YAHYA AKYÜZ

Okulda gazetenin ders aracı olarak okutulması konusunda az ileride görüleceği gibi Fransa’da çok yeni bir girişim vardır. Eğitim çevrelerinde bu girişim ilgi ile karşılanmakta ve orijinal bulunmaktadır. Oysa gazetenin okula bir eğitim aracı olarak sokulmasının yararlı olacağı görüşünü Ali Suavî yüz on iki yıl önce ortaya atmıştır. Fakat bu görüş ve taşıdığı anlam şimdiye dek araştırmacıların dikkatinden kaçmıştır. Onun kültür ve eğitim tarihimizdeki bu ilginç girişimini aydınlığa kavuşturmak, yerli, yabancı bilim ve eğitim çevrelerine tanıtmak gerekir.

Ali Suavî (1839-1878) Tanzimat döneminin önemli fikir adamı, gazeteci ve öğretmenlerindendir[1]. 1857’de kurulan Maarif Nezareti makamına ilk geçen Abdurrahman Sami Paşa zamanında sınavla Bursa Rüştiye okuluna öğretmen olarak atanmıştı[2]. Ali Suavî öğretmenliğe bu şekilde başladı. Fakat o, tartışmayı seven, yeni fikirlere sahip bir öğretmendi ve üstelik çok gençti. Oysa Bursalıların gözünde “muallim” demek yaşlı adam demekti. Bu nedenlerle Bursa’dan uzaklaştırıldı.

Bu kez Filibe Rüştiyesine atandı, ama orada da sakin durmadı. Kentin camilerinde “vaiz” biçiminde siyasal nitelikte konferanslar verdi. Mutasarrıf bu ateşli öğretmeni halkı ayaklanmaya teşvikle suçlayıp azlettirdi.

Ali Suavî bu olaydan sonra İstanbul’a döndü ve Muhbir gazetesinin çıkmasında görev aldı[3]. Yine camilerde siyasal ve güncel konuşmalar yapıyordu. Bir ara gazete kapatıldı, kendisi Kastamonu’ya sürüldü. Oradan Londra’ya kaçarak Muhbir'i çıkarmaya devam etti. Sonra Paris’te Ulûm Gazetesini çıkardı.

I. Meşrutiyetin ilânı ile yurda döndü ve Galatasaray Lisesi müdürlüğüne getirildi. Orada Fransız, Bulgar vb. yabancı öğretmenlerin zararlı eylemlerini önlemeye, öğrenciler arasına disiplin sokmaya çalıştı. Fakat bu çabaları resmî makamların hoşuna gitmedi ve bir yıl sonra azledildi. 1878’de Abdülhamit’i devirmek amacıyle saraya düzenlediği baskında öldürüldü.

Ali Suavî, Muhbir'in 25 Şaban 1283 (1 Ocak 1867) tarihli ilk sayısının önsözünde, “ilim ve irfanın menşei sıbyan mektepleridir (ilkokullar)” diyor ve ekliyordu : “Bizim gazete mekteplerde dahi okunmağa elverişlidir. Mukaddimemizde gazetenin ne olduğunu tarif etmiştik. Çıkarılacak nüshalardan meccanen mekteplere vereceğiz. Fakat şimdilik ancak on beş kadar mektebe verebiliriz. Bu ise İstanbul gibi bir büyük beldenin mekteplerine yetişmez. Ehli hayır olan zevatın dahî yardım etmesini umarız. Her kim bu hayra nail olmak isterse Muhbir matbaasına isim ve şöhretini ve müddetine göre akçesini göndersin. İlan ederiz ve ısmarlayacağı mektebe veririz.”

Muhbir'in 3. sayısında Vehbi Efendi adında bir zatın Sinop Rüştiyesini gazeteye abone yazdırdığına ilişkin bir haber görüyoruz.

Ali Suavî okulda gazete okutulmasına ilişkin bu girişimi ile okulları yurt ve dünya sorunlarına açmak istemiştir. Nitekim, birinci sayının önsözünde gazetenin kitle iletişim aracı olarak önemini ve bir ülkedeki zihniyet değişikliğinde oynayabileceği rolü güzel belirtir: “Kimsenin kimseden haberi olmayan vakitler geçmiş, bir kavmin nice yıllar tecrübe ile meydana getirdiği marifet ve sanatı diğer bir kavmin pek az müddette haber alabilmek vakti gelmiştir. Çünkü karada, deryada vukubulan seferlerle keşifler bilmediğimiz yerleri bize bildirmiştir ve tanımadığımız kavimleri tanıtmıştır. Hususan vapurlar ve telgraflar bütün dünyayı güya bir mahalle hükmüne koymuştur. Bu cihetle ecnas-ı nas (çeşitli insanlar) ile ihtilat (karşılaşıp görüşmeler) artmıştır ve günden güne ziyadeleşmekte bulunmuştur.” Suavî, bu durumun yeni bir çok gereksinme ve gerekler (levazım) ortaya çıkardığını söylemektedir: İnsanlığın ne olduğunu bilmek gereği, her nerede ve kimde olursa olsun “marifet, hikmet ve sanatı” almak gereği, çeşitli ulusların durumlarını bilmek gereği, bir kelime ile “mahallemiz hükmüne girmiş olan dünyada” neler olduğunu, neler olacağını tanıma, öğrenme gereği...

