Kemal Arı

Anahtar Kelimeler: Mulâzım-ı Evvel, Mehmed Nazif Efendi, Conkbayırı, Mustafa Kemal Atatürk, Mareşal, Fevzi Çakmak, Tarihçi

Olgular ve belgeler, -kuşkusuz- kendi başlarına tarihi oluşturamazlar[1] ; onları tarih biliminin süzgecinden geçirecek olan tarihçidir; ama, tarihçinin yaptığı binada harcı ve tuğlalar!, olgular ve belgeler değil midir? Tarihçi, tarihsel olayların açıklanmasına yarayacak nitelikteki belgelere ulaşma ve onları tanık oldukları olaylar hakkında sorgulama amacını sürekli olarak taşır; oysa, söz konusu belgeler, tarihsel olayları açıklamaya yarar bilgiler yanında, tarihin oluşum biçimi üzerinde rol oynamış önemli kişilere ait olma gibi, "manevi" bir değer de taşıyorsa; tarihçi, hem bilimsel sorgulamanın gereği hem de -büyük adamlarına sahip çıkmak zorunda olan toplumunun bir bireyi olarak- karanlıkta kalmış bir belgeyi gün ışığına çıkarmak gibi, iki yönlü sorumluluğu aynı anda duyuyor demektir. Bu yazının konu edindiği belge, Çanakkale Savaşları'nın önemli bir evresinde, 8 Ağustos 1915 (R. 26 Temmuz 1331) tarihinde, Conkbayırı'nda, Mareşal Fevzi Çakmak'ın kardeşi Mülâzım-ı evvel Mehmed Nazif Efendi'nin şehit düşmesi üzerine, o gün Anafartalar Grubu Kumandanlığı'na atanmış olan Miralay Mustafa Kemal'in, yine Çanakkale savunmasında görev yapan 5. Kolordu Kumandanı Mirlivâ Fevzi Paşa'ya yazdığı, g Eylül 1915 (R. 26.6. ı 331) tarihli mektubudur.

Çanakkale Savaşları'nın yapıldığı yerleri gezenler, orada, Çanakkale destanını yaratan kahramanlardan günümüze kalan yıkık-dökük mezarlar karşısında, vatan uğruna canlarını veren şehitlerin anısına, göze dokunur bir mezartaşı bile dikilememiş olmasının acısını yüreklerinde duyarlar [2]. Çanakkale savunmasında, -Mustafa Kemal'in mektuptaki deyimiyle- "millet ve memleketin hayat ve memat noktası" olan Conkbayırı'nda [3], Türk Kurtuluş Savaşı'nın büyük komutanlarından Mareşal Fevzi Çakmak'ın kardeşi Mehmed Nazif Efendi'nin anısına dikilen anıtmezar gördüklerinde, "Çakmalczadder'' ailesinin Çanakkale gibi "çiçekleri hillâ kan rengi açan[4] bir yerde de şehit vermiş olduklarını hayranlıkla öğrenmiş olurlar[5]. Ama Mehmed Nafiz Efendi'nin ne zaman ve nasıl öldüğüne ilişkin sorular karşısında, onun mezar taşında yer alan "26 Temmuz 1915" tarihinde, "...bölüğünün önünde süngü hücumu ile düşman siperkrine atıldığı sı rada", ya da, Mareşal Fevzi Çakmak'ın, ölümünün 25. yıldönümü dolayısıyla bir gazetede yayınlanmış anılarında belirtildiği biçimiyle, "...iisteğmen rütbesiyle Mustafa Kemal Paşa'nın emrinde savaşırken bu sırada şehitlik rütbesine eriştıği"[6] gibi gerçek, yarı gerçek ve yanlışın bir araya gelmesinden oluşan bir bilgi demetiyle yetinmek durumunda kalırlar. Söz konusu anıtmezarın çevresinde, Conkbayırı gibi kanla yoğrulmuş bir tepede, onbinlerce vatan çocuğunun, mezarları yalnızca vatan toprağı olan sonsuz uykularında, "hür ve mesut" uyumakta olduklarını düşündüklerinde, aslında bu tür yanlışların pek de o kadar önemli olmadığının farkına varırlar.

