ALİ SEVİM

1077/78 yılında kardeşi Sultan M e 1 i k ş a h tarafından fetihleri tamamlaması için Suriye ve Filistin'e atanan I acüddevle Tutuş, Arap Mirdas • oğulları ailesinin elinde bulunan Haleb bölgesine egemen olmak amaciyle, büyük çabalar göstermişse de Büyük Selçuklu İmparatorluğu yasallarından Musul Ukayl - oğullan beyliği emîri Şerefüddevle M üsli m’in kendi aleyhine, Kuzey - Sunjr’deki öteki Arap unsurlariyle birlikte harekete geçmesi sonucunda başarı kazanamamıştır. Bu sırada, Orta - Suriye ile Biliştin in yönetimini Büyük Selçuklu imparatorluğu adına elinde tutan emir Atsız, başkent Dımaşk'ta bir Muır - Fatımî ordusu tarafından kuşatılıp sıkıştırılıyordu. Fatımî baskısına karşı koymada güçlük çeken Atsız, Haleb bölgesinde bulunan Tutuş’u yardıma çağırdı. I utuş un bu çağrıya uyarak ivedilikle Dımaşk'a gelmesi üzerine, Fatımî ordusu Mısır'a geri dönmek zorunda kaldı. Dımaçk'a giren Tutuş, kendisine karşı birtakım olumsuz eylemlere girişmesi sonucunda, emir Atsız’ı yayının kirişi ile boğdurmak suretiyle öldürtmüştür. Böylece o, Atsız’ın egemen olduğu Kudüs, Dımaçk, Akkâ, Sur, Trablusşam, Yafa, Ariş, Taberiyye gibi birçok Sunje ve Filistin kent ve yörelerinin yönetimini kolaylıkla elinde toplayarak Suriye ve Filistin Selçuklu Meliki olmuştu. Buna karşın başkenti Musul olmak üzere, Kuzey - Suriye'ye de yayılmakta olan Müslim ile egemenlik çatışması yapmak zorunda kalmıştı. Tutuş, bu çatışmada birçok Arap göçebe kabilelerine hükümran olan M ü s 1 i m’e karşı tam anlamiyle bir başarı kazanamamış ve dolayısiyle egemenlik alanını Haleb bölgesine değin uzatamamıştır. Tutuş-Müslim siyasal çekişmesinin sürmekte olduğu sıralarda, Anadolu Selçuklu hükümdarı Süleyman--Şah, çağrı üzerine, Bizans egemenliğinde bulunan Antakya'yı feth ederek Haleb kapılarına dayanmıştı. Bu durum, Suriye egemenliği için sürüp giden sözkonusu çatışmayı daha da kritik bir hale sokmuştur. Yani Süleyman-Şah’ın Kuzey-Suriye'ye girişi, Tutuş’tan daha çok, Haleb'e egemen olarak Antakya'dan yıllık vergi almakta olan Müslim’i kuşkulandırdığı için, bu Arap emîri, Süleyman-Şahın ilerleyişini durdurmak amaciyle harekete geçmek gereğini duymuştur. Sonunda her iki taraf arasında Amık ovasında Kurzâhil yakınlarında yapılan savaşta (Haziran 1086) S ü l ey m a n-Şah yenilmiş ve savaş alanında kalmıştır. Bu sırasında öldürülmüştür. Bu savaşın en önemli sonucu, Müslim’in Mezopotamya dan başka Suriye ve hattâ Filistin'e değin yayılma amacı güden egemenliğinin kesin bir biçimde önüne geçilmiş olmasıdır. Müslim’in böylece ortadan kaldırılmasından sonra Tutuş, egemenlik alanını genişletme yolunda daha etkili eylemlerde bulunmuşsa da bu kez, Heleb'i birkaç kere sıkıştıran Süleyman-Şah’ı karşısında bulmuştur. Artık kaçınılmaz bir duruma gelen Haleb yakınlarındaki bir savaş sonunda (Haziran 1086) Süleyman-Şah yenilmiş ve savaş alanında kalmıştır. Bu savaş sonunda Tutuş, uzun bir süreden beri arzu ettiği “Kuzey- Suriye'nin bincik hâkimi” durumuna geçmiştir. Fakat bu hal pek uzun sürmedi. Çünkü imparatorluğun vasatları arasında ortaya çıkan Âiıcçy - Suriye'deki bu buhran ve huzursuzluğa son vermeyi kesinlikle planlaştırmış olan Sultan Melikşah ın müdahalesi sonucunda Tutuş, yeniden Dımaçk'a çekilmek zorunda kalmıştır. Melikşah, Kuzey - Suriye'yi, yeniden herhangi bir buhranın ortaya çıkmaması için, beraberinde bulunan devletin deneyimli ve işbilir emirlerinden Ak - Sungur u Haleb'e, Yağı-Sıyan’ı Antakya'ya ve Bozan’ı da Urfa'ya vali atamak suretiyle, adıgeçen bölgeyi doğrudan doğruya Büyük Selçuklu imparatorluğunun yönetimine bağlamıştır. Böylece, Suriye ülkesi, I utuş’un egemenliğinde bulunan Orta - Suriye (Filistin'le birlikte) ile, yönetimi Büyük Selçuklu imparatorluğuna bağlanan Kuzey - Suriye olmak üzere, iki yönetim bölümüne ayrılmış oldu.

Genel olarak Suriye ve Filistin'de Selçuklu egemenliğinin kurulmuş olduğu 1089 yılında Afınr - batimden, bu iki ülkeyi geri alma harekâtına giriştiler. Yetenekli Fatımî veziri Bedrülcemalî, Nasruddevle el- Cüyûşî kumandasında gönderdiği oldukça kalabalık bir ordu, kısa zamanda .Sur, Sayda, Cübeyl, Baalbek kent ve kalelerini işgal etmiş ve Suriye Selçuklu başkenti Dımaşk'ı da kuşatıp sıkıştırmaya başlamıştır. İşgal edilen şehirlere derhal Fatımî valileri atandıktan başka camilerde de şii hutbesi okutulmaya başlanmıştır. Patımîlerin bu askerî harekâtı ve işgalleri üzerine Tutuş, emîr Ak-Sungur, Yağı-Sıyanve Bozanile birlikte Fatımîlerin eline geçen kent ve kaleleri kurtarma yolunda karşı harekâta girişmişse de A k-Sungur ile anlaşmazlığa düşmesi nedeniyle başarıya ulaşamamıştır.

Sultan Melikşah’ın ölümü üzerine (25 Kasım 1092), Büyük Selçuklu imparatorluğunda ciddi buhranlar ortaya çıkmış ve dolayısiyle bunun etkileri Sunje Selçuklu devletinde de kendini göstermiştir. Şöyleki: Tutuş, Büyük Selçuklu devleti sultanı olmak için büyük çabalar harcadı. O, egemenliği altında bulunan ve fakat Fatımîlerin eline geçen bir kısım kent ve yörelerinin kurtarılmasına girişmeyerek saltanat iddiasiyle harekete geçti. Kısa zamanda Kuzey - Suriye, Musul, Elcezire, Diyarbekir, Azerbeycan şehir ve bölgelerini egemenliği altına almayı başardı. Fakat beraberinde bulunan emir Ak-Sungur ve Bozan, saltanatın öteki iddiacısı Berkyaruk’un hizmetine girdiler. Bu iki işbilir emîrin askerleriyle birlikte kendi saflarından ayrılması üzerine, saltanat mücadelesini sürdürmede kendini güçsüz bulan Tutu ş, Suriye'ye dönüp ordusunu takviye ettikten sonra Haleb ve t/r/â’da bu kez Berkyaruk adına yönetime başlayan Ak-Sungur ve Bozan’ı bir savaş sonunda (Mayıs 1094) ağır bir yenilgiye uğratıp her ikisini de öldürdükten sonra yeniden Diyarbekir üzerinden Azerbaycan'a, yöneldi. Vefat eden Sultan Melikşah’ın karısı Celâliye Terken H a t u n ile de işbirliği yapan Tutuş, Rey ve Hemedan'ı işgal etti. Fakat öte yandan devletin ileri gelen emirleri tarafından Sultan olarak tanınan yeğeni Berkyaruk ile Rey yakınlarında Taşlı köyünde yaptığı savaşta (26/Şubat 1095) yenilmiş ve savaş alanında öldürülmüştür. Tutuş’un ölümünden sonra Suriye'de, oğulları Rıdvan ve Dukak tarafından, birisi Haleb'de, ötekisi de Dımaşk’ta olmak üzere iki Selçuklu Meliklimi kurulmuştur. Biz bu yazımızda Dukak tarafından kurulan Dımaşk Selçuklu Meliklisini incelemeye çalışacağız.

1.

