllıklarında 粘沒曷 (Nien mou ho), 枯沒喝 (Nien mou ho), 粘哥 (Nien ko), 粘罕 (Nien han), 枯沒合 (Nien mou ha), 粘割 (Nien ko), 粘合 (Nien ha) ve 粘合南合 (Nien ha Nan ha) gibi farklı isimlerle anılmışlardır. [4] Temücin’in yükselişi ile ilgili bilgi veren kaynaklarda ise Nayman ismi Moğolca: ᠨᠠᠢᠮᠠᠨ-Arapça/Farsça: نايمان [6], [5]نايمان ; Çince: 乃蠻[7] şeklinde geçmektedir. Herhâlde Altay dağlarının topografik yapısının ikiye ayrılması nedeniyle Naymanların siyasi güçleri de genellikle iki kardeş hükümdar tarafından, ancak tek bir hanedanlık çatısı altında yönetilmiştir. Bu sebeple tarihî kaynaklarda Naymanlar, genellikle iki farklı kardeşin kontrolü altında anılmışlardır.
Naymanlar, anlaşıldığı kadarıyla, 12. yüzyılda Batı Moğolistan’ın hâkimiyetini ele geçirerek zamanla Altay dağlarından İrtiş’e, Orhon Nehri’nden Hangay dağlarına kadar uzanan geniş bir coğrafyada siyasi varlık göstermişlerdir[8] . Bir boydan daha büyük, hanlık düzeyindeki siyasi yapıları, içinde farklı etnik unsurlar barındırmakla birlikte, anlaşıldığı üzere yönetici sınıf ve aristokrasi büyük oranda Türklerden oluşuyordu. Güneydeki komşuları Uygurlarla kurdukları ilişkiler sonucu, onların yazı sistemini ve kültürel unsurlarını benimsemiş; bununla birlikte gelişmiş bir idari ve mali sistem tesis etmişlerdir. Ratchnevsky’e göre Naymanlar, Liao Hanedanı’nın (916-1125) çöküşüyle batıya yönelen Hitayların kurduğu Karahitay Devleti (1130-1211) ile diplomatik ilişkiler kurmuş, bu temaslar neticesinde Moğol dili Naymanlar arasında yaygınlaşmış ve bu da kültürel olarak Moğollaşma sürecini başlatmıştır[9] . Reşiddüddîn, Naymanların gelenekleri ve yaşam tarzlarının Moğollarınki gibi olduğunu yazmaktadır[10].
Barthold, Naymanların Türkçenin aksine Moğolca konuştuklarını belirtmektedir[11]. Aslında Naymanların Temücin ile rahatlıkla diyalog kurduklarına göre Moğolcayı iyi konuştuklarını tahmin edebiliriz. Fakat bunların köken itibariyle Türk mü yoksa Moğol mu olduğu sorusu önemli bilimsel çalışmalara rağmen henüz tam aydınlatılmış değildir. Buna dair ortaya konan görüşler genellikle kaynakların dili, coğrafi odak noktası ve araştırmacıların metodolojik tercihlerine göre çeşitlilik göstermektedir. Uzun zamandır bu adın Moğolca “sekiz” anlamına gelen “nayman” kelimesinden türediğini tahmin edilmektedir. Bu yaklaşıma göre ad, sekiz boydan oluşan bir birleşiminin siyasi yapısını yansıtıyordu ve bu da bu ismin eski Türk yazıtlarında geçen “Sekiz Oğuz” adlı siyasi oluşumun devamı olabileceği fikrini gündeme getirmiştir[12]. Orta Asya tarihinde kabile adlarının sayı temelli olması gibi sık rastlanan bir durumdur. Bu nedenle bu görüş, Nayman adının da benzer bir sayı sistematiğiyle bağlantılı olması ve sekiz boydan oluştukları fikrini anlamlı kılmaktadır. Buna göre de Nayman etnoniminin yalnızca fonetik yönüne odaklandığı için tarihsel ve kültürel bağlamı tam olarak aydınlatmadığından, Naymanları Oğuz geleneğiyle ilişkilendirerek kökenlerini “Sekiz Oğuz” yani “sekiz boy” birliğine de dayandırmak daha makul olacaktır. Bu da “Sekiz Oğuz” gibi kavramların Türk boylarının geleneksel teşkilatlanmasında hem etnik hem mitolojik anlamlar taşıdığı için Naymanların Moğol değil Türk kökenli olduğu iddialarını destekler niteliktedir. Buna karşılık Altayların üst kısımlarında bulunan Katun Irmağı’nın bir kolu olan Naima’dan türediğine dair başka bir ihtimal ortaya atılmıştır[13]. Bu son görüş sadece bir onomastik veri dışında başka kanıt sunmadığından, daha güçlü delillere ihtiyaç duymaktadır. Nitekim bu, etnonimi coğrafi bir bağlamda açıklamayı amaçlaması açısından ilk başlarda dikkat çekici olabilirdi, fakat etnonimlerin nehir, dağ veya bölge adlarından türediği bilinse de bu açıklama Naymanların hangi kültürel havzaya ait olduğunu belirleme konusunda sınırlı kalmaktadır. Kaldı ki aşağıda tekrar değinileceği üzere, Plano Carpini’nin seyahatnamesinde aktarılan bilgiler[14] Naymanların İrtiş Nehri çevresindeki geniş sahalarda yaşadıklarını göstermektedir.
Bununla birlikte malum olduğu üzere, göçebe yaşam tarzının hâkim olduğu Orta Asya coğrafyasında toplulukların belirli ve sabit yerleşim alanlarıyla tanımlanması güçtür. Fakat Altay-İrtiş hattı, Naymanların siyasi ve kültürel faaliyet alanlarını anlamak açısından önemli ipuçları sunmaktadır. Aşağıdaki genişçe üzerinde duracağımız gibi bazı tarihî veriler, Naymanların başlangıçta Yenisey bölgesinde yerleşik olduklarını ve zamanla Kırgızlar tarafından bu sahadan uzaklaştırıldıklarını öğrenmemize imkân vermektedir. Bu nedenle Naymanların yalnızca Moğol bozkırlarıyla sınırlı kalmayıp Sibirya’nın kuzey kuşaklarında da tarihsel izler bıraktıklarını göstermektedir. Naymanların yaşadığı bölgelerin etnik olarak Türk ve Moğol unsurların iç içe geçtiği alanlar olması ve her şeyden önemlisi bu iki kültür arasında son derece geçirgen bir etkileşim zemininin varlığına işaret etmesi, bunların Hitay, Kereit ve Tatar gibi topluluklarla birlikte Türk-Moğol kabile ittifaklarında yer aldığını ve ayrıca “Sekiz Oğuz” ve “Kangar-Peçenek” unsurlarıyla da kültürel ve etnik düzeyde bağlar taşıdığı ortaya koymaktadır[15].
Naymanların başında bulunan ve ismi Türkçe olan Buyruk’un Han ünvanıyla anılması da bir hayli ilginçtir. Çünkü Nayman hükümdarlarının Han ve Kaân ünvanı almış olmaları, diğerler boylara göre daha kıdemli bir yerde olduklarını göstermektedir[16]. Moğolların Gizli Tarihçesi’nin müellifi de daha önce Nayman liderini Buyruk Han ismiyle anarken ileriki bir sayfada Hüçügündün ön adıyla zikretmektedir[17]. Aslında bu ismin Naymanlara bağlı bir grup adı olduğu bilinmektedir[18]. İnanç Bilge Han ve Tayang Han hükümdar isimlerinin Türkçe olması gibi bir takım dilsel bulgular da kültürel benzerliklerle birlikte değerlendirildiğinde Naymanların Moğollarla aynı coğrafyayı paylaşmaları dışında, etnik köken itibariyle de Türklere daha yakın olduğunu göstermektedir. Ancak bu veriler, Naymanların tek tip bir etnik kimliğe indirgenemeyecek kadar karmaşık bir yapıya sahip olduğu gerçeğini de göz ardı edemez. Elbette Naymanların köken olarak Türk olmakla beraber tarihsel süreç içerisinde Moğol unsurlarla temas hâlinde olmaları hasebiyle Moğollardan bazı kültürel özellikler aldıkları da ihtimal dâhilindedir.
