Madenlerin kullanımı teknolojik gelişmeyi beraberinde getirmektedir. Bu durumda, madenlerin bilinçli kullanımı toplumsal kalkınmayı sağlayarak bir toplumu diğer topluma karşı güçlü kılabilmektedir. Osmanlı Devleti’nde madenin kullanımı, işletimi ve satışının organizasyonu devletin elinde olması sebebiyle hazineye gelir sağlamaktaydı. Madenler, şaphaneler, darphaneler, kara ve deniz gümrükleri doğrudan devlet hazinesine katkı sağlamaktaydı ve mukataa sistemi içinde işletilmekteydi[1] . Mukataa geliri ise, ağnam geliri hariç bütçe içinde %24-%37 arasında değişim göstermekteydi[2] . Bu nedenle Osmanlı Devleti kuruluş döneminden itibaren gümüş, kurşun, kalay, demir gibi stratejik ve askeri öneme sahip madenlerin bulunduğu yerleri topraklarına katmaya başlamıştır[3] .
Aynı şekilde İnalcık, Osmanoğulları’nın Germiyanoğuları’nı topraklarına katma arzusunu Kütahya’da bulunan şap madenine bağlar.[4] Gerçekten de Kütahya şap madeni Germiyanoğulları’na servet ve kültür zenginliğini sağlarken, Aydın ve Saruhan limanlarına da ticari canlılık getirmektedir. Osmanlı bu bölgeyi topraklarına dâhil ettikten sonra şap imtiyazını ele geçirerek hazinesini güçlendirmiştir[5] . Araştırmamız bu noktada XIII. ve XIV. yüzyılda önemli bir ticari araç olan şapın, XVIII. ve XIX. yüzyılda da bu önemini koruyup korumadığı ve araştırılan tarihlerde Gediz şap madeninin işletme sistemi, şap üretimi, üretilen malların nakliyesi, şap madeninin satış noktaları ve madende çalışanların durumunu tespit etmeyi amaçlamaktadır. Ayrıca çalışmamız, Gediz şap madeni işletme sistemi örneğinde Osmanlı Devleti’nde maden yönetimi hakkında bilgi edinilmesini sağlayacaktır. Araştırma, Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde bulunan Cevdet Dâhiliye, Maliye, İktisat ve Darphane katalogu taranarak ve Maliyeden Müdevver defterleri incelenerek XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Gediz Şaphanesi’ne ait veriler esas alınarak hazırlanmıştır.
XVIII. yüzyıla ait Osmanlı arşiv belgelerine göre şap, Karahisar-ı Şarkî (Şebinkarahisar), Gedos ve Gümülcine yakınlarında bulunan Marunya’da (Maruniye) çıkarılmaktadır[6] . Osmanlı kaynaklarına Gedos olarak geçen şap madeni bugün Şaphane adı ile anılan ilçede bulunmaktadır. Gediz ve Şaphane arası 36 km’dir. Gediz, Kütahya ilinin güneybatısında yer alır. Şaphane, engebeli bir araziye sahip olan Şaphane Dağı’nın batısında, akarsu vadisinin tabanında kuruludur[7] . Evliya Çelebi, 1680 yıllarında Anadolu’da yaptığı seyahatte, Şap Madeni isimli bir köyden bahseder[8] . XVIII. yüzyılda Şaphane bir köydür[9] . 1870 tarihli salnamede Şaphane Kütahya’ya bağlı nahiye olarak kayıtlıdır[10]. Gediz ise XVIII. ve XIX. yüzyılda Kütahya eyaletine bağlıdır[11].
Gediz’de çıkarılan Kütahya şapının kullanımı XIII. ve XVI. yüzyıllarda Cenevizlilerin elindeydi[12]. Burada bulunan şap madeni daha Bizans zamanında, Cenevizliler ile Bizans arasında önemli bir ticaret aracıydı [13]. Selçuklular ve Beylikler döneminde, bu ticaret devam etti[14]. 1381’de Kütahya’nın Osmanlı Devleti’ne ilhakından sonra II. Murad, şap ihracatına sınırlama getirdi. Bu bölgede, pozisyonlarını sağlamlaştırmış olan Osmanlılar şap ticaretini kontrol etme çabasına girmesiyle Venedik senatosu, 1384’te büyükelçilerine Venediklilerin Murad’ın toprağından kaya şapının yükleyebilmesi ve ihraç edebilmesi için çalışıp bunu garantilemeleri doğrultusunda talimatlar verdi[15]. Batı Anadolu’nun tamamen Osmanlı egemenliğine girmesiyle Batı ile yapılan şap ticareti önemini kaybetmeye başladı [16]. XV. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Devleti’nin kısıtlamalarıyla şap ihracı önemli ölçüde azaldı [17]. Şap ticaretinin azalmasında, gidilen kısıtlamalar önemlidir. Fakat, Arıkan, şapı memnu meta mallar arasında göstermemektedir[18]. Böylece, Batı’ya şap satışında tamamen yasaklama getirilmediğini fakat kısıtlamaların olduğu düşünülebilir. Ayrıca, gerek İtalya’da yeni şap ocaklarının açılması ve gerekse boya sanayinde geliştirilen yeni teknikler Batı’da şapa olan ihtiyacın azalmasına neden oldu[19]. Fakat bu durum şapın ülke içindeki ticari kullanımını arttırmış olmalıydı. Osmanlı Devleti’nin şap ihracı konusunda getirdiği kısıtlamanın asıl amacı bu madenin öncelikle ülke ihtiyaçları için kullanılmasını ve ekonomik kalkınmayı sağlamaktı. Fleet, bu konuda Osmanlı’nın beyliklerden daha güçlü bir ticari politika izlediğini belirtir[20].