İşte bütün bu gerek ve gereksinmeleri basım ve yayım fenni ve sanatı giderebilir. Özellikle gazete, “okuyanlara her yeri gezdirir ve her âdeti gösterir ve her hâdiseyi işittirir ve garaib-i âlemi seyrettirir ve acaib ve esrâr-ı âdemi bildirir, hasenata tergib eder (iyi işlere özendirir), seyyiattan terhib eyler (kötü şeylerden alıkor) ne acep kitaptır”.

Böylesine hayret ve hayranlık uyandırıcı bir araç olan gazetenin okulda okutulması girişimiyle Ali Suavî aslında ülkenin siyasal düzeni ve medrese ile uzun süreli bir mücadeleye girişmiş oluyordu. Gerçekten bu, herşeyden önce siyasal düzene karşı bir hareketti, çünkü mutlakıyet rejimleri halklarının dünyada olup bitenleri, “dünyada olacakları”, başka bir deyimle toplumların gelişme yönlerini öğrenmelerini istemezler. Nitekim Muhbir de bir süre sonra, “hükümet aleyhine zihinleri bozabilecek bazı ekâzib ve erâcif (yalan ve uydurma sözler) yayınladığı” gerekçesiyle Maarif-i Umumiye Nazırı Ahmet Kemal tarafından kapatıldı. Oysa Muhbir'in yaptığı, çeşitli iç ve dış politika konularını ciddiyetle deşmek ve okuyucuya sunmak, başka bir deyişle yurt sorunlarına ilişkin okuyucunun bilgisini artırmak, hükümetin tutumunu eleştirmekti.

Öte yandan Ali Suavî, okula gazeteyi sokmakla medreseye karşı da eyleme girişmiş oluyordu. Çünkü medrese, belli ve geleneksel kitapların dışında bir kitap veya yazıyı reddediyordu. Hele gazete gibi güncel olan, politik, sosyal konuları işleyen bir “acaib kitabı” benimsemesi düşünülemezdi... Böylece Ali Suavî medresenin değişen dünyayı tümden reddedip içine kapanmasına karşı çıkmış, bu tutuma darbe indirmiş oluyordu.

O, okula Muhbir'i sokmakla medreseyi iki yönden daha yıpratmış oluyordu: Medresenin ağdalı diline karşı Muhbir'in “âdi lisan ile yani herkesin anlayabileceği ibarelerle yazılacağını” söylüyordu. Bundan başka medrese eğitim sistemine karşı da Muhbir'de çok şiddetli eleştiriler kaleme almaktaydı. Bu eleştirilerden birinde der ki:

“Halkı ‘okuyunuz’ diye teşvik ediyoruz ama, ‘ne okuyalım, nasıl okuyalım, neler okuyalım’ diye bize sual etmiş olsalar buna kâfi ve şâfi bir cevap veremiyoruz. Çünkü, ‘usûl-ü medrese üzere okuyunuz’ demiş olsak, bu türlü okumak ile tahsil en aşağı on beş seneye tevakkuf eder (bağlıdır) ; bu müddet ise elbette herkesin gözüne çok görünür. Alelhusus, olveçhile on beş senede tahsil olunacak ulûm ise hemen dört senelik şeyden ibarettir. İşte bu dört senelik ilim için on beş yirmi sene vakit telef edenlerin içlerinden eslâf-ı muhakkikin gibi zevat-ı kiram zuhur etse (gerçeği araştıran eski saygıdeğer kişiler gibi olanlar ortaya çıksa) bari, bu da olmuyor. Demek olur ki bizi ilimden mahrum koyan sebeplerin başlıcası talim ve taallüm (öğretim ve öğrenim) usûlünde vukubulan kusurdur.” [4]

