BEDRETTİN TUNCEL

I

Yeni Türk Devleti’nin kurucusunun sonsuzluğa geçtiği 1938 yılının 10 Kası­mından sonraki yaslı günlerde son satırlarını yazdığını söyleyen ve o günlerde ülkemizde Arjantin diplomatik temsilciliğinin İstanbul’da bir başkonsoloslukta yönetildiği 1930-1935 arasında beş yıl boyunca Türkiye’de görev yapan Sayın Jorge Blanco Villalta'nın İspanyolca olarak 1939 yılı başlarında Buenos Ayres’te, Claridad basımevinin çıkardığı ve Lâtin Amerika ülkelerinde büyük ilgi gören Atatürk adlı yapıtından bizde olduğu kadar, Avrupa’da da kimsenin haberi olduğunu sanmıyorum.

İyi bir rastlantı ile, kendisi gibi, yazarın babası, İstanbul’da Arjantin Başkon­solosluğunda bulunduğu için, Atatürk’ün davetlerinde, kabullerinde kendisini Çankaya’da yakından görmek, İstanbul’a gelişlerinde kalmaktan hoşlandığı Park Otel’de akşam saatlerinde onu yakın arkadaşlarıyla birlikte seyretmek olanağını bulmuş, kişiliğine duyduğu derin hayranlık gün geçtikçe artmış. Bu duygu ile, tanık olduğu olaylar içinde, kendi gözlemlerine de dayanarak, yazar, ölümünden sonra ilk kez Lâtin Amerika’da Atatürk’ün yaşamını, dolayısıyla Cumhuriyet Türkiye'sini geniş ölçüde tanıtmaya çalışmış. İşte 1939 yılında İspanyolca olarak basılan Atatürk adlı kitabın 1976 yılında İngilizceye ilk çevirisi, geçen ay içinde (Ekim 1979) Türk Tarih Kurumu yayınları arasında çıktı.

Yazarla ilgili olarak şunu da belirtmeliyim ki, Sayın Blanco Villalta'nın Türkiye üzerine başka incelemeleri de var; hepsi de 1936-1975 yılları arasında, Buenos Aires’te basılmış. Bunlar arasında Türk Ulusu (1936), Günümüz İstanbulu'ndan sahneler (1937). Türk Edebiyatı (La Plata Üniversitesi, 1940), Çağdaş Türk Edebiyatı (1941), Türk Sanat ve Edebiyatı (Doğu Sanatı Ulusal Müzesi, 1970). Sadece bu başlıklar yazarın ülkemize karşı duyduğu ilgi ve sevgiyi belirtmeye yetmez mi?

Çeviriyi, İspanya, İndonezya ve İran’da çalıştıktan sonra, iki kez ülkemizde eğitim ve öğretim görevi yapan ve 1961-63 yıllarında, Çapa Eğitim Enstitüsü’nde İngilizce dersleri veren, 1973 yılından beri de İngiliz Kültür Heyeti’nin Ankara merkezi müdürü olan William Campbell yapmıştır. Türk Tarih Kurumu’nun yayımladığı bu ilk İngilizce çevirisini yazar, bütün varlığı ile Atatürk’e bağlı kalmış olan Sayın Cumhurbaşkanımız Fahri Korutük’e adamıştır.

Atatürk’ümüzün bu genişlikte bir yaşam öyküsünün İngilizce olarak dünya kamuoyuna, doğumunun yüzüncü yıldönümünden önce sunulmuş olması, gerçekten iyi düşünülmüş, çok yerinde bir davranıştır. Böyle bir yayımı şu sıralarda düşünmüş olanları özellikle kutlamalıyız.

