Mahir Aydın

Anahtar Kelimeler: Şeyhülislâm, Ahmed Ârif Hikmet Beyefendi, Sultan III. Selim, Osmanlı

Ahmed Ârif Hikmet Beyefendi, Sultan III. Selim devri ricalinden Rumeli Kadıaskeri İbrahim İsmet Bey’in oğludur[1]. Belgrad Muhafızı olan dedesi Râif İsmail Paşa’dan dolayı ‘bey’ ve İlmiyye’ye mensup olması sebebiyle de ‘efendi’ ile birlikte ‘beyefendi’ olarak anılan bir kaç şeyhülislâmdan biridir[2]. Aslında merhûm, bilinmeyen bir şahsiyet değildir. Buna rağmen onu bahis mevzuu edişimiz, mevcûd literatürde kendisi hakkında yer alan perakende mâlûmâtın ihtilâflı yönlerini telife çalışmak, mezâr kitabesi ve eserleri ile ilgili olarak bilgi vermek ve aile mezârlığında bulunan ecdâd ve ahfadına âit mezarları zabtetmek, düşüncesinden ileri gelmektedir.

25 Muharrem 1201/17 Kasım 1786[3] târihinde İstanbul’da[4] doğan Ârif Hikmet Bey, 11 Safer 1211/16 Ağustos 1796 târihinde tahsile başlamış ve gençliğini, ilimle meşgul olarak geçirmiştir[5]. 1230/1814 senesinde hac farizasını edâ ettikten sonra, gurre-i Ramazan 1231/26 Temmuz 1816 târihinde Kudüs, gurre-i Rebiülevvel 1236/7 Aralık 1820 târihinde Mısır ve gurre-i Ramazan 1239/30 Nîsan 1824 târihinde de Medine kadılıklarına tâyin olunmuştur[6]. Gurre-i Safer 1242/4 Eylül 1826 târihinde İstanbul payesini alan Ârif Hikmet Bey[7], iki sene sonra İstanbul Kadılığı’na tâyin olunmuşsa da mâzeret beyân ederek bu vazifeyi kabûl etmemiştir[8]. 1246/ 1830 senesinde Nüfûs Tahrîri’ne memûr olarak Filibe’ye gitmiş[9] ve dönüşünde, önce Nakibüleşrâf tâyin edilmiş (11 Zilhicce 1246/23 Mayıs 1831) ve daha sonra da, Anadolu Kadiaskerliği payesini almıştır (gurre-i Muharrem 1249/21 Mayıs 1833)[10]. 15 Ramazan 1254/2 Aralık 1838 tarihinde Rumeli Kadiaskerliği tevcih olunan Ârif Hikmet Bey, ertesi sene de, Meclis-i vâlâ-yı ahkâm-ı adliyye âzâlığına tâyin edilmiştir[11]. Tanzîmât Fermânı’nın lâyıkıyle tatbik olunup olunmadığını teftiş için 1256/1840 sene-sinde tekrâr Rumeli’ye gönderilmiş ve dönüşünde, Dâr-ı şûrâ-yı askerî âzâlığına getirilmiştir[12]. Bu memuriyette bulunduğu esnâda, Şeyhülislâm Mekkîzâde Mustafa Âsim Efendi’nin vefatı üzerine, 2 Zilhicce 1262/21 Kasım 1846 târihinde Meşîhat makamına tâyin olunmuştur[13]. Yedi sene dört ay üç gün bu makamda vazife gören Ârif Hikmet Beyefendi, Mustafa Reşid Paşa’nm, Rusya ile meydâna gelebilecek bir harbe mâni olmak için yaptığı teşebbüslere ve bu yüzden zuhûr eden Softa Ayaklanmasına seyirci kalması sebebiyle[14], 24 Cumâdelâhire 1270/24 Mart 1854 târihinde, Şeyhülislâmlıktan azl edilmiştir[15].