Kolayca suda eriyebilen, doğada gri, sarı ve kırmızımsı renkte bulunan ve kullanım alanları itibariyle aranılan bir maden olan şap, sanayide farklı yerlerde kullanılırdı [21]. En önemli kulanım yeri boyama endüstrisiydi. Şap madeni, kökboyaların kalıcılığını sağladığından boyanın kumaşa iyi işlemesi için gerekliydi[22]. Kumaş boyamada şapın kullanımı ile işleme tabi tutulan madde, güneşe karşı daha dayanıklı olurken aynı zamanda boya da daha iyi sabitleşiyordu[23]. Bu nedenle şap, kumaş dokuma sanayinin vazgeçilmez ham maddesiydi. 1502 yılında Bursa’da 1000 civarında dokuma tezgâhı bulunuyordu[24]. Bu sayının fazlalığında Bursa’nın ticaret yolları üzerinde olmasının yanında Gediz şap kaynağına yakınlığı da önemli olsa gerekir. Yine Gediz havzası, kilim ve halı dokumasında yoğunluk kazanan bir bölgedir[25].
Şap, derinin tabaklama işleminde de kullanılırdı [26]. Örneğin, Gediz’de çıkarılan şap, Kıbrıs ve Sakız’da deri imalatında kullanılmak için gönderiliyordu[27]. Vilayet salnamelerinde Simav kazasında gön ve sahtiyan imal edildiği ve satıldığı belirtilmektedir[28]. Yine burada kullanılan şap Gediz’den sağlanıyor olmalıdır. Anadolu’da şapın deri imalatında kullanımı çok eski zamanlardan beri biliniyordu[29].
Şapın bir diğer kullanım alanı ise kuyumculukta altının parlatılmasında olmuştur[30]. Para basımında da kullanılan şap, darphanelere gönderilmiştir[31]. Faroqhi’nin belirttiğine göre 1599-1600 yılarında Ankara’da ikamet eden bir kalpazanın sermayesi arasında şap da bulunmuştu[32].
Şap ayrıca eczalıkta ve tıpta kullanılıyordu. Şapın hemostatik (kan durdurucu), antiseptik ve astrenjan (büzücü) özellikleri sayesinde; ilkçağlardan bu yana ağız ve ayak yaralarının tedavilerinde, istenmeyen bebeklerin düşürülmesinde, kanamaların durdurulmasında, kabızlıkta vb. kullanılıyordu[33].
Şap, farklı alanlardaki kullanımı ile önemli bir ticari araç olarak devletin sosyal ve ekonomik hayatında önemli rol oynadı. Kullanım alanlarının zenginliği ve ekonomik değer ifade etmesiyle şap madeninin varlığı gerek Gediz, gerekse Kütahya’nın ekonomik ve ticari açıdan kalkınmasını sağlayan bir unsur oldu.
Gediz Şap Madeni İşletmesi
Osmanlı Devleti’nde madenler, taş ocakları, bir kısım ormanlar, iskeleler, dalyanlar, çeltik sahaları, boyahaneler, mumhaneler, tuzlalar ve simkeşhaneler gibi bir kısım endüstriyel faaliyetlerin yapıldığı yerlerin mülkiyeti devlete aitti[34]. Şap, devletin malı sayılmakta ve bazı yerlerde “miri şap” ifadesi kullanılmaktaydı [35]. Osmanlı Devleti’nde şap üretimi, diğer maden işletmelerinde olduğu gibi mukataa yoluyla ehil kişiler tarafından organize edilmekteydi[36]. Mukataa sistemi, iltizam, emanet ve malikâne olmak üzere üç şekilde uygulanmaktadır[37]. Şap maden işletiminde genellikle iltizam yöntemi uygulanmaktaydı. Buna göre, maden işletme girişimcilerinden en yüksek fiyatı verene verilir ve üç yıllık bir süreç için sözleşme imzalanırdı. Belirlenen yıllık taksitler merkez hazineye aktarılırdı. Sözleşmeyi imzalayan teminat göstermek durumundaydı. Hazineye hiçbir ödeme yapılmazsa genellikle tutuklanırdı. Ödemeyi gerçekleştiremeyen mültezimler arasında hayatlarını dahi kaybedenler bulunmaktaydı [38].
Kütahya eyaletinde bulunan Gedos (Gediz) şaphanesi de iltizam yoluyla işletilmekteydi[39]. Bu sistem aynı zamanda Karahisar-ı Şarkî ve Marunya’daki şap işletmelerinde uygulanmaktaydı [40]. XVIII. yüzyılda Gedos şaphanesi, Gümülcine’de bulunan Marunya şaphanesi ile birlikte Darphane-i Amire tarafından idare ediliyordu[41]. Belgelerden anlaşılan, XVIII. ve XIX. yüzyıllarda bu iki şap maden ocağının birlikte iltizama verildiğidir[42]. Bu durum, iltizama sunulan iki şap maden ocağının pazarlama alanlarının da aynı olmalarını açıklamaktadır. XVIII. yüzyılda Gediz şap madeni III. Mustafa’nın kızı Şah Sultan ve Mihrişah Sultan’ın tasarrufundaydı [43].