Oysa, 8 Eylül 1915'te, Anafartalar Grubu Kumandanı Miralây Mustafa Kemal'den, 5. Kolordu Kumandanı Mirlivâ Fevzi Paşa'ya, Mehmed Nazif Efendi'nin şehit düşmesi üzerine yazılan "tdziy1," mektubundan ve bu mektubun alt kısmına, herhalde dönemin askeri makamlannca düşülen künyeye ilişkin not ve rakamlardan hareket edince; onun gerçekte hangi tarihte ve nasıl şehit düştüğüne ilişkin bilgiler ediniyor ve bu arada Mustafa Kemal Atatürk'e ait, kendi el yazısıyla kaleme aldığı bir mektubu da görüp-tanımış oluyoruz[7].

Sofya'da ateşemiliter iken, Telcirdağ'da "derdest teşkil" bulunan 19. Fırka'yı çok kısa bir zamanda düzene koyan ve İtilaf Devletleri'nin Çanakkale Boğazı'nı geçmeye dönük girişimlerinin ortaya çıkması üzerine, yalnızca 57. Alay[8] ile Maydos'a hareket eden Mustafa Kemal[9], Arıburnu cephesinde, üstün bir cesaretle adeta destanlar yaratmıştı!. [10]. 6 Ağustos 1915'te (R. 24 Temmuz 1330 düşmanın genel bir saldırıya geçişi ve bu saldırının 6-7 Ağustos gecesi olağanüstü artması karşısında, "kumandanlardan ve zabilandan" her zamankinden daha çok "fevkalâde intibâh" ve mesâi-i fedakârâne" isteyen Mustafa Kemal, bu görevinde 8/9 Ağustos 1915 tarihine kadar kalmıştır. O zamanki Anafartalar Grubu Kumandanı'nın[11] Conkbayırı'nı ele geçiren düşman saldırı larını kırmak amacıyla, 8/9 Ağustos gecesi bir saldırı yapılması düşüncesine, askerin yorgunluğu ve arazinin tanınmadığı gerekçesiyle karşı çıkması ve o anki durumun da pek karışık ve tehlikeli bulunması nedeniyle, grup kumandanı görevinden alınmış; bizzat Mustafa Kemal, mevcut kuvvetlerin kendi "taht-t kumandasına» verilmesinden başka çare kalmadığını 5. Ordu Kumandanı Liman von Sanders'e telefonla iletmiş [12]; bu gelişmelerin sonunda, 8/9 Ağustos gecesi geç vakitlerde, Anafartalar Grubu Kumandanlığına, Miralay Mustafa Kemal getirilmiştir[13]. Üç gün üç gece devam eden muharebeler onu uykusuz koymuş, yorgunluktan biticin bir duruma düşürmüştür. Raporunda bu durumu şu biçimde dile getirir: "Adeta hasta bir halde idim. Zaten üç-dört aydan beri Arıburnu Cephesi'nin kanlı muharebatı beni o kadar yormuş,o kadar zayıf düşürmüş idi ki, bu son günlerin yorgunluğu olmasaydı da, gene hasta denecek bir halde idim"[14].

Ağustos 1915 tarihi, Çanakkale Savaşları'nın en kanlı evresini oluşturur- [15]. Conkbayırı' da, bu kanlı çarpışma evresinin sahneye konduğu yer olmuştur. Bu süre içinde, bir ara İtilaf Kuvvetleri lehine kazanılır gibi olan savaş, Anafartalar Grubu Kumandanlığına getirilen Mustafa Kemal'in eşsiz gayretleri sonucu, Türkler lehine dönmüştür.