Meşîhat makamından ayrılan Ârif Hikmet Beyefendi, zamânını, Sultan Abdülmecid tarafından ihsân buyurulan Rumelihisân’ndaki sâhilhânesinde[16] ibâdât ve taât ile geçirirken, 5.000 cildden ziyâde kitâbını, yapımı 1272/1855 senesinde tamamlanan ve hâlen kendi ismiyle anılan Medine’deki kütüphanesine vakfeylemiştir[17]. Kendisi de, ömrünün kalan kısmını geçirmek üzere Medine’ye hicret arzusunda iken, 15 Şâbân 1275/20 Mart 1859 târihinde kalp sektesinden[18] vefat etmiştir[19]. Cenâzesi, Üsküdar’da Nuhkuyusu Caddesi üzerindeki aile mezârlığına defnedilmiştir.

Ahmed Arif Hikmet Beyefendi, bedenen zayıf, uzun boylu ve gayet azametli olmasına rağmen, tab’an zarif, yumuşak huylu ve afif bir zât idi[20], “...ulûm-ı akliyye ve nakliyyede yegâne-i cihan ve lâ-siyemmâ ma Arif-i ede- biyye ve eş âr-ı arabiyye ve fârisiyye ve türkıyyede adîmü’l-akrân...”[21] olan Ârif Hikmet Beyefendi, yalnız Osmanlı topraklarında değil, İran ve Hindistan’da da şöhret sâhibiydi[22]. Nakşibendî tarikatına mensûp olup, Meşihat makamına gelen fudalâ arasında en mümtaz mevkilerden birini işgal eder[23]. Kemâlini herkes gibi, Sultan Abdülmecid de kabûl etmiştir. Zîrâ Pâdişâh, onun Şeyhülislâmlığa tâyini için ısdâr eylediği hattında, kendisinden, "...fazâil-i zâtiyye ve hasâil-i hamiden ve’l-hasıl camı -i kemâlât-ı ınsânıyye olduğu herkesin müsellemi olmağla... " şeklinde bahsetmektedir[24].

Meşihat makamında gözü olan ve bunu temin için, soğuk havalarda bile Kanhca’daki yalısından kayıkla bayramlaşmaya giden Vak'anüvis Es’ad Efendi, Arif Hikmet Beyefendi’nin Şeyhülislâm tâyin edilmesi üzerine, duyduğu teessürün ifâdesi olarak:

Bana lâyık iken cây-ı Meşihat
Hüdâ’nın hikmeti Ârif Bey oldu[25]

derken, Arif Hikmet Beyefendi ise:

Hikmetinden urefâ olmaz sual
Şeyhü'l-İslâm eyledi Yezdan beni[26]

şeklinde mukabele etmektedür. Mâmafih Es’ad Efendi, onun doğum târihinden bahsederken “iki yüz birde [1201] değil, bin yılda bir gelen ” demekle, hakkını teslim etmiştir[27].

Arif Hikmet Beyefendi, babasından mîrâs kalanlarla birlikte çok zengin bir kütüphaneye sahip idi. Vakcanüvis Cevdet Paşa, Târih’ini kaleme alırken, geniş ölçüde onun kütüphanesinden istifâde etmiştir[28]. Fakat bu kitaplar, vefatından sonra, gazetelere ilân verilmek sûretiyle satılmıştır[29]. Medine’deki kütüphanesinde bulunan kitapları ise, şimdiye kadar beş defa kataloglanmış ve her defasında adedleri kısmen değişmekle birlikte, dördüncü katalogun hazırlandığı 1950 senesinde, 7.662 cildlik 5.404 eser tespit edilmiştir[30]. Fakat bu eserler, kıymetli yazmaların kıymetsiz olanlarla değiştirilmesi, yazmaların yerine matbu eserlerin konması veya tamir edilmek bahanesiyle kütüphâneden çıkarılan eserlerin, bir daha yerlerine konmaması gibi üzücü muamelelere mârûz kalmıştır[31]. Bu kütüphaneye âit olmak üzere, 1984 senesinde iki cild olarak tertip edilen en son kataloglar üzerinde yaptığımız bir incelemede, yalnız kitapların adedini tespit ettik ki, 4.373 aded kitap ve 627 aded mecmua kayıtlı bulunmaktadır[32]. Bunlardan bâzılarının, konularına göre adedlerini vermek gerekirse; 32 aded Kur’an-ı Kerim, 60 aded Tecvid ve Kıraat, 174 aded Tefsîr, 282 aded Hadîs, 285 aded Akaid, 384 aded Fıkıh, Arapça, Farsça ve Türkçe olmak üzere 174 aded Tasavvuf, 718 aded Edebiyat ve 600 aded Târih’e âit eser ile, Mantık, Cebir, Hendese, Kimya, Coğrafya, Hatt ve Resim gibi çeşitli konularla ilgili eserler mevcuddur. Mecmualar ise, muhtelif mevzûlarla alâkalı risâleleri ihtivâ etmektedir.