MELÎKLÎĞÎN KURULUŞU

Suriye Selçuklu meliki Tacüddevle Tutuş, Süleyman-Şah’ın ölümüyle sonuçlanan savaşa girişmesi ve bir buhrana neden olması dolayısiyle kendisine sonderecede kızgın bulunan kardeşi Sultan Melikşah’ın gönlünü alıp yeniden teveccühünü kazanmak amaciyle olsa gerek, oğlu Ebû Nasr Şemsü’l-mülûk Dukak’ı, ikinci kez hilâfet başkenti Bağdadı ziyaret etmekte olan (1092 sonları) sultana göndermiş ve onun kızlarından birisiyle nişanlamıştı. Fakat bir süre sonra sultanın BağdacTda ölümü üzerine[1], Dukak, sultanın karısı Terken Hatun ve oğlu Mahmud ile birlikte imparatorluk başkenti Isfahan'a gitmişti. Daha sonra gizlice Terken Hatın’dan aynlan genç Dukak, Selçuklu saltanatının kuvvetli müddeisi Berkyaruk’a gelerek onun hizmetine girmişse de saltanat sorununda babasiyle hasım duruma düşmesi dolayısiyle ondan da ayrılarak babasına katılmış ve Rey savaşında babasının yanında yer almıştır [2]. Fakat savaşta Tutuş’un yenilip öldürülmesi üzerine Dukak, babasının memlûk emirlerinden Ay-Tigin el-Halebî ve bir askerî birlikle savaş alanından sağ-salim uzaklaşarak Diyarbekir üzerinden Haleb'e gelmeyi başardı. Bu sırada, ağabeyi Fahrü’l-mülûk Rıdvan, babasının çağrısı üzerine, bir orduyla birlikte savaşa katılmak için Dımaşk'tan hareketle Haleb yoluyla Fırat ırmağı üzerindeki Ane kasabasına geldiği zaman, babasının bozgunu ve öldürüldüğü haberini ahnca ivedilikle Haleb'e gelip hiç bir muhalefetle karşılaşmadan babasının yerine Suriye ve Filistin Selçuklu Meliki olmuş bulunuyordu[3]. Genç Dukak, Rıdvan’ın yanında ve koruması altında Haleb'de oturmaya başladı. Fakat çok geçmeden, Dımaşk'ta kale ve kenti Tutuş adına naip sıfatiyle hâlâ elinde bulunduran Hâdim Sav- Tigin tarafından, gelip babasının yerine yönetimi ele almak üzere, davet edilmesi sonucunda, Haleb'den büyük bir gizlilik içinde ayrılmış ve gece, gündüz yol almak suretiyle Dımaşk'a hareket etmiştir. Kardeşinin bu anlamlı kaçışını haber almakta gerçekten geç kalmış bulunan melik Rıdvan, onu yakalatmak amaciyle arkasından bir kaç atlı göndermişse de Dukak’ı elegeçirmek mümkün olmamıştır, öte yandan Dımaşk'a ulaşan Dukak, Hâdim Sav-Tigin tarafından karşılanmış ve bütün askerî birlik ve kumandanlarının onayı ile babasının yerine Dımaşk tahtına oturmuştur. Kaynaklarda açıklık ve kesinlik yoksa da emîr Sav-Tigi n’in, melikliğin bütün işlerini yönetme yetkisine tek başına sahip olduğunda hiç kuşku olmadığı kanısındayız. Ayrıca Dımaşk'ta şıhne (askerî vali) olarak Sâlâr Hısnüddevle Bahtiyar ve yerli muhafız (ahdâs) komutanı olarak da Eminüddevle Ebu'l-Muhammed b. es-Sufi bulunuyorlardı. Böylece Rıdvan tarafından kurulan Haleb’den başka Dımaşk'ta da yeni bir Selçuklu Melikliği kurulmuş oldu[4]. Görüldüğü üzere, Tacüddevle Tutuş tarafından Suriye ve Filistin'de kurulan Selçuklu devleti, onun ölümünden sonra, başkentleri Haleb ve Dımaçk'la olmak üzere, iki kol halinde devam edecektir. Bununla birlikte büyük evlâd olarak Melik Rıdvan, kardeşi Dukak’ın, devletin eski başkentinde kurduğu melikliği tanımayarak, başta Suriye ve Filistin olmak üzere, babasının egemen olduğu bütün memleketleri yalnız kendi yönetimi altında görme planlarını uygulamak için birçok kez askeri ve siyasal girişimlerde bulunmuş ise de hiç birisinde başarılı bir sonuca ulaşamamıştır [5].

Melik Dukak’ın Dımaşk'ta tahta geçmesi ve burada bir Selçuklu Meliklisini kurmasından çok geçmeden sonra Mu’temedüdevle Zahi rüd- din Ebû MansurTuğ-Tigin b. Abdullah’ın Dukak’ın hizmetine girdiğini görüyoruz. Emîr Tuğ-Tigin, genç yaşlarında Tutuş’un hizmetine girerek yeteneği, doğruluğu, sadakati, iyi yöneticiliği, adaleti ve iyi davranışları sayesinde, onun ileri gelen büyük emirleri arasına girmeyi başarmış ve Ispehsâlâr ünvanına sahip olmuştur. Hattâ Tuğ-Tigin, Tutuş’un sonderecede güven ve takdirini kazanması dolayısiyle, onun yokluğu sırasında Dımaşk'ta nâiblik görevini bile yürütmüştür. Onun her yönüyle değerli ve deneyim sahibi bir emîr olması nedeniyle Tutuş, onu, 486 ortalarında (1093) Meyyâfarikin (Silvan) valiliğine atayarak oğlu Dukak’ın atabeği yapmıştır[6]. Tutuş’un saltanat çatışmasının son evresinde Berkyaruk ile yaptığı ve yenilip öldürülmesiyle sonuçlanan savaşta beraberinde bulunan bazı emirlerle birlikte Tuğ-Tigin de tutsak alınarak hapse atılmıştı. Fakat çok geçmeden Tuğ-Tigin, emîr Ada- büddevle Abak, Yağı-Sıyan ve öteki ilerigelen emirlerle, daha önce Tutuş tarafından tutsak alınarak Haleb kalesine hapse atılan emîr Gür- Boğa ve kardeşi Altun-Taş’ın Melik Rıdvan tarafından serbest bırakılmasına karşılık Sultan Berkyaruk’un buyruğu ile salıverilmeleri üzerine, Suriye'ye gelmişlerdir (Şaban 488 = Ağustos/Eylül 1095). Atabek Tuğ-Tigin, doğal olarak Haleb meliki Rıdvan'ın hizmetine girmeyerek esasen atabeği bulunduğu ve Dımaşk'ta ayrı bir Selçuklu Melikliği kuran Dukak’ın yanına gelip hizmetine girmeyi yeğlemiştir. Tuğ-Tigin, başta melik Dukak olmak üzere, Dımaçk’ta kent şıhnesi Hısnüddevle Bahtiyar ve melikliğin ileri gelen askerî ve sivil erkânı tarafından sevgi ve saygıyla karşılanmıştır. Atabeği Tuğ-Tigin’in tutsaklıktan kurtulup sağ salim gelişine sonderecede sevinen melik Dukak, melikliğin bütün işlerinin yönetimini ona teslimde hiç bir duraksama ve sakınca görmedi. Böylece, daha önce kendisine aynı görev verilen Sav-Tigin de ikinci planda bırakılmış oldu. Bununla birlikte çok geçmeden, Tutuş’un naibi sıfatiyle Dımaşk \'e kalesinin korunması görevini yürüten ve onun ölümünden sonra da Dukak’ın Dımaşk Selçuklu melikliği tahtına geçmesinde birinci derecede rol oynayan ve T uğ-Tigi n’in gelmesiyle ikinci plana itilen S a v-Tigin’in yönetimde herhangi bir olumsuz eylemlere girişmesini önlemek amaciyle olsa gerek, bertaraf edilmesi planlanmıştır. Melik Dukak, atabeği Tuğ- Tigin ve melikliğin öteki ilerigelen askeri ve sivil erkânının birlikte verdikleri karar uyarınca Sav-Tigin öldürülmek suretiyle bertaraf edilmiştir. Böylece Tuğ-Tigin, melikliğin bütün işlerinin yönetimini tek elinde toplamış ve ayrıca Melik Rıdvan’ın atabeği Cenahüddevle Hüseyin’in Rıdvan’ın annesiyle evlendiği gibi, Melik Dukak’ın dul annesi Safvetülmülk Hatun ile de evlenerek iktidarını akrabalık yoluyla daha da kuvvetlendirmeyi başarmıştır[7]. Böylece Haleb ve Dımaşk Selçuklu melikliklerinin yönetimleri, atabeklerin ellerinde toplanmış ve aşağı - yukarı birbirine benzer birer yönetim biçimi kurulmuştur.

Tuğ-Tigin’in Dımaçk Selçuklu Meliklisinin yönetimini eline almasından çok geçmeden (1095) saltanat çatışmasında Tutuş’adaima sadık kalıp ondan hiç ayrılmamış olan Antakya valisi Yağı-Sıyan, Rıdvan tarafından övey babası Cenah üddevle’nin tam yetki ile Haleb işlerini yönetmeye atanmasına karşı çıkmış ve özellikle Rıdvan’ın Urfa kuşatmasından[8] sonra Cenahüddevle ile olan anlaşmazlığı çok gergin bir duruma gelmişti. Kuşkusuz Cenahüddevle’nin etkisiyle melik R1 d van’in Haleb Meliklisindeki ıkta alanları oldukça daraltılan emir Yağı-Sıyan, vezaret- ten azledilen Ebu’l-Kasım el-Hârezmî ile birlikte önce Antakya'ya, daha sonra da Dımaşkâ giderek Rıdvan karşı Dukak hizmetine girmiş ve hattâ Tutuş’un Haleb veziri EbuT-Kasım’ı bu kez Dukak’ın vezirliğine atamasını sağlamıştır. Tutuş’un değerli ve işbilir emirlerinden olan ve Antakya'yı elinde bulunduran Yağı-Sıyan’ın melik Dukak’ın yanında yer alması, Haleb melikliği için ciddi bir durum yaratmış olmalıdır ki, bunun bir sonucu olarak R1 d v a n, bu sıralarda Suruç emîri bulunan ve çok sayıda Türkmen kuvvetlerini buyruğu altında tutan Artuk-oğlu Sökmen’i kendi hizmetine almak zorunluluğunu duymuştur[9].

