Giriş
Osmanlı Devleti’nin Avrupa’ya çevrilmiş iki gözü olan Eflak ve Boğdan[1] , vergiye bağlanmalarından 18. yüzyılın başlarına kadar “voyvoda” olarak adlandırılan yerli beyler tarafından idare olunmuştur. Boğdan voyvodası Dimitri Kantemir’in 1711’deki Osmanlı-Rus Savaşı’nda Ruslarla iş birliği yapması ve ardından Rusya’ya kaçmasıyla Osmanlı Devleti “memleketeyn”de yeni bir düzen uygulamaya koymuştur. Merkezi kontrolü sağlamak amacıyla başlayan bu yeni düzen, 1821’e dek sürmüştür. Dolayısıyla bu dönemde Osmanlı Devleti, yerli beylerin yerine, “Fenerli” olarak isimlendirilen ailelerden gelen kişileri Eflak ve Boğdan’a voyvoda tayin etmiştir.
Bu voyvodalardan biri de 1786-1790 yılları arasında yaklaşık olarak dört yıl Eflak voyvodalığı yapan, fakat devlete ihaneti gerekçe gösterilerek katledilen Pare (Paros) Adalı Nikola Mavroyani’dir (1735-1790)[[2] . Bu makalede de Mavroyani’nin hayatı ele alınmakta ve onun Pare’den Eflak’a uzanan yaşamının bütünlüklü olarak incelenmesi hedeflenmektedir. Zira, Christine Philliou’nun vurguladığı gibi, pek çok çağdaşı ile kendisinden sonraki yazarları büyüleyen ve kendisine hayran bırakan bir şahsiyet olan[3] Nikola Mavroyani’nin dirimi, her ne kadar onunla ilgili geniş bir literatür olsa da, Osmanlı kaynakları kullanılarak yeterince araştırılmamıştır[4] . Büyük ölçüde arşiv belgelerine dayandırılan bu çalışmanın literatüre katkısı da bu açıdan olacaktır. Nihayetinde Mavroyani, Osmanlı Devleti’nin memleketeynde kurmaya çalıştığı yeni düzenin olumlu ya da olumsuz yönlerinin anlaşılması noktasında iyi bir örnek oluşturmaktadır.
Bu doğrultuda çalışma iki kısımdan oluşmaktadır. İlk kısımda Mavroyani’nin Pare’den Eflak’a uzanan yaşamı ele alınmaktadır. İkinci kısımda ise Mavroyani’nin sıra dışı yolla elde ettiği Eflak voyvodalığı ve katledilmesi konusuna odaklanılmaktadır. Ancak bu konulara geçmeden önce Fenerli kimdir? Nikola Mavroyani bir Fenerli midir? sorularına kısaca açıklık getirmek lazımdır.
Philliou’ya göre Fenerli terimi, İstanbul’da Ortodoks Patrikhanesi’nin bulunduğu Fener semtine ve Fenerlilerin ikametgâhları ile patrikhanenin güç tabanlarının yer aldığı bölgeye gönderme yapmakta, Fener merkezli elitler ile maiyetlerini ve buna bağlı unsurları anlatmaktadır. Ayrıca vergi muafiyetine sahip olmayan Fenerliler, tüccar ve kilise görevlileri olmalarının yanı sıra, Osmanlı merkezi devletiyle ya da Eflak ve Boğdan’daki Fenerli idaresiyle ilişkili makamlarda bulundukları için Fenerli olmayan Ortodoks Hristiyan elitlerden de ayrılmaktadır[5] .
Zeynep Sözen ise Eflak ve Boğdan’a atanan Fenerlileri, Fener semtinde oturan, kendilerini Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olarak gören bir zümre olarak tanımlamaktadır. Ayrıca Sözen, Rumca konuşsalar da Fenerlilerin kökenlerinin hayli farklı olduğunu vurgulamaktadır: “Aralarında Rum’u da vardır, Romen’i de, Arnavut’u da, adalısı da, İtalyan’ı da… Hepsi soylu da değildi üstelik. Yıllarca Eflak ve Boğdan’da yerleşmiş olan, Romen soylularıyla kaynaşarak soyluluk kazanmış köylüler, Egeli tüccarların, hatta kürekçilerin çocukları bile aralarında vardı aralarında… Bazıları Sakız’dan, Paros’tan, Arnavutluk’tan gelmeydi. Zaman içinde Fener semtinde seçkin ve varlıklı bir zümre oluşturmuşlar, bildikleri diller sayesinde de Osmanlı Devleti’nde önemli bir görev olan tercümanlığa getirilmişlerdi[6] .”
Bu tanımlar çerçevesinde Pare Adalı Nikola Mavroyani de bir Fenerli’dir. Ancak arşiv belgelerinde Mavroyani devletine sadık bir bende olarak Fenerli Rumlardan ayrı tutulmuştur[7] . Bu vurgu, Nicolae Iorga ve Joseph von Hammer Purgstall’da da görülmektedir. Onlara göre en cesur ve en fazla itibar sahibi bir Rum olarak Mavroyani Fenerlilerden büsbütün başka zihniyettedir. Mavroyani’nin askerî kuvvetle ortaya çıkması da Fenerlilerin aristokrat kurnazlıklarıyla tezat teşkil etmektedir[8] . Philliou da “hödük adalı” olarak tanımlanan Mavroyani’nin yerleşik Fenerli ağlarının dışında olduğunu ve Mavroyani’nin Sakız, İstanbul ya da Rumeli gibi geleneksel Fenerli bölgelerinin yerlisi olmadığını belirtmektedir. Ayrıca Philliou, Mavroyani’nin, tercüman Stefanos Mavroyani’yle akrabalığı ile Cezayirli Hasan Paşa arasındaki himaye ilişkisi sayesinde henüz tam anlamıyla Fenerli sayılamayacağı 1770’te atandığı ve on altı yıl süren donanma tercümanlığı sırasında şöhret ve nüfuzunu arttırarak önce İstanbul’da, çok geçmeden de Eflak ve Boğdan’da Fenerli sahnesine hızlı giriş yaptığını dile getirmektedir[9] .
Sophia Laiou da benzer düşüncededir ve Laiou, yerleşik Fenerlilerin Mavroyani’yi kendi aristokrat gruplarının üyesi olarak görmediklerini, onu adalı bir köylü olarak adlandırarak aşağıladıklarını beyan etmektedir. Laiou, Mavroyani’nin Fenerli elitinin bir üyesine dönüşmesini de donanma tercümanı iken Pare Adası’nda kurduğu vakıfla[10] gerçekleştiğinin altını çizmektedir[11].
Görüldüğü üzere Nikola Mavroyani’nin Fenerli oluşu ile ilgili hem dönemin belgelerinde hem de literatürde farklı bilgiler vardır. Ancak bu bilgiler, Mavroyani’nin Fenerli dünyasının parçası olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Bununla birlikte Mavroyani’nin Fenerliler için en üst mevki olan voyvodalık yolunda sıra dışı bir kariyer izlediğini belirtmek gerekir. Zira Eflak ve Boğdan’a giden yol, beyzadeler ile eski voyvodalardan yapılan atamalar haricinde, genellikle kaptan-ı deryanın sekreteri gibi işlev gören donanma tercümanlığı ile Osmanlı yönetiminde belge tercüme eden resmî görevliler olmanın ötesinde kendilerine tanınan yetkiler çerçevesinde Osmanlı diplomasi münasebetlerinin yürütülmesi ve Osmanlı dış politikasının şekillenmesinde rol oynamış olan divan tercümanlığından geçmektedir[12]. Oysaki Nikola Mavroyani, aşağıda da görüleceği gibi, on altı yıllık donanma tercümanlığının akabinde üç günlük bir divan tercümanlığının ardından voyvodalığa yükseltilmiştir. Dolayısıyla Mavroyani alışılmışın dışında bir voyvodadır ve Mavroyani’nin hayatının yeniden konu edilmesi bundan kaynaklıdır.
Pare Adası’ndan Eflak’a Sıra Dışı Bir Voyvoda
1735’te dünyaya geldiği vurgulanan[13] Nikola Mavroyani’nin Pare Adalı olması dışında kökenleriyle ilgili Osmanlı kaynaklarında bilgi yoktur[14]. Belgelerde baba adı Petraki (Petro) olarak geçmekte, annesinin kimliği ise bilinmemektedir. Erkek kardeşi Dimitraki ile eşi İrenaki’nin yanı sıra, yeğenleri İstefanaki (donanma tercümanı), Nikolaki ve Yanko’nun (Viyana maslahatgüzarı)[15] da isimleri kayıtlarda gözükmektedir. Bunlara, İstefanaki’nin eşi Ralu[16], oğlu Nikolaki, kayınvalidesi Eleniko[17] ve oğulları Karaca İskerletzadeler, Yanko’nun kızı İrene, İzmir’de ikamet eden akrabası Dimitri, bacanağı Pandezioğlu Yanaki ve Nikola Mavroyani’yle yakınlığı belli olmayan Francesgaki Mavroyani ile Filorincaki Mavroyani de eklenmektedir[18].
Literatürde Venedikli Morosinilere kökenlerinin dayandığı vurgulanan Mavroyani ailesinin büyük atası olarak ise Demetre ismi geçmektedir. Nikola Mavroyani’nin babası Petros (Pierre) ile amcası Stefanos’un (Stephane) yanı sıra, Nicolas, Irène, Graneta, Marie ve Emanuel de ailenin ikinci nesli olarak zikredilmektedir. Kyra Prépoulina ile evlenen Petros’un, Nikola Mavroyani dışında, Dimitraki (Demetre) adında bir oğlu ve Irène ile Marie isimli iki kızı olmuştur[19].
Philliou’nun belirttiğine göre Nikola Mavroyani’nin babası Petros, 1765’te donanma tercümanı olan kardeşi Stefanos’la beraber, Osmanlı’nın bölgeyi Venedik’ten geri aldığı 1715’te Mora’dan kaçarak Pare Adası’na gelmiştir. Petros, Pare Adası’nda geniş topraklar satın almış ve servet edinmiştir. Bu servet, Petros’un kardeşi Stefanos’un İstanbul’a yerleşmesini ve nüfuz edinmesini sağlamıştır. Ancak Mavroyani’nin babası Petros Paros’ta kalmıştır[20].
Bu doğrultuda Nikola Mavroyani’nin hayatına baktığımızda, o, Maryola (Mariora) veled-i Kostaki ile evlidir[21] ve Mavroyani’nin eşinin Sakızlı Skanaviler’den (Scanavi) geldiği belirtilmektedir[22]. Altısı kız, üçü erkek olmak üzere onların dokuz çocukları dünyaya gelmiştir. Ancak oğlu Petraki ile kızları Ralu, Frosni[23], Arite[24] ve Filori’nin adı kayıtlarda geçmekte, diğer çocukları hakkında belgelerde veri gözükmemektedir. Literatürde ise Mavroyani’nin çocuklarının isimleri şöyle verilmektedir: Pierre, Smaragda, Constantin, Joseph, Roxane, Euphrosyne, Sultane, Hèléne ve Ralou[25].