II

Yabancı ülkelerde Atatürk’le ilgili yayımların sayısı büyük bir kitaplığı besleyecek, dolduracak kadar kabarık; bu sayıya her geçen yıl yenileri ekleniyor. Değerli bir çalışma ve araştırma ürünü olan Muzaffer Gökman'ın Atatürk ve devrimleri tarihi bibliyografyası (Millî Eğitini Basımevi, İstanbul, 1974), Türkçe kaynaklar bakımından elbette zengin bir yapıt, ama yabancı dillerdeki inceleme ve araştırmaları sadece belli bir ölçüde yansıtıyor. Türkçe yazı ve kitaplar dışında, çeşitli yabancı dillerde, özellikle Fransızca, İngilizce, Almanca, İspanyolca ve Balkan dillerinde Atatürk ve yeni Türk Devleti ile ilgili kitaplar, gazete ve dergilerde çıkmış yazıların geniş tutulmakla birlikte, oldukça şematik kalan bir bibliyografyası, 1974 yılında, Washington’da, Kongre Kitaplığı Doğu Bölümünde çalışa Abraham Atatürk and Turkey. A Bibliography (1919—1938) başlığını taşıyan çalışmasında yer almıştır. Bu yayımda, 560'ı kitap, 778'İ gazete ve dergi yazılan olmak üzere, tam 1338 sayısı var. 1974 yılından bu yana çıkanlar İçin ayni araştırıcının yeni yayımladığı bibliyografya ile bu sayı iki, üç bine çıkıyor. (Bu yeni yayımı daha görmediğim İçin tam sayıyı veremiyorum., ama benim araştırmalarıma göre - bu araştırmalar yirmi yıldır sürüyor-, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti ilgili olarak, başlıca Avrupa dillerinde Bodurgil'in vardığı şaşıların çok üstünde kitap ve yazılar bulunduğu kesinlikle söylenebilir. Bu sayının yedi, sekiz bini kolaylıkla bulacağı kestirilebilir şimdiden.

Beş büyük bölüme ayrılan bu yapıtı birkaç sözcükle özetlemek, daha doğrusu, bu çalışmanın anlamım belirlemek gerekirse, yazarla birlikte şunu söyleyebiliriz: Atatürk yalnız Türkiye'nin değil, İnsanlığın maildir. Kitabin içeriğinin ayrıntılarına ' girmeden, dış yapısı açısından, her bölümün genel konusu açıklıkla belirtilmiş, ilk bölüm, Mustafa Kemal'in kişiliğinin belirmesi; ikinci bölüm, )'urdun korunması: üçüncüsü, yeni Devlet'in doğuşu; dördüncüsü, kurtuluş savaşları; beşinci ve so­nuncu bölüm de. Cumhuriyet ve sosyal devrimler konularım işliyor. Eski, yeni Türk tarihini kronolojik sıra İçinde veren, ayrıca özel adlan kısaca açıklayan in­deksler, Osmanlı donemi ile, Atatürk ve yeni Türkiye ile ilgili oldukça geniş bir bibliyografya bu gerçekten nesnel çalışmayı tamamlıyor.

Konuların özetlediğim bu beş büyük bolümde Mustafa Kemal'in olaylar karşısında ilk tepkilerini, siyasal yönelişini, ülkü ve amaçlarım çok ayrıntılı biçimde belirledikten sonra, Balkan savaşlarından, üzerinde yazık ki yeterince durulmamış olan Trablusgarp destanlık savunmasından ve asil büyük destan Çanakkale savaşlarından geçerek, komutanlık yaşamının büyük aşamaları çok tali bir biçimde bütün ayrıntılarıyla veriliyor ve sonunda ülkenin düşmanlardan temizlenmesi, bağımsızlığa kavuşması gerçek bir coşku havası İçinde açıklanıyor. Atatürk devrimi, son bölümün, daha doğrusu, kitabin en önemli bölümünün konusu. Bu da elbette doğal, çünkü yazar, ele aldığı bu konuyu ülkemizde yaşayarak işlemiş, olayları izlemek, değerlendirmek olanağını bulmuş.

Atatürk'ün yaşamı ve yeni Türk Devletinin tarihiyle ilgili böyle değerli bir yapıtın bizi ilgilendirmesinden ötede, çağımızın büyük insanları arasında yer aldığı halde, yabancı ülkelerde, doğumunun yüzüncü yılına güzel bir hazırlık niteliğinde görüleceğine inandığım bu kitabin yakın zamanda dilimize de kazan­dırılması dileğiyle, yazan ve Türk Tarih Kurumu’nu candan kutluyorum. Günümüz­de bazı tutumlarla, böyle giderse, 19 Mayıslarda, Cumhuriyet Bayramlarında, 10 Kasım'larda en büyük İnsanımızı, evrensellik katında haklı yerini almış Ata- türkümüzün semtine uğramayan politikacılar çıkar, başka anmalar ve bayramlar peşinde olurlarsa, biz galiba günün birinde onu yabancılardan öğrenmek zorunda kalacağız, buna da pek şaşmayalım...

PROF. BEDRETTİN TUNCEL