2.

DUKAK-RIDVAN ÇATIŞMALARI

Melik Rıdvan, babasının ölümünden sonra T u t u ş’a bağlı bütün askeri ve mülkî erkânın onay ve yardımlariyle Haleb'i başkent seçerek orada Suriye ve Filistin Selçuklu Meliklisi tahtına oturmuştu. Fakat öte yandan melikliğin eski başkenti olan Dımaşk'takı T u t uş’un nâibi ve ileri gelen emirleri, R ı d v a n’- ın Haleb'e yerleşip babasının yerine melik olmasına pek yandaş görünmüyorlardı. Bunun bir sonucu olarak Dımaşk'ta kurulacak melikliğin yönetimini tekelinde tutmayı planlaştırdığını gördüğümüz hâdim Sav-Tigin’in büyük çabalarıyla Dımaşk'ta Selçuklu melikliği kurulmuştu. Daha önce, babasının elinde tuttuğu bütün memleketlerin egemenliğini yalnız kendi uhdesinde toplama amaç ve siyasetini güden melik Rıdvan, kendisinden habersiz olarak kurulan Dımaş Meliklisine doğal olarak razı olmamış, Elcezire ve DoSu - Anadolu'ya yaptığı gibi, Dımaşk'ı da kendi egemenliğine almak amaciyle, birkaç kez askeri ve siyasal girişimlerde bulunmuştur. Bu cümleden olarak Rıdvan, beraberinde atabeği Cenahüddevle Hüseyin, daha önce hizmetine girdiğini gördüğümüz Artuk-oğlu Sökmen, emîr Vessâb, emîr Adabüddevle Abak gibi kendisine sadık emirler olduğu halde, ordusuyla birlikte Haleb'den hareketle 1096 yılında, Melik Dukak’m, atabeği Tuğ-Tigin, emîr Yağı-Sıyan ve Artuk-oğlu 11 gaz i ile birlikte kentte bulunmadığı[10] bir sırada Dımaşk'ı kuşattı. Fakat Rıdvan, az bir kuvvetle kendisine karşı direnen mahsurlarla yapılan çarpışmalar sırasında, adı belirlenemeyen bir hâcibinin surlardan atılan bir mancınık taşiyle ölümü, ayrıca Dukak ve beraberindeki emîrlerin de kuvvetleriyle birlikte Dımaşk'a yaklaşmakta olduğu haberi üzerine, kuşatmadan vazgeçerek Haleb’e dönmüştür.

Dımaşk'ı kesinlikleHaleb melikliğine bağlamak isteyen melik Rıdvan, sözkonusu bu başarısız kuşatma harekâtından sonra Aralık/Ocak 1096 tarihinden Dımaşk üzerine ikinci kez sefer hazırlıklarına başladı. Fakat melik Dukak ın hizmetinde ve dolayısiyle müttefiki durumunda bulunan ve Rıdvan’ın bütün eylemlerini yakından izlediği anlaşılan Antakya valisi Yağı-Sıyan, kuvvetleriyle birlikte ivedilikle Dımaşk'a gidip durumu Dukak’a bildirdi. Bunun üzerine Dukakve Tuğ-Tigin, daha henüz Rıdvan gelmeden kentte geniş savunma önlemleri almıştır, öte yandan kuvvetleriyle birlikte Dımaşk önlerine gelen Rıdvan, kent surlarının sağlam ve dayanıklı oluşundan başka, Yağı-Sıyan’ın da kardeşine katılması dolayısiyle kenti kuşatma cesaretini dahi gösterememiştir. O, biraz önce Falımîler tarafından elegeçirilen Kudüs'ü geri almak için giriştiği ilk askerî harekâtının başarısızlığa uğraması üzerine, Haleb'e dönmeye karar verdi. Bu arada Dukak, Tuğ-Tigin ve Yağı-Sıyan, Dımaşk melik- liğine ait toprakları yağma eden Haleb kuvvetlerini yakından izleyerek Rıdvan ve kuvvetlerini sür’atle Haleb'e dönmek zorunda bırakmışlardır[11].

Yukarıda görüldüğü üzere, babasının kurup geliştirdiği Suriye ve Filistin Selçuklu Melikliğinin bütün egemenliğini kendi üzerinde toplamayı siyasal amaç edinen Rıdvan, hasımları durumunda bulunan kardeşi Dımaşk meliki Dukak ile onun müttefiki ve Haleb melikliğinin yakın komşusu olan Antakya valisi Yağı-Sıyan’a karşı birkaç kez askerî harekâta girişmiş, başarılı Antakya saldırılan yanında, Dımaşk'a karşı belirli bir üstünlük ve zafer kazanamamıştı. Bununla birlikte Rıdvan, bu kez, önce yakın hasmı Yağı - Siy an’ın yönetimindeki Antakya’yı istilâ ve feth edip daha sonra da zayıf duruma düşeceğini umduğu Dımaşk üzerine baskıların sürdürmek niyetinde idi. Bu amaçla o, Antakya üzerine saldırı hazırlıklarına başladı. îşte bu sırada Rıdvan’ın bütün hareketlerini yakından izlediğinde hiç kuşku olmayan emîr Yağı-Sıyan’ın, hizmetinde bulunduğu ve bu itibarla müttefiki durumunda olan melik Dukak katında girişimlerde bulunması sonucunda olsa gerek, Dukak’ın savunmayı bırakıp Haleb melikliğine karşı saldırı durumuna geçtiğini görmekteyiz. Melik Dukak, beraberinde Tuğ-Tigin, îspehbud Sabave ve çok geçmeden de doğal olarak kuvvetleriyle kendilerine katılan Yağı-Sıyan ile birlikte harekete geçerek Haleb melikliğine ait topraklara saldırıya geçtiler. Bunun üzerine melik Rıdvan, beraberinde, veziri Cenahüddevle, Artuk-oğlu Sökmen ve bu arada yardımım sağladığı Sümeysat emîri Ilgazi-oğlu Süleyman olduğu halde, kalabalık bir orduyla harekete geçerek Dımaşk melikliği kuvvetlerini 22 Mart 1097 tarihinde Kmnesrin'âe karşıladı. Yapılan savaş sonunda Dukak’ın kuvvetleri ağır bir yenilgiye uğrayarak Dımaşk'a çekilmek zorunda kaldılar. Böylece Rıdvan, Dımaşk melikliği üzerinde tam bir üstünlük kazandığı gibi, yakın komşusu ve hasmı emîr Y ağı-Siya n’ı da etkisiz bir durumu getirmeyi başarmış oldu [12]

3.

MELİK DUKAK’IN ANTAKYA’YA YARDIM SEFERİ

Haçlıların Urfa’yı işgal ile burada bir kontluk kurmalarından (10 Mart 1098) sonra Antakya’ya yürümeleri üzerine, kent valisi emîr Yağı-Sıyan, başta metbûu Büyük Selçuklu devleti sultanı Berkyaruk olmak üzere, Elcezire ve Suriye'deki Selçuklu vasatı melik ve emirlere, Antakya'ya yardıma gelmelerini bildirdi. Bu cümleden olarak kendisine de yardım çağrısı gelen Dukak, kuvvetleriyle birlikte, beraberinde atabeği Tuğ-Tigin ve bazı kumandanlar olduğu halde, Dımaşk’tan hareket etti. Melik Dukak, beraberinde Yağı-Sıyan’ınoğlu Şemsüddevleolduğu halde, Humus'ta kuvvetleriyle kendilerine katılan ve melik Rıdvan’ın hizmetinden ayrılarak burada küçük bir beylik kuran Cenahüddevle ile birlikte hareketle Antakya'ya gitmek üzere, Şeyzer yakınlarına gelip konakladılar. Dukak ve beraberindeki kuvvetler, biraz önce el - Bâre'yi elegeçirmiş olan Haçlıların bir kısım kuvvetleri üzerine ani bir saldırıya geçerek onları geri çekilmek zorunda bıraktılar (Muharrem 491 = Aralık/Ocak 1097/98). Fakat yöresel olarak kazanılan bu başarıdan çok geçmeden Dukak, Tuğ - T iğin ve Cenahüddevle, asıl Haçlı kuvvetlerinin sayıca kendilerinden çok fazla olmaları nedeniyle, el-Bâre yörelerinden çekilmek zorunda kalmışlardır[13].