İltizama vermek için ihaleler Mart ayının başında yapılırdı. 12 Mart 1761 tarihinde açılan ihalede Gediz Şaphane Mukataası’nın üç senelik işletme hakkı hâcegân-ı dîvân-ı hümâyûndan Seyyid Abdülkerim Efendi’ye verildi[44]. İltizama verilirken sarraf kefaleti aranmıştı [45]. Bu sözleşmeyi gerçekleştiren mültezim, devlete olan borcunu sarraf kefaletiyle zamanında ödemeyi garanti ediyordu[46]. Devlet, alacağını garanti altına almak için nakit alabileceği kişilerin kefaletini istemekteydi. İltizama verilirken yapılan sözleşmede devlet, özellikle şapın satış bölgelerine dikkat edilmesi, üretilen şapın nakil edilip satılacağı yerlerde öncelikle miri şap satışının gerçekleşmesi, başka yerin şapının satılmaması üzerinde duruyordu[47]. Bu uygulama ile devlet mültezimi korurken, hazineye girecek olan finansal kaynağı da garanti altına almaktaydı. Bu sözleşmeyi yapan, devlete olan borcunu zamanında ödemeyi garanti ediyordu[48].
Üretimde olan dalgalanmalar, iltizam süresini değiştirmekteydi. Örneğin Faroqhi, XVII. yüzyılda Gediz’de bulunan şap madeni mültezimlerinin durumlarının iyi olmadığı için aynı bedel karşılığı, iltizam süresini 3-4 yıldan 8 yıla çıkartıldığını belirtir[49]. XVIII. yüzyılda iltizamın üç yıllığına düşmesi ve hatta sözleşmeye fazla gelir maddesinin düşülmesi mültezimlerin durumlarının nispeten iyileştiğini göstermektedir. Hatta XIX. yüzyılda, iltizam süresi 2 yıla düştü. Bu görüşü destekleyen durum, 1837’de gerçekleşti. Buna göre, Gediz ve Marunya Şaphanesi, İstanbul Duhan Gümrüğü Müdürü Fehim Efendi’ye iki yıllığına üç yük, 66.752 kuruş karşılığına iltizama verildi[50]. Fakat Fehim Efendi 1838 ve 1839 yıllarında bir yük fazla hâsılat elde etti[51].
Faroqhi, Delumeau’nun verilerine dayanarak XVI. yüzyılın ikinci yarısı için Osmanlı Devleti’ndeki şap üretimi konusunda tahminler yürütmektedir[52]. Bu tahminlerine göre Gediz’de çıkarılan şap, diğer yerlere oranla en az olanıydı. Gümülcine’de çıkarılan şap Gediz’dekine oranla biraz daha fazlaydı. Gediz ve Gümülcine’de yıllık üretim 400 ton’du. Karahisar-ı Şarkî’deki eklenince 750 tona ulaşıyordu[53]. Faroqhi’nin vurguladığı bir diğer nokta ise XVI. yüzyılın ikinci yarısındaki üretim ile XVIII. yüzyılın ikinci yarısındaki üretim arasında çok büyük bir farkın olmamasıydı [54]. Burada ton olarak verilen oranlar abartılı görünmektedir. Oysa, XV. yüzyıl için yine Faroqhi, tarafından verilen tahmini üretim miktarı daha gerçekçidir[55]. Buna göre Osmanlı Devleti’nde yıllık şap üretimi 148.742 men’dir ki, 1 men = 7,6 kg. değerinden 1130,4 kg. yapmaktadır[56]. Bu miktar bizim yaptığımız arşiv çalışmalarına göre yüzyıllar farklı olsa bile daha makul bir değerdir. Cevdet Darphane’de bulunan bir kayıt bu değere yakın bir orandadır. Buna göre, Karahisar-ı Şarkî’de üretilen şap miktarı her onbeş günde bir kuyu şap olup, her kuyudan on beş Halebî kantar şap elde edilmektedir[57]. Bu da senelik 24 kuyudan üretilen şap 820,8 kg. ulaşmaktadır[58]. Zaman içindeki üretim farklılığı göz önünde bulundurulur ise XVIII. yüzyılda üretimin XV. yüzyıla göre arttığı fakat bu artışın yüksek meblağlara ulaşmadığı söylenebilir[59]. Böylece, Faroqhi’nin yüzyıllar arasında üretimde farklılığın çok değişmediği konusundaki görüşünü paylaşabiliriz. Çünkü, XVI. yüzyıl ile XVIII. yüzyıl arasında üretimin aynı olup olmadığı konusundaki değerlendirmeyi Karahisar-ı Şarkî’de test edebilmekteyiz. Acun’un XVI. yüzyıl için, verdiği beher on beş günde bir kuyu şap derdirdikleri konusundaki bilgi 1762 yılına kadar üretilen şap miktarı ile aynıdır[60]. Buna göre, Karahisar-ı Şarkî’de XVIII. yüzyılda üretilen şap miktarı değişmemiştir. Her ne kadar Karahisar-ı Şarkî üzerinden genellemeye gitmek biraz tehlikeli olsa da, Faroqhi’ nin üretim miktarının değişmediği konusundaki görüşünü Karahisar-ı Şarkî ile test edebildiğimize göre, bunu Gediz ve Marunya için de geçerli sayabiliriz. Öyle ki, XIV. yüzyılda Kate Fleet’in verdiği değerler de, üretiminde faklılığın yüzyıllar içinde çok değişmediğini gösterir. Fleet, Karahisar-ı Şarkî’deki şap ocaklarından yılda 14.000 kantar (790.202 kg.) şap üretildiğini belirtir[61]. Bu değer, arada yüzyıl farkı olmasına rağmen, bizim çalışmalarımızda bulduğumuz sonuca daha yakındır. Pegolotti’ye göre değerlerini belirten Fleet’in verdiği rakamları makul kabul edersek, Pegolotti’nin XIV. yüzyılın ilk yarısında, Kütahya’daki yıllık şap üretiminin 12.000 kantar (677.316 kg.) olarak belirttiği değeri de kabul etmemiz gerekmektedir[62]. Fakat bu oran da bizim hesaplamalarımıza göre fazladır.