Dîvân Edebiyatı’nın son devrinde yetişen Arif Hikmet Beyefendi, bu tarzda fevkalâde tarzda olmasa bile, devrinin şâirlerine nazaran vasatın üstünde şiirler yazmıştır. Şiirlerini Arapça, Farsça ve Türkçe olarak kaleme ahrken, daha ziyâde Nedim, Nef’î ve Nâbî’nin tesiri altında kalmıştır. En mârûf eseri Dîvân’ı olması hasebiyle de, şimdiye kadar, daha ziyâde edebî yönden tetkik mevzuu edilmiştir. Burada, tespit edebildiğimiz eserlerine kısaca temâs etmek istiyoruz.

1) Dîvân : Arapça Farsça ve Türkçe şiirlerin yer aldığı bu eser, Tırnakcızâde Zîver Bey’in yazdığı hal tercümesi ve Şeyhülislâm Hüsâmeddin Efendi’nin himmetiyle, 1283/1866 senesinde, talik hat ile taşbasması olarak neşredilmiştir. 3.000’e yakın beytin bulunduğu bu eser, muhtelif gazel ve kıt alan muhtevi olup, aile ve resmî hayâtının yanı sıra, yaşadığı devir hakkında mâlûmât vermesi bakımından da mühimdir. Ârif Hikmet Beyefendi’nin şiirlerine bir misâl teşkil etmesi maksadıyla, Dîvân’ında yer alan bir gazelini zikretmek istiyoruz:

Tütî-ı kafes-nışîn felâket değil mıdır
Hıfz-ı lisân medâr-ı selâmet değil midir

Dil dest-ı gamda olsa da per-gâr-ı ınkılâb
Devr-i fırâkın âhırı vuslat değil mıdır

Medd-ı kef-ı nıgâh edeli la line gönül
Mest-ı müdâm câm-ı mahabbet değil mıdır

Mecbur eden mezâlime erkân-ı devleti
Isrâf-ı bi-lügûm-ı sefâhat değil mıdır

Mest olsa bezm-ı işvede çeşmın aceb değil
Ol la l-leb pıyâle-ı işret değil midir

Dünyâda nakd-ı ömr ile kâlâ-yı müşterâ
Ukbâda ziyb-i düş~ı nedâmet değil mıdır

Ey muhteşem efendi vekâret-penâh iken
Sarrâfa ser-fürû da rezâlet değil mıdır

Çeşm-i zevi’l-basâire her seng-ı makbere
Mır at-ı sâf-ı çehre-ı ibret değil mıdır

Âyine-i felekde bu eşkâl-i hâdisât
Enzâr-ı halka bâis-ı hayret değil mıdır

Ol zât-ı muhterem kim ola âlem âşinâ
Bı-gâne-ı huzûz-ı mahabbet değil midir

Hikmet bu kâr-hâne sermâye-ı gına
Kenz-i belâ nefâd-ı kanaat değil midır[33]

2) Tezkere-i şu’arά : 1250 senesine kadar gelen 210 şâirin bir kaç satırlık kısa hal tercümelerinden ibaret olup, tamamlanamamıştır[34].

3) Mecmu‘âtü t-terâcim : Arapça olarak kaleme alınan bu eser, muhtelif devirlere âit 1.134 âlim ve şâirin kısa hal tercümelerini muhtevidir[35].

4) Hülâsatu’l-makâlât fi mecâlisi’l-mükâlemât : Babası İbrâhim İsmet Bey’in murahhas olarak katıldığı komisyonlarda tanzim edilen muahedelerden ibârettir[36].

5) Ahkâmü’l-mer’iyye fi arâzi’il-emîriyye : Mukaddime ve Hâtime’si arap- ca, muhteviyâtı türkçe olan bu eser, tapu husûsuna âit meseleler ve bunlara verilen cevaplardan meydâna gelmekte olup 1263, 1267 ve 1269 senelerinde tabedilmiştir.