Haçlıların Antakya’yı kuşatmaya girişmeleri üzerine kent valisi Yağı- Sıyan’ın da başvurusu sonucunda sultan, Berkyaruk’un buyruğu ile Haçlılara karşı düzenlenecek bir mücadele için başkumandan atanan imparatorluğun Musul valisi emîr Gür-Boğa, bütün hazırlıklarını tamamladıktan sonra Urfa’yı Haçlı kontluğundan geri almak amaciyle harekete geçti. Sultanın çağrısı gereğince cihat seferine katılacak olan Elcezire ve Suriye emîr ve melikleri ise asıl Gür-Boğa’nın kuvvetlerine Mercü Dâbık'la katılacaklardı. Bu cümleden olarak melik D u k a k ve atabeği Tuğ-Tigin, Dımaşk kuvvetleriyle hareket etmiş, daha sonra kendilerine, Humus emîri Cenahüddevle, melik R1 d van’dan ayrılıp Dukak’ın hizmetine henüz giren Artuk-oğlu Sökmen ve beraberinde bir kısım Arap askeri olduğu halde, eski Haleb hükümdar ailesi Mirdas-oğullanndan Vessâb katılmışlardır; ancak melik R1 d v a n, bu sefere katılmayıp bir miktar kuvvet göndermekle yetinmiştir. Melik Dukak’ın başında bulunduğu kuvvetler, Tellü Mennes'e geldikleri zaman kent halkının Haçlılara mektup göndererek onları Suriye'ye yürümeleri hususunda teşvik ettikleri ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine kente karşı tedib harekâtına girişilerek şiddetle kuşatılmaya başlandı. Fakat çok geçmeden Dukak, savunma savaşı yapmayan halka ceza olarak belli bir miktar kesim kestirmiş, ancak bir kısmı sonradan ödenmesi kararlaştırılan para için rehineler alınmıştır. Dukak bunları Dımaşk'a göndermiştir. Tellü Mennes’in tedib harekâtından sonra Suriye ordusu, kuzey yönünde yoluna devam ederek Mercii Dabık'a gelmiş ve bu sıralarda başarısız Urfa kuşatmasını bırakıp buraya gelen Gür-Boğa'nın ordusuyla birleşerek (Mayıs 1098 sonu) Antakya yönüne hareket etmişlerdir[14]. Selçuklu ordusu 9 Haziran 1098 tarihinde Antakya önlerine geldiği zaman iç - kale dışında kent, Haçlılar tarafından işgal edilmiş bulunuyordu. Gür-Boğa, bir yandan Haçlıları kuşatırken, bir yandan da içkalede hâla direnen Yağı-Sıyan’ın oğlu Şemsüddevle’ye yardımcı birlikler göndermiştir. Böylece iki yönden savaşmak zorunda bırakılan ve kent içinde sıkışıp kalan Haçlılar, gerçekten ciddi ve tehlikeli bir durumu düşmüşlerdi. •Antakya’nın dağ yönünde konaklayan Selçuklu ordusu, emîr ve kumandanların tavsiyesi üzerine, ovaya inerek orada karargâhlarını kurmuşlar ve kuşatmayı bu kez bu yönden sürdürmeye başlamışlardır. Fakat bütün bunlara karşın Selçuklu ordusunda tam bir birlik ve ahengin mevcut olduğu söylenemez. Selçuklu ordusunun başkumandanlık görevini yürüten Gür- Boğa, savaşı Antakya ovasında yapmak üzere Haçlıların kent dışına çıkmalarına izin vermesi sonucunda, bu nedenle, kendisine kırın ve küskün kumandanlarla birlikte yaptığı meydan savaşında kesin bir yenilgiye uğramaktan kurtulamamıştır. Melik Dukak savaşı sürdürmeyen öteki emirler gibi, Sökmen ve Cenahüddevle ile birlikte kuvvetlerinin başında olduğu halde, hiç bir çarpışmaya girmeden savaş alanını terk edip Dımaşk'a dönmüştür. Böylece Dukak’ın Haçlılara karşı giriştiği Antakya harekâtı da başarılı olmadan sona ermiş oldu [15] .

4.

DUKAK’IN DÎYARBEKÎR SEFERÎ

Daha önce değinildiği üzere, Tacüddevle Tutuş, sultan M e 1 i k şa h’ın ölümünden sonra Berkyaru k’a karşı saltanat mücadelesine başladığı sıralarda, Kuzey - Suriye ve Musul bölgelerini itaat altına aldıktan sonra Diyarbekir bölgesine gelerek burasını da egemenliğine almış, Meyyâfarikin'i, bölgeye vali olarak atadığı oğlu Dukak’a atabek yaptığı Tuğ-Tigin’e ıkta etmişti. Fakat Rey savaşında tutsak alınıp hapse atılan, daha sonra salıverilen Tuğ-Tigin, Meyyâfarikin'e emîr Şemsüd- devle Altaş’ı olarak[16]] bıraktıktan sonra Dımaşk'a gelip Dukak’ın hizmetine girmişti. Tuğ-Tigin’in buradan ayrılmasından sonra Diyarbekir bölgesi, Büyük Selçuklu imparatorluğuna tâbi olan çeşitli Türk emirlerinin, A11 a ş Meyyâjarikin'de, S a d r Âmt<f de, Ş a h r u h Hâni ve Erzen'de, Kızıl - Arslan Siirt ve Behmurıf da, Türmen Musa Hısnu Keyfa (Hasankeyf)' da ve Yel-Tigin Bitlis'de olmak üzere, yönetimleri altına geçmiştir[17]. Tutuş’un ölümünden sonra oğlu Rıdvan, babasının egemen olduğu memleketlere kendisinin de egemen olması yolunda birçok kez girişimlerde bulunmuş, bu cümleden olarak Diyarbekir bölgesine de bir sefer düzenlemiş ise de başarılı olamamıştır. Bu kez melik Dukak, babası zamanında genel vali sıfatiyle bir süre yönetimini elinde tuttuğu Diyarbekir bölgesinin yeni emirlerinin kendisine itaatini sağlamak amaciyle, 493 (1099/1100) yılında, beraberinde veziri Dovinli Muhammed el-Acemî olduğu halde, bir miktar kuvvetle Dımaşk.'tan çıkarak Haleb melikliğinin topraklarına girmemek ve dolayısiyle ağabeyisi R1 d v a n’ın herhangi bir saldırışa uğramamak düşüncesiyle, bütün Suriye çölünü geçerek Rahbe'ye erişti. O, buradan Diyarbekir bölgesine yönelip daha önce nâib olarak atanmış olan Altaş’ın yönetimindeki Meyyâfarikin'e geldi. Çok geçmeden Diyarbekir bölgesinin bütün emirleri, katına gelerek itaat ve bağlılıklarım arz ettiler. Bu sıralarda melik Dukak, emîr Altaş’ın muhtesiblik'[18], daha sonra da vezaret makamına getirdiği ve çeşitli görevleri dolayısiyle halkın mal ve paralarına elkoyan ve hattâ zulmü, onların oturdukları evleri yıkmaya kadar götüren kadı Ebû Bekir b. Sadaka’yı tutuklattı. Fakat çok geçmeden o, vezirliği sırasında kendisini tutuklatıp mal ve parasına elkoyarak çeşitli kötülükler yaptığı Ebû Abdullah b. Muşek tarafından satın alınmış ve onu, kendisinin ve halkın öcünü almak için öldürdükten sonra evine bitişik îbn Muşek hamamının külhanına gömdürmüştür. Melik Dukak, ayrıca kadı Ebû Bekir ile işbirliği yaptığı anlaşılan îbn Halil eş-Şemsâr, îbn Sukre ve Îbnü’l-Kerhî adh kimseleri de tutuklatıp bütün mal ve paralarına elkoydurmuştur.Dukak, Diyarbekir bölgesindeki egemenliğini böylece pekiştirdikten sonra Dımaşk'a dönmüştür[19].

5.