Ralu, 1821 isyanında eşi ve çocuklarıyla sürgün edilmiş, bu süreçte el konulan 175.000 kuruşluk malının iadesini istemiştir. Filori’nin adı ise annesi Maryola’nın mücevheratı sayılırken, bir avizenin üzerinde “küçük kızı Filori’nin” kelimelerinin yazılması dolayısıyla belgelerde görülmektedir. Arite de Nakşa ve Pare adalarında müsadere edilen emlak ve arazilerden kendisine verilmesini talep etmiştir. Petraki ile Frosni de babalarının ölümün ardından Boğdan’da mutasarrıf oldukları çiftliklerinin durumlarını tahkik etmek için izin istemişlerdir[26].
Nikola Mavroyani, kendisi gibi donanma tercümanı olan amcası Stefanos sayesinde Fenerli dünyasına çok da yabancı değildir. Ancak onun hayatı, Pare Adası’ndan İstanbul’a gelmesiyle değişmiştir. Mavroyani, burada, Kaptan-ı Derya Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın (ö. 1790) sarrafı Hacı Nikolaki’ye intisap etmiştir. Sonradan Dîvân-ı Hümâyun tercümanı olacak olan oğlu İstavraki (Stavraki) ile beraber dil öğrenmesine destek veren Hacı Nikolaki aracılığıyla da Gazi Hasan Paşa’nın himayesine girmiştir. Bu himaye, Mavroyani’nin hayatında bir dönüm noktasıdır. Çünkü Eflak voyvodalığının kapıları Hasan Paşa aracılığıyla Mavroyani’ye açılmıştır.
Bu doğrultuda Mavroyani’nin ilk görevi, donanma tercümanının maiyetinde yazıcı olmaktır. Ancak Mavroyani yazıcılıkla yetinmemiştir. Mahareti ile kısa sürede hamisi Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın gözüne girerek voyvodalık yolundaki basamaklardan biri olan donanma tercümanlığına terfi etmiştir. Bunda, Marvoyani’nin Türkçe, Yunanca ve İtalyanca biliyor olmasının payı muhtemeldir. Nihayetinde Ege ve Akdeniz adalarındaki nüfus kompozisyonları ortadadır ve dolayısıyla bu dillere hâkim olmak, donanma tercümanı istihdamında önemli bir unsur olmalıdır[27].
Donanma tercümanlığını yaklaşık on altı yıl sürdüren Nikola Mavroyani, Mora’daki Manyotlar ile Kiklad adaları ahalisinin Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın idaresine geçmesine yardımcı olmuş ve Hasan Paşa adına afnameler ile imtiyaznameler dağıtmıştır. Dolayısıyla Mavroyani’nin şöhret ve nüfuzu bu süreçte daha da artmıştır.[28] Hasan Paşa’nın Mavroyani’nin cizye vs. vergilerden muaf tutulmasıyla ilgili 17 Mart 1778’de yazdığı maruzatında söylediği “uzun zamandır Donanma-yı Hümâyun tercümanlığı hizmetinde olan Nikola Mavroyani sefer sırasında sadakat ve doğrulukla hareket ettiğinden[29]” şeklindeki sözleri bunu desteklemektedir.
Mavroyani, gün geçtikçe güven ve itimadını kazandığı efendisine voyvodalık için baskı yapmıştır. Hasan Paşa da Mavroyani’nin voyvoda olmasını sağlamak amacıyla elinden gelen çabayı göstermiştir. Bu noktada Hasan Paşa kefalet takriri yazmayı taahhüt ederken, Sadrazam Koca Yusuf Paşa da (ö. 1800) voyvoda değişiminde Rusya ile olan ahitnameye aykırı bir iş olmamasını arzulayan I. Abdülhamid’i (1774-1789) şöyle ikna etmiştir:
“Donanma tercümanı Mavroyani’nin Eflak voyvodası nasbıyla ilgili mâni ve mahzurdan kastınız Rusyalının itiraz etmesiyse Kaynarca ve Aynalıkavak’ta voyvoda şu olsun, bu olmasın gibi bir ifade yoktur. Raif İsmail Paşa’nın riyasetinde memleketeynin muhafazasına dair Devlet-i Aliyye’nin verdiği emirde, suçları sabit olmadıkça voyvodalar azlolunmayalar tabiri yazılıdır. Elçi azlin sebebini sorduğunda uygun cevap verilebilir. Mavroyani’nin senelerdir sadakati ortadadır. Voyvodalıkta Fener Rumlarından daha sadık olacağı açıktır. Hâlen voyvoda olanlar ya da tayin olunacaklarla da eşittir. Bu zamanda kendi nefsinden başkasına kefil olmak zordur. Ancak Mavroyani’nin sadakat yolundan dönmeyeceğini bilirim. Fener Rumları ve özellikle de voyvodalık beklentisinde olan kafirler, Mavroyani’nin voyvoda olmasını çekemeyip bazı sözler dile getireceklerdir. Belki de karışıklık çıkması için kâğıt yazacaklardır. Voyvodaların değiştirilmesinde menfaatleri olan herkes bir şeyler söyleyecektir. Bunlardan endişe olunduğu takdirde voyvodaların zamanla azli de mümkün olmaz[30].”
Dolayısıyla I. Abdülhamid, “nezdinizde münâsib görüldükde mâni‘ ve mahzûru olmadıkda kapuda olanlar ile bi’l-müzâkere müstahsin oldukda Eflak voyvodalığına hil‘ati ilbâs oluna” diyerek Mavroyani’nin Eflak voyvodalığını onaylamıştır[31]. Nikola Mavroyani, hamileri Cezayirli Gazi Hasan Paşa ve Koca Yusuf Paşa aracılığıyla istediğini almış ve 7 Nisan 1786’da da Mihalaki Bey’in (Michael Drakos Soutzos) yerine Eflak’a voyvoda atanmıştır[32]. Zaten hem Hasan Paşa ile Yusuf Paşa hem de Mavroyani sonrasında bunu itiraf etmekten geri durmamıştır: “Sen ki Eflak voyvodası Mavroyani Nikola voyvodasın huzûr-ı hümâyunda senin hakkında biz hüsn-i şehâdet ederek seni vovyoda nasbetdirdik. Bu çâkerleri a‘tâf-ı hidîvâneleri inzimâmıyla hâkdan ref‘ olunub Eflak voyvodalığı ile çerâğ[33].” Bu da siyasi, sosyal, ekonomik ortak çıkarlar ve karşılıklı bağımlılık ekseninde avantaj ve riskleri de bünyesinde barındıran 18. yüzyıl Osmanlı dünyasındaki patronaj ya da hami-mahmi ilişkilerinin kuvvetini göstermesi açısından anlamlıdır[34]. Dolayısıyla burada bir parantez açmak lazımdır. Çünkü Mavroyani’nin voyvodalığa getirilmesi biraz çetrefillidir. Nihayetinde Hasan Paşa ve Yusuf Paşa’nın girişimleriyle, Mihalaki Bey’in voyvodalıktan zorla el çektirilmesi sayesinde Mavroyani’nin voyvodalığa tayini gerçekleşmiştir. Bu noktada Mihalaki Bey’e kâğıtlar gönderilerek nefsinin selameti için voyvodalıktan çekilmesi tehdidinde bile bulunulmuştur. Mihalaki Bey de hastalığını gerekçe göstererek can korkusundan istifasını sunmuştur. Bu sebeple Fenerli beyzadeler, Mavroyani’nin voyvoda olmasını istememişler ve ona karşı muhalefet etmişlerdir. Fakat çok direnç gösterememişlerdir. Zira Mavroyani, sarayın iki önemli kişisi tarafından desteklenmektedir. Bunu Ahmed Cevdet şöyle dile getirir: “Fenârlular sîne-sûz-i gayret ü hâsed olmuşlar ise de Hasan Paşa’nın sarsar-ı şiddet ü gazabından havfla bir şey denilemediğinden[35].”
Öte yandan, yukarıda vurgulandığı üzere, Nikola Mavroyani’nin voyvodalığa tayin edilmesi alışılmışın dışındadır. Zira voyvodalar genellikle divan tercümanlarından ya da beyzadeler ile eski voyvodalar arasından seçilmiştir. Oysaki Mavroyani bu kuralın dışında bir tercihtir. Çünkü o, her ne kadar naspedilmiş olsa da, divan tercümanlığını tecrübe etmemiştir. Tepki çekmemek adına iş kitabına uydurulmuş, kâğıt üzerinde divan tercümanı gösterilen Mavroyani, tercümanlığının da üzerinde kalması koşuluyla üç gün içinde voyvodalığa atanmıştır. Bu, belgelerde şöyle vurgulanmaktadır:
“Eflak ve Boğdan voyvodaları ya beyzâdeler ve sâbık voyvodalardan veyâhûd Dîvân-ı Hümâyun tercümânlarından ola gelmekle Fener’de sâkin Rum müfsidlerinin havâdis-i ihtirâ‘ına yol bulamamaları zımnında Mavroyani kulları Dîvân-ı Hümâyun tercümânı nasb ve ba‘dehu Eflak voyvodalığı tevcîh olunması. Mavroyani dîvân tercümânı nasbolundukda sâbık voyvodalar ve husûsen Fener Rumları voyvodalığa mukaddemen olduğunu idrâkle ellerinden gelen mefâsidi icrâ edecekleri nümâyân olmağın mersûm kulları tercümân nasbolunduğunun üçüncü günü hemen voyvoda nasb ve hil‘ati ilbâs olunmak mertebe-i vâcibeden idiğü ve dîvân tercümânlığı âhere verilmeyüb yine hâlen tercümâna ihâleyle mağdûriyetden sıyâneti muktezâ-yı ‘adâlet olduğu ve bu mâddeye serî‘an nizâm verilmediği takdîrde Rum kâfirleri serrişte alub dürlü dürlü havâdis ihtirâ‘ edecekleri[36].”
Görüldüğü üzere Nikola Mavroyani hamilerinin girişimi sonucu Eflak voyvodalığını elde etmiştir. Dönemin konjonktürü de bunda etkilidir. Zira Kırım’ın işgalinden sonra Eflak ve Boğdan’daki Osmanlı-Rusya nüfuz mücadelesi sürmektedir. Dolayısıyla Eflak’ta Osmanlı Devleti’ne sadık bir voyvodanın bulunması gereklidir ve bu durumun farkına varan Cezayirli Gazi Hasan Paşa da gücünü kullanarak Koca Yusuf Paşa ile beraber Mavroyani’yi hızlıca voyvodalığa terfi ettirmiştir[37].
