SEDAT ALP

Ülkemizin bilim ve kültür yaşamına yaptığı unutulmaz hizmetleri ile yeri doldurulması çok güç olan rahmetli Başkanımız Ord. Prof. Enver Ziya Karal Türk Tarih Kurumu’nun büyük kurucusu Atatürk’ ün tarih araştırmaları için açtığı aydınlık yolda durmadan çalıştı. Karal’ın ülkemizin tarihî bilimler alanında çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmasında önemli katkıları olmuştur.

Bu vesile ile kendisinin Eski Anadolu Araştırmalarının kalıcılığına değerli bir katkısını anmadan geçemeyeceğim.

1948 yılında Enver Ziya Karal Ankara Üniversitesi Rektörü idi. Büyük Millet Meclisi Bütçe Komisyonunda Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin kadro kanunu görüşülürken o yıllarda bazı çevrelerde lojiler diye adlandırılan kürsülerde çalışan yabancı hocaların kadrolarını kaldırmak suretiyle işlerine son vermek için bir kampanya açılmış ve maalesef başarılı olmuştu. Bir kısım milletvekilleri de bununla yetinmeyip ülkemizin tarihi için ve Eski Anadolu araştırmalarında önemli bir yeri olan Hititoloji, Sümeroloji ve Klasik Filoloji gibi kürsüleri de kapatmak istiyorlardı.

Karal, Üniversite Rektörü ve Atatürk’e candan inanmış bir tarihçi olarak görevini yaptı ve bu sayın milletvekillerine Anadolu’nun kültür mirasının tapusunun bu gibi kürsülerin elinde olduğunu ve eğer biz Türkler Eski Anadolu’nun kültür mirasına sahip çıkmazsak boşaltacağımız yeri başka ulusların almakta tereddüt etmeyeceklerini kendisine has veciz cümlelerle anlattı. Sonunda söz konusu kürsüleri kapatma kararından vazgeçildi.

Aradan yıllar geçti. Artık bu kürsülere bağlanan umutların ne dereceye kadar gerçekleştiğinin bir muhasebesini yapma zamanının geldiğine inanıyorum.

Burada sorumluluğunu yüklendiğim Hititoloji disiplininde Atatürk’ün tayin ettiği çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak hatta onu aşmak için neler yapıldığını ele alacağım.

Hititoloji, Birinci Dünya Savaşı sırasında ve onu izleyen yıllarda Almanya’da kurulmuş ve oradan birçok gelişmiş ülkeye yayılmış genç bir bilim dalıdır. Atatürk’ün direktifleriyle 1936 yılında Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde de kurulmuştur. Aynı yıllarda İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde de Hititoloji dersleri okutulmaya başlanmıştır.

İyi bir Hititolog olmak için birkaç batı dilini bilmek gereklidir. Bunun yanında iyi bir hümanist formasyona (Eski Yunanca, Latince) ve birçok Eski Anadolu ve Eski Mezopotamya kaynak dillerinin bilinmesine gereksinme vardır. Ayrıca araştırma yapılan alanın özelliğine göre iyi bir tarih ve arkeoloji formasyonu da gereklidir.

Atatürk, bizim neslimizden bazılarını birer yarışma imtihanı sonucu yurt dışına, dünyanın tanınmış üniversitelerine öğrenime gönderdi. O yıllardaki fakir Türkiye, bizleri büyük fedakârlıklara katlanarak yurt dışında okuttu. Bizler bunun karşılığında kendi bilim dalımızda ülkemizi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak için acaba ne gibi katkılarda bulunabildik?

Yetiştirdiğimiz bilim adamları ve birçok öğrenci yanında maddî açıdan çektiğimiz birçok sıkıntılara rağmen Türkçe ile birlikte çeşitli batı dillerinde yayınladığımız araştırmaların yalnız bazılarının birer kesitini sunmak belki de okuyucuya görevimizi ne dereceye kadar yapabildiğimiz üzerinde bir fikir verebilir.