Hüdavendigâr Vilayeti Salnamelerinde Kütahya’da billur isminde bir madenin çıkartıldığı belirtilse de üretiminden bahsedilmez[63]. Billur ismi ile çıkarılan madenin şap olması gerekir. Görüldüğü gibi, şap üretimi ile ilgili verilen veriler kesin bir değerlendirme yapmamızı engellemektedir. Buna rağmen yukarıdaki değerlendirmeleri, göz önünde bulundurup (iltizam süresinin iki yıllığa düşmesi, önceden Kütahya’da üretimin diğer yerlere göre az olması fakat üretimin çok fazla değişmediği) rakamsal değerlerde ise arşiv belgelerini esas alırsak, XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Gediz’de üretim artışından bahsedebiliriz.
Çıkarılan Şapın Kalitesi
Şap, doğada, kaya şapı ve toz şapı olmak üzere iki şekilde bulunur[64]. Bu iki şap tipinden kaya tipi olan daha iyi ve daha pahalıdır. Diğerinin ise kalitesi daha düşüktür[65]. Bu iki çeşit sınıflandırma genel olarak Osmanlı vesikalarına da yansımıştır. Osmanlı vesikalarında şap, nitelik ve nicelik olarak, kaba şap ve hurda şap olarak ayrılmıştır. Kaba şap tabiri kaya şapı, hurda şap tabiri ise toz şapı ifade etmektedir. Bu belgelerde, kaba şapın ekonomik değeri hurda şapa göre daha yüksektir[66].
Genel olarak kaba ve hurda olarak ikiye ayrılan şap, 1840 yılına ait, Cevdet İktisat’da kayıtlı bir belgede büyüklüğüne göre dört kalitede sınıflandırılarak fiyatlandırılmıştır. Bu belgeye göre şap; İrice dane ve armoloz tabir edilen şap, billur tabir edilen kebir şap, ufak bulgur tabir olur kırmızı şap ve de kırmızı ve beyaz şapların tozu, toz şap olarak derecelendirilmiştir[67]. Şapların büyüklükleri azaldıkça fiyat olarak değeri de azalmıştır. (Bkz. Tablo 1.) Rusya, Ruscuk ve Bükreş taraflarına gönderilen bu şaplar, devletin belirlediği satış organizasyonu nedeniyle ya Gediz şapıdır ya da Gümülcine’de çıkarılan şaptır[68].
Karahisar-ı Şarkî şapı Türkiye’de üretilen en iyi şap çeşidi iken Kütahya’da çıkarılan şap orta kalitededir. Pegolotti’nin verdiği bilgiye göre, burada çıkan şapın kantarında % 80 oranında cevher elde edilir. Bu oran, Foça’daki şapın kantarında %75, Kütahya bölgesinde çıkarılan şapın kantarında % 60’ dır. Pegolotti Kütahya şapını, Foça şapına kalite bakımından yakın tarif etmektedir [69].
Üretimde Yer Alan Ustalar ve İşçiler
Madenlerde genellikle babadan oğla geçen bir sistemle madenciyân denilen kişiler çalışırlardı [70]. Reayanın nasıl topraktan ayrılmaları yasaksa madencilerin de madenden ayrılmaları yasaktı [71]. Böylece, üretimin devamlılığı sağlanırken aynı zamanda madende çalışanların işlerinde ehil olmaları da sağlanmış olmaktaydı.
Şap imalatında ustalar, işçiler ve madenden çıkarılan taşı taşıyan kişiler çalışmaktaydı. Şap imalatı oldukça zor ve zahmetli bir işti.[72] Şap işçilerinin işlerinde ehil olmaları gerekiyordu. Ehil olmayanların çalışması durumunda şaphane zarara uğrayabiliyordu[73]. Bu işte çalışma, fiziki güç gerektirdiğinden genç olan işçiler daha verimli oluyordu[74].