Mavroyani, voyvoda olduktan sonra kendisine muhalefet edenleri unutmamıştır. Bunların en önde geleni darphane sarrafı Bedros, namıdiğer Petraki’dir. Muhtemelen Bedros, Mavroyani’nin selefi Mihalaki Bey’le olan bağı nedeniyle ona muhalefet etmiştir. Bedros’un kendisi de voyvoda olmak niyetinde olabilir. Zira bir lejyon olarak adlandırılan muhaliflerin onun arkasında toplandığı dile getirilir. Belki de Bedros, devletin kendisine tahsis ettiği, Eflak ve Boğdan voyvodalarının ödediği yıllık geliri kaybetmemek arzusundadır. Ancak nedeni ne olursa olsun, Bedros’un bu tavrı, sarayın iki güçlü kişisi tarafından desteklenen Mavroyani’nin oklarını üzerine çekmesine yol açmıştır. Dolayısıyla Mavroyani ile hasım olan Bedros, hatasının farkına geç varmıştır. Çünkü Mavroyani, Bedros’u ortadan kaldırmayı çoktan aklına koymuştur. Eflak voyvodasının kürkünü giydiği gün Saray Meydanı’nda Bedros’un başı vurulmuştur (19 Nisan 1786). Nikola Mavroyani’nin öfkesinden Bedros’un ailesi de nasiplenmiş, Fenerli beyler gibi Fener ve Boğaziçi’nde mülke sahip olmayan Mavroyani’ye, itibarına uygun olarak, Bedros’un Tarabya’daki yalısı ile Fener’deki hanesi verilmiştir[38].
Mavroyani’nin Bedros’u katlettirmesi, her ne kadar iki kişi arasındaki bir düşmanlık gibi gözükse de aslında Osmanlı siyasi hayatında sıklıkla görülen iktidarı ele geçirme mücadelelerinin sonucudur. Zira yaşanan bu süreç, Cezayirli Gazi Hasan Paşa ve Halil Hamid Paşa hizipleri arasındaki çatışmaların devamı niteliğindedir. Nihayetinde Bedros’un Halil Hamid Paşa ile bağları vardır. Mavroyani de Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın kapısından yetişerek onun desteğiyle voyvodalığa ulaşmıştır. Zaten Halil Hamid Paşa’nın katlini de I. Abdülhamid üzerinde büyük nüfuzu bulunan Cezayirli Gazi Hasan Paşa sağlamıştır[39].
Yolun Sonu: Mavroyani’nin Eflak Voyvodalığı ve Katli
19 Nisan 1786’da voyvodalık kürkünü giymesinin ardından Eflak’a doğru yola çıkan Nikola Mavroyani, 26 Mayıs 1786’da Bükreş’e ulaşmıştır[40]. Sadakatle hizmet etmek, havadis tahririni yerine getirmek, memleketi zulümden korumak gibi kendisine tembih olunan şartlar çerçevesinde Eflak’taki işlerle ilgilenmeye başlamıştır. Eflak’a ulaştıktan sonra, reayayı himaye ettiğini, boyarlarla halkın memnun ve razı olduklarını merkeze aktarmıştır. Kalas’ta inşa ettirdiği kalyona zahire doldurarak teşekkür mahiyetinde İstanbul’a sevk etmiş, ayrıca merkeze bir fırkateyn yaptıracağını müjdelemiştir. Yeni vazifesinde göz dolduran Mavroyani’yle ilgili I. Abdülhamid şunları dile getirmiştir: “Nikola voyvodanın devlete sadakati güzel. Hizmet ve kulluğunu yapmıştır. Devletin ekmeğini ve nimetini unutmasın. Sadakatini sürdürsün. Boyarlara ve halka nizam verip, reayayı zulümden korusun[41].”
Padişahın taltif ve uyarı mahiyetindeki bu sözleri yerindedir. Zira Rusya, Osmanlı’ya sadık olan Mavroyani’nin değiştirilmesinden yanadır. Bu, Mavroyani’ye şöyle aktarılmıştır: “Rusya, Eflak’ta fesatlıklarına uygun bir voyvodanın olmaması nedeniyle sizin azlinizi ve onlara sadık bir hainin voyvodalığa tayinini istemiştir”. Ancak Rusya’nın bu girişimleri sonuçsuz kalmıştır. Çünkü Sadrazam Yusuf Paşa, “Mavroyani kulunuzun sadakatini binlerce kez gördüm. Ben, Devlet-i Aliyye’nin ne derece sadık kuluysam, Eflak voyvodası kulunuz da o derece sadık kuludur. Sadakatinden kıl ucu kadar şaşmaz[42]” sözleriyle Mavroyani’yi kuvvetle savunmuştur. Dolayısıyla Mavroyani azledilmekten kurtulmuştur.
Sadrazam Koca Yusuf Paşa sayesinde azledilmekten kurtulan Mavroyani, efendilerinin onu voyvoda tayin ettirmek için yazdıkları arzuhâlde vurguladıkları “Eflak ve Boğdan beyleri iki sene beylik eylediklerinde dünyanın malına sahip olmaktadır. Servet sahibi olduklarında da devlete bir faydaları dokunmamakta ve yalılarında kötülüklerini icra etmektedir” şeklindeki sözleri kanıtlarcasına hem halka iyi davranmamış hem de küçük ve büyük boyarlıkları gereğinden fazla dağıtmıştır[43]. Dolayısıyla sınırlarını zorlayan Mavroyani’yi ilk uyaran yine Yusuf Paşa’dır.
Bu doğrultuda Yusuf Paşa, selefleri gibi menfaat sağlamak için Eflak voyvodası atanmadığını, bilakis memleket nizamına dikkat etmesi ve halkı himaye ederek Eflak’taki durumu düzeltmesi maksadıyla Eflak voyvodalığına terfi edildiğini Mavroyani’ye hatırlatmıştır. Ayrıca Mavroyani’nin bunun bilincinde olarak akıllı davranmasını, devletin kendisine gösterdiği iyiliğe teşekkürle karşılık vermesini tembihlemiştir[44].
Yusuf Paşa’nın Mavroyani’ye yaptığı bu ikaz, Eflak’taki durumun ne kadar hassas olduğunun bir göstergesidir. Zaten bunda da Rusya’nın kışkırtmaları sonucu bazı Eflak reayası ile Rus yanlısı boyarların Mavroyani hakkında merkeze göndermiş oldukları şikâyetler etkilidir. Dolayısıyla bölgedeki hassasiyetin farkında olan Yusuf Paşa durumu araştırtmıştır. Ayrıca ceza almaması için bendesini tatlı sert uyarmıştır. Mavroyani ise nizama aykırı her ne bildirilirse kulak asmamasını efendisine salık vererek olayı geçiştirmiştir: “Eflak halkı huzurlu, refah içinde, devletin kulu kölesi olarak işleriyle meşgul ve padişaha duacı. Halkı zulümden korumaya, sadakate sevk etmeye ve etrafa kaçanları eski meskenlerine geri döndürerek büyükten küçüğe varıncaya kadar bütün Eflak halkını doğruluğa çekmeye gayret ediyorum (25 S 1201/17 Aralık 1786)[45]”.
Nikola Mavroyani bu fırtınayı hasarsız atlatsa da 16 Ağustos 1787’de Rusya’ya ilan edilen ve 9 Şubat 1788’de de Avusturya’nın dahliyle büyüyen Osmanlı Rusya-Avusturya Savaşı (1787-1792) işleri değiştirmiştir. Mavroyani, savaşın önemli kısmında kendisinden beklenildiği gibi devletine sadakatle hizmet etmiştir. Savaş öncesi Moskova’da, Varşova’da ve Viyana’da olan casusları aracılığıyla Avrupa’daki gelişmeleri düzenli bilgi akışıyla ilgili mercilere göndermiştir[46]. Ayrıca tahıl, kereste, et, araba, yem gibi çeşitli ihtiyaç ürünlerini tedarik etmiş, bölgedeki askerler ile devlet adamlarının tayinatlarını vermiştir[47]. Sadakatsiz olan bazı boyarları tedbir maksatlı sürgüne de göndermiştir[48]. Maiyetine tayin olunan askerler ve etrafına topladığı Müslim-gayrimüslim kişilerden oluşturduğu kuvvetle memleket muhafazasında üstlendiği mühim rolün de altı çizilmelidir[49]. Zaten hem I. Abdülhamid ile III. Selim (1789-1807) hem de Yusuf Paşa ile Hasan Paşa hatlarında sıklıkla bunu vurgulamışlardır:
“Sadâkatlü bir voyvodaymış. Allâh İslâmla müşerref eylesün deyu du‘â eylesem hidâyet-i rabbânî. İslâm tarafına olan gayretini Allâh zâyi‘ eylemesün. Sıdk ve istikâmetle eylediğin hıdmeti ecdâd-ı i‘zâmım Sultân Süleyman Hân zamânında gerek Macar gerek ol taraf beylerinin biri eylememişdir. Uğûr-ı Devlet-i ‘Aliyye’mde cansiperâne ve gayyûrâne hareket ve Eflak tarafına hücûm eden Nemçelünün kahr ve istîsâllerine bezl-i makderet edüb bu esnâda Ordu-yı Hümâyun-ı nusret-makrûnuma vârid olan tahrîrâtın mefhûmu üzere kahr ü tedmîr-i a‘dâ-yı mülk ve saltanatım husûsunda zuhûr eden hamiyyet ve sadâkatin mû be mû ma‘lûm. Muhâfaza-i hudûd ve sugûr-ı saltanat-ı seniyye ve idâre-i umûr-ı seferiyyeye bend-i nitâk-ı hamiyyet ve ser-hüddât-ı hâkâniyyenin mevâcibleriyle kılâ‘-ı ma‘lûmeye müretteb zahîre ve hubûbât-ı sâ’irenin tekmîlinde bezl-i makderet eyledikleri tahrîr ve inhâ olunmuş. Berhûdâr olasız. Hak ta‘âlâ yüzünüzü ak ve mutâbık rızâ-yı seniyye nice nice hıdemât-ı mebrûreye muvaffak ile meşhûr-âfâk eyleye âmin[50].”