Naymanların yaşadıkları coğrafyaya gelince Wilhelm Von Rubruk Naymanların Hitay dağ sırasından birisinde yaşayan ve diğer kavimlere hükmeden bir boy olarak tanıtır[19]. Reşidüddîn’e göre ise Temücin’in (metinde خان چينگگيز/Çînggîz Han) döneminde Naymanlar, İrtiş Nehri boyunca bulunan yaylak ve kışlaklarda, ayrıca Talas civarında yaşıyorlardı. Yine aynı müellif, Naymanların bir kısmı dağların ücra köşelerinde yaşarken bazıları da çöllerde ve açık yerlerde yaşadıklarını yazmaktadır. Bunlardan birisi Altay dağları olup Ögedey zamanında (1229-1241) inşa edilen Karakurum da burada bulunmaktaydı ve söz konusu yerde bir saray yapılmıştı. Naymanların başka bir kısmı ise Alûy Sîrâs (آلوئ سزاس) ve Gök İrdîş (كذلق ازدش) adı verilen dağ ve ovalarda yaşıyor ve Kanglılara yakın yerlerde oturuyorlardı. Öte yandan Ong Han (Moğolların Gizli Tarihçesi’nde Van Han) ile sorun yaşayan ve İrtiş Nehri (إزدش مذزان) boyunca Moğolistan’ın Kırgız ve Uygur bölgesine kadar yayılan farklı Nayman kabileleri mevcuttu[20]. Roux’a göre de Nayman ülkesi, Selenge Irmağı’nın membalarından Tarbagatay ve İrtiş Vadisi’ne tekabül ediyordu[21]. Aynı şekilde bunlar Temücin’in ortaya çıktığı dönemde Kereyit ve Celayir gibi diğer Moğol boylarıyla komşuydular[22] ve özellikle Moğolların kuzeybatı hudutlarında yayılmışlardı[23]. 1219 yılında Cengiz Han’ı ziyarete giden Ch’ang Ch’un’un seyahatnamesinde İrtiş Irmağı ve etrafı kast edilerek imparatorun Nayman boyunun yurdunda ordugah kurduğundan bahsedilmektedir[24]. Aynı şekilde Genceli Kiragos’un anlattığına göre Mönge Han’ı (1251-1259) ziyarete giden Ermeni Kralı II. Hetum yine Nayman ülkesinden geçmişti[25]. 1246 yılının yaz aylarında yine buradan geçen Plano Carpini ise Nayman ülkesinin Moğol yurdunun batısına düştüğünü belirttikten sonra[26] burada çok büyük bir kar yağdığını ve çok şiddetli soğuk olduğundan bahseder. Müellife göre bu ülke, genellikle dağlık olduğu için çok soğuktur. Burada çok az düz arazi az bulunur ve buranın sakinleri olan Karahıtaylar ve Naymanlar, tarım ve zanaatla uğraşmazlar, buna karşın Moğollar gibi yurtlarda yaşarlardı[27]. O vakit Reşidüddîn ve Plano Carpini’nin anlattıkları diğer kaynakların verileriyle birleştirildiğinde Naymanların yerleşim sahası, Orta Asya’nın kuzeybatı kuşağında, özellikle İrtiş Nehri boyunca uzanan yaylak ve kışlakları, Tarbagatay dağlarını, Talas Havzası’nı ve Selenge Irmağı’nın membalarını kapsayan geniş bir coğrafya olduğunu kanıtlamaktadır. Aynı kaynakların sunduğu anlatımlarla da Naymanların tarihî yurtlarının Altay-İrtiş-Talas üçgeninde yer alan ve iklimsel olarak sert kış koşullarına sahip bir coğrafyada bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bu bulgular, Naymanların hem bozkır kültürü hem de dağlık ve nehir vadilerine dayalı yerleşim düzeniyle geniş bir sahayı kontrol ettiklerini göstermesi açısından da dikkate değerdir.
Bunun dışında Naymanların Hıristiyan oldukları malum olunması rağmen ne zaman bu dini benimsedikleri bilinmemektedir. Cüveynî, Reşidüddîn ve Wilhelm von Rubruk da Naymanların çoğunluğunun Hıristiyan olduğunu yazarlar ki son müellif bunların Nasturî mezhebine mensup olduklarını ilave eder[28]. Handmîr ise ileride adını anacağımız Naymanlardan Güçlük’ün (Hüçülüg) Budist, eşinin ise Hıristiyan olduğunu iddia etmektedir[29]. Aslında Güçlük, başlangıçta Nasturi iken Karahitaylar’a sığınmasının ardından Budizme geçtiği bilinmektedir[30].
Naymanların tarihindeki en güçlü dönem İnanç Bilge Han’ın liderliği altında gerçekleşmiştir. Bu hâkimiyet sürecinde, Moğolistan’ın diğer önemli boylarından biri olan Kereyitler üzerinde tam bir üstünlük sağlanmıştır. Fakat İnanç Bilge Han’ın ölümü ve Ong Han ünvanını taşıyan To’orul’un yükselişiyle birlikte bu üstünlük kademeli olarak Kereyitlere geçmiştir. Bu gelişme, iki boy arasında yoğun çekişmelere yol açmıştır. Kereyitlerin lideri Ong Han’ın Temücin’in yanında yer alması, Naymanların da Temücin’in en büyük rakibi Camuha’yı açıkça desteklemesiyle sonuçlanmıştır. Reşidüddîn’e göre Naymanlar, Nârkîş Tayang (ْگْنٰ ٰيٰا ِ ْش تٰا) ve İnyat Kaân (قاآن انيات) olmak üzere iki gruba ayrılmaktaydı. Tayanglar, Kırgızları kontrol altına almayı başarmışken bir dönem bağımsız hareket eden İnyâtlar ise başlangıçta Tayanglara itaat etmiş, ancak daha sonra isyan ederek yeniden bağımsız bir tutum sergilemişlerdir. İnyât’ın Buyruk (وق ࣳ وْيࣳر ࣳ ࣳب ; Moğolların Gizli Tarihçesi’nde Buyruk olarak anılmaktadır) ve Tayang (ْگْنٰ ٰيٰا اٰت) (adında iki oğlu bulunmaktaydı. Ancak zamanla Tayang, Buyruk’tan ayrılmış ve onun evlerini ile hayvanlarını yağmalayarak aralarındaki bağı tamamen koparmıştır[31]. Yine aynı müellif, Naymanların saygın ve güçlü bir millet, ordularının da oldukça kuvvetli olduğunu belirtmektedir. Ayrıca bunlar, Moğol adet ve geleneklerine büyük bir bağlılık göstermekteydi. Liderleri ise Buyruk Han olarak bilinen ve daha sonra yerine geçen Güçlük Han’dı. Bu isim, “güçlü, kudretli” veya “emir veren” anlamına gelmekteydi[32].