1947 yılında Birleşik Amerika’da J(ournal of) C(uneiform) S(tudies) mecmuasının birinci cildinde 8.164-175’16 yayınladığım disignation du Lituus en hittite başlıklı araştırma (Türkçesi Belleten sayı 46, 1948 S. 301-319) genç Türk Hititolojisi için büyük bir imtihan oldu. Çünkü aynı konuda ünlü Hititolog Albrecht Goetze de önemli bir araştırma yayımlamıştı: JCS I 176-185. Goetze’nin görüşü benimki ile taban tabana zıd durumda idi. Uluslararası bilim otoriteleri benim görüşüme hak verdiler. Sonunda A. Goetze de benim görüşümün doğru olduğunu kabul etmek kadirşinaslığını gösterdi: Klein- asien2, 1957 S. 166 not 2.

1949 yılında yayınladığım Hititler'de Sosyal Sınıf NAM.RA’/ar ve İdeogram'ın Hititfe Karşılığı başlıklı araştırmam, Belleten sayı 50, S. 245-270, Almancası, Die Soziale Klasse der NMA.IkA-Leute und ihre hethitische Bezeichnung, Jahrbuch für Kleinasiatische Forschung I >950-5’ S- 113'>35» îdeogram’ın Hititçe karşılığının amuıvala- olduğunu gösterdi. Buluşum bütün Hititologlar tarafından kabul edildi. Aradan yıllar geçmesine rağmen bu araştırma değerini hâlâ korumaktadır.

Çivi yazılı metinler yanında Hitit Hiyeroglifleri üzerinde de bazı keşifler yapmak mutluluğuna eriştim. Anıtlar ve mühürler üzerindeki önemli bir hiyeroglifin “gök” anlamına geldiğinin keşfi bizim çalışmalarımız sayesinde mümkün oldu: Symbolae Hrozny I, Archiv Orientalni XVIII, 1950, S. 1-8. Bu buluşumun doğruluğu Karatepe yazıtları ile de teyid edildi.

Ayrıca Hiyerogliflerle yazılı birçok kişi adının doğru okunuşları ilk kez tarafımdan gerçekleştirildi: Hitit Mühür Ve Kitabelerindeki Bazı Şahıs Adlarının Okunuşları Hakkında=ZUT Lesung von manchen Personenna- men auf den hieroglyphenhethitischen Siegeln und Inschriften, Ankara 195°- Bu okunuşlann birçoğunun doğru olduğu Suriye’de Ras Şamra’daki Fransız kazılarında keşfedilen bileng mühürlerle de doğrulandı.

Hiyeroglif anıtlarında görülen diğer önemli bir hiyeroglifin “sevgili” anlamına geldiği de tarafımdan keşfedilmiştir: S. Alp, Eine neue hieroglyphenhethitische Inschrifl der Gruppe Kızıldağ-Karadağ aus der Nöhe von Aksaray und die früher publizierten Inschriften derselben Gruppe, Anatolian Studies Presented to Hans Gustav Güterbock on the occasion of his 65 th birthday, 1974, S. 17-27. Söz konusu hiyeroglif için bk. S. 24 f.

Bu buluşlar arasına “vezir” anlamına gelen hiyeroglifin saptanması da katılabilir: Hitit Hiyeroglif Kazısında Şimdiye Kadar Anlamı Bilinmiyen Bir Unvan, VII. Türk Tarih Kongresi I. Cilt S. 98-102.

1959 yılında yayınladığım Zu ^en Körperteilnamen im Hethitischen başlıklı araştırmada, Anatolia II, S. 1-48, Hititçede insan vücudunun bazı uzuvlarımn anlamlarını ilk kez ortaya koymak mutluluğuna eriştim.

Koloni Çağında (M. ö. 2. binin başlan) Anadolu’da Hititlerin varlığı problemi bilimsel literatürde uzun münakaşalara yol açmış ve bir sonuca varılmamıştı. Diğer birçok tanınmış Hititolog gibi ünlü bilim adamı Landsberger de Asur Kolonileri Çağında Anadolu da Hititlerin varlığını kabul etmek istemiyor ve 2. binin başında Eski Anadolu’da Hatti’liler yanında bir Protoluvi halkının varlığını iddia ediyordu. Sonunda bizim savunmasını yaptığımız tez (Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi X, 1952 S. 241-256, Türkçe ve İngilizce) zafer kazandı. Protoluvi hipotezi terk edildi ve günümüzde Koloni Çağında Anadolu’da Hititlerin varlığını kabul etmeyen bilim adamı kalmadı.