Bu doğrultuda sefer sırasında bir kürkle de ödüllendirilen Mavroyani, 1788 baharında Serdâr-ı Ekrem Yusuf Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu bölgeye intikal edene kadar, Braşov, Krayova (Craiova), Targuzyo (Târgu Jiu), Târgovişte, Valen, Vilço (Vâlcea), Dokalı, Piloşet (Ploieşti), Çerniç (Cernica), Kornaoceşt vs. yerlere sevk ettiği askerlerle düşman kuvvetlerine karşı başarılı muharebeler yapmıştır. Mavroyani’nin gönderdiği birliklerin bazıları sınırdan on saat içeriye ilerleyerek Avusturyalıların top, bayrak gibi çeşitli savaş araç gereçlerine el koymuşlar, ayrıca çok sayıda dil, kelle, kulak[51] alarak onların Macar dağları boğazlarından Eflak’a girmelerini önlemişlerdir. Buna karşılık Boğdan’da işler aynı şekilde yürümemiştir. Çünkü Avusturya Yaş’a hücum etmiş ve zaten kendisine meyilli olan Boğdan voyvodası Aleksandır’ı ele geçirmiştir. Bu süreçte de Mavroyani devreye girmiş ve ondan istenildiği üzere Şahbaz Giray Han ve Ali Paşa’yla Yaş’ı düşmandan kurtarmıştır. Yeni voyvodanın görev yerine gitmesine dek Boğdan’ın sorumluluğu Mavroyani’ye bırakılmıştır[52].
Bu süreçte masrafları artan Mavroyani’ye ordu hazinesinden finans desteği sağlanmış ve maiyetindeki kuvvetlerin azlığı dolayısıyla Bicanzade Ali Paşa komutasında kırk iki bayraktan oluşan beş bin yeniçeri emrine yollanmıştır (9 Haziran 1788). Mavroyani’nin Fokşan (Focşani) muhafazasına gönderdiği baş ağası Ali Ağa da askerleriyle birlikte Boğdan Hokanalarıyla[53] başarılı mücadeleler yapmış, yüzden fazla dil, kelle ve kulağın yanı sıra, on arabalık harp malzemesini ele geçirmiştir. Bu gelişmeleri defaatle Ordu-yı Hümâyun’a bildiren Mavroyani, mükerreren havadis aktarmaması konusunda Yusuf Paşa tarafından uyarılmıştır[54].
Bu doğrultuda savaşta yararlılık göstermeye devam eden Mavroyani, Ali Paşa, İbrahim Ağa, Ahmed Ağa, Ömer Ağa vs. delil, tüfekçi ve bayrak ağaları ile on binden fazla ulufeli askerini Avusturya’nın Braşov yolundaki Dam tabir olunur toprak kalesi üzerine sevk etmiştir. Kısa bir süre sonra kale alınmış, içindeki top, cephane ve mühimmat ele geçirilmiştir. Ayrıca askerler sınırdan içeriye ilerleyerek iki köyü yakmış ve bölgede çapul yapmışlardır. Akabinde de Braşov’a doğru yürümüşlerdir. Onlara takviye için Mavroyani de 13 Ağustos 1788’de Bükreş’ten hareket etmiştir. Fakat bu dönemde Vidin Seraskeri Hasan Paşa Muhadiye’nin (Mehadia) fethine giriştiğinden, Mavroyani’nin ona desteğe gitmesi istenmiştir (23 Ağustos 1788) [55].
Mavroyani’nin desteğiyle Muhadiye 30 Ağustos 1788’de fethedilmiş, 18 Eylül 1788’de de Şebeş’te (Sebeş) başarı elde edilmiştir. Bu süreçte Mavroyani, Muhadiye’den dönen bazı askerlerin halka zulüm yapması nedeniyle tarafına serasker tayin edilmesini istemiş, maiyetindeki askerin zahire ve tayinatlarını karşılamakta zorlandığını dile getirerek kurşunu kalmadığını beyan etmiştir. Bu doğrultuda 200 kese akçeyle 105 kantar kurşun gönderilen Mavroyani’ye, kışla askeri gelene kadar memleket muhafazasına dikkat etmesi tembihlenmiştir: “Masrafına karşılık 50 bin kuruş gönderilecektir. Akçe nedeniyle asker toplamak hususunda zaaf göstermeyesin. Her türlü giderine yardım olunacaktır. Boğdan dahi senin hükmünde gibidir. İsmail seraskeri vs. kullarımla ittifak halinde Boğdan’ın düşmandan temizlenmesine destek olasın. Hotin Kalesi’ne de imdada gidesin.”[56]
I. Abdülhamid’in Mavroyani’den beklentileri büyüktür. Mavroyani de devletine sadık bir bende olarak bu beklentileri karşılama gayretini sürdürmüştür. Bu doğrultuda Avusturya ve Rusya ordularının durumlarıyla ilgili Fokşan’daki adamı Hacı Soytarı’nın[57] esir aldığı bir papazla gönüllü askerinden topladığı istihbaratı orduya iletmiştir: “Roma kazasında üç general ile üç dört bin kadar asker ve Boğdan Hokanası’nda da iki yüz civarı Avusturya askeri mevcuttur. Yaş’ta asker yoktur. Roma Kazası’ndaki askerler memleketlerine çekilecekken, Hotin’deki generalleri engel olmuştur. Prut Nehri’nin öte yakasındaki Rusya feldmareşali General Kamanski Moylova’ya çekilmek niyetindedir. 1000-1200 neferlik bir kuvvetle Yaş ile Prut Nehri arasında ikamet eden General Saltakof ’un ise nereye gideceği bilinmemektedir[58]”.
Bu istihbaratı Kasım başlarında ileten Mavroyani, 17 Kasım 1788’de kendisine yardımda bulunulması, Eflak’ın mevcut durumu ve kış şartlarında Ordu-yı Hümâyun’un bölgeden çekilip çekilmemesiyle ilgili düşüncelerini içeren bir takrir kaleme almıştır:
“Devletin sadık kölesiyim. Memleketin korunması için elimden gelen gayreti göstermekteyim. Kusurum yoktur. Seferden beri öncelikle devlete muhalif boyarları tasfiye ettim ve ardından ulufe ve erzaklarını verdiğim askerleri etraftan celbettim. Avusturya ve Rusya gibi iki düşmanın saldırılarına karşı Eflak’ı başarıyla savundum. Gece gündüz uyku ve rahatı terk ettim. Bundan böyle canım tende oldukça devletin uğurunda neyim var neyim yoksa sarf eder, Eflak’ı korumayı sürdürürüm. Eflak’ın muhafazası için bölgede asker çok. Bu nedenle bir akçe tahsil etme imkânı yok. Zaten seleflerim zamanında Bükreş’in çoğu reayası boyarların hizmetlerinde cizye vs. vergilerden muaf tutulmuş. Bu da Eflak’ın diğer yerlerle mukayese edilemez gelirlerini azaltmış. Asker idaresi hususunda çok masrafım vardır. Bütün mevcudumu ve Eflak’ın hasılatını harcayarak herhangi bir taraftan Eflak’a düşmanın girmesine müsaade etmedim. Kaldı ki Eflak, her tarafı açık bir memleket ve on bir boğazdır. Bu boğazların muhafazaları önemlidir. Her birine yeteri kadar asker koymak gerekir. Buna şimdiye kadar dikkat ettim. Ancak kışın gelmesiyle mevcut askerin çoğu dağıldı. Hotin ve Muhadiye vakalarının yanı sıra, bazı askere fitne ve fesatlık geldi. Süvari ve piyade olarak 40 bin askere ulufe ve tayinat veriyorum. Lakin zamane askerinin hâli ortada. Ulufe ve erzak verdiğim askeri 20 binden ziyade düşünmek lazım. Kış mevsiminde düşman askeri Eflak’a saldırırsa, geçidin bir olmaması sebebiyle Eflak’ın müdafaası mümkün olamaz. Geçitleri kapatmak için 40 ila 50 bin askere ihtiyaç var. Bu kadar askerin erzaklarını ben Eflak’tan idare ederim. Ama gelen asker yalnız tayinata kanaat etmez. Akçe, hilat ve ikrama bakar. Bu ikram olmayınca memur oldukları mahallerde durmaz ve perişan olurlar. Benim ve Eflak halkının gücü bunu karşılamaya yetmez. Hiç olmazsa memur oldukları mahallerde dayanacak 30 bin askeri imdat olarak tarafıma gönderin. Bu mümkün değilse siz ulufe ve tayinatlarına yardım edin, ben tahrir edeyim. Devletten herhangi bir yardım buyurulmazsa bedenimden bu kadar askeri idare edemem. Düşmanın kış içinde saldırıya geçmesi an meselesidir. Boğdan, Hotin ve Vidin taraflarının hâli bilinmektedir. Ordu buralardan giderse, han hazretleri ile İsmail seraskerinin idarelerinde bu kış Eflak’ın muhafazası mümkün olmaz. Avusturya ve Rusya birlikte Eflak’a hücum ederse muhakkak alırlar. Çünkü tedarikim olmadığından müdafaasına muktedir değilim. Ayrıca iki devlet de gönüllü asker toplayarak ordularını takviye etmiş. Bu açıdan olası bir saldırıda Tuna’nın bu yakasında hayır kalmayacağı aşikâr. Eflak’ta düşman zafer bulduğu takdirde Bender, İsmail, İbrail vs. bu civarda olan kalelerin tamamına halel gelir ve şiraze toptan bozulur[59].”
Mavroyani’nin sadakatinin göstergesi olarak kaleme aldığı, kendisini ön plana çıkaran bu takriri karşılık bulmuş ve merkezden gelen emrin aksine, ordunun Edirne yerine Rusçuk’ta kışlaması kararlaştırılmıştır[60]. Ordu kış tertibinde iken bazı düşman birlikleri Rimnik (Râmnicu Sărat) ve Sibin (Sibiu) civarlarındaki Osmanlı askerlerine saldırmış, ancak Mavroyani’nin görevlendirdiği kuvvetlerle yaptıkları mücadelelerde mukavemet gösteremeyerek çoğu kaçmıştır. Bu süreçte memleket muhafazasını sürdürmesi için Mavroyani’ye para ve mühimmat desteğinde bulunulmaya devam edilmiştir. Baharın gelmesi ile de cephedeki hazırlıklar hızlanmıştır. Bu minvalde Mavroyani, Fokşan ve boğazlara zabit, sergerde vs. asker tayin etmiştir. Onun vereceği emir çerçevesinde hareket etmeleri için birliklere hüküm gönderilmiştir (27 Şubat-8 Mart 1789) [61].