Naymanlarla Temücin arasındaki ilişkilerin tam olarak ne zaman başladığı ise bilinmemektedir. Ancak dönemin kaynaklarında, Temücin’in diğer liderler karşısında yükseldiği dönemde Naymanlarla şiddetli savaşlar yaptığına dair birçok anlatım bulunmaktadır. Yuan Shi’nin Muqali Biyografisi bölümünde, tarihi tam olarak belirlenemeyen ancak 1200 yılından önce gerçekleşmiş olması muhtemel bir olayda Naymanlardan söz edilmektedir. Bu olayda, Muhali’nin babası Gü’ün U’a, Temücin ile akrabalık ilişkisi sayesinde onun ordusuna katılmış ve Merkitler ile Naymanlara karşı düzenlenen seferlerde önemli başarılar elde ettiği anlatılmaktadır. Naymanların Temücin’e karşı isyan etmesi üzerine, Temücin bir grup emirle birlikte bu isyanı bastırmak için sefere çıkmıştır. Sefer sırasında ordu, ciddi bir erzak sıkıntısıyla karşı karşıya kalmıştır. Askerler, bir nehir kenarında buldukları bir yük hayvanını kesip Temücin’e sunmuşlardır. Tam bu sırada, Naymanlar ani bir saldırı düzenlemiştir. Çatışma sırasında Temücin’in atı öldürülmüş, bu kritik anda Gü’ün U’a kendi atını Temücin’e vererek onun kaçmasını sağlamıştır. Kendisi ise geride kalarak düşmanla çarpışmış ve bu mücadelede hayatını kaybetmiştir[33].
Ögedey’ın hükümdarlığı sırasında, 1237 yılında Moğolistan’ı ziyaret eden Plano Carpini, Temücin döneminde Naymanlarla yapılan savaşlara değinmiştir. Bu savaşların hatıralarına ilişkin dikkat çekici noktalara temas eden Plano Carpini’ye göre, Naymanlar Temücin’in büyük bir güce ulaştığını işitince onu kıskanmaya başlamışlardı. O dönemde Naymanların güçlü bir hükümdarı bulunmaktaydı ve çevredeki kavimler ona vergi ödüyorlardı. Ancak bu hükümdarın ölümünden sonra yerine geçen oğulları, bir halkı yönetmek için genç, tecrübesiz ve yetersiz kişiler olarak kalmışlardı. Üstelik, halefler arasında uyum ve birlik de sağlanamamıştı. Temücin, kudretinin zirvesine ulaştığı bu dönemde, Naymanlar çevredeki ülkelere düzenledikleri baskınlarla erkekleri, kadınları ve çocukları öldürmüş, mallarını yağmalamışlardı. Bunun üzerine Temücin, bir yandan kendisine tabi tüm kuvvetleri toplarken, diğer yandan Naymanlar ve Kara Hıtaylar da ordularını iki dağ arasındaki dar bir geçitte toplamışlardı. Bu noktada Temücin’in ordusu, Naymanlar ve Karahıtaylar’ı büyük bir yenilgiye uğratmıştır. Çatışmada düşman ordusunun büyük bir kısmı öldürülmüş, kaçamayanlar ise esir alınmıştır. Bu anlatı, aşağıda ele alınacak olan Tayang Han ile yapılan nihai savaşa işaret etmektedir[34].
1260 yılında eserini yazdığı bilinen Hüseyin b. Ali Batîtî de Johannes de Plano Carpini’nin anlatımına benzer bir süreci aktarmaktadır. Müellife göre Temücin’in kabilesi, bir zamanlar Naymanlar (metinde نيمانون- Naymânlar) tarafından yönetilmekteydi. Naymanlar, kalabalık, cesur ve savaşçı bir topluluk olup sık sık Temücin’in halkını taciz eder, onları ezer ve köleleri ile cariyelerine el koyarlardı. Bu baskı ve zulüm, Temücin’in kavmi için dayanılmaz bir hâl almıştı. Bunun üzerine halk, toplanarak Temücin’i lider seçmiş ve onun önderliğinde savaşmaya yemin etmiştir. Liderlik sorumluluğunu üstlenen Temücin, halkına ailelerini ve savaşa katılamayacak kişileri Naymanların ülkelerindeki mağaralar ve vadiler gibi en korunaklı yerlere yerleştirmelerini emretmiştir. Daha sonra, düşmanlarının durumunu öğrenmek için casuslar göndermiştir. Müellife göre, Naymanlar sık sık yağma ve baskın düzenleyen bir topluluk olduklarından, casuslar Temücin’e bu tür faaliyetler sırasında Naymanların savaşçı güçlerinin yok olduğunu bildirmiştir. Bu bilgi üzerine Temücin, adamlarına fırsatı değerlendirerek düşmanlarına saldırmalarını emretmiştir. Naymanlar, evlerinde savunmasız bir hâldeyken yakalanmış; tüm taşınabilir malları yağmalanmıştır. Kadınlar, çocuklar ve cariyeler esir alınmış, kaçmayı başaramayanların evleri ve barınakları harap edilmiştir. O sırada Kıpçaklar üzerine yapılan bir seferden dönen Naymanlar, ailelerinin ve yurtlarının uğradığı baskını öğrenince yaşlılarını ve ileri gelenlerini toplayarak Temücin’in bu cesur saldırısına karşı koymaya yemin etmişlerdir. Temücin, Naymanların asker topladığını öğrenince yüksek bir dağ zirvesindeki sağlam bir mevkie çekilmiştir. Naymanlar, Temücin’in sığındığı dağı kuşatma kararı almış ve tüm güçleriyle etrafını sarmıştır. İki taraf arasında karşılıklı saldırılar gerçekleşmiş ancak uzun süre net bir sonuç alınamamıştır. Kuşatmanın devam ettiği bir gün, Temücin düşmanlarına büyük bir hücum düzenlemiş, birçok Nayman askerini öldürmüş ve geri kalanları kaçmaya zorlamıştır. Bu zaferin ardından Naymanların servetlerine, mallarına, atlarına, develerine ve koyunlarına el konulmuştur. Ganimet o kadar fazlaydı ki, Temücin’in kabilesi bu sayede yoksulluktan kurtulmuş ve zenginleşmiştir. Çevredeki bölgelerden onlara katılan yağmacılar ve talancılarla birlikte kabile hızla büyümüş ve büyük bir topluluk haline gelmiştir. Bu genişleme, ellerini uzak diyarlara ve şehirlere uzatmalarına olanak tanımış, zorla yeni yerleri fethetme süreçlerini başlatmıştır[35].
Johannes de Plano Carpini ve Hüseyin b. Ali Batîtî’nin anlatımları, Temücin ile Naymanlar arasındaki mücadeleyi farklı bakış açılarından yansıtırken, ortak bazı temel unsurları da ortaya koymaktadır. Nitekim Plano Carpini’nin 1237 tarihli gözlemlerine dayanan anlatımı, Naymanların güçlü liderlerinin ölümünden sonra zayıf ve uyumsuz halefler yüzünden çözülmeye başladığını, bu ortamda Temücin’in askeri gücüyle üstün gelerek onları büyük bir yenilgiye uğrattığını aktarması açısından anlamlıdır. Batîtî ise Naymanları zalim ve baskıcı bir topluluk olarak tasvir ederek Temücin’in liderliğinin halkın bu baskıya karşı gösterdiği tepkinin bir sonucu olarak ortaya çıktığını ve Naymanlarla yapılan savaşın, onun hükümdarlığa giden yoldaki en önemli merhalesi olarak bir kurtuluş ve yeniden doğuş sürecini temsil ettiğini ifade etmektedir. Aslında burada savaş, askerî bir zafer olmakla beraber Moğolların boyunduruk altından çıkmanın ve toplumsal yükselişin de başlangıcıdır. Her iki metin de Temücin’in nihai zaferini kabul etmekle birlikte birincisinin bu zaferi tarihsel güç dengeleri çerçevesinde, ikincisinin ise halk destanı biçiminde sunması, söz konusu sürecin Moğollar arasında derin izler bırakan tarihî bir hadise olarak kalmış olduğunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
Moğolları yerli bir gözle anlattığı için hakkında daha güvenilir bilgi bulmayı umut ettiğimiz Moğolların Gizli Tarihçesi adlı eserde ise Naymanlardan ilk defa Tavuk Yılı’na (1201) ait bir olayda söz edilmektedir. Çin kaynaklarında da geçen bu hadisede, Hatagin ve Salcıud (Salçud) kabilelerinden Bahu Çorogi, kendi liderliği altındaki Hataginler ve Salcıudlardan Çirhitei Bahadır da kendi grubuyla birlikte, Dörvön Tatar kabilesiyle bir ittifak oluşturmuştur. Dörvönlerden Haciun Beki, Alçi Tatar kabilesinden Calîn-Buha, İhireslerden Tüge Maha, Hongiradlardan Terheg, Emel ve Alhuitan, Gorlaslardan Çoyor Tsagaan, Naymanların Hüçügüd kolundan Buyruk Han, Merkitlerden Togtoga Beh’in oğlu Hutu, Oyratlardan Huduga Behi, Taiçuudlardan Targutai Hiriltug, Hotun Orçan ve Aguçu Bahadır gibi liderler de bu harekette yer almıştır. Sonunda bu gruplar, Alhui Bulag denilen CaCiradai Ocağı’nda bir araya gelerek Camuha’yı “han” olarak seçmeye karar vermiştir. Bir aygır ve bir kısrak keserek ant içip, Han Irmağı’nın Ergüne’ye döküldüğü yerde Camuha’yı “Gür Han” ünvanıyla yüceltmişlerdir. Ardından Temücin’e savaş ilan etmişlerdir[36].