DUKAK’IN HAÇLILARLA MÜCADELELERİ

A) TANCRED İLE ÇATIŞMASI

Haçlılar Urfa, Antakya ve Kudüs'le birer devlet kurmayı başardıktan sonra egemenlik alanlarını Müslümanlar aleyhine genişletmek amaciyle ve Filistin'de sürekli olarak askerî hareketler düzenlemekte idiler. Bu cümleden olarak Audüs kralı Godefroy de Bouillonve Taberiyye prensi Tancred, Taberiyye gölünün doğu tarafında bulunan zengin ve verimli el - Belka [20] bölgesindeki Sevâd[21] topraklarına istilâ ve işgal etmek ve böylece bu bölge (özellikle Ceylan ve Havran) mallarını Filistin limanlarına sevk edebileceklerdi. Ayrıca Kral da sözkonusu bölgeyi krallık sınırları içine almak niyetinde idi. Tancred, Mayıs i ioo başlarında kraldan ayrı olarak hazırladığı kuvvetlerle Sevâd üzerinden Cevlân'a dek saldırılarını sürdürme planını uygulayacaktı. Yakın komşusu Haçlıların, memleketi SevâıTa saldırı hazırlıklarını haber alan Arap emîri[22], tâbi olduğu melik D u k a k’a bir elçi ile başvurup Haçlılara karşı ondan ivedi yardım isteğinde bulundu. Bunun üzerine Dukak, ona 500 atlı gönderdi[23], öte yandan Tancred, kralın başında bulunduğu ve askerlerin ihtiyaç maddelerini taşıyan ve önde giden guruptan ayrı olarak 700 atlı ve 1000 yayadan oluşan kuvvetleriyle Sevâd topraklarına saldırmış, birçok ganimet elegeçirmiş, yöre halkından kimisini öldürmüş, kimisini de tutsak almıştır. Tancred, bu ganimet ve tutsaklarla asıl Haçlı birliğine ulaşmak üzere, geri dönerken Dukak’ın gönderdiği atlı kuvvetlerin ani bir saldırısına uğramış, yapılan çarpışmalarda Haçlılar oldukça ağır kayıp verdiler. Tancred, karanlıkta, ölüm, ya da tutsaklıktan güçlükle kurtularak gece yarısı krala katılabildi. Durumu böylece öğrenen kral, Dımaşk kuvvetlerinin herhangi bir yeni saldırısına karşı, kuvvetlerini hazırlamıştı. Fakat öte yandan Dımaşk atlı kuvvetleri, bu başarıdan ve Haçlı birliklerini Melikliğe tâbi Sevâd yörelerinden uzaklaştırdıktan sonra Dımaşk’a dönmüşlerdi. Fakat kral Godefroy’nm Kudüs'e dönmesine karşılık Taberiyye'ye gidip bir süre kalan Tancred, bu yenilginin öcünü almak amaciyle 600 atlı ile Sevâd topraklarına hemen her gün yağma akmlanna girişmekten geri kalmadı. Albertus Aquensis’e göre [24], melik D u kak, bu akınlara son vermesi için T a ncred’e, bir miktar altın ve armağanlar karşılığında, banş çağrısında bulundu. Barış konusunda kralın da onayını alan Tancred, cevap olarak Dımaşk'a. altı tecrübeli, şövalyeden oluşan bir elçi heyeti göndermiş ve Dukak’a “Ya Dımaçk'ı terk etmesi ya da Hıristiyanlığı kabul etmesi önerisinde bulunmuştur. Buna sonderecede kızan D u k a k, gelen elçilere, sözkonusu öneriye karşılık olarak, Ya İslâmiyet! kabul, ya da ölümü tercih etmelerini” bildirmiş, ancak tslâmiyete geçen birisi dışında beş, şövalye başı kesilmek suretiyle öldürülmüştür. Beş elçinin böylece öldürülmesini haber alan Tancred, derhal kuvvetlerini toplayıp yeniden Sevâd arazisine yürüyerek 14 gün süreyle bölgeyi yağma akınlarına tâbi tutmuştur. Memleketinin bu Haçlı istilâsı karşısında melik Dukak’tan hiç bir askerî yardım alamayan Sevâd emîri, bu akınları durdurmak amaciyle Taberiyye prensi Tancred’e itaat ederek onun vasah olmak ve vergi ödemek zorunda kalmıştır[25].

B) I. BAUDOUIN'E BASKIN GİRİŞİMİ

Urfa kontu Baudouin, Danişmendli Melik Gazi Gümüş-Tigin Ahmed tarafından tutsak alınmış olan (1100) Antakya prensi Bohe- mond’u kurtarmak ve Malatya prensi Gabriel’i Danişmendli baskısından[26] kurtarmak amaciyle, onun çağrısı üzerine, çıktığı başarısız seferden Urfa'ya. döndüğü zaman Kudüs'ten gelen elçiler, kardeşi Godefroy’nın öldüğünü ve kendisinin krallık tahtına oturmasının kararlaştırıldığını bildirdiler. Bunun üzerine Baudouin, kendi yerine, bu sıralarda Antakya’da bulunan yeğeni Baudouin du Bourg’u ivedi bir mektupla çağırtıp kendi vasah olarak Vrfa kontluğu yönetimine atadıktan sonra 2 Ekim 1100 tarihinde, 200 atlı ve 700 yayadan oluşan [27] bir kuvvetle Antakya üzerinden Kudüs'e hareket etti. Baudouin, genellikle Haçlıların denetiminde, ya da işgalinde bulunan kıyı yolundan Lâzkiye'ye gelmiş, burada iki gün kaldıktan sonra kendisine katılan bir çok Haçlı kuvvetiyle yoluna devam etmiştir, öte yandan Baudouin’in Kudüs'e gitmekte olduğunu haber alan melik Dukak, bir baskınla onu elegeçirmek için Humus emîri Cenahüddevle ile birlikte kuvvetleriyle[28] Beyrut yönünde harekete geçti. Cebele ve Trablusşam üzerinden yoluna devam eden ve Beyrut'a yaklaşmakta olan Baudouin, Nehrü’l-Kelb boyunca uzanan tarihî dar bir yoldan gelmekte idi[29]. îşte bu sıralarda Dukak ve Cenahüddevle’nin kuvvetleri, çok güç ve sıkışık duruma düşen ve paniğe kapılan Baudouin ve kafilesine saldırıya geçtiler. Yapılan çarpışmalarda birçok Haçlı askeri öldürülmüş ise de gece karanlığından istifade ile çekilmeyi başaran Baudouin’i yakalamak mümkün olamamıştır. Böylece tutsaklıktan kurtulan Baudouin, 9 Kasım 1100 tarihinde Kudüs'e gelmiş ve 11 Kasım’da yapılan bir törenle ölen kardeşi Godefroy’nın yerine krallık tahtına oturmuştur[30].

İslâm kaynaklarında bulunmamasına karşın, Albertus Aouensis’te belirtildiğine göre [31], daha sonra melik Dukak, kral Baudouin’e bir elçi heyeti göndererek bu savaş sırasında tutsak alıp ve Davud burçlarında hapse attığı ve boyunlarını vurdurmak suretiyle öldürmek niyetinde olduğu 45 Selçuklu askerini salıvermesini istemiştir. Kralın bunları ancak para karşılığında teslim edebileceğini bildirmesi üzerine 50 bin Bizans altınının ödenmesi hususunda anlaşma olmuş ve böylece Selçuklu tutsakları da Dımaşk'a gönderilmiştir.

6.

CEBELE OLAYLARI

Lazkiye’nin güneyinde bulunan Cebele, Doğu - Akdeniz'in sağlam surlara sahip ve alınması güç bir kenti idi[32]. Burası, Trablus emîri Celâlülmülk Ebu’l-Hasen Ali b. Ammar’ı metbû tanıyan îbn Süleyha adiyle tanınan Ebû Muhammed Ubeydullah b. M a nsur’un yönetiminde bulunuyordu. Koyu bir ordu yandaşı olan tbn Süleyha, tâbi olduğu îbn Ammar’a isyan ile bağımsızlığını ilân ettikten başka Cebele'de Fatımîler adına okutmakta olduğu şii hutbesini de kaldırarak Bağdad Abbasi halifesi adına sünnî hutbesi okutmaya başlamıştır. Bunun üzerine îbn Ammar, melik Dukak’a başvurup onu Cebele’ye yürüyerek Dımaşk Melikliğine katması hususunda ikna etti. Derhal harekete geçen Dukak, beraberinde Tuğ-Tigin olduğu halde, Cebele'ye gelerek kuşatıp sıkıştırmaya başladı ise de başarı sağlayamadı. Hattâ kuşatma savaşı sırasında kaleden atılan bir okla Tuğ-Tigin dizinden yaralanmıştı. Nihayet Cebele'yi alamayan Dukak, kuvvetleriyle birlikte Dımaşk'a geri döndü (494= ııo/tıoı)[33].