Kaneş ile Ari’nin aynı kent olduğu görüşü 1930’lu yıllarda E. Forrer tarafından ortaya atılmıştı. 1958 yılında Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin eski Profesörlerinden H. G. Güterbock kesin bir görüş bildirmemekle birlikte Forrer’ın tezini destekledi: Kanes and Nesa : Two forms of one Anatolıan place name?. Erez - Israel 5, Jerusalem, Israel Exploration Society, S. 47-50. 1963 yılında 107 sayılı Belleten’de yayınladığım bir araştırmada (Kaniş = Anişa=Nişa, Erken Hitit Çağının bir başkenti, S. 366-376, Almancası Kaniia=Aniia=Niia, Eine Haupt- stadt der frühhethitıschen Periode S. 376-386) o zamana kadar kullanılmayan bir delil ile bu tezi kuvvetle destekledim. Birçok ünlü bilim adamı görüşümüze karşı çıktı ve söz konusu eşitliğin imkânsız olduğunu ileri sürdü. Sonunda Boğazköy’de bulunan çivi yazılı bir tablet sayesinde savunduğumuz tez zafere ulaştı: H. Otten, Eine Althethitische Erzdhlung um die Stadt falpa, S(tudien zu den) Bo(ğazköy-)T(exten) >7> >973» S- 57 v. d.

1967 yılında kültte çok önemli bir yeri olan libasyon kabı gaga ağızlı testinin çivi yazılı metinlerdeki adının ifpantuua- olduğu tarafımızdan gösterilmiştir: Libasyon Kapları “Gaga Ağızlı Desti" ile “Kol Biçimli Alet” ve Hitit Metinlerindeki Karşılıkları, Belleten Sayı 124 S- 5I3'53°> Almancası Die Libationsgefasse “Schnabelkanne” und “Arm- förmiges Gerat” Und Ihre Hethitischen Bezeichnungen, aynı yerde de S. 531-549-

Konya Karahöyük Kazılan zamanımızın önemli bir kısmını aldı. Karahöyük’te keşfedilen ve Eski Anadolu gliptik sanatında bir zirve oluşturan mühürler uluslararası standartlara ve değerlerine layık bir biçimde işlenerek yayınlandı ve bilim âleminin takdirlerine sunuldu: S. Alp. Zylinder- undStempelsiegel aus Karahöyük bei Konya, Ankara 1968 = Konya Civarında Karahöyük'te Bulunan Silindir Ve Damga Mühürleri, Ankara I972- eserde mühürlerin yalnız doğru olarak tarihlenmesi ile yetinilmedi. Aynı zamanda mühürler üzerinde incelenen doğu-batı ilişkileri geniş ve sağlam bir temel üzerine oturtuldu.

Bu satırların yazarının keşifleri arasında Eski Anadolu Coğrafyasının araştırılması ile ilgili çalışmaları da yer almalıdır. Kaneş=Neşa eşitliği yanında ünlü İnandık harabesinin Hitit metinlerindeki adının Hanhana (S. Alp, Hitit Kenti Hanhana'nın Yeri, Belleten, sayı 164, 1977, S. 649-562, Almancası Die Lage der hethitischen Kultstadt Hanhana, Festschrift Elmar Edel, Bamberg 1979, S. 13-16), Maşat Kentinin Hitit metinlerindeki adının Tapigga (Maşat-Höyük'te keşfedilen Hitit Tabletlerinin Işığı Altında Yukarı Yeşil Irmak Bölgesinin Coğrafyası Hakkında, Belleten sayı 164, 1977 S. 637-647, Fransızcası Remarques sur la geog- raphie de la region du Haut- Yeşilırmak d'apres les tablettes hittites de Maşat- Höyük, Florilegium Anatolicum, Melanges offerts â Emmanuel Laroche Paris 1979, S. 29-35). Zile’nin Hitit metinlerindeki adının Anziliya (aynı makalede), Tokat civarında klasik çağlardaki Dazimon kentinin Hitit metinlerindeki adının Tahazimuna {Maş at-Höyük'te keşfedilen çivi yazılı Hitit tabletleri, VIII. Türk Tarih Kongresi I. cilt, 1976, S. 187 not 17, Almancası Die hethitischen Tontafelentdeckungen auf dem Maşat-höyük, Belleten sayı 173, 1980, S. 48 not 23 ve S. 58.), Çekerek Irmağının (Scylax) Hitit metinlerindeki adının zfliyal (Belleten Sayı 164 S. 637 v.d. Melanges Laroches S. 29 ff.) olarak saptandığı unutulmamalıdır. Ayrıca aynı araştırmada birkaç dağ adının metinlerdeki karşılıklarının belirlenmesinde de önemli adımlar atılmıştır. Jak Yakar’ın Recent contributions to the Historical Geography of the Hittite Empire başlıklı makalesi, Mitteilungen der Deutschen Orient-Gesell- schaft 112, 1980,8. 75-93, buluşlarımızı çürütebilecek nitelikte değildir.