Bu doğrultuda Mavroyani’nin emrindeki binbaşılardan Ziştovili Hüseyin Ağa bir manastırda toplanmış 500’den fazla Avusturya askerini perişan ederken, İbrailli Yakub Ağa ile Çelik Mehmed Ağa da Kalas’ta bulunan Osman Paşa üzerine hücuma geçen Yaş’taki Rus askerlerini Buga köyünde durdurmuşlardır. Zaten kısa bir süre sonra da Ada Manastırı’nın fethi haberi Mavroyani tarafından merkeze ulaştırılmıştır (16 Mart 1789). Yapılan muharebe sonucunda bir polkovnik (albay) ile yüzbaşı ve bayraktardan oluşan 12 dil, 17 kesik başla beraber, bir de telli bayrak Ordu-yı Hümâyun’a yollanmıştır. Avusturya ve Rusya’nın müştereken Eflak’a saldırmayı planladıkları haberini de ileten Mavroyani, kendisinden yine övgüyle bahsederek yeniden akçe gönderilmesini istemiştir:
“İki taraftan düşmanla uğraşmaktayım. Topladığım askeri beslemek için para alacak yerim kalmadı. Gece gündüz uykuyu ve rahatı terk ettim. Memleket muhafazasına dikkat ettim. Ancak bundan böyle gücüm yetmiyor. Eflak’ın altını üstüne çevirdim. Bir daha çevirsem bile halktan bir akçe almam artık mümkün değil. Eflak, Fokşan’dan Çernis’e on iki boğaz ve geçitten oluşmaktadır. Buradaki kırk bin asker ile Boğdan’a tayin olunanların ulufesi için her ay iki yüz kese akçeye ihtiyaç vardır. Eflak’ta zahire kalmadığından karşı yakadan dört kat daha pahalıya satın alınmaktadır. Sadece Boğdan’daki askerin ulufe ve tayinatları için aylık 400 kese akçe gerekmektedir. Muhadiye ve Şebeş’teki askere bir gün erzak ve ulufe verilmediği takdirde bulundukları mahalden firar etmeleri aşikârdır. Eflak’a gelen asker üryan ve fakir olarak gelmiştir. Lakin iki seneden beridir aldıkları ulufe, tayinat, hilat, bahşiş ve atiyyelerle birlikte çok mal edinmişlerdir. Zaten bu şekilde olmasa onların zapt edilmeleri pek olası değildir. Boğdan’ın Kalas’a civar kazaları ve köylerine sevk edilen asker için de para lazımdır. Çünkü Boğdan reayası düşmana tabidir. Oraların savunulmasına İsmail seraskeri Hasan Paşa tarafından henüz bir nefer gelmemiştir. Buna karşılık sadrazam tüfekçibaşısı Ahmed Ağa ile 1500 güzide askerini Kalas canibine göndermiştir. Ayıca Eflak’a da kısım kısım asker yollamaktadır[62].”
Mavroyani’nin bu taleplerine olumlu karşılık verilmiştir. Zira cephedeki durumun ne kadar sıkıntılı ve güç olduğu ortadadır. Dolayısıyla Eflak’ın muhafazası için voyvodanın takviye edilmesine gayret olunması ve Ordu-yı Hümâyun’a gelen kışla askerinden peyderpey Eflak yakasına yollanması vurgulanmıştır. Ayrıca masrafına karşılık olarak 25 bin kuruş gönderilmiş, ancak böyle vakitte 25 bin kuruşun voyvodaya yetmeyeceği belirtilmiştir. Çok akçe gönderilmediği surette Mavroyani’nin idarede zorlanacağı ve askerin perişan olacağı dile getirilmiştir. Akçenin çabucak tedariki mümkün olsa bunun geciktirilmeyeceğinin de altı çizilmiştir[63].
Seferin ilk senesinde Mavroyani Eflak muhafazasında elinden gelen gayreti göstermiş olsa da cephelerdeki durum çok parlak değildir. Özi Kalesi’nin Ruslar tarafından işgal edilmesiyle de işler değişmiştir (17 Aralık 1788). Çünkü buna üzülen I. Abdülhamid 7 Nisan 1789’da vefat etmiş ve yerine III. Selim tahta geçmiştir. Bu süreçte önce Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın Kaptan-ı Deryâlıktan alınması, Kalas yenilgisinin ardından da 7 Haziran 1789’da Koca Yusuf Paşa’nın sadaretten azledilmesi, Mavroyani’yi olumsuz yönde etkilemiştir[64].
Bu noktada Mavroyani, düşmanın Bükreş’e hücum etmesinin an meselesi olduğu bir anda, kazalardan herhangi bir yardım kuvvetinin gelmediğini gerekçe göstererek asker tedariki için Yergöğü’ne geçmiştir. Mavroyani’nin ardından diğer askerler de Bükreş’te durmayarak Yergöğü’ne gelmişler ve geçit bölgesine yakın yerlerde metrisler kazarak oralarda ikamet etmişlerdir. Memleket muhafazasını tehlikeye sokan bu durumu engelleyebilmek adına Mavroyani’nin maiyetine 3000 piyade yeniçeri askeri tayin edilmiş ve peyderpey Ordu-yı Hümâyun’a ulaşan neferlerden yüzer, iki yüzer asker gönderilmiştir[65]. Ayrıca Eflak’ı düşmandan korumaya her zamankinden daha dikkat etmesi Mavroyani’ye tembihlenmiştir. Kemankeş Mustafa Paşa’ya destek vermesi için maiyetindeki askerlerle Fokşan’a gitmesi de emredilmiştir. Her ne kadar Mavroyani bu emri yerine getirse de Fokşan’daki sonuç pek iyi değildir. Zira Rusya ve Avusturya’nın ortak hareket etmesi ile yaklaşık 25 bin kişilik Osmanlı ordusu yenilmiştir (1 Ağustos 1789)[66].
Herkesin birbirini suçladığı bu yenilgilinin ardından Osmanlı kuvvetleri İbrail ve Bükreş’e çekilmiştir. Olayın sorumlusu olarak ise Kemankeş Mustafa Paşa, Nikola Mavroyani ve Kürd Osman Paşa’yı işaret etmiştir. Mavroyani de Kemankeş Mustafa Paşa ile Osman Paşa’yı itham etmiştir. Bu durum karşısında III. Selim sadrazama sitemlerini iletmiştir:
“Bu ne keyfiyet ve ne hâldir. Düşman gün be gün ferce bilüb memleketimiz içine duhûlde. Sizin harekât ve sekenâtınız tekâsülde. Tahrîrâtınız sefer demek akçe demekden ‘ibâret olub giden akçe ile de bir iş görüldüğü yok. Hayfsa hayf. Devlet-i ‘Aliyye ricâlinde gayret ve hamiyyet kalmamış. Şimdi Eflak dahi yed-i düşmana girmiş. Bir mechûl âdemi ol semte ser‘asker etdiniz. Şimdi ondan oldu bundan oldu cevâbı verilür. Bu cevâblar ne dünyâda ve ne yarın huzûr-ı Rabbü’l-‘âlemînde ‘özr ve bahâne olamaz. Hatt-ı Hümâyun’um vusûlünde taraf taraf hücûm edüb düşman-ı dînin târ ü mâr olmasına sa‘y-ı belîğ edesin.”
Bunun akabinde Eflak’ın muhafazasına dikkat etmesi için Mavroyani’ye destek kuvvetleri gönderilmesine, Ordu-yı Hümâyun’un da İbrail’e gelerek Boza (Buzău) Suyu üzerinden Fokşan’a geçmesine karar verilmiştir. Ayrıca Vidin Seraskeri Yusuf Paşa’ya bir hüküm yazılarak Mavroyani’ye yardımda bulunması tembihlenmiştir[67].
Bu süreçte Mavroyani, Eflak’taki askerin savaşmayarak kaçtıkları bilgisini iletmiş ve yeniden asker ile para talep etmiştir (31 Ağustos 1789)[68]. Onun bu talepleri, Ordu-yı Hümâyun’un Boza Suyu’nu karşıya geçtiği günlerde de devam etmiştir (17 Eylül 1789). Hasta olduğunu beyan eden Mavroyani hem malen hem de bedenen asker idaresine kudreti kalmadığını belirtmiştir. Ayrıca İbrail muhafızının ya da güçlü bir vezirin Eflak’a görevlendirilmesini ve çok sayıda askerin de bölgeye sevk edilmesini istemiştir. Sadrazam Kethüdâ Meyyit Hasan Paşa da 25 bin kuruş gönderileceğini, Hezargrad ve civarlardan asker irsal edileceğini Mavroyani’ye bildirmiştir. Ancak Mavroyani’den tekrar benzer bir yazı gelmesi üzerine durum payitahta arz edilmiştir:
“İdareye kudreti kalmamış. Bir vezir ile yeni asker gönderilmesini ister. Yolda olan akçeden bir miktar meblağ irsali kararlaştırıldı. Lakin zannıma göre akçe dahi gönderilse mukayyet olmayacak. Bu civarda Eflak’ı idareye muktedir bir vezir yok. Buna Rikab-ı Hümâyun’dan kapı kethüdası ile mi yoksa yeğeni Donanma-yı Hümâyun tercümanı vasıtasıyla mı istimalet verilir ya da yolda olan Abdi Paşa getirdiği asker ile Eflak’a mı memur kılınır veya başka bir çareye mi bakılır size bağlıdır. Eğer Abdi Paşa berilere geçmiş ise tayin olunsun diyelim. Ancak tez elden voyvodanın istikrarını sağlayacak bir tedbir düşünülmelidir. Selefim Yusuf Paşa kulları Eflak’a memur kılınsa bana göre voyvodanın talebine uygun olur. Ama Adakale’den gelen mahzarlar doğrultusunda paşanın Avusturya’nın karşısından başka bir mahalle yollanması pek doğru değildir. Zira Ada muhafızı Tahir Paşa, Yusuf Paşa’nın o bölgeden başka bir yere naklinin büyük hata olacağını bildirmiştir[69]”.