Melik Dukak’ın sözkonusu kuşatmasından sonra Cebele, Suriye ve Filistin kıyı kentlerini, kendilerini güvence altında tutabilmek amaciyle elegeçirmeye çalışan Haçlılar tarafından birkaç kez kuşatılmış, ancak surlarının dayanıklı ve bu nedenle savunmaya elverişli olması dolayısiyle işgali mümkün olamamıştı. Bununla birlikte artık eski metbûu îbn Ammar’dan da yardım alamayan ve gittikçe artan Haçlı baskı ve tehlikesini önleyecek bir güce sahip olmayan îbn Süleyha, Tuğ- Tigin’e bir ulak göndererek Cebele'yi kendisine teslim etmek istediğini, bu nedenle güvenilir birisini göndermesini, buna karşı da kendisini para, hazine ve ailesiyle birlikte bir askerî birliğin koruması altında, Dımaşk'a ve daha sonra da hilâfet başkenti BağdaıTa göndermesi hususunda, melik Dukak katında girişimde bulunmasını bildirdi (Şaban 494 = Haziran noı).Tuğ- Tigin’in îbn Süleyha’nın bu ilgi çekici önerisini Dımaşk meliklği için olumlu bulmakta ve hattâ oğlu Tacülmülk Böri’yi göndermek istemekle birlikte, Dukak’ın bu sıralarda Diyarbekir'de bulunması dolayı- siyle bu konuda onun onayını almaksızın bir karar verip uygulamak niyetinde olmadığı anlaşılıyor[34]. Fakak 1 Şevval 494 (30 I emmuz 1101) tarihinde Dımaşk'a dönen Dukak, atabeğinin Cebele hususundaki kararını uygun bulmuş ve bunun üzerine Tacülmülk Böri, bir miktar kuvvetle Cebele'yi teslim almak için Dımaşk'lan ayrılmıştır. Cebele'yi Böri’ye teslim eden îbn Süleyha, bütün ağırlıklariyleşehirden ayrılarak Dımaşk'a gelip ikamete başladı. îbn Süleyha’nın bütün bu hareketlerini yakından izlediği anlaşılan îbn Ammar, derhal Dukak’a bir elçi göndererek “îbn Süleyha’nın kendisine teslim edilmesi halinde, onun para ve hâzinesinden başka kendisine 300 bin altın vereceğini” bildirmiş ise de onunla yaptığı anlaşmaya sadakat ve vefa gösteren Dukak, onun bu önerisini kabul etmeyerek îbn Süleyha’yı, bütün mal varlığı ile yeterli sayıda bir askerî birlik eşliğinde Bağdafa göndermiştir[35]. Fakat öte yandan Cebele yönetimini eline alan Böri ve yakınları, halka karşı sonderecede kötü davranışlarda bulunmaya va alışılmamış biçimde haksızlıklar yapmaya başlamışlardır. Bu durum karşısında Cebele halkı, eski metbûları Trablus emîri îbn Ammar’a Böri hakkında şikâyette bulunarak ondan bir nâib isteyerek kenti derhal teslim edeceklerini bildirdiler. Bunun üzerine tbn A m m a r, Cebele'ye ivedilikle bir askerî birlik gönderdi. Halkın yardımiyle şehre kolaylıkla giren bu birlik, yine halkın desteğiyle Böri ile yaptığı savaşı kazandıktan başka onu tutsak da aldılar. Derhal Trablus'a îbn Ammar’ın katına çıkarılan Böri, sonderecede izzet ve ikram gördü. Daha sonra onu Dımaşk'a gönderen îbn Ammar, ayrıca babası Tuğ-1 igin’e bir mektup yazarak “Böri ve arkadaşlarının OAe/e’deki kötü eylemlerini” anlatmış ve “kentin Haçlı istilâsına uğramamışını sağlamak amaciyle böyle bir harekete girişmek zorunda kaldığını” bildirmiştir[36]. Böylece yönetimi, kısa bir süre için Dımaşk melikliğine bağlanan Cebele, yeniden Trablus emirliğine geçmiş oldu.

7.

DUKAK’IN ÎBN AMMAR’A YARDIMI ANTARTUS BOZGUNU

AWür’ün işgali ve burada bir Haçlı krallığı kurulmasını izleyen günlerde Raymond de Saint Gilles, Fransa'ya dönüp bir süre sonra kalabalık bir Haçlı ordusuyla İstanbul üzerinden (ııoo) Suriye'ye gelmekte iken Eskişehir - Ereğli arasında Anadolu Selçuklu sultanı I. Kılıç-Arslan tarafından ağır bir yenilgiye uğratıldıktan başka, hemen hemen bütün ordusu yok edilmişti. Daha sonra güçlükle Antakya'ya gelen Raymond, burada prens Tancred tarafından hapsedilmiş, fakat Haçlı ilerigelen- lerinin aracılığiyle hapisten kurtarıldıktan sonra (i ioi) Trablus'un kuzeyindeki kıyı kenti Antartus (Tarlûs, Tortosa)'u işgal etmek suretiyle[37] Trablus'u tehdit eder bir duruma gelmişti. Böylece Haçlı baskı ve tehlikesi altındaki Trablus kenti için ciddi bir durumun ortaya çıktığını gören emîr tbn Ammar, hiç vakit kaybetmeksizin melik Dukak ile Humus emîr Cenahüddevle’ ye ulaklar göndererek Trablus sınırlarına dayanan Raymond’un herhangi bir saldırısına karşı ivedi yardım isteğinde bulundu. Dukak, bu sefere bizzat katılmayıp iki bin kişilik bir kuvvet göndermekle yetinmiştir, öte yandan emîr Cenahüddevle Humus'ta bulunmadığı için yerine nâib olarak bıraktığı emî Yâhız Humus kuvvetlerinin başında olarak Trablus yönüne hareket etti. Dımaşk ve Humus birlikleri, Trablus önünde îbn Ammar'ın kuvvetleriyle birleştikten sonra R ay mond’u karşılamak üzere, Antarlus yönüne hareket ettiler, öte yandan Müslüman kuvvetlerinin ileri harekâtını haber alan Raymond, beraberindeki üç yüz kişilik bir kuvvetle Antarlus yakınlarına gelip kondu ve burada, birliklerini savaş düzenine hazırladı. Müttefik kuvvetleri, Haçlılara karşı üç koldan saldırıya geçtiler. Bunun üzerine Raymond, kuvvetlerini üçe ayırmış, yüz kişilik bir birliği, Trablus kuvvetlerine, yüz kişilik başka bir birliği Dımaşk kuvvetlerine, elli kişilik birliği de Humus askerlerine karşı çıkarmış ve nihayet kendisi de elli kişilik bir kuvvetin başında olarak savaşa başlamıştır. Humus kuvvetlerinin çarpışmaların hemen başlarında bilinmeyen bir nedenle tutunamayıp bozgun halinde dağılmasından çok geçmeden, bu kez Dımaşk birlikleri de aynı biçimde bozguna uğrayıp geri çekildiler. Humus ve Dımaşk askerlerinin bozulup savaştan çekilmeleri üzerine Raymond, bütün kuvvetleriyle direnmeye çalışan Trablus birliklerine karşı saldırıya geçerek onları da kesin bir yenilgiye uğrattı. Müttefik kuvvetler bu savaşta oldukça ağır kayıplar verdiler. Nihayet savaş alanından kaçabilen Trablus, Dımaşk ve Humus kuvvetleri memleketlerine dönmüşlerdir (22 Cumadelâhır 495=13 Nisan 1102). Bu başarı üzerine Raymond, çok geçmeden Doğu - Akdeniz'in önemli liman kentlerinden birisi olan Trablus'u kuşatmaya girişecektir [38] .

8.

RAHBE VE HUMUS’UN DIMAŞK MELİKLİĞİNE KATILMASI

Suriye çölünün kuzey - doğusunda ve Fırat ırmağının sağ kıyısında yer alan Rahbe, Büyük Selçuklu imparatorluğunun Musul emîri Gür-Boğa’nın ıkta bölgesinde bulunmakta idi. Gür-Boğa’nın ölümü (Zülkade 495 = Ağustos/Eylül 1102) [39] üzerine, sultan Alp-Arslan’ın memlüklerinden ve Gür- Boğa’nın maiyyeti emirlerinden Kaymaz, kent yönetimini elegeçirmeyi başarmıştı. Vaktiyle babası Tacüddevle Tutuş’un egemenliğinde bulunan Rahbe'tün emîr Kay maz’ın eline geçtiğini haber alan ve burasını, hükümranlığı altına alınmasını, kendisi için bir tür hak sayan melik Dukak, beraberinde Tuğ-Tigin olduğu halde, kuvvetleriyle birlikte Rahbe üzerine hareket etti. Dukak, kenti kuşatıp sıkıştırmış ise de almayı başaramayıp Dımaşk'a döndü. Safer 496 (Kasım/Aralık 1102) tarihinde emîr Kaymaz’ın ölümü üzerine, kent yönetimi, kızı Âmine ile evlenen emîr Hasan’ın eline geçmişti. Emîr Haşan, Selçuklu egemenliğini tanımayarak hutbeyi yalnız kendi adına okutmakla kalmamış, ordu ve kent ileri gelenlerini yakalatıp hapse atmış, bazılarını öldürtmüş ve onların bütün mal ve hâzinelerine el koymuştu, öte yandan /Jale’deki yönetim değişikliğini haber alan melik Dukak, yine beraberinde Tuğ-Tigin olduğu halde, ivedilikle Rahbe'ye gelip kuşatmaya başladı. Emîr Hasan’ın zulüm ve baskılarından sonderecede güç duruma düşen ve şiddede yiyecek sıkıntısı çeken halk, kenti Duka k’a teslim etmekte duraksama göstermedi. Böylece Rahbe'ye giren Dukak, iç - kaleye çekilen Hasan’ın önerisi üzerine, kendisi ve ailesi için “aman” vermiş ve böylece iç - kale de teslim olmuştur (Cumadelâhır 496= Mart/Nisan 1102). Halka karşı iyi davranışlarda bulunan Dukak, kent işlerini düzene koyup buraya Muhammet b. es - Sebbâk eş - Şeybanî’yi nâib olarak atamış ve oğlunu da rehin alıp Dımaşk'a dönmüştür (22 Cumadelâhır 492 = 2 Nisan 1103). Böylece Rahbe, Dımaşk melikliğine bağlanmış oldu[40].