7 Ağustos 1915 günü, sabahın erken saatlerinde düşman gemilerinden, "azami bir faaliyette" topçu ateşi başlamıştır[16]'. 8 Ağustos günü de, "tasviri mümkün olmayan bir şiddetle" Arıburnu mıntıkasındaki obüs ve sahra toplarıyla ve Ağıldere açıklarındaki harp gemileriyle Conkbayırı ateş altına alınmıştır'[17]. Conkbayırı, Gelibolu yarımadasına egemen olunacak kilit nokta rolündeydi. İngilizler, Conkbayırı'nı ele geçirirlerse, rahatlıkla boğazı tutacaklarını düşünüyorlardı. Bu amaçla İngiliz topçusunun yaptığı hazırlık ateşi o kadar etkili olmuştu ki, siperlerinde, başlarına yağan bu cehennem ateşi altında barınamayan ve oldukça ağır kayıplar veren Türk birlikleri, önce tepenin üzerine çekilmiş, burada da yoğun top mermileri altında kalmışlardı [18]. Yeni Zelendall askerlerden oluşan Ingiliz birlikleri, gemilerinden açılan top ateşleriyle Conkbayın sırtlan dövülür, Türk siperleri hallaç pamuğu gibi savrulurken, başları üzerinden aşırtma anşlanyla Türk siperlerini döven top mermilerinin oluşturduğu şemsiye altında, pek önemli bir direnişle karşılaşmadan Conkbayın'na doğru ilerliyorlardı. Oglander yapıtında: "Sanki bu korkunç tepe göğsünü açmış bekliyormuş gibi, Türk tarafından hiç bir tüfek ateşi gelmiyordu"demektedir [19].

Öncü İngiliz birlikleri, topçu ateşinin desteğinde kolayca Conkbayırı tepesine çıktılar. Top mermileri karşısında sağ kalabilen Türk askerlerini, önemli bir mukavemetle karşılaşmadan kolayca şehit ettiler[20]. Tepeye çıkan İngiliz birlikleri, orada siper kazmaya başladılar. Gün ağardığında, Anzak siperlerinin karşısındaki Türk mevzilerinin gerisinde bulunan yollar, geçitler görünüyordu. İleride, İngiliz Çanakkale Ordusu'nun hedefi olan Boğaz suları parlıyordu. Artık son bir hamleyle, zafer, İngiliz askerlerinin süngülerinin ucunda gibiydi [21].

O gün, Conkbayırı'ndaki durum karmakarışık bir biçim almış, her iki tarafın mevzileri birbirine girmiş, pek çok Türk askeri şehit olmuştu. Conkbayırı'na uzakta, 180 rakımlı tepenin üstündeki karargâhından Conkbayırı'nı gözetleyen ve henüz Anafartalar Grubu Kumandanlığı'na getirilmiş olan rg. Fırka Kumandanı Miralay Mustafa Kemal durumun karmaşıklığını görüyor, endişelere kapılıyordu. Kendisine ulaşan raporlarda: "İş karışıktır, vaziyet fenadır... Zatabitanın kısm-ı küllisi şehit ve yaralıdır» deniliyordu [22]. Haberleşme kesilmiş, cephedeki taburların, birliklerin askerleri birbirine karışmış, emir-kumanda zinciri bozulmuştur. O'nun deyimiyle, "umum kumandanlarda büyük bir asâbiyetin hükümferma" olduğu anla.şılmıştı [23]. Mustafa Kemal anılannda: «180 rakım: tepe civarında bulunan karargahımdan, Conkbayırı ve civarında tarafeynin karıştığını görüyordum. Conkbayırı istikametinden benim karargâhtm istikametine piyade mermi/eri geliyordu. Hatta, karargâh mensubininden vurulanlar olduğu haber verildi" demektedir[24]. Conkbayırı'nın düşman eline düşüp düşmediğinden tereddüt içinde olan Mustafa Kemal, İstihkâm Taburu Kumandanı Binbaşı İsmail Hakkı Bey'den, düşmanın Conkbayırı'nda siper kazmaya devam ettiğini, siperlerin içinde düşman "erfadının» gezmekte ve kum torbaları yerleştirmekte olduklarını haber almıştı [25].

Tepeye çıkan İngilizler için zafer, çok kısa sürdü. Durumun önemini kavrayan Türk birliklerinin iki taraftan birden ateşi, düşman ilerleyişini durdurdu. Türkler toplarla ve tüfeklerle son güçlerini kullanarak tepeye yüklendiler. Bu kanlı çarpışmalarda, her iki taraf da adeta erimekteydi [26].