Temücin, Moğol boylarının kendisine karşı birleştiğini fark edince, hemen Kereyit lideri Ong Han’dan yardım istemiştir. Ong Han, bu talebe olumlu yanıt vermiş ve her iki liderin orduları Hüiten adlı bir mevkide düşman kuvvetleriyle karşılaşmıştır. Bu çatışmalarda, düşman tarafında yer alan Camuha’nın öncü birliklerinin başında Naymanlardan Buyruk bulunmaktaydı. İki taraf arasında sert çarpışmalar yaşanmış, Buyruk’un komutasındaki birlikler Temücin’in ordusuna ağır darbeler indirmiştir. Ancak bu esnada başlayan şiddetli yağmurlar nedeniyle yerler çamur deryasına dönmüş, birliklerin düzeni bozulmuş ve Buyruk geri çekilmek zorunda kalmıştır. Moğolların Gizli Tarihçesi’ne göre Buyruk daha sonra Altay dağları yönünde Ulugtag adlı bölgeye saldırmıştır. Aynı dönemde Camuha’nın komutasındaki diğer boylar da çevredeki bölgelere akınlar düzenleyip yağmalama faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Bu süreçte Temücin, Taiçudlarla giriştiği bir çatışmada boğazından ağır şekilde yaralanmıştır. Ancak komutanlarından Celme, yarayı ağzıyla emerek kanı durdurmuş ve Temücin’in hayatta kalmasını sağlamıştır[37].
Temücin’in, Kereyit lideri Ong Han ile birleşerek Camuha etrafında toplanan boylara teker teker saldırması, Moğolistan’da siyasi birliği oluşturma yönünde atılmış ilk adım olarak değerlendirilebilir. Bu süreçte Temücin, İt Yılı’nda (1202) Tatarlara saldırarak onları yenilgiye uğratmış ve ardından ordusunu Naymanlara yönlendirmiştir. O sırada Ong Han, Merkitlerle savaştığı için Temücin, Buyruk Han ile tek başına mücadele etmek üzere sefere çıkmıştır. Cheng Wou Ts’in Tcheng Lou adlı eserde geçen bilgilere göre, Temücin yalnızca 100 kişilik bir öncü birliği dışında herhangi bir Nayman birliğiyle karşılaşmamıştır[38]. Anlaşıldığı üzere bu durum, Temücin’in Merkitlere karşı savaşını tamamlayan Ong Han ile yeniden birleşmesine olanak tanımıştır. İki lider, Altay dağlarını aşarak Sogog Us üzerinden Humşingir’in Ürüngü Irmağı boyunca Naymanları amansız bir takibe başlamışlardır. Nihayetinde, Buyruk Han’ın liderlik ettiği Nayman birlikleri Hişilbaşi Gölü civarında ağır bir yenilgiye uğratılmıştır. Çatışmalar sırasında Buyruk Han, atından düşerek tutsak alınmış ve Nayman güçleri tamamen etkisiz hâle getirilmiştir[39].
Buyruk Han’ın saf dışı bırakılmasına rağmen Nayman tehlikesi Temücin için henüz bitmiş değildi. Nitekim Temücin, dönüş yolunda Naymanlardan Hügsegü Sabrag Bahadır[40] komutasında bir ordunun Baidrag Irmağı[41] kıyısında asker yerleştirip pusuda beklediği haberi almıştır. Yuan Shi’de Detu Börü komutasındaki kalabalık bir süvari birliğinin Temücin’in ordusuyla karşı karşıya geldiğinden bahsedilmektedir. Ancak iki taraf arasındaki güç dengesinin değişmesi üzerine, Naymanların dağın tepesine çekilmesine mecbur bırakmıştır. Bu sırada Detu Börü, at üzerinde dengesini kaybederek düşmüş ve bu nedenle esir alınmıştır[42]. Bunun üzerine Temücin ve Ong Han, Naymanlarla çarpışmak için son süratle ilerlemişlerdir. Buna rağmen gece karanlığı bastırdığı için bu mücadeleyi sabaha bırakmaya karar vermişlerdir. Ne var ki Ong Han gece karanlığında ordusunu konuşlandırdığı alanda ateşler yakmış ve gizlice Camuha’nın yanına gitmiştir[43]. Sabah olduğunda, Ong Han’ın kendisini terk ettiğini fark eden Temücin, Eder Altay otlağını aşıp Saari Kırına ulaşmıştır. Yuan Shi’nin anlatımına göre, Ong Han’ın iki oğlu, İkirek ve Jarchi Börü, babalarının birliğine katılmış, bunun üzerine de Temücin, bu birliklere saldırmıştır. Zor durumda kalan İkirek, durumu derhal babasına bildirmiştir. Temücin karşısında kendisini haklı çıkarmak isteyen Ong Han, ona bir elçi göndererek “Naymanlar bize ihanet ederek halkımıza saldırmıştır. Bu nedenle ordumuzu onlara karşı savunmaya almak zorunda kaldık” demek zorunda kalmıştır[44].
Moğolların Gizli Tarihçesi’nde Hügsegü Sabrag Bahadır komutasındaki Naymanların, Ong Han’ı takip ederek Telegetü Emsar adlı bir mevkide ani bir baskın düzenlediği anlatılmaktadır. Anlaşıldığı kadarıyla bu baskın sonucunda Ong Han, eşini, çocuklarını ve mallarını kaybetmiştir. Bunun üzerine Ong Han, Temücin’e “oğlum” diye hitap ederek yardım istemiş ve eşi, çocukları ile mallarını kurtarmak için destek talep etmiştir. Temücin de “dört binitli bahadır” olarak adlandırdığı Boorçi, Muhali (Muqali), Borohul ve Çuluun’u yardıma göndermiştir. Lakin Temücin’in yardımı ulaşmadan önce Ong Han, Naymanlarla Ulaan Hus adlı mevkide savaşmak zorunda kalmıştır. Bu çatışmada, atının baldırından yaralanması sonucu neredeyse düşmanın eline esir düşecekken, Boorçi, Muhali, Borohul ve Çuluun’un komutasındaki ordu savaşa dâhil olmuştur. Bu müdahale, Naymanları dağıtmış ve ardından Nayman karargâhına girilerek Ong Han’ın eşi, çocukları ve malları kurtarılmasını sağlamıştır. Moğolların Gizli Tarihçesi’nde yer alan anlatıma göre, Ong Han Temücin’e hitaben şöyle demiştir: “Eskiden, Temücin’in iyi babası Yesühei Bahadır, dağılan ulusumu kurtarıp toplamıştı. Şimdi oğlu Temücin de dört bahadırını yollayıp yitirdiğim ulusumu kurtarıverdi. Bu iyiliğin karşılığını gök ile yerin sevabı bilsin”[45]. Nitekim Ong Han’ın kardeşi Erhhar’a[46] ağabeyine karşı savaştığı bir esnada, devrin Nayman lideri İnanç Bilge Han’dan asker istemiş, Temücin’in babası Yesühey Bahadır da gönderdiği adamlarla Ong Han bu mücadelen galip çıkmayı başarmıştı[47].