Bu sıralarda Ordu-yı Hümâyun İbrail’e gelmiş, 17 Eylül 1789’da Boza Suyu üzerinden karşı kıyıya geçilmiştir. 23 Eylül 1789’da yapılan mücadelede Osmanlı ordusu ağır bir yenilgi almıştır[70]. Baht Giray Han, bu ağır yenilginin sorumlusu olarak gördüğü Mavroyani’yi şikâyet etmiştir. Çünkü ona göre askerin bozulmasına Eflak voyvodası neden olmuştur. Dolayısıyla Baht Giray Han için Mavroyani’nin ortadan kaldırılması önemli bir meseledir. Ancak Kuban hanının sözleri III. Selim tarafından dikkate alınmamış[71], sadece Eflak’ın takviye edilmesi uyarısı sadrazama yapılmıştır. Fakat Eflak’ın savunulması artık kolay değildir. Bu bağlamda Mavroyani, karşı yakaya veya Ordu-yı Hümâyun’un bulunduğu bölgeye geçmeyi arzu etmiştir:
“Eflak muhafazası için Balkan’ın beri tarafındaki kazalardan asker tertip edilmek üzere mübaşirler gönderilmiştir. Bu kullarının gayretine medar olmak amacıyla gerekli meblağ ihsan olunmuştur. Memleket muhafazasına ve düşmanın defedilmesine evvelden birkaç kat daha gayret olunması emrolunmuştur. Sefer-i Hümâyun’dan beri devlet yolunda canımı ve başımı feda ettim. Bir faydası olmadı. Zamane askeri mal elde etme sevdasındadır. Orduları yağma fikrinden başka endişeleri yoktur. Vidin seraskeri Yusuf Paşa ordunun durumunu bilir. Asker hemen mal yağmasına girişmiş ve savaşmadan bozgunluk göstermiştir. Seri bir şekilde Tuna nehrini karşı tarafa geçmişlerdir. Eflak muhafazasına asker tertip olunan kazaların ahalisi defalarca Eflak’a gelmiştir. Ulufe ve tayinatları verilip, gerekli ikram olunmuştur. Ancak hizmetten sapmışlar ve vilayetlerine firar etmişlerdir. Bundan böyle bu tarafa gelmeleri imkânsızdır. Çünkü sağ ve soldan iki ordu bozulup karşı tarafa geçmiş, bu da endişe vermiştir. Askerlerin bu tarafa geçmeye cüret edemeyecekleri açıktır. Eflak İslam askerinden yoksundur. İki bin miktarı asker tertip olunup, irsal olundu. Fakat onlar da bozuldu. Din gayretinden kendilerinde eser yok. Reayaya zulmederek memleketlerine kaçmaya devam ediyorlar. Durdurulmaları mümkün değil. Boğazlar boş. Bir iki aydır Boğazların korunmasına dikkat ediyorum. Lakin ordunun yenilgisi duyuldu. Bükreş civarında ikamet ettirilen bin, iki bin asker dahi düşmana karşılık vermek şöyle dursun, Vidin seraskeri Yusuf Paşa’nın ordusunu takiben Ordu-yı Hümâyun’u yağma edenlere ne lazım geldi bizler dahi Bükreş Kasabası’nı yağmalarız diye alenen söylediler. Kendilerinden emniyet mümkün değildir. Onlar bile peyderpey firara yüz tutmuşlardır. Tutulmaları mümkün değildir. Her biri mal sevdasına düşmüştür. Bu surette Eflak muhafazasına gayret için birkaç bin kese akçeye ihtiyaç vardır. Onun da devlet hazinesine hasardan başka bir faydası olmaz. Zira zamane askerinin hali ve şanı malum. Zabitlerine itaat etmezler. Bir marifeti olmayan askerden iş beklentisiyle devlet malını zarara uğratmaktan çok korkarım. Ordu-yı Hümâyun tarafına tayin olunan bin, iki bin asker ile Eflak’ın muhafaza olunamayacağı bilinir. Bu günlerde düşman her taraftan Eflak’a hücum ediyor ve hatta Bükreş’e on, on beş saat mesafeye kadar gelip, gidiyorlar. Ben hastayım, iktidarım yok. Dolayısıyla tedarik için Ordu-yı Hümâyun’a azimetime ya da asker celbi hususunda karşı taraftaki Rusçuk veya Tırnova taraflarına geçmeme izin verilmesini niyaz ederim. Bu kadar müddet devlete sadakat göstermişken, şimdi düşmana esir olmaklığım dahi reva-yı hak değildir. Asker tanzimi ve levazım tedariki için bir müddet mütareke ya da sulh olunması lazımdır (11 Ekim 1789)[72].”
Nikola Mavroyani destek taleplerini yenilerken düşmanla mücadele edecek bir durumu olmadığını dile getirmiştir. Çünkü yanındaki asker firar etmiş ve o da sadece dairesi halkı ile kalmıştır. Maiyetindeki Eflak muhafızları için de keyfiyet aynıdır. Dolayısıyla bu süreçte onlar, Bükreş ile Yergöğü arasındaki geçit bölgesi olan Arceş (Argeş) Köprüsü civarına çekilerek gelecek takviyeden medet ummuşlardır (21 Ekim 1789)[73]. Bu doğrultuda III. Selim, memleket muhafazasına özen göstermeleri noktasında onları cesaretlendirmeye çalışmıştır:
“Rusya ve Avusturya’nın sınırlarımıza tecavüzleri ile suikast ve hıyanetlerinin kendi aleyhlerinde sonuçlanacağından şüphem yoktur. Senin ve maiyetinde olan askerin geçen seneden bu ana gelinceye dek Eflak muhafazasında gösterdiğiniz gayret ve sadakatiniz malumumdur. Hizmetiniz zayi olmaz. Nice mükafata ulaşırsınız. Hizmet, metanet ve gayret bundan sonra da lazımdır. Düşmanlardan intikam alınmadıkça kılıç kınına girmemek kararlaştırılmıştır. Göreyim seni gayret kemerini bağlayarak celbedeceğin askerin yanı sıra, Tırnovalı Hacı Mustafa ile damadı Selim Bey vesairleri ile bir saat evvel Bükreş’in muhafazasına ve düşmanların define gayret eyleyesin. Bu vakitler diğerlerine kıyas olmaz. Can ve baş ile devlete hizmet edilecek vakitler, sadakat ve doğruluk gösterilecek mevsimlerdir. Canıgönülden sunacağın hizmet ziyan olmaz. Karşılığını alırsın[74].”
Bundan kısa süre sonra Mavroyani’nin mütareke önerisi karşılık bulmuş, Rusya ve Avusturya ile bir yıllık sulh yapılması hususunda ona emirler yollanmıştır. Ancak Devlet-i Aliyye’nin haberi yokmuş gibi Potemkin ile görüşmesi şart koşulmuştur (31 Ekim-3 Kasım 1789)[75]. Bunun üzerine Potemkin Yedikule’de bulunan Rus elçisinin serbest bırakılmasını talep etmiştir. Akabindeki görüşmeler ise Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından yürütülmüştür. Zira 3 Aralık 1789’da Hasan Paşa sadrazamlığa getirilmiştir[76].
Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın sadarete tayini, Nikola Mavroyani’ye de cesaret vermiştir. Bu noktada o, ordu ricaline kafa tutmuştur: “Ordu-yı Hümâyun’u, cümle top ve cephaneyi nasıl bırakıp bozulduğunuzu Boza Suyu bana söyledi. Ben Eflak’ı sizin emriniz ile bırakıp beri geçtim. 10 bin atlı verin, varıp sizin bıraktığınız topları getireyim[77]”. Bununla birlikte Mavroyani, yeniden asker celbine girişmiştir. Dolayısıyla onun Ordu-yı Hümâyun’dan ayrılması istenmiş ve Tırnova yakınlarındaki Arnavut köyüne giderek civardaki kazalardan kuvvet toplaması tembihlenmiştir[78].
Nikola Mavroyani Tırnova’da iken akçe talep etmiş ve ona 25 bin kuruş sevk edilmiştir. Ayrıca Tırnovalı Selim Ağa da maiyetine memur edilerek sadakat ve gayretine devam etmesi kendisine söylenmiştir (21 Ocak 1790)[79]. Bu süreçte o, Niğbolu’daki çete kayıklarının Tuna Nehri’nde dolaştırılarak düşmanın geçmesine izin verilmemesi için şayka ve çete kayıkları başbuğu Hacı Memiş Ağa’nın devreye sokulmasını sağlamıştır (9 Mart 1790)[80].
Öte yandan Mavroyani, topladığı askerin sıkıntı çekmemesi için yevmiye ve erzaklarının bölgedeki kazalardan giderilmesini talep etmiştir. Bu noktada nüzül eminleri ve iş erlerine emir gönderilmesini istemiştir. Zira onlar yiyecek ve para vermekte acizlik göstermiştir (19 Mart 1790)[81]. Yine de Mavroyani, Tırnova tarafından tahrir ettiği 40 bayrak delil ve 150 nefer tüfekçi askerini Büyükada muhafazasına memur kılınan Seyyid Ali Paşa’nın maiyetine sevk etmiştir (21-22 Mart 1790)[82]. Kavak Sarayı’nda alınan karar gereğince elli kese altın gönderileceği 30 Mart 1790’da Mavroyani’ye iletilmiştir[83].
Bu sırada Cezayirli Gazi Hasan Paşa vefat etmiş ve yerine Rusçuklu Şerif Hasan Paşa sadrazamlığa tayin edilmiştir (30 Mart 1790)[84]. Mavroyani’nin arpa ihtiyacını karşılamayarak şikâyette bulunan Niğbolu mütesellimi de ikaz edilmiştir (9 Nisan 1790)[85]. 30 Nisan 1790’da para ve iaşe sıkıntısı çektiğini merkeze bildiren Mavroyani, bölgedeki durumun vahametini de şöyle özetlemiştir:
“Maiyetimdeki askerlerle Ziştovi ve Niğbolu taraflarına geldim. Rusçuk’tan Ziştovi’ye, Ziştovi’den Niğbolu’ya kadar on sekiz ila yirmi saat mesafedeki Tuna sahillerine düşmanın geçmemesi için asker sevk ettim. Düşmana korku salan hareketler yaptım. Karşı yakadaki Tuna sahillerine yakın yerlere suikast planlayan düşman askerinin firarını sağladım. Bölgeyi düşmandan korudum. Karşı tarafa dahi geçtim ve gece baskını vs. yollarla düşmana karşılık verdim. Defalarca Ordu-yı Hümâyun’dan izin istedim. Ancak izin verilmedi. Aşağıda ve yukarıda olan kaleler ve mevzilerin tamamı, İsakçı’dan Niş Kalesi’ne kadar yalnız. Bir miktar asker dahi Vidin muhafazasındadır. Başka asker yoktur. Geçen senelerde bu vakitlere kalmadan serdengeçti bayraklarıyla asker gelmiş olurdu. Şimdi yaz mevsimi yaklaştı ama askerin herhangi bir yerden geldiği duyulmadı. Askerin gelip gelmeyeceği sorulduğunda iki, üç belki beş aydan fazladır kazalarda açılan bayrakların sonraya bırakıldığı haberi alındı. İfade ettiğim gibi her taraf askerden yoksundur. Asker gelse dahi erzakları verilmediği takdirde perişan olacakları ortadır. Maiyetimdeki askerin yiyecek ve yevmiyeleri bulundukları mahallerin mübayaacıları ve nüzül eminleri taraflarından verilecekti. Dört defa emir gönderildi. Lakin Ziştovi voyvodası ve Niğbolu müteselliminden zahire istendiğinde vermeyerek muhalefet eylediler. Kaza ve kasabalarına asker sığındığında da hoşlarına gitmedi. Askerin tayinatlarını, yevmiyelerini ve aylıklarını vermeye özen gösterdim. Bir yere taarruzları yokken, bölgede olan voyvoda ve mütesellimler maiyetimdeki askerleri Ordu-yı Hümâyun’a ve hatta İstanbul’a şikâyet ediyorlar. Buna şaşkınım. Askerin dağılmasına sebep oluyorlar. Niğbolu ve Ziştovi’de olan bazı kişiler ve servet sahipleri mallarını ve eşyalarını peyderpey gizlice İstanbul’a veya başka mahallere yolluyorlar. Kendileri ağırlıksız kalıyor. Zevk ve sefalarıyla kâr ve kazançlarına engel yok. Firar ya da Kırım ahalisi gibi cizye kabul ederiz diye cevap verdiklerini herkes bilir. Beldeleri halkı bana bildirdi. Bunların perişan olacakları, emniyet ve aman dileyecekleri açıktır. Endişeye sebep olmaktadırlar. Canımı sizin yolunuzda feda eyledim. Muharebe başlarsa ilk önce maiyetimdeki askerle karşı tarafa can atıp, karınca miktarınca düşmana karşılık veririm. Ordu-yı Hümâyun’dan yardım olunması emri duyuldu. Size duacıyım. Ancak altı aydan fazla oldu. 25 bin kuruştan başka ne bir akçe ne zahire ne de asker yardımında bulunulmadı. Izdırabım çok. Gece gündüz uyku ve rahatı terk ile devlete hizmetteyim. Zerre kadar rehavet göstermedim. Asker hususunun bir saat evvel çaresinin görülmesi mühimdir[86].”