Tepede bulunan 25. ve 64. Alaylar büyük yararlıklar gösterdiler. 64. Alayın komutanı Servet (Yurda tapan) Bey'di. 25. Alay'ın komutanı yaralanmış, daha sonra her iki alay birleştirilerek, Servet Bey'in emrine verilmişti [27]. İşte, 5. Kolordu Kumandanı Mirlivâ Fevzi Paşa'nın kardeşi, Mülâzım-ı evvel Mehmet Nazif Efendi, 64. Alay'ın 2. taburunda, bölük komutanı olarak görev yapıyordu. Bu durum, Mustafa Kemal'in Fevzi Paşa'ya yazdığı, 8 Eylül 1915 tarihli, Mehmet Nazif Efendi'nin ölümüyle il-gili"ta ' ziye" mektubunun altına, herhalde dönemin askeri makamlarınca düşülen; Mareşal Fevzi Çakmak'a ait hatıraların yayınlandığı yazı sensin-de de, tarihleri yanlış okunmak suretiyle verilen latin harfi kopyasında her nasılsa gözden kaçırılmış olan [28] "64 y2t I k mülazım-ı evveli Mehmed Nazif Efendi" notundan anlaşılmaktadır. Çünkü "y", `Alay'; "t", 'Tabur', "k" ise 'bölük" sözcüklerinin kısaltılmış simgeleri olarak belgeye düşülmüştür.

İşte, 8 Ağustos günkü o büyük mücadelede, 64. Alay'ın 2. taburunun yazgısı pek acı olmuştur. Daha önce de Arıburnu Cephesi'nde, Mustafa Kemal'in başlattığı taarruza katılan 64. Alay'ın [29], değişik harp günlüklerindeki 8 Ağustos 1915 tarihli hareketine bakıldığında, bu alayın 2. taburunda birlik kumandanı olarak görev yapan Mehmed Nazif Efendi'nin nasıl şehit düştüğüne ilişkin soruya da, büyük ölçüde ışık tutulabilmektedir.

Düşman ilerleyişi kan ve cesetle durdurulduktan sonra, 64. Alay'ın 2. taburu, süngü taktırılarak hücuma geçirildi. Düşman siperlerine bu tabu-nın yakınlığı beş-on adım kadardı. Hücuma kalkan erler, bir-iki adım atmışlardı ki, karşı taraf korkunç bir ateşe başladı. 2. tabur yoğun ateş altında fazla ilerleyemedi. Askerler yere yatarak karşılık vermek durumunda kaldılar. Yalnız bir-kaç bombacının attığı bombalarla, tepe hattı üzerinde, çukurlarda bulunan düşmanın 15-20 eri yokedilebilmişti[30]. Çanakkale Savaşları'nda bu saldırıyla ünlenen 64. Alay'ın 2. taburunun subay ve askerleri, korkunç bir hızla adeta eridiler. Bu saldırı sırasında, 19. Fırka Kumandanı olan ve henüz Anafartalar Grubu Kumandanlığı'na getirilmemiş olan Miralay Mustafa Kemal, 18o rakımlı tepeden beri, Conkbayırı'nda olup-biten kanlı çarpışmaları izlemekteydi. O, kaleme aldığı savaşlarla ilgili ünlü raporunda: "Conkbayirı 'nda bulundurduğum yaverim müllâzım-ı evvel Kazım Efendi'nin saat 5.30'da verdiği malümatta da, 64. Alay'ın ikinci taburunun icra eylediği lir:kumda muvaffak olamadığı bildiriliyordu" demektedir [31].

64. Alay'ın ikinci taburunda, bölük komutanı olarak görev yapan Mülazım-ı evvel Mehmed Nazif Efendi, 8 Ağustos 1915 (R. 26 Temmuz 1331) günü, böylesine yoğun ve kanlı çarpışmaların yapıldığı Conkbayırı'nda birliğinin başında, süngü takarak hücuma geçtiği ve böylece Anzaklar'ın ele geçirdikleri tepeden atılmak istendiği bir sırada, 2. taburun bu saldırısı anında, birliğinin başında şehit düşmüştür[32]. Bu kanlı saldırılan uzaktan izleyen ve aynı gün gece geç vakitlerde, Anafartalar Grubu Kumandanlığı'na kendi isteği üzerine getirilen Mustafa Kemal, Fevzi Paşa'ya 8 Eylül 1915 günü bir mektup yazarak, kardeşinin şehadet haberini bildirmiştir. O mektubunun bir yerinde, Nazif Efendi'nin şehit düşüşü ile ilgili olarak şunları demektedir: "Şehid-i mağfur biraderiniz 26/5/331 (M 8 Ağustos 1915)'de millet ve memleketin hayat ve memat noktası olan Conkbayın'nda düşmana atılan süfutun ilerisinde idi... Biraderinizin haber-i şehadeti bendenizi cidden müteessir ve giryan eylemiştir".

