HİLMİ BAYUR

2 nci Meşrutiyet döneminde, Türk Bahriyesinde uzman olarak görevli İngiliz Amirali Artür Limpüs’ün Balkan Harbinde Donanmanın durumu ve Akdenizde Yunan donanması ile çarpışması konusunda 15 ocak 1913 de Sadrazam Kâmil Paşa’ya gizlice sunduğu bir yazının tercümesini ve fotokopisini yazımızın sonunda gözönüne koyuyoruz.

Bu belgeyi incelemeden önce şu yönü belirtmekte fayda vardır: deniz uzmanı rahmetli Ali Haydar Emîr 1932 de yayınladığı “Balkan Harbinde Türk Filosu” adlı kitabında “(s. 26) Bahriyemizde bulunan İngiliz heyetinin, seferberlik ilâniyle beraber, faal sahadan çekilerek tarafsız vaziyet aldığı ve her işde bizi kendi vukuf ve ihtisasımızla yalnız bırakdığını” yazmıştı. Oysa sözü geçen belgenin açıkladığı durum, bunun tam tersini göstermektedir[1]. Lüleburgaz bozgunundan sonra, 30 ekimde, iktidara gelen Kâmil Paşa’ya Limpüs[2], ertesi günü (31 ekimde) sunduğu bir yazıda “Osmanlı Donanmasının Yunan Donanmasiyle başarılı bir surette karşılaşmaya muktedir olduğu yolundaki düşüncelerini bildirdiğini kaydeder ve bu kez de (yani 15 ocak 1913 de sunduğu yazıda) Donanmanın Akdenizde Yunan Donanmasını arayıp çarpışmasını önerir ve şunları ilâve eder: “Zatı Devletleri, beni bu konular hakkında daha ayrıntılı görüşlerimi dinlemek üzere, hususî surette görmek isterlerse şimdi yahut yarın sabah erkenden veya kendileri için münasip olacak zaman ve mekânda emirlerine amadeyim.. Bu yazıyı okur okumaz ve ondan arzu ettikleri notları alır almaz aslını bizzat imha etmelerini rica ederim.”

İngilizce olan bu yazıyı okuduktan sonra Kâmil Paşa “serian tercüme” emriyle türkçeye çevirterek ilgili makamlara yani Kabine, Başkumandanlık Vekâleti ve Bahriye nezaretine, özünü ilettiğine ve Donanmanın, o sıradaki savaş gayretlerine, etkili bir surette katılması için yapılan çalışmalarda Amiralin önerilerinden faydalanıldığını kabul etmek doğru olur. Bu konuda yayınlanmış belgelerde bunun belirli izleri vardır.

Şimdi Limpüs’ün 15 Ocak 1913 deki yazıda açıkladığı görüş ve düşüncelere göz atalım:

(1, 2, 3, 20, 21 sayıh kısımları yukarda özetlemiştik)

4 — O tarihdenberi (yani 31 Ekimdenberi) Osmanlı Donanması, değerli Hamidiye kruvazörünün katılması ile (Varna önünde torpil yarası aldığından tamirde idi) takviye edilmiş bulunmaktadır.

Donanma yeniden Çanakkale’den dışarı çıkmıştır, fakat Yunan donanması ile katî bir muharebe yapmamıştır.

5 — Bana öyle geliyor ki Yunan donanması kesin bir muharebeyi göze almağa istekli değildir.

Bundan dolayıdır ki Çanakkale’nin çok yakınında bulunmakdan çekinmektedir. Fakat Limni ve Bozcaada Yunanlıların elinde kalmakta ve onlara baha biçilmez gözleme istasyonları vazifesi gördükleri gibi torpito ve başka küçük gemilere de barınak yerleri oluşturmaktadır.

6 — Pek muhtemeldir ki Osmanlı bahriye subayları, Yunan donanmasına rastlamak maksadıyle bir veya bir kaç gece sürecek bir araştırmada Donanma’yı tehlikeye koymakta müteredditdirler. Bu, böyle olabilir, çünkü Yunan torpito muhripleri Türk Donanmasındakilerden daha modern ve daha çoktur. Ve şunu da kabul ediyorum ki eğer Yunan destroyerleri ustalıkla kullanılsa Türk Donanmasına büyük zararlar verebilir.

7 — Yunan donanması ile karşılaşmak için başka çare yok ise bu tehlikeyi göze almak ve onu gidip denizde aramak yerinde olur.