Başka bir yerde de “cahil” bir adamın gazeteye gönderdiği bir mektup zikredilerek medrese sistemi eleştirilmektedir. Kanımızca Ali Suavî eleştiride çarpıcılık olsun diye kendi düşüncelerini bir “cahil” adamın kaleminden sunmaktadır. Bu yazıda, “herkesin medrese usûlü” öğrenim görmesini isteyen medreseye karşı çıkılmakta ve sorulmaktadır: “Yani herkes hoca mı olsun, başka sınıf kalmasın mı?” Yazı, öğretimin görevsel yani yapılacak iş ve meslekle ilgili olması gerektiği gibi günümüze ait bir kavramı işleyen bir belge olarak ayrıca önem taşımaktadır. Şöyle ki, ticaretle uğraşan bir adamın oğlu için medresede “kale yekulu” gibi fiil çekimlerini ezberlemek değil mektup yazmasını, ticarî defterler tutmasını öğrenmek daha gereklidir. Yine bir çocuğa, “derede tavşan yavrusu” cümlesinin dilbilgisindeki yerini öğretmek yerine ticaret kanunu, kazanmaya, ticarete ilişkin kelime ve cümleler öğretilse daha isabetli davranılmış olur. “Eğer teşvik olunan ulûm ve maariften murat bir takım sathi ıstılahlar ve tarifler ve cetvellerden ibaret ise onlardan ne çıkar ve şimdiye dek ne çıkmış beyan olunsun. Ve eğer murat bu olmayıp herkesin bulunduğu sınıfta işine yarayacak ilim yani marifet ve sanat var ise artık o yolda dahi hoca mı, mektep mi, medrese mi, kitap mı, her ne lâzım gelirse tedarik olunsun ve onun üzerine halk teşvik edilsin...[5]”

*

Gazetenin okulda ders aracı olarak okutulmasına ilişkin bugünkü girişimin öncüleri arasında Fransa Eğitim Bakanı René Haby bulunmaktadır. Aslında okulda gazete okutulması bir istek olarak önce 1968’de Fransız üniversite öğrencilerinin başlattıkları olaylar sırasında ileri sürülmüştü. Zamanla gazeteciler, yazarlar ve nihayet resmi makamlar bu isteği yerinde bulma eğilimi gösterdiler ve nihayet Eğitim Bakanı René Haby bir takım genelgeler yayınlayarak okulda gazete okutulabileceğini kabul etti ve bunun koşullarını belirtti. Haby’nin 28 Eylül 1976 tarihli genelgesi hayret edilir şekilde, Ali Suavî’nin 1867’de ileri sürdüğü gereklerle benzerlik göstererek okulda gazete okutulması konusunu ele almaktadır. Genelgenin en önemli kısımları şunlardır:

“Okulu modern dünyanın gerçeklerine açma isteği geleneksel pedagojik araçların kullanılmasına, yazılı veya görüntülü-sesli olsun basının da kullanılışını eklemeyi gerektirmektedir (...), öğretmenler, öğrencilerin içinde yaşadıkları dünyayı daha iyi anlama arzusunu tatmin için basının sunduğu olanaklardan daha çok yararlanmaya teşvik edilmelidir. Şimdiden, yabancı basının kullanılmasıyle, yabancı dil öğretiminde önemli sonuçlar alınmıştır. Fakat, başka alanların birçok öğretmenleri, tamamlayıcı bir formasyon gerektiren bu yeni yöntemin kullanılışı hakkında yeterli ölçüde haber ve bilgi sahibi değildir (...)

“Basına çalışma aracı olarak başvurmak kuşkusuz hiçbir tekelci görüşle yapılmayacaktır. Bakanlık, şu veya bu gazeteyi ne önerebilir, ne yasaklayabilir. Fakat, öğretimin yansızlığının ve bağımsızlığının güvencesi olan bu özgürlüğün bir takım kesin sınırları olmalıdır. Bundan, öğretmenlerin yalnız ve yalnızca pedagojik amaçlar gütmelerini ve görevlerini düzenleyen zımnî meslekî ödevlerle ilgili kurallar sistemine saygı göstermelerini anlıyorum. Yapılacak alıştırmaların eleştirisel değerini -başvurulacak- yazıların çeşitliliği sağlayacaktır. Basının kullanılışı, yan tutan açıklamalara veya öğretmenin kişisel kanılarının ortaya atılmasına bahane olamaz.

“Bu yeni yöntemlerin, kullanılmalarındaki sapma tehlikelerine ilişkin olarak ailelerde uyandırabileceği endişeleri biliyorum. Bu nedenle okul müdürleri idare kurullarını[6] amaçlarımız konusunda aydınlatmalı ve bu yöntemlerin yararlarını açıkça ortaya koymalı, fakat içinde tutulacakları sınırları da göstermelidir.

“Sınıfta basının kullanılışı, normal olarak, parasal bir yön taşımamalıdır. Gerçekten, alıştırmaların büyük kısmının bizzat öğrencilerin sağlayacakları gazeteler üzerinde yapılabileceğini düşünüyorum. Eğer bunun mümkün olmadığı anlaşılırsa, lise ve kolejlerin yıllık bütçelerinde öngörülen eğitim kredileri üzerinden bazı harcamalar yapılabilecektir (...)” [7]

Görüldüğü gibi Fransa Eğitim Bakanı Haby, “okulu dünyaya açma” gereği olarak gazetenin sınıfa sokulması gerektiğini belirtiyor. Ali Suavî de, “dünyada olup bitenleri öğreten” gazeteyi sınıfa sokmakla aynı amacı gütmüştü. . .