Temücin’in Naymanlara vurduğu darbenin büyük etkileri olmuşsa da Naymanların Camuha’nın etrafında yeniden toplanarak güç kazanmaya devam ettikleri anlaşılmaktadır. Bu durum, Temücin için yeni bir tehdit oluşturmuş olmalı ki Naymanlar ile Tatarlara karşı ortak yeni bir sefer düzenlemek zorunda kalmıştır. Temücin, önce Burchid Tatar ve Chaghan Tatar adlı iki Tatar kabilesini ezmiş, ardından Camuha’nın oluşturduğu koalisyon karşısında da ani bir şekilde belirivermiştir. Temücin, Ong Han ile Alansai Geçidi’nde güçlü bir savunma hattı kurarak Naymanlara karşı bekleme pozisyonuna geçmiştir. Yuan Shi’deki bir kayda göre, Nayman ordusunda bulunan bir büyücü, rüzgâr ve kar fırtınası çıkararak saldırıya geçmeye çalışmış, ancak rüzgârın geri dönüp Naymanları vurmasıyla geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Bununla birlikte, bastıran kar nedeniyle geçitler tıkanmış ve Nayman ordusu hareket edemez hâle gelmiştir. Bu durumu fırsat bilen Temücin, saldırıya geçmiş ve Naymanlara büyük bir yenilgi yaşatmıştır. Aynı kaynağa göre, Naymanların yenildiğini gören Camuha, ordusunu alarak geri çekilmiş ve yol üzerindeki kabileleri yağmalamaya başlamıştır[48].
Temücin, Naymanlara büyük bir darbe vurduktan sonra, ordunun yönünü Tayciutlara çevirmiştir. Hangqu Aqucu, Quril, Qudüdar Bagi komutasındaki Tayciut ordusunu Onon Nehri kıyısında savaşa mecbur bırakmış ve onları ezmeyi başarmıştır. Ardından ani bir saldırıyla Tarqutai Qiriltuq ve Qudüdar’a hücum etmiştir. Tayciutlardan pek çok kişi esir alınmışsa da Quril Naymanların yanına sığınmayı başarmıştır[49].
Buna karşın Ong Han ile Temücin arasında dostane ilişki zamanla yerini gerginliğe bırakmıştır. Nitekim Temüçin’in 1202 yılında Tatarlar üzerine çıktığı bir sefer dönüşünde Ong Hann’ın kızını oğlu Cuci’ye almak niyetini kendisine bildirmiş, Ong Han ise buna şiddetle karşı çıkmıştır. Ardından iki taraf arasında yer yer çatışmalar yaşanmıştır. Hatta bir tanesinde Ögedey ağır yaralanmıştır. Fakat Ong Han’ın boyu oğlu ile kendisi arasında bölünmeye başlayınca Temücin de bunu fırsat bilip Kereyitlerle nihai savaşa girmiş ve Ong Han yenilmiştir[50]. Bu suretle Temücin ile Ong Han arasındaki husumet zamanla derinleşirken, Naymanlar da Ong Han’ın karşısında bir cephe oluşturmuşlardır. Cheng Wou Ts’in Tcheng Lou’nun müellifine göre, Ong Han, Temücin’e karşı ordu topladığı bir sırada birliklerini çeşitli kısımlara ayırmış ve Külürän (Kerelün Nehri) kıyılarından ayrılarak Kuba Kaya (Hou Pa Hai Ya) Dağı yönünde ilerlemiştir. Kabilesinin insanları da düzen içinde onu takip etmişlerdir. Ong Han’ın küçük kardeşi Ja’a Gambo (Caha Gambu), ağabeyinin güvenilmez biri olduğunu düşünerek Kul Bari (Houen Pa Li), Aldun Asulq (Ngan Toun A Chou), Al Kotor (Yen Houo T’o Eul) ve Al Kongqor (Yen Houang Houo Eul) adlı dört kişiyle birlikte ona karşı bir komplo kurmuştur. Ancak, bu komplo bir şekilde Ong Han’ın kulağına gitmiştir. Bunun üzerine Ja’a Gambo, kendini güvende hissetmeyerek Al Kotor, Al Kongqor, Narin Töril ve [Alin] TaiSi ile Naymanların yanına kaçmıştır[51].
Temücin, bir yıl sonra, 1202’de Naymanlara karşı kardeşi Hasar ile daha etkili bir sefer düzenlemiştir. Moğolların Gizli Tarihçesi’nde yer almasa da Cheng Wou Ts’in Tcheng Lou’nun müellifi, İmparator (Temücin)’un küçük kardeşi Hasar’ı yanına alarak Naymanlara saldırdığını bildirmektedir. Anlatıma göre, Temücin’in başında bulunduğu Moğol ordusu Naymanlara saldırmış ve karşılarına çıkan ilk orduyu tamamen ezmiştir. Öyle ki kabiledeki tüm insanlar öldürülmüş ve cesetleri bir yerde toplanmıştır. Kaynaktaki bilgilere göre Temücin, Naymanların aldıkları bu ağır darbenin ardından zayıfladıklarına ve artık eskisi kadar tehlike oluşturmadıklarına kanaat getirince ordusuna geri dönme emri vermiştir[52]. Yuan Shi’de de buna benzer bir anlatım yer almaktadır. Rivayete göre Nayman askerlerinin cesetlerinden bir kule yapılmıştır. Bu olay, Naymanlar üzerinde öyle büyük bir etki yaratmıştır ki güçleri büyük ölçüde kırılmıştır[53].
Temücin, Naymanlarla mücadele etse de farklı zamanlarda kendi çıkarlarını da göz önünde bulundurarak onlarla yakınlaşmaya gittiği de görülmektedir. Nitekim Camuka, Temücin ile Ong Han’ın arasını bozmak adına Domuz Yılı’nda (1203), Camuha’nın adamlarıyla bulunduğu bir mecliste Temücin, Naymanlardan Dayan Han’la sürekli ilişkiler içinde bulunmalarına ve ağızlarından “baba-oğul” ifadelerinin eksik olmamasına rağmen, aslında tavırlarının farklı bir yönde olduğunu belirtmesi, Temücin’in, Camuha karşısında Naymanlarla bozuşarak yeni bir mücadele cephesi açmak istemediğini göstermesi açısından önemlidir. Nitekim Temücin’in Ong Han karşısındaki üstünlüğü sağlamasıyla, onun liderliğindeki Kereyitlerin de zorunlu olarak Naymanlarla ittifak etmek durumunda kaldığı görülmektedir[54]. Fakat Özellikle Ong Han’ın öldürülüp ortadan kaldırılmasıyla Temücin ve Nayman ilişikleri daha da gerginleşmeye başlayacaktır.