Humus emîri Cenahüddevle Hüseyin, elegeçirmekte geç kaldığı Rahbe seferinden sonra Humus’a dönerken Haleb yakınlarına gelip konaklamıştı. Bunu haber alan melik Rıdvan, aralarının açık bulunduğu eski atabeği ve babalığı Cenahüddevle’nin gönlünü alıp barışmak amaciyle yanına giderek Haleb'e getirmiş, kent dışında onun için özel çadırlar kurdurarak şerefine on gün süreyle şölen ve eğlenceler düzenletmişti. Böylece Rıdvan ile bütün kırgınlıkları sona eren Cenahüddevle, Haleb'de daha bir süre kaldıktan sonra Humus’a dönmüş ve 1 Mayıs 1103 Cuma günü, silâhlı koruyucularının koruması altında kent camiinde namaz kılarken eski düşmanı Bâtınî reisi Hakim el-Münec- cim’in görevlendirdiği üç Bâtınî fedaisi tarafından öldürülmüştür. Emirlerinin ölümü üzerine, Humus'la heyecan ve karışıklıklar başgöstermiş, kentin Türk halkından pek çoğu Dımaşk'a kaçmıştı. Bu durumundan faydalanmak isteyen Raymond, Humus'u elegeçirmek için askerî hazırlıklara başladı, öte yandan Cenahüddevle’nin öldürülmesinden üç gün sonra (4 Mayıs) karısı, oğlu melik Rıdvan haber göndererek Humus'u gelip teslim almasını ve herhangi bir Haçlı saldırısına karşı korumasını bildirdi. Bu çağrıyı haber alan Humus ordu kumandanları, vaktiyle ona karşı Cenahüddevle safına geçmeleri nedeniyle Rıdvan’ın kendilerine pek olumlu davranmayacağı düşünce ve korkusuyla ve esasen Cenahüddevle birçok kez, Haçlılara karşı mücadelelerde melik Dukak’ın yanında yer almış ve onun müttefiki durumuna gelmiş olması dolayısiyle, derhal Dukak'a bir elçi heyeti “göndererek kenti kendisine teslim edeceklerini” bildirdiler. Bu sırada melik Dukak, henüz Rahbe den dönmemişti. Dımaşk ta Dukak ın naibi durumunda bulunan eski kumandanlardan Ay- Tigin el-Halebî, hiç vakit kaybetmeden kuvvetleriyle Humus'a gelerek kent ve kalesini teslim aldı. Fakat çok geçmeden Dımaşk'a gelip durumu öğrenen Dukak, luğ-Tigin ile birlikte derhal Humus'a gelmiş, yöneticiler ve kumandanlar itaat arz ederek kent ve kalesini bizzat kendisine teslim etmişlerdir, öte yandan elegeçirmek üzere, kuvvetleriyle harekete geçip Humus un kuzey - doğusundaki Resten'e gelerek kuşatmakta olan Raymond ile, annesinin çağrısı üzerine, Haleb'den ayrılarak Kubbe'ye gelen melik Rıdvan, Humus'un Dukak tarafından alındığını öğrenince memleketlerine geri dönmüşlerdir. Böyl ece Dukak, Dımaşk Selçuklu melikliğinin yönetimi altına alınan Humus'la işleri yeniden düzene sokmuş, halka iyi muamelede bulunmuş ve öldürülen Cenahüddevle'nin çocuklarını alarak Dımaşk’a dönmüş ve onlara, babalarının ıktalarım vermiştir[41].

9.

MELÎK DUKAK’IN ÖLÜMÜ VE KÎŞÎLÎĞI

Dokuz yıl gibi pek kısa olmayan bir süreyle (1095 - 1104) Dımaşk Selçuklu Melikliği tahtında oturan Şemsü’l-mülûk Ebû Nasr Dukak, genç yaşta uzun süren bir hastalığa tutulmuştu. Bu nedenle perhiz yapmak zoruda kalan ve normal gıda alamayan Dukak, vücudunun kuvvetten düşmesi üzerine, bu kez vereme (illelü’d - dıkk) yakalanmış ve gün geçtikçe takatten düşüp zayıflamaya başlamıştı. Onun artık yaşamasından ümit kesilince annesi Saffetü’lmülk Hatun yanına gelerek “düşündüğü vasiy- yetini yapmasını, böylece meliklik işleriyle oğlunun durumunun ne olacağı hususunu belirtmesini” söylemesi üzerine Dukak, atabek Tuğ- Tigin’in kendisinden sonra meliklik işlerini yürütmesini, henüz ı yaşındaki oğlu Tutuş’un tahta çıkarılmasını, onun yetişmesine ihtimam gösterip himaye etmesini ve düşündüğü başka şeyleri” vasiyyet etmiştir. Çok geçmeden melik Dukak, 12 Ramazan 497 (8 Haziran no4)’da hayata gözlerini yummuş ve annesinin, kentin kuzey - doğusunda Meydanü’l- ahdar'da, kente hâkim bir tepe üzerinde yaptırdığı, büyük bir mescid havlusunda bulunan ve Kubbetü’l - lavâvis adiyle anılan ve Cumadelûlâ 513 sonlarında vefat eden annesinin de gömüldüğü mezarlığa defn edilmiştir.

Babası Tâcüddevle Tutuş’un ölümünden sonra, özellikle onun hizmetinde bulunmuş olan emirlerin büyük destek ve çabalariyle Dımaşk’a gelerek burada ağabeyisi Fahrü’l-mülûk R1 dvan’ın Haleb”de kurduğu Selçuklu Melikliği’nden ayrı bir Selçuklu Melikliği kurmayı başaran Şemsü’l- mülûk Dukak, 9 yıl süreyle Dımaşk Selçuklu tahtında aralıskız olarak hükümran olmuştur. Dukak, melikliğinin ilk yıllarında, büyük evlâd sıfatiyle babasının kurup sınırlarını genişlettiği Selçuklu devletinin tek hükümdarı olmayı amaçlayan melik Rıdvan’ın saldırı ve baskıları karşısında, başta atabeği ve babalığı Tuğ-Tigin olmak üzere, melikliğine bağh babasının işbilir emîr ve kumandanların kendisine sadakat ve destekleri sayesinde, Dımaşk' la\d egemenliğini korumasını bilmiştir. Zaman zaman biraz sert ve daima kuşkulu bir tabiata sahip olan ağabeyisi Rıdvan’ın maiyyetindc bulunan emirlerin (Yağı-Sıyan, Artuk-oğlu Sökmen vs. gibi) kendi hizmetine girmeyi seçmeleri, Dukak’ın onların kişiliklerine saygı gösterip değer vermesiyle ilgili olsa gerektir, özellikle atabeği ve babalığı Haleb melikliğinin bir numaralı devlet adamı niteliği taşıyan Cenahüddevle Hüseyin’in bile Rıdvan’ın hizmetinden ayrılıp Humus'la ayrı küçük bir beylik kurması ve görüldüğü üzere, her fırsatta Dukak ile işbirliği yapması, bunun en güzel örneğini oluşturur sanırız. Onun başarısının tek ve önemli nedeni, vaktiyle babasının hizmetinde bulunmuş olan değerli emîr ve devlet adamlarını bir araya getirmesi ve Dımaşk melikliğinin yönetimini onların işbilir ellerine bırakmasında aramak yerinde olur kanısındayız. O, Haçlıların Suriye ve Filistin’de birer devlet kurarak yerleşmelerinden sonra, onlara karşı başta metbû tanıdığı Büyük Selçuklu İmparatorluğu olmak üzere, bütün İslâm devletlerinin giriştikleri mücadelelere kuvvetleriyle .katılmış ve ayrıca, kendisinin Dımaşk melikliği, Rıdvan’ın Haleb melikliği gibi, Haçlıların sürekli saldın ve baskısı altında olmamakla birlikte, zaman zaman bölgesel olarak da onlarla mücadelelerini sürdürmekten geri kalmamıştır.

Babasının başkenti Dımaşk’ta, melikliğinin kurulduğunu gördüğümüz Dukak da, ağabeyisi Rıdvan gibi, babasının egemen olduğu bölge ve kentleri kendi hükümranlığı altına almayı denemiş ve her girişimde de başarılı olmuştur. Bu cümleden olarak Diyarbekir bölgesi, bir süre Cebele, Rahbe ve nihayet Humus kentlerini melikliğinin yönetimi altına almayı başarmıştır. Böylece onun devrinde melikliğin sınırları, genellikle Doğu- Akdeniz kıyı bölgeleri dışında, Rusrâ’dan Hama'ya dek uzanmakta ve ayrıca Rahbe ve Diyarbekir bölgesini de kapsamakta idi. Gerçekten onun, melikliğin sınırlarından çok uzaklarda bulunan Rahbe ve Diyarbekir e egemen olma azmi yanında, Cebele emîri îbn Süleyhâ’yı, zengin, hâzinesinden başka 300 bin altın gibi büyük bir para karşılığında teslim etmesini bildiren düşmanı Trablus hâkimi îbn Ammar’ın bu önerisini red ederek ahde vefada gösterdiği sadakati, belirtilmeye değer bir nitelik taşımaktadır.