Eğer yüzyılımızın başlarında Boğazköy’ün çivi yazılı metinlerdeki adının Hattuşa olduğu Hugo Winckler, Kültepe’nin çivi yazılı metinlerdeki adının Kaneş olduğunun Hrozny tarafından bulunduğu hatırlanırsa, yukarıdaki buluşların bir Türk bilim adamı tarafından gerçekleştirilmesinin değeri daha iyi anlaşılır.

Bundan birkaç yıl önce de Hitit metinlerinde “saray” sözünün karşılığının Saramna- olduğunu bulabilmiştim: Hitit Dilinde "Saray" sözünün karşılığı, Belleten sayı 170, 1979, S. 273-280, Almancası Das hethitische Wort für “Palast", Studia Mediterranea I, Piero Meriggi dicata I, 1979, S. 17-25.

Nihayet baskıda olan bir kitabımızda (Beitrâge zur Erforschung des hethitischen Tempels) Hitit tapmaklarının bazı çok önemli elemanları metinlerdeki isimleri ile identifiye edilebilmişlerdir. Bu eserde arkeolojik tasvirlerde çok önemli bir yeri olan “Hayat ağacı”- nın Hitit metinlerindeki karşılığını da bulabildim.

Bütün bu keşifler uluslararası güçlü bir rekabet karşısında gerçekleştirilebilmiştir. Buluşlarımızın gerçekleşmesi için sarf edilen zaman içinde genel anlamda pek çok kitap yazabilir ve geniş aydın çevrelerinde kolayca üne kavuşabilirdim. Zor yolu seçmemin nedeni, temsil ettiğim bilim dalında ülkemi uluslararası düzeyde kalıcı katkılarla temsil etmek isteğimdir.

Eğer burada kendi bilim dalımdaki yaşam hikâyemin bir muhasebesini yapmak zorunluluğunu duymuşsam sayın okuyucularımdan özür dilerim.

Aşağıdaki satırlarda da Hitit dini ile ilgili olarak son yıllara kadar çözümlenememiş bir konunun incelenmesini Sayın Karal’ın aziz anısına sunuyorum. Bu araştırmanın Almanca bir metni Kammen- huber-Festschrift’te İtalya’da Orientalia mecmuasında yayınlanmaktadır.

tuhhueHar sözü Hititoloji’yi başlangıç yıllarından beri meşgul etmektedir. A. Kammenhuber konunun aydınlanmasına ayrıntılı bir araştırma tahsis etmiştir: M(üncher) Sftudien zur) S(prachvvissen- schaft) I, 1952, S. 63-70. İlgili mütehassısların tuhhueHar'm mahiyeti hakkında fikir birliğine varamamalarının nedeninde elimize geçmiş olan metin malzemesinin yetersizliği yatmaktadır.

E. Forrer, tuhhuelüar için (P. Kretschmer, Kleinasiatische For- schung I, 1930, S. 299) “Fledervvisch?” tercümesini önermiştir. A. Götze, Mitteilungen der Vorderasiatisch - Aegyptischen Gesellschaft 34, 2, 1930 S. 69 not ı’de tuhhueHar ile tuhhui— “duman” arasında etimolojik bir ilişki görmüş ve tuhhueiiar'm “buhurdanlık” olduğunu tahmin etmiştir. Aynı müellif kültür tarihinin birinci baskısında (Kleinasien 1933, S. 155 tuhhueHar için “Râucherbecken” tercümesini düşünmüştür. Bu satırların yazarı (Beamtennamen, 1940, S. 13 not 1) tuhhueHar'm kültte kullanılan bir temizlenme maddesi olduğunu ilk kez göstermiştir. A. Goetze, JCS I, 1947, 85 tuhhueKar'm bir alet ya da kap değil, bir madde olduğunu kabul etmiştir. J. Friedrich, JCS I 288 v. d., verbal form tuhia ile temizlik merasiminin söz konusu edildiğini düşünmüştür.