2. Temücin’in Moğolistan’ınBüyük Hanı Olma Yolunda Naymanlarla Mücadelesi
Ong Han, giriştiği mücadelede Temücin karşısında yenilerek kaçtığı bir sırada yakalanmış ve başı da Naymanlar tarafından kesilmiştir[55]. Moğolların Gizli Tarihçesi’nde Naymanlardan Tayang (metinde Tayan) Han’ın annesi Gürbesü’nün şu sözleri aktarılmaktadır: “Ong Han, eskinin büyük hanıydı. Başını getiriniz; eğer doğruysa adağımızı sunalım”. Bunun üzerine Hori Sübeçi görevlendirilmiş ve Ong Han’ın kesik başı getirildiğinde olayın gerçekliği ancak anlaşılabilmiştir. Aynı eserin yazarı, bu nedenle Ong Han adına koyunlar kesildiğini, adaklar adandığını ve onun için yemek yenilip kadehler kaldırıldığını belirtmektedir. Ancak ziyafet sırasında Tayang Han, kalkarak Ong Han’ın kesik başına saldırdığı ve onu parçaladığı aktarılmaktadır. Bu duruma tepki gösteren Hori Sübeçi ise ileri atılarak Tayang Han’ı azarlamıştır. Tayang Han, bu hareketi üzerine “Yeryüzünde iki han nasıl olur?” diyerek, Temücin’in asıl niyetinin Moğolistan’ı ele geçirmek olduğunu, bu sebeple derhal asker toplayarak mücadele edilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Gürbesü ve Hori Sübeçi’nin tüm uyarılarına rağmen Moğollarla savaşmaya kararlı olan Tayang Han, bu vesileyle Torbitaş adlı bir elçiyi Öngütlerden Alahuş-Üdigithuri’ye göndererek, Temücin’e saldırmak için sağ cenah üzerinden harekete geçmeyi teklif etmiştir. Ancak Alahuş-Üdigithuri, bu teklifi derhal reddetmiş ve Yu-Hunan adlı bir elçiyi Temücin’e göndererek Tayang Han’ın asıl niyetini bildirmiştir. Bu sırada Temücin, Temeen Heer adlı bir yerde avlanmakla meşguldü. Haberi aldığında, komutanlarını toplayarak durumu istişare etmiş, bazı komutanları Tayang Han’ın ordusunun kalabalığından dem vurarak onunla yüzleşilmemesi gerektiğini savunmuşlardır. Ancak Otçigin gibi tecrübeli komutanlar, ne pahasına olursa olsun düşmanın karşısına çıkılması gerektiğini, aksi takdirde Moğollar arasında kötü bir intiba oluşacağını ifade etmişlerdir. Bu sözlere Belgüdei’nin cesaretlendirici konuşması da eklenince, Temücin de Tayang Han ile savaşmaya karar vermiştir[56].
Biraz epik unsurlar barındırdığı anlaşılan ve Moğolların Gizli Tarihçesi’nde anlatılan bu süreç, Tayang Han ile savaşmak için yeterli bir sebep oluşturmuş gibi gözükmektedir. Ayrıca Fars ve Çin kaynaklarında da yer alan bu olay, Temücin’in Naymanlarla yaptığı son hesaplaşma olarak nitelendirilmesi açısından dikkat çekicidir. Nitekim Reşidüddîn, bu durumu açık bir şekilde ele alarak Tayang Han ile hesaplaşmanın, Ong Han’ın ölümünden sonraya bırakıldığını yazmaktadır. Bu bağlamda, Naymanların Ong Han ile kurduğu ilişkilerin de bu sürecin temel nedenini teşkil ettiği söylenebilir[57].
Temücin ise Abciga Hödeher’den hareketle Halh Irmağı’nın Or Nuga’nın Heltgii Had adındaki mevkisine varmış ve ordusundaki askerleri saymıştır. Daha sonra askerleri birimlere ayırarak her bir birimin başına Dodei Çerbi, Doholhu Çerbi, Ögele Çerbi, Tolun Çerbi, Buçaran Çerbi ve Süihetü Çerbi gibi altı komutanı; binbaşı, yüzbaşı ve onbaşı olarak atamıştır. Aynı şekilde, bu komutanların kardeşleri ve oğulları arasından itibarlı ve güvenilir olanlar seçilerek seksen gece muhafızı, yetmiş turhag (şeref kıtası) ve nevbetçi (vardiya denetçisi) görevlendirilmiştir. Böylece ordusunu savaş düzenine sokmuştur. Temücin, kardeşi Arhai Qasar’a (Hasar) bin kişilik bir birlik seçmesini ve önden (yezek) giderek düşmanla savaşmasını emretmiştir. Ayrıca horçin (ok ve yay taşıyan), turhag, nevbetçi, aşçı, kapıcı ve beygircilerin koruma görevlerini yerine getirip, gün batımında bu görevleri gece muhafızlarına devretmelerini ve ardından kendilerinin de beygirlerin yanında gecelemelerini istemiştir[58].
Temücin, ordusunda gereken düzenlemeleri tamamladıktan sonra nihayetinde Naymanlarla savaşmak üzere harekete geçmiştir. O sırada Merkitlerden Togtoga, Kereyitlerden Alin Taici, Oyratlardan Hutug Behi, Cacirdaylardan Camuha dışında, dört Tatar boyu ve Sacuud boyu da Naymanlara katılmıştır. Temücin, düşmana saldırmadan önce Sıçan Yılı’nın (1205) ilk ayının ortalarında bir adak vermiş ve ardından Cebe ile Hubilai’yi, Herlen üzerinden düşmanın durumunu öğrenmeleri için önden göndermiştir. Bu iki komutan, Saari Heer üzerinden Hanharhan (Hangai-Han) yakınlarında Nayman kolcularıyla karşılaşmıştır. Kaynaklarda anlatıldığı üzere, iki taraf arasında yaşanan çatışmada Moğolların sıska bir boz atı Naymanların eline geçmiştir. Moğolların Gizli Tarihçesi’ne göre, atın durumunu gören Nayman korucuları, Moğol askerlerinin ve binek hayvanlarının zayıf oldukları kanısına varmışlardır[59]. Yuan Shi’de ise sıska atın Nayman karargâhına doğru kaçtığını ve atın durumuna Yaygan Han’ın müşahede ettiği anlatılır. Tayang Han, Moğolların atlarının zayıf ve çelimsiz olduğuna dikkat çekerek komutanlarıyla bir istişarede bulunmuş ve “Moğolları daha derinlere çekelim, ardından onlara saldırarak esir alalım” şeklinde bir teklif önermiştir. Ancak bu öneri, komutanlarından Hori-sübeçi tarafından sert bir şekilde eleştirilmiştir. Hori-sübeçi, eski hükümdarların cesurca düşmana karşı ilerlediğini ve atlarının kuyruklarını düşmana göstermenin utanç verici bir durum olarak kabul edildiğini hatırlatarak, Tayang Han’ın bu tür bir plan yapmasını korkaklık olarak değerlendirmiştir[60].
Temücin, avlandığı sırada, bir Moğol birliği Naymanlarla karşılaşarak düşman kuvvetlerinin kalabalık olduğu bildirmiştir. Bu haber üzerine Moğol komutanlarından Dodei Çerbi, Temücin’e mevcut asker sayılarının azlığı ve atlarının çelimsizliği nedeniyle oldukları yerde kalmaya devam etmelerini ve düşmanı şaşırtmak için her askerin beş ateş yakmasını önermiştir. Bu kararla düşmana gözdağı verilmesi ve zaman kazanılması hedeflenmiştir. Moğolların Gizli Tarihçesi ve Yuan Shi’de yer alan bir rivayete göre Naymanlar sayıca üstün olmalarına rağmen hükümdarları nazik ve evinden çıkmayı pek sevmeyen biri olarak tanınmaktaydı. Dodei Çerbi’nin önerisi, Temücin tarafından kabul edilmiş ve her askerin akşam beş ateş yakması emredilmiştir. Gece boyunca Moğol askerleri bu emri yerine getirmiş ve ateşlerin çokluğu Nayman gözcülerini şaşkına çevirmiştir. Gözcüler, Moğol ordusunun kalabalıklığını “yıldızlardan daha çok ateş yanıyor” sözleriyle rapor etmiştir. Bu haber, Tayang Han’ın Moğolların takviye birlik aldığına inanmasına yol açmıştır. Düşmanın güçlü görünümünden etkilenerek bir öncü birlik göndererek Moğolları yıpratma planı yapmış, ancak oğlu Hüçülüg Ha (Câmiü’t-Tevârih’te كوشلوك-Güçlük)[61], bu plana karşı çıkarak babasını cesaretsizlikle suçlamıştır. Hüçülüg, Moğol ordusunun büyümüş olamayacağını, zira ordularının büyük bir kısmının Camuha’nın peşinde olduğunu ifade etmiştir. Hüçülüg’ün, babasına “kadın gibi konuşuyorsun” sözleri, Tayang Han’ı oldukça öfkelendirmiştir. Ayrıca Hori Sübeçi de Tayang Han’ı eleştirerek, babası İnanç Bilge Han’ın düşman karşısında asla atını geri çekmediğini hatırlatmış ve “Eğer böyle bir korkaklık sergileyeceğinizi bilseydik, anneniz Gürbesü’yü komutan yapardık” şeklinde ağır bir ithamda bulunmuştur. Bu sert eleştiriler karşısında Tayang Han öfkeye kapılarak, Moğollara saldırma kararı almıştır[62].