“Okulun dünyaya açılması” radyo ve televizyonla da, onlardan öğretim amacıyle yararlanmak biçiminde, öteden beri süregelmekteydi. Gazete, bu kitle iletişim araçlarından çok daha eski bir geçmişe sahip olmakla beraber daha pek yeni sınıftan içeri girmeye başlıyor. Bu ilginç durumun nedeni özellikle psikolojiktir: Gazete ve gazeteci toplamlarda genellikle ciddi ve ağırbaşlı görünüm kazanamamıştır. Gazete her zaman yüzeysel ve doğruluğundan kolayca kuşku duyulabilecek, çoğu kez çarpıcı haber ve yazılar yayınlayan bir araç olarak görülmüştür. Esprili biçimde söylendiği gibi, bir adamı köpek ısırması gazete haberi değildir; adamın köpeği ısırması haberdir. .. Gazeteci de çok sınırlı bir zaman, çok hareketli bir ortam içinde sürekli değişen olayları izleyen, bunları yüzeysel biçimde işleyebilen bir kişi olarak görülmektedir.

Toplumlarda gazete ve gazeteciye ilişkin bu tutum öğretmenlerde ve çocuk velilerinde çok daha güçlüdür. Öğretmen, değişmesi arzulanmayan toplum değerlerini, sağlam, köklü bilgileri yeni kuşaklara aktarma görevini yapar; o bunu yaparken sürekli oluşma halindeki olayları konu alan ve ister istemez güncel olayların değişken bir görüntüsü durumundaki basından rahatsız olur. Çocuk velileri de çocuklarını gittikçe karmaşık, tehlikeli görünen dünyanın güncel olaylarının etkisinden kurtarma yollarından biri olarak onları gazeteden uzak tutmaya da dikkat ederler. Nitekim, Fransa Eğitim Bakanının yukarıdaki genelgesinde, velilerin okula gazete girmesinden duyabilecekleri telaşa ve bunu giderme gereğine değinilmiştir... Özetle gazete tehlikeli olabilecek, en azından pek güven vermeyen bir araç olarak görülmektedir.

Oysa gazete, okulda bir öğretim aracı olarak çok olumlu sonuçlar verebilir. Gazetenin bu tür kullanılışı başlıca dört amaç için yararlı olabilir[8].

1 — Gazete, gerek yabancı dil dersleri, gerek başka konularda (sosyoloji, iktisat, tarih) yardımcı ders ve okuma malzemesi olarak kullanılabilir.

2 — Gazete, kapsadığı güncel ve siyasal konular kanalıyle yurttaşlık eğitimi için de yararlı olabilir.

3 — Çeşitli eğilimdeki gazetelerin beraberce okunması ve gerçeğin araştırılması öğrencide eleştiri zihniyetinin gelişmesine katkıda bulunabilir.

4 — Parça parça ve çok çeşitli bakış açılarından verilen haberlerin, işlenen konuların, öğretmenin yardımı ile bir sentez ve özetleme işleminden geçirilmesi öğrencide ayrıntılara boğulmama, özü kavrayabilme yeteneğini de geliştirebilir.

Şu var ki, gazetenin okula girmesi, gazetecide görevini daha da ciddiye alma biçiminde bir davranış değişikliği oluşturmalıdır.

Dipnotlar

  1. Ali Suavî’nin eğitim ve kültür tarihimizdeki yeri için bkz. Yahya Akyüz, Türkiye'de Öğretmenlerin Toplumsal Değişmedeki Etkileri (1840-1940), Ankara, 1978, s. 48-50.
  2. Bir biyografisinden Bursa’dan önce Simav’da da öğretmenlik yaptığı anlaşılıyor: İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Ali Suavî ve Çırağan Sarayı Vak’ası, Belleten, II. Kânun 1944, Sayı 29, C. 8, s. 74.
  3. Bu gazete hakkında bkz. İhsan Sungu, Muhbir Gazetesi, Aylık Ansiklopedi, Mayıs 1945, C. 2, No. 13, s. 401-404.
  4. Muhbir, 3 Ramazan 1283, No. 4.
  5. Muhbir, 18 Ramazan 1283, No. 7.
  6. Okullarda velilerden temsilcilerin de katıldığı kurullar (Y. A.)
  7. Bulletin Officiel, 21. 10. 1976, No. 38, s. 3657-3658.
  8. Yves Agnès, La Presse à l'Ecole, Le Monde de l’Education, Novembre 1977, s- 32-34.

Şekil ve Tablolar