Nazif Efendi şehit düştüğünde evliydi ve bu evlilikten dünyada iki de çocuğu vardı: Adnan ve Müfide [33].

Onun anısına, şehit düştüğü Conkbayırı'nda, sahile hakim bir noktaya sonradan dikilen anıt mezarda, onun, 26 Temmuz 1915 günü, birliğinin başında düşmana taarruza geçtiği sırada şehit düştüğü belirtilmiştir. Verilen bu tarih yanlıştır; bu yanlışlık, herhalde, o yıllarda kullanılan Rumi takvimi, Miladi takvime çevirirken düşülen yanlıştan kaynaklanmaktadır. Rumi takvim ile miladi takvim arasında, 13 günlük fark vardır; ayrıca, Rumi takvimdeki birinci ay, "Mart" ayı ile başlar. Mustafa Kemal, bu mektubunda Nazif Efendi'nin 26.5.1331'de şehit düştüğünü belirtir ve Harp Mecmüsı'nda, Nazif Efendiye ait portrenin altına da, 26 Temmuz 1331 tarihi düşülmüştür. Her iki tarihin de, miladi tarihe çevrilmesiyle bulunacak sonuç, 8 Ağustos 1915'tir. Zaten, 8 Ağustos günü, yukarıda anlatılmaya çalışılan askeri hareketler olmuştur; bu hareketler de, 8 Ağustos gününü mantıklı 'olar; kaldı ki, 26 Temmuz 1915 günü, önemli bir askeri olay söz konusu değildir. Bu nedenlerden ötürü, Nazif Efendi'nin anısına dikilen anıtmezardaki 26 Temmuz 1915 tarihinin, 8 Ağustos 1915 olarak değiştirilmesi, kuşkusuz ki gereklidir.

Miralay Mustafa Kemal, 8 Ağustos günü bu olaylar olup-bittikten sonra, çok geç saatlerde, gece yarısına doğru Anafartalar Grubu Kumandanlığı'na getirilmiştir. Mehmed Nazif Efendi şehit düştüğü zaman O, henüz bu göreve atanmamış bulunuyordu. Nevarlci, Nazif Efendi gibi binlerce vatan evladının şehit düştüğü bu kanlı çarpışmaları uzaktan izlemiş, 5. Ordu Kumandanı Liman von Sanders'le yaptığı telefon görüşmesi sonunda bu görevi doğrudan doğruya kendisi istemiştir. Düşman ise 1 o Ağustos günü başlatılan pek kanlı bir saldırı sonucu, Anafartalar Grubu Kumandanı Miralay Mustafa Kemal'in olağanüstü gayretleriyle, Conkbayırı sırtlarından atılabilmiştir. Bu çarpışmaların fiili kumandanı, Mustafa Kemardir[34]. O, 8 Eylül 1915 günü (R. 26.6.1331), 5. Kolordu. Kumandanı Mirlivâ Fevzi Paşa'ya yazdığı bir mektupla, kardeşi Mehmed Nazif Efendi'nin şehadet haberini bildirmiş ve başsağlığı dilemiştir. O'nun bu mektubu kaleme aldığı gün, kanlı muharebeler bitmiş, zafer Türkler'in olmuştur. İki ay kadar sonra, 27 Kasım 1915'te Mustafa Kemal, sağlık durumunun elvermemesi gerekçesiyle, Grup Kumandanlığı'nı Fevzi Paşa'ya bırakmış, onun görevden ayrılmasından on gün sonra da, düşmanın "ricat-ı umumisi" gerçekleşmiştir [35].