8 — Fakat Yunan donanmasının Türk donanmasiyle karşılaşmasını zorlıyacak, aşağıda açıklanan başka bir çare vardır.

9 — Askerî bir kuvvet hazırlayıp bunu nakliye gemilerine bindirmeli, bundan Limni’yi geri almaya yeterli bir ve Bozcaada’yı geri almaya yeterli başka bir müfreze tertip etmeli.



10 — Bu nakliye gemileri bir sabah, ortalık ağarırken, Çanakkale’den harekete hazır olmalıdır.

11 — Türk Donanması, gün ağarırken Boğaz’dan dışarı çıkmalı, eğer Yunan donanması orada ise onunla muharebeye tutuşmalı. Fakat Yunan donanması orada değilse Türk Donanması Limni kara kuvvetlerini Limni’ye götürmeli, onu setreltncli ve askerin karaya çıkışına yardım etmelidir.

12—Yunan donanması Limni’de ise dışarı çıkıp muharebe etmeye mecbur olur.

13 — Eğer Yunan donanması Limni’de değilse Türk donanması gecenin basması üzerine Çanakkale’ye dönmeli ve nakliye gemilerini korumak için kâfi sayıda muhripler bırakmalı.

14 — Ertesi sabah Türk Donanması Bozcaada’ya gidecek kıtalara refakat etmeli ve Ada’yı geri almalıdır.

15 — Bundan üç iyi sonuç beklenebileceğini sanıyorum:

a) Limni Türklerin elinde kalır.

b) Bozcaada Türklerİn elinde kalır.

c) Yunan donanması vukua gelmiş olan olayları duyunca Türk donanmasiyle dövüşmek zorunda kalır.

16 — Fakat buna rağmen gelmez ve muharebe etmezse ilk önce Midilli ve sonra Sakız, buna benzer bir tarzda geri alınmalıdır.

17—Bu son iki Ada’nın geri alınması için Türk Donanması İzmir’i hareket üssü olarak kullanabilir.

18 — Zatı Devletleri, anlıyacaklardır ki kendilerine bu not’ları sunmakla yapmam lazımgelenden ihtimal daha çok şeyler yapmakdayım.

19 — Fakat Türk donanmasının kendi faaliyeti ile geri alması bahis konusu olmasa bile, düşünceme göre Osmanlı İmparatorluğunun menfaatları için bu o kadar hayatidir ki, kaçırılmaması gereken fırsatların tekrar tekrar kaçırılmasına ses çıkarmadan seyirci kalmak elimden gelmiyor.”

Amiral Limpüs’ün bu yazısının son iki fıkrası başa alındığından onu burada noktalayıp şimdi, 3 Aralıkta Bahşayiş köyü Mütarekesi (Yunanistan katılmamıştı) imzalandıktan sonra Türk Donanmasının Akdeniz’deki hareketlerini belgelerden izliydim:

3/4 Aralık 1912 de filonun bağlı bulunduğu Başkumandanlık Vekâletinden aynen şu emir verilir: “Donanmanın Bahrısefid’e (Akdeniz’e) çıkmak için emre amade olduğu Bahriye Nezaretinden ifade edildiği, işarı samii Sedaretpenahiden (Sadrazamın bildirmesinden) müsteban olmakla yarın sabah Filo Çanakkale’de tamamen tahaşşüt etmiş bulunacağından düşmanın harekâtı hakkında istikşafatı lazıma icra olunarak bigayretullah (Allahın yardımiyle) Boğaz’dan huruç ile düşman kuvvei külliyesine hücum ve bilhassa Averof kruvazörüne bir darbei katiyye indirmeğe sayü gayret edilmesi tebliğ ve umum ümera, zabitan ve efrada selâm ve nusret-i ilâhiyye ve muvaffakıyyet temenni olunur.”

Filo Kumandanı, önce miralay Tahir Bey idi. Umumî Karargâhtan irtibat kurmak üzere bir kara subayının tayin edilmesini bu zat, yetkisine tecavüz sayarak istifa etmiş, yerine miralay Ramiz Bey vekâleten tayin edilmişti. Dolayısiyle bu önemli emrin tatbikçisi şimdi bu zat olacaktı.