Osmanlı Devleti’nde maden ocaklarında çalışan madenciler örfi vergilerden muaftılar[75]. H. 977 / 1569-1570 tarihli Karahisar-ı Şarkî defterinde 23 köy ve mezra dört kıt’a şap madeninde bulunan reayanın cizye, ispençe, acemi oğlan, avarız, kürekçi ve tekâlif-i örfiyeden bağışıklardı [76]. Faroqhi, Kütahya yakınlarında bulunan şap madeni ile ilgili olarak, vergi kayıtlarından buradaki madencilerin durumu hakkında bilgi edinilemediğini bildirir[77]. Sadaret Mektubî Kalemi’nde kayıtlı olan bir deftere göre, diğer madenlerde olduğu gibi Gediz’de bulunan madenciler yaptıkları hizmet karşılığında XVIII. yüzyılın ikinci yarısına kadar vergi muafiyetine sahiplerdi[78]. Diğer şap işletilen yerlerde olduğu gibi, Gediz’de bulunan şap işçilerinin vergi muafiyet sözleşmesi XVIII. yüzyılın sonu ve XIX. yüzyılın başında riskli bir konuma girdi. Muafiyet kaldırıldıktan sonra, işçiler beden olarak zorlandıkları gibi ekonomik olarak zorlanmaya başladılar[79].
Gediz Şaphanesi’nde çalışan ve amele olarak belirtilen işçiler, vergi muafiyetine sahipken, tarifeleri üretilen şapın miktarına ve hatta kalitesine göre belirlenmekteydi. Bu tarifeye göre üretilen kaba şapın okkası yedi pare, hurda şapın okkası dörder pare idi[80]. Muafiyetleri kaldırıldıktan sonra aynı tarife ile çalışmaya devam ettiler. Bu durum işçileri bir hayli sıkıntıya sokmuştu. Ücretin düşüklüğü ve şaphanede işçi olarak çalışmanın zorlukları göz önünde bulundurularak, 12 Mayıs 1861’de Gediz şaphanesinde çalışan işçilerin, amele ücretleri yeniden düzenlendi. Bu tarifeye göre, vergi muafiyetinin kaldırılması da düşünülerek kaba şapın ücreti kırk paraya, hurda şapın fiyatı ise yirmi paraya çıkarıldı [81]. Ücretlendirmede kaba şapta % 570, hurda şapta ise % 500’lük bir zam gelmiştir. İlk bakışta bu miktar çok yüksek gibi algılanabilir. Fakat unutulmamalıdır ki önceki tariflendirmede vergi muafiyetleri de söz konusuydu. Aynı düzenlemede vergi muafiyeti söz konusu olmadı, fakat Gediz şap madeninde çalışanlar için vergi indirimi de gündeme gelmişti[82]. Bu düzenleme ile işçilerin durumunda gerçekten bir iyileştirme planlandığı anlaşılmaktadır.
Şaphane işçilerinin durumunu iyileştirme, ücretlendirme ile sınırlı kalmadı. Çatalca Ormanı’nı kullanma izni sadece onlara verildi. Maden işletmelerinde, çalışanların günlük gereksinimlerinin karşılanması ve çıkarılan cevherin ayrışmasında odun gerekli olduğundan, bu işletmelere orman tanzim edilirdi[83]. Gediz Şaphanesi’nin odun ihtiyacının karşılanması için Çatalca Ormanı buraya bağlanmıştı [84]. Fakat, Çatalca Ormanı, Hasırtaşı, Köpeklerbaşı, Perçinkisenli, Harmanyeri mahalleri ile Sarıçam ve Yağmurlar karyeleri ahalisinin kereste ticareti amacıyla ağaçları kesmelerinden dolayı orman harap olmuş ve şaphane işçileri mağdur duruma düşmüştü. Yeni düzenleme ile bu durum yasaklandı [85]. Bu yasaklama nispeten işçileri rahatlatmış olmalı.
Şap Madeninin Pazarlanması
Devletin bazı maddelere uyguladığı tekel politikası nedeniyle, şapın dolaşımı konusunda kısıtlamalar getirildi. 16 Kasım 1770 tarihinde Amasya, Vezirköprü, Merzifon, Çankırı, Çorum, İskilip, Osmancık, Tosya, Kangırı, Ankara, Kastamonu, Karacalar, Karacaviran, Zağferanbolu kâdîlarına, nâiblerine, voyvoda ve diğer zâbitânına gönderilen hüküm, şapın çıkarıldığı yere göre satış bölgelerini belirtmekteydi. Buna göre; Kütahya’da çıkarılan şap Tokat’a kadar olan yerlerin batısında, Amasya, Vezirköprü, Merzifon, Çorum, İskilip, Osmancık, Tosya, Kangırı, Ankara, Kastamonu, Karacalar, Karacaviran ve Zağferanbolu’da; Karahisar-ı Şarkî’de çıkarılan şap ise Tokat ve doğusunda Şam, Halep, Erzurum, Diyarbekir gibi yerlerde satılabilecekti[86]. Gediz mukataasının eskiden beri otuz yedi adet şap örüleri bulunmaktaydı [87].