6) Ba’zı vekâyi c-i dâhiliyye notları : 1222-1244 seneleri arasındaki bâzı vak’alara âit mâlûmâtı ihtivâ eden bu eser, ta'lik hatt ile kaleme alınmış olup, 13 varakdır[37].

7) Mecmuc a-i eşc âr : Muhtelif şâirlere âit mâlûmât, şiirler ve husûsî notları yer almaktadır. Ta lik hatt ile yazılmış olup, 130 varakdır[38].

8) Rumeli Teftiş Defteri : Nüfus Tahrîri’ne memûr olarak gittiği Rumeli’ye âit mâlûmâtı hâvîdir. Taclik hatt ile kaleme alınmış olup, 35 varakdır[39].

9) Rumeli Teftiş Defteri : Tanzimat Fermânı’mn tatbikini teftiş maksadıyla gittiği Rumeli’deki faaliyetlerini ihtivâ etmektedir. Ta'lik hatt ile yazılmış olup, 55 varakdır[40].

10) Mecmuca: 1210-1245 seneleri arasındaki muhtelif tâyinler hakkında mâlûmât vermekte olup, 13 varak halinde ve rik a hatt ile kaleme alın-mıştır[41].

11) Refcün-nikâb an vücûhı'l-elkab : Elkablarla ilgili olan bu eser, arapca ve ta lik hatt ile yazılmış olup, 8 varakdır[42].

12) Fihrist-i kütüb-i arabiyye : Muhtelif arapca eserlerin bir fihristi özelliğindeki bu eser, 323 varak olup, ta lik hatt ile kaleme alınmıştır[43].

13) Keşf el-zünûn zeyli: “Cim” harfine kadar gelen bu eser, müsvedde halindedir[44].

14) Mecmuca-ı Ârif Hikmet : Muhtelif şiir, not ve hesaplarına ihtivâ eden bu eser, 141 varak olup, rikca ve taclik hatt ile kaleme alınmıştır[45].

Ahmed Ârif Hikmet Beyefendi’nin mezân, Üsküdar semtinin Arakıyyeci Hacı Ahmed Mahallesi’nde ve Nuhkuyusu Caddesi üzerindeki 50 pafta, 583 ada ve 3 parselde bulunan, aile mezarlığındadır. Mezarlığın güney-doğu istikametindeki köşesinde, kendisi tarafından 1858 senesinde ihyâ olunan sebil ve kuzey-doğu köşesinde de, kitâbesi bulunmadığı gibi, tuğrâsı da kazınmış olan bir çeşme yer almaktadır[46].

Bu gün Ârif Hikmet Beyefendi’nin mezârında bulunan kitâbe, vefatında dikilen mezâr kitâbesi değildir. Bu durumu, Behcetî İsmâil Hakkı el- Üsküdârî’nin, Üsküdar’da medfûn bâzı şahısların mezar kitâbelerinin metnini ihtiva eden, Merâkıd-ı Muctebere-i Üsküdar adlı eserinden öğrenmekteyiz[47]. Burada yer alan şekliyle, 1859 senesinde dikilen mezar kitabesi şöyledir:

“Belgrad Muhâfızı Râıf ïsnwtl Paşa-zade Reısü’l-ulemâ Mustafa[48] İsmet Efendi merhumun necl-i mukerremlen Şeyhu l-İslâm ve mufti l- enâm ve şu arâ-yı benâmdan el-merhûm el-mebrûr es-seyyıd Mehmed[49] Ânf Hikmet Beyefendi hazretten kaddes-Allahu rühahü nevver-ı darîha el-fâtıha sene 1275”

Bu günki mezar kitabesinin, ne zaman ve ne sebeple tanzim olunduğunu tespit edemedik. Lâkin Merâkıd-ı Mu tebere-i Üsküdar, 3 Receb 1348/5 Aralık 1929 tarihinde tamamlanmış olduğundan, en erken bir zamanlama ile ve tahminen, bu tarihten sonra yenilenmiş olması îcâb etmektedir. Ayrıca Behcetî İsmail İsmail Hakkı, eserindeki Ahmed Arif Hikmet Beyefendi’nin mezar kitabesine âit metnin yanma kaydettiği “Nuhkuyusu’nda ıhyâ-kerdelen olan sebıllen nezdınde âbâ vü ecdâd ve evlâd ü encâblanyle medfûndur”[50] ifâdesi ile, mezarlığın yanındaki sebilin merhûm tarafından yaptırıldığını ve bu mezarlığın, bir aile mezarlığı olduğunu, sarih bir şekilde bildirmektedir. Nitekim bu mezarlıkta yaptığımız incelemeler neticesinde, mevcûd otuz dokuz mezânn, dedesinin annesi Hadîce Hanım’dan başlamak sûretiyle, torunu İbrahim İsmet Beyefendi’ye kadar, bu aile ile alâkalı şahıslara âit olduğunu tespit ettik.