Başkumandanlık Vekâleti ve Bahriye Nezareti bir tertibe daha başvurmuşlardı : Torpito Filosundan bir kaç yeni muhrip ayırarak başına genç ve cüretli bir subay geçirip savaşta müstakil hareketlerde bulunmaya yetkili kılmak. Bunun için kıdemli yüzbaşı Rauf Bey (Orbay) seçildi. Kendisi o sırada mübayaa ve sipariş edilmiş gemileri teftiş göreviyle İngiltere’de idi. 6 Aralıkda hemen İstanbul’a çağırıldı ve ayın 10 unda döndü. Yetkililerle görüşüp o gece Samsun muhribiyle Çanakkale’ye hareket etti. Dört yeni tip torpitodan oluşan müstakil Filotillasını kurdu.

11 Aralıkta, Filo kumandan vekili, Ramiz Bey, umumî Karargâha şu teli çeker: “Rauf Bey şimdi geldi. Mesele takarrür etti. Yarın avni hakla vazifeye iptidar edeceği maruzdur.” Rauf bey de: “Sabah erken Gelibolu’ya varınca mevcut torpitolara atış tecrübeleri yaptırdığını, bütün torpillerin ikibin metreden sabit ve seyyar hedeflere isabeti görüldüğünü, zabitan ve efradın kuvvei maneviyyetlerinin fevkalade olduğunu, boğazın dışında dolaşan düşman filosuna münasip fırsatta hücum etmek üzere Seddülbahir’e gidileceğini” bildirdi.

15/16 Aralıkda, Barbaros zırhlısında toplanan iki Harp Meclisinde, muharebe projesi esasları konuşulduktan sonra Filo üç kola ayrılarak, İmroz sularında, 16 Aralıkta, Yunan Donanması ile savaşa tutuştu.

Balkan Harbinin iki büyük deniz savaşından ilki olan bu savaş hakkında, Filo kumandanı Ramiz Bey’in raporundan şu noktaları belirtmekte yarar vardır:

1 — İlk ateş filomuz tarafından saat 9,40 da açılıp 10,50 de kesilmiştir.

2 — Savaş, uzaktan top ateşi teatisi şeklinde cereyan etmiştir.

3 — Başkumandanlık Vekâletinin yukarda nakledilen emrinde belirtilen amaçlarla ilgili bir sonuç alınamamıştır.

4 — Ana gemi olan Barbaros’a iki mermi, Averof’a 5-8 mermi isabet etmiştir. (Bu mermilerin her iki gemide yaptığı hasar bunların sonraki hareketlerine mani olmamıştır.)

5 — Rauf Bey’in o kadar ümit ile planlanan torpil hücumuna gelince, Ramiz Bey’in raporunda buna şu sözlerle değinilmiştir:

“Filotilla’ya torpil hürümü yapması için emir verilmiş ise de duman sebebiyle işareti göremediler.”

Bu işaret, gemiden gemiye flamalarla verilmişti; söylendiği gibi görülmemiş de olsa gerekirse, bir kaç torpitonun batması bahasına, Rauf Bey, kendi karar ve insiyatifi ile Averof’a karşı, üçbin metreye kadar inen mesafeden, bu hücumu yaptıramaz mıydı, sorunu herkesin aklına gelmişti. Dolayısiyle bu mesele ergeç tarihin kesinlikle aydınlatması gereken bir sorunudur. Filotilla’nın gemi defterlerine bu olay ne şekilde geçmiştir? Bu konuda bir araştırma yapılmış mıdır? Bilmiyoruz.

Fakat bu olay, Balkan Harbi deniz savaşlarında kaçırılmış “fırsatların” en önemlisi olarak dikkati çekti. Eğer Averof böyle bir hücum ile ortadan kaldırılabilse veya ağır yara ile bir süre işe yaramaz hale getirilse idi, Yunan işgaline düşen adaların bir kısmı kurtarılabilir, 16 Aralıkta başlayan Londra Barış Konferansında, altı Büyük Devletin, daha sonra bu Adaları Yunanistan’a vermesine mahal kalmazdı.

Ramiz Bey’in raporunu alınca, Başkumandanlık Vekâleti, anlaşılan şevk ve gayretleri kırılmasın diye, verdiği cevapta, Filo subay ve erlerini, gösterdikleri cesaret ve fedakârlıktan ötürü kutlamış ve aynı zamanda Filo Kumandanına 16/17 Aralık gecesi şu talimatı vermiştir:

“Averof’un rahnesinin derecesi tahkik edilmekte olup neticesi bildirilecektir.