Naymanların asker sayısı bakımından Moğollardan bir hayli üstün olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte Moğolların Gizli Tarihçesi’nde geçen “ateş yakma” taktiği, Moğolların Naymanlara karşı savaş öncesinde psikolojik üstünlük kazandığını vurgulaması açısından önemlidir. Sonuç olarak, Tayang Han, Moğollarla nihai karşılaşmayı yapmak için harekete geçme kararı aldıktan sonra, ilk olarak Haçir Su’dan hareketle Tamir yönüne ilerlemiş, Orhun Nehri’ni geçerek Nahu Hün Dağı’nın eteklerini aşmış ve neticede Tsahir Mogod adlı mevkiye ulaşmıştır. Bu sırada Moğol gözcüleri durumu Temücin’e bildirdiğinden her iki ordu da savaş alanına intikal etmiştir. Ordunun öncü kısmının başında bizzat Temücin yer alıyordu. Ana muharip gücün komutasını ise kardeşi Hasar’a bırakmıştır. O esnada Nayman ordusu da Nahu Hün Dağı’nın eteklerinde saf tutmuştur. İki tarafın öncü birlikleri arasında çıkan küçük bir çatışmanın ardından, Moğolların şiddetli darbeleri öncü birliğini kısa sürede sarsınca, Tayang Han durumun ciddiyetini fark etmiştir. Bu sırada, ordusuna katılan Camuha’ya dönerek, karşısındakilerin kim olduğunu sormuştur. Camuha, bunların Temücin’in “insan etiyle beslediği” Cebe, Hubilai, Celme ve Sübüdei adlı, “dört köpek” ünvanıyla tanınan dört önemli komutanı olduğunu söylemiştir. Bu bilgi karşısında büyük bir korkuya kapılan Tayang Han, savaşa girmeden ordusunu geri çekmiş, ancak Moğollar tarafından takip edildiğini anlayınca, ordusunu Tayga Dağı’nın tepesine çekmek zorunda kalmıştır[63]. O sırada Temücin’in kendisi de bizzat Tayang Han’ın peşine düşerek onu amansız bir takibe almışken Cebe Noyan da onu yer yer sıkıştırmaya başlamışlarken, Tayang Han’ın savaşa bile girmeden Moğollardan kaçtığını fark eden Camuha ise Naymanlardan ayrılmıştır[64].
Moğolların Gizli Tarihçesi’nde detaylı bir şekilde anlatılan bu olay, Naymanların Temücin’den ne kadar çekindiklerini ve mücadele sırasında yaşanan trajediyi açıkça ortaya koymaktadır. Moğol ordusu karşısında direnişi zayıflayan Camuha, müttefiki Tayang Han’ı yalnız bırakarak geri çekilmiş, Nayman birlikleri ise Tayga Dağı’nın zirvesinde kuşatılmıştır. Temücin, dağın etrafını tamamen abluka altına almıştır. Bu durum, Nayman saflarında büyük bir paniğe neden olmuş ve askerler, dağdan kaçmaya çalışırken birbirlerini ezerek ağır kayıplar vermiştir. Moğolların peş peşe saldırıları da Naymanların dağınık ve düzensiz savunmasını hızla çökertmiştir. Tayang Han, teslim olmayı reddetmiş ve son bir direnişle Moğol askerlerine karşı savaşmıştır. Ancak bu çatışma sırasında ağır yaralanmış ve kısa süre sonra hayatını kaybetmiştir. Reşidüddîn, Tayang Han’ın cesedinin uzun bir süre bir çukurda bırakıldığını, ardından da bir taht üzerinde teşhir edilerek halk arasında alay konusu yapıldığını aktarmaktadır. Tayang Han’ın üvey annesi ve aynı zamanda lavirat evlilikle nikahına aldığı Gürbesü, bu yenilgi sırasında esir düşmüştü. Gürbesü, daha sonra Temücin’in eline geçmiş ve onun cariyesi olmuştur[65].
Tayang Han, bu savaşla ortadan kaldırıldıysa da bir yolunu bulup kıtalden kaçmayı başaran oğlu Hüçülüg, az sayıda askeriyle kurtulmuş, ancak Tamir Irmağı civarında kendisini takip eden Moğol askerleriyle girdiği çatışmada yanındaki askerlerin çoğunu kaybetmiştir. Hüçülüg’ü amansız bir şekilde takip eden bir Moğol birliğinin yanı sıra, başka bir Moğol birliği de etrafta toplanan Naymanları Altay dağları civarında kıstırarak kılıçtan geçirmiştir. Camuha ise sıranın kendisine geleceğini bildiğinden batıya doğru kaçmayı planladığı sırada, yanında savaşan Cadaran, Hatagin, Salcuud, Dörben, Taiçud ve Hongirad gibi Moğol boyları saf değiştirerek Temücin’in tarafına katılmışlardır[66].
Naymanların Temücin karşısında üst üste yenilgiye uğraması, tek başlarına mücadele etmenin mümkün olmadığını Hüçülüg’e göstermiştir. Bu durum üzerine Hüçülüg, Sığır Yılı’nda (1206), Temücin’e karşı daha önce birkaç kez yenilmiş olan Merkitlerden Togtoga ile temasa geçmiş ve birlikte hareket etmeyi önermiştir. Neticede iki taraf, İrtiş Irmağı kıyısında bir araya gelip atlarını tımarladıkları sırada Temücin aniden ortaya çıkmış ve saldırıya başlamıştır. Çatışma sırasında Togtoga, nerden geldiği belli olnayan bir ok nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Bunun üzerine Nayman ve Merkit askerleri paniğe kapılarak geri çekilmeye çalışmışlardır. Ancak İrtiş Irmağı’nı geçmeye çalışırken yaşanan izdiham nedeniyle çok sayıda asker suda boğularak hayatını kaybetmiştir. Moğolların Gizli Tarihçesi’ne göre bu olay sonrasında Nayman ve Merkitlerden yalnızca az sayıda kişi hayatta kalmayı başarmıştır. Kaçmayı başaranlardan biri de Hüçülüg olmuştur. Hüçülüg, büyük bir çabayla Uygur ve Karluk topraklarını aşarak Çüi Irmağı kıyısındaki Sartuul bölgesinde Karahitay hükümdarı Gür Han’a sığınmıştır. Merkitlerden Togtoga’nın hayatta kalan oğulları Hudu, Gal ve Çuluun’un önderliğinde Merkit topluluğu da Hanlin ve Hibçaguud hattı boyunca Kıpçak topraklarına doğru çekilmiştir. Ancak bu süreçte Temücin ve komutanı Sübüdei, Merkitleri takip etmiş ve büyük bir kısmını kılıçtan geçirmiştir. Aynı zamanda, Camuha da uzun süren bir mücadele sonucunda öldürülmüştür[67].