Arif Hikmet Beyefendi’nin bu günki mezârı, eni 70 cm., boyu 230 cm. ve yüksekliği de, kaidesi hâriç olmak üzere, 85 cm. olan mermer bir sanduka içerisinde yer almaktadır. Kitâbesi ise, başındaki “ilmiyye” sarığı ile berâber 215 cm. yüksekliğinde olup, takriben 45 cm. enindeki bir zemine ta lik hatt ile yazılmıştır. Ayaktaşı da, 195 cm. uzunluğunda ve üstüvânî biçimdedir. Kitabe, zamanla arkaya doğru biraz yatmış olmasına ve orta kısmından çatlayarak yavaş yavaş dökülmeye yüz tutmasına rağmen, zerâ- fetinden hiç bir şey kaybetmemiştir. Kitâbenin metni aynen şöyledir:

Aile mezarlığında, Ahmed Ârif Hikmet Beyefendi’den başka medfûn bulunan şahısların mezar kitâbeleri de şu şekildedir:













































































* Bu çalışma, 14-17 Eylül 1987 tarihlerinde İstanbul'da yapılan VIII. Milli Türkoloji Kongresi’ne tebliğ olarak sunulmuştur. Tebliğ metnini yeniden kaleme almam hususunda teşvik ve yardımlarını esirgemeyen kıymetli hocam Prof. Dr. Bekir Külükoğlu’na teşekkür ederim.