Faroqhi, Gümülcine’de üretilen şapın öncelikle Balkanlar ve İstanbul’un ihtiyaçları için ayrılmış olacağını belirtirken, kaynaklarda bu konuda bir netlik olmadığını vurgular[88]. Aslında Osmanlı Arşivi’nde Faroqhi’nin düşüncesini destekleyen bir belge bulunmaktadır. Bu belgede, İstanbul’da, Marunya madeninden olan şapların satılması öngörülmüştür[89].
Bu durum, Osmanlı Devleti’nde şap, satış bölgelerinin üçe ayrıldığını düşündürmektedir. Fakat Cevdet Maliye’den bir belge Osmanlı şap satış bölgelerinin nereleri olduğuna açıklık getirmektedir. Buna göre, Kütahya eyaletindeki Gedos şaphanesi ile Gümülcine yakınlarındaki Marunya şaphanesinde üretilen şaplar, ülkenin her yerinde satılmakta ve Avrupa’ya sevk edilmekte hatta bu öteden beri böyle olagelmektedir[90]. Böylece, kısıtlamanın daha çok Karahisar-ı Şarkî şapının dolaşımına yönelik olduğunu düşünebiliriz. Bu nedenle, 4 Mart 1840 tarihinde devletin belirlediği fiyat üzerinden Rusya, Ruscuk ve Bükreş taraflarına şap eminleri tarafından gönderilen şap ya Gediz şapıdır ya da Gümülcine’de çıkarılan şaptır[91].
Gediz Şaphanesi’nden çıkarılan şap, Ege adalarına, İzmir ve Karaman kanalıyla Kıbrıs ve Sakız’a, Eğriboz, İnebahtı ve Mora adalarına gönderiliyordu[92]. XV. yüzyıla kadar şap ticaretinde Ceneviz ön planda iken, XVI. yüzyıldan sonra bu ticaret yerini adalara bırakmış görünmektedir.
Şap satış hakkını elde edenler aynı zamanda gümrük, bac, resm-i kapan-ı dakîk, dellâliye ve kassâbiye vergilerinden muaf tutuluyorlardı [93].
Şapın satışı belirlenen fiyat üzerinden yapılırdı. Gediz şaphanesinde, 4 Mart 1840 tarihli bir belgede sabık şaphane emini Hüseyin Ağa’nın müşterisine yüksek değer üzerinden mübadele yöntemiyle şap sattığı belirtilmektedir. Belgeye göre, Hüseyin Ağa, şap ile buğday ve diğer hububatı mübadele etmiştir. Bu usulsüz bir uygulama olduğundan hesapların yeniden kontrol edilmesi için yasal işlemler başlatılmıştır[94]. Bu uygulama muhtemelen maden ocağına yakın yerlerde gerçekleşmiştir. Her ne kadar bu olay bir usulsüzlük olarak algılansa da, şapa olan ihtiyacı da göstermektedir.
Osmanlı Devleti’nde şap, sadece ihraç edilmemiş aynı zamanda ithal da edilmişti. Hangi ülkeden ithal edildiği konusunda net bir bilgi bulunmamaktadır. Frengistan diye belirtilen ülke büyük bir ihtimalle İtalya olabilir[95]. İthal şap, belgelerde de efrenc şapı olarak geçmektedir[96]. Gedos şapının satış alanı içinde sadece Karahisar-ı Şarkî şapı değil aynı zamanda efrenc şapı da yasaklamaya tabiydi. Bu durum eskiden Anadolu’dan şap alan İtalya’nın yeni şap yataklarına sahip olmasıyla Anadolu’nun şap pazarına dâhil olduğunu göstermektedir.
Şap’ın Nakliyesi
Anadolu’da Kütahya eyaletinde bulunan Gediz’de çıkarılan şap, belirtildiği gibi Ege’de bulunan adalara ve Tokat’a kadar olan yerlerde satılıyordu[97]. Gediz şapı İzmir’e nakil edilerek oradan liman kanalıyla satış ve dağıtımı gerçekleşiyordu[98].
Şapın İzmir’e naklinde develer kullanılıyordu. Osmanlı Devleti’nde deve taşımacılığının iki tipte yapılıyordu. Buna göre, mevcut olan develerin sayılarıyla bağlantılı olarak bulunulan yöreye verilmesi ya da daha sıklıkla görülen şekliyle Osmanlı yönetimin yiyecek ve savaş malzemelerinin taşınması için gerekli olan hayvanları kiralaması veya satın almasıydı [99]. Göçebe grupların nakliyecilik hizmeti vermeleri çok doğaldır. Bu unsurlar, sonradan yerleşik yaşama geçseler de daha eski zamanlarda, kendilerinin taşıma işlerini karşılamak için deve besliyorlarken daha sonraları nakit para kazanmak için bu hizmeti vermiş olmalılar.