O'nun Fevzi Paşa'ya yazdığı mektubun metni şöyledir:

Anafartalar Grubu 26/6/331

Huzur-ı Alilerine Muhterem Kardeşim Paşa Hazretleri,

23 Fi Temmuz sene 331 tarihli mektubunuzu dün aldım. Hakk-ı kizânemize izhâr buyrulan iltifat ve teveccühatınıza arz-1 teşekkür ederim.

Vatan-ı mukaddesemizi çiğnemeye çalışan hain düşmana -ancak âli himmet arkadaşlarımızın istihkâr-ı mevt eylemeleri sayesinde- iyi dersler verilmektedir. Vatanı tahlis için hün-ı hamiyyetlerini büyük bir şevk ile iysar eden arkadaşlarımın gayretiyle düşmanın her nevi teşebbüsât-ı müstakbelesine mani olunacağı hakkındaki itminanım berkemâldir.

Ancak bu derecedeki âsâr-ı fedakârinin istilzâm eylediği bazı acılara tahammülün zareıri olduğu zât-ı alilerince de musaddaktır. Bu zaruretin ilcaatıyla sizi duçar-ı meyCisiyet edeceği tabi bulunan biraderinizin haber-i şehadeti bendenizi cidden müteessir ve giryân eylemiştir.

Şehid-i mağfur biraderiniz 26/5/33I'de millet ve memleketin hayat ve memat noktası olan Conkbayırı'nda düşmana atılan süfutun ilerisinde idi.

Teessüratımıza bütün saffet ve samimiyet-i kalbiyemle iştirak eder ve cenab-ı haktan zât-ı alilerine ve aile-i kederdidenize sabr-ı cemil ihsan buyurmasını tazarru ile arz-ı meveddet ve muhaleset eylerim efendim.