Dipnotlar

  1. Davud Fatin, Hâtımelü‘l-eş'âr, taşbasması, İstanbul 1271, s.70; Zîver Bey. Şeyhülislâm Ahmed Arif Hikmet Beyefendi’nin Divân Mukaddimesi, İstanbul 12Θ3, s.3; Mehmed Süreyya, Sicill-i Osmâni, İstanbul 1311, III, 275; Bursah Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, İstanbul 1333, 1, 374; Arif Hikmet Beyefendi de kendi nesebini şu şekilde göstermektedir: İbrahim İsmet ibn el-vezîr eş-şehir Ra’if İsma’il Paşa ibn el-vezîr Malatyalu İbrahim İsmet ibn elhacc Mustafa el-Huseynî el-hanefi el-lslâmbûli. Bkz. Ibnülemin Mahmud Kemal, Son Asır Türk Şâirleri, İstanbul 1927, IV, 620.
  2. İsmail Hâmi Dânişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, İstanbul 1971, V, 144.
  3. Ahmed Rifat, Devhatü ‘l-meşâyih, taşbaskıdan tıpkı basım, İstanbul 1978, s. 129, Ziver Bey, Xynı eser, s.3; Diğer kaynaklar bu tarih için sadece 1201 senesine verirlerken Mehmed Süreyya (Aynι eser. III, 275) 1200 senesine. Küçük Türk İslam Ansiklopedisi (“Arif Hikmet Bey", İstanbul 1978, s. 167) ise, 21 Muharrem 1201 tarihine işaret etmektedirler.
  4. Arif Hikmet Beyefendi’nin doğum yeri sadece Davud Fatin (Aynı eser, s.70) tarafından belirtilmekte ve diğer kaynaklar ise, bu hususta sessiz kalmaktadırlar.
  5. Fatih, Millet Kütüphanesi (MK), Ali Emîrî (AE), İlmıyye Deften (ID), Nr.56, vr.50; Ziver Bey, Aynı eser, s.3; Ahmed Rifat, Aynı eser, s.130; Mehmed Süreyya, Aynı eser, İli, 275; İbnülemin Mahmud Kemal, Aynı eser, IV, 620; İstanbul Ansiklopedisi, “Arif Hikmet Bey", İstanbul 1947, II, 590.
  6. MK, AE, İD, Nr. 57, vr.23, 39, 45; Ziver Bey, Aynı eser, s.3; Bu konuda diğer kaynaklar sadece sene belirtmekte ve hattâ Medine kadılığı için, Ahmed Rifat (Aynı eser, 5.130) ve İlmiye Salnamesi (s.590) gibi bâzdan, 1238 senesini vermektedirler. Mehmed süreya (Aynı eser, III, 275) ise Kudüs yerine Galata ismini zikrederken, Fevziye Abdullah ( 'Arif Hikmet Bey’ İslam Ansiklopedisi, I, 564) da, Kudüs kadılığı için 1239 ve Medine kadılığı için 1231 senesine işaret etmektedir ki, muhtemelen bu tarihler, bir tashih hatası olarak yer değiştirmiş olmalıdır.
  7. MK, AE, İD, Nr. 50, vr.15; Bu tarihi Ahmed Rifat (Aynı eser, s. 130), Şemseddin Sami (Kamusü’l-a lâm, İstanbul 1311, IV, 3041) ve Abdülkadir Altunsu (Osmanlı Şeyhülislamları, Ankara 1972, s.188) 1246 olarak verirlerken, Mehmed Süreyya (Aynı eser, III, 275) da, merhumun 1242 senesinde Mekke (ki böyle bir paye bahis mevzuu değildir) ve 1244’de de İstanbul pâyesini aldığını belirtmektedir.
  8. Bu vazifeyi, borçlu ve hasta olmasının yanı sıra, konağının bulunmayışı sebebiyle kabûl etmemiştir. Bkz. Ahmed Lütfi, Tank, İstanbul 1291, II, 152.
  9. Ahmed Lütfi, Tarih, İstanbul 1292, III, 142-143; Ziver Bey, Aynı eser, s. 3.
  10. MK, AE, ID, Nr 50, vr. 13; Nr.57, vr. 13; Bu tayinin tarihi konusunda sene itibariyle bilgi veren Ziver Bey (Aynı eser, s.3), Ahmed Rifat (Aynı eser, s. 130), Mehmed Süreyya (Aynı eser. III, 275), Şemseddin Sami (Aynı eser, IV, 3041), Fevziye Abdullah (Aynı madde, s.564) ve Abdülkadir Altunsu (Aynı eser, s. 188) ise 1247 senesine işaret etmektedirler. Anadolu payesi için de Ziver Bey (Aynı eser, s.4), İbnülemin Mahmud Kemal (Aynı eser, IV, 621) ve Fevziye Abdullah (Aynı madde, s.564) 1249 senesini, diğer kaynaklar ise, 1248 senesini zikretmektedirler.