Hüçülüg’ün kaçmasıyla Naymanlar da artık Temücin için bir sorun olmaktan çıkmıştı[68]. Fakat Hüçülüg’ün yakalanmamış veya hâlâ yaşıyor olması, bu sürecin tam olarak bitmediği anlamına da geliyordu. Bu nedenle Temüçün, 1206 yılında Onon Nehri kenarında tertip edilen “Büyük Kurultay”da Cengiz Han ünvanı sırada yaptığı ilk işlerden birisi de büyük komutanlarından Cebe’yi Hüçülüg’ün peşine göndermek olmuştur[69]. Hüçülüg ise Kara Hitaylara sığındıktan sonra etraftan topladığı Nayman askerleriyle Gür Han’ı devirip iktidarı ele geçirmişti. Ch’ang Ch’un, pek çok Nayman mensubunun Karahitaylar’a sığındığını, fakat devletin ikiye ayrılmasıyla iktidarı ele geçirdiklerini belirtmektedir. Neticede Hüçülüg, 1218 yılına kadar Kara Hitayları yönetmeyi başarmışsa da Cebe, aldığı emir gereğince Hüçülüg’ü Sarig hün adı verilen yerde yakalayıp onu öldürmeye muvaffak olunca, Nayman Hanlığı’nın son siyasi kalıntıları da bu suretle ortadan kaldırılmıştır[70].
Naymanlara Temücin tarafından büyük bir darbe vurulmuş vurulmasına, lakin bunların Kıpçak ve Merkitlerle birlikte bizzat Temücin tarafından ana Moğol ordusunda iskân edildiği söylemek gerekir[71]. Ayrıca bunlar daha sonra “Moğol Ulusu” denilen siyasi ve askerî sistemin bir parçası hâline gelmişlerdir[72]. Sinor’un tespitlerine göre Naymanların bakiyeleri etrafa saçılmakla Kitanlarla birlikte “Ktay-Nayman” gibi yer isimlerinin çeşitli kombinasyonları Kırım’a kadar yayılmıştı[73]. Nayman kadınları da güzellikleriyle meşhur olduklarından Moğollar bunlardan pek çok eş seçmişlerdir. Bunlardan en önemlilerinden biri de Töregene Hatun’du. Aynı şekilde Ayn Calut’ta katledilen ve Hıristiyan dinine mensup[74] Kit-Buka’nın Nayman asıllı olduğu bilinmektedir[75]. Güyük (1246-1249) devrinde Cormagan tarafından Tebriz sanatkârlarının başına baskak (vergi memuru) olarak tayin edilen ve Mengü Bolat ve Kadak Noyan, yine Nayman kabilesindendiler[76].
Sonuç
Temücin’in (Cengiz Han) Moğolistan’da siyasi birliği sağlama sürecinde Nayman kabilesiyle yaşadığı çatışmalar hem askeri hem de politik açıdan büyük önem taşımıştır. Görüldüğü üzere de bu süreç, Temücin’in Moğol kabilelerini tek bir çatı altında toplama ve Moğol İmparatorluğu’nun temellerini atma yönündeki hedefinin bir parçasıdır. Güçlü bir Hanlık olan Naymanlar, Moğol bozkırlarında uzun süredir etkin bir varlık göstermiş ve Temücin’in yükselişi sırasında en büyük rakiplerinden biri olmuştur. Naymanlarla olan savaşlar, askerî çatışmalarla beraber diplomasi, ittifaklar ve psikolojik savaşın etkin bir şekilde kullanıldığı bir mücadele olarak dikkat çeker. Aynı şekilde Temücin ile Naymanlar arasındaki mücadeleler, Moğol tarihindeki güç mücadelesinin önemli bir parçasını oluşturmuştur. Nitekim Naymanlar, başlangıçta güçlü ve örgütlü bir topluluk olarak Moğol coğrafyasındaki üstünlüklerini korumaya çalışmış, ancak Buyruk Han ve Tayang Han nezdindeki liderlik zafiyeti ve iç çekişmeler sebebiyle zayıflamışlardır. Temücin ise hem Ong Han nezdindeki diplomatik manevralar hem de askerî başarılarla bu zayıflığı kendi lehine çevirmiştir. Özellikle Naymanlara karşı kazanılan zaferler, Temücin’in Moğol kabileleri üzerindeki otoritesini desteklemiş, gücünü artırmış ve nihayetinde Cengiz Han olarak Moğolistan’daki yerini sağlamlaştırmasına zemin hazırlamıştır. Bu süreç, yalnızca Moğolların değil, bölgedeki diğer kabilelerin ve halkların kaderini de derinden etkilemiştir. Asıl olarak da Naymanlar, Cengiz Han’ın Moğolistan’da merkezi otoriteyi tesis etme sürecinde karşılaştığı en güçlü ve etkili kabilelerden biri olarak tarih sahnesinde önemli bir yer tutmuştur. Ong Han’ın ölümüyle başlayan süreç, Naymanlar ve Moğollar arasındaki mücadelelerin göğüs göğse bir çatışma olmadığını, psikolojik bir üstünlük savaşına da dönüştüğünü göstermektedir.
Bununla birlikte Nayman kabilesinin lideri Tayang Han, Temücin’in büyüyen etkisine karşı direnç göstermiş, diğer kabilelerle ittifaklar kurarak bu direnişi sürdürmeye çalışmıştır. Ancak Tayang Han’ın liderlik zaafları, Moğolların akıllıca attıkları adımlar karşısında yetersiz kalmıştır. Tayang Han’ın nihaî karşılaşmada geri çekilmesini takip eden süreçte, Temücin’in güçleri Naymanları acımasızca takip etmiş ve sonrasında kesin bir zafer kazanmıştır. Bu zafer de Nayman kabilesinin siyasi olarak çöküşüyle birlikte Moğol kabilelerinin Temücin liderliğinde birleşmesine zemin hazırlamıştır. Tayang Han’ın ölümü ve ardından gelen oğlu Hüçülüg’ün kaçışı, Naymanların direnişinin son kalıntılarını temsil etmiştir. Hüçülüg’ün diğer kabilelerle oluşturduğu ittifaklar ve Temücin’e karşı sürdürdüğü mücadeleler de sonuçsuz kalmış, Temücin’in Moğolistan üzerindeki kontrolünü sağlamlaştırmıştır. Bu çatışmaların tarihî önemi askerî başarılarla sınırlı kalmamış, Moğol İmparatorluğu’nun kuruluşunda da önemli bir rol oynamıştır. Naymanların yenilgisi, Temücin’in liderliği altında Moğol kabilelerinin birleşmesine olanak tanımış, bu durum da Moğol İmparatorluğu’nun ortaya çıkışının temel taşlarından biri olmuştur.
Asıl olarak da Naymanlar, kalabalık ordularına ve geniş ittifaklarına rağmen Temücin’in ustaca yürüttüğü askeri taktikler karşısında dayanamayarak geri çekilmek zorunda kalmaları ise başlarındaki liderlerin gerekli basirete sahip olamayışlarıdır. Buna karşın Moğol ordusunun üstünlüğünü artıran faktörlerin başında Temücin’in askerlerine olan liderlik vasfı ve moral gücü olmuştur. Tayang Han’ın savaş meydanında direnememesi, ordusunu geri çekmesi ve sonunda Moğollar tarafından kuşatılarak yok edilmesi, Naymanlar için bir dönüm noktası olmuş, bu kabilenin siyasi olarak tarih sahnesinden silinmesine giden süreci başlatmıştır. Bununla birlikte, Naymanların tamamen yok olmadığı, bazı üyelerinin Moğol toplumu içinde varlık göstermeye devam ettiği görülmektedir. Güzellikleriyle tanınan Nayman kadınları, Cengiz Han ve diğer Moğol liderleri tarafından eş olarak seçilmiş, böylece Naymanlar akrabalık ilişkileri açıdan Moğollar üzerinde iz bırakmıştır. Ayrıca Töregene Hatun gibi önemli figürler, Moğol İmparatorluğu’nun yönetiminde etkili olmuştur. Bunun yanında, Ayn Calut Savaşı’nda hayatını kaybeden Kit-Buga’nın ve Mengü Bolat gibi diğer Nayman asıllı şahsiyetlerin varlığı, bu kabilenin etkisinin sonraki dönemlerde de devam ettiğini göstermektedir.