Nikola Mavroyani bu arzıyla devlete sadakatini sürdürdüğünü göstermiştir. Ancak sadrazam Rusçuklu Şerif Hasan Paşa’ya güvenmemesi nedeniyle vaktini Ziştovi ile Rahova arasında geçirmiştir. Bu da kendi aleyhinedir. Çünkü Şerif Hasan Paşa haricinde, Mavroyani’yi voyvodalığa terfi ettiren Vidin Seraskeri Yusuf Paşa da ondan şikâyetçi olmuştur[87].
Bu doğrultuda Şerif Hasan Paşa, Mavroyani’nin Cezayirli Gazi Hasan Paşa zamanında asker toplamak ve düşmanla muharebe etmek amacıyla Ziştovi taraflarına geçtiğini, ancak maiyetindeki askerin, eşkıyalık ve haytalıkla Ziştovi ve Niğbolu halkına zulmettiğini belirtmiştir. Dolayısıyla hem voyvodanın kendi emniyeti hem de bölge halkının selameti için Mavroyani’nin bulunduğu yerden kaldırılarak Kule yakasına gitmesi ya da Vidin seraskerinin maiyetine girmesini istemiştir[88].
Vidin Seraskeri Yusuf Paşa da Mavroyani’nin hazinedarının kaçmasının sadakatine gölge düşürdüğünü dile getirmiştir. Ayrıca ona göre Mavroyani, maiyetindeki askere mağlup olmuş ve onların ulufeleri dışında, masrafları için çok fazla borca girmiştir. Yusuf Paşa, Mavroyani’nin askerlerinin perişanlığının kendi askerlerine olumsuz yansıdığını vurgulamış, yardımda bulunulmadıkça tavrında bir değişiklik olmayacağı ve hatta firar bile edebileceğinin altını çizerek şunları belirtmiştir:
“Kalafata asker geçirildiği gün Mavroyani de Çoparçin’e süvari ve piyade askerini gönderdi. Düşmanla muharebe etmek gayretindeydi. Ancak düşman taburunun Kalafat’ta görülmesinden üç dört saat önce Mavroyani’nin delilbaşısı Hacı Soytarı süvarileriyle karşı yakadan beriye geldi. Çeşitli bahanelerle ulufelerini aldıktan sonra kendine bağlı haşeratlarıyla firar etti. Kalafat’ta muharebeye ara verildiği gün Mavroyani ortadan kaybolan hazinedarının bir adet hintusunu karşıya geçirdiği haberini aldım. Ayrıca büyük ve küçük kayıkları olup, mürettebatları keferedendir. İçlerinde İslam ehli yoktur. Muharebe sedası duyulduğunda kendisine tahsis ettiği kayığa girmiş ve adaya giderek hıyanet etmiştir. Bunda şüphe yoktur. Başındaki askerin tamamı eşkıyadır ve idaresi altına almaya nüfuzu yoktur. Ordumuzun dahi nizamına zarar vermişlerdir. Dolayısıyla bulundukları yerden orduya yakın yere ya da Kalafat’ın karşısına nakillerinin uygun olduğu haberi yollanmıştır. Lakin Rahova muhafazasına talip olduğunu bildirmekte ve hıyanet içerisinde bir tavır sergilemektedir. Her gün birer ikişer işe yarar adamları karşıya kaçmaktadır. Kalafat’taki muharebenin ertesi günü bir iki nefer Müslüman ve iki nefer kefere adamları bile karşıya geçmiştir. Müslümanlar kaçarken, kefereler düşman katanalarıyla gitmişlerdir. İçindeki hıyanetinin eseri bellidir (14 Temmuz 1790)[89].”
Görüldüğü üzere Mavroyani, bir zamanlar kendisini voyvodalığa terfi ettiren efendisi Yusuf Paşa tarafından bile hainlikle itham edilmiştir. Bu şikâyetler doğrultusunda bazı hususları görüşmek üzere Ordu-yı Hümâyun tarafına gelmesinin kendisine tembih olunması kararlaştırılmıştır ve bu karar sadrazama bildirilmiştir. Mavroyani mevcut maiyeti ile Niğbolu’ya ulaştığında Niğbolu mütesellimi ve voyvodası yanındaki askeri orada tutmakla görevlendirilmiş, bir neferinin karşıya geçmemesi için erzaklarının verilmesine özen gösterilmesi istenilmiştir (31 Ağustos-9 Eylül 1790)[90].
Aynı tarihlerde yine Niğbolu mütesellimi Haseki Mehmed Efendi ile Dağıstanî Kethüdâsı Hüseyin’e başka emirler gönderilmiş, yanlış yola sapan Eflak Voyvodası Nikola Mavroyani’nin yakalanarak idam edilmesi kararı bildirilmiştir. Dolayısıyla Mavroyani’nin kaçmasına müsaade olunmayarak cezasının tertip edilmesi ve acele olarak kesik başının Ordu-yı Hümâyun’a yollanması tembihlenmiştir. Hiçbir şey belli etmemeleri de özellikle belirtilmiştir[91].
Bu çerçevede Nikola Mavroyani’nin maiyetindeki delil, tüfekçi, sekban sergerde ve zabitlerine de hüküm gönderilmiştir. Zira onların dağılmayarak bulundukları mahalde ikametlerini sürdürmeleri ve yanlarında olan askerlerle beraber yeni tayin olunacak Eflak voyvodasının hizmetine girmeleri istenmiştir (31 Ağustos-9 Eylül 1790)[92]. Nihayetinde savaş devam etmekte ve dolayısıyla bir nefer bile önem teşkil etmektedir. Zaten asker firarları ve disiplinsizlik bu savaşın seyrindeki en büyük meseledir. Bu açıdan gözden çıkarılan Mavroyani’nin yanındaki askerlerin cephede tutulması ehemmiyet arz etmektedir.
Bu süreçte Nikola Mavroyani’yle ilgili İstanbul’a başka bilgiler de gitmiştir. Özellikle Eflak reayası, Mavroyani’den gördükleri zulüm ve haksızlıkları dile getirmiştir. Hatta halk arasında “yine voyvodamız buymuş, içimize gelir ise tekrar zulme uğrarız” diye konuşulduğu merkeze aktarılmıştır. Dolayısıyla Mavroyani’nin bir an önce ortadan kaldırılması sadrazama yazılmıştır. Ancak Şerif Hasan Paşa Avusturya ile süren barış görüşmeleri sebebiyle karar değiştirmiştir: “Şu işler düzene girene kadar ertelensin. Sonrasında Eflak voyvodası olacaksın diyerek Ordu-yı Hümâyun’a çağrılır. Oradan da bir mahalle sürgün edilir[93]”.
Bu sırada Mavroyani’nin İstanbul’dan Vidin’e giden Prusya beyzadesi Albay Goetze ile dostluk kurduğu öğrenilmiştir. Söylenene göre Avusturya ile mütareke görüşmeleri haberinin ardından Goetze Vidin’de durmayarak acele bir şekilde Prusya’ya gitmiştir. Zira Mavroyani’nin yeniden voyvodalığa getirilmesini rica ettirmek niyetindedir. Prusya baş tercümanı Franko Polonyaki’nin İstanbul’da Mavroyani’nin eşi ile görüşmesi bunun bir teyidi niteliğindedir. Bu açıdan barış görüşmelerinin akabinde memleket nizamı için akıllı, sadık bir voyvoda atanmasının altı bir daha çizilmiştir. Çünkü bir mecnun olarak zikredilen Mavroyani’nin yeniden voyvoda olması, Eflak halkının toptan dağılması demektir. Dolayısıyla III. Selim, sadrazama tekit yazılmasını emretmiştir: “Sulh görüşmeleri hayırlısıyla nizam bulsun. Elbette reayayı koruyan, sadık birinin Eflak’a voyvoda nasbolunması lazımdır. Prusya aracılığıyla olamaz. Şimdiden sadrazama yazılsın. Mavroyani’nin hakkında her taraftan yazılar geldi. Biz dahi nizamını sadrazama yazmıştık. İcra etmedi. Şimdi bu konuda yazmış. Bu nasıl şeydir. Birbirine zıt şeyler yapıyor. Mavroyani’nin o taraftan defini orduya yazasın[94]”.