Kammenhuber bir az önce sözünü ettiğimiz makalesinde o yıllarda kendisi tarafından tuhhuellar ile ilgili olarak tanınan bütün metin yerlerini kullanmış ve kültte önemli bir rol oynayan maddenin mahiyetinin ne olduğunun anlaşılması için yoğun çaba harcamıştır.

Bu önemli araştırmaya rağmen A. Goetze, Kültür Tarihinin 2. baskısında, 1957, S. 166, tuhhueiiar'm henüz aydınlatılmadığını yazmıştır.

Kammenhuber, tuhhueHar'm kullanılışını aşağıdaki noktalarda özetlemiştir.

  1. tuhhueiiar, tuhd- ile bağlantılı olarak, daima, cümlenin öznesi olan kişi, temizliği kendi üzerinde uyguladığı zaman
  2. tuhhueSnit iuppiiahh-, Lt’MUHALDIM ya da UGULA lü.meSjjUHALDIM merasimi hayvanlar ya da kült aletleri üzerinde icra ettiği zaman kullanılmaktadır.
  3. Diğer ilişkiler halinde de az sayıda metin yeri vardır.

Kammenhuber’in araştırmasından da tuhhueHar'm ıslak ya da sıvı bir madde olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü kullanılıştan sonra eller ya da dudaklar kurulanmaktadır. Bu nesne bir havlu üzerine konabildiğine ya da bir havludan alınabildiğine göre (krş. müellif, Beamtennamen S. 38 ve 47 f. ve Kammenhuber a. g. y.’de 69) onun sert bir kısmı da olmalıdır.

tuhhueiiar ile tuh?- H. G. Güterbock tarafından, Revue Hittite et Asianique XXII, fasc. 74, 1964, 106 v. d. ’ında yeniden ele alındılar. Güterbock’a göre artık tuhhu(ud)i-nm anlamı kesin olarak “duman” (J. Friedrich, H(ethitisches) H(and)-W (örterbuch) 2. Erg.) olduğuna göre tuhhueHar sözü “duman” ile ilişkili olabilir. Ona göre tuhhueHar “duman” çıkaran bir madde, meselâ “buhur” ya da benzeri olabilir[1]. Güterbock’un görüşüne göre tuhhueHar-, tuhhui- “duman” sözünden üretildiğine göre, tuhhueüar'ın tuh?- (Med.) verb’i ile etimolojik ilişki halinde olduğu görüşü terk edilmelidir. Bu nedenle Güterbock bu verb’i tuh?- “kesmek” verb’i ile birleştirmek istiyor. Ona göre, kiralın kendisi için tuhhue??ar'Aan bir parça kesmemesinin bir nedeni yoktur. J. Friedrich HW 3. Erg. 34 Güterbock’un incelemesine dayanarak tuhhue??ar için “Tütsü reçinesi, günlük” (“Râucher- harz”) tercümesini vermektedir.

H. Otten, StBoT 13, 1971, 26 v. d.’mda tuhhueJiar'm mahiyetinin aydınlatılması için çok değerli olan bir sıra metin yeri daha sunmak­tadır. Otten, tuhhueHar'm etimolojik bakımdan tuhhu^a)i- “duman” ile ilişkili olduğu görüşüne karşı çıkmaktadır, tuhhueilar'vn kültte kullanılmadan önce bir sıvının yardımıyla hazırlandığını vurgula­makta ve bu maddenin “tütsü reçinesi, günlük” olduğunu kabul etmemektedir. Otten tuhhueiiar'm yakıldığını ya da kapların devril­diğini gösteren bir metin yerinin bulunmadığını da kaydetmektedir.

Okuyucunun dikkatini Kammenhuber ve Otten tarafından sunulan metin yerlerine çekmek yerinde olur.