Bununla beraber Harbin sevk ve idaresi bakımından asıl maksat, düşman donanmasını arayarak kuvayı külliyesini ve hareket üslerini tahrip, işgal ettiği adaları istirdat ve Anadolu limanları ile Akdeniz arasındaki askerî nakliyatı tesis ile adalar denizinde Türk hâkimiyetini temin etmektir.

Düşmanla yapılan çarpışmalarda icabı hale göre, takip fırsatlarını kaçırmıyarak azamî faydaların istihsaline gayret sarfedilmesi tebliğ olunur.”

Oysa İmroz savaşından sonra filo ve filotilla’ya mensup gemilerin çoğu, rahmetli Ali Haydar’ın kitabında anlattığına göre “hep birden cephane, kömür ve su noksanlariyle tamir ihtiyaçlarını rapor ediyorlardı. Fabrikalar Başmüdürü ve maiyyetindeki Fen Heyeti muayene neticesinde Barbaros ve Turgut ile iki muhribin uzunca bir müddet harekâta iştirak edemiyeceğini ve diğerlerinin kısa bir tamirden sonra faaliyete başlayabileceğini bildirdi…. Tamir işleri Aralık sonunda bitmişti…. Tamiri biten Hamidiye’nin donanmaya iltihakına çok ehemmiyet verilmekte idi. Fakat Filo Kumandanlığı, tam kuvvetle denize çıkmak mütalaasında ısrar ettiğinden tamirler bitmedikçe katî muharebe için çıkış yapmamağa karar verdi ve aldığı bütün emirlere karşı bu karardan dönmedi.”

Ancak Adalar konusunda ne yapılacaksa Londra barış müzakereleri sonuçlanmadan Önce yapılması zorunluluğu vardı. Hükümet ve yetkili Askerî Makamların bu düşünce ile sabırsızlandıkları ve Filo Kumandanının sıkıştırıldığı anlaşılmaktadır.

“Aldığı raporlar üzerine Başkumandanlık Vekâleti 18/19 Aralıkda Filo Kumandanlığına şu tebligatı yaptı: “Yunanlıların Midilli ve Sakız’ı zaptetmek için bu Adalara yeniden kuvvet çıkararak son derece gayret etmekte oldukları, mahallî işarlardan anlaşılıyor. Oralardaki Türk ahali ile askerlerimizin ve Adaların kurtarılması Donanmanın acele faaliyetine mevdudur (bağlıdır).”

Fakat bu tutuma rağmen Filo Kumandanının direnişleri sürüyordu. Bu sırada Başkumandanlık vekâletiyle Bahriye Nezareti arasında yapılan temaslar neticesinde şöyle bir program tesbit edilmişti :

1— Deniz kontrolü sağlanmadan Adalara sevkıyyat yapılmıyacaktır.

2 — Hareket üssündeki gemilerin tamiri bitince harekete geçilecektir. Tamirlerin nihayet 13 Ocakta biteceği tahakkuk ettiğinden ilk hücumun ertesi günü yapılmasına karar verilmiştir.

3 — Adalara sevkolunmak üzere kâfi kuvvetler Akdeniz boğazı Kuvayı Mürettcbe Kumandanlığı ile Ezine havalisinde teşkilâta memur Tevfik Paşa ve İzmir Kuvayı Mürettebe Kumandanlığı tarafından hazırlanacak ve lazım gelen iskelelerde tahşit edilecektir.

4 — Filo önce Bozcaada’yı işgal ve sonra Mondros’a taarruz edecek düşman Filosunu abluka (tabiî Mondros körfezi ağzına torpil dökerek) veya onu tahrip etmeğe muvaffak olursa Midilli ve Sakız sularına gidecektir.”

Bu sırada Filo kuruluşunda da değişiklik yapıldı. Ramiz Bey, Gemilerin eksikliklerini göstererek direnmede devam ediyordu.

Filo Kumandanının iddialarını tetkik ve verilecek talimatın esaslarını tesbit etmek üzere İstanbul’da askerî bir heyetin davetine Başkumandanlık Vekâletince karar verildi. Genelkurmay birinci ve ikinci başkanları ile son iki eski Bahriye Nazırı, Nezaret Müsteşarı, Deniz şubesi azası, Büyük Karargâh deniz Şubesine memur üç subay, tamirde bulunan Yadigârımillet kumandanı, Bahriye Nezaretince tayin edilen topçu, torpidocu, çarkçı ve gemi inşaiyye mütehassıslarından kurulu bu heyet 9 Ocak günü, Harbiye Nezaretinde toplandı. Cereyan eden son yazışmalar evrakını tetkik ile şu mazbatayı tanzim etti:

“..Donanma Kumandanlığından, Bahriye Nezaretine gelen 8 Ocak 1913 tarihli şifre telde, Donanmanın gündüz seyir ve hareketi mümkün ve faydalı olacağı Harp Meclisi kararma istinaden işar olunduğundan, sabahleyin gayet erken hareketle, Yunan Donanmasının hareket üssü olan Mondros limanına gidilmesi ve bu limandaki düşman deniz tesislerinin tahrip olunması ve bu esnada düşman donanması zuhur ederse mahıv ve tahribine çalışılması tezekkür edilmiş olmakla olveçhile hemen emir buyurulması siyakında işbu mazbata takdim kılındı.”

Burada konumuzdan biraz uzaklaşarak bir kıyaslama yapmakta yarar görüyoruz: bu mazbatayı ortaya çıkaran prosedür, Lüleburgaz’dan sonra Çatalca’da savunma yapılması mümkün olup olmadığı hakkında Kâmil Paşa Hükümetince o vakit askerî bir kurul toplanarak durum ona tetkik ettirilip buna benzer bir mazbatada, tesbit edilen tedbirler yerine getirilmek suretiyle Çatalca’daki savunmada başarı sağlanmıştı. Görülüyor ki aynı şey deniz savaşları alanında da tatbik edilmek istenmiştir. Fakat Filo Kumandanlarının göze çarpacak kadar çekingen davranışları ve sair faktörler dolayısıyle Çatalca’da olduğu gibi sonuç alınamamıştır.

Olayları izlemeğe devam edelim:

Yukarda metni nakledilen mazbata, Başkumandanlık Vekâletinden o akşam Filo kumandanlığına aynen bildirilirken ona tekrar şu emir verilmiştir: burada toplanan bahriyye ümera ve erkânı tarafından bu mazbatada bildirildiği gibi, yarın, gayet erken, hareketle eski emir veçhile vazifeye mübaşeret olunması tekiden ve kesinlikle tavsiye olunur.”

Bunun üzerine Filo 11 Ocakta Mondros’a kadar gittiği halde Kumandanın raporuna göre “. .düşman muhriplerinden başka bir şeye tesadüf edilememiş ve onların hücumu da kruvazörlerimiz tarafından def ve tenkil ve akşamın takarrübü ile Boğaza avdet” etmiştir.

Kumandanın bu davranışı, Hükümeti ve askerî makamları iyice müteessir ettiği anlaşılmaktadır. Askerî Heyet Başkumandanlık Vekâleti temsilcileriyle 13 Ocakta tekrar toplanır. Müzakerelerden sonra ikinci bir mazbata daha kaleme alınır. Bunda, 11 Ocak harekâtı hakkında Filo Kumandanının verdiği rapor iyice eleştirilir ve “düşman üssüne takarrüp edildiği halde orayı tahrip ve düşman Donanması üzerlerine gelmeğe mecbur olacağından onu da tenkil etmek lazimeden iken bila müsademe avdet eyledikleri anlaşıldığından eski emre göre hemen hareketle görevini yerine getirmesi lüzumunun tekiden ferman buyurulması” istenilir.

Bu mazbata da aynen gönderilirken Filo Kumandanına “. .bu mazbatada bildirildiği üzere yarın gayet erken hareket ile eski emre göre acele vazifeye koyulması” tekrar emredilir.

Hamidiye’nin giriştiği akın harekâtı da bu sırada planlanır. Kruvazör, Rauf Bey’in kumandası altında, Başkumandanlık Vekâletinden verilen emir gereğince, 14 Ocak 1913 de Çanakkale’den hareket eder. Maksat, Averof’u peşine takarak, üssünden, uzaklaştırmaktır. Fakat iş böyle olmadı. Hamidiyye’nin Adriatik denizi, Akdeniz’in doğusu ve Kızıldeniz’de oluşan harekâtı sırasında batırdığı düşman ticaret gemileriyle yaptığı küçük bombardımanlar o sırada milleti çok duygulandırmakla beraber, onun bu suretle Filodan ayrılmasının askerî yönden faydalı olmadığı söylenmiştir.