Dipnotlar

  1. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bk. î. K a fesoğ I u, Sultan Melikşah devrinde Büyük Selçuklu imparatorluğu (İstanbul 1953), s. 206 vd.; O. T uran, Selçuklular Tarihine Türk-Islâm Medeniyeti (Ankara 1965), s. 159-160.
  2. İbnüT-Esir, el-KâmilJi’t-tarih (Tornberg yay. Tıpkı basımı, Beyrut 1966), X, 247. IbnüT-Adim (^übdetü'l-Haleb mın Tarihi Halel», yay. S. ed-Dchhân, Dımaşk 1954) II, 130), Tutuş’un Rey savaşından önce Diyarbekir bölgesini feth ettikten sonra, oğlu Dukak ile ona atabek yaptığı Tuğ-Tigin'e verdiğini, fakat Dukak ile ona atabek yaptığı Tuğ-Tigin’e verdiğini, fakat Dukak'ın atabeği ile birlikte Rey savaşına katıldığını belirtmiştir.
  3. Bu konuda özel bir araştırma için bk. A. Sevim, Haleb Selçuklu Melikliği. Fahrü’l-mülûk Rıdvan Devri (Selçuklu Araştırmaları Dergisi, II, 1970), s. 1-66.
  4. I bnü’l-Kalânisi, ^yylü Tarihi Dımaşk (Yay. H. F. Amedroz, Leyden 1908) s. 130; Zübdetü’l-Haleb, II, 120-121; el-Kimil, X, 248; Vülâtu Dımaşk fl Ahdi's-Selçuki (Ibn Asâkir’den seçmelerle yay. S. el-Müneccid, 2 baskı, Beyrut 1975), s. 19; Aziml, Tarih (Karamustafa Paşa Ktp. Nr. 398), &lt;ı88b; i b n ü ’ 1 - E z r a k, Tarihu Meyyâjarıkin ve Amıd, Tarıhü’l- F'ârikl, ed-Devletii'l-Mervanıyye (Yay. B. A. Avad, Kahire 1959), s. 245.
  5. 5 Bu konuda ayrıntı için bk. A. Sevim, adıgcç. Maki.
  6. 6 ^eylü Tarihi Dımaçk, s. 131; Tarıhu Meyy&farıki ve Âmıd, s. 236-37, 239; Zübdetü’l-Haleb, II, 120; Ibn Şeddâd, el-A’lâkü'l-hazıre fi Zikri ümerâı }-Şam ve’ l-Cezire (Yay. Yahya Abbâre, cüz III, kısım ı, Dımaşk 1978), s. 398; tA. "Tufc-Tigin” mad.
  7. Zeylü 1 arihi Dımajk.s. ı^ı-.^übdetü'l-Haleb.ll, 130-32; el-Kâmıl,\, 248; Azimi, 198a, İA. ” Tuğ-Tigin" mad.
  8. 8 Urfa kuşatması ve sonraki olayların ayrıntısı için bk. A. Sevim, adıgeç. Maki., s. 6 vd.
  9. 9 el-kâmil, X, 248; ^übdetu'l-Haleb, II, 123-24.
  10. 10 Kaynaklarda herhangi bir kayıt olmamakla birlikte melik Dukak’ın meliklimin ilerigelen emirleriyle bir sefere çıkmış olması mümkündür.
  11.  Bu konuda ayrıca bk. A. Sevim, adıgcç. MkL, s. 10 vd.
  12. 12 Bu sefer hakkında da ayrıca bk. göst. yer, s. 14 vd.
  13. 13 ^eylu Tarihi Dımaşks. 134; ^übdetü'l-Haleb, II, 131-32; el-A'lâk. s. 403 (Burada AI-Taş yerine I lyas kaydedilmiştir).
  14. 14 ZMdtlüıl-Haltb, n&gt; &gt;33-
  15. 15 Bu konuda ayrıntı için bk. A. Sevim, adıgeç. Mkl, s. 27 vd.
  16. 16 EmîrıAl-Taş’ın buradaki faaliyetleri hakkında bk.TarıAu Meyyâjarikin ve Amid, s.245-47.
  17. 17 Aynı eser, s. 245, 239, 268-69; 1A. “ Diyarbekir" mad.
  18. 18 Muhtesiplik hakkında genel bilgi için bk. tA. “Muhlesib ve hisbe" maddeleri.
  19. 19 Tarihu Meyyâjarikin, s. 269; el-A’lâk, s. 403 (Ibnü’l-Ezrak’ın verdiği karanlık bilgileri açıklığa kavuşturur); £eyZii Tarihu Dımajk, s. 137; Sıbt b. el-Cevzî, Mir'âtü'z-zeman ft Tarihi’l-âyan (Topkapu Sarayı, III. Ahmet Ktp. Nr. 2907), XIII, 129a; Azimi, 191a.
  20. Ortaçağlarda genellikle Arap coğrafyacılarına göre el-Belkâ bölgesi, Şam eyâletine bağlı idi. Sevâd ise, bu bölgenin verimli bir yöresidir. Genel bilgi için bk. İA. “Belkd ve Sevâd" maddeleri; Y akut, Şehabüddin Ebû A bd u İlah, Kitabu Stu'cemı'l-buldân (VVüstenfed yay. tıpkı basımı, Tahran 1956), III, 174.
  21. Ortaçağlarda genellikle Arap coğrafyacılarına göre el-Belkâ bölgesi, Şam eyâletine bağlı idi. Sevâd ise, bu bölgenin verimli bir yöresidir. Genel bilgi için bk. İA. “Belkd ve Sevâd" maddeleri; Y akut, Şehabüddin Ebû A bd u İlah, Kitabu Stu'cemı'l-buldân (VVüstenfed yay. tıpkı basımı, Tahran 1956), III, 174.
  22. 22 Fransızlar bu emîre iri yapılı olması dolayısiyle Fal Peasant (Şişman çiftçi, köylü) adını vermişlerdir.
  23. 23 Runciman, savaşa bizzat Dukak'ın katıldığını yazmakta ise de M History of the Crusades, I, 310) bu konuda tek ve ayrıntılı bilgi veren Albertus Aq uensis (Almanca çev. H. Hefcle: Geschichle des ersten Kreuzzugs, Jena 1923, s. 17-18) de bu husus belirtilmeyip sadece Dukak’ın 500 atlı gönderdiği kaydedilir.
  24. 24 S. 17 vd.
  25. 25 Albertus, göst. yer; R. G r o u s s e t, Histoire des Croisades (Paris Librairie Plon), I, 186-87; Runciman, I, 320-21.
  26. Bütün bu konularda geniş bilgi için bk. O. Turan, Selçuklular Zamanln^a Türkiye (İstanbul 1971), s. 136-38.
  27. 27 Fulcherius Carnotesis (İngilizce çev. F. R. Ryan: F'ulcher of Chrartres, Tennessee 1969), II. Kitap, s. i37)’de 200 şövalye, 700 yaya, Tarihi dımajk (S. 138) ve el-Kâmil (X, 324)’de 500 atlı ve yaya Albertus (S. 32)'da 400 seçme şövalye, ıooo yaya olarak kaydediliyor.
  28. 28 Albertus (S. 32) bu kuvvetlerin 20 bin olduğunu abartmalı olarak yazar.
  29. 29 Her an bir baskınla yok edilecekleri korkusuna kapılan Haçlı kafilesinde müellif Fulcherius da bulunuyordu. O eserinde (S. 139) savaşı anlatırken “0 zaman Chrtres, ya da Or/ronj'da olmayı çok arzu etmiştim” sözlerini söylemesi, Haçlı kafilesinin ne denli ciddi bir tehlike karşısında olduğunu gösterir.
  30. Fulcherius, kitap II, s. 137-143 (bu müellif, Baudouin ile birlikte olduğu için bu konuda çok ayrıntılı bilgi vermiştir; Albertus, s. 31-37; ^eylü Tarihi Dımayk, s. 138-39; el-Kâmil, X, 324 (son iki eserde çok kısa bilgi vardır); Groussct, I, 205-212; Runciman, I 322-25
  31. S. 54.
  32. 32 Bk. Mu’cemü'l-büldan, II, 25; İA. “Cebele" mad.
  33. 33 el-Kâmil. X, 310.
  34. 34 Z'ylü Tarihi Dımaşk, s. 139.
  35. 35 /bn Süleyhâ'nın Bağdaıfdaki faaliyetleri hakkında bk. el-Kâmil, X, 311-12.
  36. 36 Tarihi Dımaşk.s. 139-140; el-hâmil, X, 310-12; Mu’cemü'l-büldan, 11,25-26; Azi m i, 191 a-b; Grousset, I, 210-11; Runciman, II, 33-34.
  37. Bütün bu hususlar için bk. O. Turan, Selçuklular Samanında Türkiye s. 1 04- 105; R u n e i m a n, II, 56-58; ayrıca bk. Urfalı Mateos, l'ekayiSâme (Türkçe çev. H. D. Andreasyan, Ankara 1962), s 214-16; Abu’l-Farac, Tarihi (Türkçeçev. ö. R. Doğrul, Ankara 1954), II, 343.
  38. el-Kamil, X, 344!s-*4°'4*; Abu’l-Faraç, II. 343; Runciman, II, 58-59
  39. Gür-Boğa hakkında genel bilgi için bk. İA. “Kür-Boğa” mad.
  40. el-hâmil, X, 363, 428; Zeylü Tarihi Dımaşk s. 142; ZüMetü’l-Haleb, II, 146; Mir'atü’z’-zeman, XIII, 139a; Azimi, 191b; krş. İA. “ Rahbe" mad. Zhbdetü'1-Haleb'dth.ı (II, 146) bir kayda göre, Humus emîri Cenahüddevle Hüseyin, yönetimi eline geçirmek amaciyle bir miktar kuvvetle Rahbe'ye gitmiş ise de kentin melik Dukak tarafından alındığını öğrenince geri Humus’a dönmüştür.
  41. Z.übdetü'1-Haleb, II, 146-47; ^ry/ü Tarihi Dımaşk, s. 142; B. Lcwis, The Assasins (London 1967), s. 100; Runciman, 11,59-60.