XVIII. yüzyılda Gediz şapının nakil işlemleri, ellerinde deve olan yerleşik Türkmen aşiretleri tarafından yapılıyordu. Gönderilecek olan şapların iskelelere nakli için Kütahya, Hüdavendigâr, Karesi, Saruhan ve Aydın sancaklarında yerleşik aşiretlerin develerinden yararlanılmak-taydı [100]. Beğli ve Kocabeğli cemaatleri bu aşiretlerden bazılarıydı [101]. Ellerinde bulunan deve sayısı ve taşınacak şapın miktarına göre Türkmen aşiretlerinden yararlanılıyordu. Bazen bir cemaat grubu nakil işlemlerini gerçekleştirirken bazen de ber-vechi iştirak olarak bir den fazla cemaat bu görevi üstleniyordu[102]. XIX. yüzyılda da deveciler hala taşıma işine devam etmişlerdi[103]. Nakil ücretleri şap madenini işletme hakkını yürüten kişi tarafından ödeniyordu[104]. Ulaştığımız belgelerde ne kadar deve ile taşıma-cılığın yapıldığını tespit edilememiştir.
Deve sürücüleri, şapın taşınmasında bazı yolsuzluklara karışabiliyordu. 21 Temmuz 1776 tarihli bir belgede Beğli ve Kocabeğli aşiretlerinden bazı kimseler altı bin dokuz yüz kuruşluk şapı nakil etmek için kiralanmışlardır. Fakat bu deveciler, belgeye göre, bilirkişilerin tespitiyle şapa kum ve toprak karıştırarak şapın bir kısmını çaldılar. Bilirkişiler üç bin yüz yirmi kuruşa satışın gerçekleştiğini belirlediler. Buna göre develere yüklenen şapın %54’den fazlası eksikti. Eksik olan şap yerine kum ve toprak ilave edilmişti. Bu hileyi yapan kişiler yakalanarak Kütahya kalesine hapsedildiler[105].
XIX. yüzyılda develerin yanında şapın nakli arabalarla yapılmaya başlandı. 1861 tarihinde şap madeninde üretilen şapın nakliye masrafı beş paraydı [106].
Şap Dolaşım Yasağına İlişkin Sorunlar ve Şap Hırsızlığı
Satış dolaşım alanı belirlenmiş olan şap madenini dolaşım alanı dışında kullanmak suç olduğu gibi şaphane içinden kurallara aykırı satış yapmakta suç sayılmaktaydı [107]. Dolayısıyla kurallara riayet etmeyenler yakalanarak cezalandırılıyordu.
24 Temmuz 1765 tarihli Cevdet Darphane’de kayıtlı olan bir belgede Gediz şaphanesi Ustabaşılarından Uyucaklı Kocabaşoğlu Mehmet, kendi ocağından seksen kıyye şapı (102.624 kg) gizlice Altuntaşovalı kimseye sattığı için Kütahya kalesine hapsedilmişti[108].
Uyucaklı Kocabaşoğlu Mehmet, mucib-i ibret olmak üzere cezalandırılmıştı. Fakat Gedos şaphanesinde kaçakçılık sona ermedi. 1760’lı yıllarda Gedos şaphanesinde ocakların her biri yerleşim yerine birer ikişer saat mesafe uzakta ve dağlık bir alanda bulunmaktaydı. Bu durum özellikle gece yapılan şap hırsızlığının önüne geçilmesini engelliyordu. Ulaşım yerinden uzak olması nedeniyle kontrol mekanizmasının azalması kaçakçılık işini kolaylaştırmaktaydı. 29 Haziran 1767 tarihli belge, şap ocaklarının daha önceleri Şaphane köyü içinde bulunduğunu ve etrafının duvarlarla çevrili olduğunu bildirmektedir. Belgede bu durum şap kaçakçılığının önüne geçilmesinde bir tedbir olarak değerlendirilmektedir. Aynı belgede, Anadolu valisine ve şaphane eminine gönderilen divandan çıkarılan karar gereğince, şap ocaklarının duvar içinde bir yerde yapılması istenmekteydi[109].
Şapın kaçırılması işine genellikle madende çalışanlar karışmaktaydı. Bazen şap madeni ustaları bu işe kalkışmışken bazen şap işçileri bu işe cesaret etmişlerdi. Yukarıda belirtildiği gibi, taşıma işini yapan deveciler de şap kaçakçılığına dâhil olmuşlardı [110]. Kaçakçılığın bu kadar yüksek olması şap madenine olan talebi göstermektedir.
Şap kaçakçılığının önüne geçilmesi için alınan tedbirler yine yasakları içeriyordu. Maden emini tarafından mühürlenmeyen veya tezkeresi (satış izin belgesi) olmayan şapın satışı yasaktı [111].
Esnaf ve Tüccarların Yasadışı Bir Şekilde Ellerinde Şap Bulundurmaları
Karahisar-ı Şarkî’de çıkarılan şap çok kaliteli idi. Bu nedenle birçok üretici Karahisar-ı Şarkî şapını kullanmayı tercih ediyordu. Kısıtlama her ne kadar karşılıklı ise de uygulamada, Gediz şap satış alanı içinde Karahisar-ı Şarkî şapının yasadışı olarak dolaşımı yaygındı. Bu nedenle yasaklama daha çok Kütahya şapının satış alanı içinde, Karahisar-ı Şarkî şapının kullanılmamasına yönelikti[112]. Bu kısıtlamalara uymayanlar yakalanarak hapse atılacaklardı [113].