Görüldüğü üzere III. Selim’in emri nettir. Bunun akabinde sabık voyvoda olarak Nikola Mavroyani’nin yakalanması, idamı ve mallarının ele geçirilmesi amacıyla Rusçuk muhtarı Çelebi Mehmed Efendi’ye, Çirmen mutasarrıfı Selim’e, Niğbolu muhafızı Yeğen Osman Paşa’ya, mütesellim Mehmed’e, kapıcıbaşı Hüseyin’e, Kocabaşzade Ahmed’e, Tuna başbuğu Hacı Memiş’e, Ziştovi muhafızı Mahmud’a ve Tırnova kadısı ile şehir kethüdâsı vs. ileri gelenlere çeşitli emirler gönderilmiştir (19-29 Eylül 1790):
“Sabık Eflak voyvodası Mavroyani Nikola, memur olduğu mahalle gitmemesi ve açık bir şekilde isyan etmesi dolayısıyla yakalanarak idamı ferman olmuştur. Sen ki kapıcıbaşısın, maiyetine memurları celp ve kazaların her tarafına set çekerek Mavroyani’nin üzerine varıp, ele geçirilmesine ve katline memur kılındın. Şumnu, Hazergrad, Osman Pazarı, Tırnova, Selvi, Lofça, Plevne, Ziştovi, Niğbolu, İzladi vs. kazaların serdarları, askerleri ile Ziştovi voyvodası ve Niğbolu mütesellimi her biri serian hareket etsin ve Mavroyani’nin firar etmesini engellesin. Eğer bir tarafa firar ederse lazım gelenlere tembih ederek voyvodanın cezası tertip edilsin. Derdest ve yok edilmesine iradem olan sabıkan Eflak voyvodası Mavroyani Nikola Ordu-yı Hümâyun’uma gelmek bahanesiyle başında olan haşeratı karadan göndermiştir. Kendisi de sefinesi ile nehirden gelecektir. Ziştovi’ye vardığında gizliden Zemince’ye kaçarım dediği ya da yanında olan asilerden Tırnovalı Hacı İsmail ve Köprülüoğlu İbrahim’in ittifakıyla Tırnova’daki Arnavut köyüne gideceği casuslardan haber alındı. Voyvodanın ne yolla olursa olsun tutularak öldürülmesi sizlerden talebimdir. Sabık Eflak voyvodası Nikola memur olduğu mahalle gitmemekte, lakin yine Eflak voyvodası olacağım diyerek başına asker toplamaktadır. Topladığı haşeratla birlikte isyan etmiştir. Ortadan kaldırılması fermanımdır. Sabık Eflak voyvodası Nikola’nın nehir yoluyla kaçmaması için Niğbolu ve havalisinde bulunan sefinelerinin batırılmasını ve yakılmasını emrettim. Firarına müsaade olunmasın. Eğer kayığa binerse ele geçirilerek idamına dikkat edilsin[95].”
Bu süreçten haberdar olan Mavroyani, Ziştovi’den Rusçuk’a sekiz on saatlik mesafedeki Bela köyüne gelmiştir. Şerif Hasan Paşa, Mavroyani’nin yakalanması için büyük mirahur payesiyle Rusçuk’ta bulunan ağabeyi dergâh-ı âlî kapıcıbaşılarından Seyyid Mehmed Ağa ile Cengiz Mehmed Giray’ı görevlendirmiştir. Geceyi geçirmek için konakladığı eve gece yarısı yapılan baskınla yakalanan Mavroyani, zaman kaybedilmeden boynu vurularak orada öldürülmüştür (30 Eylül 1790)[96].
Katlinin ardından kafası İstanbul’a gönderilen Mavroyani’nin kesik başının münasip bir yafta ile Bab-ı Hümâyun’da sergilenmesi III. Selim tarafından uygun görülmemiş ve denize atılması kararlaştırılmıştır. Mavroyani’nin kendisi ile birlikte yeğenleri ve öteki aile bireylerinin de malları müsadere edilmiştir. Nikola Mavroyani’nin ölümünden sonra ailenin nüfuzu yine de devam etmiştir[97].
Nikola Mavroyani’nin ölümüyle ilgili Osmanlı kroniklerinde farklı görüşler olduğunu belirtmek gerekir. Bir yandan Bela köyünde belasını bulduğu söylenmekte bir yandan da Bedros’un ölümüne neden olduğu için ilahi bir adalet olarak Mavroyani’nin katli değerlendirilmektedir. Avusturya’ya yazdığı kâğıtta devletin aleyhine bir harf yazmışsa katlinin vacip olduğu zikredilmektedir. Kaynaklarda askerini gözeten, ihtiyaçlarını karşılayarak onların bir arada kalmasını sağlayan birinin devlete yaptığı hizmetin göz ardı edilerek idam edilmesinin dedikodulara sebep olduğu da bildirilmektedir. Ayrıca Osmanlı-Rusya-Avusturya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nden bu derecede kimin çalıştığı sorulmaktadır. Eğer Mavroyani kendi şahsına hizmet eden bir kimse olsaydı, Rusya ve Avusturya yanlısı bir siyaset izleyerek beylikte kalmaya devam eder denilmektedir. Dolayısıyla onun amacının yalnızca memlekete hizmet olduğu dile getirilmekte ve bu yolda da bütün malını harcadığı söylenmektedir. Yine de her ne olursa olsun devlete bu kadar hizmet ile şan şöhret kazanmış bir reayanın katlinden önce sürgün edilip, sonrasında öldürülmesinin daha münasip olduğu kaynaklarda vurgulanmaktadır[98].
Sonuç
7 Nisan 1786-30 Eylül 1790 tarihleri arasında yaklaşık 4 yıl Eflak voyvodalığı yapmış olan Nikola Mavroyani, Osmanlı Devleti’nin merkezi kontrolü sağlamak amacıyla Eflak ve Boğdan’da 1711’den 1821’e kadar kurmaya çalıştığı yeni düzenin ürünü olarak önce çıkan sıra dışı bir figürdür. Bu düzenin faydaları olduğu gibi olumsuz tarafları da vardır. Mavroyani’nin voyvodalığı her iki duruma örnek oluşturmakta ve onun voyvodalığı üzerinden Osmanlı Devleti’nin imtiyazlı eyaletleri arasında yer alan Eflak’ın stratejik önemi açık olarak ortaya çıkmaktadır.
Osmanlı sultanlarının Eflak’ı İstanbul’un kileri mesabesinde ve nazik bir vilayet olarak görmeleri bu önemi daha iyi göstermektedir. Bu noktada Eflak’a atanacak voyvodanın zalim olmaması, devletine sadık bir bende olması ve Osmanlı coğrafyasındaki diğer yerlerin haset edeceği kadar Eflak halkının “asûde-i hâl ve müreffehü’l-bâl” olması için çalışmasını istemeleri bundandır. Zaten Nikola Mavroyani’nin Eflak voyvodası tayin edilmesi de Eflak’ın bu hassasiyetinden ileri gelmektedir.
Bu doğrultuda, her ne kadar Osmanlı belgelerinde devletine sadakat noktasında Fenerli Rumlardan ayrı tutulmuş olsa da Pare Adası’ndan olan Nikola Mavroyani de Fenerli elitinin üyesidir ve bir adalı olarak kendisini hem Fenerlilere hem de Eflaklılara kabul ettirmiştir. Bu açıdan bir Fenerli olarak Nikola Mavroyani’nin önüne çıkan fırsatları iyi değerlendirdiğini belirtmek gerekir. Zira o, dönemin konjonktürüne uygun olarak öncelikle kendisine güçlü bir hami seçmiştir ve bu hamilerin sosyal sermayesinden faydalanarak da kariyerinde hızlı şekilde yükselmiştir. Sarraf Hacı Nikolaki aracılığıyla Cezayirli Gazi Hasan Paşa’ya intisap etmesi buna örnektir. Cezayirli Gazi Hasan Paşa hanesinden yetişmiş olan Mavroyani’nin donanma tercümanlığında küçük bir yazıcılıkla başlayan kariyeri, Türkçe, Yunanca ve İtalyanca biliyor olmasının da etkisiyle, donanma tercümanlığı ve kâğıt üstünde bir divan tercümanlığının akabinde Eflak voyvodalığıyla taçlanmıştır. Kısaca Mavroyani Fenerli olma avantajını ustaca kullanmıştır. Ayrıca bu atama Osmanlı Devleti’nin olağan üstü durumlarda bile devlet işleyişindeki kuralları kolay kolay bozmadığını göstermesi bakımından da önemlidir.
Nikola Mavroyani’nin bu hızlı yükselişi, himayesi altında bulunduğu kişilerin imparatorluk sahnesindeki siyasi güçleri ile ilişkilidir. Zaten güçlü bağlar, başkalarını etkilemekte önemli bir işlev görmektedir, ki sosyal ağların şaşırtıcı gücü de burada devreye girmektedir. Mavroyani’nin efendilerinin nüfuzunu kullanarak diğer Fenerli elitlerini devre dışı bırakması, yani selefi Mihalaki Bey’in tehditle istifa ettirilmiş olması, darphane sarrafı Bedros’un katli buna çok iyi bir misaldir. Kaldı ki bu süreç, Halil Hamid Paşa hizbinin, Cezayirli Gazi Hasan Paşa hizbi tarafından devre dışı bırakılmasının bir devamı niteliğindedir. Dolayısıyla Mavroyani hadisesi, 18. yüzyıl devlet adamları arasındaki güç ilişkilerini göstermesi açısından da güzel bir örnek teşkil etmektedir.
Nikola Mavroyani’nin Eflak’ta çok da huzurlu günler geçirmediğini belirtmek gerekir. Zira 16 Ağustos 1787’de Rusya’ya ilan edilen ve 9 Şubat 1788’de de Avusturya’nın dahliyle büyüyen Osmanlı Rusya-Avusturya Savaşı (1787-1792) Mavroyani için işleri değiştirmiştir. Elbette ki savaşın önemli kısmında Nikola Mavroyani kendisinden methedilen devletine sadık bir bende olarak hizmet etmiş ve elinden gelen gayreti göstermiştir. Maiyetine tayin olunan askerler ve maiyetine topladığı Müslim-gayrimüslim kişilerden oluşturduğu kuvvetle memleket muhafazasında üstlendiği mühim rol de bunun bir delilidir, ki bu doğrultuda Mavroyani hem zatının hem de Eflak’ın gelirlerini tüketmiştir. Ancak savaşın getirdiği zorlu koşullar ve hamilerinin düşüşü Nikola Mavroyani’nin kariyerini olumsuz yönde etkilemiştir. Dolayısıyla savaşmak istemeyen Mavroyani, cephede görevini yerine getirmeyerek bir anlamda kendi sonunu hazırlamıştır. Çünkü bölge halkı ile aleyhinde olan kişilerin şikâyetleri bir yana, bir zamanlar güvendiği çevreler bile bu süreçte Mavroyani’den yaka silkmiştir. Bu açıdan Mavroyani’nin kendi hırslarının ve yanlış adımlarının kurbanı olduğunu söylemek pek de yanlış olmayacaktır. Nihayetinde Osmanlı Devleti ateş hattındadır ve Eflak dahi işgal altında kalmıştır. Böyle bir dönemde Mavroyani’nin cephe hattında oyalanması kabul edilebilir değildir. Zaten katledilmesinin en büyük nedeni de devlete ihanetten ziyade cephenin gerisine çekilmesidir. Yani Mavroyani, Osmanlı Devleti’nin hassas döneminde sergilediği hatalı davranışların kurbanı olarak trajik bir sonla yüzleşmiştir.