L. Jakob-Rost, Texte der Hethiter 2, 1972, S. 68 v.d.’ında tuhhueHüar'm sulu bir nesne olduğunu gösteren önemli bir metne işaret etmektedir:

KUB XLI 40 I 12 v. d. (CTH 669)

12' A[u-t]/-ma-an[[-ma-an]] LUGAL-uf na-a-ü-i

13' u-iz-zi nu ki—i hu-u-ma[-a]n

14' pi-ra-[a]n pa-ra-a ha-a-a[n-da]-a-an

15' [LUG]AI^u/ ^ar-ki-ü-i

16' LCALAN.ZÜ a-A[a-a]

17' [h~]al-za-a-i

18' [UGULA l]ü meSMUHALDIM GAL-it ya-a-tar har-z[i]

19' [t]a A-NA QA-TI LUGAL ya-a-tar pa-ra-a [e-ep-zi?][2]

20' [t]ıiA-hu-ei-ni-it HI-SU la-hu-u-y.a-a-i

21' [GA]L DUMUMES fi.GAL LUGAL-i GAD-an pa-a-i

22' [LU]GAL-ul QA-TI-SU a-an-ii \

12' “Kıral henüz gelmeden,

13' bütün bunlar

14' önceden hazırlanmıştır.

15' Kıral gelir.

16' O, “(kült için) temizlenme evine”[3] geçer. Hokkabaz (?) aha (diye)

17' bağırır.

18' Aşçıların başı sürahi ile su tutar.

19' Kiralın eline suyu uz[atır.(?)]

20' O, tuhhuei/ar’danl'ûe üç kez döker.

21' Saray oğlanlarının başı kirala havluyu verir.

22' Kıral ellerini kurular. ”

Son zamanlarda tuhhueisar\n mahiyetini aydınlatabilecek yeni bir metin yeri ortaya çıktı. A. Archi, Oriens Antiquus XIV 2 (1975) S. 172 v. d.’ında bu metnin önemini kavradı. Fakat o tuhhueiiar'ı “buhur” (“incenso”) ve tuhda-yı “keser” (“spezza”) diye çevirmek­tedir. Böylece H. G. Güterbock’un görüşüne katılmaktadır.

KBo XVII 74 + KBo XXI 25 + ABoT 9 öy. I 39 v. d. (Dupl. KBo XVII 11 (4-) KBo XX 12) (+) KUB XLIII 26, Eski Hitit metni, bk. E. Neu, StBoT 25, Nr. 25 S. 65):

Öy. I 39 GAL Lü MESMUHALDIM [ya-]/ar a-ra-ah-za

û-da-i nu ha-aS-sa-az 4° [(Aa-u/)-]Zı-ıf da-a-i nu an-d[a] pe-es-U-iz-Zİ ta a-ap-pa ia-ra-a

41 [</a-a-(ı)] nu LUGAL-un ht-up-pi-ia-a[h-hi] tih-hu-i-far

LUGAL-ı pa-ra-a e-ep-zi

42 [LUGAL-ız]/ tûh-ia DUMU.E.GAL GA[D-a]n LUGAL-ı

pa-a-i

39 “Aşçıların başı dışardan [s]u getirir ve ocaktan

40 çam kozalağını alır ve (su) içine [at]ar ve tekrar yukarıya

41 [kald]ırır ve kıralı (kült bakımından) temizler, tuhhuidar'ı

kirala uzatır.

44 [Kıra]l .. .ar. Saray oğlanı kirala havluyu verir4.

Kültte kullanılan temizlik maddesi tuhhueiiar'm özelliklerini şöyle özetleyebiliriz:

i. tuhhueHar normal olarak bir sıvı’dır. Ondan bir kısım akıtı- labiliyor. tuhhueKar kullanıldıktan sonra eller ya da dudaklar kuru­lanıyor.

* Benzer bir biçimde KBo XXIII 59 Rs. III' 6 v. d.:

6' GESTIN-df za-a[l-ha-i pd-z-da-if}

7' LÛMUHALDIM DINGIRiMl ha-ad-îa-az ftu-u[l-li-if da-a-i]

8' ta za-al-ha-a-i pe-es-si~ia-a[z-zi tûk-ku-eZ-far]

9' LL'GAL-i pa-ra-a e-ep-zi LUGAL[-u/ /ıiA“^-/a]

10' 1Lha-a-mi-na-as-sa is-ta-na-n[a-an su-up-pi-ıa-ah-hi]

6' “A.-adamı şarab (kabı) za[Jai-’yi getirir(?)].