Şap konusunda çıkarılan yasaklamalara uyulmadığı tespit edildiği takdirde yasal olarak işlemler başlatılıyordu. Cevdet İktisat’da kayıtlı olan bir belgede, İstanbul’da ticaret döngüsünün gerçekleştiği, Mısır Çarşısı, Mahmut Paşa Çarşısı, ve Fazlıpaşa’da, bulunan tüccarlar, boyacı, basmacı, attar ve diğer esnaftan kişilerin elinde Karahisar-ı Şarkî şapı olduğu tespit edilmişti. Ellerinde nizama aykırı olarak şap bulunduran bu kişiler şer’i mahkemeye getirilerek tek tek sorguya çekildi[114]. Sorgulama sırasında Mısır Çarşısı Kethüdası da hazır bulunmuştu[115]. İstanbul esnafı kalitesi nedeniyle Karahisar-ı Şarkî şapını tercih ediyor olmalıydı ki, yasal olmamasına rağmen ellerinde bu şap tespit edilmişti.
Osmanlı arşiv belgelerinden çıkan genel tabloda, devlet mal alışverişinde geçerli nizamnameleri uygulamak için çaba göstermiştir. Fakat, taşra düzeyinde ekonomik hayata hâkim olan arz ve talep, bu nizamnamelerin uygulanmasında güçlük çıkarıyordu. Yerel ekonomik faktörler, devletin belirlediği şap üretim ve satış dengesini bozmaktaydı.
Sonuç
Osmanlı Devleti’nde şap üretimi başlıca Karahisar-ı Şarkî, Marunya ve Gediz’de yapılmaktaydı. Foça’da da şap madeni işletildiği bilinse de XVIII. ve XIX. yüzyıla ait belgelere bu durum yansımamıştır. Endüstrinin çeşitli alanlarında, özellikle kumaş boyamasında kullanımı, şapın önemli bir ticaret maddesi olmasını sağlamıştır. Bu kullanımı dolayısıyla Anadolu’da şap madeni çıkarılan yakın bölgelerde kumaş ile ilgili bir üretim gelişmişti.
Madenler devletlerin ekonomik kalkınmasında önemli bir yere sahip olduğundan bulunduğu yerler fetihlerde öncellikli bölge olmuştur. Gemiyanoğulları’na önemli ölçüde zenginlik getiren Kütahya şapı nedeniyle, Gediz ve çevresi Osmanlı’nın bu bölgede elde ettiği ilk yerlerdendir. Osmanlı Devleti, Gediz’de bulunan şap madeni işletmesi dolayısıyla elinde bulunan bu bölgeyi, diğer maden işletmelerine benzer bir şekilde yönetti. Buna göre Gediz şap işletmesi XVIII. ve XIX. yüzyılda açılan ihalelerle en yüksek fiyatı veren kişiye, sarraf kefaletinde iltizama verildi. Bu yüzyıllarda Marunya ve Gediz şap madeni birlikte iltizama verildi. Gediz’de üretim tam olarak tespit edilemese de geniş bir satış ağına sahip olduğu belirlendi. Tekelci bir satış anlayışı ile yönetilen şap madeninin satış noktaları belirlenerek, şapın bu mahaller dışında satışı kesinlikle yasaklandı. Şap satışı konusunda getirilen kısıtlamalar, halkın şapa olan talebi ve şaphanede çalışanların ekonomik durumları veya suiistimalleri şaphanede kaçakçılık olaylarının yaşanmasına neden oldu. Devletin getirdiği sıkı tedbirler özellikle imalat yapılan bölgelerde şapın kullanılmasını sağlayarak ekonomiye canlılık katmaktı. Devlet, bu anlamda istikrarlı bir ticari politika izledi.
Klasik dönemde vergi muafiyeti ile madencilik hizmeti alınsa da XVIII. yüzyılın ilk yarısında genel olarak muafiyetlik kaldırılmıştı. Bu durumda ocaklarda çalışan madenciler, ırgat durumuna geçmiş ve ekonomik olarak zorlanmışlardı. Fakat, üretimde devamlılığı sağlamakta kararlı olan devlet bu durumu fark etmiş ve gereken düzenlemeleri yaparak işçilere zam vermiş, vergiyi tamamen kaldırmasa da indirimine gitmişti.
Kütahya Şapı olarak geçen Gediz’de çıkarılan şapın Anadolu’daki çıkarılan diğer şaplara oranla kalitesi daha düşüktü. Bu durum, Kütahya şapının satış noktalarında Karahisar-ı Şarkî şapının dolaşımını tetikledi. Kütahya şapının rezerv kaynağı ile Marunya şapının rezerv kaynağı birbirine yakın olsa da, Kütahya’daki biraz daha fazlaydı.
Satış alanlarına gönderilmek üzere Kütahya şapı, Batı Anadolu’da bulunan yerleşik Türkmen unsurların develerine yüklenmekteydi. Böylece, şap madeninin İzmir limanı vasıtasıyla Ege adalarına dağıtımı gerçekleşti. Erken dönemlerde şap ticaretinde önemli olan Ceneviz’in yerini Kıbrıs, Sakız, Eğriboz, İnebahtı ve Mora adaları aldı. Önemli bir satış ağına sahip olması nedeniyle Kütahya şapı bölge ticaretinin gelişmesinde katkıda bulunurken devlet hazinesine gelir kazandırdı.