Hamidiye’den mahrum olduğu halde Filo 18 Ocakta, başta Barbaros, Turgut, Mesudiyye ve Mecidiyye zırhlıları olduğu halde, öteki üniteler ile birlikte sabah erken boğaz’dan çıktı ve Limni sularında Yunan donanmasını aramaya koyuldu. Bu sırada Ada’nın Mondros körfezinden çıkan Averof ve Yunan Donanması ile savaşa tutuştu. İşin arkası için, şimdi Kumandan Ramiz Bey’in, Mondros savaşı hakkında Başkumandanlık Vekâletine verdiği rapora göz atalım: 1- Donanmanın, yukarda adı geçen büyük gemilerinden (1100) den fazla top mermisi atılmış ve Averof’a 4-5 isabet kaydedilmiştir. 2- Fakat konsantre ateş ile Barbaros 30, Turgut da 10 mermi isabeti almış ve ağır hasara uğramıştır. 3- İnsan zayiatına gelince, Barbaros’ta 6 subay, 28 er, Turgut’da 2 subay, 9 er şehit olmuş, bu iki gemide 49 kişi de yaralanmıştır. Başka gemiler isabet almamıştır. 4- Bu savaşta Averof’un atışlarında görülen isabet onu yabancı bir kumandanın idare ettiği izlenimini vermiştir. (Yunan Filosunu İngiliz Amirali Markkar’ın idare ettiği rivayet edilmiştir). 5- Savaş, önce Averof, sonra Türk Filosunun ateş kesmesiyle sona ermiş ve Filo akşam saat 18 e doğru Boğaz’a dönmüştür.”

Londra barış müzakerelerinin, bu dönemde, ağır şartlar ortaya çıkardığı ve Barışın koruyucusu altı Büyük Devletin tavsiye kararlarının 17 Ocak notasiyle Bâbıâlî’ye iletildiği bir sırada o kadar ümit bağlanan Mondros Savaşının bu olumsuz sonucu, hükümet ve askeri otoriteleri iyice kızdırmış ve bu sebeple Filo Kumandanı tekdir edilmiş, o da kendisini şiddetle savunmuştur.

Başkumandan Vekili Nazım Paşa’nın İstanbul’da bulunması dolayısiyle kendisine Vekâlet eden Kumandan[3] tarafından Ramiz Bey’e şu acı ve ilginç telgraf gönderilmiştir ki bunu aşağıya aktararak yazımızı bitiriyoruz:

“Mondros muharebesinde Donanma zabitan ve efradının millî namusu cesaretleriyle düşmana göstermiş olmalarından dolayı onlara candan memnuniyyetimi beyan ederim.

Ancak uğranılan zayiat ve haşarat üzerine gösterdiğiniz telâşa ve öteye beriye mesuliyyet atfetmenize teessürlerimi bildiririm.

Verilen zayiat bir piyade bölüğünün âdi bir muharebede daima verdiği zayiat derecesinden hafifidir.

Gemilerdeki hasara gelince, bu da bir emri tabidir. Milletler donanmalarını havuzlarda saklamak için vücuda getirmezler. Her hamiyyetli donanmaya düşen yüksek bir vazife vardır ki o da düşman donanmasını batırmak, yahut şan ve şerefle kendisi batarak bayrağının namusunu kurtarmak ve millete karşı borcunu ödemektir.

Binaenalyh size emrediyorum, donanmayı hazırlayınız ve düşman donanmasını arayıp batırınız. Eğer bunu yapamazsanız namuskârane kendiniz batınız.”

Görülüyor ki PREVEZE’den beri köprülerin altından çok sular akmıştı. ..

Dipnotlar

  1. Bu yazıdaki belgeler deniz uzmanı Ali Haydar Emîr’in yukarda anılan eserinden alınmıştır.
  2. Amiral Arthur Limpus (Artür Limpüs), Meşrutiyyette, Donanmamızda görevli İngiliz deniz müşavirlerinin -Amiral Gambel ve Vilyams’dan sonra- üçüncüsü idi. 20 Nisan 1912 de görevine başlamış, Alman Amirali Souchon (Suşon)’un, bilinen maceraları ile Türk Filosu Kumandanlığını ele geçirmesi üzerine Limpüs, Eylül 1914 de, I. inci Dünya Savaşı başlarında memleketine dönmüştür.
  3. Ali Haydar Emîr kitabında, Ramiz Bey’e bu telin o sırada, Nazım Paşa’ya vekâlet eden Genel Kurmay Başkanı Ahmet İzzet Paşa tarafından gönderildiğini belirtiyor ise de Ahmet Abuk Paşa olması daha doğru görünüyor. Bunu araştırmadık.

Şekil ve Tablolar