Anafartalar Grubu Kumandanı M. Kemal

64. (Ala)y 2. t(abur) I. (bölü)k Mülâzım-ı evveli Mehmed Nazif Efendi

Dipnotlar

  1. E. H. Carr, Tarih Nedir?, (Çev. M. Gizem Gürtürk), İstanbul, ı 98o, s. 27.
  2. Bkz. Burhan Göksel, "Hatıra ve Misalleriyle Askeri Tarihin Milli Eğitim ve Kültürdeki Yeri ve Önemi", Bu:na Askeri Tarih Seminen' (Bildiriler IV), Gn. Kur. yay., Ankara, 1934, 44 S.
  3. Bkz. Metnin sonundaki mektup.
  4. Vehbi Tanfer, "Çanakkale (şiir)", Batmayan Güneş, ş.y., t.y., s. 15.
  5. Limnili Derviş Kaptan'ın oğlu olan Tophane khtiplerinden Ali Sım Efendi'nin, Varnalı Müftü Hacı Bekir Efendi'nin Hasane Hanım'la evliliğinden birisi kız beş çocuğu dünyaya gelmişti: Fevzi, Muhtar, Nazif, Sami ve Nebahat... Ali Sım Efendi, Osmanlı Ordusu'nda subaydı. Albay iken Medine'de ölmüş, orada gömülmüştü. Müftü Hacı Bekir ise, Kuleli Vak'asına katılmış, bir süre Kuleli Askeri Idadisi'nin zindanına atılmıştı (Kuleli Vak'ası için bkz: Uluğ Iğdemir, Kuleli Vak'ası Hakkında Bir Araştırma, TTK yay., Ankara, ı 937); Takmakzadeler" olarak bilinen bu ailenin bireyleri, vatan savunması uğruna büyük uğraş göstermiş, can verip kan dökmüşlerdir. Fevzi Bey, Türk Kurtuluş Savaşı'nın büyük komutanı Mareşal Fevzi Çakmak'tır. Muhtar Bey, Balkan Savaşları sırasında, 1912 yılında, MülLzım-ı evvel iken, Manastır'da şehit düşmüştür. Sami Bey, Askeri Rüştiye'de, "Baytar ve Eczacılik. bölümünün `sınıf-, mahsus' kısmında okurken, 17 yaşında vefat etmiştir. Nebahat Hanım ise, uzun bir ömür sürmüştür. Çakmakzadeler'in aile şeceresi hakkında en doyurucu bilgi için bkz. Adnan Çakmak, "Mareşal Çakmak'ın Hatıraları", thimyet, (Haz: Murat Sertoğlu), 15 Nisan 1975; bu yazı dizisi 12 Nisan 1975 günü başlamış ve Mayıs ayına kadar devam etmiştir; ayrıca bkz: Sinan Omur, Büyük Mareşal Fevzi Çakmak'm Askeri Dehası, Siyasi Hayatı, 2. baskı, Istanbul, 1965; yine bkz: Nusret Baycan, "Mareşal Fevzi Çakmak", Atatürk Araştırma Merkezi Dergin; VI/I6 (Kasım 1989), ss. 178-179.
  6. Hiim:yet, 12 Nisan 1975.
  7. Mareşal Fevzi Çakmak'tan, yeğeni Adnan Çakmak'a intikal eden bu mektubun bir kopyasını, hocam Vehbi Tanfer aracılığıyla elde ettim. Adnan Çakmak, Mareşal'in hatıralannı sözkonusu gazeteye aktarırken bu mektup da latin harflere çevrilmiş biçimiyle yayınlanmıştır. Fakat orijinal metindeki tarihlemeler, yanılarak aktanlmış, alt kısmındaki küçük notlar da belirtilmemiştir. (Bkz. HurnYet, 12 Nisan ı 975);oysa bu notlar ve tarihler, Nazif Efendi'nin anıtmezannın başına düşülen yanlış ölüm tarihini düzeltmemize, nasıl şehit düştüğü sorusuna yanıt bulmarnıza yeterli oluyor.
  8. Bu alayın bütün subay ve erleri Çanakkale Savunmasında şehit olmuşlardır.
  9. Mustafa Kemal, Anburnu Muharebeleri Raporu, (Haz. Uluğ iğdemir), T11( yay., Ankara, 1986, S. 5-6.
  10. Mustafa Kemal bu muharebelerin raporunu bir defter halinde kaleme almıştır. bkz: a.g.e.; yine onun, bu muharebelerle ilgili olarak Ruşen Eşref (Unayclın) ile yaptığı söyleşi (28 Mart 1918), Milli Mıcrnua nın Çanakkale özel sayısında yayınlanmış; aynı söyleşi daha sonra kitap halinde de basılmıştır: bkz. Ruşen Eşref, Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal Re Mülakat, İstanbul, 1930; Anburnu cephesinde büyük hizmet ve gayretleri görülen şehit ve gazilere, Mustafa Kemal'in Şükran duygularını bildiren günlük emri: "...Kumanda eylediğim bütün kıtaat, zabitan ve efradı yegan yegan takdir ederim. Bu maksad-ı ulvi uğrunda kahramanane bır suretde feda-yı can eden mukaddes şuhedamızı ilmi* ve ebedi bir hiss-i hürmet ve ta 'zim ile yad ve erva h-ı mulcaddeselerine fatihalar ithal ile şefahatlerinden istimılat ederim_ 'bkz: A. Rıza özkul, "Kaymakam Mustafa Kemal ve Anburnu", Belleten, XX/8o (1956), s. 618.