  11. MK, AE, İD, Nr.57, vr.85; Ahmed Rifat, Aynı eser, 3.130; Davud Fatin, Aynı eser, s.71; Ziver Bey, Aynı eser, s.4; Ahmed Lütfı, Tarih, İstanbul 1302, V, 140; Mehmed Süreyya, Aynı eser, III, 275; İlmiye Salnamesi, s.590; İbnülemin Mahmud Kemal, Aynı eser, IV, 621; Abdülkadir Altunsu, Aynı eser, s. 188.
  12. Ahmed Lütfı, Tarih, İstanbul 1303, VI, 101 ; Ziver Bey, Aynı eser, s. 5.
  13. MK, AE, İD, Nr.56, vr.50; Nr.57, vr.3; Ahmed Rifat, Aynı eser, s. 130; Şemseddin Sami, Aynı eser, IV, 3042; Ziver Bey, Aynı eser, s.5; Mehmed Süreyya, Aynı eser, III, 275; İbnülemin Mahmud Kemal, Aynı eser, IV. 621; Abdulkadir Altunsu, Aynı eser, s. 188; İstanbul Ansiklopedisi, Aynı madde, II, 591. Bu tarihi Fevziye Abdullah (Aynı madde, s.565) ve Mustafa Bilge (Medine'de Ahmed Arif Hikmet Kutüphânesı'ndekı Hadîse Dâir Tozma Eserler, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Arap-Fars Filolojisi Bölümü, Mezuniyet Yazılı Çalışması, Fakülte Kitaplığı, Nr.THL 32, s.IV) 22 Zilhicce olarak vermektedirler.
  14. Cevdet Paşa, Tezâkir, (yay. Cavid Baysun), Ankara 1986, IV, 66; Ahmed Lütfi, Tarih, (yay. M. Münir Aktepe), İstanbul 1984, IX, 99.
  15. Bu tarihi Ziver Bey (Aynı eser, s.5), İbnülemin Mahmud Kemal (Aynı eser, IV, 621), Mustafa Bilge (Aynı tez, s.IV) ve Abdulkadir Altunsu (Aynı eser, s. 18S) 21 Cumâdelâhire 1270; Ahmed Rifat (Aynı eser, s. 130) 20 Cumâdelûlâ 1270 ve Cevdet Paşa da (Tezâkir, IV, 67) 24 Cumâdelâhir 1270 tarihini vermektedirler. Biz. MK, AE, İD, Nr.57, vr.Sa’deki tarihi esas aldık.
  16. Önceleri babasından kalan Kuzguncuk’taki sâhilhânede oturan Arif Hikmet Beyefendi, bilâhire mâli sıkıntı sebebiyle buradan ayrılarak, Üsküdar Eskihamam civannda temin ettiği bir haneye geçmiş ve şeyhülislamlığa tâyini ile de Rumelihisan’na taşınmıştır. Bkz. Ziver Bey, Aynı eser, s. 4-5.
  17. İbnülemin Mahmud Kemal, Aynı eser, IV, 622. Bu kitapların adedini Abdülkadir Altunsu (Aynı eser, s. 189) 5.000-7.000 arasında ve Küçük Türk İslam Ansiklopedisi (Aynı madde, s.168) 7.000 olarak verirlerken, İnönü Ansiklopedisi (Aynı madde, III, 31ı) ise, kütüphânenin Edirne’de bulunduğunu iddia etmektedir.
  18. Fevziye Abdullah, Aynı madde, I, 565; Mustafa Bilge, Aynı tez, s. IV.
  19. MK, AE, ID, Nr.57, vr.82; Bu tarihi MK, AE, İD (Nr.56, vr.50), Ahmed Rıfat (Aynı eser, s. 130), İbnülemin Mahmud Kemal (Aynı eser, IV, 623), Küçük Türk İslam Ansiklopedisi (Aynı madde, s. 167) ve Mustafa Bilge (Aynı tez, s.IV) 16 Şâbân 1275 olarak vermektedirler. Biz, mezar kitabesinde de belirtilen şekliyle, 15 Şâbân 1275 tarihini esas aldık.
  20. Abdurrahman Şeref, Tarih Musahabeleri, İstanbul 1339, s.301; İbnülemin Mahmud Kemal, Aynı eser, IV, 625
  21. Ahmed Rıf'at, Aynı eser, s. 130.
  22. Abdülkadir Altunsu, Aynı eser, s. 189; Küçük Türk İslam Ansiklopedisi, Aynı madde, s. 167.
  23. İbnülemin Mahmud Kemal, Aynı eser, IV, 624.
  24. Takvim-i vekayi, 8 Zilhicce 1262, defa 310; Ahmed Rıfat, Aynı eser, s.130; İlmiye Salnamesi, s.590; Ahmed Lütfı, Tarih, İstanbul 1328, VIII, 123; Abdülkadir Altunsu, Aynı eser, s. 188
  25. Abdurrahman Şeref, Aynı eser, s. 302-303; M. Münir Aktepe, “Es’ad Efendi", İA, IV, 364·
  26. Ahmet Rifat, Aynı eser, s.130; Şemseddin Sâmi, Aynı eser, IV, 3042.
  27. İbnülemin Mahmud Kemal, Aynı eser, IV, 624.