7' Tanrının aşçısı çam koza[lağını] ocaktan alır.

8' (Onu) zalhai-’ye atar, [tuhhueftar’ı]

9' kirala uzatır. Kral[l .. . ]ar.

10' h.-adamı (onunla) altar’ı [temizler.]”

Yukarıdaki metin ile bu metnin karşılaştırılması “aşçı”nm Hititçesinin ^hamına- olabileceğini göstermektedir.

Yukarıda sunduğumuz metinle KUB VII 58 I 1 v. d. (Dupl. Bo 2555) da karşı­laştırılabilir. E. Neu’un, StBoT 5 S. 68’te yayınladığı transkripsiyon ve tercüme şöyledir:

{{hu)]-va-al-li[-iî-ya-kân) a-a-an-ta-an NA4 -an]

[an]-da pi-es-ii-ia nu a[(-a-an-za NA4 -as)]

[(ku)-u]-ya-al-li-if-fa-na-an-za-af-fa G[(IM-an)]

û-e-te-ni an-da tas-ku—pa-a-iz-zi

nam-ma-as i-ga-e-et-ta na-af ka-ru-ui-ii-ia-zi

tu-e-el-la İA ERİNmeS-X/1 LÜ-na-tar-te-et

za-ah-ha-a-is-mi-if ha-lu-ga-as-mi-if

a-pi-ni-es-sa-an e-ga-at-ta-ru

na-ai QA-TAM-MA ki-is-ta-ru na-as NA4-a/ i—y-ar du-ud-du-um-mi-i!-du na-as ka-ru-uf-si-id-du

“Çam kozalağını ve kızgın taşı (suya) at. Kızgın taş ve çam kozalağı nasıl suda bağırır (yani ıslık çalarsa), sonra zıplar ve susarsa, senin de, ordularının (da) erkekliği, savaş gücünüz, haber alma gücünüz aynı biçimde zıplasın ve aynı biçimde sussun, ve taş gibi ‘sağır’ olsun ve sussun!”

en, StBoT 13, 1971, 26 v. d.’mda tuhhue!Iar'\n mahiyetinin aydınlatılması için çok değerli olan bir sıra metin yeri daha sunmaktadır. Otten, tuhhueHar'm etimolojik bakımdan tuhhu(ya)i- “duman” ile ilişkili olduğu görüşüne karşı çıkmaktadır. tuhhueSSar'vn kültte kullanılmadan önce bir sıvının yardımıyla hazırlandığını vurgulamakta ve bu maddenin “tütsü reçinesi, günlük” olduğunu kabul etmemektedir. Otten tuhhueiiar'm yakıldığını ya da kapların devrildiğini gösteren bir metin yerinin bulunmadığını da kaydetmektedir.

Okuyucunun dikkatini Kammenhuber ve Otten tarafından sunulan metin yerlerine çekmek yerinde olur.

L. Jakob-Rost, Texte der Hethiter 2, 1972, S. 68 v.d.’ında tuhhuellar'm sulu bir nesne olduğunu gösteren önemli bir metne işaret etmektedir:

2. tuhhueHar bazan sert bir madde olarak görünüyor. O bir havluya konabiliyor, ya da bir havludan alınabiliyor5.

3. tuhhueHar etimoloji bakımından "tuhhu(ua)i- “duman” ile ilgilidir. Bunu (kızgın) çam kozalağının ocaktan alındığını ve suya atıldığını ve bunun sonucunda tuhhueHar'm ortaya çıktığını bildiren yeni metin yeri göstermektedir. Çam kozalağı reçine ihtiva ettiği için, tuhhueKar'vn güzel kokulu ve tadının hoş olması gerekiyor. Kıral tarafından elleri ve dudakları için kullanılması bu görüşü destekliyor. Bu duruma göre tuhhueHar “reçine ya da sakız losyonu” olarak açıklanabilir.

tuhhueiİar ile temizlenme ya da kutsallaşma her halde Hrıstiyan dininde vaftiz merasimlerinde olduğu gibi bu sıvı’nın temizlenecek insanların, hayvanların ya da (kült) aletlerinin üzerine serpilmesi ile oluyordu*. Yukarıdaki metinde suda söndürülmüş olan çam kozalağının sudan yukarı alınması ve bununla kiralın temizlendiğinin bildirilmesi böyle düşünmemize neden oluyor.