  11. Fevzi Bey (Mareşal Fevzi Çakmak değil).
  12. Ma. Uluğ İğdemir, "Atatürk'ün Anafartalar Muharebelerine Ait Hatıraları", Belleten, VIII/ 28 teşrin 1943), S. 40.
  13. Bkz. A.g.y., ss• 40-4 1 •
  14. A.g.y., S. 42; ayrıca bkz. Fahrettin Altay, «Çanakkale Savaşı 'nın Ilk Günlerinde Mustafa Kemal (Agaltirk)», Belleten, XX/8o (1956), ss. 605-607; yine bkz. A. R. Cızkul, a.g.y., ss. 609- 6 ı 7.
  15. Aynnoll olarak bkz. U. Iğdemir, a.g.y., ss. 35-82, yine bkz. C. F. Aspinal-Oglander, Biiyiik Harbin Tarihi Çanakkale -Gelibolu Askeri Harekatı-, C. II, Gn. Kur. yay., Ankara, 194o, SS. 121-322.
  16. Bkz. U. lğdemir, a.g.y., S. 32.
  17. A.g.y., s. 35.
  18. Bkz. Fikret Günesen, Çanakkale Savaşları, Istanbul, 1986, s. 262.
  19. C. F. Aspinal-Oglander, a.g.e., ss. 205-206.
  20. Bkz. F. Günesen, a.g.r., s. 262; yine bkz. Oglander, a.g.e., s. 206.
  21. Oglander, a.g.e., 206.
  22. U. İgdemir, a.g.y., s. 36.
  23. A.g.y., s. 36, 37.
  24. A.g.y., s. 36.
  25. A.g.y., s• 40'
  26. Bkz. F. Günesen, a.g.e., s. 2.53.
  27. A.g.e., s. 263.
  28. Hürriyet, 12 Nisan 8975.
  29. Bkz. F. Günesen, a.g.e., S. 154.
  30. A.g.e., s. 265.
  31. Bicz. U. Iğdemir, a.g.y., s. 40.
  32. Kasım 1915'te yayın hayatına başlayan ve "Ahmet Ihsan ve Şürekkfisı" matbaasında basılan Harp Mecmuası, I. Dünya Savaşı'nın değişik cephelerinden haberler vermekte, Ah-met Refik, Abdülhak Hamit, Mehmet Emin gibi, dönemin tanınmış tarihçi, edip v.b. ya-zarlannca, askeri, siyasi ve edebi konularda yazılar yayınlanmaktaydı. Özellikle Çanakkale Savaşlan'yla ilgili olarak, son derece canlı ve dönemin teknik olanaklarına göre, güzel ve kaliteli resimler, bu dergice yayınlanmıştır (Ahmet Ihsan, Servet-i Ftinun dergisinin yayıncısı-dır ve bu derginin sayılanndan birinde, o döneme göre, en çağdaş resim tekniğinin Türki-ye'ye nasıl getirildiğini anlatır. Bkz. Servet-i Fiinun, XXXIX/ ı 000. "Özel sayı" (22 Temmuz 1326), ss. 178-180); sözkonusu dergide, önce »Taşayan ölüler", sonra da "Mübarek şehitleri-miz" başlığı altında, değişik cephelerde şehit düşmüş Türk subaylannın birer küçük portresi verilmiş, portrenin altında da, künyeleri ve ölüm tarihleri belirtilmiştir. Nazif Efendi'nin de portresi ve sözkonusu bilgiler, Mübarek Şehitlerimiz" başlığı altında verilmiştir. Kalın, uzun ve kıvnk bıyık'', açık alıntı fotoğrafirun altında şunlar yazmaktadır: `64. (Ala)y, 5. (balıi)k Multizım-ı emeli Nazif Efendi (25 Temmuz 1.331)"; Harp Mecinuası", Yıl: II/17 (Mart 1333), s. 237; ayrıca bkz: Metnin sonundaki resim.
  33. Nazif Efendi'nin oğlu Adnan Çakmak, 1330 (194) yılı Şubatında, Edremit'te dünyaya gelmişti. Babası şehit düştüğü zaman bir yaşını yeni tamamlamıştı. Nazif Bey'in çocuklarının yetişmesiyle, Mareşal Fevzi Çakmak doğrudan ilgilenmiştir. Adnan Çakmak, bir gazeteye amcası ile ilgili anılarını anlatırken, bu konu üzerinde şöyle duruyor: "...ben amcam Mareşal Fevzi Çalcmak't, az babam gibi bilirim. Onun da erkek evladı olmadığı 4ln...bit:yük amcam da Balkan Savaşı'nda şehit düştüğünden...Çakmak ailesinin tek erkek çocuğu olarak ben bulu-nuyordum. Rahmetli amcam erkek evlat hasretini benimle giderdiği için, bana karşı her zaman tam bir baba şefkati gösterir(di)...»; Hürriyet, 10 Nisan 1975.
  34. Bkz. U. iğdemir, a.g.y., ss. 44-88.
  35. A.g.y., s. 84; yine bkz. U. İğdemir, "Atatürk'ün Anafartalar Grubu Kumandanlığından İstifasına Dair Bazı Belgeler', Belleten, XXXIIİ128 (ı g68), ss. 463-478.

Şekil ve Tablolar