  28. Bu hususta Abdurrahman Şeref, Cevdet Paşa’nın ifâdesiyle şu mâlûmâtı nakletmektedir: “Encümen-i dâniş teşkil olundukda, Küçükkaynarca muahedesinden Vak a-i hayriy- ye’ye kadar vekâyi -i Devlet-i aliyye’yi Vâsıf ve Âsim ve Şâni-zâde târihlerinden ve ikişer üçer sene zabt-ı vekâyie me’mûr olan vak a-nüvislerden toplayarak mazbut bir târih kitabı yazılması takarrür edüb bu vazife bana tevdi’ olundukda, birden bire tevehhüş etdim. Çünki lâzım gelen mehazlara mâlik değil idim. Reşid Paşa’ya arz etdim, beni alıp beyefendiye götürdü ve endîşemi anlatdı. Ârif Hikmet Bey hemân cebinden bir küme anahtar çı-kararak ‘İşte efendi, kütüb-hânemin anahtarları. İstediğiniz gibi tasarruf ediniz. Bir şart ile ki, aldığınız kitabın işi bitince, yine getürüp yerine koymalısınız’ dedi. Anahtarları aldım, kütüb-hâneyi açınca, peynir tulumuna girmiş kedi gibi oldum. Enva’-ı kütüb-i nefîseden mâ’adâ eben an cedd birikdirilmiş nice muharrerât-ı resmiyye ve husûsiyye vâr idi". Bkz. Tarih Musahabeleri, s.302; Tezâkır, IV, 67.
  29. İbnülemin Mahmud Kemal, Aynı eser, IV, 627.
  30. Mustafa Bilge, Aynı tez, s. IX-X.
  31. Mustafa Bilge, Aynı tez, s. XV.
  32. Bu kataloglar, İstanbul’daki Islâm Tank, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi’nin kütüphânesindedir.
  33. Ahmed Arif Hikmet Beyefendi, Divân, İstanbul 1283, s. 134.
  34. MK, AE, Tarih, Nr. 789.
  35. MK, AE, Tarih, Nr. 788.
  36. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi (İÜK), TY, Nr. 3791.
  37. İÜK. İbnülemin, Nr. T. 2751.
  38. İÜK, İbnülemin, Nr. T. 2532.
  39. İÜK, İbnülemin, Nr. T. 2475; Bu defter tarafımızdan neşre hazırlanmaktadır.
  40. İÜK, İbnülemin, NrT. 2466. Keza bu defter tarafımızdan neşre hazırlanmaktadır.
  41. İÜK, İbnülemin, Nr. T. 2507.
  42. İÜK, İbnülemin, Nr. A. 2464.
  43. İÜK, İbnülemin, Nr. A. 2626.
  44. İbnülemin Mahmud Kemal, bu eserin bir kısmının husûsi kütüphânesinde bulunduğunu söylemesine rağmen (bk. “Meşâhır-ı Mechûle” Türk Tarihi Encümeni Mecmuası, sene 1298, cüz 19 (96), s.39), İÜK’ne bağışladığı kitaplar arasında bu esere tesadüf edemedik. Fakat böyle bir zeylin mevcudiyetine, Franz Babinger (bk. Osmanlı Tarih Yazarları ve Eserleri —çev. Coşkun Üçok—. Ankara 1982, s.218) ve M. Şerafettin Yaltkaya (bk. Kâtip Çelebi, Keşf'el-zünin, I<sup>2</sup>, İstanbul 1971, s. 12) tarafından da işaret olunmaktadır. Nihayet bu zeyli, 42 varak hâlinde ta'lik hatt ve Arapça ile, yazar ve eser isimlerini muhtevi olarak tespit edebildik. Bk. Yapı ve Kredi Bankası Kütüphanesi, Demirbaş No: 37.
  45. İÜK, İbnülemin, Nr. T. 3523.
  46. Bu sebil bilâhıre gaslhâne olarak kullanılmış olup, şu anda faaliyetten uzak bir haldedir.
  47. Behcetî İsmail Hakkı el-Üsküdârî, Merâkıd-ı mu’tebere-ı Üsküdar, s.50, Hacı Selim Ağa Kütüphanesi, Hüdâî Efendi, Nr. 1193.
  48. “İbrahim " olması gereken hu isim, “Mustafa " olarak kaydedilmiştir.
  49. Keza, "Ahmed” ismi, “Mehmed" olarak kaydedilmiştir. Aynı hatâ, bu eseri neşreden Bediî N. Şehsuvaroğlu tarafından da tekrarlanmaktadır. Bkz. Merâkıd-ı M’tebere-ı Üsküdar (Ünlülerin Mezarları), İstanbul 1976, s. 77.
  50. Behcetî İsmail Hakkı el-Üsküdâri, Aynı eser, s. 50.
  51. Bu metnin fotoğrafı, Sayın Necdet İşli’nin husûsi arşivinden alınmıştır.

Şekil ve Tablolar