Benim bilgime göre verb formu tuhla yalnız tuhhueHar ile ilişki halinde geçmektedir. Kammenhuber’in a. g. y.’de S. 70’de işaret ettiği güçlüklere rağmen tuhia (Med.) tuhhuellar'ın kullanılmasını anlatmış olmalıdır. Bu nedenle onu tuhl- “kesmek” verb’inden ayırmak istiyorum7. Şimdiye kadar yalnız 3. tekil olarak geçen tuhla'yı “losyonu sürer” diye çeviriyorum.

II' [Kıra]l kapuya geçer. Ona aşçıların başı

ı a' [tuAJAuifar’ı uzatır.

>3Z [Kırajl (onun üzerine) eli(ni)koyar. Saray oğlanlarının başı

14' kirala havluyu verir. Kıral ellerini kurular.”

tuhhuessar ile kült bakımından temizlenmenin bu sıvı maddenin serpilmesi suretiyle cereyan ettiğini yayınlanmamış metin 1144/v çok iyi göstermektedir. Bu metni Profesör Otten’m müsadesi ile burada kullanıyorum.

I. Kol. x+3 [ tuh-]hu-i-!ar-ra

4' [ ] III (?)-SU ii-pâr-nu-nuz-zi

5' [ ] *-« tuh-hu-ef-sar

6' [/u-ra-a] e-tp—zi

7' [ ] tu-uh-fa

8' [ ZıiA-]/ıu-ef-/[ar

x+3 [ ] ve reçine losyonunu

4' [ ] üç? kez serper.

5’ [ • • • ] • • ’ye reçine losyonunu

6' [u]zatır.

7' [...] losyonu sürünür.

8' [ re]çine losyofnu

ispamu- “(kutsal suyu) kült bakımından temizlemek maksadıyla serpmek” anlamı için krş. meselâ KBo XX 10 I

42 ta LUGAL-un fu-up-pi-ia-ah-hi [ya-ta]r H1-5U

43 if-pâr-nu-zi

39 “Kralı temizler, [(kutsal) sujyu üç kez

40 serper.”

KBo XX 10 II

8 ta LUGAL-un Su-up-pi-jfl-ah-hi ya-tar III-5U

9 ii-pâr-nu-zi

KBo VIII 102 r. Kol.

6' [ ] ar-ta ya-a-tar is-pâr-nu-nu-[z-zi]

7' LUGAL-un su-up-pi-ia-ah-hi

6' “[...] durur, (kutsal) suyu serp[er],

7' [Kra]lı temizler.”

Krş. aynı zamanda satır 12 v. d.

H1TİTLER1N DİNSEL TÖRENLERİNDE TUHHUESSAR 259

KUB XII 29 I?

4' [ ] LÜ DU va-a-tar A-NA EN SISKUR

5’ [ i}d-pdr-nu-ui-ki-iz-zi

6' [na]m(?)-[m]a-[-a]n (?) ud-da-ni-is-ki-iz-zi

4 “[ ] Fırtına tanrısının rahibi (kutsal) suyu kurban

sahibinin üzerine

5' serper.

6' Sonra onu (?) okur.”

Dipnotlar

  1. Krş. aynı zamanda J. C. de Moor, Joumal of Near Eastem Studies XXIV 355 ve H. Eichner, MSS 28, 1970, 16.
  2. Kırık olan boşlukta bir şey bulunmuş olması zorunlu değildir. Krş. L. Jakob-Rost, a. g. y.’de. Eğer durum böyle ise, tercümenin biraz değiştirilmesi gerekecektir. Bu değişiklik tuhhuelfar'ın anlamında bir fark yapacak nitelikte değildir.
  3. Earkiu- tapınağın avlusunda “merkezi ibadet salonu” (“Cella”) karşısındaki küçük yapıdır. Bu yapı “akar evi” olduğu gibi “temizlenme evi” olarak da kullanılıyordu. Bu konuda baskıda bulunan kitabımda “Beitrâge zur Erforschung des hethitisehen Tempels” ayrıntılı bir araştırma yayınlanmaktadır.